İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Gönül Yanık ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/1937)

1. Başvuru; tıbbi teşhiste gecikme sonucu çocuğun görme engelli

Başvuru No2015/1937Tarih20 Mart 2019Okuma15 dk · 2.928 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Gönül Yanık Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
20 Mart 2019
Başvuru Numarası
2015/1937
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.928 kelime·15 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tıbbi teşhiste gecikme sonucu çocuğun görme engelli

doğmasına yol açılması nedeniyle maddi ve manevi varlığın korunması hakkının,

olay hakkında açılan tam yargı davasının uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 2/2/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvuruculardan Hüseyin Yanık, diğer başvurucu Gönül Yanık'ın

oğludur. Başvurucu Gönül Yanık, ilk doğumundan olan çocuğu Gülhane Askeri Tıp

Akademisinde (Hastane) mikrosefali

(bebekte baş küçüklüğü) tanısı ile takip edildiği sırada ikinci çocuğu olan başvurucu

Hüseyin'e gebe kalmıştır. Başvurucular Gönül ile Haydar'ın akraba olmaları

(amca çocukları) ve ilk çocuklarının da genetik bir hastalıkla doğması üzerine

başvurucu Gönül, Hastanenin Doğum Ana Bilim Dalı Yüksek Riskli Gebelik

Polikliniğinde muayene olmuştur. Yapılan tetkikler sonucunda başvurucu Gönül'ün

yakın obstetrik takibe alınması gerektiği 26/11/2001

tarihli hastane kayıtlarında yer almıştır.

9. 3/6/2002 tarihinde normal yolla doğum gerçekleşmiş ve

başvurucu Hüseyin dünyaya gelmiştir. Hastanenin kayıtlarına göre bebeğin genel

durumunun iyi olduğu, anne ve bebeğin taburcu olabilecekleri

değerlendirilmiştir.

10. Başvurucular aynı Hastaneye daha sonra yeniden muayene olmak

için gitmişler, Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalında yapılan tetkiklerde

Hüseyin'in görme engelli olduğu tespit edilmiştir. Başvurucu Hüseyin'e farklı

tarihlerde Hastanede tıbbi operasyonlar uygulanmış ise de görme yeteneği kazandırılamamıştır.

11. Başvurucular, kusurlu eylem sonucu bebeğin görme engelli

doğduğunu belirterek uğradıkları maddi ve manevi zararların tazmini için Millî

Savunma Bakanlığına 30/5/2003 tarihinde talepte bulunmuş fakat başvuruların

talepleri zımnen reddedilmiştir. Bunun sonucunda -önce Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinde, bu mahkemenin görevsizlik kararı vermesi üzerine- Ankara 9. İdare

Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmışlardır.

12. Mahkeme tarafından yargılama dosyası Adli Tıp Kurumuna (ATK)

gönderilerek bilirkişi raporu alınmıştır. 13/2/2008 tarihli 3. İhtisas Kuruluna

ait bilirkişi raporunun ilgili kısmında;

-Hüseyin Yanık'ın görme özrünün doğuştan olduğu, sonradan

oluşmadığı,

- Yenidoğanın bu durumunun ilk

muayenesinde de tespit edilebileceği ancak yenidoğan

bebeklerin doğduktan sonraki ilk hafta vücutlarında ve yüzlerinde ödem olduğu,

bu nedenle gözlerin detaylı muayenesinin yapılamayabileceği, nitekim doğumun

gerçekleştiği kurum tarafından doğumdan dokuz gün sonra göz kliniğince

muayenesinin yapıldığı sırada ileri tetkik planlandığı, yenidoğana

16/6/2002 tarihinde göz operasyonu yapıldığı, tablonun teşhisinde ve ameliyatın

yapılmasında gecikme olmadığı,

- Gebelik takiplerinde 26/11/2001 tarihinde yaklaşık 11 haftalık

iken yapılan konjenital enfeksiyonları araştırmaya

yönelik tetkik sonuçlarının küçükteki tabloya neden olacağına ait tıbbi delil

bulunmadığı,

- Gebelik takibi süresince çocuktaki göz patolojisinin tespit

edilmesinin mümkün olamayacağı, gebelik takiplerinin tıp kurallarına uygun

olduğu cihetle davalı idareye atf-ı kabil kusur

bulunmadığı belirtilmiştir.

13. Başvurucular bilirkişi raporuna itiraz ettikleri

dilekçelerinde, farklı uzmanların mütalaaları doğrultusunda ulaştıkları

birtakım bilimsel eserlere göre gebelik sırasında tespit edilen enfeksiyon

nedeniyle sezaryen doğum yapılmasının ve yine bebeğe enfeksiyonun bulaştığının

yapılacak birtakım testlerle anlaşılması durumunda gebeliğin sonlandırılmasının

zorunluluk arz ettiğini, doğumda bulaşan enfeksiyon nedeniyle bebeğin

gözlerinde görme kaybı olduğunun dikkate alınmadığını ifade etmiş ve yeniden

bilirkişi raporu alınmasını talep etmişlerdir.

14. Mahkeme 18/11/2008 tarihinde davanın reddine karar

vermiştir. Kararın gerekçesinde ATK tarafından düzenlenen rapora atıf yapılarak

olayda idarenin bir kusurunun bulunmadığı belirtilmiştir.

15. Dava ve bilirkişi raporuna itiraz dilekçelerindeki hususlar

tekrarlanarak başvurucular tarafından temyiz edilen karar,Danıştay Onbeşinci

Dairesinin (Daire) 31/1/2014 tarihli ilamıyla onanmıştır. Karar düzeltme talebi

aynı Dairenin 30/10/2014 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Nihai karar 9/1/2015

tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucular 2/2/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

17. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 2., 3. ve 12. maddeleri.

18. Anayasa Mahkemesi, yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat

Komisyonu Başkanlığına (Tazminat Komisyonu) başvuru imkânının getirilmesine

ilişkin mevzuata önceki içtihadında yer vermiştir (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, § 11-14).

B. Uluslararası Hukuk

19. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özel ve aile hayatına saygı hakkı" kenar

başlıklı 8. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Herkes özel ve aile hayatına,

konutuna ve yazışmasına saygı gösterilmesi hakkına sahiptir."

20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), kişilerin fiziksel ve

ruhsal bütünlüklerinin korunması, kendilerine uygulanan tedaviye dâhil

olmaları, bu hususta rıza göstermeleri ve maruz kaldıkları sağlık risklerini

değerlendirmelerine yardımcı olan bilgilere erişimlerinin Sözleşme'nin 8.

maddesi kapsamında yer aldığını kabul etmektedir (Trocellier/Fransa (k.k.), B. No: 75725/01, 5/10/2006; İclal Karakoca ve Hüseyin Karakoca/Türkiye

(k.k.), B. No: 46156/11, 21/5/2013).

21. AİHM kararlarına göre devletler -ister kamu isterse özel

sağlık kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini,

hastaların yaşamları ile fiziksel ve ruhsal bütünlüğünün korunmasına yönelik

gerekli tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Vo/Fransa [BD], 53924/00, 8/7/2004, § 90; Calvelli ve Ciglio/İtalya [BD], 32967/96, 17/1/2002, § 49).

22. AİHM'e göre taraf devletler,uygulanması planlanan

tıbbi işlemin öngörülebilir sonuçları hakkında doktorların hastalara önceden

bilgi vermelerini sağlayacak gerekli düzenleyici tedbirleri almak zorundadır.

Bunun bir sonucu olarak hastanın önceden bilgilendirilmesi söz konusu olmadan

öngörülebilir nitelikte bir riskin ortaya çıkması durumunda ilgili devlet,

hastaya bilgi verilmemesinden doğrudan sorumlu tutulabilmektedir (Şerif Gecekuşu/Türkiye (k.k.), B. No:

28870/05, 25/5/2010).

23. Tıbbi bir hatanın ve hastane hizmetlerindeki eksikliklerin

sorumluluğunun Sözleşme'nin 8. maddesi kapsamında doğrudan devlete atfedilmesi için

yeterli olup olmadığı hususunda AİHM, farklı tıbbi bilirkişi raporlarında ve

hatta iç yargı organlarının kararlarında her türlü tıbbi hata ve ihmalin

ihtimal dışı bırakıldığı bir davada (Yardımcı/Türkiye,

B. No: 25266/05, 5/1/2010, § 59) her halükârda bu sonuçları sorgulamanın veya

sahip olduğu tıbbi bilgilerden hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların

doğruluğu hakkında tahminlere dayalı olarak fikir yürütmenin görevleri arasında

olmadığına işaret etmiştir (Tysiąc/Polonya, B. No: 5410/03, 20/3/2007, §

119, Yardımcı/Türkiye, § 59).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 20/3/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

25. Başvurucular; Gönül Yanık'ın ilk gebeliğinden doğan

çocuğunun mikrosefali hastası olduğunu, yakın akraba evliliği yapılması ve ilk

doğumdaki çocuğun sağlık durumu nedeniyle ikinci gebeliğin yüksek riskli

gebelik olarak takibinin kararlaştırıldığını, gebeliğin 11. haftasında yapılan tetkikte

yüksek enfeksiyon bulgusuna rastlandığını, elde edilen verilerin bebekte körlük

ve beyin hasarı gibi riskleri ifade etmesine ve bu tetkik sonucuna göre kesin

tanı için farklı testlerin yapılması gerekmesine rağmen kusurlu davranılarak

bunların yapılmadığını, bunun sonucunda da görme engelli bir çocuğun dünyaya

gelmesine sebep olunduğunu ifade etmişlerdir. Başvurucular; ATK raporunda konjenital enfeksiyonları araştırmaya yönelik yapılan

tetkik sonuçlarının küçükteki tabloya neden olacağına dair tıbbi delil

bulunmadığı şeklindeki tespitin bilimsel gerçeklerle uyuşmadığını, elde edilen

verilere göre farklı testler yapılmasının zorunluluk olduğunu, yapılacak bu

testlerin sonuçlarına göre gerekirse gebeliğin sonlandırılması seçeneğinin

kendilerine sunulması gerektiğini belirtmişlerdir. Başvurucular, kadın doğum ve

genetik uzmanları bulundurulmadan hazırlanan bilirkişi raporunun yetersiz

olduğunu, itirazlarına rağmen yeniden bilirkişi raporu alınmadığını, bu hatalı

rapora itibar edilerek davalarının reddedildiğini belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

26. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”

kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

27. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi

artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık

kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

29. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde

özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan fiziksel ve zihinsel

bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.

30. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu

olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki

tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

incelemiştir (Melahat Sönmez, B.

No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,

B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).

31. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucuların

tıbbi ihmale dayalı tüm şikâyetlerinin Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

incelenmesi gerekmektedir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

32. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Genel İlkeler

33. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.

Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının

bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin

müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).

34. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin

maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî

müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler

nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve

manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,

15/10/2015, § 49). Nitekim

Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık

alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).

35. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruma hakkı kapsamında -ister kamu isterse özel sağlık

kuruluşları tarafından yerine getirilsin- sağlık hizmetlerini hastaların

yaşamları ile maddi ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli

tedbirlerin alınabilmesini sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet Acartürk,§ 51).

36. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda

temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk

veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).

37. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki

sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat

davalarında makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartının yerine

getirilmesi gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin

yürüttükleri yargılamalarda Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede

derinlik ve özenle bir inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde

yaptıklarının da Anayasa Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Zira derece mahkemeleri tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet,

yürürlükteki yargı sisteminin daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak

ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu önemli rolün zarar görmesine engel

olacaktır (Yasin Çıldır, B. No:

2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli,

B. No: 2014/18266, 25/1/2018, § 32).

38. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna

ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların

ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden

hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek

Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet

Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018). Ancak kişinin maddi ve

manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul

yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir

şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece

mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip

etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek

için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,

§ 44).

39. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların

kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak

surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli

açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere

dayandırılmalıdır (Murat Atılgan,

§ 45).

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

40. Somut olayda başvurucular; gebeliğin 11. haftasında yapılan

tetkiklerde enfeksiyon bulgusunun yüksek çıktığını, bu bilgi üzerine farklı ve

ayrıntılı testlerin yapılmasının kesin tanı konması için bilimsel bir

zorunluluk olduğunu, bunların yapılmasının ihmal edildiğini, bu nedenle de

görme engelli bir çocuğun doğmasına neden olunduğunu ileri sürmüşlerdir.

Başvurucular; tespit edilen enfeksiyonun görme kaybına neden olduğuna ilişkin

tıbbi delil olmadığı yönündeki ATK raporunun bilimsel verilerle uyuşmadığını,

bilirkişi heyetinde konunun uzmanlarının olmadığını, hatalı rapora dayanılarak

Mahkeme tarafından davalarının reddedildiğini ifade etmişlerdir.

41. Başvurucuların iddiaları, konunun uzmanlarının katılmadığı

bilirkişi heyeti tarafından hazırlanan raporun bilimsel verilere aykırı

olmasına rağmen hükme esas alınarak davalarının reddedilmesi noktasında

toplanmaktadır.

42. Öncelikle tıbbi bir uygulama nedeniyle fiziki bütünlükte

meydana geldiği ileri sürülen zararın giderilmesi amacıyla başvurucuların

etkili yargısal korumadan yararlanıp yararlanmadığı hususu incelenmelidir.

43. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde genel olarak

başvurucuların maddi ve manevi bütünlüklerinin ihmal suretiyle ihlal edildiğine

ilişkin tüm iddialarını kusurlu davrandığını ileri sürdüğü idare aleyhine tam

yargı davası açarak dile getirebildikleri anlaşılmıştır. Mahkemece hastane

raporlarının ve doğuma ilişkin tüm evrakların getirtilerek incelendiği ve

yapılan tıbbi müdahalenin yeterliliğine ilişkin uzman bilgisine başvurulduğu

görülmüştür.

44. Başvuruya konu yargılamanın hukuk yargılaması olmasından

ötürü taraflarca hazırlanma ilkesi çerçevesinde başvurucuların ileri sürdükleri

hususlar Mahkemece araştırılmıştır.

45. Yargılama sürecinde bir avukat tarafından temsil edilen

başvurucuların bilirkişi raporuna ve kararlara karşı itiraz ve karar düzeltme

haklarını kullanabildikleri, bu suretle meşru çıkarlarının korunması için söz

konusu davaya gerekli olduğu ölçüde, etkili katılımlarının sağlandığı, dava

dosyasını inceleyip ayrıca bilgi ve belge sunabildikleri, toplanan delillerden

haberdar edildikleri değerlendirilmiştir.

46. Bununla birlikte başvurucular, eksik ve yetersiz rapora

dayanılarak davanın reddedildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular, bilirkişi

raporuna itiraz ve temyiz dilekçelerinde üç farklı çocuk sağlığı uzmanıyla

görüştüklerini, bu kişilerin mütalaaları sonucunda bazı bilimsel yayınlara

ulaştıklarını belirtmişlerdir. Başvurucular, isimlerini ve sayfa numaralarını

söyleyerek ibraz ettikleri bilimsel eserlerde, tespit edilen enfeksiyonun

bebeğe bulaşma riski nedeniyle normal yerine sezaryen ile doğum yapılması

gerektiğinin bildirildiğini ifade etmişlerdir. Başvurucular, annede tespit

edilen enfeksiyonun bebeğe geçip geçmediğini anlamak için farklı testlerin

yapılması gerektiğini fakat bunların yapılmadığını, bu testlerin yapılıp bebeğe

enfeksiyon geçtiğinin tespit edilmesi durumunda gebeliğin

sonlandırılabileceğini iddia etmişlerdir. Ayrıca sezaryen yerine normal doğum

yapılması nedeniyle doğum sırasında enfeksiyonun bebeğe geçtiğini ve gözdeki

kornea tabakasını yok ettiğini ileri sürmüşlerdir.

47. Başvurucuların ileri sürdüğü bu hususlar karşısında gebelik

sürecinin takibinde kusur ve ihmal gösterildiği iddiasının araştırılması ve

durumun açıklığa kavuşturulması için alınan ve kararın gerekçesine dayanak

yapılan bilirkişi raporunda; çocuktaki göz patolojisinin gebelik sürecinde

tespit edilmesinin mümkün olmadığı, gebeliğin 11. haftasında tespit edilen

enfeksiyonun görme kaybına neden olduğuna dair tıbbi bir delil bulunmadığı,

gebelik takibinin tıp kurallarına uygun olduğu, idareye atfedilebilecek bir

kusur bulunmadığı tespit edilmiştir.

48. Anayasa Mahkemesinin bilirkişilerin vardığı sonuçların doğru

olup olmadığını irdeleme görevi bulunmamakla birlikte başvurucuların iddialarının

bilirkişi raporlarıyla açıklanmış olduğu, bu kapsamda, tespit edilen enfeksiyon

nedeniyle görme kaybı yaşandığına dair tıbbi bir delilin bulunmadığı, söz

konusu patolojinin tespit edilmesinin tıbben mümkün olmadığı ve gebelik

sürecinin takibi tıp kurallarına uygun olduğundan idareye atfedilebilecek bir

kusur bulunmadığının ifade edildiği anlaşılmıştır. Bilirkişi raporunda yer alan

bu tespitler karşısında başvurucuların enfeksiyon bulgusu nedeniyle farklı

testlerin yapılması gerektiği şeklindeki iddialarının karşılandığı

söylenebilecektir. Bunun yanında söz konusu göz patolojisinin gebelik takibi

süresince tespit edilmesinin mümkün olmayacağı kesin şekilde dile

getirilmiştir. Dolayısıyla başvurucuların anayasal haklarını koruma amacına

yönelik yeterli güvenceleri içeren bir usul çerçevesinde inceleme yapıldığı

gözlenmektedir.

49. Öte yandan başvurucular; bilirkişi heyetine konunun

uzmanlarının çağrılmadığını,yetersiz

bilirkişi heyetinden alınan rapora itibar edildiğini bildirmiş iseler de

yargılama sürecinde başvurucuların bu hususa ilişkin bir itirazlarının olmadığı

görüldüğünden ilk defa bireysel başvuru sürecinde ileri sürülen bu iddia

tartışma konusu yapılmamıştır.

50. Tüm bu hususlar birlikte gözönüne

alındığında Mahkemenin dava dosyasındaki bilgi, belge ve bilirkişi raporu

uyarınca oluşturduğu kanaate ilişkin gerekçesinin somut olayda ilgili ve

yeterli olduğu değerlendirilmiştir. Kararda yer verilen tespit ve gerekçe

itibarıyla kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı yönünden yargısal

makamların takdir yetkilerinin sınırının aşılmadığı, dolayısıyla bu hakka

yönelik bir ihlalin olmadığı sonucuna varılmıştır.

51. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığının korunması

hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

C. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

52. Başvurucular, davanın açıldığı tarihten karar düzeltme talebinin

reddedildiği 30/10/2014 tarihine kadar yargılamanın sürmesi nedeniyle makul

sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

2. Değerlendirme

53. 1/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013

tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı

Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde

eklenmiştir.

54. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi, yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi ya

da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Tazminat Komisyonu tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

55. Ferat Yüksel kararında Anayasa Mahkemesi;

yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç

veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018

tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat

Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilir olma,

başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı

yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).

56. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkanına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi

olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

57. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

58. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına

alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/3/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yıldız

SEFERİNOĞLU

Raportör

:

Sinan

ARMAĞAN

Başvurucular

:

1. Gönül

YANIK

2. Haydar

YANIK

3. Hüseyin

YANIK

Vekili

:

Av. Hande

AYNA DERNEKOĞLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/1937, 20 Mart 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların
  11. B. Değerlendirme
  12. C. Makul Sürede
  13. B. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında güvence altına
  14. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Kömürcü
  17. Seferinoğlu
  18. Armağan
  19. Yanık
  20. Yanık
  21. Yanık
  22. Ayna Dernekoğlu
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/1937
Tarih
20 Mart 2019

İlgili Kararlar

  • İbrahim Baybaş Başvurusu (B. No: 2016/14796)
  • Çiğdem Aslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/4774)
  • Esat Çetinkaya Başvurusu (B. No: 2015/12881)
  • Hatice Foster Başvurusu (B. No: 2015/6774)
  • Nevin Akın Başvurusu (B. No: 2015/12719)
  • Şeyhmus Erdoğan ve Ümit Serkan Ekmekçiler Başvurusu (B. No: 2016/2877)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.