İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Faik Özgür Erol Başvurusu (B. No: 2013/2719)

1. Başvuru, ceza infaz kurumu tarafından Demokratik Modernite

Başvuru No2013/2719Tarih9 Mart 2016Okuma31 dk · 6.296 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Faik Özgür Erol Başvurusu

Karar tarihi
9 Mart 2016
Başvuru Numarası
2013/2719
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.296 kelime·31 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ceza infaz kurumu tarafından Demokratik Modernite

adlı Dergi'nin (Dergi) başvurucuya teslim edilmeyerek yayına erişiminin

engellenmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/4/2013 tarihinde Anayasa

Mahkemesine Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru

formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/7/2015

tarihinde, başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/7/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm başkanıtarafından 9/11/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvurunun bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 4/12/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, 22/1/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulanmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediği iddiasıyla

tutuklanan başvurucu, başvuru tarihi itibarıyla Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek

Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olarak bulunmaktadır.

10. Posta yoluyla gönderilmiş olan Demokratik Modernite adlı

Dergi'nin 2012 yılı 3. sayısı, Kocaeli 2 No.lu F Tipi Yüksek Güvenlikli Ceza

İnfaz Kurumu Eğitim Kurulunun (Eğitim Kurulu) 21/11/2012

tarihli ve K.2012/64/63 sayılı kararı gereğince başvurucuya teslim edilmemiştir.

11. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

“İlgili dergide yasa dışı

terör örgütünün sözde lideri Abdullah ÖCALAN'ın

yasaklı kitaplarından alıntılar (Örnk.

S.29-86) yapılmış olup; ÖCALAN'ı

ve örgütü övücü, meşrulaştırıcı (Örnek. S.35-47) ifade

ve yorumlar vardır.

Belirtilen

nedenlerden: Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 62. Maddesinin 3. bendinde geçen 'Kuruma

gelen her türlü yayının, kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen

haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan nitelikte olup olmadığına karar

vermek.' ve ayrıca, Ceza İnfaz Kurumları ile Tutukevleri Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi'nin 11. Maddesinin (b) bendinde geçen 'Mahkemece

yasaklanmamış olsa bile, Kurum güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen

haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsadığı eğitim kurulu kararıyla tespit

edilen hiçbir yayın kuruma kabul edilmez.' hükmüne binaen ilgili yayınların

arşive kaldırılmasına, adı geçen hükümlü ve tutuklulara verilmemesine, ...”

12 Başvurucu, bu karara karşı Kocaeli İnfaz Hâkimliğine (İnfaz

Hâkimliği) itirazda bulunmuştur. Başvurucunun itirazını inceleyen İnfaz

Hâkimliği 13/2/2013 tarihli ve E.2012/2531, K.2013/839

sayılı kararıyla itirazı reddetmiştir.

13. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

" ... Taleple ilgili

olarak C.Savcısından yazılı görüş istenilmiş C.Savcısı yasal olmayanitirazın reddinekarar verilmesimütalaasında

bulunmuştur.

İtiraz edenin dilekçesi, Eğitim Kurulu

kararına yönelik karar ve ekleri bir bütün halinde inceleyip

değerlendirildiğinde, kararının usul ve yasalara uygun olduğu kanaat ve

sonucuna varıldığından talebin reddine karar verilmesi gerekmiştir."

14. Başvurucunun anılan ret kararına karşı yaptığı itiraz,

Kocaeli 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 5/3/2013 tarihli ve

2013/322 Değişik İş sayılı kararında İnfaz Hâkimliği kararının usul ve yasaya

uygun olduğu gerekçesiyle reddedilmiş, anılan karar başvurucuya 14/3/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

15. Başvurucu 11/4/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. Başvuruya Konu Dergi

16. Demokratik Modernite, merkezi İstanbul’da olan ve iki ayda

bir yayımlanan bir dergidir.

17. Dergi'nin başvuruya konu 2012/3 numaralı sayısının ilgili

kısımları, başvuru dosyasının içinde bulunan nüshadan incelenmiştir.

18. Dergi'nin 28. vd. sayfalarında yer

verilen ve N.K. tarafından kaleme alınan “Kapitalist

Modernitenin Hegomonik

Saldırısı ve Ortadoğu Krizinden Çıkış” başlıklı makalede,

Ortadoğu’da meydana gelen gelişmelerin temel nedenleri ve bundan çıkış yolları

üzerinde durulurken bu nedenlerden birinin Abdullah Öcalan tarafından dile

getirilen “kapitalist hegemonyanın ‘çekirdek

gücü’ olan İsrail’in her koşulda

korunması ve varlığını bölgesel hegemon olarak sürdürmesinin

sağlanması” olduğu belirtilmiştir. Ayrıca kapitalist modernitenin bu amaçla gerçekleşen saldırılarının, Ortadoğu

toplumsallığını parçalamakla kalmadığı, aynı zamanda atomize

edilen toplumsallığın kendi içerisinde çok yönlü çelişki ve çatışma zeminine

çekilerek sosyal kültür olarak da bitirilmek istendiği ifade edilmiştir.

19. Makalenin devamında ise yazar, Ortadoğu’nun krizden çıkışı

için Abdullah Öcalan tarafından dile getirilen demokratik moderniteden

alıntılara yer verilmiştir. Bunlardan birinin demokratik ulus kavramı,

diğerinin ise komün ekonomisi olduğu belirtilerek bu konuda açıklamalar

yapılırken yazar, terör örgütü lideri olan Abdullah Öcalan’ın kavramsal

tanımlamalarına yer vermiştir.

20. Dergi'nin 33. sayfasından başlayıp

devam eden ve C. Ö. tarafından kaleme alınan “Ortadoğu’da

Ahlak-Politika ve Demokrasi Sorunu” başlıklı makalede, Ortadoğu

coğrafyasında yaşanan ortak sorunların başında ahlak, politika ve demokrasinin

geldiği, bu kavramların toplumsal oluşumundaki yeri ve önemi üzerinde durulurken

Öcalan tarafından kaleme alınan “Ortadoğu’da

Uygarlık Krizi” adlı kitaptan alıntılar yapılarak “ahlak”, “politika”

ve “demokrasi” kavramlarının

açıklanmasına yer verilmiştir.

21. Makalenin devamında ise Ortadoğu’da

halkların kendi dinamiklerine dayanan, oradan beslenen ahlaki ve politik

yapılanmaya her zamankinden daha fazla ihtiyaç olduğu, özellikle halkın

kendisini kattığı ve kararlarını doğrudan katılımı ile gerçekleştirdiği

toplumsal yapılanmaya gereksinim olduğu belirtilirken bu konuda Öcalan’ın “Demokratik Ulus Çözümü” adlı savunmasında

belirttiği konfederalist çözüm modelinin önemli

olduğuna vurgu yapılmıştır.

22. Dergi'nin, 36 ilâ 38. sayfalarında, Y.D. tarafından kaleme

alınan “Ortadoğu’da Liderlik Kültü ve

Önderlik Gerçeği” başlıklı makalede, Ortadoğu’da liderlik kültü ele

alınırken bunun anlaşılabilmesi için derin bir tarih kültürüne gereksinim

olduğu, önderliğin varoluş ya da yok oluş dönemlerinde ortaya çıktığı, bu tür

önderlerin daha çok peygamber olarak adlandırıldığı,toplumların

sadece güncel sorunlarını çözen değil, geleceklerini de güvence altına alan

çözümleri; zihinsel, örgütsel ve eylemsel olarak yaşama geçiren kişilerin önder

olabileceği; Hz. İsa, Hz. Muhammed, Lenin, Mandela ve Abdullah Öcalan’ın ilk

akla gelen örnek önderler olduğu ifade edilmiştir.

23. Dergi'nin, 39 ilâ 42. sayfalarında, M.Y. tarafından kaleme

alınan “Ortadoğu Toplumunda Tarihsel

Direnişler ve Çözüm Arayışları” başlıklı makalede yazar, Ortadoğu’da

devletler arasında kan bağı ya da akraba uyuşması

olduğu gibi devletçi geleneğe karşı da direnişler olduğunu, bu direnişlerin

toplumsal mirası paylaşarak devam ettiğini, oysa bu direnişlerin birbirinden

kopuk olduğunu, bunun anlaşılabilmesi için Abdullah Öcalan’ın direnişlerdeki

nedensellik bağı konusundaki görüşlerinin önemle incelenmesi gerektiğini,

Öcalan’ın “merkez-çevre diyalektiği”

ekseninde bir direnişler tarihi açıklaması yaptığını, bu diyalektiğin, merkezî

uygarlığın bunalım süreçleriyle açıklandığını belirtmiştir.

24. Dergi'nin 44 ilâ 48. sayfalarında

A.S. tarafından kaleme alınan “Devlet ve

Demokrasi İkileminde Ortadoğu Çözümü” başlıklı makalede, güncel

sorunlara çözüm arayışında işaret edilen yerin tarih olduğu, güncelde yaşanan

sorunların çözümünün sadece bilmekle değil, aynı zamanda yapmakla

gerçekleşeceği, tarih ile şimdi arasındaki bu bağlamın diyalektiğini en güçlü ifadelendirenin Abdullah Öcalan olduğu belirtilmiştir. Öcalan’ın “tarih günümüzde saklı, biz tarihin başlangıcında

gizliyiz” derken çözümün de sorunun da adresini ve dolayısıyla

diyalektiğini verdiğini ifade etmiştir. Ortadoğu’da çözümden bahsedilebilmesi

için öncelikli olarak toplumsal hakikat perspektifinin kabul edilmesi

gerektiği, bunun kabul edildiği durumda ise her toplumsallığın farklı bir hakikati

olduğunun kabul edilmiş olduğu, dolayısıyla her toplumun çözümünün de farklı

olacağı ifade edilmiştir. Çözüm modellerinden birincisi Öcalan’a göre “devlet ulusuyla demokratik ulusun varlığını ve

özerkliğini esas alan anayasal çözüm” olup bir değer çözüm yöntemi

ise “Demokratik Konfederalizm”dir. Yazar, Öcalan’ın

demokratik konfederalizm çözümünün özünün

demokrasinin toplumsallaşması oduğunu ifade etmiştir.

25. Dergi'nin 49 ilâ 54. sayfalarında A.S. tarafından kaleme

alınan “Ortadoğu’da Kadın Devrimi”

başlıklı makalenin girişinde Abdullah Öcalan’ın “Sistem reformla düzelme şansını çoktan yitirmiştir. Gerekli olan, tüm

toplumsal alanlarda yürütülecek bir kadın devrimidir.” ifadelerine

yer verilmiştir. Yazının devamında bir toplumu düşürmenin, zayıflatmanın ve

köleleştirmenin ilk adımının kadınları düşürmek, zayıflatmak ve köleleştirmek

olduğu; güçten düşürülen kadının, güçten düşürülen toplumsallık, toplumsal

ahlak ve toplumsal vicdan demek olduğu ifade edilmiştir. Kadının özgürleşmesi

için ne yapılması gerektiği sorusuna yazar, Öcalan’ın “Aslında negatif bir duruş gerekiyor. Sistemin hakikat

rejimine her cepheden olumsuz davranmak! Kuru bir cephe alıştan bahsetmiyorum.

Onu çözerek karşı duruşun sergilenmesi gerektiğini savunuyorum”

sözlerine atıf yaparak cevap vermeye çalışmıştır.

26. Makalenin devamında, kadın

hareketinin bir toplumun ulusal demokratik özgürlük mücadelesinin öncülüğünü de

yürüttüğü; bu mücadeleyi sokak siyasetinde, meclis kürsülerinde, kota

uygulamasında ve eşbaşkanlık ilkesiyle ülkede ve tüm

bölgede gerçekleştirdiği, Kürt kadının; ataerkil din, töre ve sosyal kapatma

cenderesinden çıkarıp ulusal özgürlük mücadelesinin söz ve karar gücüne

dönüştürenin Kürdistan Devrimi olduğu; bu özelliğiyle devrimin bir kadın

devrimi olduğu ifade edilmiştir.

27. Dergi'nin 57 ilâ 60. sayfalarında R.Ç tarafından kaleme

alınan “Ortadoğu’da Kürt Kültürel Tarihi”

başlıklı makalede kültürel tarih ve bu bağlamda Kürtlerin tarihi anlatılmaya

çalışılmıştır. Yazar, Kürt etnik kimliğini açıklarken neolitik dönemde Kürt

etnik kimliği ile Kürt kabile kimliğinin iç içe geçtiğini, Kürtlerdeki

kabile-aşiretçiliğinin güçlü olmasının nedeninin bu olduğu, Kürtlerin kabileyi

ilk yaşayan toplum olmasının büyük ihtimal dahilinde

olması nedeniyle Abdullah Öcalan’ın, Kürtlerin kabile toplumunun temsilcisi

olduğunu ifade ettiğini belirtmiştir.

28. Dergi'nin 61 ilâ 64. sayfalarında

R.Ç. tarafından kaleme alınan “Ortadoğu’da

Yaşananlar Sanal mı?” başlıklı makalede Ortadoğu’da yaşanan

ayaklanmalar ve arayışlar konu edinilmiş, bölgenin merkezinde yer alan

Kürtlerin de herkes gibi bu gelişmelere duyarlı olmasının doğal olduğu, zira bu

gelişmelerden en çok etkilenen ve etkilenme potansiyeline sahip bir halk

konumunda olduğu, Kürtlerin bölgedeki diğer halklardan daha önce örgütlendiği

ve devrimsel sürece girdiği ifade edilmiştir. Yazının devamında PKK’nın bir güç

olarak geliştiği sürece değinilmiş; 1970 yıllarında şekillenen PKK’nın

liderliğini yapan Öcalan’ın önce sosyalist ideolojiyi benimsediği, Sovyet

blokunun çökmesiyle eski sosyalist anlayış yerine “daha az devlet daha çok demokrasi” biçiminde bakışını

formüle ettiği ve Konfederal demokratik bir sistemi teorileştirdiği ifade edilmiştir.

29. Dergi'nin 68 ilâ 72. sayfalarında

M.İ. tarafından kaleme alınan “Ortadoğu’da

Mezhep Sorunu ve Şii Geleneği” başlıklı makalede 2010 yılının

sonlarında başlayan ve “Arap Baharı”

olarak adlandırılan halk hareketlenmelerinin, “Ortadoğu’nun

kültürel ve sosyo-politik dokusuna dayatılan

kapitalist modernite unsurlarına karşı bir direnişi

de temsil ettikleri” şeklinde de anlaşılması gerektiği, bu konuda “Öcalan” ın“…her şeyden önce yaşanan çatışmanın uygarlık hegomonyası çerçevesinde değil, kültürel çerçevede

geliştiğinin bilinmesi önem taşır. Kültürel

çatışmanın uzun sürmesi ve bölgenin yerleşik kültürünün kolayca teslim

olmaması, hatta kültürel hegomonik savaşa kalkışması

beklenmelidir.”

görüşüne yer verilmiştir. Yazıda, Şia ve Şiilik kavramları üzerinde durulmuş,nihayetinde İran Devrimi

açıklanırken bu konuda Abdullah Öcalan’ın görüşlerine yer verilmiştir. Yazıda

Öcalan’ın İran devrimini, “20.yy.’ın son

büyük sosyal devrimi olarak” tanımladığı, bu devrimin “esas gücünün tarihin derinliklerinden gelen toplumsal

kültüründen ve isyan geleneğinden” aldığı belirtilmiştir.

30. Dergi'nin 81 ilâ 86. sayfalarında

H.D. tarafından kaleme alınan “BOP(Büyük

Ortadoğu Projesi) ve Siyasal İslam” başlıklı makalede, kapitalist modernitenin yapısal kriziyle bağlantılı olarak ortaya

çıkan krizin, “III. Dünya Savaşı”

olarak nitelendirildiği, küresel güç merkezlerinin I. ve II. Dünya savaşlarında

yarım bıraktıkları hesapların Ortadoğu üzerinde yürütüldüğü, söz konusu

projenin bölgede yeni bir hegomonya oluşturma

operasyonu olduğu ifade edilmiştir. Yazıda, projenin birden fazla ayağının

olduğu, bunlardan birinin dünyanın neresinde olursa olsun sistem dışı devrimci

demokratik hareketlerin tasfiye edilmesi, parçalanması ve söz konusu

eğilimlerin etkisizleştirilmesi olduğu, aynı politikanın Kürtlere ve Kürt

Özgürlük Hareketine de karşı kullanıldığı, Öcalan’ın uluslararası bir komployla

Türkiye’ye teslim edilmesinin de bu politikayla yakından ilişkili olduğu iddia

edilmiştir.

C. İlgili Hukuk

31. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı

İnfaz Hâkimliği Kanunu’nun“İnfaz hâkimliklerinin görevleri” kenar başlıklı

4. maddesi şöyledir:

“İnfaz Hâkimliklerinin görevleri şunlardır:

1. Hükümlü ve tutukluların ceza infaz

kurumları ve tutukevlerine kabul edilmeleri, yerleştirilmeleri,

barındırılmaları, ısıtılmaları ve giydirilmeleri, beslenmeleri, temizliklerinin

sağlanması, bedensel ve ruhsal sağlıklarının korunması amacıyla muayene ve

tedavilerinin yaptırılması, dışarıyla ilişkileri, çalıştırılmaları gibi işlem

veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

2. Hükümlülerin cezalarının infazı, müşahadeye tabi tutulmaları, açık cezaevlerine ayrılmaları,

izin, sevk, nakil ve tahliyeleri; tutukluların sevk ve tahliyeleri gibi işlem

veya faaliyetlere ilişkin şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

3. Hükümlü ve tutuklular hakkında alınan

disiplin tedbirleri ve verilen disiplin cezalarının kanun, tüzük veya

yönetmelik hükümleri ile genelgelere aykırı olduğu iddiasıyla yapılan

şikâyetleri incelemek ve karara bağlamak.

4. Ceza infaz kurumları ve tutukevleri izleme

kurullarının kendi yetki alanlarına giren ceza infaz kurumları ve

tutukevlerindeki tespitleri ile ilgili olarak düzenleyip intikal ettirdikleri

raporları inceleyerek, varsa şikâyet niteliğindeki konular hakkında karar

vermek.

5. Kanunlarla verilen diğer görevleri yapmak.

Kanunlarda başka bir yargı merciine bırakılan

konulara ilişkin hükümler saklıdır.”

32. 4675 sayılı Kanun’un “İnfaz

hâkimliğince şikâyet üzerine verilen kararlar” kenar başlıklı 6.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Şikayet başvurusu

üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın dosya üzerinden bir hafta içinde

karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar vermeden önce şikayet konusu işlem

veya faaliyet hakkında resen araştırma yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge

isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet

savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek cümle: 22/7/2010-6008

S.K./5.md.) Disiplin cezasına karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi,

hükümlü veya tutuklunun savunmasını aldıktan ve talep edilen diğer delilleri

toplayıp değerlendirdikten sonra kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008

S.K./5.md.) Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve

vekaletnamesini ibraz etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı

aracılığıyla yapabilir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008

S.K./5.md.) İnfaz hâkimi gerekli görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun

savunmasını ceza infaz kurumunda da alabilir.”

33. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı”

kenar başlıklı 62. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü, mahkemelerce yasaklanmamış

olması koşuluyla süreli ve süresiz yayınlardan bedelini ödeyerek yararlanma

hakkına sahiptir.

(2) Resmî kurumlar, üniversiteler, kamu kurumu

niteliğindeki meslek kuruluşları ile mahkemelerce yasaklanmamış olması

koşuluyla Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ve kamu yararına

çalışan dernekler tarafından çıkartılan gazete, kitap ve basılı yayınlar,

hükümlülere ücretsiz olarak ve serbestçe verilir. Eğitim ve öğretimine devam eden

hükümlülerin ders kitapları denetime tâbi tutulamaz.

(3) Kurum güvenliğini tehlikeye düşüren veya

müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları kapsayan hiçbir yayın hükümlüye

verilmez.”

34. 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı

Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren Ceza

İnfaz Kurumlarının Yönetimi İle Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün “Eğitim

kurulunun görev ve yetkileri” kenar başlıklı 43. maddesinin (1)

numaralı fırkasının (ı) bendi şöyledir:

“(1) Eğitim Kurulu aşağıda sayılan işleri

yapmakla görevli ve yetkilidir;

…

ı) Kuruma gelen her türlü yayının, kurum

güvenliğini tehlikeye düşüren veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve yorumları

kapsayan nitelikte olup olmadığına karar vermek,

…”

35. 12/7/2005 tarihli Adalet Bakanı oluru

ile yürürlüğe giren Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’nin “Kuruma

kabul edilmeyecek yayınlar” kenar başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“a) Mahkemelerce yasaklanmış olan,

b) Mahkemelerce yasaklanmamış olsa bile, kurum

güvenliğini tehlikeye düşürdüğü veya müstehcen haber, yazı, fotoğraf ve

yorumları kapsadığı eğitim kurulu kararıyla tespit edilen, hiçbir yayın kuruma

kabul edilmez.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 9/3/2016 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

37. Başvurucu; kendisine verilmemesine

karar verilen Dergi hakkında mahkemeler tarafından verilmiş herhangi bir

yasaklama kararı olmadığını, ayrıca Eğitim Kurulunun yasaklamaya ilişkin

kararında, Kanunda belirtilen kurum güvenliğini tehlikeye düşürme şartının ne

şekilde gerçekleştiğine dair yeterli gerekçenin de yer almadığını, dolayısıyla

Eğitim Kurulunun başvuruya konu müdahalesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek

söz konusu müdahale nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüş,

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

38. Başvurucu, basım veya dağıtımına ilişkin herhangi bir

yasaklama kararı bulunmayan, kamuya açık alanlarda satışı yapılan ve herkesin

erişimine açık olan Dergi'nin Eğitim Kurulu tarafından yasaklanmasının

Anayasa’nın 26. ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin (Sözleşme) 10.

maddelerine aykırı olduğunu belirterek ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

39. Bakanlık görüş yazısında, başvurucunun ifade özgürlüğünün

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetinin kabul edilebilirliği yönünden görüş

bildirilmemiştir.

40. Başvurucunun, açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan ifade

özgürlüğünün ihlal edildiğine dair başvurusunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

41. Başvurucu, kendisine verilmemesine

karar verilen Dergi hakkında mahkemeler tarafından verilmiş herhangi bir

yasaklama kararı olmadığını, ayrıca Eğitim Kurulunun yasaklamaya ilişkin

kararında, Kanunda belirtilen kurum güvenliğini tehlikeye düşürme şartının ne

şekilde gerçekleştiğine dair yeterli gerekçenin yer almadığını, dolayısıyla

Eğitim Kurulunun başvuruya konu müdahalesinin hukuka aykırı olduğunu belirterek

söz konusu müdahale nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

42. Bakanlık görüş yazısında, başvuruya konu Dergi'nin

başvurucuya verilmemesine ilişkin kararın kanuni bir dayanağının olduğu, bu

kapsamda söz konusu kararın suç işlenmesinin önlenmesi ve kamu emniyeti gibi

amaçlarla alındığının anlaşıldığı; Eğitim Kurulu kararında, Dergi'nin bazı

bölümlerinde Abdullah Öcalan’ın yasaklı kitaplarından alıntılar bulunduğu

gerekçesiyle verilmediği belirtilmiştir.

43. Bakanlık, ayrıca başvurucunun ifade

özgürlüğüne yönelik bir müdahale olup olmadığı, gerçekleştirilen müdahalenin

yasayla öngörülmüş olup olmadığı, müdahalenin meşru amaçlara dayanıp dayanmadığı

ve müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı temelinde

incelenmesi gerektiğini belirterek ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM)

bazı kararlarına atıfta bulunarak cezaevlerinde düzenin ve disiplinin

sağlanması çok önemli olduğundan kuralların daha sıkı uygulanabileceğini ve bu

tür uygulamaların Sözleşme’nin 10. maddesine uygun olacağını ifade etmiştir.

44. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve

kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak

açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların müdahalesi

olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de kapsar. Bu

fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya benzeri yollarla yapılan yayımların

izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin

kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel

nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması,

suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması, Devlet sırrı olarak usulünce

belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel

ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya

yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarıyla

sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının

kullanılmasına ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek

kaydıyla, düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin

kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

45. Sözleşme'nin 10. maddesi şöyledir:

“1. Herkes ifade özgürlüğü

hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke

sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de

verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde, Devletlerin radyo, televizyon ve sinema

işletmelerini bir izin rejimine tabi tutmalarına engel değildir.

2. Görev ve

sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve

demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu

güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin

önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması,

gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı erkinin yetki ve

tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı formaliteler,

koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

46. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğünün kullanımında

başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim

veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifade

aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (Emin Aydın [GK], B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43).

47. İfade özgürlüğü; insanın serbestçe haber, bilgi ve

başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı

kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli yollarla

serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına

aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir (Emin

Aydın, § 40).

48. Somut olayda cezaevinde tutuklu olarak bulunan başvurucuya gönderilenDergi'nin, Eğitim Kurulu tarafından sakıncalı

bulunması nedeniyle cezaevi idaresince verilmemesinin, ifade özgürlüğü

kapsamında kaldığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Haber veya

fikirlere ulaşma hakkı, ifade özgürlüğünün ayrılmaz bir parçasıdır. Anayasa’da

ifade özgürlüğüne ilişkin olarak daha ayrıntılı düzenlemeler de yer almakla

birlikte mevcut koşullar altında başvurunun ifade özgürlüğüne ilişkin temel

düzenleme olan Anayasa’nın 26. maddesi kapsamında incelenmesinin uygun olacağı

değerlendirilmiştir.

49. Hükümlü ve tutuklular, Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak

alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak

sahiptir (Mehmet Reşit Arslan ve diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014, § 65; Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No. 74025/01, 6/10/2005, §

69). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğü de (Yankov/Bulgaristan, B. No. 39084/97, 11/12/2003; T./Birleşik

Krallık, B. No. 8231/78, 12/10/1983) Anayasa ve Sözleşme kapsamında

koruma altındadır.

50. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen

istisnalar gereğince ifade özgürlüğü mutlak bir hak niteliğinde değildir.

Sınırlanabilir nitelikte olmasına rağmen ifade özgürlüğünün demokratik

toplumlar için önemi gözetildiğinde sınırlamaların daha dar yorumlanması ve bir

sınırlamanın gerekliliğinin inandırıcı ve makul olması gerekmektedir (Yankov/Bulgaristan, § 129). Temel hak ve

özgürlüklerin sınırlanmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler gözönüne alınmak zorundadır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne

getirilen sınırlamaların denetiminin Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan

ölçütler çerçevesinde ve 26. maddesi kapsamında yapılması gerekmektedir (İbrahim Bilmez, B. No: 2013/434, 26/2/2015, § 51).

51. Öte yandan cezaevinde bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak

suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi cezaevinde güvenliğin ve düzenin

korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda

mahkûmların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir. Ancak bu durumda

dahi hükümlü ve tutukluların haklarına yönelik herhangi bir sınırlama makul ve

ölçülü olmalıdır (Benzer yönde AİHM kararları için bkz.Silver ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72, 6205/73…, 23/3/1983, §§ 99-105).

52. Açıklanan ilkeler ışığında başvuruya konu olayda, ifade

özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde öncelikle

müdahalenin mevcut olup olmadığının, sonrasında ise müdahalenin haklı sebeplere

dayanıp dayanmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

a. Müdahalenin

Varlığı

53. Ceza İnfaz Kurumunda tutuklu olan başvurucunun Dergi'ye erişiminin engellenmesinin, başvurucunun bilgi ve

düşünceleri edinme özgürlüğüne ve dolayısıyla ifade özgürlüğüne yönelik bir

müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

54. Tespit edilen müdahalenin, Anayasa’nın 26. maddesi anlamında

meşru kabul edilebilmesi için aynı maddenin ikinci fıkrasında belirtilen

sınırlama nedenlerinden bir veya daha fazlasına dayanması ve hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen

güvencelere uygun olması gereklidir. Bu nedenle sınırlamanın; Anayasa’nın 13.

maddesinde öngörülen öze dokunmama, Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş

ve kanunla öngörülmüş olma, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum

düzeninin ve lâik Cumhuriyet'in gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama

koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir (Ahmet Temiz, B. No: 2013/1822, 20/5/2015, § 36).

i. Kanunilik

55. Başvurucu, Anayasa’nın 13. maddesinde temel hak ve

hürriyetlerin ancak kanunla sınırlanabileceğinin ifade edilmiş olmasına

karşılık Eğitim Kurulu kararında atıf yapılan Yönerge maddesinin, 5275 sayılı

Kanun’un 62. maddesinin (3) numaralı fıkrasında düzenlenmeyen bir kısıtlamayı

kapsadığını belirterek müdahalenin kanunilik şartını yerine getirmediğini iddia

etmiştir.

56. Anayasa’nın 2. maddesinde yer alan hukuk devletinin temel

ilkelerinden biri “belirlilik”tir.

Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi

bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve

uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına karşı

koruyucu birtakım güvenceler içermesi gereklidir. Belirlilik ilkesi, hukuksal

güvenlikle bağlantılı olup birey, belirli bir kesinlik içinde hangi somut eylem

ve olguya hangi hukuksal yaptırımın veya sonucun bağlandığını, bunların kamu

otoritesine hangi müdahale yetkisini doğurduğunu kanundan öğrenebilme imkânına

sahip olmalıdır. Birey ancak bu durumda kendisine düşen yükümlülükleri öngörüp

davranışlarını düzenleyebilir. Hukuk güvenliği; kuralların öngörülebilir

olmasını, bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini,

devletin de kanuni düzenlemelerde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden

kaçınmasını gerekli kılar (AYM, E.2009/51, K.2010/73,20/5/2010;

AYM, E.2009/21, K.2011/16, 13/1/2011; AYM, E.2010/69, K.2011/116, 7/7/2011

AYM, E.2011/18, K.2012/53, 11/4/2012).

57. Kanunilik şartı, hak ve özgürlüklere yönelik sınırlamaların

yalnızca şeklî olarak kanunla düzenlenmesi ile sınırlı olmayıp bunların içerik

olarak da belirli bir amacı gerçekleştirmeye elverişli olmalarına ilişkin

gerekliliği ifade etmektedir. Bu açıdan kanun metni; bireylerin, gerektiğinde

hukuki yardım almak suretiyle hangi somut eylem ve olguya hangi hukuksal

yaptırımın veya sonucun bağlandığını belli bir açıklık ve kesinlikte

öngörebilmelerine imkân verecek düzeyde kaleme alınmış olmalıdır. Dolayısıyla

uygulanması öncesinde kanun, muhtemel etki ve sonuçlarına dair yeterli derecede

öngörülebilir olmalıdır. Bununla birlikte kanun metninin tüm sonuç ve etkileri

göstermesi her zaman beklenemeyeceğinden aranan açıklığın ölçüsü, söz konusu

metnin içeriği, düzenlemeyi hedeflediği alan ile hitap ettiği kitlenin statü ve

büyüklüğü gibi faktörler dikkate alınarak belirlenebilir. Bu özelliklere sahip

kanunun, aynı zamanda kolaylıkla erişilebilir nitelikte olması gerekir (AYM,

E.2011/62, K.2012/2, 12/1/2012).

58. AİHM içtihatlarına göre de bir kanuni düzenlemenin

bireylerin davranışını ona göre düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi,

kişinin gerektiği takdirde hukuki yardım almak suretiyle bu kanunun düzenlediği

alanda belli bir eylem nedeniyle ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde

öngörebilmesi gerekmektedir. Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması gerekmez.

Kanunun açıklığı, arzu edilir bir durum olmakla birlikte bazen aşırı bir

katılığı da beraberinde getirebilir. Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere

uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok kanun, işin doğası gereği, yorumlanması

ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı olan yoruma açık formüller içermektedir

(Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00, 76292/01, 13/11/2008, § 83).

59. 5275 sayılı Kanun’un “Süreli veya süresiz yayınlardan yararlanma hakkı”

kenar başlıklı 62. ve Ceza İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’nin “Kuruma

kabul edilmeyecek yayınlar” kenar başlıklı 11. maddelerinde,

yasaklanmış veya yasaklanmamış olmakla birlikte kurum güvenliğini tehlikeye

düşüren veyahut müstehcen içeriğe sahip yayınların ceza infaz kurumuna kabul

edilmeyeceği düzenlemesine yer verilmiştir.

60. Ceza infaz kurumları ve infazla ilgili mevzuatın, belirli

düzeyde açık ve öngörülebilir olması yanında özellikle özgürlüğü bağlayıcı

cezanın amacı, kurumun iç disiplininin sağlanması ve benzeri birçok nedenle

cezaevi idaresine belirli ölçüde takdir yetkisi ve bir hareket alanı sağlaması

da gerekir. Bu nedenle müdahalenin dayanağı olan düzenlemeler; yeterli düzeyde

açık, belirli, öngörülebilir ve erişilebilir niteliktedir (İbrahim Bilmez, § 59).

61. Eğitim Kurulu kararında; Dergi'de PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yasaklı

kitaplarından alıntılar yapılması, adı geçeni ve örgütü övücü, meşrulaştırıcı

ifade ve yorumlara yer verilmesi hususlarının, kurum güvenliğini tehlikeye

düşürdüğü gerekçelerine dayanıldığı, şikâyet üzerine bu kararı denetleyen İnfaz

Hâkimliğinin de bu gerekçelere atıfta bulunarak Eğitim Kurulu kararını hukuka

uygun bulduğu anlaşılmaktadır. Gerek Eğitim Kurulu gerekse İnfaz Hâkimliği kararlarında

başvuruya konu Dergi içeriğinde, PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın

yasaklı kitaplarından alıntılar yapılması ile anılan kişi ve örgütü övücü,

meşrulaştırıcı ifade ve yorumlar bulunması, 5275 sayılı Kanun’un 62. ve Ceza

İnfaz Kurumları Kütüphane ve Kitaplık Yönergesi’nin

11. maddeleri kapsamında değerlendirilmiştir. Belirtilen hususlar çerçevesinde,

başvurucunun haber veya fikirlere ulaşma hakkına yönelik müdahalenin kanuni

dayanağının olduğu açıktır.

ii. Meşru Amaç

62. Başvurucu; kendisine verilmeyen Dergi hakkında bir toplatma

kararının bulunmadığını, kanunda tahdidi olarak sayılan “kurum güvenliğini tehlikeye düşürme”

şartının gerçekleşmediğini, kurum güvenliğinin ne tür bir tehlikeye maruz

kalacağına dair somut bir gerekçenin gösterilmediğini belirterek müdahalenin

meşru bir amacının bulunmadığını iddia etmiştir.

63. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin meşru olabilmesi

için Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen millî güvenliğin,

kamu düzeninin, kamu güvenliğinin, Cumhuriyet'in temel nitelikleri ve devletin

ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması; suçların önlenmesi,

suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş

bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel ve aile

hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya yargılama

görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarına yönelik olması

gerekir (Mehmet Ali Aydın [GK],

B. No: 2013/9343, 5/6/2015, § 57).

64. Somut olayda müdahale gerekçesi;Dergi'de

PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yasaklı kitaplarından alıntılar

yapılması, adı geçeni ve örgütü övücü, meşrulaştırıcı ifade ve yorumlara yer

verilmesi hususlarının, kurum güvenliğini tehlikeye düşürmesi olarak

gösterilmiştir.

65. Gerçekten C.Ö. tarafından kaleme

alınan “Ortadoğu’da Ahlak-Politika ve

Demokrasi Sorunu” başlıklı makalede, Ortadoğu coğrafyasında yaşanan

ortak sorunlar olarak ahlak, politika ve demokrasinin geldiği, bu kavramların

toplumsal oluşumundaki yeri ve önemi üzerinde duran yazarın, Abdullah Öcalan’ın

fikirlerinden alıntılar yaparken anılan kişiyi meşrulaştırıcı ifade ve

yorumlara yer verdiği anlaşılmaktadır.

66. Bu tespitler ışığında, başvuruya konu müdahalenin, “kamu düzeni”nin sağlanması kapsamında Devlet tarafından

belirlenen amaçların ve faaliyetlerin bir uzantısı niteliğinde olduğu, bunun da

Anayasa’nın ifade özgürlüğünü güvence altına alan 26. maddesinin ikinci fıkrası

anlamında meşru bir amaç taşıdığının kabulü gerekir.

iii. Demokratik Bir

Toplumda Gerekli Olma ve Ölçülülük

67. Başvurucu, Dergi'nin verilmeme gerekçesi olarak Eğitim

Kurulu kararında Abdullah Öcalan’ın kitaplarından alıntılar yapılmış olmasının

ve örgütü övücü ifadelerin bulunmasının gösterildiğini, ancak Dergide hangi

bağlamda Öcalan’ın hangi kitabından alıntılar yapıldığının gösterilmediğini,

Öcalan'ın adının geçmesinin yasaklama için yeterli görüldüğünü belirterek

dergiye el konulmasının ölçüsüz ve orantısız olduğunu iddia etmiştir.

68. İfade özgürlüğü bazı sınırlandırmalara tabi olabilir. İfade

özgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında sayılan

sınırlandırmaların Anayasa’nın 13. maddesinin güvencesinde olan demokratik

toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı

konusunda bir değerlendirme yapılması gerekmektedir (Mehmet Ali Aydın , § 64).

69. 1982 Anayasası'nda belirtilen “demokratik toplum düzeni” kavramı, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik

toplum düzeni” ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesi ile Sözleşme’nin “demokratik toplum düzeninin gerekleri”

ölçütünün bulunduğu 8., 9., 10. ve 11. maddelerindeki

paralelliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla demokratik toplum ölçütü,

çoğulculuk, hoşgörü ve açık fikirlilik temelinde yorumlanmalıdır (Mehmet Ali Aydın, § 65).

70. Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde

sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Demokratik bir hukuk devletinde,

temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hâle getiren

sınırlamalara yer verilemez. Anayasa’nın, temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanmasını düzenleyen 13. maddesinde de temel hak ve özgürlüklerin özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’da öngörülen sebeplerle ve ancak kanunla

sınırlanabileceği kabul edilmiştir. Anayasal açıdan dokunulamayacak öz, her

temel hak ve özgürlük açısından farklılık gösterir. Bununla birlikte kanunla

getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların

kullanılmasını ciddi surette güçleştirip, amacına ulaşmasına engel olmaması ve

etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir (Mehmet Ali Aydın, § 66).

71. Temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın yapılan

sınırlamalar yönünden ise bu sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin

gerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bir başka

deyişle, öze dokunan sınırlamalar, “demokratik

toplum düzeni gerekleri” ve “ölçülülük

ilkesi”ne

evleviyetle aykırı olacağından, Anayasa koyucu temel hak ve özgürlüklerin özüne

dokunan sınırlamalar yönünden “demokratik

toplum düzeni gerekleri” ve “ölçülülük

ilkesi” bakımından ayrıca inceleme yapılmasına gerek görmemiştir (Mehmet Ali Aydın, § 67).

72. Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönünden

gözetilmesi öngörülen “demokratik toplum

düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle ifade özgürlüğü üzerindeki

sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir niteliğinde olmalarını,

başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son önlem olarak kendilerini

göstermelerini gerektirmektedir. “Demokratik

toplum düzeninin gerekleri”nden

olma, bir sınırlamanın demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal

ihtiyacın karşılanması amacına yönelik olmasını ifade etmektedir.Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir

toplumsal ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek en son çare

niteliğinde değilse demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir

olarak değerlendirilemez (Mehmet Ali Aydın,

§ 68).

73. Buradan çıkan sonuca göre demokratik toplumun temellerinden

olan ifade özgürlüğünün, sadece lehte olduğu kabul edilen veya zararsız veya

ilgilenmeye değmez görülen ifadeler için değil; devletin veya toplumun bir

bölümünü eleştiren, onlara çarpıcı gelen, onları rahatsız eden ifadeler için de

geçerli olduğu kuşkusuzdur. Çünkü bunlar, demokratik toplum düzeninde geçerli

olan çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 7/12/1976, § 49).

74. Hak ve özgürlüklere yapılacak her türlü sınırlamada esas

alınan bir başka güvence de Anayasa’nın 13. maddesinde ifade edilen “ölçülülük ilkesi”dir. Bu ilke, temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin başvurularda öncelikli olarak dikkate

alınması gereken bir güvencedir. Anayasa’nın 13. maddesinde demokratik toplum

düzeninin gerekleri ve ölçülülük kriterleri iki ayrı

ölçüt olarak düzenlenmiş olmakla birlikte bu iki ölçüt arasında ayrılmaz bir

ilişki vardır. Nitekim Anayasa Mahkemesi önceki kararlarında gereklilik ve

ölçülülük arasındaki bu ilişkiye dikkat çekmiş, amaç ile araç arasında makul

bir ilişki ve dengenin bulunması gerektiğine karar vermiştir (AYM, E.2007/4,

K.2007/81, 18/10/2007; Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014, § 93).

75. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel hak

ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple ifade özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde, hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir (Fatih Taş, §§ 92, 93)

76. Müdahalenin orantılı olduğundan söz edebilmek için temel

hakka daha az zarar verebilecek ancak aynı zamanda güdülen amacı yerine

getirebilecek nitelikte olan yöntemin tercih edilmiş olması gerekmektedir (Nada/İsviçre, B. No: 10593/08, 12/9/2012, § 183).

77. Bu bağlamda, başvuru konusu olay bakımından yapılacak

değerlendirmelerin temel ekseni, müdahaleye neden olan derece mahkemelerinin

kararlarında dayandıkları gerekçelerin ifade özgürlüğünü kısıtlama bakımından “demokratik bir toplumda gerekli” olduğunu

inandırıcı bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Fatih Taş, § 97).

78. AİHM de konuyla ilgili ilk kararlarından itibaren

Sözleşme’nin 10. maddesinin ikinci fıkrasında geçen “gerekli” kavramını Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen

yaklaşımına benzer bir biçimde açıklamıştır. AİHM’e

göre “gerekli” kavramı, “zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacı” ifade

etmektedir (Handyside/Birleşik Krallık, § 48). O hâlde ifade

özgürlüğüne yargısal veya idari bir müdahalenin, zorlayıcı bir toplumsal

ihtiyacı karşılayıp karşılamadığına bakılması gerekecektir. Bu çerçevede

müdahale, meşru amaç taşıyan orantılı bir müdahale olmalıdır. İkinci olarak

müdahalenin haklılığı için kamu makamlarının gösterdikleri gerekçeler konuyla

ilgili ve yeterli olmalıdır (başka bir bağlamda benzer bir değerlendirme için

bkz. Tayfun Cengiz, B. No:

2013/8463, 18/9/2014, § 56).

79. Dolayısıyla içeriğinde PKK terör örgütü lideri Abdullah

Öcalan’ın yasaklı kitaplarından alıntılar yapıldığı, adı geçen ve örgütü övücü,

meşrulaştırıcı ifade ve yorumlara yer verildiği tespit edilen Dergi'nin

başvurucuya verilmemesi yoluyla ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin, cezaevi

güvenliğinin tehlikeye düşürülmemesi şeklindeki meşru amaçla orantılı olduğunun

kabulü hâlinde başvurucunun talebinin reddine ilişkin gerekçelerin inandırıcı,

başka bir deyişle ilgili ve yeterli oldukları sonucuna varılabilir (benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Özgür

Gündem/Türkiye, B. No: 23144/93, 16/3/2000,

§ 57).

80. Yapılacak değerlendirmelerde ifade özgürlüğünün “herkese” tanındığının hatırda tutulması

gerekir. Yüksek güvenlikli bir cezaevinde kapatılmış bulunan bir tutuklu olan

başvurucunun da herkes gibi Anayasa’nın 26. maddesi hükmünden

yararlanabileceğinde tereddüt bulunmamaktadır. Bununla beraber disiplini

bozacak ve dolayısıyla cezaevi güvenliğini tehlikeye düşürecek faaliyetleri

önlemeye yönelik hukuki düzenlemeler olmadan bir cezaevinde düzen ve güvenliğin

sağlanması da düşünülemez (Özkan Kart,

B. No: 2013/1821, 5/11/2014, § 50).

81. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi kendi takdirini davada

uygulamadan önce müdahalenin gözetilen meşru amaçlarla orantılı olması

hususunun, öncelikle kamu gücünü kullanan makamlara ait olduğunun belirtilmesi

gerekir. Bu konuda kamu otoritelerinin bir takdir yetkisi olduğu açıktır. Bu

takdir yetkisinin genişliği birçok unsura, özellikle de söz konusu faaliyetin

niteliğine ve sınırlamaların amacına bağlı olarak değişmektedir (Özkan Kart, § 51).

82. Somut olayda başvurucuya Ceza İnfaz Kurumu tarafından teslim

edilmeyen Dergi hakkında, Eğitim Kurulu tarafından verilen kararda, anılan

Dergi'nin içeriğinde PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan’ın yasaklı

kitaplarından alıntılar yapıldığı; adı geçeni ve terör örgütünü övücü,

meşrulaştırıcı ifade ve yorumlara yer verildiği belirtilmiş ve bu hususlar

karara gerekçe gösterilmiştir. Bu karara karşı yapılan şikâyet başvurusu

üzerine İnfaz Hâkimliğinin vermiş olduğu ret kararında, Eğitim Kurulu kararının

usul ve yasalara uygun olduğu belirtilmiştir. İtiraz üzerine Kocaeli 2. Ağır

Ceza Mahkemesince verilen kararda ise İnfaz Hâkimliğinin kararındaki gerekçe

yerinde görüldüğünden itirazın reddine karar verilmiştir.

83. Dergi'nin 61 ilâ 64. sayfalarında

R.Ç. tarafından kaleme alınan “Ortadoğu’da

Yaşananlar Sanal mı?” başlıklı makalede, bölgenin merkezinde yer

alan Kürtlerin de herkes gibi bu gelişmelere duyarlı olmasının doğal olduğu, bu

gelişmelerden Kürtlerin en çok etkilenen ve etkilenme potansiyeline sahip bir

halk konumunda olduğu, Kürtlerin bölgedeki diğer halklardan daha önce

örgütlendiği ve devrimsel sürece girdiği ifade edilirken PKK’nın bölgede bir

güç olarak geliştiği, 1970 yıllarında şekillenen PKK’nın liderliğini yapan

Öcalan’ın önce sosyalist ideolojiyi benimsediği, Sovyet blokunun çökmesiyle

eski sosyalist anlayış yerine “daha az

devlet daha çok demokrasi” biçiminde bakışını formüle ettiği ve konfederal demokratik bir sistemi teorileştirdiği

ifade edilmiştir.

84. Dergi'nin 57 ilâ 60. sayfalarında R.Ç. tarafından kaleme

alınan “Ortadoğu’da Kürt Kültürel Tarihi”

başlıklı makalede ise Kürtlerin tarihi anlatılmaya çalışılmıştır. Yazar, Kürt

etnik kimliğini açıklarken neolitik dönemde Kürt etnik kimliği ile Kürt kabile

kimliğinin iç içe geçtiğini, Kürtlerdeki kabile-aşiretçiliğinin güçlü olmasının

nedenin bu olduğunu, Kürtlerin kabileyi ilk yaşayan toplum olmasının büyük

ihtimal dahilinde olduğunu, bu nedenle Abdullah

Öcalan’ın, Kürtlerin kabile toplumunun temsilcisi olduğunu ifade ettiğini

belirtmiştir.

85. Y.D. tarafından kaleme alınan “Ortadoğu’da Liderlik Kültü ve Önderlik Gerçeği” başlıklı

makalede ise yazar, önderliği tanımlarken önderliğin varoluş ya da yok oluş

dönemlerinde ortaya çıktığı, bu tür önderlerin daha çok peygamber olarak adlandırıldığı,toplumların sadece

güncel sorunlarını çözen değil, geleceklerini de güvence altına alan çözümleri

zihinsel, örgütsel ve eylemsel olarak yaşama geçiren kişilerin önder

olabileceği belirtilmiş; Hz. İsa, Hz. Muhammed, Lenin ve Mandela gibiAbdullah Öcalan’ın da ilk akla gelen örnek önderler

olduğu ifade edilmiştir

86. AİHM’e göre denetim görevi, “demokratik bir toplumu” niteleyen ilkelere

azami dikkat göstermeyi zorunlu kılmaktadır. İfade özgürlüğü, sadece hoşa giden

veya zararsız ya da tepki oluşturmayacak bilgi veya fikirler için değil;

devlete veya halkın bir kısmına ters düşen veya onları şoke eden ya da üzüntüye

sevk edenler için de geçerlidir. Demokratik toplumun “olmazsa olmazları” olan çoğulculuk,

hoşgörü ve açık fikirlilik bunu gerektirir (Handyside/Birleşik Krallık,§ 49).

87. Buna karşılık millî güvenlik ve ülkenin toprak bütünlüğünün

korunması, kamu düzeninin sağlanması ve terörle mücadelenin bir yöntemi olarak

ifade özgürlüğü kapsamındaki güvencelere birtakım sınırlamalar getirilmesi

mümkündür. Ancak bu sebeplere dayanarak özgürlüğe getirilen sınırlama, elde

edilmek istenen amaçla kullanılan vasıta arasında orantı olması ve bu yönde

acil bir sosyal ihtiyaç bulunması hâlinde ölçülü kabul edilebilecektir (benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Zana/Türkiye,

B. No: 18954/91, 25/11/1997, §§ 55-62). Bu noktada

gözetilmesi gereken orantı, kişilerin haber veya fikirlere ulaşma hakkı ile

devletin, toplumu terör eylemlerinden koruma ve ceza infaz kurumlarındaki

güvenlik sorunlarını ortadan kaldırma yükümlülüğü arasında olup devletin bu

konudaki takdir marjını kullanırken anılan orantının

gözetilip gözetilmediğinin belirlenmesi gerekir. Bu değerlendirmenin ise ceza

infaz kurumlardaki somut güvenlik sorunları ışığında yapılması gereklidir.

88. Başvurucu tarafından ifade edildiği ve Bakanlık tarafından

da herhangi bir itirazda bulunulmadığı üzere başvuruya konu Dergi hakkında

herhangi bir genel yasaklama kararı bulunmamaktadır. Somut başvuru bakımından

kamu otoritesinin sınırlama gerekçesi olan cezaevi güvenliğinin sağlanması

perspektifinde, özellikle terör suçları nedeniyle tutulan kişilere ulaştırılmasına

izin verilecek yayınlara ilişkin sınırlamaların orantılılığı değerlendirilirken

bu kapsamdaki kişilerin tutuldukları ceza infaz kurumlarının güvenliği

konusundaki somut risk ve tehlikelerin dikkatten uzak tutulmaması gereklidir.

89. Başvuruya konu olayda, “cezaevi

güvenliği” başlığı altında somutlaşmış olan “kamu düzeninin korunması” meşru amacı

çerçevesinde, başvurucunun Dergi'ye erişimi

engellenmiştir. Nitekim Dergi'nin 68 ilâ 72. sayfalarında

M.İ. tarafından kaleme alınan “Ortadoğu’da

Mezhep Sorunu ve Şii Geleneği?” başlıklı makalede, M.Y. tarafından

kaleme alınan “Ortadoğu Toplumunda Tarihsel

Direnişler ve Çözüm Arayışları” başlıklı makalede ve Dergi'nin 33.

sayfasından başlayıp devam eden ve C.Ö. tarafından kaleme alınan “Ortadoğu’da Ahlak-Politika ve Demokrasi Sorunu”

başlıklı makalede yazarların görüşlerini aktarırken Öcalan’ın yasaklı

kitaplarından alıntılar yaptıkları anlaşılmaktadır.

90. Ancak tüm bunlara rağmen Ceza İnfaz Kurumunun iç

güvenliğinden sorumlu kamu otoritesinin bir parçası olan Eğitim Kurulunun

müdahale oluşturan kararının gerekçesinden ve bunu uygun bulan İnfaz Hâkimliği

kararlarından, Dergi'nin başvurucuya ulaştırılmasına izin verilmesinin, Kurum

güvenliği bakımından ne tür somut risk ve tehlikeler taşıdığı anlaşılamamaktadır.

Bu bağlamda, anılan kararda dayanılan Dergi'de

Abdullah Öcalan’ın kitaplarından alıntılar yapılması,adı geçeni ve terör örgütünü meşrulaştırıcı

ifade ve yorumlara yer verilmesi olarak ifade edilen gerekçelerin “cezaevi güvenliği” bağlamında “ilgili" ve "yeterli” olmadığı görülmektedir. Dolayısıyla Dergi'ye erişiminin engellenmesi suretiyle başvurucunun

haber veya fikirlere ulaşma hakkına getirilen kısıtlamanın, demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygun ve hedeflenen meşru amaçlarla orantılı olduğu

kanaatine ulaşılamamıştır.

91. Açıklanan nedenlerle başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

92. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

93. Başvurucu insan onuru ve saygınlığını zedeleyen ve bilgi

alma hakkından mahrum kalmasına yol açan kararlar sonucunda ortaya çıkan acı ve

üzüntüsü nedeniyle 2.500 TL manevi tazminat ve yaptığı ve yapacağı masraflar

nedeniyle 1.000 TL’nin kendisine ödenmesini talep etmiştir.

94. Başvuruda ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

95. Başvurucunun ifade özgürlüğünün ihlal edilmiş olması

nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 1.000 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir.

96. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin kabulüne,

B. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade

özgürlüğünün İHLAL EDİLDİĞİNE, Osman Alifeyyaz PAKSÜT'ün karşıoyu ve

OYÇOKLUĞUYLA,

D. Başvurucuya net 1.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

F. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca

tahsil edilmesi mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama

giderlerini ödemekten TAMAMEN MUAF TUTULMASINA

9/3/2016tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Başvurucunun cezasını çekmekte olduğu ceza infaz kurumunun

“Demokratik Modernite” adlı derginin başvurucuya

teslimini engellemesinde, Abdullah ÖCALAN (2013/409) ve Engin DEMİR (2013/2947)

başvurularına ilişkin karşıoylarımızda belirtilen

nedenlerle, her hangi bir ihlal bulunmadığı kanaatiyle çoğunluk görüşüne

katılmamaktayım.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

M. Emin KUZ

Raportör : Hüseyin TURAN Başvurucu : Faik Özgür EROL Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2719, 9 Mart 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. Başvuruya Konu Dergi
  8. C. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. Aym, E.2009/21, K.2011/16, 13/1/2011; Aym, E.2010/69, K.2011/116, 7/7/2011
  13. B. No: 18954/91, 25/11/1997, §§ 55-62). Bu noktada
  14. B. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL
  15. C. Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade
  16. F. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı
  17. Karşıoy Gerekçesi
  18. Paksüt
  19. M. Emin KUZ
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2719
Tarih
9 Mart 2016

İlgili Kararlar

  • Adil Taner Ovacık Başvurusu (B. No: 2014/102)
  • Nesibe Demir ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1988)
  • Dese Örme Tekstil Sanayi ve Dış Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/8986)
  • A. Ö. G. Başvurusu (B. No: 2013/1227)
  • İbrahim Demirayak Başvurusu (B. No: 2013/4075)
  • Murat Türk Başvurusu (B. No: 2013/9133)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.