İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatih Birol ve Remziye Birol Başvurusu (B. No: 2013/19)

1. Başvurucular, oğullarının askerlik görevini yerine

Başvuru No2013/19Tarih7 Mart 2014Okuma29 dk · 5.842 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Fatih Birol Ve Remziye Birol Başvurusu

Karar tarihi
7 Mart 2014
Başvuru Numarası
2013/19
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.842 kelime·29 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, oğullarının askerlik görevini yerine

getirdiği sırada idarenin kusuru sonucu intihar ettiğini, olay hakkında

yürütülen ceza soruşturmasından sonuç alınamadığını, idare aleyhine açtıkları

maddi ve manevi tazminat davasının reddedildiğini belirterek Anayasa’da düzenlenen yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşler, maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucuların vekili tarafından 17/12/2012 tarihinde İstanbul 33. Sulh Ceza Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun

Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca, başvurunun kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 20/5/2013

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 21/5/2013

tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 18/7/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvuruculara 22/7/2013 tarihinde bildirilmiş

ancak başvurucular Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamışlardır.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucuların oğlu Murat BİROL 26/5/2010

tarihinde askerlik hizmetine başlamış, acemilik eğitimini tamamlamasının

ardından 13/8/2010 tarihinde tank er olarak Ağrı Doğubayazıt 1. Mekanize Piyade

Tugayı Tank Taburu 2. Tank Bölük Komutanlığına katılmıştır.

9. Birliğine katıldıktan sonra tüm askerlere uygulanan rutin

katılış işlemleri kendisine de uygulanmıştır. Bu kapsamda, Murat BİROL’a sosyal risk tarama anketi yapılmış, kendisi bu

ankette herhangi bir sağlık sorunundan bahsetmemiştir. Ayrıca intihar eğilimi

olmadığını ve ailesinde intihar edenin bulunmadığını belirtmiştir.

10. Murat BİROL’a Kule Nöbet Genel

ve Özel Talimatlar ile birliğindeki hareket tarzına ilişkin tüm genel ve özel

talimatlar tebliğ edilmiştir. Kendisi ile yapılan özel mülakatta da askerlik

vazifesi sırasında ne şekilde hareket edilmesi gerektiği izah edilmiştir.

11. Murat BİROL ile birebir görüşme sonucunda tanzim edilen

lider danışmanlık kartında, kendisinin psikolojik ve ailevi bir probleminin

olmadığını beyan ettiği yazılmıştır.

12. Murat BİROL bu şekilde yeni birliğinde vazifesine

başladıktan sonra, vizite defterine göre katılış işlemleri nedeniyle 3/9/2010 tarihinde revire çıkmış, kendisine normal fiziki

muayene yapılmasının ardından birliğine gönderilmiştir.

13. Birliğine katılmasından 36 gün sonra 19/9/2010

tarihinde 22.45 sıralarında nöbet tuttuğu esnada, kendi silahını ateşleyerek

hayatına son vermiştir.

1. Ceza

Soruşturması Süreci

14. Murat BİROL’un kendisini

vurması üzerine durum 23.15 sıralarında Askeri Savcılığa bildirilmiştir. Askeri Savcılık tarafından resen soruşturma başlatılmış, olay

yerinin askeri savcılığa uzak olması ve gecikmesinde sakınca bulunan bir

durumla karşı karşıya olunması sebebiyle, delillerin kaybolmaması amacıyla

Askeri Savcılık tarafından müteveffanın ölü muayene ve otopsi işlemlerinin

yapılması, olay yeri incelemesinin yerine getirilmesi ve resen gözetilecek

diğer hususların yapılması için Ağrı/Doğubayazıt Cumhuriyet Başsavcılığına

talimat yazılmıştır.

15. Söz konusu talimat uyarınca Doğubayazıt Cumhuriyet

Başsavcılığında görevli bir Cumhuriyet Savcısı ve beraberinde bulunan diğer

görevliler aynı gün saat 23.40 sıralarında olay yerine ulaşmış ve aynı gün olay

yerini incelemiştir. Olay yeri inceleme ekibi tarafından fotoğraflama ve kamera

kaydı işlemleri yapılmış, olay yerinin krokisi çizilmiş, olay yerinde bulunan

tüfek ve bu tüfeğe ait şarjör ile müteveffanın yanında bulunan kovan, miğfer,

hücum yeleği, bir adet deforme olmuş vaziyetteki mermi çekirdeği muhafaza

altına alınarak incelemeye son verilmiştir.

16. Olay yeri incelemesinin yapılmasının ardından

müteveffanın ölü muayene ve otopsi işlemlerinin yapılması amacıyla, Doğubayazıt

Devlet Hastanesine geçilmiştir. Müteveffanın kimlik tespitinin yapılmasından

sonra 20/9/2010 tarih ve 2010/3186 SR sayılı Ölü

Muayene ve Otopsi İşlemine başlanmıştır. Ölü muayene işlemi sonrasında

bilirkişi doktorun görüşü doğrultusunda kesin ölüm nedeninin belirlenmesi

amacıyla cesedin klasik otopsi işleminin yapılması için İstanbul Adli Tıp

Kurumuna gönderilmesine karar verilmiştir.

17. Askeri Savcılığın talimatı üzerine Doğubayazıt Cumhuriyet

Savcısı nezaretinde, ölenin dolabı ve yatağında arama yapılmış, bu kapsamda

yapılan incelemede uyarıcı ya da uyuşturucu madde niteliğinde her hangi bir

bulguya rastlanılmamıştır. Müteveffanın kıta şahsi dosyasına da el konulmuştur.

18. Yürütülen soruşturma kapsamında Askeri Savcılık

tarafından müteveffanın anne ve babasının ifadesine başvurulmuş ve olayla

ilgili tüm personelin ifadeleri alınmıştır.

19. Olay sonrasında İdari Tahkikat Raporu hazırlanmıştır.

20. İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca 21/12/2010

tarih ve 2010/65232/2906 sayılı Ayrıntılı Otopsi Raporu düzenlenmiştir.

Otopsiden ve tetkiklerden elde edilen bilgi ve bulgular dikkate alındığında:

a. Kimya İhtisas Dairesinin raporuna

göre, kanda alkol bulunmadığı, kanda ve idrarda aranan uyutucu, uyuşturucu

maddelerin bulunmadığı, iç organlarda ve midede yapılan sistematik toksikolojik analiz sonucunda aranan maddelerin

bulunmadığı,

b. Biyoloji İhtisas Dairesinin

raporuna göre, Murat BİROL’ a ait olduğu bildirilen anal sürüntü

örneğinden hazırlanan yaymanın mikroskobik incelenmesinde sperm hücresi

görülmediği, anal sürüntü örneğinin meni içermediği,

c. Kişinin vücuduna bir adet ateşli

silah mermi çekirdeği isabet etmiş olup, müstakilen

öldürücü nitelikte olduğu,

d. Ateşli silah mermi çekirdeği giriş

deliği cilt, cilt alt bulgularına göre, atışın bitişik atış mesafesinden

yapıldığı,

e. Cesetten mermi çekirdeği elde

edilemediği,

f. Kişinin ölümünün ateşli silah mermi

çekirdeği yaralamasına bağlı kafatası kemik kırıkları ile beyin kanaması ve

beyin doku harabiyeti sonucu meydana geldiği

anlaşılmaktadır.

21. Erzurum Kriminal Polis Laboratuarı Müdürlüğünün 21/10/2010

tarih ve 2010/1743 BLS. sayılı raporuna göre, atışın

G-3 marka tüfek ile yapıldığı tespit edilmiştir.

22. Erzurum Kriminal Polis Laboratuarı Müdürlüğünün 4/10/2010

tarih ve KMY. 2010/1294 sayılı Ekspertiz Raporunda, müteveffa Murat BİROL’un kendi silahı ile kendini vurduğunun net olarak

tespit edildiği belirtilmiştir.

23. Erzurum Valiliği Olay Yeri İnceleme ve Kimlik Tespit Şube

Müdürlüğü Vücut İzi Geliştirme Laboratuarı Büro

Amirliğinin 4/10/2010 tarih ve 2010/371 sayılı

raporuna göre, piyade tüfeği ile şarjörler üzerinde iz tespit edilmesi amacıyla

yapılan araştırmanın sonucunda tasnif ve teşhise elverişli ize rastlanılmadığı

belirtilmiştir.

24. Mağdur sıfatı ile başvurucular Fatih BİROL ve Remziye BİROL’un ifadeleri alınmıştır. Müteveffanın babası olan

başvurucu Fatih BİROL, oğlunun askerde durumunun iyi olduğunu ve herhangi bir

problemi olmadığını, oğlunun kendisini neden vurduğunu bilmediğini

belirtmiştir. Müteveffanın annesi olan başvurucu Remziye BİROL ise oğlunun

herhangi bir psikolojik sorunu veya sıkıntısının olmadığını, oğlunun vefat

etmeden iki saat önce kendisini aradığını, bu konuşmada herhangi bir

sıkıntısından bahsetmediğini, oğlunun tekrar görüşürüz diyerek telefonu

kapattığını ifade etmiştir.

25. Olay tarihi itibariyle Tugay Baştabibi olarak görev yapan

İ.D. tanık olarak dinlenmiştir. İ.D. ifadesinde, olayın gerçekleşmesinden kısa

bir süre sonra olay yerine vardığını, ilk incelemede herhangi bir şüpheli durum

tespit etmediğini, müteveffanın kendi silahı ile tek el ateş etmek suretiyle

hayatına son verdiğini düşündüğünü belirtmiştir.

26. Tank Muhabere Bölüğünde teknisyen başçavuş olarak görev

yapan O.G. tanık olarak dinlenmiştir. O.G. ifadesinde,

görevinin nöbet yerini kontrol etmek olduğunu, olay tarihinde saat 22.40

civarında kontrol amacıyla müteveffanın nöbet tuttuğu 12 no’lu

nöbet kulesine çıkacağı esnada müteveffanın birlikte nöbet tuttuğu arkadaşının

nöbet defterini getirerek imzalattığını, bu sırada yukarı çıkmadığını, nöbet

defterini kontrol edip imzaladığı sırada çok büyük bir gürültü duyduğunu, bu

gürültünün önce çatıdan sac düşmesinden kaynaklandığını düşündüğünü ancak kısa

bir süre sonra nöbetçi askerin intihar ettiğinin anlaşıldığını belirtmiştir.

27. Olayın meydana geldiği anda birlikte nöbet tuttuğu er

T.Y. tanık olarak dinlenmiştir. T.Y. ifadesinde, olay

tarihinde kışlada bulunan 12 no’lu nöbet kulübesinde

22.00-24.00 saatleri arasında müteveffa ile nöbetlerinin olduğunu, nöbetten

önce doldur boşalt istasyonuna gittiklerinde devriye onbaşının müteveffaya

herhangi bir probleminin veya psikolojik sorunlarının olup olmadığını

sorduğunu, sorunu varsa bunları kendisine anlatabileceğini söylediğini,

müteveffanın da herhangi bir probleminin olmadığını söylediğini, nöbete

giderken müteveffanın devriye onbaşısına “düşmanın

alnına nişan alsam tetiğe bastığımda ölür mü?” diye sorduğunu,

devriye onbaşısının da “ölür tabii ki”

dediğini, devriye onbaşısının kendilerini nöbet yerine bıraktıktan sonra

ayrıldığını, daha sonra hem nöbet faaliyetlerini yaptıklarını hem de müteveffa

ile konuştuklarını, belli bir süre geçtikten sonra nöbet kulübesine devriye

aracının yaklaştığını görmesi üzerine nöbet defterini devriye komutanına

imzalatmak üzere aşağıya indiğini, devriye komutanının defteri imzalayacağı

sırada sac düşmesi gürültüsüne benzer bir gürültü duyduğunu, daha sonra söz

konusu olayın yaşandığını fark ettiklerini, tanıdığı kadarıyla müteveffanın

saf, iyi niyetli ve içine kapanık birisi olduğunu, kendisine nöbet esnasında ve

öncesinde herhangi bir şekilde kendini vuracağından bahsetmediğini

belirtmiştir.

28. Olay günü Tank Onbaşı olarak görev yapan T.A.’nın ifadesi alınmıştır. T.A. ifadesinde,

olay tarihinde devriye onbaşı olması sebebiyle müteveffa ile nöbet arkadaşını

nöbet yerine götürdüğünü, nöbet yerine giderken müteveffanın biraz dalgın ve

düşünceli olduğunu, kendisine bir probleminin olup olmadığını, problemi varsa

kendisine söyleyebileceğini belirttiğini, müteveffanın da kendisine herhangi

bir probleminin olmadığını söylediğini, daha sonra doldur boşalt yaptıklarını

ve beraber geri döndüklerini, müteveffanın bu sırada kendisine “mesela karşımda bir tane düşman var onu kafasından

vursam ölür mü?” diye sorduğunu, kendisinin de gülerek ve esprili

bir şekilde “Hayır o şekilde ölmez, elinden

vurursan ölür.” dediğini, bunun üzerine müteveffanın aynı soruyu bir

kez daha sorduğunu, kendisinin de elbette ölür dediğini, bu şekilde konuşarak

nöbet kulesine vardıklarını ve daha sonra kendisinin ayrıldığını, bildiği

kadarıyla müteveffanın iyi bir insan olduğunu, saf ve iyi niyetli bir kişiliği

olduğu için kolay kandırılabilecek bir yapısının olduğunu, yine bildiği

kadarıyla kız arkadaşının olmadığını belirtmiştir.

29. Murat BİROL’un samimi arkadaşı

olan Y.S. tanık olarak dinlenmiştir. Y.S. ifadesinde,

tanıdığı kadarıyla müteveffanın çok fazla içine kapanık olmadığını, kendisine

ailevi sorunlarından bahsettiğini ancak kendisini vurma eylemine yönelik herhangi

bir söz ve davranışının olmadığını, askerliğini normal şekilde yaptığını,

komutanlarının verdiği emirleri yerine getirmeye çalıştığını ancak kendisinin

yapı itibariyle saf, mülayim ve iyi niyetli olduğundan dolayı verilen emirleri

tam olarak yerine getiremediğini, arkadaşları ve komutanları ile arasında

herhangi bir probleminin olmadığı belirtmiştir. Murat BİROL’un ifadeleri alınan diğer arkadaşları da benzer yönde

ifadelerde bulunmuşlardır.

30. Askeri Savcılık tüm bu hususları değerlendirerek, Murat BİROL’un kendi iç dünyasından kaynaklanan ve dışa

yansıtmadığı sorunlar nedeniyle geçirdiği psikolojik bunalım sonucunda intihar

ettiği gerekçesiyle 23/2/2011 tarih ve E.2011/171,

K.2011/20 sayılı kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına karar vermiştir.

31. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar (KYOK), 8/3/2011 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş, söz konusu

karara karşı başvurucular tarafından itiraz kanun yoluna başvurulmamıştır.

2. AYİM’de Açılan

Tazminat Davası Süreci

32. Başvurucular kovuşturmaya yer olmadığı kararının yanlış,

çelişkili ve eksik olduğu, ölüm olayında idarenin ağır hizmet kusuru bulunduğu

gerekçesiyle, maddi ve manevi zararlarının karşılanması amacıyla 27/4/2011 tarihinde Milli Savunma Bakanlığına

başvurmuşlardır.

33. Milli Savunma Bakanlığının anılan talebe ilişkin 60 gün

içinde cevap vermemesi üzerine, başvurucular vekili tarafından, 30/6/2011 tarihli dilekçe ile Milli Savunma Bakanlığı

(İdare) aleyhine adli yardım talepli tazminat davası açılmıştır. Başvurucular,

toplamda 300.000 TL maddi ve 300.000 TL manevi olmak üzere toplam 600.000 TL

tazminat talep etmişlerdir.

34. Başvurucular vekilinin adli yardım istemi, AYİM İkinci

Dairesinin 5/10/2011 tarih ve E.2011/1204 sayılı

kararıyla kabul edilmiştir.

35. AYİM Başsavcılığı, kusursuz sorumluluk ilkesi gereğince

bilirkişi marifetiyle belirlenecek miktarın maddi tazminat olarak yasal faizi

ile birlikte ödenmesi, ortaya çıkan elem ve üzüntülerini giderecek şekilde

takdir olunacak miktarın yasal faiziyle birlikte manevi tazminat olarak

ödenmesi yönünde mütalaa sunmuştur.

36. AYİM İkinci Dairesi 28/3/2012

tarih ve E.2011/1204, K.2012/349 sayılı kararında, “… müteveffanın dış dünyaya yansımayan ve iç

dünyasından kaynaklanan kimi problemlerin etkisiyle bir anlık psikolojik

bunalıma girdiği ve nöbet sırasında intihar etmek kastıyla hamili bulunduğu

silahı ateşleyerek hayatına son verdiği ve ölümün de bu şekilde gerçekleştiği,

bu durumda müteveffanın intiharında davalı idarenin hizmet kusuru veya kusursuz

sorumluluğu gerektirir bir illiyet bağı kurulamadığı…” gerekçesiyle

başvurucuların maddi ve manevi tazminat istemlerinin yasal dayanaktan yoksun

olması sebebiyle davanın reddine karar vermiştir.

37. Dava adli yardımlı görüldüğünden AYİM İkinci Dairesinin 5/10/2011 tarih ve E.2011/1204 sayılı kararı kaldırılmıştır.

Bu kapsamda, AYİM İkinci Dairesi, 20,00 TL posta ücretinin, 66,40 TL başvuru ve

ilam harcının, ayrıca reddedilen maddi ve manevi tazminat miktarları üzerinden

hesaplanan toplam 22.850,00 TL vekâlet ücretinin başvuruculardan alınarak

davalı idareye verilmesine karar vermiştir.

38. Anılan karara başvurucular tarafından yapılan karar

düzeltme istemi, AYİM’in aynı Dairesi tarafından 7/11/2012 tarih ve E.2012/992, K.2012/989 sayılı kararı ile

reddedilmiştir. Bu Karar 20/11/2012 tarihinde

başvurucuların vekiline tebliğ edilmiştir.

39. Başvurucular, AYİM’in kararının

kendilerine tebliğinden itibaren süresi içinde 17/12/2012

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

B. İlgili Hukuk

40. 25/10/1963 tarih ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler

Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu’nun

“Kovuşturmaya yer olmadığına dair karara

itiraz” kenar başlıklı 107. maddesi şöyledir:

“Askerî savcı tarafından verilen kovuşturmaya

yer olmadığına dair karar, teşkilâtında askerî mahkeme kurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri ile şüpheli ve

suçtan zarar görene bildirilir.

Bu karara karşı teşkilâtında askerî mahkeme

kurulan kıt’a komutanı veya askerî kurum amiri ya da

suçtan zarar gören, kararın kendilerine tebliğinden itibaren onbeş gün içinde kararı veren askerî savcının teşkilâtında

olduğu askerî mahkemeye yer itibarıyla en yakın askerî mahkemede itiraz

edebilirler. En yakın askerî mahkemenin tayininde kararsızlık olursa, bu husus

Millî Savunma Bakanlığınca giderilir. İtiraz isteminde kamu davasının

açılmasını haklı gösterecek olaylar ve deliller gösterilir.”

41. 4/7/1972 tarih ve 1602 sayılı Askeri Yüksek

İdare Mahkemesi Kanunu’nun “Doğrudan doğruya

tam yargı davası açılması” başlıklı 43. maddesi şöyledir:

“İdari eylemlerden hakları ihlal edilmiş

olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan önce, bu eylemlerin

yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir

yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde yetkili makama başvurarak

haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır. Bu isteklerin kısmen veya

tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği tarihinden ve altmış gün

içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren altmış

gün içinde tam yargı davası açabilirler.

Görevli olmayan adli yargı mercilerine açılan

tam yargı davasının görevden reddi halinde sonradan Askeri Yüksek İdare

Mahkemesine açılan davalarda, birinci fıkrada öngörülen idareye başvurma şartı

aranmaz.”

42. 1602 sayılı Kanun’un 48. maddesi şöyledir:

“Daireler ve Daireler Kurulunda inceleme,

evrak üzerinde yapılır.

İptal davalarında ve miktarı ikiyüzbin lirayı aşan tam yargı davalarında taraflardan

birinin isteği üzerine duruşma yapılır.

Duruşma, dava dilekçesi ve cevap layihalarında

istenebilir.

Daireler ve Daireler Kurulu yukarıdaki

kayıtlara bağlı olmaksızın duruşma yapılmasına kendiliğinden de karar

verebilir.

Davetiyeler duruşma gününden en az otuz gün

önce taraflara gönderilir.”

43. 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar

Kanunu’nun haksız fiillerden doğan borç ilişkilerinin Ceza Hukuku ile

ilişkisini düzenleyen 74. maddesi ise şöyledir:

“Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı,

ayırt etme gücünün bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun

sorumlulukla ilgili hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından

verilen beraat kararıyla da bağlı değildir. Aynı şekilde, ceza hâkiminin

kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine ilişkin kararı da, hukuk

hâkimini bağlamaz.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

44. Mahkemenin 7/3/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 17/12/2012 tarih ve 2013/19 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

45. Başvurucular, oğullarının kişiliğinin

ve mizacının dikkate alınmadan ileri derecede beceri isteyen askerlik

hizmetlerinde görevlendirildiğini, oğullarına silah verilip nöbet

tutturulmasının idarenin ağır hizmet kusuru niteliğinde olduğunu, savcılığın

kovuşturmaya yer olmadığına dair kararının kendi içinde çelişkili olduğunu,

savcılık aşamasında dinlenen tanıklar askerlik yapan ve emir komuta zinciri

içinde olan kişiler olduğundan ifadelerinin tam ve objektif olmadığını, bu

sebeple AYİM’in tanıkları tekrardan dinleyip duruşma

yaparak karar vermesi gerekirken sadece Askeri Savcılığın kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararına atıf yaparak davayı reddettiğini, tek çocukları olan

müteveffanın ölümü ile büyük bir manevi çöküntü yaşadıklarını ve onun maddi

desteğinden de yoksun kaldıklarını belirterek Anayasa’nın 17. ve 36. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüşler ve tazminat talebinde bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Anayasa’nın 17. Maddesinin İhlal Edildiği

İddiası

i. Ceza

Soruşturması Sürecine İlişkin İddialar

46. Başvurucular, başvuru konusu olayda

yürütülen ceza soruşturmasına ilişkin olarak Askeri Savcılığın KYOK kararının

çelişkili olduğunu, söz konusu kararda hem müteveffaya test uygulandığı ve

intihar etmesi için bir neden olmadığının belirtilmesi hem de “anlık” bir psikolojik durum sonucu

oğullarının intihar ettiği sonucuna ulaşılmasının bu çelişkiyi ortaya

koyduğunu, ayrıca, soruşturma kapsamında alınan tanık ifadelerinin bu

tanıkların o anda askerlik emir komuta zinciri içinde bulunmaları nedeniyle tam

ve objektif olmadığını ileri sürmüşlerdir.

47. Başvurucuların Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği

iddialarına yönelik olarak Bakanlık görüşünde, yaşam hakkına ilişkin

şikâyetlerin kabul edilebilirliği açısından değerlendirme yapılırken, bireysel

başvuru yoluna başvurmadan önce, kişilere ihlale neden olduğunu ileri

sürdükleri işlem, eylem ya da ihmal için “kanunda

öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamını” tüketmiş

olmaları zorunluluğu getirildiği, oysa başvurucuların Askeri Savcılığın 23/2/2012 tarih ve E.2011/171, K.2011/20 sayılı kararına

karşı itiraz yoluna başvurmadıkları ve kararın bu şekilde kesinleştiği,

AİHM’nin başvurucunun ceza soruşturmasına müdahil taraf olduğu ve savcı

tarafından verilen takipsizlik kararına itiraz ettiği durumlarda başvurucunun

uygun ve yeterli bir yol izlediğine ve idari mahkemeye açılan davanın ek bir

başvuru yolu olarak değerlendirilmesi gerektiğine hükmettiği, kabul

edilebilirlik değerlendirmesi yapılırken bütün bu hususların dikkate alınması

gerektiği ifade edilmiştir.

48. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

“Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır.”

49. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

50. Anılan Anayasa ve Kanun hükümleri uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru, “ikincil

nitelikte bir kanun yolu” olup bu yola başvurulmadan önce kural

olarak olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.

51. Bireysel başvurunun ikincil

niteliği gereği, başvurucunun, temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği

iddialarını öncelikle yetkili idari mercilere ve derece mahkemelerine usulüne

uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtları zamanında bu

mercilere sunması, aynı zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için

gerekli özeni göstermiş olması gerekir. Bu şekilde olağan denetim

mekanizmaları önünde ileri sürülüp takip edilmeyen temel hak ve özgürlüklerin

ihlaline ilişkin iddialar, Anayasa Mahkemesi önünde bireysel başvuru konusu

yapılamaz.

52. Başvuru konusu olayda, Askeri Savcılığın 23/2/2011 tarih ve E.2011/171, K.2011/20 sayılı kararına

karşı, başvurucular tarafından itiraz kanun yoluna başvurulmamıştır.

53. Başvurucuların ceza soruşturması sonucunda verilen KYOK

kararına karşı 353 sayılı Kanun’un 107. maddesinde öngörülen kanun yoluna

başvurmadıkları anlaşıldığından ceza soruşturmasına yönelik bu bölümde yer

verilen şikâyetler açısından kanun yollarının tüketildiğinden söz edilemez.

54. Açıklanan nedenlerle, temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddiasının yetkili derece mahkemeleri önünde tanınan başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru konusu yapıldığı anlaşıldığından başvurunun

yürütülen ceza soruşturmasına ilişkin bölümünün “başvuru yollarının tüketilmemesi” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Yaşamı

Korumak İçin Gerekli Tedbirlerin Alınmadığı İddiası

55. Başvuruda, intihar eden Murat Birol’un yaşamını korumak

için gerekli tedbirlerin alınmaması suretiyle Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal

edildiğine dair iddiaların 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesi uyarınca açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı görülmektedir. Başka bir kabul edilemezlik nedeni de

görülmediğinden başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. AYİM’de Görülen Tam

Yargı Davası Sürecine İlişkin Olarak Anayasa’nın 36. Maddesinde Güvence Altına

Alınan Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiaları

56. Başvurucular, oğullarının askerde

intihar etmesi sebebiyle idare aleyhine açtıkları maddi ve manevi tazminat

davasında, mahkemenin etkili bir kovuşturma yapmadan karar verdiğini, tanıkları

dinleyip maddi gerçeğe ulaşıp karar vermesi gerekirken sadece Askeri Savcılığın

KYOK kararına dayanılarak davayı reddettiğini, AYİM’de

görülen tam yargı davasının etkisiz olduğuna bir delil olarak davada duruşma

yapılmadığından bahisle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmektedirler.

57. Bakanlık görüşünde, başvurucuların

bu bölümdeki şikâyetlerinin benzer başvurularda AİHM tarafından, Sözleşme’nin

2. maddesinin kapsamı altında incelenmekte olduğunu, kanıtların kabulü ve

değerlendirilmesinin öncelikle ulusal mahkemelerin görevine girdiğini, bir

yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığına karar verilirken savunma

haklarına saygı gösterilmiş olup olmadığının göz önünde bulundurulması

gerektiğini, idari yargı veya hukuk hâkiminin eylemin failinin sorumluluğu

hakkında karar verirken ceza hukukuna ilişkin değerlendirmelere bağlı

kalmadığını, benzer davalarda başvuranların yakınlarının öldüğü gün resen ceza

soruşturması açıldığı ve bunun idari soruşturma ile tamamlandığı, yürütülen

soruşturmaların ölüm nedenlerini kesin olarak saptamaya imkân verdiği kanısına

vardığı durumlarda, askerin ölümü konusunda yürütülen davaların ve

soruşturmanın derinliği ve ciddi niteliği üzerinde etki gösterecek nitelikte

hiçbir kusur bulunmadığına karar verdiğini, bunların yetersiz veya çelişkili

oldukları iddia edilerek suçlanamayacaklarının belirtildiği ifade edilmiştir.

58. Yaşam hakkına bağlı olarak devletin

sahip olduğu yaşamı korumak için gerekli tedbirlerin alınması yükümlülüğü

hakkında inceleme yapılırken başvurucuların bu bölümde AYİM tarafından

yürütülen yargılama sürecine ilişkin ileri sürdüğü iddiaları da içine alacak

şekilde değerlendirmeler yapılmış ve başvurucuların iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olduğu sonucuna ulaşılmış olması nedeniyle, başvurucuların

"hak arama hürriyeti"

kapsamında değerlendirip ileri sürdüğü aynı doğrultudaki iddialarının, AYİM

önünde duruşma yapılmaması suretiyle anılan hakkın ihlal edildiği iddiası hariç

olmak üzere, Anayasa’nın 36. maddesi bağlamında yeniden incelenmesine gerek

görülmemiştir.

59. Başvurucuların duruşma yapılmaması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiası benzer nitelikteki başvurularda

Anayasa Mahkemesince daha önce incelenmiş olup Anayasa’nın 141. maddesinde

düzenlenen yargılamanın açık ve duruşmalı yapılması ilkesi ile birlikte

değerlendirilmiştir. Yargılamanın açıklığı ilkesinin amacı adli mekanizmanın

işleyişini kamu denetimine açarak yargılama faaliyetinin saydamlığını güvence

altına almak ve yargılamada keyfiliği önlemektir. Ancak bu her türlü

yargılamanın mutlaka duruşmalı yapılması zorunluluğu anlamına gelmez. Adil

yargılama ilkelerine uyulmak şartıyla usul ekonomisi ve iş yükünün azaltılması

gibi amaçlarla bazı yargılamaların duruşmadan istisna tutulması ve duruşma

yapılmaksızın karara bağlanması anayasal hakların ihlalini oluşturmaz (B. No:

2013/664, 17/9/2013).

60. 1602 sayılı Kanun’un “Duruşma” başlıklı 48. maddesinde, Daireler

ve Daireler Kurulunda incelemenin, evrak üzerinde yapılacağı, iptal davalarında

ve miktarı ikiyüzbin lirayı aşan tam yargı

davalarında taraflardan birinin isteği üzerine duruşma yapılacağı, duruşma

talebinin dava dilekçesinde ve cevap layihalarında yapılabileceği, Daireler ve

Daireler Kurulunun yukarıdaki kayıtlara bağlı olmaksızın duruşma yapılmasına

kendiliğinden de karar verebileceği kurala bağlanmıştır.

61. Somut olayda başvurucular vekili tarafından, 26/10/2011 tarihli dilekçe ile AYİM’de

idare aleyhine tazminat davası açıldığı ancak söz konusu dilekçede duruşma

yapılması talebinin bulunmadığı görülmektedir. Anayasa Mahkemesine sunulan

bireysel başvuru dilekçesinde de 1602 sayılı Kanun’un 48. maddesi gereğince

duruşma talep edildiğine dair bir bilgi ya da duruşma talep edilmesine rağmen

AYİM 2. Dairesinin bu talebi karşılamadığına ilişkin bir iddia yer

almamaktadır.

62. Başvurucuların AYİM’de

gerçekleşen yargılama sürecinde, iddialarını ileri sürebildiği, AYİM’in, başvurucuların davası hakkında verdiği kararında

Askeri Savcılık tarafından yürütülen soruşturma kapsamında başvurucuların

müşteki sıfatıyla verdikleri ifadeler de dâhil olmak üzere elde edilen

delillere istinaden, başvurucuların iddialarını niçin dikkate almadığını da

açıklayarak davanın reddine hükmettiği görülmektedir. Bu

bilgiler ışığında, yargılamanın evrak üzerinden yapılacağı kurala bağlanan ve

duruşma yapılması talebe veya mahkemenin takdirine bağlı kılınan idari

yargılama sürecinde, tarafların iddia veya savunmaları yazılı olarak alındıktan

ve önceki ceza soruşturması sürecinde elde edilen deliller dikkate alındıktan

sonra bir karara bağlanan yargılamanın salt dosya üzerinden yapılması nedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlaline yol açtığı söylenemez.

63. Açıklanan nedenlerle, başvurunun bu kısmının bir ihlalin

olmadığı açık olduğundan “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden İnceleme

64. Başvurucular, oğulları Murat BİROL’un saf, iyi niyetli ve kolay kandırılabilecek bir

kişiliğe sahip olmasından dolayı askerlik yapma kabiliyetinin olmadığını,

oğullarının şahsi durumu dikkate alınmadan kendisine silah verilip nöbet

tutturulması sonucunda ölüm olayının meydana geldiğini, idarenin yaşam hakkını

korumak için gerekli hassasiyeti göstermediğini belirterek Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşamın korunması pozitif yükümlülüğünün ihlal edildiğini

ileri sürmüşlerdir.

65. Bakanlık görüşünde, Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal

edildiği yönündeki şikâyetler değerlendirilirken, Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin (AİHM) devletin yaşamı koruma yükümlülüğünü gözaltı, cezaevi veya

zorunlu askerlik hizmeti sırasında bulunan bireyi intihara karşı korumayı

kapsayacak şekilde yorumladığı belirtildikten sonra konuya ilişkin AİHM

kararlarına yer verilmiştir. AİHM’nin bu konudaki

kararlarında, bireyin kendisine karşı bir risk oluşturduğunu biliyor olması

veya bilmesi gerektiği halde makul tedbirleri almamasının devletin

sorumluluğunu doğurabileceği, yaşamı koruma adına oluşturulan yasal ve idari

çerçevenin, askerlik görevini yerine getirenleri maruz kaldıkları askerliğe

bağlı tehlikelere karşı koruyacak pratik önlemlerin alınmasını ve eksiklikleri

ve çeşitli düzeylerdeki amirler tarafından yapılan hataları tespit etmeye imkân

tanıyacak uygun usullerin yerine getirilmesini sağlayacak şekilde

gerçekleştirilmesi gerektiği, bununla birlikte, intihar olaylarında devletin

yerine getirmesi gereken pozitif yükümlülüklerin kapsamının belirlenmesinde,

insan davranışlarının “öngörülemezliği”

ilkesinin de gözden kaçırılmaması gerektiğinin belirtildiği ifade edilmiştir.

66. Bakanlık görüşünde son olarak somut olayla ilgili şu

değerlendirmeler yapılmıştır: Mevcut başvuruda, öncelikle iki konunun açıklığa

kavuşturulması gerekmektedir. Bunlar, insan davranışlarının “öngörülemezliği”

ilkesini de göz önünde bulundurarak, yetkililerin intihar riskini öngörüp

öngörmedikleri ya da en azından öngörmeleri gerekip gerekmediği, öngörmüşlerse

ya da öngörmeleri gerekiyorsa gerekli tedbirleri alıp almadıklarının

tespitidir. Mevcut başvuruda, Murat BİROL’un 26/5/2010 tarihinde silah altına alındığı, acemi eğitimini

tamamladıktan sonra 13/8/2010 tarihinde yeni birliği olan Ağrı Doğubayazıt 1.

Mekanize Piyade Tugayı Tank Taburu 2. Tank Bölük Komutanlığına katıldığı,

birliğine katıldıktan kısa bir müddet sonra 19/9/2010 tarihinde nöbet esnasında

nöbet silahı ile intihar ettiğinin anlaşıldığı, Murat BİROL’un

bizzat kendisine karşı kendi hayatını koruma yükümlülüğü konusunda askeri

otoritelerin Murat BİROL’un gerçekten intihar etme

riski taşıdığını bilip bilmediklerini ve bu riskin söz konusu olması durumunda,

bunu önlemek için kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını tespit

etmenin uygun olacağı, bu bakımdan, ceza soruşturma dosyasında toplanan

deliller dikkate alındığında, Bakanlık tarafından hiçbir unsurun,

başvurucuların oğullarının orduya katılmadan önce onu intihara sürükleyebilecek

ruhsal bozukluklar yaşadığını göstermediği, birliğe katıldıktan kısa bir müddet

sonra intihar olayının gerçekleştiği, askerin olay gününe kadar tamamen normal

davranışlar sergilediği, üstlerine ya da arkadaşlarına herhangi bir sorunundan

bahsetmediğini ortaya koyduğu değerlendirilmiştir.

67. Başvurucular, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık

görüşüne karşı beyanda bulunmamışlardır.

68. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” başlıklı 17. maddesi

şöyledir:

“Herkes, yaşama, maddî ve

manevî varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.”

69. Kişinin yaşam hakkı ile maddi ve manevi varlığını koruma

hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan, devredilmez ve vazgeçilmez

haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif yükümlülükleri

bulunmaktadır. Devletin, negatif bir yükümlülük olarak, yetki alanında bulunan

hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı

sıra, pozitif bir yükümlülük olarak, yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin

yaşam hakkını gerek kamusal makamların, gerek diğer bireylerin, gerekse kişinin

kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü

bulunmaktadır (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 50-51)

70. Anayasa Mahkemesinin yaşam hakkı

kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından benimsediği

temel yaklaşıma göre, devletin sorumluluğunu gerektirebilecek şartlar altında

gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi, devlete, elindeki tüm

imkânları kullanarak, bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari çerçevenin yaşamı

tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibi uygulanmasını ve bu hakka

yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını sağlayacak etkili idari ve

yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük, kamusal olsun veya

olmasın, yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet bakımından

geçerlidir (B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 52).

71. Bu kapsamda, bazı özel koşullarda devletin kişinin kendi

eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı yaşamı korumak amacıyla gerekli

tedbirleri alma yükümlülüğü de bulunmaktadır. Zorunlu

askerlik hizmeti için de geçerli olan bu yükümlülüğün ortaya çıkması için askeri mercilerin, kendi kontrolleri altındaki

bir kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu bilip

bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini tespit etmek, böyle bir

durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul ölçüler çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında

kendilerinden beklenen her şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek gerekmektedir. Ancak

özellikle insan davranışının öngörülemezliği,

öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek

faaliyetin tercihi göz önüne alınarak; pozitif yükümlülük, yetkililer üzerine

aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır. Bu çerçevede Anayasa

Mahkemesince yapılacak incelemede, basit bir ihmali veya değerlendirme hatasını

aşan bir kusurun askeri yetkililere atfedilebilip atfedilemeyeceğinin ortaya

konulması gerekmektedir (B. No: 2013/841, 23/1/2014, §

74).

72. Askerlik yükümlülüğü kapsamında yürütülen bazı eylem ve

etkinliklerin doğasına ve insan unsuruna bağlı olarak ortaya çıkan risk

seviyesine uygun şekilde yaşamı koruyucu yasal ve idari düzenlemelerin

bulunması gerekmektedir. Devlet askerlik görevini zorunlu kıldığı için

özellikle silahların kullanımı konusunda büyük bir titizlik göstermeli ve

psikolojik sorunları olan askerlerin tedavi edilmesini ve onlara yönelik uygun

tedbirlerin alınmasını sağlamalıdır. Oluşturulan yasal ve idari düzenlemelerde,

askerlik yaşamının doğasında var olan tehlikelerle karşı karşıya bulunan

askerlerin etkin bir şekilde korunmalarını sağlayan uygulamaya ilişkin

tedbirlerin ve emir komuta zinciri içerisinde yer alan sorumlular tarafından

işlenebilecek kusur ve hataların tespit edilmesini sağlayacak usullerin

öngörülmesi gerekmektedir. Bu çerçevede askere alım sırasında kişilerin uygun

denetimlerden geçirilmesi ve askerlik öncesinde ve sırasında gerekli denetim ve

müdahalelerin yapılması büyük önem taşımaktadır (B. No: 2013/841, 23/1/2014, §§ 75–76).

73. Yaşam hakkının korunması, silâhaltındaki bir askerin

askeri makamların kontrolü altında iken “şüpheli”

bir biçimde ölmesi durumunda, bağımsız ve tarafsız bir şekilde etkili ve uygun

resmi bir soruşturmanın yürütülmesini de gerekli kılmaktadır. Bu şekilde

yukarıda bahsi geçen yasal ve idari çerçevenin etkili bir şekilde uygulanması

temin edilebilecektir. Bu amaçla yürütülen araştırma ve soruşturmanın öncelikle

olayların tam olarak nasıl meydana geldiğinin belirlenmesini, ikinci olarak ise

sorumluların tespit edilmesini ve gerek görüldüğünde cezalandırılmasını

sağlayacak nitelikte olması gerekir. Bu kapsamda yürütülen işlemler, ön soruşturma

aşamasının ötesine geçmeli ve yargı aşaması da dâhil bütün süreç 17. maddenin

gereklerine cevap vermelidir. Böylelikle, derece mahkemeleri hiçbir durumda

mağdurların yaşam hakkına, maddi ve manevi varlığına karşı yapılan saldırıları

cezasız bırakmamalıdır (B. No: 2013/841, 23/1/2014, §

77).

74. Mevcut başvuruda gerçekleşen ölüme ilişkin başvurucuların

ortaya koyduğu veya yürütülen idari ve ceza soruşturması kapsamında elde edilen

bulgulardan başvurucuların oğlunun ölümünün intihar sonucu gerçekleştiği

anlaşılmaktadır. Başvurucular da ölümün intihar sonucu gerçekleştiğini ifade

etmekte olup başvuru konusu olayda bunun aksine bir durumdan “şüphe”lenilmesini

gerektiren bir olgu da bulunmamaktadır.

75. Başvuru konusu olay açısından, yukarıda yer verilen ilkeler

çerçevesinde devletin Murat BİROL’un yaşamını kendi

eylemine karşı koruma yükümlülüğünün olup olmadığının tespiti gerekmektedir. Bu

bağlamda, öncelikli olarak askeri yetkililerin Murat BİROL’un

intihar etme riskini bilip bilmediklerinin veya bilmeleri gerekip

gerekmediğinin ortaya konulması, böyle bir durum söz konusu ise yetkileri

çerçevesinde gerekli tedbirleri alıp almadıklarının ortaya konulması

gerekmektedir.

76. Başvuru konusu olayda askerlik öncesi yapılan sağlık

kontrolüne ilişkin bir bilgi bulunmamakla birlikte, askerlik sırasında yapılan

mülakat ve anketlerde Murat BİROL’un herhangi bir

sorunu olduğuna dair beyanının bulunmadığı anlaşılmaktadır. Başvurucular da

oğullarının askerlik hizmeti için teslim olduğunda hiçbir bedensel ve psikolojik

sorununun bulunmadığını, sadece onun genel kişilik yapısının aktif ve ileri

derecede beceri isteyen askerlik görevlerini yerine getiremeyecek bir nitelik

arz ettiğini ifade etmektedirler.

77. Başvurucular oğulları ile aynı

birlikte görev alan tank onbaşı T.A.’nın ifadesinde

(§ 28) müteveffanın kendisine “mesela

karşımda bir tane düşman var onu kafasından vursam ölür mü?”

şeklinde soru sormasının ve sorusunu tekrar etmesinin, bunun yanı sıra, diğer

tüm tanıkların ifade ettiklerine benzer bir şekilde tanık Y.S.’nin ifadesinde (§ 29), müteveffanın yapı itibariyle saf,

mülayim ve iyi niyetli olduğundan dolayı verilen emirleri tam olarak yerine

getiremediğini belirtmesinin oğullarının ileri derecede beceri isteyen askerlik

hizmetlerini yapamayacağına delil olduğunu, oğullarının kişiliğini dikkate

almadan onu aşağılayan, hor gören ve ona baskı uygulayan askeri personelin

uygulamaları sonucu kendisinin bunalıma girdiğini ve intihar ettiğini ileri

sürmüşlerdir.

78. Anayasa Mahkemesinin bu konuya ilişkin bir başka

başvuruda, genel bir prensip olarak kabul ettiği üzere, intihar eylemine

girişilebileceği konusunda uyarıcı nitelikte bir belirti bulunmaksızın bir

askerin sadece kendisine yüklenilen sorumluluklar nedeniyle yoğun kaygılar

yaşamasına bağlı gerçekleşen intihar eylemlerini idarenin öngörmesi ve gerekli

tedbirleri alması gerektiği sonucu çıkarılamaz (B. No: 2013/841, 23/1/2014, § 80). Benzer bir şekilde,

teşhise imkân vermeyen ve psikolojik tedaviyi gerektirecek düzeyde ortaya

çıkmayan psikolojik sorunların kişilerin intihar eylemine girişebileceği

konusunda idarece fark edilmesi gerektiği söylenemeyecek olup bunun da ötesinde

ilgili kişinin şahsi ve ailevi geçmişinden bu konuda bir eğilimi olabileceği

şüphesinin bulunması veya ilgili kişinin söz ve davranışlarından bu konuda bir

eylemi olabileceğinin somut ve açık bir şekilde görülebilmesi gerekmektedir. Aksi

yöndeki bir değerlendirme, insan davranışlarının öngörülemezliği

nedeniyle yetkililer üzerinde aşırı bir yük oluşturacaktır (§ 64).

79. Başvurucuların ifadesi ve tanık beyanlarından anlaşıldığı

kadarıyla, sakin bir yaratılışa sahip, saf, iyi niyetli ve içine kapanık bir

kişilik yapısı olduğu anlaşılan müteveffanın sadece bu durumunun bir intihar

girişiminde bulunabileceği konusunda askeri yetkililerin farkında olması

gereken bir uyarı oluşturduğu değerlendirmesi yapılması mümkün değildir.

80. Bir bütün olarak ceza soruşturması

kapsamında elde edilen delillere, özellikle de bütün tanık ve müşteki

beyanlarına bakıldığında, askere alınmadan önce ve askerlik görevine

başladıktan sonra olay anına kadar gerçekleşen hiçbir olay veya olgunun

müteveffanın kendisinin intihar girişiminde bulunabileceğine ilişkin uyarı

niteliğinde bir belirti veya psikolojik sıkıntıları bulunduğunu ortaya

koymadığı görülmektedir. Nitekim başvuruculardan müteveffanın babası Fatih

Birol, Askeri Savcılık tarafından alınan ifadesinde, genel olarak oğlunun

intihar edecek birisi olmadığını, askerde durumunun iyi olduğunu ve herhangi

bir probleminin olmadığını, herhangi bir ailevi problemi de olmadığını, benzer

şekilde müteveffanın annesi başvurucu Remziye BİROL, oğlunun vefat etmeden iki

saat önce kendisini aradığını, bu konuşmada herhangi bir sıkıntısından

bahsetmediğini, oğlunun tekrar görüşürüz diyerek telefonu kapattığını ifade etmiştir.

81. Askeri Savcılık tarafından dinlenen diğer tanıklar da,

müteveffanın intihar edebileceği yönünde kuşku uyandıran herhangi bir söz ve

davranışının bulunmadığını belirtmişlerdir. Başvurucuların oğullarının ileri

derecede beceri isteyen askeri hizmetleri yapamayacağının bir delili olarak

ileri sürdüğü kendisinin asker arkadaşlarına ve komutanlarına “Ben mesela nöbetteydim. Karşımda düşman var; düşmanın

kafasına ateş etsem ölür mü?” şeklinde sorular sorması ve bu

soruları tekrarlamasının tek başına onun kendisini intihara sürükleyecek

psikolojik sorunları bulunduğunu ortaya koyacak nitelikte açık ve uyarıcı bir

olgu olduğu söylenemez.

82. Başvurucular ayrıca oğullarının kişiliğini dikkate

almadan onu aşağılayan, hor gören ve ona baskı uygulayan askeri personelin bu

eylemleri sonucu bunalıma girdiğini ve intihar ettiğini ileri sürmüşlerdir. Bu

konuda da başvurucuların soruşturma kapsamında alınan beyanlarında müteveffanın

kendilerine ifade ettiği ya da bir şekilde hissettirdiği bir baskı durumu veya

yaşadığı bir bunalım bulunmadığı gibi yine müteveffanın asker arkadaşlarından

ve komutanlarından alınan ifadelerde bu yönde bir beyan bulunmamaktadır.

Başvurucuların AYİM’de açtıkları tam yargı davasında

da ileri sürdükleri bu husus AYİM tarafından değerlendirilmiş ve iddialar

hakkında şu açıklamalara yer verilmiştir:

“Davacıların vekili maddi ve manevi tazminat

istemiyle idareye müracaat ve devamındaki dava dilekçelerinde; "... müteveffa kişilik yapısı ve mizacı itibariyle aktif ve ileri

derecede beceri isteyen hizmetlerde görevlendirilecek bir yapısı

bulunmamaktaydı. Ancak geri hizmetlerde askerlik yapabilecek bir kişilik, mizaç

ve psikolojisi bulunmakta idi. Bu yapıyı dikkate almayan komutanlar,

müteveffaya yapamayacağı ve kaldıramayacağı görevler vermiş, müteveffanın

bunları yerine getirirken zorlanması ve tam yapamaması sonucu üstlerin ve

arkadaşlarının çeşitli baskılarına uğraması ve kendisiyle alay yapılması

nedeniyle girmiş olduğu bunalım sonucu intihar etmiştir... " şeklinde bir

iddiada bulunmuş ve bunu da tanık Yunus SANCARUOĞLU'nun

" ... komutanların verdiği emri yerine getirmeye

çalıştığını, ancak kendisinin yapı itibariyle saf ve iyi niyetli olduğundan

dolayı verilen emirleri tam olarak yerine getiremediğini ..." şeklindeki

ifadesinin teyit ettiğini öne sürmüştür.

Oysa, adı geçen tanığın müteveffaya komutanları ya da arkadaşları tarafından

herhangi bir aşağılama yapıldığı ya da alay edildiğine ve baskı yapıldığına

ilişkin bir beyanda bulunmadığı gibi, müteveffanın komutanları veya arkadaşları

ile arasının da iyi olduğunu, aralarında bir husumet olmadığını ve onlarla iyi

geçindiğini, askerliğini yaptığını ve intiharı gerektirebilecek herhangi bir

olumsuzluğu olmadığını beyan etmiştir. Öte yandan olaya ilişkin ifadesine

başvurulan diğer tanıkların beyanlarının da bu yönde olduğu ve bu suretle

müteveffaya komutanları ya da arkadaşları tarafından herhangi bir aşağılama

yapıldığı ya da alay edildiğine veya baskı yapıldığına ilişkin somut bir delil

olmadığı anlaşılmıştır. Kaldı ki, dosyadaki bilgilere göre

olaydan yaklaşık bir ay önce anılan birliğe katılan müteveffaya belirli bir

görev (aktif görev ya da geri hizmet) de verilmediği, hakkında RDM ve

Danışmanlık kartı tanzim eden Bölük K.nın verdiği

emirleri yerine getirdiği, O'nun izlenimlerine göre içine kapanık olmadığı, iyi

niyetli ve mülayim, ancak konuşmaları tutarlı biri olduğu, izin vb. sorunları

olmadığı gibi şüpheli bir durumunun da tespit edilmediği anlaşılmakla, davacı

vekilinin müteveffaya yapamayacağı ve kaldıramayacağı görevler verildiği, bu

görevleri yerine getirirken zorlandığı ve tam yapamadığı, bunun sonucunda da

üstleri ve arkadaşlarının çeşitli baskılarına uğradığı ve kendisiyle alay

edildiği yönündeki iddialarına itibar edilmemiştir“

83. AYİM’in gerekçeli kararında da ifade

edildiği üzere, müteveffaya ağır görevler verildiği, baskı yapıldığı,

kendisiyle alay edildiği ve bunların sonucunda kendisinin intihar ettiğini

ortaya koyacak herhangi bir delil bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesi açısından AYİM’in yaptığı bu çıkarımdan ayrılmayı gerektirecek bir

yön bulunmamaktadır.

84. Anayasa Mahkemesi açısından, başvurucuların yakınlarının

öldüğü gün resen ceza soruşturmasının açıldığı ve bunun idari soruşturma ile

tamamlandığı, mevcut veriler ışığında idari ve yargısal makamların olayların

seyrini aydınlatmak istediğinden kuşku duyulmadığı, yürütülen soruşturmaların

ölüm nedenlerini kesin olarak saptamaya imkân verdiği kanısına varılan

durumlarda, askerlerin ölümü konusunda yürütülen soruşturmanın ve davaların

derinliği ve ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bir eksikliğin

bulunmaması koşuluyla, yürütülen soruşturmaların ve alınan kararların yetersiz

veya çelişkili oldukları ileri sürülemez (B. No: 2013/841, 23/1/2014,

§ 95).

85. Başvuru konusu olayda resen

yürütülen ceza soruşturmasının oldukça kapsamlı olduğu, makul bir süre

içerisinde sonuca bağlandığı, tanık ve müşteki sıfatıyla ilgili tüm kişilerin beyanlarının

alınması ve diğer teknik bilgilerin elde edilmesi dâhil olmak üzere olayın ne

şekilde gerçekleştiğinin saptanmasına imkân sağlayacak gerekli tüm delillerin

toplandığı ve başvurucuların soruşturmanın açıklığını temin edecek ve meşru

menfaatlerini koruyabilecekleri bir şekilde soruşturma sürecine dâhil

olabildikleri görülmektedir.

86. Tüm bu hususlar dikkate

alındığında, askeri yetkililerin askerlik öncesi hayatında kayda değer herhangi

bir psikolojik sıkıntısı bulunmayan ve olay anına kadar genel kişilik yapısı

doğrultusunda normal davranışlar sergileyen müteveffanın intihar etme riskini

bildikleri ya da bilmeleri gerektiği, dolayısıyla da kendisine silahlı nöbet

tutturulmasının başvurucuların ifadesiyle, ağır bir hizmet kusuru olduğu ve

onun intiharı ile idarenin ihmali arasında bir illiyet bağı oluşturduğu

sonucuna ulaşılması mümkün değildir.

87. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence

altına alınan yaşam hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun,

1. AYİM’de duruşma yapılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddiaları yönünden

“açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Yaşam hakkı kapsamında ceza soruşturması sürecine ilişkin

iddialar yönünden “başvuru yollarının

tüketilmemesi” nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Yaşamı korumak için gerekli tedbirlerin alınmaması suretiyle

yaşam hakkının ihlal edildiği iddialarının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE

C. Yargılama giderlerinin

başvurucular üzerinde bırakılmasına,

7/3/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE

karar verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Raportör : Cüneyt DURMAZ Başvurucular : Fatih BİROL Remziye BİROL Vekili : Av. Sait TANRIVERDİ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/19, 7 Mart 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve Olgular
  7. A. Olaylar
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve
  10. Gerekçe
  11. A. Başvurucuların İddiaları
  12. B. Değerlendirme
  13. B. Anayasa’nın 17. maddesinde
  14. Edilmediğine
  15. C. Yargılama giderlerinin
  16. Kaleli
  17. Dursun
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/19
Tarih
7 Mart 2014

İlgili Kararlar

  • Abdullah Özen Başvurusu (B. No: 2013/4424)
  • Nebahat Tanrıverdi Başvurusu (B. No: 2012/1313)
  • N.i.s. Başvurusu (B. No: 2012/1254)
  • Sema Öktem Başvurusu (B. No: 2013/852)
  • Ahmet Orhan Başvurusu (B. No: 2013/5890)
  • Ali Atlı Başvurusu (B. No: 2013/500)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.