İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Fatma Nalan Akdoğan Başvurusu (B. No: 2013/3538)

1. Başvuru, tapu sicilinde başvurucu adına kayıtlı taşınmazın

Başvuru No2013/3538Tarih13 Nisan 2016Okuma28 dk · 5.587 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Fatma Nalan Akdoğan Başvurusu

Karar tarihi
13 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/3538
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.587 kelime·28 dk okuma·10 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tapu sicilinde başvurucu adına kayıtlı taşınmazın

bir kısımının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı ve

ayrıca bu taşınmazın bitişiğinde bulunan devletin hüküm ve tasarrufu altındaki

kıyının bir kısmını da içine alacak şekilde taşkın kullanıldığı iddiasıyla

açılan tapu iptali ve tescil, müdahalenin önlenmesi ve kal davasının müdahalenin

önlenmesi ve kal yönünden kısmen kabul edilmesi kapsamında mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/5/2013 tarihinde Edirne 2. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 28/11/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 29/05/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 29/7/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

1. Bireysel Başvuruya Konu Yargılama Süreci

6. Başvuru formu ve ekleri ile Ulusal Yargı Bilişim Sistemi

(UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde olaylar özetle

şöyledir:

7. 1986 yılında yapılan kadastro çalışmaları sırasında

23/12/1961 tarihli tapu senedi uygulanmak suretiyle başvurucunun murisi adına

tespit gören Balıkesir ili Edremit ilçesi Güre köyü Tuğlayeri

mevkinde bulunan bahçeli kargir

ev niteliğindeki 57 parsel sayılı taşınmaz mirasçılar arasında yapılan taksim

ve intikal neticesinde 7/6/1999 tarihinde başvurucu adına tapu siciline kayıt

ve tescil edilmiştir. Taşınmazın beyanlar hanesinde, 57 parsel sayılı

taşınmazın devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan 438 parsel sayılı

taşınmaza 109 m2 tecavüzlü olduğu belirtilmiştir.

8. Maliye Hazinesi tarafından başvurucu aleyhine 57 parsel

sayılı taşınmazın bir kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı ve bu parselin

hemen bitişiğinde bulunan devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kıyının bir

kısmının bina ve bahçe yapılmak suretiyle işgal edilerek kullanıldığı

iddiasıyla başvurucunun taşınmazının kıyı kenar çizgisi içinde kalan kısmı

yönünden tapu iptali, tescil ve kal, başvurucunun taşınmazının bitişiğinde

kalan ve işgal edilmek suretiyle kullanıldığı belirtilen kısım yönünden ise

müdahalenin önlenmesi ve kal istemiyle 13/12/2007 tarihinde Edremit 2. Asliye

Hukuk Mahkemesinde dava açılmıştır.

9. Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 23/7/2009 tarihli ve

E.2007/681, K.2009/468 sayılı kararıylabaşvurucuya

ait taşınmaz yönünden tapu iptali ve tescil talebinin reddine, başvurucunun

taşınmazına bitişik alanda kalan 117 m2'lik kısım yönünden davanın kabulüne, başvurucunun

müdahalesinin önlenmesine, bu alan üzerindeki yapının kal'ine

karar verilmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

"... dava konusu 57 parselin kıyı kenar

çizgisindeki kısmının tapusunun iptali ile kıyı bölümünde kalan yapının kal'inin talep edildiği sabittir. ... Yargılama devam

ederken yürürlüğe giren 5841 sayılı yasa Kadastro Kanunu madde 10 ve geçici

madde 12'de değişiklik yapmış ve taşınmazın niteliğine, tarafların sıfatına

bakılmaksızın tespit tutanağının kesinleşmesinden itibaren 10 yıllık hak

düşürücü sürede açılmayan davaların dinlenemeyeceğini hükme bağlamıştır. Yasa

değişikliğinin derdest davalara da uygulanacağı öngörülmüştür. Bu durumda

davacının tapu iptal talebinin reddi gerekmiştir. Müdahalenin önlenmesi ve kal

talebine gelince; eldeki dosyada tespit tutanağında da taşınmazın tecavüzlü

olduğu bellidir, meni müdahale her zaman (müdahale sürdüğü müddetçe)

istenebilir. Yapılan keşifte müdahalenin varlığı sabittir. Esasen bilirkişi

krokisinde kahverengi işaretli 89 m2'lik alan özel mülkiyet gibi görünse de

harita bilirkişisinin raporu ile ve tespit tutanağına ekli 25.11.1986 tarihli

komisyon kararıyla yerin Hazineye ait olduğu ardından vasfı nedeniyle (kumsal)

kamuya terkedildiği bellidir. (Bu husus haricen mahkememizde görülmüş eski

dosyalar nedeniyle bilinmektedir) Bu durumda

müdahalenin meni talebi açısından mülkiyet sınırları dışındaki 117 m2'lik yer

yönünden karar oluşturulmuştur. Kal talebi incelendiğinde yapının değerinin

yerin değerinden çok olması ve yıkım fahiş zarar doğuracağı bilirkişi raporu

ile de belli olmakla beraber MK.724 hükmü iyiniyetli malzeme sahibi için

geçerlidir. Davalının 89 m2'lik tapusu olduğu sabit iken taşan kısmı bile 117

m2 olan çaplı taşınmazın yapımında iyiniyetli olduğunun kabulü olanaklı

değildir. Davacının yapıya muvafakatı olmadığı tespit

tutanağına ekli itirazla sabittir. Bu nedenle kal talebinin de kabulü

gerekmiştir."

10. Temyiz üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 10/7/2012

tarihli ve E.2012/4888, K.2012/6953 sayılı ilâmıyla başvurucuya ait 57 parsel

sayılı taşınmazın bitişiğinde bulunan ve başvurucunun mülkiyet sınırı dışında

müdahale ettiği 117 m2'lik kısım yönünden verilen

müdahalenin önlenmesi ve kal kararının onanmasına, başvurucuya ait 57 parsel

sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı iddia edilen kısmı yönünden

tapu iptali ve tescil talebinin reddine ilişkin kararının bozulmasına karar

verilmiştir. Kararın gerekçesi şu şekildedir:

"... Mahkemenin kararı 5841 sayılı

Kanunun yürürlüğe girdiği 14.03.2009 tarihinden sonra verilmiş olup; bu Kanunun

2. ve 3. maddeleri ile getirilen yeni düzenlemelere dayanılarak

oluşturulmuştur.

...

Ne var ki, yerel mahkeme kararının temyizi

aşamasında Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 gün ve 2009/31 E.- 2011/77 K. sayılı

kararıyla; “25.02.2009 gün ve 5841 sayılı Çeşitli Kanunlarda Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanunun 2.maddesiyle 21.06.1987 günlü 3402 sayılı Kadastro

Kanununun 12. maddesinin üçüncü fıkrasına eklenen cümlenin ve 3.maddesiyle 3402

sayılı Yasaya eklenenGeçici 10. maddenin Anayasaya

aykırı olduğuna ve iptaline” karar verilmiş ve bu iptal kararı 23.07.2011

tarihli Resmi Gazetede yayımlanmıştır.

...

... Anayasa Mahkemesinin iptal kararından

sonra oluşan yeni yasal durum dikkate alınarak, inceleme yapılıp sonuca

ulaşılması gerektiğinde kuşku bulunmamaktadır.

...

... kıyılar kamunun yararlanacağı yerlerden

olup buralarda ... tapu kaydı oluşturulmuş ise tapunun iptalinde, Anayasanın

43., Tapu Kanununun 33., Kadastro Kanununun 16.

maddesi gözönüne alınarak, kamu yararının

bulunduğunun kabulü gerekir. Ancak, kişinin mülkiyet hakkı sona erdirilirken

karşılıklı hak dengesinin sağlanması için mülkiyet hakkı sahibine tazmini

nitelikte bir bedelin ödeneceği de kuşkusuzdur. Tazminatın nedeni yasa dışı bir

işlemden değil hak dengesinin sağlanmasından kaynaklandığından, taşınmazın tamdeğerinikarşılamasıdagereklideğildir. ...

... somut olay incelendiğinde; çekişme konusu

57 parsel sayılı taşınmazın önünde bulunan ve mülkiyet sınırı dışında kalan

Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kıyı kenar çizgisi içinde kalan 117 m2

kısma davalının bina ve duvar yapmak suretiyle müdahale ettiği keşfen saptanmak suretiyle elatmanın

önlenmesi ve bu kısımdaki yapı ve muhdesatların

yıkımına karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. ...

Davalıya ait tapu kaydı kapsamında 57 parsel

içinde bulunan ve kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı anlaşılan 14 m2 taşınmaz

bölümüne gelince; bu bölümle ilgili kamu yararı nedeni ile davalıya ait tapunun

28.11.1997 tarih 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca 1975 yılında

belirlenen kıyıda kalması sebebiyle iptal edilerek, kayıt dışı bırakılıp

bırakılamayacağı hususunda işin esasının ve dava konusu taşınmaz bölümünün

28.11.1997 tarih5/3 sayılıİçtihadıBirleştirmeKararıyla

belirlenen veya belirlenecek olan kıyı kenar çizgisine göre değerlendirilmesi,

... tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmek

üzere hükmün bu yönden bozulması...."

11. Karar düzeltme istemi aynı Dairenin 4/3/2013 tarihli ve

E.2012/12292, K.2013/2637 sayılı ilâmıyla dosya içeriği, dava evrakı ile tutanaklar

münderecatı ve Yargıtay ilâmında açıklanan gerektirici sebeplere göre yerinde

görülmeyerek reddedilmiştir.

12. Karar, başvurucuya 17/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

13. Kararın, devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan kıyıya

başvurucunun müdahalesinin önlenmesi ve kal'e ilişkin

kısmı 4/3/2013 tarihinde kesinleşmiştir.

14. Başvurucu, İlk Derece Mahkemesi kararının müdahalenin

önlenmesi ve kal ile ilgili kısmının kesinleştiğini belirterek 15/5/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

15. Mahkemece bozma ilamına uyularak yapılan yargılama sonunda

5/5/2015 tarihli ve E.2013/165, K.2015/248 sayılı karar ile kıyıların Anayasa

ile güvence altına alındığı ve niteliği gereği kimsenin hüküm ve tasarrufu

altında bulunamayacağı, yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporuna göre

28,25 m2'lik kısmı kıyı kenar çizgisi içerisinde kalmak üzere toplam

113,46 m2'lik alana başvurucu tarafından müdahale edildiği, diğer

yandan başvurucuya ait 57 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisinin

dışında kaldığı gerekçesiyle başvurucuya ait 57 parsel sayılı taşınmaza ilişkin

davanın reddine, davacının ıslah dilekçesi de dikkate alınarak 57 parsel sayılı

taşınmaz dışında kalan 113,46 m2'lik alan yönünden müdahalenin

önlenmesine ve tecavüzlü yapıların kal'ine karar

verilmiştir.

16. İlk Derece Mahkemesince bozma üzerine verilen kararın,

taraflarca temyiz edildiği anlaşılmıştır.

2. Bireysel Başvuruya Konu Yargılama Süreci

Dışındaki Yargılama Süreçleri

17. a) Öte yandan başvurucu tarafından 57 parsel sayılı taşınmazın

üzerindeki kargir yapı ile birlikte miras ve taksim

yoluyla 7/6/1999 tarihinde kendisine intikal ettiği, 1961 yılında mevcut olan kargir yapının bitişiğindeki devletin hüküm ve tasarrufu

altında bulunan 438 parsel sayılı taşınmaza taşkın durumda olmasına rağmen

kendisinin iyi niyetli olduğu, taşkın yapının varlığını ecrimisil

ihbarnamesinin 2006 yılında tebliğ edilmesi ile öğrendiği, taşkın yapı ve bina

değerinin arsa değerinden fazla olduğu, yapının taşkın kısmının yıkılmasından

sonra geri kalan kısmın kullanılmasının mümkün olmadığı iddiasıyla 10/6/2014

tarihinde Maliye Hazinesi aleyhine Edremit 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde

22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 725. maddesi

kapsamında taşkın yapının üzerinde bulunduğu Maliye Hazinesine ait taşınmazın

58,24 m2'lik kısmı yönünden tapu iptali ve

tescil davası açılmıştır.

b) Mahkemenin 2014/308 sayılı esasına kaydedilen dava dosyasında

19/6/2014 tarihli tensip kararı ile 57 parsel sayılı taşınmazın üzerindeki

yapının yıkılmaması ve taşınmazın üçüncü kişilere satışının önlenmesi için

ihtiyati tedbir kararı verilmiştir. Yargılama devam etmekte olup henüz bir

karar verilmediği anlaşılmıştır.

18. a) Yine başvurucu tarafından maliki bulunduğu 57 parsel

sayılı taşınmazın 89 m2 yüz ölçüme sahip olup kadastro çalışmalarında

da bu miktar üzerinden tespit edilmesine rağmen maddi hata sonucu tapu siciline

80 m2 olarak yazıldığı, ayrıca 57 parsel sayılı

taşınmazın beyanlar hanesinde taşınmaza bitişik bulunan 438 parsel sayılı

taşınmaza 109 m2 tecavüzlü olduğuna dair kaydın hukuka aykırı

olduğu iddiasıyla 57 parsel sayılı taşınmazın yüz ölçümünün 89 m2 olarak düzeltilmesi ve beyanlar hanesindeki

kaydın silinmesi istemiyle Edremit 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde 1/7/2014

tarihinde dava açılmıştır.

b) Mahkemenin 2014/348 sayılı esasına kaydedilen dava dosyası

kapsamında yapılan yargılamanın devam ettiği ve henüz bir karar verilmediği

anlaşılmıştır.

B. İlgili Hukuk

19. Anayasa'nın 43. maddesi şöyledir:

"Kıyılar, Devletin

hüküm ve tasarrufu altındadır.

Deniz, göl ve akarsu kıyılarıyla, deniz ve

göllerin kıyılarını çevreleyen sahil şeritlerinden yararlanmada öncelikle kamu

yararı gözetilir.

Kıyılarla sahil şeritlerinin, kullanılış

amaçlarına göre derinliği ve kişilerin bu yerlerden yararlanma imkân ve şartları

kanunla düzenlenir."

20. 4.4.1990 tarihli ve 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun 5.

maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

"Kıyılar, Devletin

hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin eşit ve serbest olarak

yararlanmasına açıktır,

Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada

öncelikle kamu yararı gözetilir."

21. Aynı Kanun'un 6. maddesinin ilgili bölümleri şöyledir:

"Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle

yararlanmasına açık olup, buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit,

parmaklık, telörgü, hendek, kazık ve benzeri engeller

oluşturulamaz"

22. 3621 sayılı Kıyı Kanunu'nun Uygulanmasına Dair Yönetmelik'in

5. maddesi şöyledir:

"Kıyılar ve doldurma ve kurutma yoluyla

kazanılan araziler Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Kıyılar, herkesin

eşit ve serbest olarak yararlanmasına açıktır.

Kıyı ve sahil şeritlerinden yararlanmada

öncelikle kamu yararı gözetilir.

Kıyı, herkesin eşitlik ve serbestlikle

yararlanmasına açık olup, buralarda hiçbir yapı yapılamaz; duvar, çit,

parmaklık, tel örgü, hendek, kazık ve benzeri engeller oluşturulamaz."

23. 4721 sayılı Kanun'un 725. maddesi şöyledir:

"Bir yapının başkasına ait araziye

taşırılan kısmı, eğer yapıyı yapan malik taşırılan arazi üzerinde bir irtifak

hakkına sahip bulunuyorsa, ona ait taşınmazın bütünleyici parçası olur.

Böyle bir irtifak hakkı yoksa, zarar gören

malik taşmayı öğrendiği tarihten başlayarak onbeş gün

içinde itiraz etmediği, aynı zamanda durum ve koşullar da haklı gösterdiği

takdirde, taşkın yapıyı iyiniyetle yapan kimse, uygun

bir bedel karşılığında taşan kısım için bir irtifak hakkı kurulmasını veya bu

kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin kendisine devredilmesini

isteyebilir."

24. Aynı Kanun'un 1027. maddesi

şöyledir:

"İlgililerin yazılı rızaları olmadıkça,

tapu memuru, tapu sicilindeki yanlışlığı ancak mahkeme kararıyla düzeltebilir.

Düzeltme, eski tescilin terkini ve yeni bir

tescilin yapılması biçiminde de olabilir.

Tapu memuru, basit yazı yanlışlıklarını, tüzük

kuralları uyarınca re'sen düzeltir."

25. 17/7/2013 tarihli ve 28738 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan Tapu Sicil Tüzüğü'nün 72. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Tapu sicilinde değişiklik, hak sahibinin

istemine ya da yetkili makam veya mahkeme kararına istinaden yapılır."

26. Aynı Tüzük'ün 74. maddesinin

ilgili bölümleri şöyledir:

"(1) Kütük, yevmiye defteri ve yardımcı

sicillerde, belgelere aykırı basit yazım hatası yapıldığının tespit edilmesi

hâlinde, müdür tarafından nedeni düzeltmeler sicilinde açıklanarak, re'sen düzeltme yapılır.

...

(3) Ana veya yardımcı siciller üzerinde

yapılmış hata veya eksikliklerin, ilgililerce sunulan veya başka idarelerce

düzenlenen belgelerden kaynaklanması hâlinde, ilgililerin gerçek durumu

kanıtlayıcı belgelere dayalı başvuruları üzerine, istem yevmiye defterine

kaydedilerek gerekli düzeltme yapılır.

(4) Kütük, yevmiye defteri ve yardımcı

sicillerde, belgelere aykırı tescil veya esaslı yazım hatasının

düzeltilebilmesi için ilgililerin yazılı olurunun alınması gerekir.

İlgililerden birisinin yazılı oluru olmazsa, bu durum beyanlar sütununda

belirtilerek, 26/9/2011 tarih ve 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname

hükümlerine göre işlem yapılır.

...."

27. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve

düzenli bir biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla

yükümlüdür.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 13/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu; tapu sicilinde kendisi adına kayıtlı taşınmazın

bir kısımının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı ve

ayrıca bu taşınmazın bitişiğinde bulunan, devletin hüküm ve tasarrufu altındaki

kıyının bir kısmını da içine alacak şekilde taşkın kullanıldığı iddiasıyla

açılan tapu iptali ve tescil, müdahalenin önlenmesi ve kal davasının

müdahalenin önlenmesi ve kal yönünden kısmen kabul edilerek bu kısım yönünden

verilen kararın kesinleştiğini, 1961 yılı öncesinden beri üzerinde kargir yapı bulunan taşınmazın 1975 yılındaki yasal olmayan

düzenleme ve 3621 sayılı Kanun'un uygulanması sonucunda kıyı kenar çizgisi

kapsamında bırakıldığını, kıyı kenar çizgisinin tespiti amacıyla oluşturulan

komisyon kararının taşınmaz maliklerine tebliğ edilmediğini, mülkiyetinde

bulunan taşınmazın kıyı kenar çizgisinde kaldığına dair tapu sicilinde şerhin

bulunmadığını, tapu kadastro çalışmalarında 89 m2 olarak tespit ve tescil edilen

taşınmazının yüz ölçümünün 80 m2 olarak tapu sicilinde eksik gösterildiğini, taşınmazının

bitişiğinde bulunan kıyının bir kısmının kullanıldığının bilinmesine ve bu

kısım için ecrimisil ödenmesine rağmen müdahalenin

önlenmesi ve kal davası açılmasının haksız olduğunu, İlk Derece Mahkemesi

gerekçeli kararının kendisine geç tebliğ edildiğini, Yargıtay bozma ilamı

kapsamında kesinleşmeyen kısım yönünden davanın hâlen devam ettiğini ve

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını, Yargıtay Dairesinin karar

düzeltme talebinin reddine ilişkin kararının gerekçesiz olduğunu belirterek hak

arama özgürlüğünün, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini

ileri sürmüş; tedbir kararı verilmesi, ihlalin tespiti ile sonuçlarının ortadan

kaldırılması talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun maliki olduğu taşınmazın 1975 yılındaki

düzenleme ve 3621 sayılı Kanun'un uygulanması sonucunda kıyı kenar çizgisi

kapsamında bırakıldığı, kıyı kenar çizgisinin tespiti amacıyla oluşturulan

komisyon kararının taşınmaz maliklerine tebliğ edilmediği, mülkiyetinde bulunan

taşınmazın kıyı kenar çizgisinde kaldığına dair tapu sicilinde şerhin

bulunmadığı, taşınmaz üzerindeki taşkın yapının 1961 yılı öncesinden beri

mevcut olup idare tarafından bilinmesine ve taşkın kullanım sebebiyle ecrimisil ödenmesine rağmen müdahalenin önlenmesi ve kal talebinde

bulunulmasının haksız olduğu, tapu kadastro çalışmalarında 89 m2 olarak tespit ve tescil edilen taşınmazının

tapu sicilinde yüz ölçümünün 80 m2 olarak

gösterilmesi suretiyle taşınmazın bir kısmının yok edildiğine ilişkin

şikâyetleri mülkiyet hakkı kapsamında incelenmiştir. Başvurucunun Yargıtay

Dairesinin karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararının gerekçesiz

olduğuna ilişkin şikâyeti adil yargılanma hakkı kapsamında gerekçeli karar

hakkı yönünden değerlendirilmiş, yargılamanın olması gerekenden uzun sürmesine

dair şikâyetleri ise makul sürede yargılanma hakkı yönünden ayrıca

incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet Hakkının İhlaline İlişkin İddialar

31. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

“… Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

32. 30/03/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

33. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı

Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen işlem veya

eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş olması

gerekir.

34. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle

genel yargı mercilerinde, olağan yasa yolları ile çözüme kavuşturulması esastır.

Bireysel başvuru yoluna, iddia edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim

mekanizması içinde giderilememesi durumunda başvurulabilir (Bayram Gök, B. No: 2012/946, 26/3/2013, §

18).

35. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle iç hukukta

düzenlenen başvuru yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca,

başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve

süresinde yetkili idari ve adli mercilere usulüne uygun olarak iletmesi ve bu

konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı

zamanda bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş

olması gerekir (Bayram Gök, §

19).

36. Bireysel başvurunun ikincil niteliğinin bir sonucu olarak

olağan kanun yollarında ve genel mahkemeler önünde dayanılmayan iddialar

Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet konusu edilemez (Bayram Gök, § 20).

i. Kıyı Kenar Çizgisinin Tespiti ve

Uygulanmasına İlişkin İddia

37. Başvurucu, kadastro çalışmalarında murisi adına tespit gören

ve hâlihazırda maliki bulunduğu Balıkesir ili Edremit ilçesi Güre köyü Tuğlayeri mevkinde bulunan

bahçeli kargir ev niteliğindeki 57 parsel sayılı

taşınmazın 1975 yılındaki yasal olmayan düzenleme ve 3621 sayılı Kanun'un

uygulanması sonucunda kıyı kenar çizgisi kapsamında bırakıldığını, kıyı kenar

çizgisinin tespiti amacıyla oluşturulan komisyonun kararının taşınmaz

maliklerine tebliğ edilmediğini, taşınmazın kıyı kenar çizgisinde kaldığına dairtapu sicilinde şerhin bulunmadığını belirterek mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

38. Maliye Hazinesi tarafından başvurucuya ait 57 parsel sayılı

taşınmazın bir kısmının kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı iddiasıyla bu kısım

yönünden tapu iptali, tescil ve kal, 57 parsel sayılı taşınmazın bitişiğinde

bulunan devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kıyının bir kısmının ise işgal

edildiği iddiasıyla bu kısım yönünden müdahalenin önlenmesi ve kal istemiyle

Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açılmıştır. Mahkemenin 23/7/2009

tarihli kararı ile başvurucuya ait taşınmaz yönünden tapu iptali ve tescil

talebinin reddine, başvurucunun mülkiyet sınırları dışında kalmasına rağmen

işgal etmek suretiyle kullandığı belirlenen taşınmaz yönünden müdahalesinin

önlenmesi ve kal talebinin kabulüne karar verilmiştir. Yargıtay 8. Hukuk

Dairesinin 10/7/2012 tarihli ilamı ile tapu iptali tescil talebinin reddine

ilişkin hükmün bozulmasına, müdahalenin önlenmesi ve kal talebinin kabulüne

dair hükmün ise onanmasına karar verilmiş; karar düzeltme istemi aynı Dairenin

4/3/2013 tarihli ilamı ile reddedilmiştir.

39. Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin başvurucunun mülkiyet

sınırları dışında kalan ve işgal edilmek suretiyle kullanıldığı belirlenen

devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kıyıya müdahalesinin önlenmesi ve kal'e ilişkin kararı 4/3/2013 tarihinde kesinleşmiştir.

Ancak başvurucuya ait 57 parsel sayılı taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde

kalması sebebiyle tapu iptali, tescil ve kal istemiyle açılan davanın henüz

sonuçlanmadığı, bu konuya ilişkin olarak İlk Derece Mahkemesince

verilen23/7/2009 tarihli kararın Yargıtay 8. Hukuk Dairesi ilamı ile bozulduğu

anlaşılmaktadır. Konuya ilişkin olarak Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 10/7/2012

tarihli ilamında, kamu yararı nedeni ile başvurucuya ait tapu kaydının

28/11/1997 tarihli 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca 1975 yılında

belirlenen kıyıda kalması sebebiyle iptal edilerek kayıt dışı bırakılıp

bırakılamayacağı hususunda işin esasının ve dava konusu taşınmaz bölümünün aynı

İçtihadı Birleştirme Kararıyla belirlenen veya belirlenecek olan kıyı kenar

çizgisine göre değerlendirilmesi gerektiği belirtilmiştir.

40. Başvurucu tarafından bireysel başvuruda bulunulmasından

sonraki süreçte, Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesince bozma ilamına uyularak

mahallinde yeniden keşif yapılmış, bilirkişi raporu ve ek raporlar alınmak

suretiyle verilen 5/5/2015 tarihli kararda, belirlenen kıyı kenar çizgisinin

başvurucuya ait 57 parsel sayılı taşınmazın dışında kaldığı belirtilerek 57

parsel sayılı taşınmaza ilişkin davanın reddine karar verilmiştir. Başvurucu ve

davacı tarafça kararın temyiz edildiği ve henüz kesinleşmediği anlaşılmaktadır.

41. Somut olayda kıyı kenar çizgisinin tespitinin,

belirlenmesinin ve bu kapsamda başvurucunun maliki bulunduğu 57 parsel sayılı

taşınmaz yönünden mülkiyet hakkına ilişkin bir müdahalenin bulunup

bulunmadığının, hukuki menfaat ve zarar olgularının Edremit 2. Asliye Hukuk

Mahkemesince tapu iptali, tescil ve kal talebine yönelik olarak verilecek nihai

karar ile doğrudan ilişkili olduğu ve bu davanın konusunu oluşturduğu

değerlendirilmiştir.

42. Bu bakımdan tapu iptali, tescil ve kal talebine ilişkin

davanın taraflarca temyiz edildiği ve temyiz incelemesi aşamasında bulunduğu

dikkate alındığında başvurunun bu kısmına ilişkin ihlal iddiaları yönünden

Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan tapu iptali ve tescil davasının

sonucu beklenmeden ikincil nitelikteki bireysel başvuru yoluna başvurulduğu

anlaşılmıştır.

43. Açıklanan nedenlerle başvurucunun mülkiyetinde bulunan

taşınmaza ilişkin tapu iptali, tescil ve kal talebine yönelik olarak verilecek

nihai karar beklenmeden bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin 'başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Taşkın Yapı Sebebiyle Müdahalenin Önlenmesi

ve Kal Talebine İlişkin İddia

44. Başvurucu; bir kısmı kendisine ait taşınmazda bir kısmı ise

Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kıyıda bulunduğu iddia edilen taşkın

yapının 1961 yılı öncesinden beri mevcut olup bu durumun idare tarafından

bilindiğini, taşkın yapı sebebiyle ecrimisil

ödediğini, müdahalenin önlenmesi ve kal talebinde bulunulmasının haksız

olduğunu belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

45. Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin başvurucunun mülkiyet

sınırları dışında kalan ve işgal edilmek suretiyle kullanıldığı belirlenen

devletin hüküm ve tasarrufu altındaki kıyıya 117 m2'lik müdahalesinin önlenmesi

ve bu alan üzerindeki yapının kal'ine ilişkin kararı

4/3/2013 tarihinde kesinleşmiş olmakla birlikte, başvurucunun bireysel başvuru

tarihinden sonra 10/6/2014 tarihinde Maliye Hazinesi aleyhine Edremit 3. Asliye

Hukuk Mahkemesinde 4721 sayılı Kanun'un 725. maddesi kapsamında taşkın yapının

üzerinde bulunduğu Maliye Hazinesine ait arazinin tapusunun iptali ve kendi

adına tescili istemiyle dava açtığı anlaşılmaktadır.

46. 4721 sayılı Kanun'un 722. maddesinde bir kimsenin başkasının

arazisindeki yapıda kendisinin veya bir başkasının malzemesini kullanması

durumunda bu malzemenin arazinin bütünleyici parçası olacağı düzenlenmiştir.

Aynı Kanun'un 725. maddesinde ise taşkın yapılar yönünden ayrıca bir düzenleme

getirilmiştir. Yapının arazinin mülkiyetine dahil olduğu kuralının

istisnalarından birini teşkil eden bu düzenlemeye göre yapıyı yapan malikin

taşırılan arazi üzerinde bir irtifak hakkına sahip olması durumunda, taşan

kısmın yapıyı yapan malike ait taşınmazın bütünleyici parçası olacağı belirtilmiş;

irtifak hakkının bulunmaması durumunda ise arazi malikinin taşmayı öğrendiği

tarihten itibaren onbeş gün içinde itiraz etmediği ve

ayrıca, durum ve koşulların da haklı gösterdiği hâllerde taşkın yapıyı iyi

niyetle yapan kimsenin, uygun bir bedel karşılığında taşan kısım için irtifak

hakkı kurulmasını veya taşan kısmın bulunduğu arazi parçasının mülkiyetinin

kendisine devredilmesini isteyebileceği düzenlenmiştir.

47. Somut olayda Edremit 3. Asliye Hukuk Mahkemesinde 4721

sayılı Kanun'un 725. maddesi kapsamında açılan ve Mahkemenin 2014/308 sayılı

esasına kaydedilmiş bulunan tapu iptali ve tescil davasında, başvurucu

tarafından taşkın yapı ve bina değerinin arsa değerinden fazla olduğu, yapının

taşkın kısmının yıkılmasından sonra geri kalan kısmın kullanılmasının mümkün

olmadığı ve aşırı bir zarara sebebiyet vereceği, başvurucunun taşınmazı mevcut

hali ile iktisap etmiş olup iyi niyetli bulunduğu iddia edilerek, taşkın

yapının yıkılmaması için ihtiyati tedbir kararı verilmesi talep edilmiş vetaşkın yapının yapılmış olduğu Maliye Hazinesi adına

kayıtlı arazinin tapusunun iptali ile başvurucu adına tesciline karar verilmesi

istenmiştir. Mahkemece 19/6/2014 tarihli tensip kararı ile taşkın yapının

yıkılmaması ve taşınmazın üçüncü kişilere satışının önlenmesi için ihtiyati

tedbir kararı verildiği ve davanın derdest durumda bulunduğu dikkate

alındığında başvurucunun taşkın yapının üzerinde bulunduğu arazinin mülkiyetini

elde edebileceğine güvenerek Maliye Hazinesi aleyhine açmış olduğu tapu iptali

ve tescil davasından önce ikincil nitelikteki bireysel başvuru yoluna

başvurduğu anlaşılmıştır.

48. Bu bakımdan başvurunun bu kısmına ilişkin ihlal iddialarının

4721 sayılı Kanun'un 725. maddesi kapsamında açılan ve derdest bulunduğu

anlaşılan tapu iptali ve tescil davasında tartışılıp değerlendirilmeden

başvuruya ilişkin yargısal yolların tüketildiğinden söz edilemez.

49. Açıklanan nedenlerle hukuk sisteminde düzenlenen başvuru

yolları tüketilmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından,

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin 'başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

iii. TaşınmazınYüz

Ölçümünün Azaltıldığı İlişkin İddia

50. Başvurucu, tapu kadastro çalışmalarında 89 m2 olarak

tespit ve tescil edilen taşınmazının tapu sicilinde yüz ölçümünün 80 m2

olarak gösterilmesi suretiyle taşınmazın bir kısmının yok edildiğini belirterek

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

51. 4721 sayılı Kanun'un 1027. maddesi

ile Tapu Sicil Tüzüğü'nün ilgili maddeleri kapsamında tapu sicilinde değişiklik

ve düzeltme yapılması mümkündür. Somut olayda, başvurucu tarafından, maliki

bulunduğu 57 parsel sayılı taşınmazın yüz ölçümünün kadastro çalışmalarında 89

m2 olarak tespit edilmiş olmasına rağmen maddi hata sonucu tapu

sicilinde80 m2 olarak gösterildiği, ayrıca bu parselin

taşınmazın sınırında bulunan 438 parsel sayılı taşınmaza tecavüzlü olduğuna

dair beyanlar hanesindeki kaydın hukuka aykırı olarak yazıldığı iddiasıyla

taşınmazın yüz ölçümünün 89 m2 olarak

düzeltilmesi ve beyanlar hanesindeki kaydın kaldırılması istemiyle Edremit 3.

Asliye Hukuk Mahkemesinde 1/7/2014 tarihinde dava açıldığı anlaşılmıştır.

Mahkemenin 2014/348 sayılı esasına kaydedilen dava dosyasında yargılamanın

devam ettiği ve dosyanın derdest olduğu dikkate alındığında başvurucunun bu

davanın açılmasından önce başvuru yollarını tüketmeden ikincil nitelikteki

bireysel başvuru yoluna başvurduğu değerlendirilmiştir.

52. Bu bakımdan başvurunun bu kısmına ilişkin ihlal iddialarının

tapu sicilindeki yüz ölçümün düzeltilmesi istemiyle açılan davada tartışılıp

değerlendirilmeden başvuruya ilişkin yargısal yolların tüketildiğinden söz

edilemez.

53. Açıklanan nedenlerle hukuk sisteminde düzenlenen başvuru

yolları tüketilmeksizin bireysel başvuruda bulunulduğu anlaşıldığından

başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden

incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddialar

i. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

54. Başvurucu, Yargıtay Dairesinin karar düzeltme talebinin

reddine ilişkin kararının gerekçesiz olduğunu belirterek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

55. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

56. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin yargı

organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak

da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle

güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği

taşımasının ötesinde, diğer temel hak ve özgürlüklerden gereken şekilde

yararlanılmasını ve bunların korunmasını sağlayan en etkili güvencelerden

birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü kararlarının

gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak arama

hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

57. Derece mahkemeleri, kendisine sunulan tüm iddialara yanıt

vermek zorunda değildir. Bununla beraber, ileri sürülen iddialardan biri kabul

edildiğinde davanın sonucuna etkili olması söz konusu ise mahkeme bu hususa

belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda olabilir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

58. Temyiz mercilerinin kararlarının da tamamen gerekçeli olması

zorunlu değildir. Temyiz merciinin yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı

fikirde olması ve bunu ya aynı gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla

kararına yansıtması yeterlidir. Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir

şekilde temyizde dile getirilmiş ana unsurları incelediğini, derece

mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını ya da bozduğunu göstermesidir (Yasemin Ekşi, § 57).

59. Somut olayda başvurucu, karar düzeltme talebinin reddine

dair Yargıtay 8. Hukuk Dairesi kararının gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.

İlk Derece Mahkemesince davanın niteliği gözetilerek tapu kaydı, kıyı kenar

çalışmalarına ilişkin belgeler, kadastro tespit tutanağı, keşif, bilirkişi

incelemesi ile tüm dosya kapsamı dikkate alınmak ve ilgili hukuk kuralları yorumlanmak

suretiyle başvurucuya ait taşınmaz yönünden tapu iptali ve tescil talebinin

reddine, başvurucunun taşınmazına bitişik alanda kalan kısım yönünden davanın

kabulü ile başvurucunun müdahalesinin önlenmesine, bu alan üzerindeki yapının kal'ine karar verilmiştir (bkz. § 9). Yargıtay 8. Hukuk

Dairesi İlk Derece Mahkemesince verilen kararı incelemek ve gerekçelerini de

detaylı olarak belirtmek suretiyle başvurucuya ait taşınmazın bitişiğinde

bulunan kısım yönünden müdahalenin önlenmesi ve kal kararının onanmasına,

başvurucuya ait taşınmazın kıyı kenar çizgisi içinde kaldığı iddia edilen kısmı

yönünden tapu iptali ve tescil talebinin reddine ilişkin kararının bozulmasına

karar vermiştir (bkz. § 10). Aynı Daire tarafından bozma ilamının gerekçesine

atıf yapılarak ve bu gerekçe aynen kabul edilerek karar düzeltme talebi

reddedilmiştir. Dolayısıyla Yargıtayın karar düzeltme

talebinin reddine ilişkin kararının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

60. Açıklanan nedenlerle gerekçeli karar hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

61. Başvurucu; İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararının

kendisine geç tebliğ edildiğini, Yargıtay bozma ilamı kapsamında kararın

kesinleşmeyen kısmı yönünden davanın halen derdest olduğunu, bir bütün olarak

tapu iptali ve tescil, müdahalenin önlenmesi ve kal istemine ilişkin davanın

makul sürede sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkınınihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

62. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

63. Başvurucu tapu iptali ve tescil, müdahalenin önlenmesi ve

kal davasının makul sürede sonuçlanmadığını ve adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

64. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün olmayıp (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §

18) Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulması gerektiği açıktır (Güher

Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

65. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41–45).

66. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara

bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda başvurucuya ait taşınmazın bir

kısmı yönünden tapu iptali, tescil ve kal, devletin hüküm ve tasarrufu

altındaki taşınmaza yapılan müdahalenin önlenmesi ve kal istemiyle Edremit 2.

Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı mülga

Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu ile 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul

hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (Güher Ergun ve diğerleri, § 49).

67. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

makul süre değerlendirmesinde sürenin başlangıcı kural olarak uyuşmazlığı

karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle

davanın ikame edildiği tarih olup somut başvuru açısından bu tarih

13/12/2007'dir.

68. Sürenin bitiş tarihi ise çoğu zaman icra aşamasını da

kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme tarihidir. Ancak devam eden

yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasını

içeren başvuruların, yargılama faaliyetinin devamı sırasında da yapılabilmesi

olanağı bulunduğundan değerlendirmeye esas alınacak sürenin bitiş anı

başvurunun karara bağlandığı tarihtir (Güher

Ergun ve diğerleri, § 52).

69. Başvuruya konu yargılama sürecinin incelenmesinde 13/12/2007

tarihinde başvurucu aleyhine Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan

davada, başvurucuya ait taşınmazın bir kısmının kıyı kenar çizgisi içinde

kalması sebebiyle bu kısım yönünden tapu iptali, tescil ve kal, başvurucunun

taşınmazının bitişiğinde kalan ve işgal edilmek suretiyle kullanıldığı

belirtilen kısım yönünden ise müdahalenin önlenmesi ve kal talebinde

bulunulduğu, İlk Derece Mahkemesince delillerin toplandığı, tapu kayıtlarının,

kıyı kenar çalışmasına ilişkin belgelerin, tespit tutanağı ve eklerinin

incelendiği, keşif yapılıp bilirkişi raporu alınarak 23/7/2009 tarihinde

davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verildiği tespit edilmiştir. Temyiz

üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesince 10/7/2012 tarihli ilamla hükmün

müdahalenin önlenmesi ve kal ile ilgili bölümünün onanmasına, tapu iptali ve

tescil ilgili bölümünün bozulmasına karar verilmiş; aynı Dairenin 4/3/2013

tarihli ilamı ile karar düzeltme talebinin reddedildiği anlaşılmıştır. Bozma

ilamına uyularak yapılan yargılamada yeniden keşif yapılarak bilirkişi raporu

ve ek rapor alınmış 5/5/2015 tarihinde davanın kısmen kabul kısmen reddine

hükmedildiği tespit edilmiştir. Gerekçeli karar taraflara tebliğ edilmiş olup

kararın taraflarca temyiz edildiği ve İlk Derece Mahkemesinin bozma ilamı

üzerine verdiği kararının henüz kesinleşmediği anlaşılmıştır.

70. 6100 sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi

mahkemeler nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul

hükümlerinin nazara alınmadığı gözönünde

bulundurularak makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir(Güher Ergun

ve diğerleri, §§ 34-64).

71. Başvuruya konu tapu iptali ve tescil, müdahalenin önlenmesi

ve kal davasının incelenmesinde; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi

olayların karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller gibi

kriterler dikkate alındığında başvuruya konu yargılamanın karmaşık nitelikte

olduğu anlaşılmışsa da somut başvuru açısından, daha önce verilen kararlar

dışında farklı karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve sekiz yılı

aşkın bir süredir devam eden yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin

olduğu sonucuna varılmıştır.

72. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

73. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

74. Başvurucu anayasal haklarının ihlal edildiğinin tespiti ile

hak ihlallerinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin

4/3/2013 tarihli kararı hakkında yapılması gerekene hükmedilmesi talebinde

bulunmuştur.

75. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

76. Başvurucunun tarafı olduğu uyuşmazlığa ilişkin sekiz yılı

aşkın yargılama süresi nazara alındığında yargılama faaliyetinin uzunluğu

nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekmekte ise de başvuru formunda yalnızca hak ihlalinin tespiti ile sonuçlarının

ortadan kaldırılması için Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 4/3/2013 tarihli ilamı

hakkında yapılması gerekene hükmedilmesinin talep edildiği,ayrıca

tazminat talebinde bulunulmadığı anlaşıldığından tazminat hususunda ayrıca bir

değerlendirme yapılmamıştır.

77. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

78. Başvuruya konu yargılamanın sekiz yılı aşkın süredir devam

ettiği ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını ihlal ettiği gözetilerek

anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir yargılama dosyasında hukuka,

adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü zararın devam etmesinin önlenmesi

amacıyla yargılamanın mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılmasını teminen kararın bir örneğinin ilgili Mahkemesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Gerekçeli karar hakkının ihlal edildiği iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması nedenleriyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

E. Kararın bir örneğinin Edremit 2. Asliye Hukuk Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

F. Kararın bir örneğinin Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE

13/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Nuri NECİPOĞLU Erdal TERCAN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Fatma KARAMAN ODABAŞI Başvurucu : Fatma Nalan AKDOĞAN Vekili : Av. Mustafa Mümin BULUN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/3538, 13 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. D. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  12. F. Kararın bir örneğinin Bakanlığa GÖNDERİLMESİNE
  13. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/3538
Tarih
13 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Nejla Özer ve Müslim Özer Başvurusu (B. No: 2013/3782)
  • Saliha Bekiroğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5691)
  • Ercanlar Otomotiv Oto Kaporta Boya Döşeme Elektrik San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/2477)
  • Mehmet Zahit Şahin Başvurusu (B. No: 2013/4708)
  • Remziye Kavak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8124)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/5864

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.