İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Yusuf Dilekçi Başvurusu (B. No: 2014/12026)

1. Başvuru, arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi

Başvuru No2014/12026Tarih21 Eylül 2017Okuma22 dk · 4.491 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Yusuf Dilekçi Başvurusu

Karar tarihi
21 Eylül 2017
Başvuru Numarası
2014/12026
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.491 kelime·22 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi

çerçevesinde inşa edilen bağımsız bölümün tapusunun iptali ve tescil talebinin

reddedilmesi nedeniyle mülkiyet hakkının; yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle

de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/7/2014 tarihinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Ankara ili Çankaya ilçesine bağlı Çukurca Mahallesinde

bulunan 26206 ada 17 parsel sayılı 712 m2'lik arsa sahibi adına vekili K.G. ile başvurucu arasında

Ankara 18. Noterliğinde 20/8/2002 tarihinde arsa payı

karşılığı inşaat yapım sözleşmesi düzenlenmiştir. Sözleşmeye göre başvurucu

yüklenici sıfatıyla arsa üzerinde altı daireli bir bina yapımını üstlenmiştir.

Arsa sahibi bunun karşılığında arsanın yarısını yükleniciye satacağını taahhüt

etmiştir. Nihayet yapılacak dairelerden 2, 4 ve 6 numaralı bağımsız bölümlerin

yükleniciye, diğer üç bağımsız bölümün ise arsa sahibine bırakılması

kararlaştırılmıştır. Sözleşmede ayrıca yapılacak binanın özellikleri

gösterilmiş ve inşaatın 31/12/2004 tarihinde anahtar

teslimi olarak tamamlanması öngörülmüştür.

10. Başvurucu, bina önemli ölçüde tamamlandığı hâlde arsa sahibi

tarafından sözleşmeye aykırı olarak arsa paylarının devredilmediği iddiasıyla 7/4/2006 tarihinde Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde

(Mahkeme) alacak ve cezai şartın tahsili davası açmıştır. Dava dilekçesinde,

binanın rayiç bedelinin ve 5.000 TL tutarında cezai tazminatın davalıdan

tahsili talep edilmiştir.

11. Davalı arsa sahibinin vefat etmesi üzerine mirasçıları

davaya dâhil edilmiştir. Ayrıca arsa sahibinin mirasçıları K.G. ve N.D.

tarafından25/7/2007 tarihinde kira alacağı talebiyle başvurucu aleyhine açılan

dava da görülmekte olan söz konusu dava ile birleştirilmiştir. Mahkeme,

uyuşmazlık konusu taşınmazın başında 9/3/2007

tarihinde keşif yapmıştır. Yapılan keşif sonucu düzenlenen uzman bilirkişi

kurulu raporunda, yüklenicinin inşaatı %95 oranında tamamladığı, inşaatın keşif

günü itibarıyla iskânının alınmadığı, elektrik, su ve doğal gaz bağlantılarının

yapılmamış olduğu belirtilmiştir. Raporda ayrıca kusurlu tarafın davalı arsa

sahibi olduğu, arsa sahibinin belediyeye başvuru yapmadığı belirtilmiştir.

Bilirkişi kurulu, arsa sahibinin taahhüt ettiği arsa paylarını başvurucuya

henüz devretmediğine dikkat çekmiştir.

12. Başvurucu 27/11/2006 tarihinde dava

dilekçesini ıslah ederek sözleşme gereği kendisine düşen bağımsız bölümlerin

tapularının iptali ile adına tescil edilmesini talep etmiş, ıslah harcını da

8/5/2009 tarihinde yatırmıştır.

13. Mahkeme, 13/5/2009 tarihinde asıl

davanın kısmen kabulü ile inşaat için yapılan harcama tutarı olan 510.000

TL'nin ve cezai şart olarak 5.000 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek

ticari faizi ile birlikte davalılardan müştereken ve müteselsilen

alınarak başvurucuya verilmesine karar vermiştir. Mahkeme, inşaatın devamı için

yapılan harcamaların ve sözleşme yapma fırsatını kaçırmaktan doğan zararın

tazmini taleplerini ise reddetmiştir. Mahkeme birleştirilen davanın da reddine

karar vermiştir.

14. Temyiz edilen hüküm Yargıtay 15. Hukuk Dairesinin (Daire) 20/1/2011 tarihli ilamıyla bozulmuştur. Bozma ilamında, arsa

payı karşılığı inşaat sözleşmesinin mahkeme kararıyla veya tarafların

iradelerinin birleşmesiyle feshedilebileceği, somut olayda ise böyle bir

durumun söz konusu olmadığı belirtilmiştir. Daireye göre taraflar arasındaki

sözleşme bu yollarla feshedilmemiş olduğundan yürürlüktedir. Daire,

yüklenicinin kendisine düşen bağımsız bölümlere hak kazanabilmesi için edimini

yerine getirmesi gerektiğini açıklamıştır. İlamda, bilirkişi raporuna göre

binanın henüz tamamlanmadığı ve iskân da alınmadığı belirtilmiştir. Dairenin

bozma ilamında, taraflar arasındaki sözleşmeye göre iskân ruhsatı alınması

yükümlülüğünün başvurucu yüklenici tarafından üstlenildiğine ve arsa

sahiplerinin iki bağımsız bölümün devrini kabul ettiklerine dikkat çekilmiştir.

Daire bu gerekçelerle başvurucunun ıslah dilekçesi gözardı

edilerek ve sözleşmenin hâlen yürürlükte olduğu dikkate alınmadan tazminata

karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu sonucuna varmıştır. Daireye göre, ilk

derece mahkemesi, yükleniciye ait iki bağımsız bölümün ve eğer hak etmişse,

yani iskân ruhsatının alınıp alınmadığına bağlı olarak diğer bağımsız bölümün

tapusunun iptali ile başvurucu adına tesciline karar vermelidir. Üçüncü

bağımsız bölüm yönünden iskân ruhsatı alınmadığı takdirde ise bu kısım yönünden

davanın reddedilmesi gerektiği kabul edilmiştir.

15. Bozma ilamına uyan Mahkeme, 19/6/2012

tarihli duruşmada iskân iznini alabilmesi için başvurucu tarafa sonraki celseye

kadar olmak üzere kesin süre vermiştir. Mahkeme sonraki celse günü, 1/11/2012 tarihinde, davanın kısmen kabulü ile taşınmazda

inşa edilmiş bulunan binanın 4 ve 6 numaralı bağımsız bölümlerinin tapu

kayıtlarının iptaline ve başvurucu veya talep ettiği kişi adına tapuya

tesciline karar vermiştir. Mahkeme, 2 numaralı bağımsız bölümün tescili

talebini ise iskân ruhsatı alınmadığından reddetmiştir. Mahkeme, daha önce

kesinleşen birleştirilen dava yönünden ise bir karar verilmesine yer olmadığı

sonucuna varmıştır.

16. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Yargıtay 23. Hukuk

Dairesinin 20/6/2013 tarihli ilamıyla onanmıştır.

Başvurucunun karar düzeltme talebi ise aynı Dairenin 30/4/2014

tarihli ilamıyla reddedilmiştir.

17. Başvurucu 18/7/2014 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. Uyuşmazlık tarihi itibarıyla yürürlükte olan 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 106.

maddesi şöyledir:

“Karşılıklı taahhütleri havi olan bir akitte

iki taraftan biri mütemerrit olduğu takdirde, diğeri

borcun ifa edilmesi için münasip bir mehil tayin veya münasip bir mehilin

tayinini hakimden isteyebilir.

Bu mehil zarfında borç

ifa edilmemiş bulunduğu surette alacaklı her zaman onun ifasını talep ve teahhür sebebi ile zarar ve ziyan davası ikame eylemek

hakkını haizdir; birde aktin icrasından ve teahhürü sebebiyle zarar ve ziyan talebinden vazgeçtiğini

derhal beyan ederek borcun ifa edilmemesinden mütevellit zarar ve ziyanı talep

veya akdi fesh edebilir.”

19. 818 sayılı Kanun’un 107. maddesi şöyledir:

"Aşağıdaki hallerde bir mehil tayinine

lüzum yoktur.

1 - Borçlunun hal ve vaziyetinden bu tedbirin

tesirsiz olacağı anlaşılırsa

2 - Borçlunun temerrüdü neticesi olarak borcun

ifası alacaklı için faidesiz kalmış ise.

3 - Akdin hükümlerine göre borç tayin ve tesbit edilen bir zamanda veya muayyen bir mehil içinde ifa

edilmek lazım geliyorsa."

20. 818 sayılı Kanun’un 355. maddesi şöyledir:

“İstisna, bir akittirki

onunla bir taraf (müteahhit), diğer tarafın (iş

sahibi) vermeği taahhüt eylediği semen mukabilinde bir şey imalini iltizam

eder.”

21. 818 sayılı Kanun'un 358. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Mütaahhit, işe

zamanında başlamaz veya mukavele şartlarına muhalif olarak işi tehir eder yahut

iş sahibinin kusuru olmaksızın vakı olan teehhür

bütün tahminlere nazaran mütaahhidin işi muayyen

zamanda bitirmesine imkan vermiyecek

derecede olursa iş sahibi teslim için tayin edilen zamanı beklemeğe mecbur

olmaksızın akdi feshedebilir."

22. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı

Türk Borçlar Kanunu’nun 647. maddesi şöyledir:

“22/4/1926 tarihli ve

818 sayılı Borçlar Kanunu yürürlükten kaldırılmıştır."

23. 6098 sayılı Kanun'un 648. maddesi şöyledir:

"Bu Kanun 1 Temmuz 2012 tarihinde

yürürlüğe girer."

24. 12/1/2011 tarihli ve 6101 sayılı

Türk Borçlar Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 1. maddesi

şöyledir:

"Türk Borçlar Kanununun yürürlüğe girdiği

tarihten önceki fiil ve işlemlere, bunların hukuken bağlayıcı olup

olmadıklarına ve sonuçlarına, bu fiil ve işlemler hangi kanun yürürlükte iken

gerçekleşmişse, kural olarak o kanun hükümleri uygulanır. Ancak, Türk Borçlar

Kanununun yürürlüğe girmesinden sonra bu fiil ve işlemlere ilişkin olarak

gerçekleşecek temerrüt, sona erme ve tasfiye, Türk Borçlar Kanunu hükümlerine

tabidir."

25. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 24/2/2016

tarihli ve E.2014/23-724, K.2016/168 sayılı kararının ilgili kısımları

şöyledir:

"Arsa Payı Karşılığı İnşaat Yapım

Sözleşmeleri ise, arsa sahibi veya sahipleri ile yüklenici arasında yapılan ve

eser sözleşmelerinin bir türü olan sözleşme tipidir.

Bir tanım yapmak gerekirse; arsa payı

karşılığı inşaat yapım sözleşmeleri; yüklenicinin finansı kendisi tarafından

sağlanarak arsa malikinin arsası üzerine bina yapım işini üstlendiği, arsa

malikinin ise, bedel olarak binadaki bir kısım bağımsız bölüm mülkiyetini

yükleniciye geçirmeyi vaat ettiği sözleşmelerdir. Bu sözleşmelerin konusu, arsa

sahibinin maliki olduğu arsa üzerine yapılacak bina inşaatıdır. İnşaat; maddi

nitelikte eseri ifade eder.

İnşaat yapım sözleşmelerinde yüklenicinin ana

borçları; bir inşaat (eser) meydana getirme ve bu eseri iş sahibine teslim etme

borçlarıdır. Bu iki ana borçtan doğan ve bu borçların akde

uygun surette ifasını sağlayan diğer birtakım yan borçlar da iş görme ediminin

iyi surette ifası, eserin akde uygun olarak hazırlanması ile ilgili olarak işi

sadakat ve özenle yapma borcu, araç ve gereçlerle malzemeye ilişkin borçlar,

genel ihbar yükümlülüğü, işe zamanında başlamak ve devam etmek borcu ile teslim

borcuna bağlı olan, ondan çıkan önemli bir borç olan ayıba karşı takeffül borcudur...

Yüklenicinin belirtilen borçlarına karşılık bu

tür sözleşmelerde, iş sahibi de arsa üzerinde meydana getirilen esere karşılık,

“arsa payı devri” suretiyle bir bedel ödemeyiasli

edim olarak borçlanmaktadır. Bu sözleşmelerde iş sahibinin ödeyeceği ücret

(bedel), arsa sahibi tarafından ayın olarak ödenmektedir. Bu

tür sözleşmelerin genellikle yıllara yayılması nedeniyle, sözleşmedeki amaca

ulaşılması, ifa süresindeki tek bu ücret ediminin yerine getirilmesi ile mümkün

bulunmaz. Bu nedenle iş sahibi tarafından bazı yan borçların da yerine

getirilmesi gerekir. Bunlar; Üzerinde hukuki ve fiili bir engel bulunmadan

arsanın inşaata elverişli ve ayıpsız olarak teslimi, arsanın imar durumunun ve

inşaat ruhsatının alınması, plan ve projelerin yetkili merci olan belediyede onaylattırılması,

yüklenicinin hak ettiği bağımsız bölüm tapularının finans temini için satışı,

kat irtifakı kurulması, iskan ruhsatı alımı gibi iş ve

işlemler için gerektiğinde yükleniciye vekaletname verilmesi, sözleşmede

belirlenen arsa payının devri gibi yükümlülüklerdir.

Her iki tarafa borç yükleyen sözleşme

türlerinde kural olarak, taraflardan birinin önceden ifada bulunma yükümlülüğü

mevcut değilse, kendi edimini ifa etmeyen borçlu, karşı taraftan edimini ifa

etmesini talep edemeyecektir... Bu husus BK'nun 81.

maddesinde "Mütekabil taahhütleri muhtevi olan bir akdin ifasını talep

eden kimse, akdin şartlarına ve mahiyetine nazaran bir ecelden istifade hakkını

haiz olmadıkça kendi borcunu ifa etmiş veya ifasını teklif eylemiş olmak

lazımdır" amir hükmü ile düzenlenmiş, aynı husus TBK'nun

97. maddesinde de hükme bağlanmıştır.

Arsa Payı Karşılığı İnşaat Yapım Sözleşmeleri

de, her iki tarafa borç yükleyen sözleşme türlerinden olduğundan, ifa sırası

yani ilk önce taraflardan hangisinin edimini ifayla yükümlü olacağı sorusu önem

taşımaktadır. Bu neviden sözleşmelerde öncelikle bina yapma yükümlülüğü altına

giren yüklenici taraf, sözleşmeye uygun olarak edimini yerine getirmeli, daha

sonra da arsa malikinden edimini yerine getirmesini talep etmelidir. Bir başka

deyişle ise, öncelikle sözleşmeye uygun eser yapılmalı, daha sonra arsa

malikinin edimini yerine getirmesi talep edilmelidir.

Arsa maliki, arsa payı devri edimini değişik

şekillerde ifa edebilir. Bu edimi ya kararlaştırılan arsa paylarının devrinin

inşaat bitirilince yükleniciye devredilmesi, ya dasözleşmede

inşaatın geldiği aşamaya göre kademeli tapu devri şeklinde yerine getirebilir.

Bu ikinci halde yani kademeli tapu devrinde, yüklenici her aşamada devri

kararlaştırılan tapuları arsa sahibinden istemeye hak kazanır.

Tam burada konuyu aydınlatması bakımından

borçlunun temerrüdünden de söz edilmesi faydalı olacaktır.

Geniş anlamda borçlu temerrüdü (borçlunun

direnimi) borçlunun sözleşmeye aykırı davranması=borcunu ifa etmemesi demektir.

Bu halde ifa olanağı bulunduğu ifa için kararlaştırılan zaman geldiği ve

uyarıldığı halde borçlu borcunu ifa etmemektedir.

Borçlunun temerrüdüne ilişkin düzenlemeye BK’nun 101-108.maddelerinde yer verilmiştir. Bununla

birlikte, BK. m.358/1’de olduğu gibi, borç ilişkisinin özelliği gereği diğer

bazı yasalarda da borçlu temerrüdüne dair hükümler yer almaktadır.

Genel olarak borçlu temerrüdünde aranan ilk

şart “edimin ifa olanağı bulunması”dır. Şayet edimin

ifası objektif olarak imkânsızsa borçlu temerrüdünden söz edilemez.

Borçlu temerrüdünde aranan diğer bir şart da

“borcun muaccel olması”dır. Borç istenebilir hale

gelmeden temerrütten bahsedilemez. Zira muacceliyet

alacaklının borçludan borçlanılan edimi talep ve dava edebilme yetkisini ifade

eder.

BK’nun 101/1 maddesine göre, “Muaccel bir borcun borçlusu alacaklının ihtarı

ile mütemerrit olur.” denilmektedir.

Maddeye göre, temerrüt için muacceliyet yetmemekte, kural olarak alacaklının ihtarı da

aranmaktadır. İhtar, alacaklının talep iradesini borçluya ulaştırmasıdır.

Borçlu kusurlu veya kusursuz olsun, yukarıda

sayılanlar olayda varsa temerrüt gerçekleşir. Başka bir deyişle borçlunun

kusuru temerrüt için şart değildir.

Eser sözleşmeleri iki tarafa borç yükleyen

sözleşmelerdendir. Burada biri diğerinin karşılığı olan borçlar vardır. Başka

bir anlatımla, taraflar birbirine karşı hem alacaklı ve hem de borçludur. Kendi

borcunu ifa eden veya ifaya hazır olduğunu bildiren taraf alacaklı (BK. m.81),

edimini yerine getirmeyen taraf ise borçludur.

Sözleşme hukukunda temel koşul, sözleşmenin kurulmasından sonra

tarafların sözleşmeden doğan yükümlülüklerini, kararlaştırılan şekilde ve

zamanda yerine getirmek zorunda olmalarıdır. Sözleşme kurulduktan sonra,

şartlarda değişiklik ortaya çıksa bile, taraflar sözleşme gereğini aynen yerine

getirmek zorundadır. Temel kural budur ve bu kurala “ahde vefa” (söze bağlılık)

ilkesi denilmektedir.

Eser sözleşmesinin iki tarafa borç yükleyen

sözleşme olması özelliğinden dolayı temerrüt halinde, temerrüdün sonuçları

bakımından BK. m.106-108’deki düzenlemelere tabidir. Çünkü anılan maddelerde

genel hükümlerden ayrılarak (BK. m.102), iki tarafa borç yükleyen sözleşmelere

özgü, özel hükümler getirilmiştir.

BK’nun 106-108 maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, iki tarafa borç

yükleyen sözleşmeyle temerrüde düşen borçluya karşı, alacaklıya üç ayrı

seçimlik hak tanındığı görülmektedir.

Bunlar; aynen ifa ve gecikmeden dolayı

tazminat isteme hakkı; aynen ifayı reddederek ademi

ifa sebebiyle müspet zararını talep hakkı; sözleşmeyi feshederek menfi zararını

isteme hakkı olarak sayılabilir.

....

Borç, alacaklının tayin ettiği süre sonunda da

ifa edilmezse, ayrıca bir ihtara gerek olmadan BK. m.106’daki seçeneklerden

biri kullanılabilir.

Ancak BK. m. 107’de sayılan nedenler söz

konusu ise alacaklı, borçluya mehil vermeden de, BK. m. 106’daki seçeneklerden

birini kullanabilir.

Bunlar; borçlunun hal ve davranışından süre

verilmesinin etkisiz olacağının anlaşılması; temerrüt alacaklı yönünden aynen

ifayı faydasız hale getirmişse; sözleşmede ifa tarihinin kesin olarak

saptanması halleri olarak sayılabilir."

26. Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 13/5/2010

tarihli ve E.2010/4902, K.2010/5603 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...

Arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmeleri

yükleniciye kişisel hak sağlar. Yüklenici inşaat yapımı sebebi ile kazanacağı

kişisel hakkını arsa sahibinden doğrudan isteyebileceği gibi bu hakkı işin

mahiyetinden aksi anlaşılmadıkça veya sözleşmeyle yasaklanmadıkça Borçlar

Kanununun 162. maddesinden yararlanarak üçüncü kişilere devredebilir. Gerek

yüklenici veya yüklenicininkazandığıkişiselhaktemlikedilmişseüçüncükişi

şahsi hakkın sonuçlarından yararlanabilmek için arsa sahiplerine karşı

öncelikli edimi olan inşaat yapım işini yerine getirmelidir. Zira,

Borçlar Kanununun 81. maddesine göre öncelikli edim yerine getirilmemişse arsa

sahiplerinin karşı edimi olan arsa payının devri onlardan istenemez. Kaldı ki

arsa sahipleri temlik işleminden haberdar olduğu zaman Borçlar Kanununun 167.

maddesinden yararlanarak yükleniciye karşı ileri sürebilecekleri def’i ve

itirazları temellük eden kişiye karşı da ileri sürer hale gelir..."

B. Uluslararası Hukuk

27. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesi ile güvence altına

alınan mülkiyet hakkının da bazı pozitif yükümlülükler içerdiğini kabul

etmektedir. AİHM'e göre mülkiyet hakkının gerçekten

etkili bir biçimde korunabilmesi, devletin müdahale etmeme görevi yanında ayrıca

bazı pozitif tedbirler almasını da gerektirmektedir (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99, 30/11/2004, § 134; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,

§ 143).

28. AİHM içtihatlarında, mülkiyet hakkının kapsamı konusunda,

mevzuat hükümlerinden ve derece mahkemelerinin bunlara ilişkin yorumundan

bağımsız olarak “özerk bir yorum” esas alınmaktadır (Depalle/Fransa [BD], B. No: 34044/02, 29/3/2010,

§ 62; Anheuser-Busch Inc./Portekiz

[BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, § 63; Öneryıldız/Türkiye [BD], § 124; Broniowski/Polonya [BD], § 129).

29. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin mülkiyeti elde etme hakkını koruma altına almadığını

kabul etmektedir (Slivenko ve diğerleri/Letonya [BD] (k.k.), B. No: 48321/99, 23/1/2002,

§ 121; Fener Rum Erkek Lisesi Vakfı/Türkiye,

B. No: 34478/97, 9/1/2007, § 52).

30. AİHM, mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının ancak

müdahalenin Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1.

maddesinin anlamı kapsamında bir "mülk" ile ilişkili olması durumunda

ileri sürülebileceğini belirtmektedir. Buna göre alacak haklarını da içeren

mevcut mülk veya mal varlığı yanında mülkiyet hakkının elde edilebileceği

yönündeki en azından bir "meşru beklenti" de mülkiyet hakkı

kapsamında değerlendirilebilir (Kopecký/Slovakya

[BD], No: 44912/98, 28/9/2004,§ 35; Lihtenştayn Prensi Hans-Adam

II/Almanya [BD], B. No: 42527/98, 12/7/2001, § 83. Meşru beklenti

kavramının ilk defa geliştirildiği kararlar için bkz. Pine Valley Developments

Ltd ve diğerleri/İrlanda, B. No: 12742/87,

29/11/1991, § 51; Stretch/Birleşik Krallık, B. No: 44277/98,

24/6/2003, § 35; Pressos Companía Naviera S.A. ve diğerleri/Belçika, B. No:

17849/91, 20/11/1995, § 31).

31. Bununla birlikte AİHM içtihatlarına göre temelsiz bir hak

kazanma beklentisi veya sadece ulusal hukukta mülkiyet hakkı kapsamında

savunulabilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli

değildir (Kopecký/Slovakya, § 35; Gratzinger ve Gratzingerova/Çek

Cumhuriyeti, (k.k.) [BD],B. No: 39794/98, 10/7/2002, § 69). İç hukukun ne şekilde yorumlanacağına ve

uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve bu bağlamda başvurucu

tarafından ileri sürülen iddiaların ulusal mahkemelerce kesin olarak

reddedildiği durumlarda meşru bir

beklentinin bulunduğu sonucuna varılamaz (Kopecký/Slovakya, §§ 50, 52; Jantner/Slovakya, B. No: 39050/97, 4/3/2003,

§§ 29-33).

32. AİHM içtihatlarında sıklıkla -her ne kadar anlaşılabilir

olsa da- basit beklenti ile daha somut nitelikte olması ve hukuki bir

düzenlemeye ya da iç hukukta yerleşik ve istikrarlı bir yargı kararına

dayanması gereken meşru beklenti arasındaki fark vurgulanmaktadır (Kopecký/Slovakya, § 52; Bozcaada Kimisis Teodoku Rum Ortodoks Kilisesi Vakfi/Türkiye

(k.k.), B. No: 22522/03, 9/12/2008).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 21/9/2017 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

.

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

34. Başvurucu arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi çerçevesinde

açtığı dava neticesinde yalnızca iki bağımsız bölümün adına tesciline karar

verildiğini, halbuki sözleşmeye göre üç bağımsız

bölümün de tescil edilmesi gerektiğini belirtmiştir. Başvurucuya göre, ilk

derece mahkemesi önce lehine karar vermiş ise de temyiz aşamasında siyasi

gerekçelerle ve alevi inancını benimsemesi yüzünden haksız yere bu karar

verilmiştir. Başvurucu, derece mahkemelerinin kararlarının iskân ruhsatının

alınmadığına dayandırıldığını ancak iskân ruhsatının kendisinin çözebileceği

bir konu olmadığını ifade etmiştir. Başvurucu ayrıca sözleşmeye göre temel

atılınca bir daire, kaba inşaat bittiğinde bir daire ve inşaat tamamen

bittiğinde de bir dairenin teslim edileceğinin arsa sahiplerince taahhüt

edildiğini belirtmiştir. Başvurucu sonuç olarak bu gerekçelerle etkin ve adil

bir yargılama yapılmadığını ve mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

35. Bakanlık görüşünde, derece mahkemelerinin davanın kısmen

reddine dair gerekçesinin başvurucunun üzerine düşen yükümlülüğü yerine

getirmediğine dayalı olduğu, zira başvurucunun bina için iskân almadığı

belirtilmiştir. Bakanlığa göre bu sebeple başvurucunun mülkiyet hakkının ihlali

iddiası açıkça dayanaktan yoksundur.

2. Değerlendirme

36. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa’nın

35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

37. Anayasa’nın 5. maddesi şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

38. Başvurucu ilk olarak derece mahkemelerince dini inancı

nedeniyle ayrımcılık yapılarak davasının kısmen reddedildiğinden yakınmaktadır.

Ancak ayrımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için başvurucuların kendisi

ile benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile kendisine yapılan

muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru bir temeli

olmaksızın sırf ırk, renk, cinsiyet, din, dil, cinsel yönelim ve benzeri

ayrımcı bir nedene dayandığını makul delillerle ortaya koyması gerekmektedir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33). Somut olayda ise başvurucunun bu yöndeki

iddialarını temellendirecek somut bulgu ve kanıtları ortaya koyamadığı

anlaşılmaktadır. Bu nedenle eşitlik ilkesi yönünden herhangi bir inceleme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

39. Öte yandan Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet

hakkının ihlali iddiası yanında, açtığı davanın haksız yere kısmen reddedilmesi

nedeniyle adil yargılanma hakkının da ihlal edildiğini öne sürmektedir. Ancak

başvurucunun temel şikâyeti, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi çerçevesinde

inşa edilen 2 numaralı bağımsız bölümün tapusunun iptali ve kendi adına

tesciline ilişkin olup bu nedenle başvurucunun makul sürede yargılanma hakkı

dışındaki bütün ihlal iddialarının mülkiyet hakkı bağlamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

40. Anayasa'nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde

korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir.Anayasa'nın 5. ve 35.

maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif

yükümlülükleri de bulunmaktadır. Bu pozitif yükümlülükler, kimi durumlarda özel

kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere mülkiyet hakkının

korunması için belirli tedbirlerin alınmasını gerektirmektedir (Eyyüp Boynukara, B.

No: 2013/7842, 17/2/2016, §§ 39-41).

41. Bununla birlikte ister devletin negatif yükümlülükleri

isterse de pozitif yükümlülükleri kapsamında olsun mülkiyet hakkının ihlali

iddiasının incelenebilmesi için başvurucunun öncelikle mülkiyet hakkının

varlığını kanıtlaması gerekmektedir.

42. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında "Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir."

denilmek suretiyle mülkiyet hakkı güvenceye bağlanmıştır. Anayasa'nın anılan

maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet hakkı, ekonomik değer ifade eden ve

parayla değerlendirilebilen her türlü mal varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM,

E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20). Bu bağlamda

mülk olarak değerlendirilmesi gerektiğinde kuşku bulunmayan menkul ve

gayrimenkul mallar ile bunların üzerinde tesis edilen sınırlı ayni haklar ve

fikri hakların yanı sıra, icrası kabil olan her türlü alacak da mülkiyet

hakkının kapsamına dahildir (Mahmut Duran ve diğerleri, B. No:

2014/11441, 1/2/2017, § 60).

43. Anayasa'nın 35. maddesinde düzenlenen mülkiyet hakkı; mevcut

mal, mülk ve varlıkları koruyan bir güvencedir. Bir kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı

bir mülkün mülkiyetini kazanma hakkı, kişinin bu konudaki menfaati ne kadar

güçlü olursa olsun Anayasa'yla korunan mülkiyet kavramı içinde değildir. Bu

hususun istisnası olarak belli durumlarda bir "ekonomik değer" veya

icrası mümkün bir "alacağı" elde etmeye yönelik "meşru bir

beklenti" Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir.

Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın

doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma

ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan,

yeterli somutluğa sahip nitelikteki bir beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma

beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın

varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi, B. No:

2012/636, 15/4/2014, §§ 36, 37).

44. Somut olayda başvurucu ile uyuşmazlık konusu arsa

niteliğindeki taşınmazın malikleri arasında arsa payı karşılığı inşaat yapım

sözleşmesi düzenlenmiştir. Bu sözleşmeye göre arsa üzerinde altı daireden

oluşan bir bina yapılacak ve tamamlanması kaydıyla bu binadaki bağımsız

bölümlerden üçü yüklenici olan başvurucuya verilecektir. Başvurucu arsa

maliklerinin sözleşmeye aykırı olarak kendisine düşen bağımsız bölümleri

devretmediği iddiasıyla tapu iptali ve tescil davası açmıştır. Mahkeme,

bağımsız bölümlerden ikisinin devrinin arsa sahiplerince kabul edildiğini

gözeterek 4 ve 6 numaralı bağımsız bölümler yönünden başvurucunun talebini

kabul etmiştir. Ancak Mahkeme 2 numaralı bağımsız bölümün tescili talebini

iskân ruhsatı alınmadığı gerekçesiyle reddetmiştir. Başvurucu 2 numaralı

bağımsız bölümün de sözleşme gereği kendi adına tescil edilmesi gerektiğini

ileri sürmekte olup bu sebeple bireysel başvurunun konusunu bu bağımsız bölümün

mülkiyeti oluşturmaktadır.

45. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı

Türk Medenî Kanunu'nun 705. maddesine göre taşınmaz mülkiyetinin

kazanılabilmesi için kural olarak tapu siciline tescil şarttır. Ancak yine aynı

maddeye göre miras, mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma hâllerinde

mülkiyet tescilden önce kazanılabilmektedir. Dolayısıyla Türk hukukunda miras,

mahkeme kararı, cebri icra, işgal, kamulaştırma hâlleri dışında taşınmaz

mülkiyeti, kural olarak tapu siciline yapılan tescilin sonucunda

kazanılmaktadır (Hasan Çoşkun,

B. No: 2014/2765, 6/4/2017, § 37).

46. Başvurucu tarafından ihlal iddiasına konu edilen 2 numaralı

bağımsız bölümün tapuda başvurucu adına tescilli olmadığı tartışma konusu

değildir. Olayda, 4721 sayılı Kanun'un 705. maddesinde yer alan mülkiyeti

tescilsiz kazanma hâllerinin söz konusu olmadığı da açıktır. Esas itibarıyla

başvurucu mülkiyet iddiasını; bağımsız bölümün inşa edildiği taşınmazın arsa

sahipleri ile arasında düzenlenen arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesine

dayandırmaktadır. Gerçekten de kimi durumlarda sözleşmeye dayalı edim ve

alacaklar da mülkiyet hakkının konusunu teşkil edebilir. Dolayısıyla

başvurucunun arsa payı karşılığı inşaat yapım sözleşmesi çerçevesinde söz

konusu bağımsız bölümün mülkiyetini edinme hususunda meşru bir beklentisi olup

olmadığı da değerlendirilmelidir. Başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamında meşru

bir beklentisi olduğu sonucuna varabilmek için ise başvurucu tarafından bu beklentinin,

bir kanun hükmüne veya yerleşik yargısal içtihatlara ve uygulamalara

dayandığının gösterilmesi beklenir.

47. Somut olay bakımından taraflar arasındaki sözleşmeye göre

başvurucunun, yüklenici sıfatıyla söz konusu bağımsız bölümün mülkiyetini kazanabilmesi,

üzerine düşen edimi yerine getirmesi koşuluna bağlanmıştır. Buna göre derece

mahkemelerinin de tespit ettiği üzere başvurucu, taşınmaz üzerinde inşa etmekle

yükümlü olduğu binayı anahtar teslim olarak arsa sahiplerine teslim etmek

karşılığında üç bağımsız bölümün de mülkiyetini kazanabilecektir. Derece

mahkemeleri, binanın bu şekilde teslim edildiğinden söz edilebilmesi için iskân

ruhsatının alınması gerektiğini, her ne kadar başvurucu iskân ruhsatını ancak

arsa sahiplerinin alabileceğini iddia etmekte ise de sözleşmeye göre bu

yükümlülüğün başvurucuya düştüğünü tespit etmişlerdir. Nitekim başvurucu da bu

tespitin doğru olmadığını ispatlayamamıştır.

48. Anayasa Mahkemesinin delillerin değerlendirilmesi ve hukuk

kurallarının yorumlanmasına yönelik şikâyetler bakımından görevi ise bireysel

başvurunun ikincil doğası gereği sınırlıdır. Derece mahkemeleri önünde hukukun

ne şekilde yorumlanacağına ve uygulanacağına dair bir uyuşmazlık olduğunda ve

bu bağlamda başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların derece mahkemelerince

kesin olarak reddedildiği durumlarda açıkça keyfî olmadığı veya bariz bir

takdir hatası içermediği sürece “meşru bir beklentinin” bulunduğu sonucuna varılamaz.

49. Somut olayda derece mahkemelerince başvurucunun sözleşmede

yer alan kendisine düşen edim yükümlülüğünü yerine getirmediğindenuyuşmazlık

konusu bağımsız bölümün mülkiyetini kazanamadığı kabul edilmiştir. Arsa payı

karşılığı inşaat sözleşmesine ilişkin belirli, ulaşılabilir ve öngörülebilir

nitelikteki kanun hükümleri (bkz. §§ 18-24) ile yargısal içtihatlara (bkz. §§

25-26) ve bu çerçevede özellikle taraflar arasındaki sözleşme hükümlerine

dayalı olduğu dikkate alındığında, derece mahkemelerinin kararlarının keyfî

olduğu veya bariz takdir hatası içerdiği de söylenemez. Bu durumda uyuşmazlık

konusu bağımsız bölümün mülkiyetine ilişkin olarak başvurucu adına bir tapu

kaydı bulunmamaktadır. Ayrıca başvurucunun, bu bağımsız bölümün mülkiyetini

edinme hususunda, bir kanun hükmü veya yerleşik yargısal içtihatlar ile

uygulamalara dayalı olarak meşru bir beklentisinin bulunduğunu da

kanıtlayamadığı anlaşılmaktadır.

50. Son olarak belirtmek gerekir ki Anayasa'nın 35. maddesi

soyut bir temele dayalı olarak mülkiyete erişmeyi ve mülkiyeti edinmeyi değil

mülkiyet hakkını güvence altına almaktadır. Bu itibarla somut başvuru açısından

yeterli bir hukukî temele dayalı olmadığından başvurucunun Anayasa’nın 35.

maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkı kapsamında bir mülkü veya en

azından mülkiyeti elde etme yönünde bir meşru beklentisinin bulunmadığı

sonucuna varılmıştır.

51. Açıklanan gerekçeyle başvurucunun mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiasının, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

52. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

53. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeninin bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

54. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılamanın süresi tespit edilirken sürenin başlangıç tarihi olarak davanın

ikame edildiği tarih; sürenin sona erdiği tarih olarak -çoğu zaman icra

aşamasını da kapsayacak şekilde- yargılamanın sona erdiği, yargılaması devam

eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiğine ilişkin şikâyetle ilgili kararını verdiği tarih esas alınır (Güher Ergun ve diğerleri, B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 50, 52).

55. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken yargılamanın

karmaşıklığı ve kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun yargılamanın süratle sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar dikkate alınır (Güher Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

56. Anılan ilkeler ve Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği kararlar dikkate alındığında somut olayda yaklaşık 8 yıl 1 aylık

yargılama süresinin makul olmadığı sonucuna varmak gerekir.

57. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 36. maddesinde güvence

altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

58. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir …”

59. Başvurucu, 100.000 TL manevi tazminat ve 1.000.000 TL maddi

tazminat talebinde bulunmuştur.

60. Başvuruda makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği

sonucuna varılmıştır.

61. İhlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları

karşılığında başvurucuya net 8.400 TL manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

62. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harçtan oluşan

yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 8.400 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Ankara 2. Asliye Hukuk Mahkemesine

(E.2014/516, K.2014/3340) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

21/9/2017tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Yusuf

DİLEKÇİ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/12026, 21 Eylül 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Mülkiyet Hakkının
  11. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu, mülkiyet
  12. B. Makul Sürede
  13. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  14. D. 206,10 TL harçtan oluşan yargılama giderinin BAŞVURUCUYA
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Yıldırım
  18. Akıncı
  19. Topal
  20. M. Emin KUZ
  21. Dilekçi
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/12026
Tarih
21 Eylül 2017

İlgili Kararlar

  • Günay Devecioğlu Başvurusu (B. No: 2014/16387)
  • Ahmet Acar Başvurusu (B. No: 2014/19936)
  • Murat Erkanlı Başvurusu (B. No: 2014/12346)
  • Zekiye Yeşilyurt Başvurusu (B. No: 2014/6981)
  • Süleyman Akın Başvurusu (B. No: 2014/3484)
  • Davut Bozan Başvurusu (B. No: 2014/1778)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.