İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatma Müge Tekin ve Özge Tekin Başvurusu (B. No: 2014/2504)

1. Başvuru; tutukluluk süresinin makul süreyi ve kanunda öngörülen

Başvuru No2014/2504Tarih20 Mart 2019Okuma24 dk · 4.788 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Fatma Müge Tekin Ve Özge Tekin Başvurusu

Karar tarihi
20 Mart 2019
Başvuru Numarası
2014/2504
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.788 kelime·24 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluk süresinin makul süreyi ve kanunda öngörülen

azami süreyi aşması nedeni ile kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının, hastalığa

rağmen ceza infaz kurumunda tutulma nedeniyle de kötü muamele yasağının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/2/2014 tarihinde Muzaffer Tekin tarafından

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

7. Başvurucu 1/4/2015 tarihinde ölmüştür.

8. Anayasa Mahkemesi 29/6/2016 tarihinde başvurucunun

vârislerinden bireysel başvuruya devam edip etmeyeceklerini bildirmelerini

istemiştir.

9. Başvurucunun vârisleri 20/7/2016 tarihli dilekçeleriyle

bireysel başvuruya mirasçı sıfatı ile devam etmek istediklerini bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

10. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

11. Başvurucu (Muzaffer Tekin) İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca

(Cumhuriyet Başsavcılığı) yürütülen bir soruşturma kapsamında İstanbul 9. Ağır

Ceza Mahkemesinin 19/6/2007 tarihli ve S.2007/80 sayılı kararıyla silahlı terör örgütü kurmak ve yönetmek

suçundan tutuklanmıştır.

12. Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen iddianamenin İstanbul

13. Ağır Ceza Mahkemesince (Mahkeme) kabul edilmesiyle başvurucu ve diğer

şüpheliler hakkında kamu davası açılmıştır. Mahkemece E.2009/191 sayılı

kovuşturma dosyasında yapılan yargılama sonucunda 5/8/2013 tarihinde karar verilmiştir.

Bu kararda, başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya

görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etmek, beş kez

kasten öldürme suçuna azmettirmek, tehlikeli maddelerin bulundurulması veya el

değiştirilmesi, genel güvenliğin kasten tehlikeye sokulması, yasaklanan

bilgileri temin etmek, verileri hukuka aykırı olarak verme veya ele geçirme,

silahlı terör örgütü yöneticisi olmak suçlarından sonuç olarak iki kez

ağırlaştırılmış müebbet ve 117 yıl 2 ay hapis cezalarıyla cezalandırılmasına ve

tutukluluk hâlinin devamına hükmedilmiştir.

13. Başvurucu yaşadığı sağlık problemleri nedeniyle 23/8/2013

tarihinden 11/3/2014 tarihine kadar birçok kez farklı sağlık kuruluşlarında

muayene edilmiş, tahlil ve tedavi hizmeti almıştır.

14. Başvurucu 26/12/2013 tarihli dilekçeyle tahliye talebinde

bulunmuştur. Başvurucu söz konusu tahliye talebinde uzun tutukluluk süresinin

kanuni sınırları aştığından ve henüz tanısı konulamasa da tıbbi raporlara göre

kanser hastalığı riski taşıdığından bahsederek yaşam hakkının tehlike altında

olduğundan yakınmıştır. Mahkeme 30/12/2013 tarihli kararıyla "davanın kovuşturma aşamasının 5/8/2013 tarihinde sona

erdiği, bu tarihte verilen kararlara itiraz süresinin ise 12/8/2013 tarihinde

dolduğu, bu nedenle itiraz süresinin geçtiği ayrıca kararda usul ve yasaya

aykırı herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı" gerekçesiyle

başvurucunun talebini reddetmiştir.

15.Başvurucu, Mahkemenin ret kararı üzerine itirazda bulunmuş ve

bu kez sadece tutukluluk süresinin kanuni sınırlamanın ötesine geçtiği

şikâyetini yineleyerek itirazda bulunmuştur. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi

20/1/2014 tarihli kararıyla "tahliye

talebinin reddi kararının ve gerekçesinin usul ve yasaya uygun olduğu, herhangi

bir isabetsizlik bulunmadığı"

gerekçesiyle başvurucunun itirazını reddetmiştir. Bu karar 10/2/2014

tarihinde başvurucunun vekiline tebliğ edilmiştir.

16. Bu ret kararı üzerine başvurucu 26/2/2014 tarihinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

17. Başvurucunun yapılan birçok tıbbi tetkiki sonucunda

10/2/2014 tarihinde 3. evre pankreas kanseri olduğu tespit edilmiştir. Anılan

hastalığın tedavisi amacıyla başvurucu 11/2/2014 tarihinde İstanbul

Üniversitesi Çapa Tıp Fakültesi (Hastane) Genel Cerrahi Polikliniğine sevk

edilmiş ve burada yatışlı hasta olarak tedavisine

devam edilmiştir.

18. Öte yandan başvurucunun 12/2/2014 tarihinde Mahkemeye tekrar

tahliye talepli bir dilekçe sunduğu UYAP aracılığıyla yapılan kontrolden

anlaşılmıştır. Bu dilekçede başvurucu; ekte sunduğu sağlık raporlarına göre

ileri derece pankreas kanseri olduğunu, hastalığının tedavisinde hijyen

koşulları ve özel bakımın son derece önemli olduğunu, ceza infaz kurumu

koşullarında bunun mümkün olmaması nedeniyle yaşam hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

19. Mahkeme başvurucunun bu talebine ilişkin olarak Cumhuriyet

Başsavcılığından görüş istemiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucunun

hastalığının ceza infaz kurumu koşullarında yaşaması hâlinde yaşamı ve sağlığı

üzerindeki olası etkilerinin tespiti için çok ivedi şekilde Adli Tıp Kurumundan

rapor alınması ile bu rapor sonucuna göre tahliye talebinin değerlendirilmesi

yönünde görüş sunmuştur. Anılan görüş doğrultusunda Mahkemece 14/2/2014

tarihinde verilen ara kararda, başvurucunun tedavi gördüğü hastaneden temin

edilecek sağlık raporları ile İstanbul Adli Tıp Kurumundan -başvurucunun

cezaevinde kalmasının hayatı üzerinde kesin bir tehlike teşkil edip etmediği

hususunda- rapor alınmasına karar verilmiştir. Söz konusu ara kararın yerine

getirilmesi için ise Mahkeme 17/2/2014 tarihinde Cumhuriyet Başsavcılığına

müzekkere yazmıştır. Ayrıca Mahkeme aynı tarihte Silivri 1 No.lu L Tipi Ceza

İnfaz Kurumuna (Ceza İnfaz Kurumu) müzekkere yazarak başvurucunun hastalığı ile

ilgili olarak Ceza İnfaz Kurumu idaresince ne gibi işlemlerin yapıldığını da

sormuştur.

20. Başvurucu hakkında Adli Tıp Kurumundan alınan adli bir

rapora dosya kapsamından erişilemediği gibi başvurucu tarafından da bu yönde

bir bilgi ya da belge sunulmamıştır.

21. Ceza İnfaz Kurumu idaresince 18/2/2014 tarihinde Mahkemeye

verilen cevapta, başvurucuya 23/8/2013 tarihinden 18/2/2014 tarihine kadar

muayene, tahlil ve tetkiklerden oluşan toplam otuz dokuz farklı işlemin

yapıldığı belirtilmiştir. Buna göre altı farklı sağlık kuruluşunda yapılan

muayene işlemlerinde başvurucu; kulak burun boğaz, dahiliye, genel cerrahi,

endokrinoloji, üroloji, fizik tedavi, diyetisyen, gastroenteroloji ve onkoloji

polikliniklerinde sağlık hizmeti almıştır. Bu kapsamda gastroskopi, efor, BT

(bilgisayarlı tomografi), ODYO (odyometri), USG

(ultrasonografi), PSA (prostat spesifik antijen), trus

biyopsi, MR (manyetik rezonans), endoskopi, PET-CT (bilgisayarlı pozitron

emisyon tomografisi) tetkikleri için işlem yapılmıştır. Ayrıca -ivedi şekilde

çıkması için Ceza İnfaz Kurumu idaresinin girişimde bulunmasıyla- 10/2/2014

tarihinde alınan biyopsi tetkiki sonuçlarına göre başvurucuda 3. evre pankreas

kanseri tespit edildiği, kanserin yayılım göstermediği, üniversite

hastanelerinde ameliyat edilebilir durumda olduğu, bu nedenle 11/2/2014

tarihinde başvurucunun Hastaneye sevkinin gerçekleştirildiği bilgilerine de

anılan cevap yazısında yer verilmiştir.

22. Ceza İnfaz Kurumu tarafından Mahkemeye gönderilen 14/3/2014

tarihli yazıda ise başvurucunun hastalığı nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında

bulunmasının yaşam ve sağlığı üzerindeki etkileri hususunda Hastane tarafından

11/3/2014 tarihinde düzenlenen sağlık konseyi raporuna yer verilmiştir. Bu

raporun ilgili kısmı şöyledir:

"...Muzaffer TEKİN [Başvurucu] isminde ki erkek hastanın fizik muayenesi yapılmış

ve tetkikleri incelenmiştir. Evre IV (Akciğer ve abdominal

lenf ganglionlarında yaygın metastaz) Pankreas adenokanseri teşhisi aşikardır.

Bu evredeki bir pankreas kanseri hastasının sürvisi literatür bilgilerine göre kısadır. Bu nedenle

kalan ömrünü cezaevi koşullarında geçirmesi hayati tehlike arz eder.

..."

23. Diğer yandan yapılan bir yasal değişikle (21/2/2014 tarihli

ve 6526 sayılı Kanun) terör suçlarına bakan özel yetkili ağır ceza mahkemeleri

kaldırılmıştır. Başvurucu hakkında mahkûmiyet kararı veren mahkemenin de bu

şekilde görevine son verildiği anlaşılmaktadır. Bu nedenle 7/3/2014 tarihinde

tekrar tahliye isteminde bulunan başvurucunun talebi İstanbul 3. Ağır Ceza

Mahkemesi tarafından değerlendirilmiş ve kanunda öngörülen azami tutukluluk

süresinin aşıldığı gerekçesiyle 10/3/2014 tarihinde tahliye kararı verilmiştir.

24. Ceza İnfaz Kurumu idaresince başvurucunun 10/3/2014

tarihinde tahliye edildiği bilgisi Mahkemeye 11/3/2014 tarihinde

bildirilmiştir.

25. Öte yandan başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükmü

temyiz incelemesinde Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 21/4/2016 tarihli ilamı ile

bozulmuştur. Bozma ilamından sonra İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından

yargılamaya devam edilen dosyada başvurucu hakkındaki davaların ayrılmasına

karar verilmiş ve ayrılan dava dosyasında 4/7/2017 tarihinde başvurucunun ölümü

nedeniyle düşme kararı verilmiştir. Temyiz edilmeyen karar 17/7/2017 tarihinde

kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

26. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik

Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un "Yüksek

güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları" kenar başlıklı 9.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Yüksek güvenlikli

kapalı ceza infaz kurumları, iç ve dış güvenlik görevlilerine sahip, firara

karşı teknik, mekanik, elektronik ve fizikî engellerle donatılmış, oda ve

koridor kapıları sürekli kapalı tutulan, ancak mevzuatın belirttiği hâllerde

aynı oda dışındaki hükümlüler arasında ve dış çevre ile temasların geçerli

olduğu sıkı güvenlik rejimine tâbi hükümlülerin bir veya üç kişilik odalarda

barındırıldıkları tesislerdir. Bu kurumlarda bireysel veya grup hâlinde

iyileştirme yöntemleri uygulanır.

(2)

Ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkûm olanlar ile süresine

bakılmaksızın, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, yönetmek veya bu örgütün

faaliyeti çerçevesinde,

Türk Ceza Kanununda yer alan;

...

b) Kasten öldürme suçlarından (madde 81, 82),

...

e) Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine

karşı suçlardan (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

Mahkûm olanların cezaları, bu kurumlarda infaz

edilir.

..."

27. 5275 sayılı Kanun'un "Tutukluların

yükümlülükleri" kenar başlıklı 116. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Bu Kanunun; yüksek

güvenlikli kapalı ceza infaz kurumları, hapis cezasının infazının hastalık

nedeni ile ertelenmesi, ... hastalık nedeniyle nakil, ... muayene ve tedavi

istekleri, ... muayene ve tedavileri, sağlık denetimi, hastaneye sevk, infazı

engelleyecek hastalık hâli, ... 9, 16, ... 55 ilâ 62, 66 ilâ 76 ve 78 ila 88

inci maddelerinde düzenlenmiş hükümlerin tutukluluk hâliyle uzlaşır nitelikte

olanları tutuklular hakkında da uygulanabilir."

28. 5275 sayılı Kanun'un "Hapis

cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi" kenar

başlıklı 16. maddesinin (2) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

"(2) Diğer

hastalıklarda cezanın infazına, resmî sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan

bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile hapis cezasının infazı, mahkûmun

hayatı için kesin bir tehlike teşkil ediyorsa mahkûmun cezasının infazı

iyileşinceye kadar geri bırakılır.

(6)

(Ek: 24/1/2013-6411/3 md.) Maruz kaldığı ağır bir

hastalık veya engellilik nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını

yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından ağır ve somut tehlike

oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmun cezasının infazı üçüncü fıkrada

belirlenen usule göre iyileşinceye kadar geri bırakılabilir."

29. 5275 sayılı Kanun'un "Hastalık

nedeniyle nakil" kenar başlıklı 16. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Hastaneye sevki

zorunlu görülen hükümlü, bulunduğu yere en yakın tam teşekküllü Devlet veya

üniversite hastanesinin hükümlü koğuşuna yatırılır.

(2) Bu

hastanelere gönderilen hükümlülerin başka yerlerdeki hastanelere sevki, sağlık

kurulu raporuyla, acil ve yaşamsal tehlikesi bulunması hâlinde, varsa biri

hastalığın uzmanı olmak üzere iki uzman hekim tarafından verilip, başhekim

tarafından onaylanan ve hastalığın sebebi, tedavinin hangi sebeple bulunduğu

hastanede gerçekleştirilemediği, hastaya nerede ve ne tür bir tedavi

gerektiğini açıkça belirten bir raporla mümkündür. Bu durumda da en yakın ve

hükümlü koğuşu bulunan Devlet veya üniversite hastaneleri tercih edilir."

30. 5275 sayılı Kanun'un "Hükümlünün

muayene ve tedavi istekleri" kenar başlıklı 71. maddesi

şöyledir:

"Hükümlü, beden ve ruh

sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi

olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için

hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya

üniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir."

31. 5275 sayılı Kanun'un "İnfazı

engelleyecek hastalık hâli" kenar başlıklı 81. maddesi

şöyledir:

"Kurum hekimi veya

görevli hekim tarafından yapılan muayene ve incelemeler sonucunda hükümlünün

cezasını yerine getirmesine engel olabilecek hastalığı saptanırsa durum, kurum

yönetimine bildirilir."

B. Uluslararası Hukuk

32. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi şöyledir:

“Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da onur

kırıcı ceza veya işlemlere tabi tutulamaz.”

33. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değerlerinden biri olduğunu vurgulamıştır. Terörle ya da organize

suçla mücadele gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin mağdurların

davranışlarından bağımsız olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza

veya işlemlerden men ettiği belirtilmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin

15. maddesinde belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde

dahi hiçbir istisnaya yer vermediği içtihatlarda hatırlatılmıştır (birçok karar

arasından bkz. Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999,

§ 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, §

119).

34. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunun

söylenebilmesi için eylemin minimum ağırlık

eşiğini aşması beklenir (birçok karar arasından bkz. Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997,

§ 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B.

No: 27473/02, 6/3/2007 §§ 35; Gäfgen/Almanya

[BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, §§ 88; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No: 13134/87, 25/3/1993, §

30).

35. AİHM, tutuklu ve hükümlülerle ilgili olarak onların

korunmasız ve zayıf durumda olduklarını ve devlet yetkililerinin bu kişileri

korumakla yükümlü olduklarını, özellikle ölüm hâlinde bu yükümlülüğün arttığını

belirtmiştir (Keenan/Birleşik Krallık,

B. No. 27229/95, 3/4/2001, § 91; Tarariyeva/Rusya,

B. No: 4353/03, 14/12/2006, § 73; Vladimir Romanov/Rusya, B. No: 41461/02, 24/7/2008, §

57).

36. AİHM; hukuka uygun olarak özgürlüğü kısıtlanan herkesin

insan onuruna uygun tutukluluk koşullarına sahip olma hakkı bulunduğunu, alınan

tedbirlerin uygulanma koşullarının kişiyi sıkıntıya ya da tutukluluğa bağlı

kaçınılmaz üzüntü seviyesini aşacak yoğunlukta bir ümitsizliğe sokmaması

gerektiğini vurgulamaktadır (Kudla/Polonya [BD],

B. No: 30210/96, 26/10/2000, § 94).

37. AİHM'e göre özellikle özgürlüğünden yoksun kişiler söz

konusu olduğunda 3. madde, ilgili devletlere bu kişilerin insan onuru ile

bağdaşır koşullarda tutulmalarını sağlama ve infaz ile ilgili uygulamaların bu

kişileri ceza infaz kurumunda kalmadığı için zorunlu olarak ortaya çıkan sıkıntı

ve üzüntü seviyesinden daha fazla bir ızdıraba maruz

bırakmama pozitif yükümlülüğünü yüklemektedir. Bu sebeple maddi de olsa, manevi

de olsa doğal olarak ortaya çıkan bir hastalığa bağlı acı tek başına -eğer

yetkililerin sorumlu tutulabilecekleri tutulma şartları ile daha da

katlanıyorsa veya katlanma riski varsa- 3. maddenin uygulama alanına girebilir.

Bir mahkûmun sağlığı ve rahatlığı -hapsedilmenin pratik gerekleri de dikkate

alınarak ve özellikle gerekli tedavilerin uygulanması yoluyla- uygun tedbirler

alınarak sağlanmalıdır. Nitekim hasta bir kişinin uygun olmayan fiziki ve tıbbi

koşullarda tutulması kural olarak 3. maddeye aykırı bir muamele olarak kabul

edilebilir (Gülay Çetin/Türkiye,B. No: 44084/10, 5/3/2013, § 101).

38. AİHM ayrıca Sözleşme’nin tutuklu bir kimsenin sağlık

gerekçesiyle serbest bırakılması için hiçbir genel

zorunluluk getirmediğini ancak doğal olarak ortaya çıkan fiziksel ya

da ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanan acının yetkililerin sorumlu

tutulabileceği tutukluluk koşullarından dolayı artması ya da artma riski

bulunması hâlinde bu durumun Sözleşme’nin 3. maddesi kapsamına girebileceğini

belirtmektedir (Mouisel/Fransa, B. No: 67263/01, 14/11/2002, §§

38-40; Ürfi Çetinkaya/Türkiye, B. No; 19866/04,

23/7/2013, § 88).

39. Bu tür davalarda AİHM, sağlık durumunun endişeye sebep

olduğu durumlarda başvurucunun alıkonulmasına devam edilmesinin sağlık durumu

açısından uygun olup olmadığının değerlendirilmesinde özellikle üç etkenin

dikkate alınmasının gerektiğini belirtmiştir. Bunlar hükümlü/tutuklunun tutulma

koşulları, sağlanan bakımın kalitesi ve sağlık durumu açısından başvurucunun

tutulmasına devam edilmesinin gerekip gerekmediğidir (Zarzycki/Polonya, B. No: 15351/03, 12/3/2013, § 103).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

40. Mahkemenin 20/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurunun

İncelenmesine Devam Edilip Edilemeyeceği Sorunu

41. UYAP aracılığı ile yapılan kontrolde nüfus kayıtlarına göre

başvurucunun 1/4/2015 tarihinde öldüğü anlaşılmaktadır. Dolayısıyla öncelikle

başvuru hakkında düşme kararı verilip verilmeyeceğinin değerlendirilmesi

gerekmektedir.

42. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün (İçtüzük) "Düşme kararı" kenar başlıklı 80.

maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

"(1) Bölümler ya da

Komisyonlarca yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hâllerde düşme kararı

verilebilir:

...

ç) Bölümler ya da Komisyonlarca saptanan herhangi bir başka gerekçeden

ötürü, başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir neden görülmemesi.

(2)

Bölümler ya da Komisyonlar; yukarıdaki fıkrada belirtilen nitelikteki bir

başvuruyu, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların

kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli

kıldığı hâllerde incelemeye devam edebilir."

43. Anayasa Mahkemesi Asya

Oktay ve diğerleri (B. No: 2014/3549, 22/3/2017) içtihadından önceki

dönemde, bireysel başvuru devam ederken başvurucunun ölmesi durumunda 12/1/2011

tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ilgili hükümlerini

gözeterek ölenin mirasçılarına başvuruya devam edip etmeyecekleri hususunda

bildirimde bulunma yönünde bir uygulama gerçekleştirmekte; bu bildirimi

tebellüğ eden mirasçıların Anayasa Mahkemesine başvurarak başvuruya devam etmek

istediklerini bildirmeleri hâlinde başvuruları incelemeye devam etmekte; buna

karşılık mirasçıların başvuruyu takip etmek istediklerini belli bir süre içinde

bildirmemeleri hâlinde ise düşme kararı vermektedir (detaylı açıklama için bkz.

T.G., B. No: 2017/21163, 9/1/2019,

§§ 17, 18).

44. Anayasa Mahkemesi Asya

Oktay ve diğerleri kararında başvurucunun bireysel başvurunun

yapıldığı tarihten sonra ölmesi durumunda başvurunun incelenmesine devam edilip

edilemeyeceğine ilişkin ilkelerini gözden geçirmiş ve değiştirmiştir (aynı

kararda bkz. §§ 18-21). Buna göre

Anayasa'nın uygulanması ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve

sınırlarının belirlenmesi ya da insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâller

gibi başvurunun incelenmesinin sürdürülmesini haklı kılan bir sebebin olmadığı

kanaatine varıldığı durumlarda başvurucunun vefat etmesi hâlinde başvuruya

devam edilmesinin sağlanması yönünden öncelikli yükümlülüğün başvuruya devam

etme hakları olan şahıslarda bulunduğu kabul edilmiştir. Anayasa Mahkemesi aynı

kararda, başvuru tarihinden sonra ölen başvurucunun yakınlarının makul bir süre

içinde söz konusu başvuruyu devam ettirmek yönündeki iradelerini Anayasa

Mahkemesine bildirmeleri gerektiğine de karar vermiştir.

45. Anayasa Mahkemesi Asya

Oktay ve diğerleri içtihadından sonraki dönemde, bireysel başvuru

devam ederken başvurucunun ölmesi durumunda ölenin mirasçılarına başvuruya

devam edip etmeyecekleri hususunda bildirimde bulunma yönünde bir uygulama

gerçekleştirmemiş, ölüm tarihinden sonra makul bir süre içinde kendiliğinden

Anayasa Mahkemesine başvurarak başvuruya devam etmek istediğini bildiren

mirasçıların -menfaatlerinin bulunup bulunmadığını da gözeterek- başvurularını

incelemiştir (örnek kararlar için bkz. Ayten

Yeğenoğlu, B. No: 2015/1685, 23/5/2018 -ölümden yaklaşık üç ay

sonra-; Fatma Ülker Akkaya, B.

No: 2014/18979, 22/2/2018 -ölümden iki ay sonra-).

46. Anayasa Mahkemesi, T.G.

kararında bireysel başvuru yapıldıktan sonra ölen başvurucuların mirasçılarının

başvuruyu devam ettirme yönündeki taleplerini Anayasa Mahkemesine

iletebilecekleri makul süreyi -haklı mazeretler saklı kalmak kaydıyla- ölüm

tarihinden itibaren dört ay

olarak tespit etmiştir(T.G., § 20). Anılan kararda Anayasa Mahkemesi ölen

başvurucunun mirasçılarının ölüm tarihinden itibaren dört ay geçtikten sonra

başvuruya devam etmek istediklerine ilişkin taleplerini Anayasa Mahkemesine

iletmeleri nedeniyle başvuru hakkında düşme kararı vermiştir (T.G., § 21).

47. Somut olayda başvurucunun vârislerinin başvurucunun

ölümünden yaklaşık on altı ay sonra başvuruya devam etmek istediklerini Anayasa

Mahkemesine bildirdikleri görülmektedir (bkz. § 9). Ancak somut olayın

koşullarının T.G. kararından

farklı olduğu anlaşılmaktadır. Eldeki başvuruda Anayasa Mahkemesi Asya Oktay ve diğerleri kararından önce

uygulayageldiği usul uyarınca başvurucunun vârislerine bireysel başvuruya devam

edip etmeyeceklerini 29/6/2016 tarihinde sormuş, başvurucunun vârisleri de

makul bir süre içinde (20/7/2016 tarihinde) bireysel başvuruya devam

edeceklerini bildirmişlerdir. Oysa T.G.

kararına konu olayda başvurucu, Asya Oktay

ve diğerleri içtihadından sonraki bir dönemde ölmüştür. Dolayısıyla

Anayasa Mahkemesi Asya Oktay ve diğerleri içtihadında

geliştirdiği ilkeleri T.G.

başvurusuna da uygulamıştır. Buna karşılık Asya

Oktay ve diğerleri içtihadıyla geliştirilen ilkelerin bu karardan

önceki bir döneme uygulanması hukuki güvenlik ve hakkaniyet ilkelerine uygun

düşmeyeceğinden somut olayda ölenin vârislerinin başvuruyu takip etme

noktasında gerekli özeni gösterdiklerinin kabulü gerekecektir.

48. Bireysel başvurudan sonra ölen başvurucunun vârislerinin

başvuruyu devam ettirebilmek için dört ay içinde Anayasa Mahkemesine müracaat

etmeleri gerekli ise de Anayasa Mahkemesinin vârislerin bu talebini kabul

edebilmesi bakımdan bu koşulun sağlanması yeterli değildir. Bunun yanında

ayrıca başvurucuların başvuruyu takip etmede yeterli menfaatleri de

bulunmalıdır.

49. Somut olayda vârislerin ölen başvurucunun tutukluluğunun

kanuni süreyi aşıp aşmadığının ve Ceza İnfaz Kurumunda kötü muameleye maruz

kalıp kalmadığının tespitinde meşru bir menfaatlerinin bulunduğu sonucuna

ulaşılmaktadır. Dolayısıyla vârislerin başvuruyu takip edebileceklerinin kabulü

gerekir. Bununla birlikte kolaylık sağlaması bakımından kararın ilerleyen

bölümlerinde başvurucu kavramı,

ölen Muzaffer Tekin'i ifade etmek üzere kullanılmaya devam edilecektir.

B. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

50. Başvurucu, yapılan yargılamada azami tutukluluk süresi olan

beş yıl dolmuş olmasına rağmen tahliye edilmemesi nedeniyle Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasında güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

51. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu

kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

2. Değerlendirme

52. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin yedinci

fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin,

makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest

bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama

süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak

için bir güvenceye bağlanabilir."

53. Başvurucunun şikâyetlerinin Anayasa’nın 19. maddesinin

yedinci fıkrası çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

54. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru usulü" kenar başlıklı 47.

maddesinin (5) numaralı fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten; başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."

55. İçtüzük'ün "Başvuru süresi ve mazeret"

kenar başlıklı 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Bireysel başvurunun, başvuru yollarının

tüketildiği tarihten, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin öğrenildiği tarihten

itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir."

56. Bireysel başvuruların 6216 sayılı Kanun'un 47. maddesinin

(5) numaralı fıkrası ile İçtüzük'ün 64. maddesinin

(1) numaralı fıkrası uyarınca başvuru yollarının tüketildiği tarihten, başvuru

yolu öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

yapılması gerekmektedir.

57. Başvurunun süresinde yapılmış olması, her aşamada dikkate

alınması gereken usule ilişkin şarttır (Yasin

Yaman, B. No: 2012/1075, 12/2/2013, § 18).

58. Bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma durumunda

tutukluluk süresinin kanunda öngörülen azami süreyi ya da makul süreyi aştığı

iddiasıyla yapılacak bireysel başvurunun ilk derece yargılaması devam ederken

tutukluluğun devamına karar verilen her aşamada başvuru yolları tüketildikten

sonra, başvuru süresi içinde yapılması gerekir (Mehmet Emin Kılıç, B. No: 2013/5267, 7/3/2014, § 28).

59. Bu bağlamda bir suç isnadına bağlı olarak tutuklulukla

ilgili şikâyetleri içeren bireysel başvurunun hükümle birlikte verilen

tutukluluğun devamı kararı sonrasında yapılması hâlinde tutukluluğun devamı

kararına itiraz edilmemiş ise kararın verildiğinin öğrenildiği tarihten

itibaren, itiraz edilmiş ise itiraz merciince verilen kararın öğrenildiği

tarihten itibaren otuz gün içinde yapılması gerekmektedir (Fırat İşgören,

B. No: 2014/6425, 17/11/2016, § 34).

60. Somut olayda başvurucu, ilk derece mahkemesince 5/8/2013

tarihindeki hükümle birlikte verilen tutukluluğun devamı kararına itiraz

ettiğine yönelik bir bilgi ve/veya belge sunmamıştır. Bu nedenle başvurunun ilk

derece mahkemesinin nihai kararı tefhim ettiği 5/8/2013 tarihinden itibaren

otuz gün içinde yapılması gerekmektedir. Başvurucunun sonradan tahliye

talebinde bulunmasının ve bu talebin sonuçsuz kalmasının -bu şikâyet yönünden-

bireysel başvuru süresi üzerinde herhangi bir etkisi bulunmamaktadır (Osman Kılıç, B. No: 2014/12837, 26/2/2015,

§ 28; Fırat İşgören,

§ 35). Buna göre 26/2/2014 tarihinde yapılan bireysel başvuruda süre

aşımı olduğu sonucuna varılmıştır. Öte yandan başvurucu 19/6/2007 tarihinde

tutuklanmış ve 10/3/2014 tarihinde ise tahliye edilmiş olmakla yaklaşık altı

yıl dokuz ay tutuklu kalmıştır. Buna göre Anayasa Mahkemesi kanunda öngörülen

beş yıllık azami tutukluluk süresinin başvuru konusu olayda aşılmış olduğunu

görmekle birlikte yukarıda belirtilen içtihadından ayrılmayı gerektiren bir

durum olmaması nedeni ile bu hususta daha ileri bir inceleme yapmayı gerekli

görmemiştir.

61. Açıklanan gerekçelerle kararın öğrenilmesinden itibaren otuz

gün içinde yapılmayan bireysel başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

62. Başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet hükmünden kısa bir

zaman sonra sağlık problemleri yaşamaya başladığını, bu nedenle beş aya yakın

bir zaman içinde birçok sağlık kuruluşunda muayene olmak, tahlil, tetkik ve

tedavi görmek durumunda kaldığını belirtmektedir. Başvurucu bu kapsamda

11/2/2014 tarihinde kendisine 4. evre pankreas kanseri teşhisi konulduğunu, Hastanenin

aynı tarihli raporunda hastalığının yayılma ihtimali bulunduğundan bahisle

yaşamsal tehlikesinin mevcut olduğunu iddia etmektedir. Başvurucu hastalığı

nedeniyle yaşamsal tehlike içinde bulunmasına rağmen tahliye edilmemesi

nedeniyle Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına alınan

yaşam hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

63. Bakanlık görüşünde; ilk olarak hasta bir kişinin uygun

olmayan fiziki ve tıbbi koşullarda tutulmasının kural olarak kötü muamele

yasağına aykırı bir durum ortaya çıkarabileceğine, tedavisi imkânsız bir

hastalığa yakalanmanın devlete tutukluyu serbest bırakma yönünde genel bir

yükümlülük getirmediğine dair ilgili AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına yer

verilmiştir. Bakanlık, ikinci olarak başvurucunun tutuklu kaldığı ceza infaz

kurumu koşulları hususunda sayısal bazı verilere değinmiş ve başvurucunun Ceza

İnfaz Kurumunda yararlanabildiği sosyal imkânlara, açık-kapalı görüş

imkânlarına ve beslenme kalitesine vurgu yapmıştır. Bakanlık ayrıca Ceza İnfaz

Kurumunun her gün düzenli olarak temizliğinin yapıldığından bahisle gerekli

hijyen koşullarının da sağlandığını belirtmiştir.

64. Bakanlık, ceza infaz kurumundaki sağlık hizmetine erişim

imkânları konusunda başvurucunun kaldığı Ceza İnfaz Kurumunda her türlü tıbbi

destekten faydalandığını ve yaşam hakkının korunması için gereken tedbirlerin

devlet tarafından alındığını savunmuştur. Bakanlık bu kapsamda başvurucunun

kaldığı Ceza İnfaz Kurumunda aile hekimi ve diş doktorunun, 112 Acil Servis

biriminin, Ceza İnfaz Kurumu içinde tam teşekküllü devlet hastanesinin

bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca ileri tetkik ve tedavi gereken durumlarda

ilgili hastanelere sevk işleminin yapılabildiği, bu hastanelerdeki muayene,

tahlil, tetkik ve tedavi için başvurucunun naklinin Ceza İnfaz Kurumunca

sağlanabildiği de Bakanlık tarafından vurgulanmıştır. Bakanlık ayrıca Ceza

İnfaz Kurumunda yirmi dört saat sıcak su imkânın sağlandığını da belirtmiş ve

tüm bu koşullar dikkate alındığında Ceza İnfaz Kurumundaki yaşam koşullarının başvurucunun

hastalığını etkileyecek bir duruma sebebiyet vermediğini belirtmiştir.

65. Bakanlık başvurucuya sağlanan sağlık hizmeti hususunda

başvurucunun çeşitli sağlık problemleri ile ilgili olarak birçok kez sağlık

kuruluşlarına sevkinin sağlandığını, bu doğrultuda 11/2/2014 tarihinde kanser

rahatsızlığının tespit edilmesinin akabinde başvurucunun kısa süre içinde

tedavi için hastaneye sevk edildiğini, tedavisine başlanan başvurucunun

10/3/2014 tarihinde tahliye edildiğini belirtmiştir. Bakanlık son olarak

başvurucunun kanser rahatsızlığının Ceza İnfaz Kurumundaki tutulma koşullarına

bağlı olarak ortaya çıktığına veya bu koşullar yüzünden daha da kötüye

gittiğine dair herhangi bir tıbbi evrakın bulunmadığına da değinerek başvurunun

açıkça dayanaktan yoksun olduğu hususundaki kanaatini bildirmiştir.

2. Değerlendirme

66. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Kimseye işkence ve

eziyet yapılamaz; kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya

muameleye tabi tutulamaz."

67. Anayasa Mahkemesi, ceza infaz kurumlarının fiziki ve tıbbi

imkânlarının sağlık durumuna uygun olmamasına dayalı şikâyetleri istikrarlı bir

şekilde kötü muamele yasağı kapsamında incelemektedir (Mete Dursun, B. No: 2012/1195, 18/11/2015; Serdar Öztürk, B. No: 2013/7532, 4/2/2016;

Sabri Kaya, B. No: 2014/8482,

29/6/2016; Ergin Aktaş, B. No:

2014/14810, 21/9/2016; Hayati Kaytan,

B. No: 2014/19527, 16/11/2016; İmam Çelikdemir, B. No: 2014/20289, 5/12/2017).

68. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetleri bir bütün olarak

değerlendirildiğinde Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan kötü muamele yasağı çerçevesinde bir inceleme yapılması gerektiği

değerlendirilmiştir.

69. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki “Kimse insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya

muameleye tabi tutulamaz.” şeklindeki kural, hükümlü ve tutuklulara

yönelik uygulamalar için de geçerlidir. Bu husus 5275 sayılı Kanun'un "İnfazda temel ilke" kenar başlıklı 2. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında "Ceza ve güvenlik

tedbirlerinin infazında zalimane, insanlık dışı, aşağılayıcı ve onur kırıcı davranışlarda

bulunulamaz." ve yine Kanun'un 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (b) bendinde "Hürriyeti

bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının

korunmasını sağlayan maddi ve manevi koşullar altında çektirilir." şeklinde

düzenleme ile açıkça ifade edilmiştir. Dolayısıyla tutuklamaya veya hapis

cezasına mahkûmiyete ilişkin bir kararın yerine getirilmesi için sağlanacak

şartlar, insan onuruna saygıyı koruyacak nitelikte olmalıdır (Turan Günana, B.

No: 2013/3550, 19/11/2014, § 36).

70. İnfazın yöntemi ve infaz sürecindeki davranışların

mahkûmları özgürlükten mahrum kalmanın doğal sonucu olan kaçınılmaz elem

seviyesinden daha fazla sıkıntılı veya eziyetli bir duruma sokmaması gerekir.

Ceza infaz kurumunda tutulmanın pratik gerekleri çerçevesinde mahkûmların

sağlık ve esenlikleri gibi hususların yeterli bir şekilde güvence altına

alınması ve mahkûmlara gerekli tıbbi yardımın sağlanması da insan onuruna

yakışır koşulların sağlanması için gereklidir (Turan

Günana, § 39). Bu çerçevede hasta bir

kişinin uygun olmayan fiziki ve tıbbi koşullarda tutulması da Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasına aykırı bir muamele olarak kabul edilebilir (Murat Karabulut, B. No: 2013/2754,

18/2/2016, § 65).

71. Hukuka uygun olarak özgürlüğü kısıtlanan herkesin insan

onuruna uygun tutma koşullarına sahip olma hakkı bulunduğunu, alınan

tedbirlerin uygulanma koşullarının kişiyi tutukluluğa bağlı kaçınılmaz üzüntü

seviyesini aşacak yoğunlukta bir ümitsizliğe sokmaması gerektiğini kabul etmek

gerekir (Fatih Hilmioğlu, B. No:

2014/648, 18/9/2014, § 65). Ayrıca Anayasa'nın tutuklu bir kimsenin sağlık

gerekçesiyle serbest bırakılması için hiçbir genel

zorunluluk getirmediğini ancak doğal olarak ortaya çıkan fiziksel ya

da ruhsal rahatsızlıklardan kaynaklanan acının yetkililerin sorumlu

tutulabileceği tutukluluk koşullarından dolayı artması ya da artma riski

bulunması hâlinde bu durumun Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası

kapsamına girebileceğini belirtmek gerekir (Fatih

Hilmioğlu, § 66).

72. Özgürlüğünden yoksun bırakılan kişilerin hasta olmaları

durumunda devletin kontrolü altında tuttuğu bu kişilere gerekli tıbbi yardımı

sağlama yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu yükümlülüğün hiç veya gerektiği gibi

yerine getirilmemesi sonucunda kişinin yaşamı veya vücut bütünlüğü bakımından

tehlike arz eden acil bir duruma, ağır veya uzun süreli bir acı çekmesine

sebebiyet verilmiş olması, belirtilen sonuçlar ortaya çıkmamakla birlikte

kişinin tıbbi yardımdan mahrum kalmış olması nedeniyle yaşadığı stres,

huzursuzluk veya aşağılanma hissinin -olayın kendine has koşulları

çerçevesinde- insan haysiyeti ile bağdaşmayan muamele düzeyine ulaşacak

ciddiyette olması hâlinde Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal

edildiği kabul edilebilir. Bu kapsamdaki değerlendirmede kişinin özgürlüğünden

yoksun bırakılmasına bağlı dezavantajlı konumunun da dikkate alınması gerekir (Hayati Kaytan, § 44).

73. Somut olayda, başvurucunun tutuklu olarak bulunduğu Ceza

İnfaz Kurumunda yaşadığı sağlık problemleri ile ilgili olarak birçok kez sağlık

kuruluşlarına sevkinin sağlandığı, bu kapsamda gerekli muayene, tahlil, tetkik

ve tedavi hizmetlerinin verildiği anlaşılmaktadır (bkz. §§ 13, 21). Esasen

başvurucunun da Ceza İnfaz Kurumunda kaldığı süre içinde devletin kendisine

gerekli sağlık hizmetini temin etmediği noktasında özel bir şikâyeti

bulunmamaktadır. Başvurucu, sağlık sorunları ve daha özel olarak kanser

hastalığı ile ilgili olarak kendisine uygulanan muayene, tahlil, tanı ve

tedavinin yeterli olmadığına ilişkin de herhangi bir delil ortaya koymamıştır.

Bununla birlikte başvurucu rahatsızlığının ceza infaz kurumu şartları veya

yetkililerin uygulamalarından kaynaklanan bazı nedenlerle kötüleştiğini, bu

nedenle özgürlüğünden yoksun bırakılma nedeniyle ortaya çıkan olağan elemin ötesinde

bir ızdırap ve/veya acıya maruz bırakıldığını da

somut olgularla desteklememektedir. Ayrıca başvurucunun kanser rahatsızlığına

ilişkin tedavi veya kontrollerinin ihmal edilmesi nedeniyle hastalığının daha

hızlı bir şekilde ilerlediğine ilişkin tıbbi bir tespit de bulunmamaktadır.

Dolayısıyla başvurucu kanser hastalığına rağmen tutukluluk hâlinin devam

ettirilmesinin yaşam ve sağlığı üzerindeki etkisini somut olarak ortaya

koymadan soyut bir şikâyet ileri sürmüştür.

74. Öte yandan 10/2/2014 tarihinde 3. evre pankreas kanseri

teşhisi konulmasından bir gün sonra gerekli tedavi için başvurucunun Hastaneye

sevkinin sağlandığı (bkz. § 17), başvurucunun sağlık gerekçesiyle 12/2/2014

tarihinde yaptığı tahliye talebine ilişkin olarak Mahkemenin ivedi şekilde Adli

Tıp Kurumundan rapor alınması sürecini başlattığı görülmektedir (bkz. § 19). Bu

süreçte yapılan bir yasal değişiklikle Mahkemenin görevine son verildiği ve

yargılamaya bakmakla görevlendirilen İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesince

başvurucunun kanunda belirlenen azami tutukluluk süresinin aşıldığı

gerekçesiyle 10/3/2014 tarihinde tahliye edildiği anlaşılmaktadır (bkz. § 23).

Buna göre başvurucuya kanser teşhisi konulmasından bir ay sonra başvurucunun

-her ne kadar gerekçesi farklı olsa da- tahliye edildiği anlaşılmaktadır.

75. Başvurucunun kanser hastalığı nedeniyle ceza infaz kurumunda

kalmasının yaşamını tehlikeye soktuğuna ilişkin sağlık raporunun ise

başvurucunun tahliye edilmesinden bir gün sonra (11/3/2014) düzenlendiği

görülmektedir (bkz. § 22). Sonuç olarak başvurucunun kanser hastalığı nedeniyle

ceza infaz kurumunda tutulmasının yaşamı üzerinde olumsuz bir etki yaratması

ihtimaline karşı devletin gerekli özeni göstererek hızlı bir reaksiyon verdiği

görülmektedir. Ayrıca -her ne kadar başka bir gerekçe ile tahliye edilmiş olsa

da- başvurucunun şikâyet ettiği tutukluluk durumu, hastalığının teşhisinden

sonra kısa bir süre içinde son bulmuştur. Bu tespitler kapsamında başvurucunun

kanser hastalığına rağmen tutukluluk hâlinin devam ettirilmesi nedeniyle kötü

muameleye maruz kaldığı yönündeki iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu

sonucuna varılmıştır.

76. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan kötü muamele yasağının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın süre aşımı

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Hüseyin KAYA

Başvurucular

:

1-Fatma Müge

TEKİN

:

2-Özge TEKİN

Vekili

:

Av. Selin

DEVİREN TAHTABİÇEN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/2504, 20 Mart 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurunun
  11. B. Kişi Hürriyeti ve
  12. C. Kötü Muamele Yasağının
  13. C. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Yıldırım
  15. Kömürcü
  16. Seferinoğlu
  17. Tekin
  18. Deviren Tahtabiçen
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/2504
Tarih
20 Mart 2019

İlgili Kararlar

  • Süleyman Tokgöz Başvurusu (B. No: 2015/18485)
  • Adem Yolcu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/13454)
  • Daygınat Magomedzhamılova ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/516)
  • Hamidiye Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/19490)
  • Hüdeyda Yaşar Başvurusu (B. No: 2015/4328)
  • Gönül Yanık ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/1937)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.