İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Feridun Gülmez Başvurusu (B. No: 2014/11451)

(Başvuru

Başvuru No2014/11451Tarih19 Temmuz 2017Okuma26 dk · 5.143 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Feridun Gülmez Başvurusu

Başvuru No
2014/11451
Karar tarihi
19 Temmuz 2017
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.143 kelime·26 dk okuma·20 bölüm

(Başvuru

Numarası: 2014/11451)

Karar

Tarihi: 19/7/2017

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, askerlik görevi sebebiyle kalıcı hastalığa

yakalanıldığından bahisle uğranılan zararın tazmini ve 12/4/1991

tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamında vazife malulü sayılma

istemlerinin kabul edilmemesi üzerine açılan davaların reddedilmesi ve davalı

idare lehine nispi vekâlet ücretine hükmedilmesi nedenleriyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurucu

2014/11451 numaralı bireysel başvuruyu 14/7/2014

tarihinde, 2014/19903 sayılı bireysel başvuruyu ise 22/12/2014 tarihinde

yapmıştır.

3. Başvurular,

başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinden sonra

Komisyona sunulmuştur.

4. Birinci

Bölüm Birinci Komisyonunca başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Bölüm

Başkanı tarafından başvuruların kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Her iki

başvuruda, başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

8. Bakanlık

tarafından sunulan görüşler başvurucuya tebliğ edilmiştir. Başvurucu, Bakanlık

görüşlerine karşı beyanda bulunmamıştır.

9. Konu

yönünden irtibatları nedeniyle başvuruların birleştirilmesine, 2014/19903

numaralı bireysel başvurunun kapatılmasına ve incelemenin 2014/11451 numaralı

bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

10. Başvuru

formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili olaylar özetle şöyledir:

11. Başvurucu,

2008 yılı Ağustos ayında teğmen olarak sözleşmeli subay statüsünde göreve

başlamış ve 2009 yılı Haziran ayından itibaren Komando Tugay Komutanlığı

emriyle Hakkari'de görevlendirilmiştir. Bu

görevlendirme çerçevesinde 6/6/2010 tarihinde

Hakkari/Çukurca/Kavuşak bölgesinde icra edilen iç

güvenlik operasyonuna katılmıştır.

12. 9/6/2010 tarihli tutanağa göre başvurucu kırk bir saat kadar

süren operasyonun yaklaşık yirmi saatini yaya intikal ile geçirmiş, operasyon

sırasında ikmal için gelen helikoptere teröristlerce taciz ateşi açılmasıyla

gerekli yiyecek ve içecek ikmali kendilerine yapılamamış, ayrıca başvurucu

çatışmada yaralanan bir uzman çavuşun yaya olarak tahliye edilmesi faaliyetine

katılmıştır. Operasyon 8/6/2010 tarihinde saat 13.00 sıralarındatamamlanmıştır.

13. Başvurucu,

operasyonun tamamlandığı gün rahatsızlanarak hastaneye kaldırılmış; yapılan

muayenede kendisine addison

hastalığı teşhisi konulmuştur.

14. Devam

eden süreçte başvurucunun tedavisi GATA Asker Hastanesinde sürdürülmüştür. 16/9/2010 tarihli rapor ile adrenal

yetmezlik (addison hastalığı) teşhisiyle ''B/41/F1 sınıfında sözleşmeli subay görevine devam

edemez.'' tespiti yapılmış, 24/12/2010 tarihli birinci kontrol

muayenesi sonucunda düzenlenen raporla primer adrenokortikal yetmezlik (addison hastalığı) teşhisiyle yine aynı yönde

tespit yapılmıştır.

15. Başvurucunun,

vazife malulü sayılması için yaptığı başvurusu reddedilmiş; bu arada sözleşmesi

sağlık nedeniyle 20/10/2011 tarihinde feshedilerek

15/12/2011 tarihinde kurumuyla ilişiği kesilmiştir.

16. Başvurucuya

2/4/2012 tarihinde adi malul aylığı bağlanmış, 3713

sayılı Kanun kapsamında aylık bağlanması talebi 23/10/2012 tarihli işlemle

reddedilmiştir.

17. Başvurucu,

terörle mücadele kapsamında yürütülen oparasyonun

ağır şartları sonucu hastalığının meydana geldiğini belirterek 3713 sayılı

Kanun kapsamında vazife malulü kabul edilmeme işleminin iptali talebiyle dava

açmıştır. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Üçüncü Dairesi 16/1/2014 tarihli ve E.2013/518, K.2014/52 sayılı karar ile

davayı oybirliğiyle reddetmiştir. Daire, GATA Endokrinoloji ve Metabolizma

Hastalıkları Bilim Dalından konuya ilişkin tıbbi kanaat rapor istemiş ve bu

raporu karara esas almıştır. Raporda başvurucunun uzun mesafe yürümesinin,

susuz ve gıdasız kalmasının addison

hastalığının nedeni olmadığı; hastalığın sadece görünür hâle gelmesini

sağladığı belirtilmiştir.Buna

göre Daire, başvurucunun rahatsızlığının 3713 sayılı Kanun kapsamında icra

edilen vazifenin sebep ve tesirinden kaynaklanmadığı, rahatsızlığın bünyesel

olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesine dayanmıştır.

18. Başvurucunun

karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 5/6/2014

tarihli ve E.2014/843, K.2014/766 sayılı kararıyla karar düzeltme sebeplerinin

bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Kararda ayrıca, başvurucu aleyhine 226

TL karar düzeltme para cezasına hükmedilmiştir.

19. Bu

karar 20/6/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş

ve başvurucu 14/7/2014 tarihinde 2014/11451 numaralı bireysel başvuruda

bulunmuştur.

20. Öte

yandan başvurucu, askerlik görevi sırasında ve askerlik görevi nedeniyle söz

konusu rahatsızlığın meydana geldiğini belirterek maddi ve manevi tazminata

karar verilmesi istemiyle önce 4/1/2012 tarihinde

Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açmış, davanın görev yönünden

reddedilmesi üzerine aynı istemle 27/2/2013 tarihinde AYİM'de

tam yargı davası açmıştır.

21. AYİM

İkinci Dairesi, uyuşmazlığın çözümü için Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi

Endokrinoloji Bilim Dalından bilirkişi raporu istemiştir. Bu kapsamda

bilirkişilere aşağıdaki sorular sorulmuştur:

"1.Davacıdaki rahatsızlığın ne olduğu, bu rahatsızlığın oluşum ve

ilerleme süreci ve bu süreçte etkili olan etmenlerin neler olduğu,

rahatsızlığının bünyesel bir rahatsızlık mı, yoksa dış etkenlerden kaynaklanan

bir rahatsızlık mı olduğu,

2.Davacının rahatsızlığı bünyesel bir rahatsızlık değilse, bu

rahatsızlığın oluşumunda davacının asker olmasının ve dilekçesinde belirttiği

operasyon şartlarının sebep ve tesirinin bulunup bulunmadığı,

3.Davacının rahatsızlığı bünyesel bir rahatsızlık ise, bu rahatsızlığın

tetiklenmesinde ve ilerlemesinde askerliğin ve operasyon şartlarının sebep ve

tesirinin bulunup bulunmadığı,

4. Davacıda mevcut rahatsızlığın Haziran 2010 tarihinden önce mevcut

olup olmadığı."

22. Hazırlanan

5/2/2014 tarihli tıbbi bilirkişi raporu şöyledir:

"Davacının hastalığı "Addison hastalığı"dır. Bu hastalığın özelliği böbrek üstü

bezinden salgılanan "Kortizol hormonunun"

vücudun ihtiyacını karşılayacak oranda üretilememesidir. Hastalık sinsi

ilerler. Bazı zorlayıcı durumlarda (Örneğin: Ameliyat, ağır enfeksiyon,

yoğun stres vs) hastalık tablosu birden

ağırlaşabilir. Hastalık bünyesel bir hastalıklır. Dış

etkenler bünyeden kaynaklanan hastalığın belirtilerinin oluşmasında ve

hastalığın ağırlaşmasında etken olabilir. Bu durumu şöyle açıklamak da mümkün

olabilir. Feridun Gülmez'in bahsedilen ve zor şartıarda gerçekleştiği ifade edilen bu operasyona

katılması, bireyin hastalığının ortaya çıkmasında ve şiddetlenmesinde bir rol

oynamıştır. Davacının hastalığı bünyesel bir hastalıktır. Kesin oluş

mekanizmaları bilinmemekle birlikte değişik etkenler (Tüberküloz, otoimmün nedenler, böbrek üstü bezinin diğer granülomatöz hastalıkları, bağışıklık sistemini ileri

derecede bozan hastalıklar, vs) veya bilinmeyen

nedenlerden ortaya çıkmış olabilir. Hastalığın oluşumunda askerlik hizmetinin

bir etkisi yoktur. Ancak operasyon şartlarının hastalık belirtilerinin

gelişmesinde tesiri vardır. Mahkeme heyeti tarafından davacıda Addison hastalığının Haziran 2010 tarihinden önce oluşup

oluşmadığı sorulmaktadır. Bu hususla ilgili olarak dosyanın incelenmesinden ve

doktorların aldığı öyküden anlaşıldığı kadarı ile Addison

hastalığı belirtilerinden biri olabilecek, hastanın ciltteki koyulaşma

belirtilerinin Addison hastalığının klinik olarak

netleşmesinden bir yıl önce başladığı ifade edilmektedir. Bu ifadenin dışında Addison hastalığının 2010 yılından daha önce başladığmı düşündürecek bir belirti ve bulgu yoktur. Bu

nedenle 2010 yılından belki bir yıl önce hastalığın başlamış olabileceğini

ifade etmek dışında, kanıta dayalı tıp açısından, kesin kanaate varmak mümkün

değildir."

23. AYİM

İkinci Dairesi 9/4/2014 tarihli ve E.2013/533,

K.2014/522 sayılı kararıyla bilirkişi raporunun yanı sıra AYİM Üçüncü

Dairesinin 16/1/2014 tarihli kararına (bkz. § 17) ve bu karardaki GATA

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalından alınan konuya ilişkin

tıbbi kanaat raporuna da değinerek davayı oyçokluğuyla reddetmiştir. Kararda

ayrıca, başvurucu aleyhine 9.500 TL vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Kararın

gerekçesi şöyledir:

"Dava dosyası, tıbbi

kayıtlar ve bilirkişi raporu birlikte dikkate alındığında TSK'da görev

yapamayacak hale gelmesine sebep olan "addison"

rahatsızlığının bünyesel olduğu, rahatsızlığın belirtilerinin 1 yıl önce ortaya

çıktığı, hastalığın oluşmasında askerlik hizmetinin bir etkisinin bulunmadığı,

ağır operasyon şartlarının hastalığın belirtilerinin ortaya çıkmasında ve

hastalığın ağırlaşmasında etkisi olabileceği ifade edilmiş ise de, hastalık

belirtilerinin 1 yıl önceden ortaya çıktığı, bu belirtinin dışında

06.06.2010-08.06.2010 tarihlerinde icra edilen operasyon şartlarının hastalık

belirtilerinin ortaya çıkmasında ve hastalığın ağırlaşmasında etkili olduğuna

dair bir bulgu olmadığı, meydana gelen zararla illiyet bağı içinde bulunan bir

idari eylem bulunmadığı, dolayısıyla idarenin meydana gelen zararı tazminle

sorumlu tutulamayacağı kanaatine varılarak, davanın reddine kararverilmesi

gerektiği sonucuna ulaşılmıştır."

24. Karşıoyda ise özetle başvurucunun rahatsızlığının bünyesel

olduğu ancak zor şartlarda gerçekleşen operasyona katılmış olduğu ve

operasyondan dolayı hastalığının hissedilir derecede ortaya çıktığı ve

ağırlaştığı, yapılan hizmetle ortaya çıkan zarar arasında illiyet bağı

bulunduğu, başvurucunun zararlarının bünyesel rahatsızlığı da gözönüne alınarak karşılanması gerektiği belirtilmiştir.

25. Başvurucunun

karar düzeltme istemi de aynı Dairenin 5/11/2014

tarihli ve E.2014/1642, K.2014/1493 sayılı kararıyla karar düzeltme

sebeplerinin bulunmadığı gerekçesiyle oyçokluğuyla reddedilmiştir. Kararda

ayrıca, 226 TL karar düzeltme para cezasına hükmedilmiştir.

26. Bu

karar 24/11/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiş

ve başvurucu,22/12/2014 tarihinde 2014/19903 numaralı bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

27.

Anayasa’nın 125. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan

zararı ödemekle yükümlüdür.”

28. 3713 sayılıKanun'un 21. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

''Kamu görevlilerinden yurtiçinde ve

yurtdışında görevlerini ifa ederlerken veya sıfatları kalkmış olsa bile bu

görevlerini yapmalarından dolayı terör eylemlerine muhatap olarak yaralanan, sakatlanan,

ölen veya öldürülenler hakkında 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması

Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. Ayrıca;

a) (Değişik bent: 28/02/1995

- 4082/6 md.) Malul olanlarla, ölenlerin aylığa müstehak dul ve yetimlerine bağlanacak aylığın toplam

tutarı, bunların görevde olan emsallerinin almakta oldukları aylıklardan;

emekli olanların öldürülmeleri halinde ise, dul ve yetimlerine bağlanacak

aylığın toplam tutarı ve Kanuna göre kendisine bağlanabilecek emekli aylığından

az olamaz. Yaşamak için gereken hareketleri yapamayacak ve başkasının yardım ve

desteğine muhtaç olacak derecede malül olanlar ile

ölenlerin dul ve yetimlerine en yüksek devlet memuru aylığı üzerinden,

diğerlerine mevcut aylıkları üzerinden, 30 yıl hizmet yapmış gibi emekli ikramiyesi

ödenir. Bu bent hükümlerine göre ilgililere fazla olarak yapılan ödemeler,

faturası karşılığı ilgili sosyal güvenlik kuruluşlarınca Hazineden tahsil

edilir.

j)...(Ek fıkra: 04/07/2012

- 6353 S.K./75. md.) Kamu görevlileri ile birinci

fıkranın (h) ve (j) bentleri kapsamına girenlerden terör olaylarını önlemek

amacıyla her türlü patlayıcı maddeye bağlı olarak meydana gelen olaylar

sonucunda ya da her ne şekilde olursa olsun terör olaylarının önlenmesi, takibi

veya etkisiz hale getirilmesi amacıyla ifa edilen görevler sırasında veya bu

görevlere gidiş dönüşler esnasında meydana gelen kazalar sonucunda yaralanan,

sakatlanan, hastalanan veya hayatını kaybedenler, birinci fıkranın durumlarına

uygun hükümlerinden yararlandırılır...''

29. 26/9/2011 tarihli ve 659 sayılı Genel Bütçe Kapsamındaki

Kamu İdareleri ve Özel Bütçeli İdarelerde Hukuk Hizmetlerinin Yürütülmesine

İlişkin Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) “Davalardaki

temsilin niteliği ve vekalet ücretine hükmedilmesi ve dağıtımı” kenar

başlıklı 14. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Tahkim usulüne tabi olanlar dahil adli ve

idari davalar ile icra dairelerinde idarelerin vekili sıfatıyla hukuk birimi

amirleri, muhakemat müdürleri, hukuk müşavirleri ve

avukatlar tarafından yapılan takip ve duruşmalar için, bu davaların idareler

lehine neticelenmesi halinde, bunlar tarafından temsil ve takip edilen dava ve

işlerde ilgili mevzuata göre hükmedilmesi gereken tutar üzerinden idareler

lehine vekalet ücreti takdir edilir.”

B. Uluslararası Hukuk

30. Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda

kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş

bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir...”

31. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen hakkın kurucu unsurlarından

birinin mahkemeye erişim hakkı olduğunu belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70, 21/2/1975, § 36).

Mahkemeye erişim hakkı, Sözleşme'nin 6. maddesinde yerini bulan güvencelerin

doğal bir parçası olup (Lawyer Partners A.S./Slovakya, B.

No: 54252/07, 16/6/2009, § 52) bu kapsamda (1)

numaralı fıkra, herkesin kişisel hakları ve yükümlülükleriyle ilgili her türlü

iddiasını bir mahkeme veya bir yargı yeri önüne çıkarma hakkını güvence altına

alır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

32. Mahkemeye erişim hakkı, niteliği gereği devlet tarafından

düzenleme yapılmayı gerektirdiğinden mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara

tabidir. AİHM'e göre bu hak, Sözleşme'nin tanımlamaksızın

kabul ettiği bir hak olduğundan bir hakkın kapsamını belirleyen (çerçevesini

çizen) sınırlardan başka sınırlamalara da tabi olabilir. Ancak hiçbir durumda

bu sınırlamalar hakkın özünü zedelememelidir (Golder/Birleşik Krallık, § 38).

33. Ayrıca bu sınırlama, meşru bir amaç izlemeli ve kullanılan

araçlarla gerçekleştirilmek istenen amaç arasında makul bir orantılılık

ilişkisi bulunmalıdır, aksi takdirde bu sınırlama 6. maddenin (1) numaralı

fıkrasıyla bağdaşmaz (Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78,28/5/1985, § 57).

34. Öte yandan AİHM içtihatlarına göre Sözleşme’deki

hakların etkili bir biçimde korunması için davaya bakan mahkemelerin

Anayasa’nın 36. maddesine göre “tarafların dayanaklarını, iddialarını ve

delillerini etkili bir biçimde inceleme görevi” vardır (Dulaurans/Fransa, B. No: 34553/97, 21/3/2000,

§ 33). Ulusal mahkemeler kararlarını dayandırdıkları gerekçeleri yeterince açık

belirtmelidir ( Hadjıanastassıou/Yunanistan, B. No: 12945/87, 16/12/1992, § 33). Bir mahkemenin davaya yaklaşımı,

başvurucuların iddialarına yanıt vermekten ve başvurucuların temel

şikâyetlerini incelemekten kaçınmalarına neden olması hâlinde Sözleşme’nin 6.

maddesi davanın hakkaniyete uygun bir biçimde incelenmesi hakkı bakımından

ihlal edilmiş olur (Kuznetsov/Rusya, B. No: 184/02, 11/4/2007,

§§ 84, 85).

35. AİHM, yerleşik içtihadı uyarınca Sözleşme ile korunan hak ve

özgürlükleri ihlal etmedikleri süreceulusal

mahkemelerce yapılan hukuki ya da maddi hataları ele almanın kendi görevi

olmadığını belirtmektedir (bkz. García Ruiz /İspanya [BD], B. No: 30544/96, § 28; Perez/Fransa

[BD], B.No: 47287/99, § 82). Bu içtihada göre

Sözleşme'nin 6. maddesi adil yargılanma hakkını güvenceye almakla birlikte

delillerin kabul edilebilirliğine ya da delillerin nasıl değerlendirileceğine

ilişkin herhangi bir kural koymaz, bu hususlar öncelikli olarak ulusal hukukun

ve mahkemelerin düzenleme alanına girer. Normal şartlarda ulusal mahkemelerin

belirli delil unsurlarına ya da önlerindeki uyuşmazlıktaki tespit ya da

değerlendirmelere tanıyacakları ağırlık gibi meseleler Mahkemenin yeniden

inceleme alanına girmez. AİHM bir dördüncü derece yargı yeri gibi

davranmamalıdır, dolayısıyla keyfî olduğu ya da açıkça makul olmadığı

görülebilecek tespitlerde bulunmadıkları takdirde ulusal mahkemelerin

kararlarını 6. maddenin birinci fıkrası kapsamında sorgulamaz ( Bochan/Ukrayna,B. No: 22251/08,

§61).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin

19/7/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvuru

incelenip gereği düşünüldü:

A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

37. Başvurucu; bölücü terör örgütüne yapılan operasyon sırasında

yani görevi başında iken rahatsızlandığı açık olduğu hâlde tazminat talebininve vazife malulü sayılması isteminin kabul

edilmemesinin hukuka aykırı olduğunu, rahatsızlığının doğrudan vazife kaynaklı

olmadığı kabul edilse bile vazifenin yıkıcı etkisi neticesinde ortaya çıktığı

ve kendisinin de iddialarını bu şekilde temellendirdiği hâlde AYİM'in hem esas hem karar düzeltmeye ilişkin kararlarında

bunun kabul edilmeme gerekçesinin açıklanmadığını belirterek adil yargılanma

hakkı kapsamında gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş,

ihlalin tespit edilerek yeniden yargılama yapılmasını ve hak kayıplarının

giderilmesini talep etmiştir.

38. Bakanlık tarafından sunulan görüşte Anayasa Mahkemesi ve

AİHM içtihatlarına yer verilerek özetle belirli bir davaya ilişkin olarak

delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına

karar verme yetkisinin derece mahkemelerine ait olduğu, mevcut yargılamada

sunulan delilin geçerli olup olmadığını ve delil sunma ve inceleme

yöntemlerinin yasaya uygun olup olmadığını denetlemenin Anayasa Mahkemesinin

görevi kapsamında olmadığı, Mahkemenin görevinin başvuru konusu yargılamanın

bütünlüğü içinde adil olup olmadığını değerlendirmek olduğu belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

39. Anayasa'nın

36. maddesinin birinci fıkrasında herkesin adil yargılanma hakkına sahip olduğu

belirtilmiş ancak açıkça gerekçeli karar hakkından açıkça söz edilmemiştir.

Bununla birlikte Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılama hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı

fıkrasındaki hakkaniyete uygun yargılanma hakkının kapsamına gerekçeli karar

hakkının da dâhil olduğu AİHM'in birçok kararında

vurgulanmıştır ( bkz. §34). Dolayısıyla Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen

adil yargılanma hakkının gerekçeli karar hakkı güvencesini de kapsadığının

kabul edilmesi gerekir.

40. Nitekim

Anayasa'nın 141. maddesinin üçüncü fıkrasında “Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

denilerek mahkemelere kararlarını gerekçeli yazma yükümlülüğü yüklenmiştir.

Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği anılan Anayasa kuralı da gerekçeli karar

hakkının değerlendirilmesinde gözönünde

bulundurulmalıdır.

41.

Gerekçeli karar hakkı, kişilerin adil bir şekilde yargılanmalarını sağlamayı ve

denetlemeyi amaçlamaktadır. Tarafların muhakeme sırasında ileri sürdükleri

iddialarının kurallara uygun biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve

ayrıca demokratik bir toplumda, kendi adlarına verilen yargı kararlarının

sebeplerini toplumun öğrenmesinin sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No:

2013/7800, 18/6/2014, §§ 31, 34).

42. Bir

kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği davanın niteliğine ve

koşullarına bağlıdır. Muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne sürülen

iddia ve savunmaların davanın sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın

sonucunu değiştirebilecek nitelikte bulunması hâlinde davayla doğrudan ilgili

olan bu hususlara mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir (Sencer Başat ve diğerleri, § 35).

43.

Mahkemelerin anılan yükümlülüğü, yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve

savunmaya karar gerekçesinde ayrıntılı şekilde yanıt verilmesi gerektiği

şeklinde anlaşılamaz. Ancak derece mahkemeleri, kendilerine sunulan tüm

iddialara yanıt vermek zorunda değilse de (Yasemin

Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56)

davanın esas sorunlarının incelenmiş olduğu gerekçeli karardan anlaşılmalıdır.

44. Öte

yandan kanun yolu incelemesi yapan mercinin,

yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi

kullanarak veya aynı atıfla kararına yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş

olması bakımından yeterlidir (Yasemin Ekşi,

§ 57).

45. Somut

başvuruların temelini başvurucunun addison rahatsızlığının askerlik

görevinin sebep ve tesiri ile meydana gelip gelmediği oluşturmakta olup bu

hususun açıklığa kavuşturulması başvurucunun hem 3713 sayılı Kanun kapsamında

vazife malulü sayılıp sayılmayacağında hem de başvurucuya tazminat ödenip

ödenmeyeceğinde oldukça önemlidir.

46. Vazife

maluliyeti ile ilgili uyuşmazlığı AYİM Üçüncü Dairesi incelemiştir. Daire, GATA

Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Bilim Dalından konuya ilişkin tıbbi

kanaat raporu istemiş ve bu rapordaki tespitleri dikkate alarak başvurucununrahatsızlığının 3713 sayılı Kanun kapsamında

icra edilen vazifenin sebep ve tesirinden kaynaklanmadığı, rahatsızlığın

bünyesel olduğu sonuç ve kanaatine varıldığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir.

Karar düzeltme aşamasında, karar düzeltme sebeplerinin bulunmadığı gerekçesine

yer verilmiştir.

47. Tazminat

istemini ise AYİM İkinci Dairesi incelemiştir. Daire, hem

Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalından bilirkişi raporu

almış hem deAYİM Üçüncü Dairesinin kararına ve bu

karardaki tıbbi kanaat raporuna değinerek hastalık belirtilerinin bir yıl

önceden ortaya çıktığı, icra edilen operasyon şartlarının hastalık

belirtilerinin ortaya çıkmasında ve hastalığın ağırlaşmasında etkili olduğuna

dair bir bulgu olmadığı, meydana gelen zararla illiyet bağı içinde bulunan bir

idari eylem bulunmadığı, dolayısıyla idarenin meydana gelen zararı tazminle

sorumlu tutulamayacağı kanaatine varıldığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Karar

düzeltme aşamasında, karar düzeltme sebeplerinin bulunmadığı gerekçesine yer

verilmiştir.

48.

Başvuruya konu her iki AYİM kararında davanın reddine ilişkin yeterli gerekçe

bulunduğu, davanın esasını oluşturan "addison

rahatsızlığının askerlik görevinin sebep ve tesiri ile meydana gelip

gelmediği" meselesinin incelenmiş olduğu ve davanın sonucunu

etkileyebilecek iddiaların makul bir şekilde cevaplandığı gerekçeli karardan

anlaşılmaktadır.

49. Dolayısıyla

başvurucunun, davanın sonucuna etkili olabilecek tüm iddia ve savunmalara

tartışılarak karar verildiği ve kararda hükme ulaşılması için yeterli gerekçe

bulunduğu görülmektedir. Karar düzeltme incelemesi sonucunda verilen kararda da

değerlendirme konusu hüküm ve gerekçenin uygun bulunduğu ve karar düzeltme

nedenlerinin bulunmadığı belirtilerek istem reddedilmiştir. Dolayısıyla esas ve

karar düzeltme kararlarında gerekçeli karar hakkına yönelik bir ihlal

olmadığının açık olduğu anlaşılmaktadır.

50. Açıklanan

nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Yargılamanın Sonucuna İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

51. Başvurucu;

sağlam şekilde göreve başladığını, zorlu eğitim koşullarını tamamladığını, bu

sırada herhangi bir rahatsızlığının bulunmadığını, rahatsızlığınınbölücü

terör örgütüne yapılan operasyon sırasında yani görevi başında iken meydana

geldiğinin açık olduğunu belirterek açtığı her iki davanın reddedilmesinin

hukuka aykırı olduğunu ileri sürmüştür.

52. Bakanlık

tarafından sunulan görüşte başvurunun bu kısmıyla ilgili olarak Anayasa

Mahkemesinin önceki kararlarında benzeri şikâyetlerin incelenmesinde gözönüne alınacak kriterlerin

belirlendiği, somut başvurular açısından da bu kriterlerden ayrılarak farklı

bir sonuca ulaşmayı gerektirecek herhangi bir neden bulunmadığı belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

53. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği

belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava konusu yapılmış

maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun adil olup olmaması bireysel başvurukonusu

olamaz. Ancak bireysel başvuru kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil

eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

içeren tespit ve sonuçlar bu kapsamda değildir (Ahmet Sağlam, B. No: 2013/3351, 18/9/2013,

§ 42).

54. Somut

olayda, başvuruya konu her iki yargılamada AYİM Daireleri yaptıkları inceleme

sırasında aldıkları bilirkişi raporularına dayalı

olarak başvurucunun addison

rahatsızlığının askerlik görevinin sebep ve tesiri ile meydana gelmediği

kanaatine varmış ve bu kanaate dayalı olarak da davayı reddetmişlerdir.

55. Başvurucu

tarafından ileri sürülen iddialar, Derece Mahkemesince delillerin

değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin olup AYİM

kararlarında bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

oluşturan bir durumun da bulunmadığı dikkate alındığında ihlal iddialarının

kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşılmaktadır.

56. Açıklanan

nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Karar Düzeltme Para Cezası Yönünden

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

57. Başvurucu,

karar düzeltme para cezasına hükmedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve para cezasının tarafına iadesine karar verilmesini

istemiştir.

58. Bakanlık, başvurunun bu kısmı ile ilgili görüş sunmamıştır.

b. Değerlendirme

59. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun

iddiasının adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer alan mahkemeye

erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

60. Adil yargılanma hakkının en temel unsurlarından biri olan

mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına

gelir. Kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını anlamsız

hâle getiren, bir başka ifadeyle mahkeme kararını önemli ölçüde etkisizleştiren

sınırlamalar mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

61. Mahkemeye erişim hakkı, kural olarak sınırlandırılabilen bir

haktır. Bununla birlikte sınırlandırmaların; hakkın özünü zedeleyecek nitelikte

olmaması, meşru bir amaç izlemesi, ölçülü olması ve başvurucuya ağır bir yük

getirmemesi gerekir (Serkan Acar,

B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Mahkemelerin

gereksiz yere meşgul edilmemesi veuyuşmazlıkların

makul sürede bitirebilmesi amacıyla karar düzeltme istemlerinin reddi hâlinde

uygulanan ve yüksek miktarlı olmayan cezalar, başvurucular üzerinde aşırı bir

yük oluşturmadığı gibi bu yola başvurulmasını imkânsız kılmadığı veya aşırı

derecede zorlaştırmadığından mahkemeye erişim hakkının ihlali niteliğinde kabul

edilemez (Faik Gümüş, B. No:

2012/603, 20/2/2014, § 36).

62. Somut olayda başvuruya konu yargılamalarda ayrı ayrı

hükmedilen 226 TL cezanın, gözetilen meşru amaç ile korunmak istenen hak

açısından orantılı olduğu ve başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmadığı

görüldüğünden mahkemeye erişim hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık

olduğu anlaşılmaktadır.

63. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Aleyhe Nispi Vekâlet Ücretine Hükmedilmesi

Yönünden

a. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

64. Başvurucu, tazminat istemine ilişkin AYİM İkinci Dairesinde

görülen davada aleyhine 9.500TL vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle

mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve vekâlet ücretinintarafına

iadesine karar verilmesini istemiştir.

65. Bakanlık, başvurunun bu kısmı ile ilgili görüş sunmamıştır.

b. Değerlendirme

66. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun iddiasının adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında

yer alan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir

67. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasışöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri

önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına

sahiptir.”

c. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

68. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

d. Esas

Yönünden

i. Müdahalenin

Varlığı ve Hakkın Kapsamı

69. Anayasa’nın 36. maddesinin birici

fıkrasında, herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir.

70.

Anayasa'nın 36. maddesine 2001 yılı değişiklikleriyle eklenen "adil

yargılanma" ibaresine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu

uluslararası sözleşmelerce güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde

metnine dâhil edildiği vurgulanmıştır. Bu sözleşmelerden AİHS ile AİHS'i yorumlayan AİHM içtihadındaki adil yargılanma hakkı

güvencelerinden birini mahkemeye erişim hakkı oluşturmaktadır (bkz. §§ 31-33).

71. Anayasa

Mahkemesi içtihadına göre de bir uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyabilmek ve

uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelen

mahkemeye erişim hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak

arama özgürlüğünün temel unsurlarından biridir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013,

§ 52).

72. Mahkemeye

erişimi etkisiz kılacak ya da yargı yoluna başvurmayı önemli ölçüde

zorlaştırıcı veya caydırıcı nitelikte(AYM, E.2013/40, K.2013/139, 28/11/2013) ya da kişinin mahkemeye başvurmuş olmasını

anlamsız hâle getiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (İbrahim Can Kişi, B. No: 2012/1052,

23/7/2014, § 31).

73. Vekâlet

ücreti yargılama gideri olup bununla, davacı veya davalının o dava nedeniyle

aldıkları hukuki yardım karşılığında avukata ödedikleri ücretin telafisi

amaçlanmaktadır (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

Dava aşamasında kimin lehine ya da aleyhine olacağı önceden belli olmayan bu

ücret yükümlülüğü, bir usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile ilişkilidir

(Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Taraflardan birinin yargılamadaki başarı

oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine

vekâlet ücretine hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına

müdahale teşkil etmektedir (Serkan Acar,

§ 39; Muhbet Adanır ve diğerleri, B, No: 2014/10261, 8/12/2016, § 101).

74. Başvurucuya

konu davada AYİM İkinci Dairesi tarafından başvurucu aleyhine 9.500 TL nispi

vekâlet ücretine hükmedilmesinin başvurucunun mahkemeye erişim hakkına müdahale

olduğu açıktır.

ii. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

75. Anayasa’nın

13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

76. Adil

yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan mahkemeye erişim hakkı, mutlak

bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması mümkündür. Ancak mahkemeye erişim

hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir (Murat Kara ve diğerleri, B. No: 2014/6042,

9/3/2017, § 59).

77. Yukarıda

anılan müdahale Anayasa'nın 13. maddesinde belirtilen koşullara uygun olmadığı

müddetçe Anayasa'nın 36. maddesini ihlal eder.

78. Bu

sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen ve somut başvuruya

uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine

aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

79. Başvuru

konusu olayda 659 sayılı KHK'nın 14. maddesinin (1) numaralı fıkrası uyarınca

başvurucu aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmiştir. Dolayısıyla müdahalenin

kanuni dayanağının bulunduğu anlaşılmaktadır.

(2) Meşru Amaç

80. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması mümkün

olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir

kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları

ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak

bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz

(AYM, E.2014/112, K.2014/203, 25/12/2014).

81. 659 sayılı KHK ile idarenin taraf olduğu davaların, idarenin

bünyesinde görev yapan kadrolu hukuk müşavirleri ve avukatlar tarafından takibi

öngörülmüş olup davanın reddi hâlinde idare lehine avukatlık ücretine

hükmedilmesi düzenleme altına alınmıştır.

82. 659

sayılı KHK'nın genel gerekçesinde KHK'nın amacının "hukuk hizmetlerinin, etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun

bir şekilde yerine getirilmesini sağlamak" olduğu

belirtilmiştir. Dolayısıyla idare lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin

amacının, gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının azaltılması ve böylece

kamu kaynaklarının etkili, verimli ve usul ekonomisine uygun bir şekilde

kullanılmasının sağlanması olduğu ifade edilebilir. Kamu kaynaklarının etkili,

verimli ve usul ekonomisine uygun bir şekilde kullanılmasının teminine yönelik

düzenleme yapılması da hukuk devleti ilkesinin bir gereği olup bu sebeple

yapılan müdahalenin meşru bir amaca yönelik olduğu anlaşılmıştır(Murat Kara ve diğerleri, § 70).

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

83. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması, kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

84. Taraflardan

birinin yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen değer

oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarının hükmedilmesine yönelik

düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına müdahale oluşturmakta ise de abartılı,

zorlama veya ciddiyetten yoksun talepleri disipline etmeye yönelik orantılı

müdahaleler makul görülebilir. Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar

vermeyecek nitelikte ve kullanılan aracın sınırlama amacı ile orantılı olması,

kamu yararının gerekleri ile bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil

dengeyi bozacak şekilde birey aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş

olması gerekir (Özkan Şen, §§ 61,

62).

85. Bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan başvurucuların

reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlık ücretini karşı

tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli dava koşulları

çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye başvurmalarını

anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özel koşulları çerçevesinde

masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim hakkının asgari

sınırını teşkil etmektedir (Özkan Şen,

§ 54).

(b) İlkelerin Olaya Uygulanması

86. Başvuru konusu olayda başvurucu 70.000 TL maddi, 20.000 TL

manevi tazminat talebinde bulunmuştur. AYİM, davayı reddederek başvurucu

aleyhine 9.500 TL vekâlet ücretine hükmetmiştir.

87. Başvurucuların

tam yargı (tazminat) davasını açtığı tarih itibarıyla yürürlükteki usul

hükümlerinde, dava dilekçesinde belirtilen talep konusu miktarın sonradan ıslah

yoluyla değiştirilmesini öngören bir düzenleme bulunmamaktadır.

88. Tazminat alacağının miktarı ancak bilirkişi incelemesi ve

benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde

belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak

kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya

öngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bu

belirsizliğin talep edilen miktarın sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla

aşılması da değişiklik yapılmadan önceki hâliyle 4/7/1972

tarihli ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu gereği mümkün

olmadığından hak kaybına uğramak istemeyen davacıların tazminat taleplerine

ilişkin miktarları yüksek tutmaktan başka seçeneklerinin olmadığı

görülmektedir.

89. Somut olayın koşulları bir bütün hâlinde

değerlendirildiğinde başvurucunun, dava açtığı sırada ıslah imkânının olmaması

nedeniyle hak kaybına uğramamak için talebini yüksek tuttuğu ve yargılama

sonucunda davasının reddedilmesi nedeniyle 9.500 avukatlık ücretini davalı

idareye geri ödemek zorunda kaldığı görülmüştür. Böylece ıslah imkânı olmaması

nedeniyle yüksek tazminat talebinde bulunarak açılan davaya ilişkin yargılama

sonucunda başvurucu aleyhine hükmedilen avukatlık ücretinin, Anayasa

Mahkemesinin emsal kararlarında belirlediği kriterlere göre ölçülü olmadığı

saptandığından mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır

(Benzer yöndeki kararlar için bkz. Galip Kocuk, B. No: 2014/5639, 24/6/2015;

Metin Taşdemir, B. No: 2014/6991,

26/2/2015; Lütfi Karaca, B. No:

2013/6808, 4/2/2016).

90. Açıklanan nedenlerle başvuruya konu müdahale ölçülü

olmadığından başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

D. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

91. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

92. Başvurucu,

aleyhine hükmedilen nispi vekâlet ücretinin tarafına iadesine ve yargılamanın

yenilenmesine karar verilmesini istemiştir.

93. Mevcut

başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

94. Başvuru

konusu olayda tespit edilen ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması

bakımından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmadığından salt

ihlalin tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında takdiren başvurucuya 7.000 TL tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir. Başvurucunun

diğer taleplerinin reddi gerekir.

95. Dosyadaki

belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. 1. Adil argılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Yargılamanın sonucuna ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın karar düzeltme

para cezasına ilişkin kısmı yönünden açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın nispi vekâlet

ücretine hükmedilmesine ilişkin kısmı yönünden KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının, nispi vekâlet ücretine hükmedilmesine yönünden İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Mahkemeye

erişim hakkının ihlali nedeniyle başvurucuya 7.000 TL manevi tazminat

ÖDENMESİNE, diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harçtan oluşan toplam 206,10 TL yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE, kalan yargılama giderlerinin BAŞVURUCU ÜZERİNDE

BIRAKILMASINA,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin -Anayasa'nın 21/1/2017

tarihli ve 6771 sayılı Kanun ile getirilen geçici 21. maddesinin birinci

fıkrasının (E) bendiyle Askeri Yüksek İdare Mahkemesi kaldırılmış olduğundan

anılan bendin (b) alt bendi gereğince- YETKİLİ İDARİ YARGI MERCİİNE

GÖNDERİLMESİNE (Karar, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi İkinci ve Üçüncü Daireleri

ile ilgilidir.),

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

19/7/2017tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Mehmet Sadık YAMLI Başvurucu : Feridun GÜLMEZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/11451, 19 Temmuz 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. Birinci Bölüm
  4. Karar
  5. I. Başvurunun Konusu
  6. II. Başvuru Süreci
  7. III. Olay Ve Olgular
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin
  13. B. Yargılamanın Sonucuna İlişkin İddia
  14. C. Mahkemeye Erişim
  15. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun
  16. B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38). Mahkemelerin
  17. D. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden
  18. B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  19. C. Mahkemeye
  20. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  21. F. Kararın bir örneğinin -Anayasa'nın 21/1/2017
  22. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/11451
Tarih
19 Temmuz 2017

İlgili Kararlar

  • Fehmi Kapan Başvurusu (B. No: 2014/2727)
  • Muhammed Deniz Başvurusu (B. No: 2014/10728)
  • Doğan Yüksekbağ ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/1197)
  • Ömer Bahar Başvurusu (B. No: 2014/4573)
  • Yusuf Dilekçi Başvurusu (B. No: 2014/12026)
  • Günay Devecioğlu Başvurusu (B. No: 2014/16387)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.