İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Saliha Bekiroğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/5691)

1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Başvuru No2013/5691Tarih21 Nisan 2016Okuma30 dk · 5.975 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkincibölüm Saliha Bekiroğlu Ve Diğerleri Başvurusu İkinci Bölüm

Karar tarihi
21 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/5691
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.975 kelime·30 dk okuma·27 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle

Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında Zarar

Tespit Komisyonuna yapılanbaşvurunun reddedilmesi

nedeniyle açılan davada mahkemenin delilleri eksik ve hatalı değerlendirerek

kanuna ve usule aykırı karar vermesi nedeniyle adil yargılanma hakkının, belli

bir ırka mensubiyetten dolayı maddi ve manevi zarara uğranılması nedeniyle

eşitlik ilkesinin, davanın karşı tarafının devlet olmasından dolayı

reddedilmesi nedeniyle tarafsız mahkemede yargılanma hakkının, yargılamanın

uzun sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, karar sonucuna göre

bir kısım zararın karşılanmaması sebebiyle de mülkiyet hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 23/7/2013 tarihinde İstanbul 2. Asliye Ticaret

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde tespit edilen eksikliklerin giderilmiş ve

başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 17/6/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 5/12/2014 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 6/1/2015 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucuların murisi, Diyarbakır ili Lice ilçe merkezinde

22/10/1993 tarihinde güvenlik kuvvetleri ile teröristler arasında yaşanan

çatışmalar sırasında mal varlığının zarara uğradığını belirterek 5233 sayılı

Kanun uyarınca 21/12/2004 tarihinde Diyarbakır Valiliği Zarar Tespit

Komisyonuna (Komisyon) başvurmuştur.

8. 5 No.lu Komisyonunun 30/12/2008 tarihli ve E.2008/5-682

sayılı kararında, ev eşyasında oluşan zarara karşılık 4.000 TL, bahçe arazisi

için 7.448 TL, sulu arazi için 3.696 TL ve yaş bağda oluşan zarara karşılık

3.948 TL olmak üzere toplam 19.092 TL ödenmesine karar verilmiştir.

9. Başvurucuların murisi, 27/3/2008 tarihinde vefat etmiş;

24/4/2009 tarihli uyuşmazlık tutanağının düzenlenmesiyle birlikte başvurucular,

Komisyon kararının iptali ve tazminat talebiyle Diyarbakır 2. İdare

Mahkemesinde dava açmışlardır.

10. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi 30/4/2010 tarihli ve

E.2009/1351, K.2010/1080 sayılı kararıyla Komisyon kararını iptal etmiş,

başvurucuların maddi ve manevi tazminat taleplerini reddetmiştir. Kararın

ilgili kısmı şöyledir:

"...

Dava dosyasının ve Mahkememizin E.2009/280

sayılı dosyasına davalı idare tarafından sunulan belgelerin incelenmesinden,

Diyarbakır İli Lice İlçe Merkezinde 22/10/1993 tarihinde güvenlik kuvvetleri

ile teröristler arasında yaşanan çatışmalar sırasında malvarlığının zarara

uğradığını belirten davacılar murisinin 5233 sayılı Kanun hükümlerinden

yararlanmak için davalı idareye başvuruda bulunduğu,bu

başvuru üzerine davalı idare tarafından oluşturulan bilirkişi komisyonunun

15/3/2008 tarihinde Lice İlçe Merkezinde keşif yaptığı, bu keşif sonucunda

düzenlenen tutanağın “Tespitler” ve “Açıklamalar” kısmında davacılar murisine

ait bina,bağ,bahçe,meyve ağacı ve arazi zararının

bulunduğunun ancak, telef olan hayvan zararı tespitinin yapılamadığının

belirtildiği, Diyarbakır Valiliği 5 No’lu Terör ve

Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığı’nın Lice İlçe

Merkezi ile olarak yapılan başvurular için 12/9/2008 tarihinde yaptığı

toplantıda aldığı karar ile “1993 yılı Bayındırlık Müdürlüğü tespiti olan dosyalarda

tespitler doğrultusunda işlem yapılmasına, 1993 yılı Bayındırlık Müdürlüğü ve

2001 yılı Mahkeme tespiti olan dosyalarda 1993 yılı Bayındırlık Müdürlüğü

tespitinin esas alınarak işlem yapılmasına,tespit

tutanaklarında sadece ‘su basmanı görüldü’ ibaresi bulunan dosyaların 1993 yılı

Bayındırlık Müdürlüğü tespiti yoksa reddine,dosya

içeriğinde keşif tutanaklarında belirtilen arazi miktarlarının kabulüne,arazilerin 1994-2000 yılları (2000 yılı dahil)

olmak üzere kullanılmayan yılın 7 yıl üzerinden değerlendirilmesine, keşif

tutanaklarında bağ ve bahçe tespiti olan dosyalarda ağaç tespitleri bağ ve

bahçe içerisinde değerlendirildiği için reddine, 2001 yılından sonra köye dönüş

olmasına rağmen tespitlerin 2008 yılında yapılmasından dolayı keşif tutanaklarında

ağaç yaşları belirtilmediğinden sözkonusu ağaçların

2001 yılından sonra dikilmiş olabileceği göz önünde bulundurularak ağaç

tespitlerinin reddine” karar verildiği, akabinde dava konusu işlemle, davacılar

murisi adına, uğradığı tüm zarar kalemlerine karşılık olarak toplam 19.092,00

TL. ödenmesine hükmedildiği anlaşılmaktadır.

Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların

Karşılanması Hakkında Yönetmeliğin 11. maddesi gereğince 5233 sayılı Kanun

hükümlerinden yararlanmak için yapılan başvurular üzerine gerek görülmesi

halinde ilgili komisyon tarafından keşif yapılabilecektir. Bu keşifte uyulması

gereken usul ise yine aynı madde metninde açıklanmış ve komisyon başkanının,

belirlemiş olduğu keşif yeri ile gün ve saatini komisyon üyeleri ve/veya

bilirkişi ile başvuru sahibine veya yetkili temsilcisine yazılı olarak bildireceği;bu bildirim üzerine dilerse başvuru sahibinin kendisi,veli veya vasisi veya yetkili temsilcisi ve varsa

şahitleri keşif mahallinde hazır bulunacağı, muhtar veya o yer mahallinden iki

kişinin de keşifte hazır bulunmasının temin edileceği; başvuru sahibi veya

yetkili temsilcisinin keşif esnasında hazır bulunmaması halinde ise bu durumun

tutanakta belirtileceği ifade edilmiştir.

Olayda ise bu usule uyulmaksızın keşif

yapıldığı, keşif yeri ile gün ve saatinin davacılar murisi veya yetkili

temsilcisine yazılı olarak bildirilmediği; başvuru sahibinin kendisi veya

yetkili temsilcisi ve varsa şahitlerinin de keşif mahallinde hazır

bulundurulmadığı, sadece mahalle muhtarı ile iki azanın varlığında keşif

yapıldığı anlaşılmıştır.

Her ne kadar Mahkememizin 29/12/2009 tarihli

ara kararına davalı idare tarafından verilen cevapta keşiflerin yapılmasının

ilan yolu ile tebliğ edildiği belirtilmekte ise de;

Yönetmelikte, açık bir biçimde “yazılı bildirimden” bahsedildiğinden ve bu

yazılı bildirimin bireysel nitelikte olması gerektiği açık olduğundan, diğer

deyişle ilan yoluyla bildirimde bulunulması gibi bir usul öngörülmediğinden,

yapılan bu ilanın usulî eksikliği ortadan

kaldırmayacağı sonucuna ulaşılmıştır. Kaldı ki, yapılan ilanın ne zaman ve ne

şekilde yapıldığı belli olmadığı gibi davalı idare bu ilana ilişkin bir belgeyi

de dosyaya sunamamıştır. Öte yandan,davacılar

vekili de Lice İlçe Merkezinde yapılan keşiflerde birden çok alt komisyonun

aynı anda değişik mahalle ve mezralarda tespit yaptığını ve avukat olarak

kendilerinin keşifte bulunmalarının mümkün olmadığını belirtmiş; Mahkememizin

benzer nitelikteki diğer dosyalarında mevcut keşif tutanakları üzerinde yapılan

incelemeler sonucunda da keşiflere ilgililer veya vekillerinin katılmadığı

anlaşılmıştır.

Bu yüzden, usule aykırı biçimde yapılan keşfe

dayalı olarak tesis edilen dava konusu işlemin iptali gerekmektedir.

Mahkememizin bu kararı uyarınca, davacılar

murisinin başvurusu hakkında, yukarıda anılan eksiklikler giderilerek bir keşif

yapıldıktan sonra yeniden bir karar verilmelidir.

Ayrıca, başvuru hakkında, usulüne uygun keşif

gerçekleştirilip yeniden değerlendirme yapılırken, davacılar murisinin sadece

malik olduğu malvarlığı için değil (kaldı ki davacı taşınmazlarının bir kısmını

malik sıfatıyla değil zilyet sıfatıyla kullandığını dosyaya sunduğu bazı

dilekçelerde kabul etmektedir) aynı zamanda zilyet olduğu veya bir şekilde

fiilen kullandığı malvarlığı için de 5233 sayılı Kanun hükümlerinden yararlanabileceği

göz önünde bulundurulmalı ve zilyet olduğu veya bir şekilde fiilen kullandığı

malvarlığı için de zarar tespiti araştırması yapılmalıdır (Zira Danıştay 10.

Dairesi’nin 22/6/2009 tarih ve E.2009/5693, K.2009/6777 sayılı kararında da

benzer bir husus vurgulanmaktadır). Gerekirse bu konuda,yapılacak keşif sırasında tanık ifadelerine

başvurulmalı; ev eşyalarında oluşan zararın tespitinde de aynı yöntem

izlenmelidir.

Yukarıda da belirtildiği üzere, Mahkememizin

dava konusu işlemin iptal edilmesine yönelik bu kararı gereğince davalı idare,

davacılar murisinin başvurusu hakkında yukarıda belirtilen eksiklikleri de göz

önüne alarak inceleme yapıp yeniden bir karar vereceğinden, davacıların

100.000,00 TL. maddi tazminatın yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar

verilmesi yolundaki isteminin bu aşamada kabulüne olanak bulunmamaktadır.

Davacılara 20.000,00 TL. manevi tazminatın

yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi yolundaki isteme gelince;

5233 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde terör

olayları veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetlerden dolayı

geçmişte maddi zarara uğramış olanların bu zararlarının karşılanması için

ilgili idareye başvuruda bulunmaları ve başvuru üzerine dava açmaları olanağı

tanınmış, belirtilen dönemlerde meydana gelen manevi zararlarla ilgili olarak

ise böyle bir olanak tanınmamıştır. Dolayısıyla, geçmişe yönelik manevi

zararların tazmini isteminin 5233 sayılı Kanun kapsamında değil,genel hükümlere göre ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanununun 13. maddesinde öngörülen sürelerde yapılması

gerekmekte idi. Bu yüzden, geçmişe yönelik olup 2577 sayılı Kanunun 13.

maddesinde belirtilen süreler geçirildikten sonra, 5233 sayılı Kanun kapsamında

yapılan başvurunun reddi üzerine uyuşmazlık konusu edilen manevi tazminat

isteminin, bu açıdan da kabulü mümkün bulunmamaktadır.

Açıklanan nedenlerle;dava konusu işlemin İPTALİNE, maddi ve

manevi tazminat isteminin REDDİNE,

..."

11. Başvurucuların temyizi üzerine karar, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 18/1/2012 tarihli ve E.2011/4303,

K.2012/137 sayılı ilamıyla onanmıştır. Onama ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Bakılan uyuşmazlıkta davacılar murisi

tarafından mal varlığına ulaşılamaması nedeniyle uğranılan zararın değil

terörle mücadele faaliyeti sırasında mal varlığında meydana gelen zararın

tazmini istenilmektedir.

...

Dava konusu işlemin iptali yolundaki idare

mahkemesi kararı sonucu itibarıyla yerindedir.

Öte yandan Dairemiz kararı üzerine davalı

idare tarafından zarar miktarına yönelik yeniden hesaplama yapılarak karar verileceğinden

idare mahkemesi kararının tazminata ilişkin kısmı bu aşamada incelenmemiştir.

Açıklanan nedenlerle, Diyarbakır 2. İdare

Mahkemesinin, 30/4/2010 tarihli ve E.2009/1351, K.2010/1080 sayılı kararının

yukarıda belirtilen gerekçeyle onanmasına,

..."

12. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 13/12/2012 tarihli ve

E.2012/7082, K.2012/14086 sayılı ilamıyla reddedilmiştir.

13. Ret kararı 25/6/2013 tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş,

başvurucular 23/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

14. Bu arada İdare Mahkemesinin kararı doğrultusunda Komisyon

yeniden değerlendirme yapmış; 5/10/2011 tarihli ve E.2011/5-475 sayılı

kararında, prefabrik ev için 5.390,27 TL, taş duvarlı ahır için 1.436,40 TL,

yaş bağ için 13.469,57 TL, bahçe arazisi için 409,99 TL, ev eşyası için 5.412

TL olmak üzere toplam 26.118,23 TL ödenmesine karar vermiştir.

15. Başvurucuların tazminat miktarını kabul etmemesi üzerine

14/12/2011 tarihli uyuşmazlık tutanağı düzenlenmiş, başvurucular Komisyon

kararının iptali ve tazminat talebiyle Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinde dava

açmışlardır.

16. Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi, 20/12/2012 tarihli ve

E.2012/98, K.2012/1499 sayılı kararıyla davayı reddetmiştir. Kararın ilgili

kısmı şöyledir:

"...

Dava dosyasının incelenmesinden, Diyarbakır

İli Lice İlçe Merkezinde 22/10/1993 tarihinde güvenlik kuvvetleri ile

teröristler arasında yaşanan çatışmalar sırasında malvarlığının zarara

uğradığını belirten davacılar murisinin 5233 sayılı Kanun hükümlerinden

yararlanmak için davalı idareye başvuruda bulunduğu, bu başvuru üzerine davalı

idare tarafından oluşturulan bilirkişi komisyonunun 15/3/2008 tarihinde Lice

İlçe Merkezinde keşif yaptığı, bu keşif sonucunda düzenlenen tutanağın

“Tespitler” ve “Açıklamalar” kısmında davacılar murisine ait bina, bağ, bahçe,

meyve ağacı ve arazi zararının bulunduğunun ancak, telef olan hayvan zararı

tespitinin yapılamadığının belirtildiği, Diyarbakır Valiliği 5 No’lu Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit

Komisyonu Başkanlığı’nın Lice İlçe Merkezi ile olarak yapılan başvurular için

12/9/2008 tarihinde yaptığı toplantıda aldığı karar ile “1993 yılı Bayındırlık

Müdürlüğü tespiti olan dosyalarda tespitler doğrultusunda işlem yapılmasına,

1993 yılı Bayındırlık Müdürlüğü ve 2001 yılı Mahkeme tespiti olan dosyalarda

1993 yılı Bayındırlık Müdürlüğü tespitinin esas alınarak işlem yapılmasına,

tespit tutanaklarında sadece ‘su basmanı görüldü’ ibaresi bulunan dosyaların

1993 yılı Bayındırlık Müdürlüğü tespiti yoksa reddine, dosya içeriğinde keşif

tutanaklarında belirtilen arazi miktarlarının kabulüne, arazilerin 1994-2000

yılları (2000 yılı dahil) olmak üzere kullanılmayan yılın 7 yıl üzerinden

değerlendirilmesine, keşif tutanaklarında bağ ve bahçe tespiti olan dosyalarda

ağaç tespitleri bağ ve bahçe içerisinde değerlendirildiği için reddine, 2001

yılından sonra köye dönüş olmasına rağmen tespitlerin 2008 yılında

yapılmasından dolayı keşif tutanaklarında ağaç yaşları belirtilmediğinden sözkonusu ağaçların 2001 yılından sonra dikilmiş

olabileceği göz önünde bulundurularak ağaç tespitlerinin reddine” karar

verildiği, 30/12/2008 tarih ve 2008/5-682 sayılı Diyarbakır Valiliği 5 No’lu Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zarar Tespit

Komisyonu Başkanlığı işlemi ile davacılar murisi adına, uğradığı tüm zarar

kalemlerine karşılık olarak toplam 19.092,00 TL. ödenmesine hükmedildiği, bu

işlemin iptali istemiyle açılan davanın Mahkememizin 30/4/2010 tarihli,

E.2009/1351, K.2010/1080 sayılı kararı ile usule aykırı keşif yapılması

nedeniyle işlemin iptal edildiği, 12/10/2010 tarihinde yeniden keşif yapılarak

Uyuşmazlık Tutanağının düzenlenmesi üzerine bakılan davanın açıldığı

anlaşılmaktadır.

Olayda, davalı idarece davacılara, ev eşyası

için 5.412,00 TL, prefabrik ev için 5.390,27 TL, taş duvar ahır için 1.436,40

TL, yaş bağ için 13.469,57 TL, bahçe arazisi için 409,99 TL olmak üzere mal

varlığına ulaşamama nedeniyle toplam 26.118,23 TL ödenmesine karar verildiği

görülmektedir.

Davacının malvarlığı zararının bulunup

bulunmadığına ilişkin yapılan tespit sonucu hazırlanan ve davacı vekilince de

imzalanan keşif tutanağı doğrultusunda davacının mal varlığına ulaşamaması

nedeniyle mahrum kaldığı zarar kalemlerinin hesaplandığı, yapılan

hesaplamalarda hukuka aykırılık bulunmadığı anlaşıldığından dava konusu işlemde

hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

Dava konusu işlem hukuka uygun olduğundan,

davacıların tazmini gereken zararı da bulunmamaktadır.

Davacıların, 20.000,00-TL manevi tazminat

istemine gelince; 5233 sayılı Yasa, terör eylemleri veya terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle meydana gelen zararlardan sadece

“maddi” nitelikte olanların sulh yoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri

belirlediğinden, davacıların anılan Yasa kapsamında, esasen koşulları da

bulunmayan manevi tazminat taleplerinin karşılanmasınaolanak

bulunmadığından, davacıların manevi tazminat talebinin de reddi gerekmektedir.

Açıklanan nedenlerle, davanın reddine,

..."

17. Başvurucuların temyizi üzerine karar, Danıştay Onbeşinci Dairesinin 19/11/2014 tarihli ve E.2013/9740,

K.2014/8508 sayılı ilamıyla onanmıştır.

B. İlgili Hukuk

18. 5233 sayılı Kanun'un 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara

uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri

belirlemektir."

19. 5233 sayılı Kanun'un 2. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Bu Kanun, 3713 sayılı Terörle

Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına giren

eylemler veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar

gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen karşılanması hakkındaki esas ve usullere ilişkin

hükümleri kapsar."

20. 5233 sayılı 7. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla karşılanabilecek

zararlar şunlardır:

a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer

taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.

b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.

c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından kaynaklanan

maddî zararlar."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

22. Başvurucular 1993 ve 1994 yıllarında Diyarbakır ili Lice

ilçesinde büyük çaplı olayların meydana geldiğini, olaylar sırasında

murislerine ait ev, ahır ve eklentilerinin yakılıp yıkıldığını, ilçeyi terk

etmek zorunda kaldıklarını, murislerinin Komisyona yaptığı başvuruda Komisyonun

çok düşük bir meblağ üzerinden tazminata karar verdiğini, uyuşmazlık tutanağı

düzenlendiğini, Komisyon kararının iptali için açtıkları davadakararın

iptaline karar veren Mahkemenin tazminat miktarını belirlemeden dosyayı tekrar

Komisyona gönderdiğini, tazminat miktarının gerçek zararı karşılamaktan çok

uzak olduğunu, Mahkemelerin de uyuşmazlığın çözümünde etkisiz ve yetersiz

kaldığını, devletin köy boşaltma politikası nedeniyle Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 1. maddesinden doğan yükümlülüklerini ihlal ettiğini,

5233 sayılı Kanun'un yürürlüğe girdiği döneme kadar hak ihlalleri için etkili

bir yol öngörülmediğini, yapılan uygulamalar nedeniyle işkence ve kötü

muameleye maruz kaldıklarını belirtmişlerdir.

23. Başvurucular ayrıca Komisyonlarca tazminat miktarlarının

sınırlı tutulduğunu, başvuranlara ağır ispat yükümlülüğü getirildiğini,

davalarda harçtan muaf tutulmama veya adli yardım kararı verilse bile harç ve

diğer yargılama giderlerini ödemek zorunda kalmalarına ilişkin eleştirilerin

dikkate alınmadığını, taleplerine rağmen keşif kararı verilmediğini, idare

tarafından yapılan keşfin de kendilerine bildirilmediğini, tazminat miktarı

hesaplanırken hayvancılık, ağaç, göçe bağlı kira gideri, zarar gören eşyaların

dikkate alınmadığını, düşük birim fiyatı üzerinden değerlendirme yapıldığını,

yıpranma payı, müteahhitlik indirimi, kuraklık gibi tazminat hukukunun

ilkelerine aykırı indirim yapıldığını, yöre halkının tarım hayvancılık yaparak,

mera ve orman arazilerinden istifade ederek yaşadıklarını, göç nedeniyle bu

imkânlardan yoksun kaldıklarını, bu yönüyle de gelir kaybına uğradıklarını,

gerçek zararlarının karşılanmadığını, zarar tespitinin bağımsız, tarafsız ve

uzman bilirkişiler tarafından yapılmadığını, bu açıdan eksikinceleme

ile karar verildiğini, yargı yolunun zararı tazmin hususunda etkisiz ve

yetersiz kaldığını, Komisyonlar ve Mahkemelerin bağımsız ve tarafsız

olmadığını, göçe zorlanmaları nedeniyle özel yaşam ve yerleşim özgürlüklerinin

ihlal edildiğini, zorunlu göçün Kürt halkına yönelik idarenin resmî bir

politikası olarak yürütüldüğünü ve Kürtlerin göç ettirildikleri yerlerde

çözümsüz, ağır yaşam sorunları ile baş başa bırakıldıklarını, Kürt olmalarından

dolayı ayrımcılığa maruz kaldıklarını, ayrıca yaptıkları başvurular hakkında

yürütülen işlemlerin makul sürede sonuçlandırılmadığını belirterek Anayasa’nın

10., 17., 20., 21., 23., 35., 36. ve 40.maddelerinde güvence altına alınan

haklarının ihlal edildiğini iddia etmişler, maddi ve maddi tazminat talebinde

bulunmuşlardır.

B. Değerlendirme

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının Anayasa'nın 36.

maddesi kapsamında aşağıdaki başlıklar altında incelenmesi uygun görülmüştür:

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

25. Başvurucuların, Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 30/4/2010

tarihli kararına karşı Danıştay Onbeşinci Dairesinin

verdiği 18/1/2012 tarihli onama ve 13/12/2012 tarihli karar düzeltme talebinin

reddine ilişkin kararlarının ardından bireysel başvuruda bulundukları ancak bu

arada İdare Mahkemesinin Komisyon kararını iptal etmesi nedeniyle tazminat

hususunda karar verilmek üzere dosyanın yeniden Diyarbakır Valiliğine

gönderildiği, Komisyonun 5/11/2011 tarihli kararı ile tazminat miktarının

tespit edildiği, başvurucuların bu karara karşı Diyarbakır 2. İdare

Mahkemesinin E.2012/98 sayılı dosyasında dava açtığı, Mahkemenin 20/12/2012

tarihinde davanın reddine karar verdiği, kararın başvurucular tarafından

temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci Dairesinin

19/11/2014 tarihli kararı ile hükmün onandığı ve tüm sürecin bu tarihte sona

erdiği anlaşılmıştır.

26. Başvurucular, Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 13/12/2012 tarihli kararının 25/6/2013 tarihinde tebliği ile

süresinde Anayasa Mahkemesine başvurmuşlar ise de başvuru formunda şikâyet

ettikleri hususların İdare Mahkemesinin 30/4/2010 tarihli kararının ardından

devam eden idari ve yargısal süreci de kapsadığı, bireysel başvuru ile ilgili

karar verilmeden, 19/11/2014 tarihinde sürecin tamamlandığı ve bu tarihten

sonra İdare Mahkemesinin 20/12/2012 tarihli kararına karşı bireysel başvuruda

da bulunulmadığı anlaşılmış, bu açıdan ihlal iddialarının bir bütün olarak

değerlendirilmesi gerektiği ve 30/4/2010 tarihli İdare Mahkemesi kararına karşı

yapılan başvuru açısından başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğunun

bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

a. Eşitlik İlkesinin İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

27. Başvurucular, Kürt kökenli olmaları nedeniyle bu tarz

muamelelere maruz kaldıklarını belirterek Anayasa’nın 10. maddesinde düzenlenen

eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

28. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, tazminat

taleplerinin reddedilmesi nedeniyle ayrımcılığa maruz kalındığı iddiası daha

önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği

kararlarda, başvurucuların kendilerine hangi temele dayalı olarak ayrımcılık

yapıldığına ilişkin herhangi bir beyanda bulunmadıkları gibi, belirtilen

iddialarını temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt da sunmamış

oldukları dikkate alınarak, başvurucuların anılan iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar, B. No: 2013/2738, 16/7/2014,

§§ 43-48; Cahit Tekin, B. No:

2013/2744, 16/7/2014, §§ 39-44).

29. Somut başvuru açısından yapıldığı iddia edilen ayrımcılığa

yönelik, belirtilen iddiaları temellendirecek herhangi bir somut bulgu ve kanıt

sunulmadığı gibi farklı karar verilmesini gerektiren bir yön de

bulunmamaktadır.

30. Açıklanan nedenlerle başvurucuların eşitlik ilkesinin ihlal

edildiği iddiasının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Tarafsız Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddialar

31. Başvurucular, Komisyon, Derece Mahkemesi ve Danıştayın tarafsız olmadığını iddia etmiştir.

32. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, benzer

iddialar daha önce bireysel başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarında, başvurulara konu yargılamalarda hâkimin

tarafsızlığına ilişkin karineyi ortadan kaldıracak şekilde yargılamayı yürüten

hâkimin taraflardan birine yönelik ön yargılı ve taraflı bir tutumu, kişisel

bir kanaati veya menfaati, bu bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu

olduğunu ortaya koyan bir bulgu saptanmadığı anlaşıldığından başvurucuların

anılan iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğu sonucuna varılmıştır (Mesude Yaşar,

§§ 38-41; Cahit Tekin, §§ 34-37).

33. Somut başvuru açısından hâkimin tarafsızlığına ilişkin

karineyi ortadan kaldıracak bir olgu ya da bulgu saptanmadığı gibi farklı karar

verilmesini gerektiren bir yön de bulunmamaktadır.

34. Açıklanan nedenlerle başvurucuların tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Sonucu İtibarıyla Adil

Olmadığına İlişkin İddia

35. Başvurucular davada Komisyon kararının iptaline karar veren

Mahkemenin tazminat miktarını belirlemeden dosyayı tekrar Komisyona

gönderdiğini, Komisyonca tazminat miktarlarının sınırlı tutulduğunu, birim

fiyatlar ile mülkiyete erişimin engellenmesine ilişkin sürenin eksik

hesaplandığını, yıpranma payı, müteahhitlik indirimi, kuraklık gibi tazminat

hukukunun ilkelerine aykırı indirim yapıldığını, göç nedeniyle ilçedeki

imkanlardan yoksun kalınması nedeniyle uğranılan gelir kaybının dikkate

alınmadığını, manevi tazminat taleplerinin tamamen reddedildiğini, başvuranlara

ağır ispat yükümlülüğü getirildiğini, taleplerine rağmen keşif kararı

verilmediğini, idare tarafından yapılan keşfin de kendilerine bildirilmediğini,

zarar tespitinin bağımsız, tarafsız ve uzman bilirkişiler tarafından

yapılmadığını, bu açıdan delillerin eksik ve hatalı değerlendirilerek kanuna ve

usule aykırı karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

36. Anayasa'nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında

Kanun'un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında bireysel başvurulara ilişkin

incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye tabi

tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun'un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir (Necati Gündüz

ve Recep Gündüz, B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).

37. Bir anayasal hakkın ihlali iddiasını içermeyen, yalnızca

derece mahkemelerinin kararlarının yeniden incelenmesi talebini içeren

başvuruların açıkça dayanaktan yoksun ve Anayasa ile Kanun tarafından

Mahkemenin yetkisi kapsamı dışında bırakılan hususlara ilişkin olduğu açıktır.

Bu kapsamda bireysel başvuruya konu davadaki olayların kanıtlanması, hukuk

kurallarının yorumlanması ve uygulanması, yargılama sırasında delillerin kabul

edilebilirliği ve değerlendirilmesi ile kişisel bir uyuşmazlığa derece

mahkemeleri tarafından getirilen çözümün esas yönünden adil olup olmaması

bireysel başvuru incelemesinde değerlendirmeye tabi tutulamaz. Anayasa'da yer

alan hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece vebariz

takdir hatası içermedikçe derece mahkemelerinin kararlarındaki maddi ve hukuki

hatalar bireysel başvuru incelemesinde ele alınamaz. Bu çerçevede derece

mahkemelerinin delilleri takdirinde bariz bir takdir hatası bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesinin bu takdire müdahalesi söz konusu olamaz (Necati Gündüz ve Recep Gündüz, §§ 25, 26).

38. Başvurucuların iddiasının özünün Derece Mahkemelerince

delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının yorumlanmasında isabet

bulunmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır. Başvurucuların murisinin 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptığı

başvuruda, 19.092 TL tazminat miktarı belirleyenKomisyon

kararına karşı Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin E.2009/1351 sayılı dosyasında

açılan iptal davasında Mahkemenin; davacının yokluğunda keşif yapılmasının

usulsüz olduğunu, davacılar murisinin sadece malik olduğu mal varlığının

yanında zilyet olduğu veya bir şekilde fiilen kullandığı mal varlığı için de

5233 sayılı Kanun hükümlerinden yararlanabileceğinin gözönünde

bulundurulması ve zilyet olduğu veya fiilen kullandığı mal varlığı için de

zarar tespiti araştırması yapılması gerektiğini, bu konuda yapılacak keşif

sırasında tanık ifadelerine başvurulması ve ev eşyalarında oluşan zararın

tespitinde de aynı yöntemin izlenmesi gerektiğini, davacılar murisinin

başvurusu hakkında belirtilen eksikliklerdikkate

alınarak inceleme yapıp yeniden karar vereceğinden davacıların maddi tazminatisteminin bu aşamada kabulüne olanak bulunmadığını,

5233 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde manevi zararlarla ilgili olarak her

hangi bir imkân tanınmadığını dolayısıyla geçmişe yönelik manevi zararların

tazmini isteminin genel hükümlere göre 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari

Yargılama Usulü Kanunu'nun 13. maddesinde öngörülen sürelerde yapılması

gerektiğini ancak geçmişe yönelik belirtilen süreler geçirildikten sonra 5233

sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurunun reddi üzerine uyuşmazlık konusu

edilen manevi tazminat isteminin bu açıdan da kabulünün mümkün bulunmadığını

belirterek Komisyon kararını iptal ettiği anlaşılmıştır. İptal kararı

doğrultusunda değerlendirme yapan Komisyonun 26.118,23 TL olarak tespit ettiği

tazminat ile ilgili Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin E.2012/98 sayılı

dosyasında açılan davada Mahkemenin, davacının mal varlığı zararının bulunup

bulunmadığına ilişkin yapılan tespit sonucu hazırlanan ve davacı vekilince de

imzalanan keşif tutanağı doğrultusunda davacının mal varlığına ulaşamaması

nedeniyle mahrum kaldığı zarar kalemlerinin hesaplandığını, yapılan

hesaplamalar ve dava konusu işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı, bu açıdandavacıların tazmini gereken bir zararlarının da

bulunmadığını, 5233 sayılı Kanun'un terör eylemleri veya terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle meydana gelen zararlardan sadece

“maddi” nitelikte olanların sulh yoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri

belirlediğini, davacıların anılan Kanun kapsamında esasen koşulları da

bulunmayan manevi tazminat taleplerinin karşılanmasınaolanak

bulunmadığını belirterek davanın reddine karar verdiği; Danıştayın

ise karar gerekçesine katılarak hükmü onadığı anlaşılmıştır. Mahkemenin anılan

gerekçeyle verdiği ret kararında bariz birtakdir

hatası olduğu yönünde bir bulguyarastlanmamıştır.

39. Açıklanan nedenlerle başvurucular tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece Mahkemesi

kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik

de içermediği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

d. Zararın Etkin Giderilmemesi Nedeniyle

Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

40. Başvurucular tazminat miktarı hesaplanırken hayvancılık,

ağaç, göçe bağlı kira gideri, zarar gören eşyaların dikkate alınmadığını; düşük

birim fiyatı ile değerlendirme yapıldığını, gerçek zararlarının

karşılanmadığını bu yönüyle belirlenen tazminatın yapılan müdahale karşısında

etkili ve yeterli olmadığını belirterek mülkiyet haklarının ihlal edildiğini

iddia etmişlerdir.

41. Başvurucuların tazminat miktarı belirlenirken bir kısım

alacak kaleminin değerlendirilmediğine ilişkin iddiaları, terör olayları

nedeniyle devlet tarafından mal varlığı kapsamında kalan değerlere yönelik

doğrudan veya dolaylı yapılan müdahalelere karşıtazminat

gideriminin yeterli ve etkili olmadığı hususuna

ilişkin olması nedeniyle mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmiştir.

42. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un

45. maddesinin (1) numaralı fıkrası hükümlerine göre Anayasa Mahkemesine

yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu gücü

tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun esasının incelenmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

43. Başvurucuların ihlal iddiasına konu olan mülkiyet hakkı,

Anayasa’nın 35. ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün

1. maddesinde düzenlenmiştir.

44. Anayasa’nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak

zorundadır. Bu nedenle öncelikle başvurucunun, Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca

korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir menfaate sahip olup olmadığı

noktasındaki hukuki durumunun değerlendirilmesi gerekir (Cemile Ünlü, B. No: 2013/382, 16/4/2013, §

26).

45. Mülkiyet hakkı kişinin şahsında mündemiç olmayıp Anayasa’nın

35. maddesi kapsamında hukuki korumadan istifade edilebilmesi açısından

öncelikle mülkiyet hakkının var olması aranır. Anayasa’nın 35. maddesi ile 1

No.lu Protokol’ün 1. maddesi mülk edinme talebini değil, kişinin var olan

mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu durum hakkın kazanılmış olması

veya mevcut olması şeklinde de ifade edilebilir (Zekiye Şanlı, B. No: 2012/931, 26/6/2014, § 33).

46. Anayasa’nın 35. maddesi ile 1 No.lu Protokol’ün 1.

maddesinin koruma alanı içinde yer alan menfaatlerin kapsamına mevcut bir mülk

girebileceği gibi alacak hakları (AYM, E.2000/42, K.2001/361, 10/12/2001; AYM,

E.2006/142, K.2008/148, 24/9/2008) veya kesin bir şekilde tanımlanmış talep

hakları da girebilir. Bu kapsamda bir alacak hakkı ya da talep; mahkeme hükmü,

hakem kararı veya idari karar yoluyla yeterli derecede icra edilebilir

kılınması hâlinde bir “mülk” teşkil edebilir ve mülkiyet hakkı kapsamında

korunabilir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Krstıć/Sırbistan, B. No: 45394/06, 10/12/2013, §

76). Ancak hakkın tam olarak kazanılmamış olduğu bazı hâllerde özellikle

ekonomik hayatın gerekleri ve hukuki güvenlik anlayışı, hakkın ileride mevcut

olacağına dair hukuki umudu ifade eden bir kısım meşru beklenti hâllerinin de

mülkiyet hakkının güvence kapsamına dâhil edilmesi gereğini ortaya koymaktadır.

Ancak bu hâllerde hakkın kazanılacağı yönünde salt bir umudun ötesinde kişinin,

hakkın mevcudiyeti yönünde meşru bir beklentisi olması gerekir (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Maltzan

ve diğerleri/Almanya (k.k.), B. No:

71916/01, 71917/01; 10260/02, 2/3/2005, § 74).

47. Bu şekildeki bir beklentiye cevap verebilecek ve talep

hâlindeki bir mal varlığı yararının Anayasa’nın 35. maddesi anlamında kıymet

oluşturmasını sağlayabilecek unsurlardan biri, bu talebi destekleyen yerleşik

içtihat gibi bir hukuksal temelin bulunmasıdır. Ancak sırf bir yargı yerine

başvurularak dile getirilen talepler yeterli temel sağlamaktan uzaktır. Önemli

olan, bahsedilen hukuki dayanağın Anayasa’nın 35. maddesi kapsamında sağlanan

güvenceyi aktif hale getirebilecek yeterlilikte olmasıdır (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Kopecky/Slovakya, B. No: 44912/98, 28/9/2004, §

52; Draon/Fransa [BD], B. No: 1513/03, 6/10/2005, §

68; Maurice/Fransa [BD], B. No:

11810/03, 6/10/2005, § 66; Özden/Türkiye,

B. No: 11841/02, 3/5/2007, § 27).

48. Yukarıda yer verilen tespitler uyarınca başvurucular

tarafından hakkın mevcudiyeti veya bu yönde meşru bir beklentinin bulunduğu

ortaya konulmalıdır.

49. Başvurunun konusu, terör nedeniyle zarar görenlerin 5233

sayılı Kanun’un 2. maddesi gereğince tazminat ödenmesinde hayvancılık, ağaç,

göçe bağlı kira gideri, zarar gören eşyaların dikkate alınmaması nedeniyle

oluşan tazminat farkının ödenmesine ilişkindir.

50. Mülkiyet hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 35.

maddesinin, belirli bir alacağa ilişkin olarak bireylere talep hakkı

sağlamadığı açıktır. Ancak bu yöndeki bir talebin kanuni düzenleme ve

içtihatlarda yeterli dayanağa sahip olması hâlinde Anayasa’nın 35. maddesi

anlamında mülk oluşturduğu kabul edilebilir. Bir başka ifadeyle mülk edinme yönündeki

bir beklenti ancak hukuken belli bir dayanağa sahip olduğu takdirde belli

koşullar altında mülk olarak nitelendirilebilir (Benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. Arras ve

diğerleri/İtalya, B. No: 17972/07, 14/2/2012, § 76; Klein/Avusturya, B. No: 57028/00, 3/3/2011, §§

41-47). Aynı doğrultuda hukuk sistemi 5233 sayılı Kanun kapsamında bireylerin

terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler

nedeniyle maddî zarara uğradıkları takdirde ayni ya da nakdi olarak

zararlarının karşılanacağını düzenlemiştir (Abbas

Emre, B. No: 2014/5005, 6/1/2016, § 56).

51. Somut olayda başvurucuların 5233 sayılı Kanun kapsamında

maddi zararlarının doğduğu ve tazminata hak kazanabilecekleri hususu Komisyon

ve Mahkeme tarafından tespit edilmiştir. Dolayısıyla anılan mevzuatın aradığı

şartları taşıyan başvurucuların, Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren

mülkiyetle ilgili bir menfaatlerinin doğduğunun kabulü gerekmektedir.

52. Komisyon tarafından tazminatın belirlenmesinde genel yarar

ile bireyin temel hakları arasında “adil bir denge” gözetilmelidir. Adil

dengenin olup olmadığı uğranılan zararın değerine denk düşen makul bir

tazminatın varlığıyla belirlenir. Ancak mülkiyet hakkı her durumda bütünsel bir

tazminat hakkını güvence altına almamaktadır (Abbas

Emre, § 57).

53. Somut olayda başvurucuların murisinin Diyarbakır ili Lice

ilçe merkezinde 22/10/1993 tarihinde güvenlik kuvvetleri ile teröristler

arasında yaşanan çatışmalar sırasında mal varlığının zarara uğradığını

belirterek 5233 sayılı Kanun uyarınca 21/12/2004 tarihinde Komisyona

başvurduğu, 5 No.lu Komisyonun 30/12/2008 tarihli kararında ev eşyasında oluşan

zarara karşılık olarak 4.000 TL, bahçe arazisinde oluşan zarara karşılık olarak

7.448 TL, sulu arazide oluşan zarara karşılık olarak 3.696 TL ve yaş bağda

oluşan zarara karşılık olarak 3.948 TL olmak üzere toplam 19.092 TL ödenmesine

karar verildiği, 24/4/2009 tarihli uyuşmazlık tutanağının düzenlenmesiyle

birlikte başvurucular Komisyon kararının iptali ve tazminat talebiyle

Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinde dava açtıkları, davacının yokluğunda keşif

yapılmasının usulsüz olduğu, davacılar murisinin sadece malik olduğu mal

varlığının yanında zilyet olduğu veya bir şekilde fiilen kullandığı mal varlığı

için de 5233 sayılı Kanun kapsamında tazminat talep edebileceğinin gözönünde bulundurulması, bu hususta zarar tespiti

araştırması yapılarak yapılacak keşif sırasında tanık ifadelerine başvurulması

gerektiği Mahkemece belirtilerek Komisyon kararı iptal edilmiştir.

54. İptal kararı üzerine Komisyonun 12/10/2010 tarihinde,

davacılar vekilinin huzurunda keşif yaparak tazminat kapsamında hesaplanmayan

birtakım alacak kalemlerini değerlendirdiği ve 5/10/2011 tarihli kararında,

prefabrik ev için 5.390,27 TL, taş duvarlı ahır için 1.436,40 TL, yaş bağ için

13.469,57 TL, bahçe arazisi için 409,99 TL, ev eşyası için 5.412 TL olmak üzere

toplam 26.118,23 TL tazminat miktarı tespit ettiği; bu kararın iptali istemiyle

açılan davada, İdare Mahkemesinin önceki iptal kararı doğrultusunda Komisyon

tarafından yapılan işlem ve belirlenen tazminat miktarının hukuka uygun olduğu

saptamasını yaparak davayıreddettiği anlaşılmıştır.

55. Başvurucular özellikle ağaç ve göç nedeniyle taşınma ve kira

giderlerinin zarar kapsamında değerlendirilmemesi nedeniyle gerçek zararlarının

karşılanmadığını iddia etmişlerdir.

56. Başvurucular murisinin Komisyona yaptığı 21/12/2004 tarihli

başvurusunda, dilekçe ekindeki Lice Sulh Hukuk Mahkemesinin E.1993/122 Değişikİş sayılı dosyasındakitespit

talebi,keşif tutanağı ve bilirkişi raporu

çerçevesinde zararların karşılanması talebinde bulunduğu Komisyonun bu

çerçevede değerlendirme yaptığı, ev ve ahırda oluşan zararla ilgili tapu kaydı

olmaması nedeniyle talebin reddedildiği, Komisyonun bu kararına karşı açılan

davada, Mahkemenin komisyon kararının usul ve esas yönünden eksikliklerini

tespit ettiği, ayrıca keşif tutanaklarında bağ bahçe tespiti olan dosyalarda

ağaç tespitlerinin bağ bahçe içerisinde değerlendirildiği, 2001 yılından sonra

köye dönüş olmasına rağmen tespitlerin 2008 yılında yapılmasından dolayı keşif

tutanaklarında ağaç yaşları belirtilmediğinden ağaçların 2001 yılından sonra

dikilmiş olabileceği gözönünde bulundurularak ağaç

tespitleri talebinin reddine ilişkin Komisyon kararındaki tespite de yer

vererek değerlendirme yaptığı anlaşılmıştır.

57. Bunun yanında Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 18/1/2012 tarihli onama ilamında

"bakılan uyuşmazlıkta davacılar murisi tarafından mal varlığına

ulaşılamaması nedeniyle uğranılan zararın değil terörle mücadele faaliyeti sırasında

mal varlığında meydana gelen zararın tazmininin istenildiğinin"

belirtildiği yani başvurucuların tazminat talebine esasının, terörle mücadele

sırasında mal varlığına doğrudan yapılan müdahale sonucu oluşan zararlardan

oluştuğunu belirttiği anlaşılmaktadır.

58. Bu açıdan başvurucuların murisinin Komisyona yaptığı

başvuruda, göçe bağlı kira ve taşınma giderlerini talep etmediği gibi dosyada

mevcut birbirine benzer nitelikte adi yazılı şekilde düzenlenen ve imzalarının

farklı olduğu anlaşılan (muris Ş.Ö.B.nun tespit

tutanağındaki imzası ile belgelerdeki imzalarının farklı olduğu) belgelerin

başvurucuların ileri sürdüğü hakkın varlığının tespiti açısından yeterlielverişliliğe sahip olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

59. Buna göre

idari ve yargısal süreçte başvurucuların ileri sürdükleri iddialar

doğrultusunda Komisyonca belirlenen tazminat miktarlarının mahkemeler

tarafından değerlendirildiği, Komisyonun, İçişleri Bakanlığının genelgesi

doğrultusunda belirlenen ve güncel olan birim maliyet oranları doğrultusunda

zarar miktarını tespit ettiği, başvurucuların alacak kalemlerinin bir kısmının

dikkate alınmadığı iddiasına yönelik yapılan değerlendirmeler (bkz. §§ 60-62)

dikkate alındığında Komisyon tarafından belirlenen 26.118,23 TL tazminat

miktarının başvuruculara yüklenen külfet ile orantılı olduğu, terörle

mücadelede amaçlanan genel yarar ile başvurucuların temel hakları arasındaki

dengenin sağlanması açısından belirlenen tazminatın makul ölçüde olduğu

sonucuna ulaşılmıştır.

60. Yukarıda açıklanan nedenlerle tazminat gideriminin

belirtilen sınırlama ve güvence ölçütlerine aykırı olmaması nedeniyle mülkiyet

hakkına yönelik bir ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının

diğer kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlanmadığına

İlişkin İddia

61. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

62. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında yaptıkları

başvuruda idari başvuru ve dava sürecinin uzun sürmesi nedeniyle makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

63. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan müracaatlarda idari

yargı makamları nezdindeki yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki

iddialar daha önce bireysel başvuru konusu yapılmış ve Anayasa Mahkemesinin bu

konuda verdiği kararlarda, Komisyon ve yargılama aşamalarında geçen süreler ile

davanın tüm koşulları, karara bağlanan başvuru sayısı ve yargılama sürecinde

Komisyon ve yargılama makamlarınca yapılan işlemler dikkate alınarak

uyuşmazlığın karara bağlanması konusunda kamu otoritelerine ve özellikle

yargılama organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olmadığı ve toplamda sekiz

yılın altında gerçekleşen başvuruların karara bağlanma süresinin makul sürede

yargılanma hakkının ihlaline yol açmadığı sonucuna ulaşılmıştır (Sabri Çetin, B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§§ 61-69; Mahmut Can Arslan, B.

No: 2013/3008, 6/2/2014, §§ 60-68; Mehmet

Gürgen, B. No: 2013/3202, 6/2/2014, §§ 58-66; Celal Demir, B. No: 2013/3309, 6/2/2014 §§

58-66). Başvurunun kesin olarak karara bağlanmasının daha uzun bir sürede

gerçekleştiği ve bu durumun başvuruculara atfedilebilecek bir kusurdan

kaynaklanmadığı durumlarda ise makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır (İsmet Kaya,

B. No: 2013/2294, 8/5/2014, §§ 46-70).

64. Somut olayda başvurucuların murisi tarafından 21/12/2004

tarihinde Komisyona yapılan müracaatta, Diyarbakır 5 No.lu Zarar Tespit

Komisyonunun 30/12/2008 tarihinde zarar miktarını 19.092 TL olarak tespit ettiği,kararın iptali istemiyle 27/5/2009 tarihinde

başlatılan yargılama sürecinde Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinin 30/4/2010

tarihli kararı ile Komisyon kararını iptal ettiği, karara karşı Danıştay Onbeşinci Dairesinin 18/1/2012 tarihinde hükmü onadığı ve

13/12/2012 tarihinde karar düzeltme talebini reddettiği, Komisyonun 5/10/2011

tarihli kararı ile zarar miktarını 26.118,23 TL olarak tespit ettiği,

başvurucuların bu karara karşı Diyarbakır 2. İdare Mahkemesinde 20/1/2012

tarihinde iptal davası açtıkları, Mahkemenin 20/12/2012 tarihli kararı ile

davayı reddettiği, kararın temyizi üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesinin 19/11/2014 tarihinde hükmü onamasıyla idari ve yargısal sürecin

tamamlandığı, bu bakımından makul sürede yargılanma hakkı kapsamında nazara

alınması gereken toplam sürenin 9 yıl 11 ay olduğu anlaşılmaktadır.

65. Somut başvuruya bir bütün olarak bakıldığında başvurucular

açısından farklı karar verilmesini gerektiren bir yön bulunmadığı ve söz konusu

yaklaşık on yıllık yargılama süresinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu

sonucuna varılmıştır.

66. Açıklanan nedenlerle başvurucuların Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma haklarının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un

50. Maddesi Yönünden

67. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. ...

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

68. Başvurucular, 80.000 TL maddi ve 20.000 TL manevi tazminata

hükmedilmesini talep etmişlerdir.

69. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

70. Makul sürede yargılanma hakkının ihlali nedeniyle yalnızca

ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında

başvurucular Saliha Bekiroğlu, Metin Bekiroğlu, Erdem Bekiroğlu, Doğan

Bekiroğlu ve Berna Bekiroğlu'na müştereken net 6.000 TL, başvurucular Saliha Pekol, Emine Özaydınlı, Cevdet Bekiroğlu, Muhsin Bekiroğlu,

Eren Bekiroğlu ve Behçet Bekiroğlu'na ayrı ayrı net 6.000 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

71. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucuların uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucuların bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

72. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tarafsız mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianınaçıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucular Saliha Bekiroğlu, Metin Bekiroğlu, Erdem

Bekiroğlu, Doğan Bekiroğlu ve Berna Bekiroğlu'na MÜŞTEREKEN net 6.000 TL,

başvurucular Saliha Pekol, Emine Özaydınlı, Cevdet

Bekiroğlu, Muhsin Bekiroğlu, Eren Bekiroğlu ve Behçet Bekiroğlu'na AYRI AYRI

net 6.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE, tazminata

ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Diyarbakır 2. İdare Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Ali

Feyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Alparslan

ALTAN

Raportör

:

Yakup MACİT

Başvurucular

:

1. Saliha

BEKİROĞLU

2. Behçet

BEKİROĞLU

3. Muhsin

BEKİROĞLU

4. Cevdet

BEKİROĞLU

5. Metin

BEKİROĞLU

6. Ercan

BEKİROĞLU

7. Saliha

PEKOL

8. Erdem

BEKİROĞLU

9. Emine ÖZAYDINLI

10. Doğan

BEKİROĞLU

11. Berna

BEKİROĞLU

Vekilleri

:

Av. Ramazan

DEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5691, 21 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucuların İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Başvurucular Saliha Bekiroğlu, Metin Bekiroğlu, Erdem
  12. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  13. F. Kararın bir örneğinin Diyarbakır 2. İdare Mahkemesine
  14. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Özgüldür
  17. Kömürcü
  18. Altan
  19. Bekiroğlu
  20. Bekiroğlu
  21. Bekiroğlu
  22. Bekiroğlu
  23. Bekiroğlu
  24. Bekiroğlu
  25. Pekol
  26. Bekiroğlu
  27. Bekiroğlu
  28. Bekiroğlu
  29. Demir
  30. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5691
Tarih
21 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Ercanlar Otomotiv Oto Kaporta Boya Döşeme Elektrik San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/2477)
  • Mehmet Zahit Şahin Başvurusu (B. No: 2013/4708)
  • Remziye Kavak ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/8124)
  • AYM Bireysel Başvuru B. No: 2013/5864
  • G. G. Başvurusu (B. No: 2013/8903)
  • Mustafa Boztepe Başvurusu (B. No: 2013/8502)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.