İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Mustafa Boztepe Başvurusu (B. No: 2013/8502)

1. Başvuru, haksız fiil nedenine dayalı tazminat davasında

Başvuru No2013/8502Tarih13 Nisan 2016Okuma19 dk · 3.759 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Mustafa Boztepe Başvurusu

Karar tarihi
13 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/8502
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.759 kelime·19 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, haksız fiil nedenine dayalı tazminat davasında

mahkemenin zaman aşımından dolayı davayı reddetmesi nedeniyle mahkemeye erişim

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 14/11/2013 tarihinde Antalya 8. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca 25/2/2014 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 14/12/2015 tarihinde, başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlığın 15/1/2016 tarihli yazısında Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarına ve bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen

başvuru hakkında görüş sunulmayacağı bildirilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu 19/10/2002 tarihinde meydana gelen trafik kazasında

yaralanmıştır.

8. Kaza nedeniyle olaya karışan S.B. isimli şahıs hakkında

Finike Asliye Ceza Mahkemesinin E.2004/27 sayılı dosyasında taksirle yaralama

suçundan dava açılmış; Mahkemece katılan başvurucunun şikâyetinden vazgeçtiği

belirtilerek kamu davasının düşürülmesine karar verilmiştir.

9. Ceza yargılaması kapsamında Adli Tıp Kurumundan aldırılan

9/6/2004 ve 29/1/2007 tarihli raporlarda başvurucunun sol el bileğinde radius ulna açık kırığına,

sol elde 5. metekarp

kırığına ve sol dizde patella kırığına neden olan yaralanmanın

başvurucunun hayatınıtehlikeye sokmadığı, kırk beş

gün mutad iştigaline engel teşkil edeceği, kişi

üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek ölçüde hafif

nitelikte olmadığı, vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisi

hafif (1), orta (2), ağır (4-5-6) olarak sınıflandırıldığında ağır (4) derecede

etkileyecek nitelikte olduğu, dava konusu olaya bağlı sol üst ekstremitedeki

anatomik bozukluk ve fonksiyonel

kısıtlılığın devamlı uzuv zaafı (organlardan birinin işlevinin

sürekli zayıflaması) niteliğinde

olduğu belirtilmiştir.

10. Başvurucu 19/9/2006 tarihinde, Finike Asliye Hukuk

Mahkemesinin E.2006/308 sayılı dosyasında haksız fiil nedenine dayalı tazminat

davası açmıştır.

11. Yargılama sırasında Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 24/4/2008 tarihliraporunda başvurucunun geçirdiği kaza nedeniyle %33.2 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş

sayılacağı belirtilmiştir.

12. Adli Tıp Kurumu raporu 9/9/2008 tarihli duruşmada başvurucu

vekiline tebliğ edilmiştir.

13. Mahkeme 11/5/2010 tarihli ve E.2006/308, K.2010/186 sayılı

kararı ile davayı kısmen kabul etmiş, başvurucunun fazlaya ilişkin haklarının

saklı tutulmasına karar vermiştir. Karar 6/4/2012 tarihinde kesinleşmiştir.

14. Başvurucu, Finike Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2006/308

sayılı dosyasında saklı tutulan fazlaya ilişkin haklarıyla ilgili 21/7/2010

tarihinde aynı Mahkemenin E.2010/299 sayılı dosyasında ek dava açmıştır.

15. Mahkeme 29/3/2011 tarihli ve E.2010/299, K.2011/95 sayılı

kararı ile davayı zaman aşımı nedeniyle reddetmiştir. Karar gerekçesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"...

Mahkememizde gerçekleştirilen yargılama

neticesinde, toplanan deliller, taraf beyanları ve tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinide, yaralamalı kazanın, 19/10/2002 günü

meydana geldiği, olay tarihinde yürürlükte bulunan 1/3/1926 tarihli ve 765

sayılı Türk Ceza Kanunu uyarınca zaman aşımı süresinin beş yıl olduğu, zaman

aşımı süresini haksız fiil tarihi süresinden itibaren başlayacağı ve davanın

açıldığı tarih itibarıyladavanın zaman aşımına

uğradığı kabul edilerek davanın zaman aşımı nedeniyle reddine dair aşağıdaki

şekilde hüküm kurulmuştur.

..."

16. Başvurucunun temyizi üzerine karar, Yargıtay 17. Hukuk

Dairesinin 19/2/2013 tarihli ve E.2012/16158, K.2013/1990 sayılı ilamı ile

onanmıştır.

17. Karar düzeltme talebi, aynı Dairenin 16/9/2013 tarihli ve

E.2013/12850, K.2013/12260 sayılı ilamı ile reddedilmiştir.

18. Ret kararı 15/11/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş,

14/11/2013 tarihinde başvurucu tarafından bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili Hukuk

19. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar Kanunu'nun 41.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Gerek kasten gerek

ihmal ve teseyyüp yahut tedbirsizlik ile haksız bir surette diğer kimseye bir

zarar ika eden şahıs, o zararın tazminine mecburdur."

20. 818 sayılı mülga Kanun'un46. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Cismani bir zarara düçar

olan kimse külliyen veya kısmen çalışmağa muktedir olamamasından ve ileride

iktisaden maruz kalacağı mahrumiyetten tevellüt eden zarar ve ziyanını ve bütün

masraflarını isteyebilir."

21. 818 sayılı mülga Kanun'un60. maddesinin birinci ve ikinci

fıkraları şöyledir

"Zarar ve ziyan yahut manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ tediyesine müteallik dava,

mutazarrır olan tarafın zarara ve failine ittılaı

tarihinden itibaren bir sene ve her halde zararı müstelzim fiilin vukuundan

itibaren on sene mürurundan sonra istima olunmaz.

Şukadar ki zarar ve ziyan davası, ceza kanunları mucibince müddeti daha uzun

müruru zamana tabi cezayı müstelzim bir fiilden neşet etmiş olursa şahsi davaya

da o müruru zaman tatbik olunur."

22. 1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun

102. maddesinin dördüncü bendi şöyledir:

"Kanunda başka türlü yazılmış olan

ahvalin maadasında hukuku amme davası:

Beş seneden ziyade olmamak üzere ağır hapis

veya hapis veya muvakkat sürgün veya hidematı ammeden

muvakkaten mahrumiyet cezalarını ve ağır cezayı nakdiyi müstelzim cürümlerde

beş sene,

...

geçmesile ortadan kalkar.

..."

23. 13/10/1983 tarihli ve 2918 sayılı Karayolları Trafik

Kanunu'nun 109. maddesininbirinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

"Motorlu araç kazalarından doğan maddi

zararların tazminine ilişkin talepler, zarar görenin, zararı ve tazminat

yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza gününden

başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrar.

Dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve

ceza kanunu bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa,

bu süre, maddi tazminat talepleri için de geçerlidir."

24. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16/4/2008 tarihli ve

E.2008/4-326, K.2008/325 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:

"...

Görülmekte olan davadaki tazminat isteminin

dayandırıldığı trafik kazası 13.1.1996 günü meydana gelmiş; dava 22.11.1999

tarihinde; yani, 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nun 109/1.maddesinde

öngörülen iki yıllık sürenin bitiminden sonra ve ancak aynı maddenin ikinci

maddesi uyarınca uygulanması gereken beş yıllık uzamış zamanaşımı süresinin

dolmasından önce, dolayısıyla da süresi içerisinde açılmıştır.

Eldeki davada, davacının olay nedeniyle

uğradığı zararın kapsamını, Adli Tıp Kurumu 3. İhtisas Kurulunun buna ilişkin

18.4.2001 tarihli raporunun tebliğ edildiği 11.9.2001 günlü oturumda öğrenmiş

olduğu, taraflar arasında çekişmesizdir. Bu öğrenme tarihi itibariyle, beş

yıllık uzamış zamanaşımı süresi dolmuştur.

Yukarıda değinildiği gibi, zararın veya failin

uzamış zamanaşımı süresinin bitmesinden sonra öğrenildiği durumlarda, tazminat

talebi, öğrenme tarihinden itibaren 2918 S.K.nun

109.maddesindeki iki yıllık zamanaşımı süresine tabidir; öğrenme tarihinden

itibaren yeni bir uzamış (somut olaydaki gibi beş yıllık) zamanaşımı süresi

işlemez. Buna göre, uzamış zamanaşımı süresi içerisinde açılan ve fazlaya

ilişkin hakkın saklı tutulduğu eldeki davada, davacı, maddi tazminat talebini

ıslah yoluyla en geç 11.9.2003 tarihine kadar artırabilecekken,

..."

25. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 30/1/2009 tarihli ve

E.2008/5440, K.2009/1354 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Somut olayda olduğu gibi, haksız eylem gününe

göre ceza zamanaşımı geçmiş olsa bile davacının gelişen durumun varlığı nedeniyle zararını tam anlamıyla

öğrenememesi söz konusu olabilir. Bu durumda davacının zarara ıttılaı, diğer

deyimle zararı öğrenmesinin üzerinde durulmalıdır. Burada önemli olan, zarar

gören davacının yasanın anladığı anlamda zarar veren olayın sonuçlarını,

gidişatını, kesinleşen durumunu değerlendirecek bilgiye sahip olmasıdır. Zarar

tamamlanmadan zarar gören açısından zararın belirli olduğu kabul edilemez.

Zararın tamamlanması tüm sonuçları ile bilinmesiyle mümkündür. Eşyaya verilen zarar

ile insana verilen zarar arasındaki temel fark da budur. Buna göre davacının “zararı ıttıla” diğer bir deyimle

“zararı öğrenme” tarihinin Adli Tıp Kurumunun maluliyet oranına ilişkin

raporunun düzenlendiği 7.10.2005 günü olduğunu kabul etmek ve buna göre 2918

sayılı Karayolları Trafik Yasası'nın 109/1. maddesinde öngörülen iki yıllık

zamanaşımı süresini hesaplamak gerekir. Yargıtay Hukuk Genel

Kurulu'nun 21.3.2001 gün ve2001/4-258 Esas-2001/276 Karar sayılı kararı da bu

yöndedir. Davacının beden gücü kaybından doğan maddi tazminata ilişkin 7.2.2007

günlü ıslah dilekçesi ile açtığı dava, Adli Tıp Kurumu rapor tarihine göre iki

yıllık zamanaşımı süresi dolmadan açılmıştır. O halde, ıslah edilen miktar

yönünden de işin esası incelenerek varılacak sonuca uygun bir karar verilmesi

gerekirken, yerinde olmayan yazılı gerekçeyle, ıslah edilen bölümün zamanaşımı

nedeniyle reddedilmiş olması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirmiştir.

..."

26. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 8/10/2007 tarihli ve

E.2007/11692, K.2007/1926 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Dava, trafik kazası sonucu yaralanma nedeniyle

maddi ve manevi tazminat istemine ilişkindir. Mahkemece davanın zamanaşımı

nedeniyle reddine karar verilmiş, karar davacı tarafça temyiz edilmiştir.

Davaya konu olan trafik kazası 5/11/1999

tarihinde meydana gelmiş, dava 20/4/2007 tarihinde açılmıştır. Davacının mevcut

yaralanma sonucu sağ uyluk diz kapağı üst hizasından itibaren anpute edildiği, bel omurunda 4 ve 5. omurda kırık tespit

edilip, 120 gün mutad iştigaline engel teşkil edecek

ve uzuv tatili niteliğinde zarar gördüğü 31/7/2000 tarihli Adli Tabip

raporundan anlaşılmaktadır. Mahkemece söz konusu rapor tarihi itibariyle

davacının zararı öğrendiği ceza davasının kesinleşmesi tarihinden itibaren dahi

1 yıllık süre içerisinde davanın açılmamış olması nedeniyle davanın zamanaşımı

nedeniyle reddine karar verilmiştir.

Davacı, dava dilekçesinde tedavisinin halen

devam ettiğini belirterek meslekte kazanç gücü kaybının tazminini de

istemiştir.

Dosyada mevcut 31/07/2000 tarihli Adli

Tabiplik raporunda davacının uzuv tatili niteliğinde zarara uğradığı

belirtilmiştir. Ancak davacının maluliyetini belirleyen rapor henüz

alınmamıştır. Zamanaşımı süresi maluliyet

oranının belirlenmesinden sonra başlayacaktır.

Şu halde, davacının

maluliyet oranını belirleyen rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi

gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi bozmayı gerekmiştir.

..."

27. Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 8/10/2007 tarihli ve

E.2007/11692, K.2007/1926 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Uyuşmazlık, eldeki dava tarihi olan 14.02.2006

günü itibari ile talep edilen maddi tazminatın zamanaşımına uğrayıp uğramadığı

konusundadır. Ceza zamanaşımı süresi olay tarihinden başlar. Davacının

yaralanmasına sebep olan trafik kazası 02.05.2000 tarihinde meydana gelmiştir.

Kural olarak, haksız eylem nedeniyle açılacak tazminat davaları bir yıllık

zamanaşımına tabi ise de, 2918 s. Yasanın 109/1. maddesi uyarınca trafik

kazalarından kaynaklanan maddi tazminat davalarında zarar görenin, zararı ve

tazminat yükümlüsünü öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl ve herhalde, kaza

gününden başlayarak on yıl içinde zamanaşımına uğrayacağı, 109/2. maddesinde de

dava, cezayı gerektiren bir fiilden doğar ve ceza kanunu bu fiil için daha uzun

bir zaman aşımı süresi öngörmüş bulunursa, bu sürenin, maddi tazminat talepleri

için de geçerli olacağı düzenlenmiştir. Aynı şekilde BK’nun

60/2. maddesinde haksız eylemin suç teşkil etmesi durumunda ceza zamanaşımının

uygulanacağı belirtilmiştir.

Davaya konu edilen olay suç oluşturması ve

niteliği gereği 765 sayılı TCK 459 ve 102/4. maddeleri uyarınca beş yıllık ceza

zamanaşımına tabidir.Davalı

C.U. 02.05.2000 tarihinde gerçekleşen olay nedeniyle ceza mahkemesinde

yargılanmış ve tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu yaralamaya sebebiyet vermek

suçundan mahkum olmuştur. Mahkumiyet

kararının19.04.2005tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. İzmir 9. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan davada

maluliyet raporu da 24.06.2002 tarihinde Adli Tıp Kurumu’ndan alınmıştır. Davacının

en geç bu tarihte zararlandırıcı eylem ve failini

öğrendiğinin kabulü yerleşik yargı kararları gereğidir.

..."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

28. Mahkemenin 13/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu 19/10/2002 tarihinde geçirdiği trafik kazası

nedeniyle Finike Asliye Hukuk Mahkemesinin E.2006/308 sayılı dosyasında

tazminat davası açtığını, Mahkemenin davayı kısmen kabul ederek fazlaya ilişkin

haklarını saklı tuttuğunu, bakiye alacağı için 21/7/2010 tarihinde aynı

Mahkemenin E.2010/299 sayılı dosyasında ek dava açtığını, Mahkemenin davayı

zaman aşımı nedeniyle reddettiğini, Mahkemenin gerekçeli kararında ileri

sürdüğü iddialara yanıt verilmediği gibi Yargıtay ilamlarında itirazlarına

ilişkin gerekçe belirtilmediğini, kazadan sonra alınan Adli Tıp Kurumunun

29/1/2007 tarihli raporunda organlarından birinin işlevinin sürekli

zayıfladığının belirtildiğini, bu nedenle olayda devamlı gelişen zarar

olgusunun bulunduğunu, Adli Tıp Kurumunun 25/4/2008 tarihli raporunda da %33,2

oranında meslekten kazanma gücünü kaybettiğinin belirtildiğini, bu raporun

9/9/2008 tarihli duruşmada kendisine tebliğ edildiğini, yaralanmanın gelişen

durum arz etmesi hâlinde bu durumun sona erdiği tarihin zararın öğrenildiği

tarih olarak kabul edilmesi gerektiğini, dolayısıyla bu tarihe göre ek davayı

süresinde açtığını ancak Mahkemenin kanuna ve yerleşik içtihatlara aykırı

değerlendirme yaparak kaza tarihinden itibaren uzamış zamanaşımı süresi olan

beş yıllık sürenin dolduğu gerekçesiyle retkararı

verdiğini belirterek Anayasa'nın 36. maddesinde düzenlenen adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

30. Başvurucunun şikâyetinin özünün, açtığı tazminat davasının

zaman aşımından dolayı reddedilmesi nedeniyle esasın incelenememesine yönelik

olduğu anlaşılmış; bu açıdan iddia, adil yargılanma hakkının güvenceleri

arasında yer alan mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

31. Başvuru formu ile eklerinin incelenmesi sonucunda açıkça

dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan başvurunun kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

32. Başvurucu, açtığı tazminat davasında Mahkemenin kanun ve

yerleşik içtihatlara aykırı değerlendirme yaparak zaman aşımı nedeniyle ret

kararı verdiğini, davada ileri sürdüğü iddiaların Mahkeme ve Yargıtay

kararlarında değerlendirilmediğini belirterek anayasal haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

33. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan

mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına

gelmektedir (Özkan Şen, B. No:

2012/791, 7/11/2013, § 52). Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkemeye

etkili erişim hakkını “hukukun üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri

olarak kabul etmekte ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru

konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin

mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını

gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu sebeple hukuki belirsizliklerin ya da

uygulamadaki belirsizliklerin tarafların mahkemeye erişimine zarar verdiği

durumlarda bu hakkın ihlal edildiğine karar verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).

34. Hukuki güvenlik ile belirlilik ilkeleri, hukuk devletinin ön

koşullarındandır. Kişilerin hukuki güvenliğini sağlamayı amaçlayan hukuki

güvenlik ilkesi; hukuk normlarının öngörülebilir olmasını, bireylerin tüm eylem

ve işlemlerinde devlete güven duyabilmesini, devletin de yasal düzenlemelerinde

bu güven duygusunu zedeleyici yöntemlerden kaçınmasını gerekli kılar.

Belirlilik ilkesi ise yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden

herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır

ve uygulanabilir olmasını, ayrıca kamu otoritelerinin keyfî uygulamalarına

karşı koruyucu önlem içermesini ifade etmektedir (AYM, E.2013/64, K.2013/142,

28/11/2013).

35. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak mutlak bir hak olmayıp

sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla birlikte getirilecek sınırlandırmaların;

hakkın özünü zedeleyecek şekilde hakkı kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi,

açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir

(Serkan Acar, B. No: 2013/1613,

2/10/2013, § 38). Dava açma hakkı birtakım sınırlamalara tabi tutulabileceği

gibi bu hakkın kullanımı da belli kurallara bağlanabilir. Bununla birlikte bu

sınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne

zarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34 ve Rodríguez Valín/İspanya,

B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22). Bir mahkemeye başvuru hakkının yasal

birtakım şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsa da mahkemeler usul

kurallarını uygularken bir yandan adil yargılanma hakkını ihlal edebilecek

kadar aşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen usul

kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek kadar aşırı

gevşeklikten kaçınmalıdır (Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, §

29).

36. Mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran ya da imkânsız

hâle getiren uygulamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir. Bununla

birlikte dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin

öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsız kılacak ölçüde kısa olmadıkça

hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve mahkemeye erişim hakkına aykırılık

oluşturmaz. Ne var ki öngörülen süre koşullarının açıkça hukuka aykırı olarak

yanlış uygulanması ya da yanlış hesaplanması nedeniyle kişiler dava açma ya da

kanun yollarına başvuru hakkını kullanamamışsa mahkemeye erişim hakkının ihlal

edildiğini kabul etmek gerekir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Osu/İtalya, B. No: 36534/97, 11/7/2002,

§§ 36-40).

37. Belli bir hakkın mahkemede ileri sürülebilmesi ya da hak

arama hürriyeti kapsamında bir davanın açılabilmesi için öngörülecek süreler

hukuk güvenliği ilkesi gereği olup adil yargılanma hakkının ihlali olarak

değerlendirilemez. Anılan süreler, mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle

güvenilirliği kalmayan, eksik ya da ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak

geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında karar vermelerini istemekle

oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi

önemli ve meşru amaçlara hizmet eder. Süre sınırlaması getiren bu müdahaleler,

devletin takdir yetkisi içinde olup ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı

oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe Anayasa'da yer alan hak arama hürriyetini

engellemiş sayılmaz (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Stubbings ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 22083/93,22095/93;

22/10/1996, § 51).

38. Bir kanuni düzenlemenin bireylerin davranışını ona göre

düzenleyebileceği kadar kesinlik içermesi, kişinin gerektiği takdirde hukuki

yardım almak suretiyle bu kanunun düzenlediği alanda belli bir eylem nedeniyle

ortaya çıkacak sonuçları makul bir düzeyde öngörebilmesi gerekmektedir.

Öngörülebilirliğin mutlak ölçüde olması gerekmez. Kanunun açıklığı arzu edilir

bir durum olmakla birlikte bazen aşırı bir katılığı da beraberinde getirebilir.

Oysa hukukun ortaya çıkan değişikliklere uyarlanabilmesi gerekmektedir. Birçok

kanun, işin doğası gereği yorumlanması ve uygulanması pratik gerçekliğe bağlı

olan yoruma açık formüller içermektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Kayasu/Türkiye, B. No: 64119/00 ve 76292/01,

13/11/2008, § 83).

39. Olayın meydana geldiği tarihte yürürlükte olan 818 sayılı

mülga Kanun'un 41. maddesinde kasten, ihmal veya tedbirsizlik sonucu birkimseye zarar veren kişinin neden olduğu zararı

gidermekle yükümlü olduğu belirtilmiş; başvuru konusu olayda olduğu gibi haksız

fiil kapsamında değerlendirilen eylemlere yönelik olarak aynı Kanun'un 60.

maddesinde de zarar gören kişininzararı ve faili

öğrendiği tarihten itibaren bir yıl ve her durumda haksız fiil tarihinden

itibaren on yıl içinde tazminat davası açabileceği hükme bağlanmıştır.

40. Yine aynı maddenin ikinci fıkrasında tazminat davasının ceza

kanunları gereğince daha uzun süreli bir zaman aşımına tabi cezayı gerektirir

bir eylemden kaynaklanması hâlinde tazminat davasına da ceza zaman aşımı

süresinin uygulanacağı belirtilmiştir.

41. Buna karşılık 2918 sayılı Kanun'un 109. maddesinin birinci

fıkrasında, haksız fiil niteliğindeki trafik kazasından doğan tazminat

davasının açılabilmesi için iki yıllık bir süre öngörülmüştür. Aynı maddenin

ikinci fıkrasında ise davanın cezayı gerektiren bir fiilden doğması ve ceza

kanununun bu fiil için daha uzun bir zaman aşımı süresi öngörmesi durumunda

sürenin maddi tazminat talepleri için açılacak davalarda da uygulanacağı hükme

bağlanmıştır.

42. Başvurucu 19/10/2002 tarihinde meydana gelen trafik

kazasında yaralanmış; ceza yargılaması kapsamında aldırılan Adli Tıp Kurumu 2.

İhtisas Kurulunun 9/6/2004 tarihli raporunda kaza nedeniyle başvurucunun sol el

ve bileği ile sol dizde kırık meydana geldiği, yaralanmanın hayati tehlike

meydana getirmediği ve kırk beş gün mutad iştigale

engel teşkil edeceğinin belirtildiği, yine aynı Kurulun 29/1/2007 tarihli

raporunda önceki rapora ek olarak başvurucuda meydana gelen yaralanmanın

kişinin hayat fonksiyonlarını ağır derecede etkileyecek nitelikte olduğu, kişi

üzerindeki etkisinin basit tıbbi müdahale ile giderilemeyeceği, uzuvda meydana

gelen anatomik bozukluk ve fonksiyonel kısıtlılığın organlardan

birinin işlevinin sürekli zayıflaması niteliğinde olduğu belirtilmiş; Adli Tıp

Kurumu 3. İhtisas Kurulunun 25/4/2008 tarihli raporunda ise başvurucunun

maluliyet oranının %33.2 olduğunun tespit edildiği anlaşılmıştır.

43. Maluliyet oranının kesin olarak belirlendiği Adli Tıp Kurumu

3. İhtisas Kurulunun 25/4/2008 tarihli raporu başvurucuya ilk davanın açıldığı

E.2006/308 sayılı dosyanın yargılaması sırasında 9/9/2008 tarihli duruşmada

tebliğ edildiği anlaşılmaktadır.

44. Başvurucu, Mahkemenin E.2006/308 sayılı dosyasında

hükmedilen alacağın dışında saklı tutulan fazlaya ilişkin tazminat talebini

aynı Mahkemenin E.2010/299 sayılı dosyasında ileri sürmüş; Mahkeme kazanın

meydana geldiği 19/10/2002 tarihine göre 818 sayılı Kanun'un 60. maddesinin

ikinci fıkrası ve 765 sayılı mülga Kanun'un 102. maddesinin (4) numaralı bendi

gereği beş yıllık uzamış zaman aşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davayı

reddetmiştir.

45. Başvurucu, Adli Tıp Kurumu raporlarına göre kaza nedeniyle

meydana gelen yaralanmamın sürekli gelişen bir durum arz ettiği, bu durumun

maluliyet oranına ilişkin 25/4/2008 tarihli raporlakesin

olarak tespit edildiği, dolayısıyla zararın öğrenildiği tarihin raporun

kendisine tebliğ edildiği 9/9/2008 tarih olarak kabul edilmesi gerektiği, 2918

sayılı Kanun'un 109. maddesinde öngörülen iki yıllık zaman aşımı süresinin

9/9/2010 tarihinde dolacağı, dolayısıyla davayı süresinde açtığına yönelik

itirazlarını gerek İlk Derece Mahkemesi gerekse Yargıtay aşamasındaileri

sürdüğü anlaşılmaktadır.

46. Başvuru konusu olaya benzer davalarda Yargıtay; istikrarlı

olarak haksız eylem gününe göre ceza zamanaşımı geçmiş olsa bile davacının

gelişen durumun varlığı nedeniyle zararını tam anlamıyla öğrenememesinin söz

konusu olabileceğini, bu durumda davacının zararı öğrenmesi olgusunun üzerinde

durulması gerekeceğini, burada önemli olanın zarar gören davacının kanunun

anladığı anlamda zarar veren olayın sonuçlarını, gidişatını, kesinleşen

durumunu değerlendirecek bilgiye sahip olması olduğunu, zarar tamamlanmadan

zarar gören açısından zararın belirli olduğunun kabul edilemeyeceğini, zararın

tamamlanmasının tüm sonuçlarının bilinmesiyle mümkün olacağını, eşyaya verilen

zarar ile insana verilen zarar arasındaki temel farkın da bu olduğunu, buna

göre davacının “zararı ıttıla”

diğer bir deyimle “zararı öğrenme”

tarihinin "Adli Tıp Kurumunun maluliyet oranına ilişkin

raporunun düzenlendiği tarih olduğunu" belirterek olayın

meydana geldiği tarih itibarıyla 818 sayılı mülga Kanun'un 60. maddesi, 765

sayılı mülga Kanun'un 102. maddesinin dördüncü bendi ve 2918 sayılı Kanun'un

109. maddesinin ikinci fıkrası gereği uzamış zaman aşımı süresi dolsa bile

trafik kazalarından kaynaklanan tazminat davalarında, yaralanmanın boyutu

hususunda gelişen bir durumun varlığı hâlinde zarar görenin maluliyet oranını

öğrendiği tarihten itibaren 2918 sayılı Kanun'un 109. maddesinin birinci

fıkrası uyarınca iki yıllık sürede dava açabileceği hususunda değerlendirmeler

yaptığı anlaşılmıştır (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 16/4/2008 tarihli ve

E.2008/4-326, K.2008/325 sayılı; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 30/1/2009 tarihli

ve E.2008/5440, K.2009/1354 sayılı; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 8/10/2007

tarihli ve E.2007/11692, K.2007/1926 sayılı; Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin

8/10/2007 tarihli ve E.2007/11692, K.2007/1926 sayılı ilamları).

47. Anayasa Mahkemesi bir temyiz incelemesi yapmamakla birlikte

usul kurallarının yorumlanmasının, dava açmak isteyen kişinin mahkemeye

ulaşmasını aşırı derecede zorlaştırmaması ya da imkânsız hâle getirmemesi

gerekir (Hamza Küçük, B. No:

2013/7400, 5/11/2015, § 46).

48. Yukarıda açıklanan mevzuat ve yerleşik içtihatlar

çerçevesinde başvurucunun 19/10/2002 tarihinde meydana gelen trafik kazası

sonucu organlardan birinin işlevinin sürekli zayıflaması niteliğinde

yaralanmaya maruz kaldığı, İlk Derece Mahkemesinin E.2006/308 sayılı dosyasının

yargılaması sırasında alınan Adli Tıp Kurumunun 25/4/2008 tarihli maluliyet

raporunun 9/9/2008 tarihinde başvurucuya tebliğ edildiği, başvurucunun

21/7/2010 tarihindebaşvuru konusu E.2010/299 sayılı

dosyada açtığı davada Mahkemenin, kazanın meydana geldiği tarih itibarıyla beş

yıllık zaman aşımı süresinin dolduğuna ilişkinyaptığı

değerlendirme ve ret kararında başvurucunun yargılama aşamasında dile getirdiği

esasa ilişkin ayrıca değinilmesi gereken itirazlara (bkz. § 47) cevap

verilmediği görülmektedir. Bununla birlikte Yargıtayın

istikrarlı olarak kararlarında benimsediği ilkelerin dışına çıkılmasını

gerektiren hususların da kararda açıklanmadığı, Mahkemece yapılan yorumun kanun

hükümlerine olağanın dışında bir anlam vermek suretiyle elde edildiği ve

mevzuat hükümleri çerçevesinde, öngörülebilirlik sınırları içerisinde olduğunun

kabul edilemeyeceği,bu açıdan zaman aşımı ile ilgili

katı yorumun, davanın esasının incelenmesine engel olduğu ve başvurucunun

mahkemeye erişim hakkının özünü zedelediği sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

49. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

50. Başvurucu, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin

tespiti ile tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

51. Başvuru konusu olayda tespit edilen ihlal Mahkeme kararından

kaynaklandığından ve yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan,

6216 sayılı Kanun’un (1) ve (2) numaralı fıkraları gereğince ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

ilgili Mahkemeye gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

52. Başvurucu tarafından tazminat talebinde bulunulmuş ise de

ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama kararı

verilmiş olduğundan bu aşamada tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

53. Dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 1.800 TL vekâlet

ücreti ve 198,35 TL harçtan oluşan toplam 1.998,35 TL yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı kapsamındaki

mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yeniden yargılama yapılmak üzere Finike Asliye Hukuk Mahkemesine

GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

1.998,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Nuri

NECİPOĞLU

Erdal TERCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör

:

Yakup MACİT

Başvurucu

:

Mustafa

BOZTEPE

Vekili : Av. Halil Ülvi ELVERİCİ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/8502, 13 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. A. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  12. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye
  13. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkı kapsamındaki
  14. F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  16. Necipoğlu
  17. Boztepe
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/8502
Tarih
13 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Fatma Gökot Başvurusu (B. No: 2013/5697)
  • Erdem Enerji Elektrik İnşaat İmalattaahhüt San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/8524)
  • Rıfat Namık Akvardar Başvurusu (B. No: 2013/5015)
  • Elif Şekerleme ve Gıda Sanayi Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/9085)
  • Mehmet Bayram Başvurusu (B. No: 2013/5963)
  • Servet Sancar Başvurusu (B. No: 2013/2734)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.