İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatma Ayan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/9288)

1. Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla

Başvuru No2018/9288Tarih28 Ocak 2021Okuma20 dk · 4.071 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Fatma Ayan Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
28 Ocak 2021
Başvuru Numarası
2018/9288
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.071 kelime·20 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, ilave tediye alacağının tahsili amacıyla

açılan davanın muvazaa konusundaki Yargıtay daireleri arasındaki görüş ayrılığı

dolayısıyla reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular muhtelif tarihlerde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2018/25026, 2018/25239 ve 2018/9344 numaralı başvuru

dosyalarının hukuki ve fiilî irtibat nedeniyle 2018/9288 numaralı başvuru

dosyası ile birleştirilmesine, incelemenin 2018/9288 numaralı dosya üzerinden

yürütülmesine ve diğer dosyaların kapatılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular muhtelif tarihlerden itibaren Sağlık

Bakanlığına (İdare) bağlı Darıca Farabi Devlet Hastanesinde veri hazırlama

personeli olarak çalışmaktadır.

10. Başvurucular; İdare ile alt işveren arasında yapılan

sözleşmenin muvazaalı olduğunu, işe alımlarının idare tarafından yapıldığını

ileri sürerek 4/7/1956 tarihli ve 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde

Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması Hakkında Kanun uyarınca her bir yıllık

çalışma süresi içinde ödenmesi gereken iki aylık tutarındaki ilave tediye

alacağının ödenmesi amacıyla idare aleyhine ayrı ayrı dava açmıştır.

Davalarında; alt işveren ile yaptıkları iş sözleşmesinde belirtilen işlerde

çalışmaları gerekmesine rağmen baştan beri asıl işverenin işlerinde

çalıştıklarını, söz konusu durumun alt işveren ile asıl işveren arasındaki

ilişkiyi muvazaalı hâle getirdiğini, bu sebeple de en baştan beri asıl

işverenin işçisi sayılmaları gerektiğini ve buna bağlı olarak da kendilerine

ilave tediye alacağının ödenmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir.

11. Gebze İş Mahkemelerince (Mahkeme) davaların kabulüne

karar verilmiştir. Gerekçeli kararlarda 2/5/2003 tarihli ve 4857 sayılı İş

Kanunu'nun 2. ve 7. maddelerinde yer alan düzenlemelere yer verildikten sonra

muvazaanın tanımından ve 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Borçlar Kanunu'ndaki

düzenlenme şeklinden bahsedilmiştir. Başvurucuların işyerinde alt işverenin

işçisi olarak işe başladığı belirtilmiştir. Başvurucuların yüklendiği işe

ilişkin teknik şartnameden yüklenmiş olduğu işin veri giriş işinden çok daha

kapsamlı olduğunun anlaşıldığı söylenmiştir. Başvurucuların yürüttüğü bazı

işlerin doktor talimatıyla yürütüldüğü ve hem idare çalışanları hem de alt

işverenin işçileri tarafından yerine getirildiği, ayrıca başvurucuların alt

işverene tahsis edilmiş özel bir alanda değil idarenin çalışanları ile birlikte

aynı ortamda onlarla aynı işi yerine getirdiği tespitlerine yer verilmiştir. Bu

tespitlerden hareketle de İdare ile alt işveren arasındaki sözleşmenin

muvazaalı olduğu sonucuna varılmıştır. Muvazaa nedeniyle başvurucuların baştan

beri İdarenin işçisi olarak sayılması gerektiği ve bu sebeple de Kanun ile

tanınan ilave tediye alacağından yararlanma hakkı bulunduğu

değerlendirilmiştir.

12. İdare, Mahkemenin kararlarına karşı istinaf yoluna başvurmuştur.

İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesi 31. Hukuk Dairesi (İstanbul BAM) mahkeme

kararlarını kaldırarak davaları kesin olarak reddetmiştir. Kararlarda, yine

4857 sayılı Kanun'un 2. ve 7. maddelerine yer verildikten sonra muvazaanın 6098

sayılı Kanun'daki düzenlenme şeklinden bahsedilmiş ve yasal olarak verilmesi

mümkün olmayan bir işin alt işverene bırakılması veya muvazaalı bir ilişki

içine girilmesi hâlinde işçilerin baştan itibaren asıl işverenin işçileri

olarak işlem görecekleri belirtilmiştir. Başvurucuların çalıştığı veri

hazırlama işinin yardımcı iş niteliğinde olmasına bağlı olarak alt işverene

verilebileceği açıklamasında bulunulduktan sonra başvurucuların en baştan

itibaren asıl işverenin işinde çalıştırılmadığı, teknik şartnamelerine uygun

olarak yalnızca alt işverenin işlerini yerine getirdikleri ifade edilerek asıl

işveren ile alt işveren arasında muvazaalı ilişki bulunmadığı belirtilmiştir.

Bu sebeple başvurucuların alt işverenin işçisi olduğu değerlendirilerek 6272

sayılı Kanun'da faydalanmasının ve ilave tediye alacağına hak kazanmasının

mümkün olmadığı sonucuna varılmıştır.

13. Başvurucular muhtelif tarihlerde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun

Hükümleri

14. 6772 sayılı Kanun’un 1. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Umumi, mülhak ve hususi bütçeli

dairelerle mütedavil sermayeli müesseseler, sermayesinin yarısından fazlası

Devlete ait olan şirket ve kurumlarla belediyeler ve bunlara bağlı teşekküller,

3460 ve 3659 sayılı kanunların şümulüne giren İktisadi Devlet Teşekkülleri ve

diğer bilcümle kurum, banka, ortaklık ve müesseselerinde müstahdem olanlardan

İş Kanununun şümulüne giren veya girmiyen yerlerde çalışmakta olan ve İş

Kanununun muaddel birinci maddesindeki tarife göre işçi vasfında olan kimselere,

ücret sistemleri ne olursa olsun, her yıl için birer aylık istihkakları

tutarında ilave tediye yapılır.''

15. 6772 sayılı Kanun’un 2. maddesi şu şekildedir:

"Birinci maddede sözü geçen

işçilerden maden işletmelerinin munhasıran yeraltı işlerinde çalışanlarına bu

işlerde çalıştıkları müddetle mütenasip olarak her yıl için ayrıca birer aylık

istihkakları tutarında bir ilave tediye daha yapılır.''

16. 6772 sayılı Kanun’un 3. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

"Birinci ve ikinci maddelerde yazılı

olan işçilere mezkür maddeler gereğince yapılan tediyelerden ayrı olarak her

yıl için bir aylık istihkakları tutarını geçmemek üzere Cumhurbaşkanı karariyle

aynı nispette bir ilave tediye daha yapılabilir.''

17. 6772 sayılı Kanun’un 7. maddesi şöyledir:

"Bu kanun neşri tarihinden itibaren

mer'idir.''

2. Yargıtay

Kararları

18. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 1/6/2020 tarihli ve

E.2017/15570, K.2020/447 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Davacı işçinin zaman zaman hasta

taşıması, oksijen tüplerinin taşınması, tıbbi atıkların temizliği gibi işlerde

çalıştırıldığı tanıklar tarafından açıklanmış ise de yapılan bu işleri arızi

olarak yaptığı anlaşılmakla sözü edilen soyut anlatımlar karşısında davacının

tamamen alt işverene verilen işlerin kapsamı dışında çalıştırıldığı

ispatlanamadığından asıl işveren-alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğundan

söz edilemez.

Böyle olunca ilave tediye ücretinin

reddine karar verilmesi ve tazminata esas ücrette ilave tediye ücreti dikkate

alınmaksızın hesaplama yapılarak emekli olmak suretiyle ayrılan davacı işçinin

kıdem tazminatına hak kazandığının kabulü ile istekle ilgili hüküm kurulması

gerekir."

19. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 17/10/2019 tarihli ve E.2017/12251,

K.2019/18361 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

''İşin sevk ve idaresinin asıl işveren

olan davalı bakanlık tarafından yapıldığı, işin yapımındaki tüm araç gereç ve

malzemenin asıl işverene ait olduğu, çalışma plan, süre ve koşullarının, fazla

mesailerin ve izinlerin asıl işveren olan bakanlıkça belirlendiği, alt işveren

değiştiği anda asıl işverene ait işyerinde çalışanların aynı şart ve koşullarda

çalışmaya devam ettiği, hizmeti satın alınan alt işveren firmaların kendileri açısından

işyeri oluşturabilecek ayrı bir iş organizasyonunun bulunmadığı, işe alım ve

çıkarımlarda asıl işverenin söz sahibi olduğu, alt işveren ve asıl işveren

işçilerinin birlikte çalıştıkları, yapılan işverenlik sözleşmelerinin muvazaalı

olduğu anlaşılmıştır. Bu husus davalı tanık beyanları ile dahi desteklenmiştir.

Bu itibarla: Taşeron firmaların

sözleşmeye konu işi gerçekleştirmekten ziyade, işçi temini şeklinde bir

mahiyete büründüğü, bu durumun 4857 sayılı Yasa'nın 2. ve 3. maddeleri ile

yönetmeliğe uygun olmadığı, gerçek işverenin davalı Sağlık Bakanlığı olduğu,

işçilerin taşeron firmalar değişmesine rağmen aynı konumda, sürekli ve

kesintisiz olarak çalışmaya devam ettikleri, emir ve talimatları da davalı

işyeri, kurum, amir ve yetkililerinden alarak görevlerini ifa ettikleri,

gerektiğinde başka görevde istihdam edilmelerinin, hizmet alım sözleşmelerinin

sadece şekil şartlarını tamamlamaya matuf olduğu anlaşıldığından, somut olayda

da; davacının gerçek işvereni davalı T.C. Sağlık Bakanlığıdır ve davacı ilave

tediyeye hak kazanacaktır.

İlave tediye alacağının; kapsamı,

yararlanacaklar, yararlanma şartları, miktarı ve ödeme zamanı 6772 sayılı

Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması

Hakkındaki Kanun ile düzenlenmiştir. Kanunun l'inci maddesinde, Devlet ve ona

bağlı kurumların hangileri olduğu, ayrıca yararlanacak kişiler açıkça

belirtilmiştir. Buna göre: A.) İşveren kapsamı yönünden Devlete ve ona bağlı

olmak üzere; 1.) Genel, katma ve özel bütçeli daireler, 2.) Sermayesi değişen

kurumlar, 3.) Sermayesinin yarısından fazlası Devlete ait olan şirket ve

kurumlar ve bunlara bağlı kuruluşlar, 4.) Belediyeler ve belediyelere bağlı

kuruluşlar, 5.) 3460 ve 3659 sayılı Kanun kapsamına giren, sermayesinin tamamı

Devlete ait olan veya bu sermaye ile kurulan iktisadi Devlet Kuruluşları olarak

belirlenmiş olup, sonuç itibari ile kapsam bakımından yasanın, Devlet

tarafından yasa ve yasanın verdiği yetki ile idari işlemle kurulan ve kamusal

yetki ve ayrıcalıklardan yararlanan kamu tüzel kişilikleri ve bunlara bağlı

kuruluşlarda iş sözleşmesi ile çalışanlara uygulanacağından, davacının ilave

tediye alacağının kabulü gerekirken, yazılı gerekçeyle reddi hatalı olup

bozmayı gerektirmiştir.''

20. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 20/9/2018 tarihli ve

E.2018/6848, K.2018/16298 sayılı kararının gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"İlave tediye alacaklarının

kapsamı, yararlanacaklar, yararlanma şartları, miktarı ve ödeme zamanı 6772

sayılı Devlet ve ona bağlı müesseselerde çalışan işçilere ilave tediye

yapılması hakkındaki kanun ile düzenlenmiştir. Kanun'un 1. maddesinde, Devlet

ve ona bağlı kurumların hangileri olduğu, ayrıca yararlanacak kişiler açıkça

belirtilmiştir.

Somut uyuşmazlıkta; dosyadaki bilgi ve

belgeler ile aynı işyerinde çalışan davacının eşinin benzer nitelikteki dosyası

ve tanık anlatımları birlikte dikkate alındığında, davacının davalı bakanlığa

bağlı Muradiye Devlet Hastanesinde temizlik görevlisi olarak işe alınmasına

karşın hizmet alım sözleşmesine konu temizlik işi dışında fiilen hasta bakıcı

olarak çalıştırıldığı ve fizik tedavi bölümünde fizik tedavi ile ilgili

uygulamalara katılarak hemşirelerin yaptığı işlerin davacıya yaptırıldığı, yani

davacının ağırlıklı olarak hastanenin asıl işlerinde çalıştırıldığı

anlaşılmaktadır. Davacı işçi açısından alt işverenlik sözleşmelerinin muvazaalı

bir ilişkiye dayandığı ve başlangıçtan itibaren T.C. Sağlık Bakanlığı işçisi

olarak çalıştığı anlaşılan davacının ilave tediye alacağından yararlanacağı

ortadadır. Davacının ilave tediye alacağı talebinin kabulü yerine yanılgılı

değerlendirme ile talebin reddine karar verilmesi hatalı olup, bozmayı

gerektirmiştir.''

21. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 21/3/2018 tarihli ve

E.2017/6464, K.2018/5867 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Somut uyuşmazlıkta, Mahkemece,

hastane kayıtları ve alt işverenlerle yapılan sözleşmeler üzerinde inceleme

yapılarak davacının bu sözleşmeler çerçevesinde çalıştırılıp çalıştırılmadığı,

sözleşmede belirtilen işlerin haricinde iş yapıp yapmadığı, gerekirse keşif incelemesi

yapılarak araştırılmadan, yukarıdaki ilkeler çerçevesinde davalılar arasındaki

asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olup olmadığı dosyaya özgü

şekilde tartışılıp gerekçelendirilmeden, kendi içinde çelişkili gerekçe ile

davacının ilave tediye alacağının hüküm altına alınması, T.C. Anayasa' sının

138, 141. maddeleri ile HMK. nun 297. maddesine aykırı olup, bozmayı

gerektirmiştir.''

22. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 24/9/2018 tarihli ve

E.2017/14348, K.2018/19830 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Somut olayda; davacı işçi, davalı

ile dava dışı yüklenici firmalar arasında imzalanan hizmet alım sözleşmelerinin

temizlik hizmetine ilişkin olduğunu; ancak, işçilerin yaptıkları işlerin

temizlik işi olmadığını, davacının yardımcı personel/destek personeli olarak

çalıştığını, bahsi geçen hizmet alım sözleşmelerinin muvazaalı olduğunu ileri

sürmüş; iddiasını ispatlamak üzere tanık deliline dayanmıştır. Mahkemece;

davacı tanıkları dinlenip bilirkişi raporu alınarak davalı yanca sunulan hizmet

alım sözleşmeleri çerçevesinde değerlendirme yapılmış ve davalı ile yüklenici

firmalar arasında 2011-2014 döneminde imzalanan hizmet alım sözleşmelerinin

muvazaalı olduğu ve davacının davalı üniversite işçisi sayılması gerektiğine

karar verilerek, dava konusu alacaklar hüküm altına alınmıştır. Ancak,

mahkemece dinlenen davacı tanıklarından M.K.'nin davalıya karşı açtığı benzer

mahiyette dava dosyasının bulunması nedeniyle davalı işveren ile husumetli

olduğu ve çıkacak karardan kendisinin de menfaat sağlayacak durumda olduğu

görülmektedir. Şu halde bu tanığın beyanına itibar edilemeyecektir. Davacı ile

birlikte çalıştığını ifade eden diğer davacı tanığı ise, davacı ile birlikte

fiilen yaptıkları işten bahsetmemiş, muvazaa iddiasına ilişkin olarak sadece

emir ve talimatları hastane başhemşiresi ve yanı sıra şirket yetkililerinden

aldıklarını beyan etmiştir. Davalıya ait hastanede ihbar olunan şirketin

üstlendiği iş kapsamında çalışan davacıya işin yürütümü ile ilgili gün içinde

davalı üniversite yetkililerince verilen emir ve talimatlar tek başına asıl

işveren – alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunu göstermez. Bu itibarla,

dosya içeriğine göre muvazaa iddiasına ilişkin ispat yükünün yerine

getirilemediği anlaşılmakla, mahkemeceilave tediye alacağı talebinin reddi

gerekirken bu alacağın yazılı gerekçeyle hüküm altına alınması hatalı olup

bozmayı gerektirmiştir."

23. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 5/6/2017 tarihli ve

E.2017/34648, K.2017/13236 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Somut olayda, Sağlık Bakanlığına

bağlı Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesinde kan alma bölümünde laborant

olan davacı tanık ifadelerine göre; kan alma, kan tahlili işi, bunun

bilgisayara kaydına dair tüm işleri yapmaktadır. Tanık E.A.'nın Yargıtay 9.

Hukuk Dairesinden geçen 2012/6487 esas - 2014/11486 karar sayılı dosyasına göre

de yaptıkları hizmetlerin tamamının hastanenin asıl işi niteliğinde olduğu, bu

nedenle uzmanlık gereken işler kapsamında değerlendirilemeyeceği için alt

işverenlere verilemeyeceği açıktır. Davalı hastane sağlık hizmeti işini her ne

kadar ihale ile alıyor ise de ihaleler sonunda ihale alan firmaların

değişmesine rağmen çalışanların hiç değişmediği çalışanların ihale

süreçlerinden haberdar olmadığı gibi ihaleyi alan şirket yetkililerini de hiç

tanımadıkları yapılacak işin çalışma şeklinin çalışma saatlerinin ve görev

yerlerinin tamamen Numune Hastanesinin yetkililerince belirlendiği ve yine

çalışanların izin gibi işlemlerini yine bu merkez yetkililerince düzenlendiği

ve davacının davalı hastanenin işi dışında başka bir işte çalışmamış oldukları,

alt işverenle yapılan ihale sözleşmesi ve teknik şartnamede

değerlendirildiğinde, Sağlık Bakanlığının asıl işveren olduğu, Adana Numune

Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile aralarındaki ilişkinin muvazaalı olduğu kabul

edilmiştir. Aynı tarihte iş sözleşmeleri feshedilen ve davacı ile aynı işi

yapan birçok işçinin açmış oldukları işe iade veya işçilik alacakları

davalarında İş Mahkemelerince alt işverenle yapılan ihale sözleşmesinin

muvazaalı olduğu ve Sağlık Bakanlığının asıl işveren olduğuna karar verilmiş

olup verilen kararlar Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiştir. Hal böyle

olunca Mahkemece davacının davalı Bakanlığın çalışanı olması sebebiyle ilave

tediye alacağına hak kazanacağı gözetilmeksizin kabulü yerine reddi hatalı olup

tekrar bozmayı gerektirmiştir."

24. Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin 29/1/2015 tarihli ve

E.2014/35860, K.2015/1476 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Somut olayda, Çalışma ve Sosyal

Güvenlik Bakanlığı iş müfettişleri tarafından, 01.01.2008-31.12.2010 arasında

bin işçi ile yapılan temizlik hizmetleri işi ile bu işten ayrılarak,

01.01.2009-31.12.2010 arasında ikiyüz işçi ile yapılan biyomedikal aletlerin

temizlik işi sözleşmelerinin asıl işveren ile alt işveren arasında muvazaa tanımına

uygun olarak yapıldığı, bu işlerde çalışan işçilerin baştan beri asıl işveren

işçisi olduğu tespit edilmiş, davalı ve ilgili firmalar tarafından rapora

usulüne uygun itirazda bulunulmamıştır. Dosya içeriğine göre, davacı bu

ihalelerden biri kapsamında çalışmış olup dava tarihinde çalışmasını

sürdürmektedir. Açıklanan muvazaa tespiti davacının çalıştığı

01.01.2008-31.12.2010 arasında bin işçi ile yapılan temizlik hizmetleri işi ile

sınırlı olarak geçerlilik ifade edeceğinden, davacının ilave tediye alacağı

muvazaa tespiti yapılmış olan bu dönem için hesaplanarak hüküm altına

alınmalıdır. Söz konusu alacağın yazılı şekilde dava tarihine kadar kabul

edilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir."

B. Uluslararası

Hukuk

25. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes davasının medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve

tarafsız bir mahkeme tarafından kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde,

görülmesini isteme hakkına sahiptir...”

26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) adil yargılanma

hakkının hukukun üstünlüğünün Sözleşmeci devletlerin ortak mirası olduğunu

belirten Sözleşme’nin ön sözüyle birlikte yorumlanması gerektiğini

belirtmektedir. Hukukun üstünlüğünün temel unsurlarından biri, hukuki

durumlarda belirli bir istikrarı garanti altına alan ve kamuoyunun mahkemelere

olan güvenine katkıda bulunan hukuki güvenlik ilkesidir. Toplumun yargısal

sisteme olan güveni hukuk devletinin esaslı unsurlarından biri olmasına rağmen

birbirinden farklı yargı kararlarının devamlılık arz etmesi, bu güveni

azaltacak nitelikte bir hukuki belirsizlik durumu yaratabilecektir (Nejdet

Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye [BD], B. No: 13279/05, 20/10/2011, § 57).

27. Diğer yandan hukuki güvenlik ilkesinin gerekleri ve

bireylerin meşru beklentilerinin korunması, içtihadın değişmezliği şeklinde bir

hak bahşetmemektedir (Unédic/Fransa, B. No: 20153/04, 18/12/2008, § 74; Nejdet

Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 58). Mahkemelerin yorumlarında dinamik ve

evrilen bir yaklaşımın sürdürülememesi reform ya da gelişimi engelleyeceğinden

kararlardaki değişim, adaletin iyi idaresine aykırılık teşkil etmez (Atanasovski/Makedonya

Eski Yugoslav Cumhuriyeti, B. No: 36815/03, 14/1/2010, § 38).

28. Yüksek mahkemelerin oynaması gereken rol, tam da

yargı kararları arasında doğabilecek içtihat farklılıklarına bir çözüm

getirmektir. Bununla birlikte yeni kabul edilmiş bir kanunun yorumlanmasında

olduğu gibi bazı hâllerde içtihadın müstakar hâle gelmesinin belirli bir zamana

ihtiyaç duyacağı açıktır (Zielinski ve Pradal ve Gonzalez ve

digerleri/Fransa [BD], B. No: 24846/94, ...34173/96, 28/10/1999, §

59; Schwarzkopf ve Taussik/Çek Cumhuriyeti (k.k.), B. No: 42162/02,

2/12/2008).

29. AİHM, açık bir keyfîlik bulunan durumlar hariç ulusal

mahkemelerin iç hukuku yorumlama şeklini sorgulamanın kendi görevi olmadığına

dikkat çekmektedir. Benzer şekilde bu konuda -görünüşe göre benzer davalarda

verilmiş olsalar bile- ulusal mahkemelerin farklı kararlarını karşılaştırmak da

prensipte AİHM'in görevi değildir. AİHM, söz konusu mahkemelerin bağımsızlığına

saygı göstermek durumundadır (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §

50).

30. AİHM, iki ihtilafa farklı muamele yapılmasının

incelenen gerçek olayların farklılığından kaynaklanmış olması hâlinde çelişkili

içtihatlardan bahsedilmesinin mümkün olmadığını belirtmektedir (Ucar/Türkiye

(k.k.) B. No: 12960/05, 29/9/2009).

31. AİHM, mahkeme kararlarının çatışma ihtimalinin her

biri kendi yargı alanında yetkili olan yargılama ve temyiz mahkemeleri ağına

dayalı yargı sistemlerinin doğal bir özelliği olduğunu kabul etmiştir. Bu tip

uyuşmazlıklar aynı mahkeme içinde de ortaya çıkabilmektedir. Bu durum, kendi

içinde Sözleşme'ye aykırı olarak değerlendirilemez (Santos Pinto/Portekiz, B.

No: 39005/04, 20/5/2008, § 41; Tudor Tudor/Romanya, B. No: 21911/03,

24/3/2009, § 29; Remuszko/Polonya, B. No: 1562/10, 16/7/2013, § 92; Nejdet

Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 51).

32. AİHM, bu konuda hüküm verirken değerlendirmesinin

dayandığı kriterleri açıklamıştır. Söz konusu kriterler yüksek mahkemenin

içtihadında derin ve süregelen farklılıklar olup olmadığı, iç hukukta bu

tutarsızlıkların üstesinden gelmek için bir mekanizma bulunup bulunmadığı, bu

mekanizmanın uygulanıp uygulanmadığı ve uygulandı ise ne ile sonuçlandığının

tespitine dayanmaktadır (Beian/Romanya, B. No: 30658/05, 6/12/2007, §§

37, 39; Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, § 53).

33. AİHM, bu bağlamda mahkemelerin uygulamalarında

tutarlılığın ve içtihatlarında yeknesaklığın sağlanması için mekanizmalar

oluşturulmasının önemini birçok defa hatırlatmış; yargı sistemlerini birbirine

zıt kararlar verilmesini önleyecek şekilde yapılandırmanın devletlerin

sorumluluğunda olduğunu ifade etmiştir. Ne var ki bu ilkelerin AİHM'in

incelemek durumunda kaldığı çelişen yorumların bir yüksek mahkemenin

birleştirici yetkisini uygulayabileceği yasal hükümlerle bağlantılı olarak

yargı sisteminin aynı dalında meydana gelen davalar için öngörüldüğü

belirtilmelidir (Nejdet Şahin ve Perihan Şahin/Türkiye, §§ 55, 80).

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

34. Mahkemenin 28/1/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

35. Başvurucular, bir mahkemenin aynı kararları arasında

çelişki bulunmasının hukuki belirlilik ilkesini zedeleyeceğini belirtmiştir.

Başvurucular, kendileri ile aynı durumda olan işçilerle beraber ilave tediye

alacağını alabilmek için dava açtıklarını ifade etmiştir. Kendileri ile benzer

durumda olanların açmış olduğu davalar yerel mahkemelerce kabul edilirken ve

BAM tarafından söz konusu kararlar onanırken İstanbul BAM tarafından haksız bir

şekilde kendi davalarının reddedilmesi nedeniyle hukuki güvenlik ilkesinin

zedelendiğinden yakınmıştır. Lehlerine birçok BAM ve Yargıtay kararı olmasına

rağmen ve kendileri ile aynı durumdakilerin davalarını kazanmasına rağmen kendi

davalarının reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

36. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

''Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

37. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların iddialarının özünün adil yargılanma hakkının

güvencelerinden biri olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkına ilişkin olduğu

ve bu kapsamda bir inceleme yapılması gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

38. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

39. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında;

herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal

sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36.

maddesinin birinci fıkrasına "adil yargılanma" ibaresinin

eklenmesine ilişkin 14. maddesinin gerekçesine göre "değişiklikle

Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence

altına alınmış olan adil yargılama hakkı metne dahil" edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesinde herkesin adil yargılanma hakkına sahip

olduğu ibaresinin eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma

hakkını anayasal güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK],

B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 54).

40. Adil yargılanma hakkı, uyuşmazlıkların

çözümlenmesinde hukuk devleti ilkesinin gözetilmesini gerektirmektedir.

Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyet'in nitelikleri arasında sayılan hukuk

devleti ilkesi, Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanması ve uygulanmasında

gözönünde bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir.

41. Bu noktada hukuk devletinin gereklerinden birini de

hukuk güvenliği ilkesi oluşturmaktadır (AYM, E.2008/50, K.2010/84, 24/6/2010;

E.2012/65, K.2012/128, 20/9/2012). Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı

amaçlayan hukuki güvenlik ilkesi hukuk normlarının öngörülebilir olmasını,

bireylerin tüm eylem ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de

yasal düzenlemelerinde bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını

gerekli kılar. Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de

idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık,

net, anlaşılır ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî

uygulamalarına karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM,

E.2013/39, K.2013/65, 22/5/2013).

42. Hukuk kurallarının ne şekilde yorumlanacağı veya

birden fazla yorumunun mümkün olduğu durumlarda bu yorumlardan hangisinin

benimseneceği derece mahkemelerinin yetkisinde olan bir husustur. Anayasa

Mahkemesinin bireysel başvuruda derece mahkemelerince benimsenen yorumlardan

birine üstünlük tanıması veya derece mahkemelerinin yerine geçerek hukuk

kurallarını yorumlaması bireysel başvurunun amacıyla bağdaşmaz. Anayasa

Mahkemesinin kanunilik ilkesi bağlamındaki görevi, hukuk kurallarının birden

fazla yorumunun varlığının hukuki belirlilik ve öngörülebilirliği etkileyip

etkilemediğini tespit etmektir (Mehmet Arif Madenci, B. No: 2014/13916,

12/1/2017, § 81).

43. Yargısal kararlardaki değişiklikler, hukukun

dinamizmini ve mahkemelerin yaklaşımlarını yaşanan gelişmelere uyarlama

kabiliyetlerini yansıtması yönüyle olumludur. Ancak uygulamadaki birlikteliği

sağlaması beklenen yüksek mahkemeler içinde yer alan dairelerin benzer

davalarda tatmin edici bir gerekçe göstermeksizin farklı sonuçlara ulaşması,

bir kararın belirli bir daireye düştüğü takdirde onanacağı, başka bir daire

tarafından ele alındığı takdirde bozulacağı gibi ihtimale dayalı ve birbirine

zıt sonuçları ortaya çıkarır. Bu ise hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik

ilkelerine ters düşecektir. Ayrıca böyle bir algının toplumda yerleşmesi

hâlinde bireylerin yargı sistemine ve mahkeme kararlarına duymaları beklenen

güven zarar görebilir (Türkan Bal [GK], B. No: 2013/6932, 6/1/2015, §

64).

44. Anayasa Mahkemesi; bu noktada derece mahkemelerinin

hukuk kurallarını yorumlamasından kaynaklanan içtihat farkının süregelen bir

hâl aldığı, başka bir anlatımla kısa sayılamayacak bir zaman dilimi içinde

uygulamada birliğin sağlanamadığı durumlarda uygulamadaki tutarsızlıkları

ortadan kaldıracak nitelikteki tedbirlerin önemine işaret etmektedir.

45. Hukukun üstünlüğü ilkesi gereği yargı sistemine olan

güveni sağlamak ve korumakla yükümlü olan devlet, aynı yargı koluna dâhil

mahkemeler arasındaki derin ve süregelen içtihat farklılıklarını ortadan

kaldırabilecek nitelikte bir mekanizmayı kurmak ve bu mekanizmanın etkin bir

şekilde işleyişini sağlayacak düzenlemeler yapmakla yükümlüdür. Bu yükümlülük,

adil yargılanma hakkının güvencelerinden biri olarak kabul edilmelidir. (Engin

Selek, B. No: 2015/19816, 8/11/2017, § 58).

46. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, içtihat farklılığını

değerlendirdiği bir kararında Yargıtayın istikrarlı olarak uygulanan içtihattan

ayrılarak yeni bir yaklaşımı benimsemesi hâlinde kamuoyu nezdinde yargıya olan

güvenin muhafaza edilmesi bakımından yeni yaklaşımın istikrarlı bir şekilde

uygulanması gerektiğine dikkat çekmiş ve içtihat değişikliği sonucunda

benimsenen yaklaşımın uygulamada birliği sağlamakla görevli yüksek mahkemeler

tarafından istikrarlı olarak uygulanmamasının adil yargılanma hakkını ihlal

edebileceğine karar vermiştir (Hakan Altıncan [GK], B. No: 2016/13021, 17/5/2018,

§ 48).

47. Anayasa Mahkemesi sosyal yardımlaşma ve dayanışma

vakfı çalışanlarının ilave tediye alacağına hak kazanıp kazanmayacağı hususunda

süregelen içtihat farklılığını değerlendirdiği Yasemin Bodur (B. No:

2017/29896, 25/12/2018, § 52) kararında içtihat farklılığının derinleşmiş ve

sürekli bir nitelik kazanmış olduğu, bu durumun davaların somut özelliğinden

kaynaklanmadığı ve bu durumun ortadan kaldırılmasını sağlayacak içtihadı

birleştirme kararı gibi elverişli bir mekanizma işletilmemesi nedenleriyle

varılan sonucun başvurucu için öngörülemez olduğu ve yargılamanın hakkaniyetini

zedelediği sonucuna ulaşmıştır.

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

48. Başvuruya konu somut davanın niteliği aslında tediye

alacağına ilişkindir. Derece mahkemeleri önce başvurucuların kamu işçisi olup

olmadığını tespiti amacıyla muvazaa olgusunu değerlendirmiştir. Muvazaa konusu

Yargıtay kararlarına da konu olmuştur. Yargıtay 9. Hukuk Dairesi; çalışanların

alt işverence iş sözleşmesinde belirtilen işlerde ve koşullarda

çalıştırıldığının tespit edilmesi durumunda asıl işveren ile alt işveren

arasında muvazaanın bulunmadığına, dolayısıyla da ilave tediye alacağına hak

kazanamayacağına karar vermiştir. Öte yandan yine aynı Daire; çalışanların iş

sözleşmesinde belirtilen işler dışında çalıştırıldığının tespit edilmesi

hâlinde ise asıl işveren ile alt işveren arasında yapılan sözleşmenin muvazaalı

olduğunu, bu nedenle çalışanların baştan beri asıl işverenin işçisi sayılması

gerektiğini belirtmiş ve çalışanların bu durumda ilave tediye alacağına hak

kazanacağına karar vermiştir. Yargıtay 22. Hukuk Dairesi de aynı yönde kararlar

vermiş olup çalışanların alt işveren ile yapmış oldukları sözleşmede belirtilen

işlerde çalışması hâlinde asıl işveren ile alt işveren arasında muvazaa

bulunmadığını belirtmiştir. Söz konusu durumda da çalışanların ilave tediye

ücretine hak kazanacağına karar vermiştir (bkz. §§ 18-24). Sonuç olarak

Yargıtay Daireleri her bir davanın koşullarına özgü şekilde değerlendirme

yapmakta ve muvazaa iddiasını inceleyerek karar vermektedir.

49. Somut olaya gelince derece mahkemeleri başvurucuların

sözleşmelerinde belirtilen işlerden başka işlerde çalıştıklarını ifade ederek

asıl işveren ile alt işveren arasında muvazaa bulunması nedeniyle başvuruculara

ilave tediye alacağı ödenmesine karar vermiştir. İstanbul BAM ise

başvurucuların baştan beri sözleşmesinde belirtilen işlerde çalıştıklarını

belirttikten sonra alt işveren ile asıl işveren arasında muvazaa bulunmaması

nedeniyle davaları reddetmiştir.

50. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi, Yargıtayın ilgili

Daireleri tarafından istikrarlı olarak uygulanan bir içtihattan ayrılma söz

konusu olmadığından somut olayın yukarıda anılan Yasemin Bodur başvurusundan

farklı olduğuna işaret etmektedir.

51. Yargıtay Dairelerinin vermiş oldukları kararlarda

vardıkları sonuca hangi nedenle ulaşıldığını başvurucu ve üçüncü kişiler

tarafından objektif olarak anlaşılmasına imkân verecek yeterli gerekçeler

sunmaktadır.

52. Somut olaya konu İdareye bağlı hastanelerde hizmet

akdine bağlı olarak çalışan personelin ilave tediye alacağına hak kazanıp

kazanmayacağı hususunda süregelen içtihat farklılığı bulunmamaktadır. Aksine

Daireler davacılara ait sözleşmelerde muvazaa bulunup bulunmadığını kendi

açılarından değerlendirerek muvazaa bulunması hâlinde ilave tediye alacağının

ödenmesine karar vermiştir. İstanbul BAM da başvurucuların davalarına konu iş

sözleşmelerinde muvazaa bulunup bulunmadığını incelemiş ve muvazaa bulunmadığı

kanaatine varmıştır. Muvazaa bulunmadığı kanaatine varılmasıyla başvurucuların

kamu işçisi olmadığı sonucuna varılarak başvurucuların ilave tediye alacağına

hak kazanamadığı tespiti yapılmıştır. Yapılan tespit ve varılan sonucun

öngörülemez olmadığı gibi bu hususun yargılamanın hakkaniyetini zedelemediği

anlaşılmaktadır. Diğer taraftan ortada içtihat farklılığı olarak

değerlendirilecek bir hususun da bulunmadığı görülmektedir. Kararlarda sonuç

itibarıyla derin ve süregelen farklılığın bulunmaması nedeniyle ortaya çıkan

durumun başvurucu için öngörülemez olmadığı ve bu hususun yargılamanın

hakkaniyetini zedelemediği sonucuna ulaşılmıştır.

53. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkının ihlal edilmediğine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 28/1/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Recai AKYEL Selahaddin MENTEŞ Raportör : Eren Can BENAKAY Başvurucular : 1. Fatma AYAN 2. Nilgün YILMAZBAYHAN 3. Özlem KANDA 4. Şaban OLGUN Başvurucular Vekili : Av. Güldem DEMİR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2018/9288, 28 Ocak 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucuların
  16. B. Değerlendirme
  17. A. Hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edildiğine
  18. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  19. C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  20. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2018/9288
Tarih
28 Ocak 2021

İlgili Kararlar

  • Altay Aksoy Başvurusu (B. No: 2018/36557)
  • Arabi Acu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/3550)
  • Ramazan Beyazpirinç Başvurusu (B. No: 2016/2728)
  • Hafız Abdul Basıt Muhammad Farooq Başvurusu (B. No: 2017/4965)
  • Mervan Kayhan Başvurusu (B. No: 2017/34577)
  • Cemal Günsel Başvurusu (B. No: 2016/12900)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.