İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Figen Yüksekdağ Şenoğlu Başvurusu (B. No: 2016/25187)

1. Başvuru; milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan

Başvuru No2016/25187Tarih4 Nisan 2018Okuma54 dk · 10.832 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Figen Yüksekdağ Şenoğlu Başvurusu

Karar tarihi
4 Nisan 2018
Başvuru Numarası
2016/25187
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

10.832 kelime·54 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; milletvekili olan başvurucu hakkında uygulanan

yakalama, gözaltına alma ve tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması ve

soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedenleriyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının; tutuklamaya konu suçlamaların ifade özgürlüğü ile siyasi

faaliyet kapsamındaki eylemlere ilişkin olması ve tutukluluk nedeniyle

milletvekilliği görevinin yerine getirilememesi nedenleriyle de ifade özgürlüğü

ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 17/11/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

A. Genel Bilgiler

9. PKK'nın terör örgütü olduğu ulusal ve uluslararası makamlar

tarafından kabul edilmiş tartışmasız bir olgudur. Anılan örgütün

gerçekleştirdiği terörist şiddet, bölücü amaçları dolayısıyla anayasal düzene,

millî güvenliğe, kamu düzenine, kişilerin can ve mal emniyetine yönelik ağır

tehdit oluşturmaktadır. Bu yönüyle ülkenin toprak bütünlüğünü hedef alan PKK

kaynaklı terör, onlarca yıldır Türkiye'nin en hayati sorunu hâline gelmiştir (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No: 2016/40170,

16/11/2017, §§ 7-18).

10. Bununla birlikte kamuoyunda "demokratik açılım

süreci", "çözüm süreci" ve "Milli Birlik ve Kardeşlik

Projesi" gibi farklı isimlerle ifade edilen süreç içinde 2012 yılının son

döneminden itibaren PKK tarafından gerçekleştirilen terör saldırıları önemli

ölçüde azalmıştır. Ancak Suriye'de son yıllarda yaşanan iç savaşın Türkiye'nin

güvenliği üzerinde etkileri olmuş, PKK ve DAEŞ kaynaklı terör olayları yeniden

artmaya başlamıştır. Kamuoyunda "6-7 Ekim olayları" ve "hendek

olayları" olarak bilinen terör eylemleri bunların başında gelmektedir (Gülser Yıldırım (2), §§ 21-30).

1. 6-7 Ekim Olayları

11. Bu bağlamda Suriye'nin Türkiye sınırında bulunan Ayn el-Arap (Kobani) kentinde

-PKK'nın Suriye kolu olduğu kabul edilen- PYD ile DAEŞ arasındaki çatışmalar,

2014 yılının Eylül ayı sonunda ve Ekim ayı başında yoğunlaşmıştır. Bu sırada

PKK'nın üst düzey yöneticilerinden Murat Karayılan'ın sosyal medya hesabından

5/10/2014 tarihinde saat 00.07'de "Gençleri

kadınları 7 den 70 e herkesi Kobane'ye

sahip çıkmaya onurumuzu namusumuzu korumaya metropolleri işgal etmeye

çağırıyoruz." şeklinde bir açıklamada bulunulmuştur.

12. PKK güdümünde yayın yaptığı belirtilen bir internet haber

sitesinde 6/10/2014 tarihinde "Komalen Ciwan Koordinasyonu" (PKK'nın gençlik yapılanması)

adına bir açıklama yayımlanmıştır. Açıklamada "Bilindiği

üzere 23 gündür Kobani merkezli DAİŞ (DAEŞ) faşizmi son barbarlığıyla devam etmektedir. ... tüm kürt gençliği şehit Jiyan, şehit

Gerilla ve şehit Militan yoldaşların ruhuyla zafere kadar Arin Mirkan (Kobani'deki

çatışmalar sırasında düzenlediği intihar saldırısında ölen YPG mensubu) çizgisinde yürümeye çağırıyoruz. Kobani

ile başlayan devrim dalgası tüm Kürdistan'a yayılmalı ve bu temelde Kürdistan

gençliğini ayaklanması çağrısında bulunuyoruz." ifadelerine yer

verilmiştir. Aynı sitede yer alan ve "Kürdistan Kurumlar" adına

yapıldığı belirtilen bir açıklamada ise "Kobani'ye yönelik saldırılar bir katliam eşiğine gelmiş

bulunmaktadır. Bütün dünya ve insanlık bu katliama kulaklarını kapamış

gözlerini yummuştur. Kürdistan halkı olarak bu durumu kabul etmemiz mümkün

değil. Bu nedenle bütün halkımız Suruç'a gidebilecekler hemen bir saniye zaman

kaybetmeden gitmeli ve Kürdistan'ın her karış toprağı Kobani

için ayağa kalkmalıdır. Kobani tüm dünyanın gözleri

önünde bir katliam tehlikesi altında iken bizim yerimizde oturmamız, uyumamız,

günlük yaşantımızı sürdürmemiz mümkün değildir. Tüm halkımızı yediden yetmişebulunduğu her yerde yaşamı IŞİD ve işbirlikçisi

AKP'ye dar etmeye ve serhildanı en üst düzeyde

genişleterek bu katliamcı çetelere karşı durmaya çağırıyoruz." denilmiştir.

13. 6/10/2014 tarihinde Halkların Demokratik Partisi (HDP)

Merkez Yürütme Kurulu (MYK) da aynı olaylara ilişkin bir toplantı yapmıştır.

Toplantı sırasında HDP'nin sosyal medya hesabından "HALKLARIMIZA ACİL ÇAĞRI! ŞUANDA

TOPLANTI HALİNDE OLAN HDP MYK’DAN HALKLARIMIZA ACİL ÇAĞRI! Kobané’de

durum son derece kritiktir. IŞİD (DAEŞ) saldırılarını ve AKP iktidarının Kobané’ye

ambargo tutumunu protesto etmek üzere halklarımızı sokağa çıkmaya ve sokağa

çıkmış olanlara destek vermeye çağırıyoruz", "Kobané’de yaşanan

katliam girişimine karşı 7 den 70 e bütün halklarımızı

sokağa, alan tutmaya ve harekete geçmeye çağırıyoruz" ve "Bundan böyle her yer Kobane'dir.

Kobane'deki kuşatma ve vahşi saldırganlık son bulana

kadar SÜRESİZ DİRENİŞE çağırıyoruz." şeklinde açıklama ve

çağrılar yapılmıştır.

14. Yukarıda belirtilen internet haber sitesinin 7/10/2014 tarihindeki

yayınında "KCK (PKK'nın üst

yapılanması) Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı:

DAİŞ vahşetine karşı milyonları sokağa çağırarak, 'Kuzey halkımız IŞİD

çetelerine, uzantılarına hiçbir yerde yaşam şansı tanımamalıdır.' dedi. KCK,

tüm sokakları Kobani sokaklarına dönüştürmeye

çağırdı. KCK Yürütme Konseyi Eş Başkanlığı yaptığı yazılı açıklamada; 'Çirkin

ve sinsi katliam' karşısında kürt halkından

mücadeleyi her yere, her zamana taşıyarak süreklileştirmesini isterken çetelere

ve uzantılarına hiçbir yerde yaşam şansı tanınma[ma]sı gerektiğini kaydetti. KCK, özellikle 'bu saatten

itibaren milyonlar sokaklara akmalı, sınır insan seline dönüşmelidir. Türk

Devletinin ve kanlı çete IŞİD'in ortaklığı sonucu

sınır hattı boşaltılarak Kobani direnişi desteksiz

bırakılmak istenmektedir. Halkımız bu çirkin ve sinsi katliam karşısında

başlattığı mücadeleyi her yere, her zamana taşıyarak süreklileştirmelidir.

Kuzey halkımız IŞİD çetelerine, uzantılarına ve destekçilerine hiçbir yerde

yaşam şansı tanımamalıdır. Tüm sokaklar Kobani

sokaklarına dönüştürülmeli, tarihin bu eşsiz direnişine denk bir direniş gücü

ve örgütlülüğü geliştirilmelidir. Bu saatten itibaren milyonlar sokaklara

akmalı, sınır insan seline dönüşmelidir. Her Kürt ve onurlu her insan, dostlar,

duyarlı kesimler bu andan itibaren eyleme geçmelidir. An direniş eylemini

geliştirme ve büyütme anıdır. Bu temelde tüm halkımızı, duyarlı kesimleri,

dostlarımızı Kobani direnişini sahiplenerek

yürütmeye, başta kürt gençleri olmak üzere tüm

gençlerin Kobani'de özgürlük saflarınakatılarak,

direnişi yükseltmeye çağırıyoruz'.[dedi]"

şeklinde açıklamalar yer almıştır.

15. Aynı sitenin 8/10/2014 tarihli yayınında ise "KCK: Milyonlar sokaklardan ve mücadele

alanlarından çekilmemeli" başlıklı açıklamaya yer verilmiştir.

Yazıda "Halkımız bulunduğu her yerde

direniş mücadelesini büyüterek süreklileştirmelidir. Halkımız haklı ve meşru

mücadelesini zafere kadar yüksek bir kararlılıkla sürdürmelidir. Milyonlar

sokaklardan ve mücadele alanından çekilmemelidir. Halkımız; mücadeleden atılacak

her geri adımın önümüzdeki günler, aylar ve zamanlarda daha büyük bedellere mal

olacağı bilinciyle hareket ederek, mücadelesini kesintisiz yükseltmelidir. Ve

kendi öz savunmasını güçlendirerek 'her yer Kobani,

her yer direniş-serhildan' anlayışı ile direnişini

zafere taşımalıdır." şeklinde ifadeler bulunmaktadır. Ayrıca

sitede yer alan "Komalen

Ciwan: Kürdistan'da devlet namına bir şey

kalmamalı" başlıklı yazıda "Kürt

gençlik hareketi Komalen Ciwan

devrim halk savaşını her alanda güçlü yürütme çağrısında bulunarak, Devletin

Kürdistan'da hiçbir meşruiyeti kalmamıştır, kalmamalıdır da,

yasaklarla Kürdistan'ı zindana çevirmeye çalışan kararlarına karşı Kürdistan'ı

onlar için zindana çevirmeli, mezar etmeli. Kürdistan'da devlet namına bir şey

kalmamalıdır."; "Kürdistan

Halk İnsiyatifi; sokağa çıkma yasağına uymayın" başlıklı

yazıda ise "Kürdistan Halk İnsiyatifi yayınladığı bir açıklamayla Kürt halkı ve

dostlarına Türkiye'nin Kuzey Kürdistan'da ilan ettiği sokağa çıkma yasağına

uymamaları ve Kobani'deki saldırılara karşı Rojava ile dayanışma eylemlerini ve serhildanlarını

sürdürmesini istedi." şeklinde açıklamalar yer almaktadır.

16. Bu çağrılar üzerine Suriye'deki çatışmalar dolayısıyla

tepkilerini dile getirdiğini ileri süren gruplar 6/10/2014 tarihinden itibaren

Türkiye'nin birçok yerinde günlerce devam eden ve kamuoyunda "6-7 Ekim

olayları" olarak adlandırılan şiddet eylemlerini gerçekleştirmiştir. Bu

eylemler sırasında ülkenin pek çok yerinde kamu binalarına, banka şubelerine,

işyerlerine, araçlara, güvenlik güçlerine ve sivillere taş, sopa, molotof kokteyli ve silahlarla saldırıda bulunulmuştur. Bu

sırada kamu makamlarınca güvenliğin sağlanması için birçok şehirde eğitime ara

verilmiş ve sokağa çıkma yasağı ilan edilmiştir.

17. Kamu makamlarının ve soruşturma mercilerinin tespitlerine

göre -aralarında İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Şanlıurfa, Van,

Erzurum, Diyarbakır ve Gaziantep gibi büyük kentlerin de olduğu- otuz altı ayrı

ilde gerçekleştirilen şiddet eylemleri sonucunda (2'si güvenlik görevlisi) 45

kişi hayatını kaybederken (331'i güvenlik görevlisi) 769 kişi yaralanmıştır.

Ayrıca çatışmalar sırasında 5 örgüt mensubunun hayatını kaybettiği, 3 örgüt

mensubunun ise yaralandığı belirtilmiştir. Öte yandan ülke genelinde

gerçekleştirilen 2.389 şiddet eylemine 121.899 kişinin katıldığı, olaylarda

(737'si güvenlik güçlerine ait olmak üzere) 1.881 aracın zarar gördüğü, (27'si

kaymakamlık, 52'si emniyet, 283'ü okul, 73'ü siyasi parti, 12'si belediye

binası olmak üzere) 2.558 binaya saldırıda bulunulduğu ve zarar verildiği

tespit edilmiştir. Olaylara ilişkin olarak 4.291 şüpheli gözaltına alınmış,

bunlardan 1.105'i hakkında tutuklama tedbiri uygulanmıştır.

2. Hendek Olayları

18. Türkiye, 2015 yılı Haziran ayından

itibaren yeniden yoğun bir şekilde terör saldırılarına maruz kalmıştır. Bu

kapsamda PKK tarafından Şırnak il merkezi ile Cizre, Silopi ve İdil

ilçelerinde, Hakkâri'nin Yüksekova ilçesinde, Diyarbakır'ın Silvan, Sur ve

Bağlar ilçelerinde, Mardin'in Dargeçit, Nusaybin ve Derik ilçelerinde, Muş'un

Varto ilçesinde cadde ve sokaklara hendekler kazılıp barikatlar kurularak ve bu

barikatlara bomba ve patlayıcılar yerleştirilerek teröristler tarafından bu

yerleşim yerlerinin bir kısmında "öz yönetim" adı altında hâkimiyet

sağlanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çok sayıda terörist, halkın bu yerlere

giriş ve çıkışını engellemek istemiştir. Güvenlik güçleri, hendeklerin

kapatılması ve barikatların kaldırılması suretiyle yaşamın normale dönmesini

sağlamak amacıyla operasyonlar yapmış ve teröristlerle çatışmaya girmiştir.

Aylarca devam eden bu operasyon ve çatışmalar sırasında yaklaşık 200 güvenlik

görevlisi hayatını kaybetmiş, tonlarca bomba ve patlayıcı imha edilmiştir.

B. Başvurucunun

Tutuklanmasına İlişkin Süreç

19. Başvurucu 7/6/2015 ve 1/11/2015 tarihlerinde yapılan

milletvekili seçimlerinde HDP Van milletvekili olarak seçilmiştir. Aynı zamanda

2014 yılından itibaren HDP'nin Eş Genel Başkanlığını

yürütmekte olan başvurucunun 21/2/2017 tarihinde, kesinleşmiş mahkûmiyeti

bulunması nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisince (TBMM) milletvekilliği

düşürülmüş ve akabinde Yargıtay Başsavcılığınca parti üyeliği düşürüldüğünden

partideki görevi sona ermiştir.

20. Milletvekili olarak görev yaptığı dönemde işlediği iddia

olunan bazı suçlara ilişkin olarak başvurucu hakkında farklı Cumhuriyet

başsavcılıklarınca soruşturmalar yürütülmüştür. Anayasa'nın 83. maddesinin

ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan

"Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili,

Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve

yargılanamaz." hükmü uyarınca yasama dokunulmazlığına sahip

olan başvurucunun dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle sekiz ayrı fezleke

düzenlenmiş ve TBMM'ye sunulmak üzere Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel

Müdürlüğüne gönderilmiştir.

21. Bu fezlekelerde başvurucuya isnat edilen suçlamalara ilişkin

olay ve olgular şöyle özetlenebilir:

i. Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) PKK terör örgütüne yönelik

gerçekleştirmiş olduğu hava operasyonlarını protesto etmek amacıyla

14-15/8/2015 tarihinde Almanya'nın Köln kentinde bir yürüyüş tertip edildiği,

bu yürüyüşe başvurucunun da katılarak bir Alman televizyonuna röportaj verdiği,

başvurucunun bu röportajda "...PKK bir

halk özgürlük hareketidir. Aynı zamanda demokrasi ve eşitlik mücadelesi veren

bir örgüttür. Bizler PKK'nın bu hedeflere ulaşma konusunda başvurduğu

yöntemleri onaylamıyoruz. Ancak şunu da kabul etmeliyiz ki uyguladığı program

terör değildir." şeklinde açıklama yaparak PKK terör örgütünün

propagandasını yaptığı ileri sürülmüştür.

ii. Başvurucu, Türkiye'nin birçok yerinde PKK tarafından

"öz yönetim" adı altında özerklik ilan edildiği ve hendek olaylarının

yaşandığı bir dönemde yaptığı bazı konuşmalar nedeniyle suçlanmıştır. Bu

kapsamda;

- Başvurucunun Demokratik Gençlik Dernekleri Federasyonu

(DEM-GENÇ) tarafından 13/12/2015 tarihinde Kayapınar

(Diyarbakır) Belediyesi kapalı spor salonunda gerçekleştirilen kongrede yaptığı

konuşmada "... Burası Amed [Diyarbakır] hem direnişin hem de zulmün başkenti. Halkımızın direnişinin geleceğe

duyduğu özlemin, hayallerinin başkenti olmuştur. Amed.

Nice büyük kavgalar verildi bu kentte, nice büyük direnişlere sahne oldu bu

sokaklar, bu caddeler, bu topraklar. Halkın hayallerine geleceğe duyduğu özleme

saldıranlar da oldu daima tarih boyunca. Ve bu kent tarih boyunca direndi.

Bugün yine bir tarihsel direniş daha yaşanıyor. Sur da kardeşlerimiz, analarımız, gençlerimiz kadınlarımız ve

halkımız tarihsel bir direnişe imza atıyor. Selam olsun bu tarihi kentin

surlarında direnenlere, selam olsun bu direniş kalesinin surlarını koruyanlara

ve sadece surda değil dört bir yanda bu zulüm iktidarına karşı savaştan ve

Ölümden başka hiçbir şey bilmeyen bu siyasi iktidara karşı halkımız direnme

hakkını kullanıyor ... Devrim şehitleri mücadelede yitirdiklerimiz bizim

rehberimiz olmaya devam edecek." şeklinde sözler söylediği

ileri sürülmüştür.

- Başvurucunun 13/12/2015 tarihinde Sur ilçesinde PKK/KCK

terör örgütüne yönelik yapılan operasyonları ve Sur ilçesinin bazı

mahallelerinde uygulanan sokağa çıkma yasaklarını protesto etmek amacıyla

gerçekleştirilen yürüyüş sonrasında yaptığı açıklamada "... Bugün Sur halkı bundan önce öz yönetim

talebini ilan eden bütün halklarımızın yaptığı gibi barışın ve yeni bir yaşamın

temeli olabilecek demokratik taleplerini ortaya koyuyor ... Bugün Sur için

seferber olma zamanıdır, tüm halkın Sur halkının yaşamına ve demokratik

taleplerine sahip çıkma zamanıdır ... Bu ateş İstanbul'u İzmir'i Ankara'yı

Manisa'yı Muğla'yı Denizli'yi Antalya'yı yakar ... Direngen Sur halkını

selamlıyorum ..." şeklinde sözler söylediği ileri sürülmüştür.

- 26-27/12/2015 tarihlerinde Diyarbakır'da Demokratik Toplum

Kongresi'nin (DTK) olağanüstü kongresi yapıldığı, kongrenin ilk gününde bir

deklarasyon hazırlandığı, bu deklarasyonda özetle demokratik özerkliğin ilanına

ve fiilî olarak işletilmesine yönelik sürecin başlatılacağı ifade edilmiştir.

Başvurucunun 27/12/2015 tarihinde burada yaptığı konuşmada "... Bugün bu deklarasyonda ifade edilen söz ve

talep uzun zaman süren mücadelemizin hem de bugün devam eden demokrasi

direnişin, özyönetim direnişinin talebidir. Bugün yaşanan direnişler nedensiz

değildir ..." şeklinde sözler söylediği ileri sürülmüştür.

- 31/12/2015 tarihinde Diyarbakır Sur ilçesinde hendek kazan

terör örgütü mensuplarına yönelik güvenlik güçlerinin yürütmüş olduğu

operasyonları protesto etmek amacıyla Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde

başvurucunun eş genel başkanı olduğu HDP tarafından protesto eylemi

gerçekleştirildiği, bu protesto eyleminin gerçekleşmesi için DTK, HDK, HDP,

DBT, KJA ve Amed Gençlik Örgütünün çağrılar yaptığı,

yine 29/12/2015 tarihinde PKK/KCK terör örgütüne müzahir bir internet sitesinde

"31 Aralık'ta Sur'a büyük yürüyüş var" çağrısı

yapıldığı, bu protesto eylemlerinde

"Her yer direniş, her yer suriçi",

"Faşist devlet kürdistanımdan defol",

"Kürdistan TC'ye mezar olacak", "Yaşasın Cizre direnişi" ve "PKK halktır, halk burada" şeklinde

sloganlar atıldığı, başvurucunun da bu eylemde yaptığı ve PKK terör örgütüyle

bağlantılı olduğu belirtilen bir televizyon kanalında canlı olarak yayımlanan

konuşmasında "... Bütün Türkiye

halklarını her yerde Diyarbakır'a ses vermeye, Şırnak'a, Mardin'e, Nusaybin'e,

Cizre'ye, Sur'a, Silopi'ye, Silvan'a ses vermeye

davet ediyoruz ... Halk sizin topyekün bu

saldırganlığınıza ve inkarcılığınıza karşı da direnmeyi bilir ... Tarihte her

zaman direnenler kazanır, her hak her mevzi mücadele vermeden elde edilmez ...

Halk demokrasi ve barışın direnişin saflarında bulunmalıdır ..." şeklinde

sözler söylediği ileri sürülmüştür.

- 6/1/2016 tarihinde Diyarbakır Demokratik Bölgeler Partisi

(DBP) Kayapınar ilçe binasında Silopi ilçesinde

PKK/KCK terör örgütüne yönelik operasyonlar sırasında hayatını kaybeden S.D.,

P.N. ve P.U. için anma programı yapıldığı, başvurucunun burada yaptığı ve PKK

terör örgütüyle bağlantılı olduğu belirtilen bir televizyon kanalında canlı

olarak yayımlanan konuşmasında "...

Arkadaşlar ben de S., P. ve F. yoldaşlarımızın şahıslarında öz yönetim

direnişinde şehit düşen yaşamını kaybeden bütün kadınların kadın direnişlerini

saygı ve minnetle selamlıyorum ... Öz yönetim direnişi yaşam için bir

direniştir ... Asla unutmayacağınız onların direndiği gibi direnmek onların

yaşadığı gibi yaşamak ve onların işaret ettiği yere yürümek de bizim onlar

ardından verdiğimiz sözümüzdür ..." şeklinde sözler söylediği

ileri sürülmüştür.

- 8/3/2016 tarihinde "8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar

Günü" adı altında Diyarbakır İstasyon Meydanı'nda düzenlenen halka açık

toplantıda ve PKK terör örgütüyle bağlantılı olduğu belirtilen bir televizyon

kanalında canlı olarak yayımlanan konuşmasında başvurucunun "... Baş eğmeyen kadının, teslim olmayan kadının

ve teslimiyete inat direnişin bayrağı meşale olan kadının, sembolü olarak

birleştiniz buluştunuz ve bugün bu meydandan direnişin şehrinden amedin Sur'un bağrından direnerek

özgürleşen, özgürleşerek güzelleşen tüm kadınları saygıyla coşkuyla

selamlıyoruz ... Kadınların yüreğinden, kadınların direnişinin tam orta

yerinden Sur'a selam olsun, Cizre'ye, Silopi,

Silvan'a, İdil'e ve baş eğmeyen özgürlük sevdalılarına selam olsun ... O yaşam

ve mücadele içerisinde kahramanca direnen o aydınlık yürekli, ak alınlı

şehitlerimize kadınlara verdiğimiz sözümüz var ... Ve evet bizler tarihi bugün

direnenler yazacak ..." şeklinde sözler söylediği ileri

sürülmüştür.

iii.Başvurucunun soruşturma mercilerince PKK/KCK

terör örgütünün tabana yayılması için oluşturulduğu iddia edilen ve DTK

tarafından organize edilen birçok etkinliğe katıldığı ve bu etkinliklerde -bir

kısmı yukarıda verilen- konuşmalar yaptığı ileri sürülmüştür.

iv.Başvurucunun ayrıca kamuoyunda "6-7 Ekim

olayları" olarak adlandırılan şiddet eylemlerini tahrik ve teşvik ettiği ileri sürülmüştür. Bu bağlamda Kobani'de PKK terör örgütünün Suriye'deki uzantısı olduğu

ifade edilen PYD/YPG ile DAEŞ arasındaki çatışmaların yoğunlaştığı dönemde

PKK'nın yayın organlarında yapılan açıklamalarla halkın ayaklanmaya çağrıldığı,

-başvurucunun da üyesi olduğu- HDP MYK adına sosyal medya üzerinden yapılan

açıklamayla da halkın sokağa ve direnişe davet edildiği, bu çağrılar üzerine

ülkenin birçok yerinde binlerce kişi tarafından gerçekleştirilen büyük şiddet

olaylarının yaşandığı belirtilmiştir (bkz. §§ 11-17). Bu kapsamda;

- 9/10/2014 tarihinde HDP Diyarbakır İl Başkanlığında partinin

Eş GenelBaşkanı Selahattin Demirtaş'ın basın

açıklaması yaptığı ve birçok televizyon kanalından canlı olarak yayımlanan

konuşmasında "... DAEŞ örgütünün Mürşitpınar sınır kapısına dayandığını öğrendiğimiz için

bahsi geçen çağrıları yaptık, insanlar sokağa çıktı hiçbir yerde şiddet

kullanılmadı, şiddet kullanılsın demedik, siyasi mücadele amaçlı çağrı yaptık

... şiddeti büyüten HDP nin çağrısı değil halkın

gösterileri değil tahrik edenleri bulmak hükümetin görevidir, şiddet eylemleri

olmamalı, kobané’yi sahiplenme eylemlerine müdahale

edilmemeli, kobané’yi sahiplenme eylemlerine müdahale

edilmemeli ... Provakatörler olayları kışkırttı ve

raydan çıkarttı, büst ve bayrak yakarak provakasyonu

arttırdılar ..." şeklinde açıklamada bulunduğu, bu sırada

başvurucunun da Selahattin Demirtaş'ın yanında bulunarak bu açıklamayı

sahiplendiği ileri sürülmüştür.

- 23/10/2015 tarihinde Özgür Gün TV isimli televizyon kanalında

"Özel Program" isimli programa katılan başvurucunun daha önce

söylediği belirtilen "sırtımızı YPJ'ye dayadık" söyleminin hatırlatılması

üzerine "... Tabii ki aynı noktadayım.

Sırtımı yanlış yere yaslamam yani ben çok doğru yere yasladım sırtımı ve ne

kadar sırtımızı doğru yere yasladığımızı gördük geçen tüm zaman ne kadar

doğrusu bir söz olduğunu söylediğimi kanıtladı ki sırtımızı PYD'ye,

YPG'ye, YPJ'ye yaslanmışız

..." şeklinde sözler söylediği ileri sürülmüştür.

22. 2014 yılının Ekim ayında yaşanan ve ülkenin büyük bir

bölümünü etkileyen şiddet olayları ve sonrasında 2015 yılının Haziran ayından itibaren ülkede yaşanan terör saldırılarının

artması dolayısıyla siyasi çevrelerde ve kamuoyunda milletvekillerinin

dokunulmazlıklarının kaldırılması hususunda yoğun tartışmalar yaşanmıştır.

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nda değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifi

12/4/2016 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulmuştur. Bu teklif o tarih itibarıyla

Bakanlıkta, Başbakanlıkta, TBMM Başkanlığında, Anayasa ve Adalet

Komisyonlarının üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan yasama

dokunulmazlığı dosyalarıyla ilgili olarak Anayasa ve TBMM İçtüzüğü'nde

öngörülen yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin usulün

uygulanmamasını ve bu dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili mercilere

iade edilmesini öngörmektedir.

23. TBMM Genel Kurulunda 20/5/2016 tarihinde kabul edilen 6718

sayılı Kanun'un 1. maddesiyle Anayasa'ya eklenen geçici 20. madde ile "Bu maddenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde

kabul edildiği tarihte; soruşturmaya veya soruşturma ya da kovuşturma izni

vermeye yetkili mercilerden, Cumhuriyet başsavcılıklarından ve mahkemelerden;

Adalet Bakanlığına, Başbakanlığa, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

veya Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon

Başkanlığına intikal etmiş yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin

dosyaları bulunan milletvekilleri hakkında, bu dosyalar bakımından, Anayasanın

83 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi hükmü uygulanmaz. Bu

maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren onbeş

gün içinde; Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon

Başkanlığında, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığında, Başbakanlıkta ve

Adalet Bakanlığında bulunan yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin

dosyalar, gereğinin yapılması amacıyla, yetkili merciine iade edilir." hükmü

getirilmiştir.

24. Anayasa değişikliği 8/6/2016 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Buna göre

anılan maddenin TBMM tarafından kabul edildiği 20/5/2016 tarihi itibarıyla

maddede sayılan mercilere intikal etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa'nın 83.

maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan yasama

dokunulmazlığına ilişkin hüküm uygulanmayacaktır. Ayrıca Anayasa değişikliğinin

yürürlüğe girdiği tarihten itibaren on beş gün içinde Anayasa ve Adalet

Komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyon Başkanlığında, TBMM

Başkanlığında, Başbakanlıkta ve Bakanlıkta bulunan yasama dokunulmazlığının

kaldırılmasına ilişkin dosyaların gereğinin yapılması amacıyla yetkili merciine

iade edileceği öngörülmüştür.

25. Böylece Bakanlık verilerine göre Adalet ve Kalkınma Partisi

(AK Parti) grubuna mensup 29 milletvekiline ait 50, Cumhuriyet Halk Partisi

(CHP) grubuna mensup 59 milletvekiline ait 215, Milliyetçi Hareket Partisi

(MHP) grubuna mensup 10 milletvekiline ait 23, HDP grubuna mensup 55

milletvekiline ait 518 ve 1 bağımsız milletvekiline ait 5 fezlekeyle ilgili

olarak yasama dokunulmazlığına ilişkin hükümler uygulanmamış ve bu dosyalar

gereği için ilgili mercilere iade edilmiştir.

26. Bu kapsamda başvurucu hakkındaki çok sayıda fezlekeye konu

olan soruşturma dosyaları da Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü

aracılığıyla 2016 yılının Haziran ayında gereğinin

takdir ve ifası için Ankara ve Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılıklarına gönderilmiştir.

27. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, uhdesinde bulunan başvurucu

hakkındaki soruşturma dosyalarını isnat edilen suçların Van Cumhuriyet

Başsavcılığının görevi kapsamında olduğu; Van Cumhuriyet Başsavcılığı ise

soruşturmanın Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının yetkisi kapsamında olduğu

gerekçeleriyle yetkisizlik kararı vererek Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına

göndermiştir. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, yetkisizlikle gelen ve/veya

uhdesinde bulunan soruşturma dosyalarının "[farklı] soruşturma dosyaları üzerinden yürütülen soruşturmaların

birlikte yürütülmesinde maddi gerçeğin ortaya çıkartılması bakımından hukuki

bir fayda olacağı" ve "suçun

vasfının tayini konusundatüm dosyaların birlikte

değerlendirilmesinin önem arz ettiği" gerekçesiyle

birleştirilmesine karar vermiştir.

28. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca başvurucu hakkındaki

fezlekelere konu tüm soruşturma dosyalarının "eylem bütünlüğü"

açısından -2016/25124 sayılı soruşturma dosyasında- birleştirilmesine karar

verilmiştir. Böylece başvurucu hakkında farklı Cumhuriyet Başsavcılıklarınca

(Ankara, Van ve Diyarbakır) düzenlenen fezlekelerde suça konu edilen fiillerin

birlikte değerlendirilmesi söz konusu olmuştur.

29. Diğer taraftan başvurucu, ifadesi alınmak üzere soruşturma

makamları (Ankara ve Diyarbakır) tarafından 6/9/2016 ve 6/10/2016 tarihlerinde

çağrı kâğıdı/talimat gönderilerek savcılıklara davet edilmiş ancak kendisi bu

çağrılara uymamıştır. Bu sürecin öncesinde dokunulmazlıklara ilişkin Kanun

teklifinin TBMM Başkanlığına sunulmasından sonra HDP Eş Genel Başkanı

Selahattin Demirtaş 19/4/2016 tarihinde TBMM'de yaptığı grup konuşmasında "Biz mahkemelerde süründürüleceğiz, yok öyle bir

şey. Şunu da net olarak söyleyeyim: Bu hafta öbür hafta dokunulmazlıklarımızı

kaldırabilirler. Fakat tek bir arkadaşım kendi ayağıyla ifade vermeye

gitmeyecek. Nasıl götürüyorlarsa kendileri bilirler. Bu iş öyle kolay

olmayacak. Zannediyorlar ki dokunulmazlığı kaldırırız, tereyağından kıl çeker

gibi bunları mahkemenin önüne atarız, yok öyle yağma" şeklinde

ifadeler kullanmıştır.

30. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucu hakkında

yürütülen soruşturma dosyasında kısıtlama kararı verilmesi talebiyle Diyarbakır

5. Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuştur. Anılan Hâkimlik 8/10/2016

tarihinde başvurucu hakkındaki soruşturma dosyasına ilişkin olarak "soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebileceği" gerekçesiyle 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralı fıkrasıuyarınca

müdafinin dosya içeriğini incelemesinin ve belgelerden örnek almasının

kısıtlanmasına karar verilmiştir. Başvurucu tarafından bu karara9/12/2016

tarihinde itiraz edilmiş, söz konusu itiraz Diyarbakır 1. Sulh Ceza

Hâkimliğince benzergerekçeyle reddedilmiştir.

31. Öte yandan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca 3/11/2016 tarihinde, başvurucunun "üzerine atılı suçların vasıf ve mahiyeti,

mevcut delil durumu değerlendirilerek" gözaltına alınmasına

karar verildiği belirtilerek "yakalanarak

gözaltına alınabilmesi amacıyla" evinde 4/11/2016 tarihinde

arama yapılması talebiyle Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda

bulunulmuştur. Hâkimliğin 3/11/2016 tarihli kararı ile başvurucunun "üzerine atılı suçlama nedeni ile kaçma ya da

delilleri yok etme riskinin yoğun bir şekilde bulunduğu, CMK [Ceza

Muhakemesi Kanunu] 118/2 maddede belirtilen

şartların oluştuğu" gerekçesiyle -başvurucunun yakalanarak

gözaltına alınabilmesi amacıyla- evinde arama yapılmasına izin verilmiştir.

32. Başvurucu, bu kapsamda 4/11/2016 tarihinde Ankara'da bulunan

evindeyakalanarak gözaltına alınmış ve sonrasında

hakkında soruşturma işlemlerinin yürütüldüğü Diyarbakır Emniyet Müdürlüğüne

getirilerek burada gözaltında tutulmuştur.

33. Başvurucu, aynı gün ifadesi alınmak üzere Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığında hazır edilmiştir. İfade alma işlemi sırasında

başvurucunun avukatları da hazır bulunmuştur. İfade tutanağında belirtildiğine

göre başvurucuya ifade alma işlemi öncesinde isnat edilen suçlamalar

açıklanmıştır. Başvurucu "... Ben halen

milletvekiliyim ve mecliste 3. büyük partinin eş genel başkanıyım. Yapılan bu

operasyonların hukuk çerçevesinde yapılmadığını, siyasi iktidarın bu

operasyonları ve gözaltıları kendi ikbali için hukuku

alet etmek suretiyle yaptırdığını, ayrıca hukuk ilkeleri çerçevesinde

işlemlerin sağlıklı bir şekilde yürüyeceğini düşünmüyorum. Yargı erki toplumda

denge unsurudur ve düzenleyici bir rolü vardır. Bu şekilde hareket eden yargı

toplumun dengelerinin ve dinamiklerinin bozulmasında rol almaktadır. Bu durum

son derece yanlıştır. Bizler seçilmiş halk temsilcileriyiz. Şahsınızı değil

bizi seçen seçmen kitlelerini temsil ederiz. Şu anda da yasamanın, meclisin

dokunulmazlığına sahip bir üyesi, milletvekili sıfatıyla karşınızdayım. Benim

temsil ettiğim kimliğe ve halkımın iradesine saygısızlık yapılmasına izin

vermem mümkün değildir. Ben adil ve tarafsız bir yargı huzurunda hesap

vermekten asla çekinmiyorum. Veremeyeceğim hiçbir hesabım da yoktur. Ülkemizde

yargının saygınlığı ayaklar altındayken, düğmesiz olan cübbelerini iliklemeye

çalışan böylesi bir siyasi yargılamanın öznesi olmayı da asla kabul

etmeyeceğim. Şahsınıza ve kişiliğinize yönelik hiçbir tereddütüm

ve saygısızlığım yoktur ancak şaibeler ile dolu bir siyasi geçmişe sahip olan

Erdoğan emretti diye başlatılan bu yargı tiyatrosunda figuran

olmayı kabul etmiyorum. Soracağınız hiçbir soruya cevap vermeyeceğim. Yapacağınız hiçbir yargılama faaliyetinin

adil olacağına inancım yoktur. Benim buraya getirilmem bile hukuk dışıdır.

Siyasetçilerin siyaset arenasındaki muhatapları siyasetçilerdir, yargı

mensupları değildir. Bu anlamda sizler evrensel ve demokratik hukuk ilkelerine

ve Türkiyenin imzalamış olduğu, aynı zamanda bir

Anayasa hükmü de olan uluslararası anlaşmalara bağlı olması gereken yargı

mensupları olarak siyasi oyunların ve tezgahların parçası olmayı

reddetmelisiniz. Bizler ülkemizde çoğulcu demokratik bir rejim inşa edilip,

barış ve huzur sağlanıncaya kadar siyasi mücadelemize kararlılıkla devam

edeceğiz. Toplumsal kutuplaşma ve kamplaşmaya karşı eşit ve birlikte yaşamın,

şiddete karşı demokratik siyasi mücadeleyi, tekçiliğe karşı çoğulculuğu,

faşizme karşı demokrasiyi, mezhepçi ırkçı politikalara karşı inanç ve vicdan

özgürlüğünün, ayrımcılığa ve nefret söylemine karşı eşitliği ve elbette kürt halkının halk olmaktan kaynaklı bütün haklarını, alevi

toplumunun eşit yurttaşlık talebini, dini azınlıkların inanç özgürlüklerini,

kadınların toplumsal sosyal siyasal ekonomik yaşama eşit katılımını, kapitalist

tahribata karşı çevre ve ekolojinin korunmasını, sermayenin kar hırsına karşı

emeğin, çalışanların haklarını savunmaya, korumaya devam edeceğiz. Parlamentoda

da olsak cezaevinde de olsak bu düşüncelerimizi savunmaktan ve bunlar uğruna

mücadele etmekten bizi alıkoyamayacaksınız. Başkanlık adı altında ülkemize ve

halkımıza dayatılan bu faşist düzenden kurtulacağımıza şüphemiz yoktur. Er ya

da geç demokrasi mücadelemiz kazanacaktır. Erdoğan şahsında köhnemiş bu rejim

değişecektir. Sizden hiçbir talebim ve beklentim yoktur. Siyasi faaliyetlerim

nedeniyle ancak beni seçen halkım sorgulayabilir. Hakkımda isnat edilen

suçlamalar ile ilgili olarak hiçbir soruya cevap vermeyeceğim. Bu aşamadan

sonra susma hakkımı kullanıyorum" şeklinde beyanda bulunmuş ve

kendisine isnat edilen suçlamalara ilişkin bir açıklama yapmamıştır.

Başvurucunun müdafilerinin ise yapılan işlemlerin hukuka aykırı olduğunu iddia

ederek müvekkillerinin serbest bırakılmasını talep ettikleri görülmüştür.

34. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı 4/11/2016 tarihinde "üzerine

atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı

cezanın üst haddi, adli kontrol hükümlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı"

gerekçesiyle başvurucuyu tutuklanması istemiyle Diyarbakır 2. Sulh Ceza

Hâkimliğine sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısında, başvurucuya isnat edilen

suçlamalara ilişkin ayrıntılı açıklamalara yer verilmiş; bu kapsamda "6-7

Ekim olayları"na, "hendek olayları"na, başvurucunun bazı konuşmalarına ve DTK

bünyesindeki faaliyetlerine değinildiği anlaşılmıştır.

35. Savcılığın talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Diyarbakır 2.

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuştur. Sorgu tutanağında,

başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı da belirtilmiştir. Bu

sırada da başvurucunun üç avukatı hazır bulunmuştur. Başvurucu, Hâkimlikteki

ifadesinde Savcılık aşamasında verdiği ifadesini tekrar ettiğini belirtmiş ve

devamında "O savunma Partimizin

hazırladığı ortak savunma metnidir. Hakimliğiniz huzurunda da aynı metni

vereceğim. Böyle bir yargılama ile karşılacağımızı

biliyorduk. Savcılık makamında verdiğim ifademde ben bugün burada bağımsız

yargının yapıldığını düşünmüyorum. Bugün çok açık siyasi bir yargı ile karşı

karşıyayız. Biz barış destekli bir parti olarak kalacağız. Biz bu ülkenin

gözümüzün önünde savaşa sürüklenmesine sessiz kalamayız. Bu ülkede siyaset sorunları

çözseydi. Sizlere hiçbir şekilde iş düşmezdi. Ben siyasetçiyim. Sözler söylerim

bu sözleri de savunurum. Bizler yargıya hesap vermekten çekinmiyoruz. Ama bu

yargılamaların hepsi merkezi iktidar tarafından tasarlanmıştır. Türkiye' yi düzenleyendüzenli bir sistem

yoktur. Siyasetçiler için söz söyleme ve yasama dokunulmazlığı dışında bütün

haklar kaldırılabilir. Ben daha önce de siyasetçilik yapmış bir insanım.

Hapishaneye de girmiş çıkmışlığım vardır. Bundan dolayı da korkum yoktur. Bizim

kendimizden sakınacağımız hiçbir şey yoktur. Şuan

yargılanması gerekenler bizler değiliz. O darbe girişiminin kimler tarafından

tezgahlandığını planlandığını isim isim biliyoruz.

Ama buna rağmen yargılanan bizleriz. Bizler tutuklanmadan önce bile sizin tarafınızdantutuklanacağımız biliniyor. Ben üzerime atılı

suçlamaları kabul etmiyorum. Ben şiddet içeren direnişleri övmüyorum. Bizim

partimizin programında şiddetin her türlüsüne karşıyız. Bizler Türkiye'de

şiddet ortamı, savaş ortamı kalksın diye uğraşıyoruz. Konulaşacak

çok şey var ama adil bir şekilde yargılama olmadığı için gereksiz görüyoruz.

Barış sevdalısı olduğumuz için insanlar bize oylarını verdiler. İktidara

demokrasi yaramamıştır. Anayasayı tanımıyorum diyenler bizler değiliz.

Başkanlık sevdasına düşenler bizler değiliz. Biz HDP olarak demokrasi ve

özgürlük mücadelesi veriyoruz. 2500'e yakın arkadaşımız tutuklu ya da

hükümlüdür. Bu uğurda şehit olan bir çok arkadaşımız

vardır. İsteğimiz Türkiye'deki bütün insanların huzur içinde yaşamasıdır. Tam

demokrasidir. Tutuklama talebinin reddini talep ediyorum"

şeklinde beyanda bulunmuştur.Başvurucunun

müdafileri de tutuklama işleminin hukuka aykırı olduğunu ve tutuklama

nedenlerinin bulunmadığını belirterekmüvekkillerinin

serbest bırakılmasını talep etmişlerdir.

36. Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin 4/11/2016 tarihli

kararı ile başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma ve halkı suç işlemeye

alenen tahrik etme suçlarından tutuklanmasına karar verilmiştir. Hâkimliğin

tutuklama kararında öncelikle "6718

sayılı Kanun'un 1. maddesiyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na eklenen geçici

20. madde uyarınca atılı suçlar yönünden yasama dokunulmazlığının bulunmadığı

ve bu nedenle soruşturma ve kovuşturma işlemi yapılabileceği"

değerlendirmesinde bulunduğu görülmüştür.

37. Anılan kararda, başvurucuya isnat edilen eylemlere ilişkin

olarak da bazı değerlendirmelere yer verilmiştir. Bunlar şöyle özetlenebilir:

i. HDP'nin sosyal medya hesabından Kobani'de yaşanan olaylar nedeniyle halkın sokağa çıkması

yönünde çağrılar yapıldığı, bu açıklamaların HDP MYK toplantısından sonra

toplantının sonucu olarak basında yapılan bir çağrı olduğu, başvurucunun da eş

genel başkanı ve HDP MYK üyesi olduğu, bu çağrı sonrasında sokağa çıkan terör

örgütü sempatizanları tarafından gerçekleştirilen olaylarda ölenlerin olduğu,

kamu binalarına, güvenlik güçlerine ve vatandaşların işyerlerine saldırılar

düzenlendiği, işyerlerinin ve bankaların yağmalandığı, kamu güvenliğinin tesis

edilmesinin uzun bir süre aldığı, böylece başvurucunun da içinde bulunduğu kişilerce

halkın suç işlemeye alenen tahrik edildiği belirtilmiştir.

ii. Başvurucunun değişik tarihlerdeki miting, toplantı, gösteri,

televizyon programları ve DTK kongresinde yaptığı konuşmalarda;özellikle

de Sur, Cizre, Nusaybin, Silopi ve diğer bazı yerlerde sözde demokratik

özerklik gerekçesi ile hendek kazarak terör eylemleri gerçekleştiren PKK terör

örgütü mensuplarının eylemlerini destekleyici, meşrulaştırıcı, övücü ve

yüceltici şekilde beyan ve açıklamalarda bulunduğu, bu yerlerdeyapılan

terör eylemlerinin haksızlığa karşı yapıldığını iddia ederek gerekirse

eylemlerin Türkiye'nin her tarafına yayılabileceğini söylediği, çatışmalarda

ölen terör örgütü mensuplarını "şehitlerimiz" diyerek tanımladığı,

bazı terör örgütleri ile işbirliği ve dayanışma içinde olduklarını dolaylı

olarak beyan etttiği, PKK terör örgütünün uyguladığı

programın terör olmadığını söylediği ve PKK/KCK terör örgütünün ilan ettiği

demokratik özerklik açıklamalarını destekleyici beyanda bulunduğu, böylece

silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin

bulunduğu ifade edilmiştir.

38. Kararın tutuklama koşullarına ilişkin bölümü ise şöyledir:

"Şüphelinin üzerine atılı suçların vasıf

ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suçlara ilişkin yasadayazılı

cezaların üst hadleri dikkate alındığında CMK'nın

100/1.maddesinde öngörülen kuvvetli suç şüphesini gösterir somut delillerin

mevcut olması, müsnet suçun CMK'nın

100/3-a maddesinde sayılan katalog suçlardan olması, müsnet

suçlar için kanunda öngörülen cezanın alt ve üst sınırları, verilmesi beklenen

cezaya göre tutuklama tedbirinin ölçülü olması bu nedenlerle adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı anlaşıldığından tutuklanmasına ... [karar

verildi.]"

39. Başvurucu 9/11/2016 tarihinde tutuklama kararına itiraz

etmiştir. Diyarbakır 4. Sulh Ceza Hâkimliği 11/11/2016 tarihinde itirazın kesin

olarak reddine karar vermiştir.

40. Anılan karar 16/11/2016 tarihinde başvurucu tarafından

öğrenilmiştir.

41. Başvurucu 17/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

42. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 15/1/2017 tarihli

iddianamesi ile başvurucunun silahlı terör örgütü kurma veya yönetme, terör

örgütü propagandası yapma,halkı

kin ve düşmanlığa alenen tahrik etme, suç işlemeye alenen tahrik etme, kanuna

aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden

dağılmama, halkı kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne kışkırtma suçlarından cezalandırılması istemiyle

aynı yer Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

43. İddianamede, başvurucu hakkında daha önce düzenlenen sekiz

ayrı fezlekedeki olaylar (bkz. § 21) suçlamaya konu edilmiştir. Savcılık, suçlamaya konu olaylarla ilgili

dosyaların "eylem bütünlüğü açısından birleştirildiğini ve bir bütün

olarak suç nitelendirilmesi yapılması yoluna gidildiğini" belirttikten

sonra başvurucuya yöneltilen eylemlere ilişkin hukuki değerlendirmelerini

ortaya koymuştur. Bu değerlendirmeler özetle şöyledir:

"...

Katıldığı televizyon programında, Demokratik Toplum Kongresi Olağanüstü

Genel Kurul Toplantısında, yaptığı konuşmalarda kazılan hendeklerin

kapatılması, barikatların kaldırılması, bombalı/mayınlı tuzaklamaların imha

edilerek sokakların ve mahallelerin güvenli hale getirilmesi yönünde operasyonel çalışma yapan güvenlik güçlerini ve Türkiye

Cumhuriyeti Devletini İŞGALCİ olarak nitelendirerek, bu eylemleri

gerçekleştiren terör örgütü mensuplarının taleplerinin kendi talepleri olduğunu

ve onların sözcüleri olduklarını beyan ederek halkı direnişe çağırmaları yönündeki

eylemlerinin halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama suçunu oluşturduğu

anlaşılmıştır.

...

Şüphelinin terör örgütü propagandası yapmak suçunu işlediğini gösterir

yeterli delilin mevcut olduğu, .. üzerine

atılı suçun yasal unsurlarının oluştuğu,

...

Siyasi faaliyet görünümü altında gerçekleştirdiği ...anlatılan

eylemlerinin salt siyasi faaliyet kapsamında görülemeyeceği, eylemlerin bir

bütün halinde silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil terör örgütü

üyesi olma suçunu oluşturduğu,

...

Şüphelinin ... PKK/KCK üst düzey

yöneticilerinin talimatları doğrultusunda hareket eden örgüt mensuplarına

yönelik güvenlik güçlerince yapılan operasyonları katliam, örgüt mensuplarınca

kazılan hendekleri özgürlük mücadelesi ve direniş olarak nitelendirdiği,

vatandaşları bu hususta örgüt mensuplarına destek olmaya ve direnmeye

çağırdığı, ölen örgüt mensuplarından şehit diye bahsettiği, PKK/KCK terör

örgütü elebaşısı Abdullah ÖCALAN'ı

Kürt halk önderi olarak kabul ettiği, yine terör örgütü mensuplarının devletin

güvenlik güçleri ile girdikleri silahlı çatışmaları haklı gösterdiği, bu

nedenle de konuşma; içeriği itibariyle bir bütün halinde terör yöntemlerini

kullanmaya özendirici ve terörizmi yüceltici nitelikte olduğu, bu şekilde

şüphelinin terör örgütü propagandası yapma suçunu işlediği,

...

Bir siyasi partinin eş genel başkanı olan

şüphelinin örgütçe önem atfedilen ve çağrı yapılan 31/12/2015 tarihli etkinliğe

katılması yine örgüt çağrısı üzerine yapılan ve örgütçe atfedilen benzer

etkinliklere de katılması bu etkinliklerde yapmış olduğu konuşmalar ve halkı

direnişe davet etmesi şüpheli hakkında daha önce düzenlenen fezleke içerikleri

bir arada değerlendirildiğinde şüphelinin eylemlerinin bir bütün halinde

silahlı terör örgütünün hiyerarşik yapısına dahil üyesi olma suçunu da

oluşturduğu,

...

Şüpheli ...fezlekelerde yer alan konuşma ve

eylemlerinde özetle; terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren

yöntemlerini meşru gösterecek veya övecek ya da teşvik edecek şekilde

konuşmalar yapmıştır. Yani terör, cebir, şiddet veya tehdit olgusunu meşru

göstermiştir ...

...

HDP Merkez Yürütme Kurulu tarafından

06/10/2014 tarihinde ... sosyal paylaşım sitesi üzerinden yayınlanan ...

açıklama ile halk sokaklara çıkmaya davet edilmiş, bu açıklama ayrıca yazılı ve

görsel yayın organlarına da gönderilerek alenileştirilmiştir. HDP Eş Başkanları

ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyeleri dahil tüm yöneticileri, IŞİD'in Kobaniye saldırılarını

bahane ederek halkı silahlı isyana tahrik ve teşvik etmiştir.

...

Şüpheli hakkında düzenlenen bazı fezlekelerde

her ne kadar nitelendirme "terör örgütü üyesi olmak", "örgüte

üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek", "örgüte yardım"

şeklinde yapılmış ise de; şüphelinin örgüt yöneticisi

konumunda bulunduğu bu nedenle ilgili fezlekelerde atılı suçların örgüt

yöneticiliği suçunun içerisinde [kaldığı anlaşılmaktadır].

44. Başvurucu hakkındaki dava Diyarbakır 8. Ağır Ceza

Mahkemesine tevzi edilmiş,1/2/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

verilmiş ve E.2017/102 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

45. Aynı tarihte yapılan inceleme sonucunda Mahkeme, başvurucuya

yüklenen örgüt yöneticiliği

suçunun Ankara'da işlendiği gerekçesi ile davanın

Ankara Ağır Ceza Mahkemesinde görülmesi gerektiğinden bahisle yetkisizlikkararı vermiştir.

46. Yetkisizlik kararı ile Ankara 16. Ağır Ceza Mahkemesine

tevzi edilen dosya hakkında Mahkeme, yetkili mahkemeninDiyarbakır

Ağır Ceza Mahkemesi olduğu gerekçesi ile karşı yetkisizlik kararı vererek yetki

uyaşmazlığının giderilmesi için dava dosyasını

Yargıtay 5. Ceza Dairesine göndermiştir.

47. Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 11/4/2017 tarihli ilamıyla ile

yetkili mahkemenin Ankara Ağır Ceza Mahkemesi olduğuna kesin olarak karar verilmiştir.

Bu karar sonrasında dava dosyası yeniden Ankara 16. Ağır Ağır Ceza Mahkemesine

gelmiş, dosyanın E.2017/159 sayılı sırasına kaydı yapılmış vebu

dosya üzerinden yargılamaya devam edilmiştir.

48. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir ve başvurucunun tutukluluk durumu devam

etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

49. İlgili ulusal ve uluslararası hukuk için bkz. Gülser Yıldırım (2),

§§ 64-89.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

50. Mahkemenin 4/4/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Yakalama ve Gözaltına

Almanın Hukuka Aykırı Olduğu İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

51. Başvurucu, milletvekili oluşu ve dokunulmazlığının devam

ettiği hususları dikkate alınmaksızın hakkında yakalama ve gözaltı

tedbirlerinin uygulandığını ve bu tedbirlerin ölçülü olmadığını belirterek

Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

52. Bakanlık görüşünde; 5271 sayılı Kanun'da gözaltı kararına

karşı itiraz hakkının düzenlenmiş olduğu, ayrıca anılan Kanun gereğince

tazminat yoluna da başvurulabileceği fakat bu usule ilişkin yollara

başvurulmadan bireysel başvuru yapıldığı ifade edilmiştir.

53. Başvurucu; Bakanlık görüşüne karşı beyanında, yakalama ve

gözaltına alma tedbirlerinin hukuka aykırı olarak uygulandığına ilişkin

beyanını tekrar etmiş ve Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinde 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesine göre dava açtığını belirtmiştir.

b. Değerlendirme

54. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması

şarttır."

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

56. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi

hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir kanun yoludur (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, §§ 16, 17).

57. Ancak tüketilmesi gereken başvuru yollarının ulaşılabilir

olmaları yanında, telafi kabiliyetini haiz ve tüketildiklerinde başvurucunun

şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanımaları gerekir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli olmayıp uygulamada da

etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından etkili olmadıklarının

kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan Aras,

B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

58. 5271 sayılı Kanun'un tazminat isteminin düzenlendiği 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrasında yer alan; kanunlarda belirtilen koşullar

dışında yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilenler ile

kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde makul sürede yargılama mercii huzuruna

çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında hüküm verilmeyen kişilerin maddi ve manevi

her türlü zararlarını devletten isteyebileceklerine ilişkin hükümlerin bu

hususta bir başvuru mekanizması öngördüğü açıktır. Bununla birlikte aynı

Kanun'un tazminat isteminin koşullarının düzenlendiği 142. maddesinin (1)

numaralı fıkrasında, karar veya hükümlerin kesinleştiğinin ilgilisine

tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabileceği belirtilmektedir (Zeki

Orman, B. No: 2014/8797, 11/1/2017, § 27).

59. Anayasa Mahkemesi, Kanun'da öngörülen gözaltı süresinin

aşıldığı veya yakalama ve gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu iddialarına

ilişkin olarak bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla asıl dava

sonuçlanmamış da olsa (ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf yaparak) 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır (Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No:

2014/14061, 8/4/2015, §§ 64-72; Hidayet

Karaca [GK], B. No: 2015/144, 14/7/2015, §§ 53-64; Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 141-150; İbrahim

Sönmez ve Nazmiye Kaya, B. No: 2013/3193, 15/10/2015, §§ 34-47).

60. Bir suç isnadıyla gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan

kişinin gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı bireysel

başvuruda ihlal sonucuna varılmasının -özgürlükten mahrum kalmanın sona ermesi

bağlamında- başvurucunun kişisel durumuna bir etkisinin olması mümkün

görünmemektedir. Zira gözaltına alma kararı hukuka aykırı da olsa kişi, hâkim

tarafından tutuklandığından gözaltı kararının hukuka aykırı olduğu yönündeki

bir tespit ve ihlal kararı "tutuklu" kişinin serbest kalmasına tek

başına imkân vermeyecektir. Dolayısıyla bireysel başvuru kapsamında verilecek

muhtemel bir ihlal kararı, ancak (talep etmesi hâlinde) başvurucu lehine

tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir (Günay Dağ ve diğerleri, § 147; İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya, § 44).

61. Somut olayda başvurucu hakkında verilen gözaltı kararının

hukuka uygun olup olmadığı 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında

açılacak davada incelenebilir. Nitekim Yargıtay uygulaması (bkz. Yargıtay 12.

Ceza Dairesinin 1/10/2012 tarihli ve E.2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararı)

da bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın esasının sonuçlanmasına gerek

olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak dava yoluyla gözaltı

kararının hukuka aykırı olduğu tespit edildiğinde başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir.

62. Bu kapsamda başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında

hukuka aykırı olarak yakalandığı ve gözaltına alındığı iddiasıyla tazminat

davası açtığını ve bu davanın Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinde E.2017/584 no.lu

dosyada görülmeye devam ettiğini belirtmiştir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un

141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucunun durumuna uygun telafi

kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan başvuru yolu

tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun

"ikincillik niteliği" ile bağdaşmadığı sonucuna varılmıştır.

63. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun hukuka aykırı olarak

yakalandığı ve gözaltına alındığı iddiasıyla ilgili olarak yargısal başvuru

yolları tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

64. Başvurucu, Anayasa ile öngörülen usulün dışında

dokunulmazlığı kaldırılarak tutuklandığını, ayrıca isnat edilen eylemlerin

ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ve siyasi

faaliyette bulunma hakkı kapsamında olduğu gerekçeleriyle tutuklanmasının

hukuki olmadığını, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

65. Başvurucuya göre soruşturmaya ve isnada konu suçların

tamamı; değişik tarihlerde milletvekili ve bir siyasi parti eş genel başkanı

sıfatıyla katıldığı miting, basın açıklaması ve konferanslar gibi etkinliklerde

yaptığı konuşmalardır. Bu faaliyetler ifade özgürlüğü kapsamında

değerlendirilmesi gerekirken suça konu edilmiştir.

66. Başvurucu, tutuklama kararının hukuka aykırı olarak

verildiğini, tutuklama ve tutukluluğa itirazın reddi kararlarının somut ve

hukuki gerekçeden yoksun olduğunu ve kuvvetli suç şüphesini ortaya koyan bir

delilin bulunmadığını iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca milletvekili ve bir

siyasi partinin eş genel başkanı olması nedeniyle adli kontrol hükümlerinin

uygulanması yerine ölçülük ilkesinin ihlal edilerek

hakkında tutuklama kararı verildiğini, suça konu edilen açıklamaların birkaç

yıl öncesine dayandığını, tüm delillerin toplandığını vekaçma

şüphesini gösteren somut bir olgunun bulunmadığını belirtmiştir.

67. Tutuklama dolayısıyla milletvekili olarak siyasi

faaliyetlerini yerine getiremediğine değinen başvurucu ayrıca Hükûmete ve onun

uygulamalarına yönelik muhalefetini yükselttiği ve insan haklarına yönelik

ihlallerin en sert şekilde yaşandığı bir dönemde tutuklandığını belirterek

tutuklama kararının HDP mensubu bir milletvekili olarak siyasi faaliyetlerini

engelleme ve bu faaliyetleri nedeniyle kendisini cezalandırma amacını

taşıdığını ileri sürmüştür. Son dönemde Kürt siyasetçilerin ve muhalefet odağındaki

herkesin yargı ve Hükûmet tarafından hedef alındığını ve onlarcasının gözaltına

alınıp tutuklandığını, böylelikle muhalefetin susturulmasının hatta muhalif

milletvekillerinin siyaset yapmasının imkânsız hâle gelmesinin hedeflendiğini

söyleyen başvurucuya göre hakkındaki tutuklama tedbiri, Anayasa'da öngörülenin

dışında siyasi saiklerle uygulanmıştır.

68. Sonuç olarak başvurucu, Anayasa'nın 19. ve 36. maddelerinde

ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 5. maddesinin (1) ve (3)

numaralı fıkraları ile 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında belirtilen kişi

hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüş ve tahliye talebinde bulunmuştur.

69. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesinin (AİHM) tutukluluğa ilişkin benzer kararları hatırlatılarak

Sulh CezaHâkimliğinin karar verirken

bireyselleştirmede bulunduğu, suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi için

inandırıcı delilleri ortaya koyduğu, tutuklama nedenlerini açıkladığı ve somut

delillerle ilişkilendirmede bulunduğu ve tutuklamanın ölçülülüğü konusunda da

bir değerlendirme yaptığı belirtilmiştir.

70. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında, tutuklama

kararında belirtilen konuşmaların TBMM'de yapılan grup toplantıları ve benzeri

yasama faaliyetlerinde ifade edildiği, bu açıklamaların ifade özgürlüğü ile

toplantı ve siyasi faaliyet hakkı kapsamında kalan konuşmalardan ibaret olduğu,

kaçma şüphesinin bulunmadığı ve tutuklama kararının gerekçeden yoksun olduğu

dikkate alındığında Bakanlık görüşünün kabul edilemeyeceğini ifade etmiştir.

b. Değerlendirme

71. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

72. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

73. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

74. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§ 110-124.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

75. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, sekiz ayrı

fezlekeye konu olan eylemler (bkz. §21) nedeniyle PKK silahlı terör örgütüne

üye olma ve halkı suç işlemeye alenen tahrik etme suçlarından 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır.

76. Diğer taraftan başvurucu, Anayasa ile öngörülenin dışında

bir usulle dokunulmazlığının kaldırıldığını, bu nedenle yasama

dokunulmazlığından yararlandırılması gerektiğini ve hakkında tutuklama tedbiri

uygulanamayacağını iddia etmektedir.

77. Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının birinci

cümlesinde, seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir

milletvekilinin "Meclisin kararı

olmadıkça" tutulamayacağı, sorguya çekilemeyeceği, tutuklanamayacağı

ve yargılanamayacağı belirtilmiştir.

78. Bununla birlikte 6718 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle

Anayasa'ya eklenen geçici 20. maddeyle, bu maddenin TBMM'ce kabul edildiği

20/5/2016 tarihi itibarıyla Bakanlığa, Başbakanlığa, TBMM Başkanlığına veya -Anayasa

ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu- Karma Komisyon Başkanlığına intikal

etmiş olan dosyalar hakkında Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci fıkrasının

birinci cümlesinde yer alan yasama dokunulmazlığına ilişkin hükmün

uygulanmayacağı düzenlenmiştir (bkz. §§ 23, 24).

79. Başvurucunun da aralarında bulunduğu 70 milletvekili

tarafından "dokunulmazlıkların kaldırılmasına dair TBMM kararı niteliğinde

olduğu" ileri sürülerek anılan düzenlemenin iptali istemiyle Anayasa

Mahkemesine başvurulmuştur. Anayasa Mahkemesi, bu düzenlemenin Anayasa'nın 85.

maddesi kapsamında yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin bir karar

olmadığı, Anayasa değişikliği niteliğinde olduğu sonucuna ulaşmış; Anayasa

değişikliklerinin iptali istemine dair usule uyulmadığından talebin reddine

karar vermiştir (AYM, E.2016/54, K.2016/117, 3/6/2016, §§ 4-15).

80. Anayasa Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararı dikkate

alındığında somut olayda başvurucunun yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına

dair bir karar alınmadığı, yapılan Anayasa değişikliği ile belirli aşamalardaki

dosyalarla ilgili olarak yasama dokunulmazlığı yönünden bir istisna getirildiği

anlaşılmaktadır. Başvurucunun hakkındaki tutuklama kararına konu suçların bu

istisna kapsamında olmadığı yönünde bir iddiası bulunmamaktadır.

81. Nitekim Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğince de başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken 6718 sayılı Kanun'un 1. maddesiyle Türkiye

Cumhuriyeti Anayasası'na eklenen geçici 20. madde uyarınca atılı suçlar

yönünden yasama dokunulmazlığının bulunmadığı ve bu nedenle soruşturma ve

kovuşturma işlemi yapılabileceği değerlendirmesinde bulunulmuştur (bkz. § 36).

82. Dolayısıyla somut olayda başvurucunun yasama

dokunulmazlığından yararlanması nedeniyle tutuklanamayacağı söylenemez. Bu

yönüyle başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır (Aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Selahattin Demirtaş [GK], B. No: 2016/25189, 21/12/2017, §

143).

83. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

84. Başvurucunun tutuklanmasına karar veren Diyarbakır 2. Sulh

Ceza Hâkimliği "6-7 Ekim olayları", "hendek olayları",

başvurucunun bazı konuşmaları ve DTK bünyesindeki faaliyetlerine değinerekPKK silahlı terör örgütünün üyesi olma ve halkı

suç işlemeye alenen tahrik etme suçları yönünden kuvvetli suç şüphesinin

bulunduğu sonucuna varmıştır (bkz.

§ 37).

85. Suriye'de yaşanan iç savaş sırasında Kobani'de

-PKK'nın Suriye kolu olduğu kabul edilen- PYD ile DAEŞ arasında çıkan

çatışmaların yoğunlaştığı dönemde soruşturma mercilerinin tespitlerine göre ilk

olarak PKK'nın üst düzey yöneticilerinden birinin sosyal medya hesabından

5/10/2014 tarihinde yapılan açıklamada halk sokağa çıkmaya ve şehirleri işgal

etmeye çağrılmıştır. Bu açıklamanın ertesi günü HDP'nin

sosyal medya hesabından yapılan duyuruda başvurucunun da üyesi olduğu HDP

MYK'nın Kobani olaylarına ilişkin gündemle toplandığı

belirtilerek MYK adına bir açıklamaya yer verilmiştir. Bu açıklamadada

halk acil olarak sokağa çıkmaya, sokağa çıkmış olanlara destek vermeye, alan

tutmaya ve harekete geçmeye çağrılmıştır. Açıklamada ayrıca "Bundan böyle her yer Kobane'dir.

Kobane'deki kuşatma ve vahşi saldırganlık son bulana

kadar SÜRESİZ DİRENİŞE çağırıyoruz." denilmiştir. Söz konusu

açıklamanın yapıldığı gün ve sonrasındaki günlerde PKK güdümünde yayın yaptığı

belirtilen bir internet sitesinde yer alan duyuru ve haberlerde halk

ayaklanmaya çağrılmış, tüm sokakların çatışma alanına dönüştürülmesi

istenmiştir. Bu çağrılar üzerine 6/10/2014 tarihinde başlayıp günlerce devam

eden, ülkenin pek çok yerineyayılan, on binlerce

kişinin katıldığı, çok sayıda kişinin hayatını kaybettiği ve yaralandığı,

kamunun ve çok sayıda kişinin malına zarar verildiği büyük şiddet olayları

yaşanmıştır (bkz. §§ 16, 17).

86. Başvurucunun da hazır bulunduğu sırada partinin eş genel

başkanlığını birlikte yürüttüğü Selahattin Demirtaş, HDP MYK tarafından yapılan

çağrıyı (PKK'nın Suriye'deki uzantısı olduğu kabul edilen PYD/YPG ile DAEŞ

arasında Suriye'nin Kobani kentinde yaşanan

çatışmalar bağlamında) DAEŞ'in Türkiye sınırına kadar

ilerlediğini öğrendiği için yaptıklarını, çağrının şiddete yönelik olmadığını,

gösterilerin provokatörlerin kışkırtması sonucunda rayından çıktığını ve şiddet

olaylarının yaşandığını, çağrının hâlen arkasında olduklarınıbasın

yayın organlarına verdiği demeçte ifade etmiştir (Selahattin Demirtaş, § 37).

87. HDP'nin sosyal medya hesabından

halkın sokağa çıkması ve direnişe katılması yönünde MYK adına çağrı yapıldığı

ve bu sırada başvurucunun partinin eş genel başkanı ve MYK üyesi olduğu

hususlarında kuşku bulunmamaktadır. Başvurucu, söz konusu çağrının iradesi

dışında yapıldığını iddia etmemiş; aksine çağrıyı sahiplenecek şekilde beyanda

bulunmuştur. Başvurucu ayrıca basın yayın organlarından birine verdiği demeçte

PKK'nın Suriye'deki uzantısı olduğu kabul edilen PYD/YPG'yi

kendileri için bir destek olarak gördüklerini beyan etmiştir (bkz. § 21).

88. HDP MYK adına yapılan çağrı, Suriye'de yaşanan iç savaşın

Türkiye'nin ulusal güvenliği üzerinde tehdit oluşturacak boyuta geldiği bir

dönemde ve -PKK'nın Suriye'deki uzantısı olan- PYD ile DAEŞ arasında Kobani'de çıkan çatışmalar üzerine yapılmıştır. Ayrıca bu

çağrının çatışmaların tarafı olan PKK terör örgütünün liderlerinden birinin Kobani'de yaşanan olayları bahane ederek Türkiye'deki

"metropolleri işgal etmeye" yönelik çağrısının hemen ertesi gününde

yapıldığı vurgulanmalıdır. Söz konusu çağrının yapıldığı günde PKK güdümünde

yayın yaptığı belirtilen bir internet haber sitesinde yer alan duyuruda da

ayrımcı ifadeler kullanılarak ve bir siyasi parti hedef gösterilerek

"yaşam şansı tanımama" ifadesine yer verilmek suretiyle ayaklanmanın

en üst düzeyde genişletilmesi çağrısında bulunulmuştur (Selahattin Demirtaş, § 27).

89. Başvurucu; Suriye'de yaşanan iç savaşın Türkiye'nin ulusal

güvenliği üzerinde tehdit oluşturduğunu, özellikle Kobani'de

-iki terör örgütü arasında- yaşanan çatışmalar gerekçe gösterilerek bu

örgütlerden biri adına yapılan ayaklanma çağrısının Türkiye'de yaygın şiddet

eylemlerine neden olabileceğini ve kamu düzenini bozabileceğini konumu

itibarıyla öngörebilecek durumdadır. Ayrıca söz konusu çağrı, HDP'nin kurumsal sosyal medya hesabından partinin yürütme

organı olan MYK adına yapılmış olup bu nitelikteki bir çağrının bölgedeki kitle

üzerinde ciddi ölçüde etkili olacağı yadsınamaz. Nitekim şiddet eylemleri, bu

çağrıların yapıldığı gün başlamış ve giderek yaygınlaşmış, çok sayıda kişinin

hayatını kaybetmesi ve yaralanmasıyla sonuçlanacak şekilde ağırlaşmış, kamu

düzeni bozulmuştur. Dolayısıyla soruşturma makamlarının HDP MYK adına yapılan

çağrı ile PKK tarafından yapılan çağrılar arasında, yine bu çağrılar ile söz

konusu şiddet olayları arasında illiyet bağı kurmasının olgusal ve hukuki

temellerinin olduğu söylenebilir.

90. Öte yandan kamuoyunda "hendek olayları" olarak

bilinen terör olaylarının yaşandığı dönemde PKK, aralarında Sur'un

da bulunduğu -PKK Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki- bazı yerleşim

yerlerinde cadde ve sokaklara hendekler kazıp barikatlar kurmak, bu barikatlara

bomba ve patlayıcılar yerleştirmek suretiyle şehirlerin bir kısmında hâkimiyet

kurmaya çalışmıştır. Güvenlik görevlileri bu hendeklerin kapatılması ve

barikatların kaldırılması, böylelikle yaşamın normale dönmesini sağlamak

amacıyla operasyonlar yapmıştır. Bu kapsamda Sur, Cizre, Silopi, Silvan ve İdil'dede operasyonlar gerçekleştirilmiş, bu operasyonlarda

çok sayıda ağır silah ve patlayıcı madde ele geçirilmiş, hendekler kapatılmış,

barikatlar kaldırılmış ve ayrıca çok sayıda terörist etkisiz hâle getirilmiştir

(bkz. § 18).

91. Soruşturma mercilerinin yaptığı tespitlere göre başvurucunun

bu olayların yaşandığı dönemdeDiyarbakır'da DEM-GEÇ'in kongresinde yaptığı konuşmada "... Bugün yine bir tarihsel direniş daha

yaşanıyor. Sur'da kardeşlerimiz, analarımız,

gençlerimiz kadınlarımız ve halkımız tarihsel bir direnişe imza atıyor. Selam

olsun bu tarihi kentin surlarında direnenlere ... Devrim şehitleri mücadelede

yitirdiklerimiz bizim rehberimiz olmaya devam edecek ...", Diyarbakır

İstasyon Meydanı'nda yaptığı konuşmada

"Sur'a selam olsun, Cizreye

Silopi Silvana İdile ve baş eğmeyen özgürlük

sevdalılarına selam olsun. ...O yaşam ve mücadele içerisinde kahramanca direnen

o aydınlık yürekli, ak alınlı şehitlerimize ...", Sur ilçesinde

sokağa çıkma yasaklarını protesto etmek amacıyla yapılan yürüyüş sonrasında

yaptığı açıklamada "... Bugün Sur için

seferber olma zamanıdır, tüm halkın Sur halkının yaşamına ve demokratik

taleplerine sahip çıkma zamanıdır. ...Bu ateş İstanbul'u İzmir'i Ankara'yı

Manisa'yı Muğla'yı Denizli'yi Antalya'yı yakar ... Direngen Sur halkını

selamlıyorum ..." şeklinde beyanlarda bulunduğu iddia edilmiştir.

92. Silopi ilçesinde PKK/KCK terör örgütüne yönelik operasyon

sırasında hayatını kaybeden S.D., P.N. ve P.U. için DBP'nin

Kayapınar ilçe binasında yapılan anma programında

başvurucunun "... Arkadaşlar ben de S.,

P. ve F. yoldaşlarımızın şahıslarında öz yönetim direnişinde şehit düşen ...

bütün kadınların ... direnişlerini saygı ve minnetle selamlıyorum. ... Öz

yönetim direnişi yaşam için bir direniştir. ...Asla unutmayacağınız onların

direndiği gibi direnmek onların yaşadığı gibi yaşamak ve onların işaret ettiği

yere yürümek de bizim onlar ardından verdiğimiz sözümüzdür ..."

şeklinde ifadeler kullandığı belirtilmiştir.

93. Başvurucunun hendek olayları devam ederken -2015 yılında-

Diyarbakır'da yapılan DTK olağanüstü kongresindeki konuşmasında ise "... deklarasyonda ifade edilen söz ve talep

uzun zaman süren mücadelemizin hem de bugün devam eden ... özyönetim

direnişinin talebidir ..." şeklinde sözler söylediği ileri

sürülmüştür.

94. Başvurucunun aynı tarihlerde PKK terör örgütüne müzahir bir

internet sitesinde yapılan çağrılar üzerine Diyarbakır Sur ilçesinde hendek

kazan terör örgütü mensuplarına yönelik güvenlik güçlerinin yürütmüş olduğu

operasyonları protesto etmek amacıyla yapılan bir toplantıdaki konuşmasında "...Bütün Türkiye halklarını her yerde

Diyarbakır'a ses vermeye, Şırnak’a, Mardin'e, Nusaybin’e, Cizre’ye, Sur’a, Silopi’ye, Silvan’a ses vermeye davet ediyoruz.

...Halk sizin topyekün bu

saldırganlığınıza ve inkarcılığınıza karşı da direnmeyi bilir ..."

şeklinde beyanda bulunduğu ifade edilmiştir.

95. Anılan konuşmalar "Hendek olayları"nın

en yoğun şekilde yaşandığı yerlerden biri olan Diyarbakır'da yapılmıştır. Bu

itibarla soruşturma mercilerinin başvurucunun siyasi konumunu, söz konusu

konuşmaların yapıldığı dönemi ve yerleri, konuşmaların içeriğini ve bağlamını

birlikte dikkate alıp yukarıda yer verilen ifadeleri içeren konuşmaları terörle

bağlantılı bir suç işlendiğine dair belirti olarak kabul etmelerinin temelsiz

olduğu söylenemez.

96. Başvurucu, 2015 tarihinde yaptığı bir konuşma nedeniyle de

suçlanmaktadır. Bu bağlamda soruşturma mercilerinin tespitlerine göre TSK'nın

PKK terör örgütüne yönelik gerçekleştirmiş olduğu hava operasyonlarını protesto

etmek amacıyla Almanya'nın Köln kentinde bir yürüyüş tertip edilmiş,

başvurucunun katıldığı bu yürüyüş sırasında bir Almantelevizyonuna

verdiği demeçte "...bir halk özgürlük

hareketidir. Aynı zamanda demokrasi ve eşitlik mücadelesi veren bir örgüttür.

Bizler PKK'nın bu hedeflere ulaşma konusunda başvurduğu yöntemleri

onaylamıyoruz. Ancak şunu da kabul etmeliyiz ki uyguladığı program terör

değildir." şeklinde sözler sarf ettiği ileri sürülmüştür.

PKK'yı ve uyguladığı terör eylemlerini olumlayan ve

meşrulaştıran ifadeler içeren söz konusu konuşmaların terörle bağlantılı bir

suç işlendiğine dair belirti olarak kabul edilmesinin de temelsiz olduğu

söylenemez.

97. Sonuç olarak başvurucu yönünden suç şüphesini doğrulayan

kuvvetli belirtilerin bulunmadığının kabulü mümkün değildir.

98. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç

şüphesinin bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

99. Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğince başvurucunun

tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı terör örgütüne

üye olma suçuna ilişkin Kanun'da öngörülen yaptırımın ağırlığına, suçun 5271

sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar

arasında olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 38).

100. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma ve suç işlemeye tahrik suçları, Türk hukuk sisteminde ağır

cezai yaptırımlar öngörülen suç tipleridir. İsnat edilen suça ilişkin kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(Aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No:

2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran

[GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan silahlı terör örgütü

üyesi olma suçu, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve Kanun gereği "tutuklama nedeni varsayılabilen" suçlar

arasındadır (Aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Selahattin Demirtaş, § 161).

101. Bunların yanı sıra yasama dokunulmazlığına ilişkin Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girmesinden sonra ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarının

başvurucuyu ifadesini almak üzere farklı tarihlerde çağrı kâğıdıyla davet

ettikleri ancak başvurucunun bu çağrılara uymadığı görülmektedir. Ayrıca

milletvekili dokunulmazlıklarına ilişkin Anayasa değişikliği teklifinin TBMM'ye

verilmesi üzerine -başvurucunun mensubu olduğu- HDP'nin

Eş Genel Başkanı, yaptığı bir konuşmada kesin bir tavırla hiçbir

milletvekilinin ifade vermeye gitmeyeceğini belirtmiştir (bkz. § 29).

Dolayısıyla başvurucunun bu tutumunun kişisel bir yaklaşımın ötesinde

soruşturma ve kovuşturma süreçlerini zorlaştırmaya yönelik siyasi bir tavır

olduğu, bu nedenle devamlılık arz edebileceği söylenebilir.

102. Sonuç olarak başvurucu hakkında verilen tutuklama kararında

açıklanan ve kaçma şüphesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin bulunduğu anlaşılmaktadır.

103. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülü olup olmadığının belirlenmesinde somut

olayın tüm özellikleri dikkate alınmalıdır (Benzer yöndeki değerlendirmeler

için bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri

[GK], B. No: 2016/22169, 20/06/2017, § 268; Selçuk

Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/07/2017, § 76).

104. Somut olayda başvurucu, tutuklanmasının siyasi

faaliyetlerini yerine getirmesine engel olacağını belirtmiş; bu nedenle Anayasa

Mahkemesinin bazı kararlarını emsal göstererek tutuklanmasının ölçüsüz olduğunu

ileri sürmüştür.

105. Anayasa Mahkemesi, milletvekillerinin tutukluluğuyla ilgili

verdiği Mehmet Haberal (B. No:

2012/849, 4/12/2013), Mustafa Ali Balbay (B.

No: 2012/1272, 04/12/2013) Kemal Aktaş ve

Selma Irmak (B. No: 2014/85, 3/1/2014), Faysal Sarıyıldız (B. No: 2014/9, 3/1/2014), İbrahim Ayhan (B. No: 2013/9895,

2/1/2014), Gülser

Yıldırım (B. No: 2013/9894, 2/1/2014) kararlarında seçilme ve siyasi

faaliyette bulunma haklarıyla bağlantılı olarak sadece tutukluluğun makul

süreyi aştığı şikâyetlerini incelemiştir. Anılan kararlarda Anayasa Mahkemesi,

milletvekillerinin -hiçbir durumda- tutuklu olarak yargılanamayacakları yönünde

bir değerlendirmede bulunmamıştır.

106. Öte yandan Anayasa Mahkemesi; yakın tarihte verdiği Gülser Yıldırım (2), ve Selahattin Demirtaş kararlarında,

başvurucuların "milletvekili olmaları dolayısıyla tutuklamanın ölçüsüz

olduğu" yönündeki iddialarını -tutuklamanın hukukiliği bağlamında-

incelerken yasama dokunulmazlığına istisna getirildiği veya bu dokunulmazlığın

kaldırıldığı durumlarda milletvekillerinin tutuklanamayacağına ilişkin anayasal

bir kural bulunmadığını ve milletvekilliğinin başlı başına tutuklamaya engel

teşkil etmediğini belirtmiştir. AnayasaMahkemesi bu

kapsamda yaptığı inceleme sonucunda, milletvekili olan başvurucuların

tutuklanmalarının ölçüsüz olmadığını değerlendirmiştir (Gülser Yıldırım (2), § 163;

Selahattin Demirtaş, § 176).

107. AİHM'in de milletvekilleri

hakkında tutuklama tedbirinin hiçbir koşulda uygulanamayacağına ya da böyle bir

tutuklamanın -otomatik olarak- ölçüsüz olduğuna dair bir yaklaşımı söz konusu

değildir. Aksine AİHM, PKK ile bağlantılı suçlamalar dolayısıyla

dokunulmazlıkları kaldırılan ve sonrasında tutuklanan milletvekillerinin

tutuklanmalarının hukuki olmadığı iddialarını kabul etmemiştir (Sakık ve diğerleri/Türkiye, B. No:

(23878/94...) 26/11/1997, § 40).

108. Son olarak başvurucunun tutuklanmasına konu suçların genel

olarak 2014 yılı Ekim ayı ile 2016 yılı Mart ayı

arasındaki eylemlere ilişkin olması, dolayısıyla iddia edilen suçların

işlendiği tarihten uzunca bir süre sonra tutuklama tedbirine başvurulması

nedeniyle somut olayda ayrıca soruşturma süreci bakımından tutuklamanın

ölçülülük ilkesinin bir unsuru olarak "gerekli" olup olmadığının da

incelenmesi gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi benzer durumdaki (suç tarihi ile

tutuklama tarihi arasında önemli zaman diliminin bulunduğu) bazı olaylara

ilişkin başvurularda tutuklamanın gerekliliğine dair incelemede bulunmuştur.

109. Somut olayda öncelikle Anayasa'nın 83. maddesinin ikinci

fıkrasının birinci cümlesi uyarınca, yasama dokunulmazlığından yararlandığı

sürece başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin uygulanmasının mümkün olmadığı gözardı edilmemelidir. Yasama dokunulmazlığının belirli

aşamadaki dosyalar için uygulanmayacağına ilişkin Anayasa değişikliği 8/6/2016

tarihinde yürürlüğe girmiş; akabinde başvurucu hakkındaki soruşturma dosyaları,

ilgili Cumhuriyet başsavcılıklarına gönderilmiştir. Başvurucu, anılan Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girmesinden yaklaşık beş ay sonra tutuklanmıştır.

110. Bu süreç içinde yapılan işlemler incelendiğinde Anayasa

değişikliğinin yürürlüğe girmesine müteakip farklı Cumhuriyet başsavcılıklarına

gönderilen dosyalarla ilgili fezleke düzenlenmesi, dosyaların yetkili

Cumhuriyet başsavcılığına gönderilmesi, birleştirilmesi ve başvurucunun

ifadesinin alınması için talimat yazılması ve çağrı kâğıdı çıkarılması gibi

usule ilişkin işlemlerin yapıldığı anlaşılmıştır (bkz. §§ 26-29). Dolayısıyla

soruşturma süreci içinde soruşturma mercileri başta olmak üzere kamu

makamlarının hareketsiz kalmaları söz konusu değildir.

111. Öte yandan terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (Aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64).

112. Ölçülülüğe ilişkin somut olayın yukarıda belirtilen

özellikleri dikkate alındığında Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat

edilen suçlar için öngörülen yaptırımın ağırlığını ve işin niteliğini de gözönünde tutarak tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve

adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez (Aynı yöndeki değerlendirme için bkz. Selahattin Demirtaş, § 176).

113. Ayrıca tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasına ilişkin

olarak yukarıda yer alan tüm açıklamalar karşısında başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin Anayasa'da öngörülenin dışında siyasi bir amaçla

gerçekleştirildiği iddiasının incelenmesini gerektiren bir durum söz konusu

değildir.

114. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

3. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığı İddiası

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

115. Başvurucu, hakkındaki gözaltı ve ifade süreçlerinde

suçlamalara dair ayrıntılı şekilde bilgilendirilmediğini, soruşturma dosyasını

inceleme talebinin "kısıtlama" kararı gerekçe gösterilerek kabul

edilmediğini, kendisine yönelik suçlamaları ve bunların delillerini

öğrenemediğini, böylelikle silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkelerine riayet edilmediğini, bu nedenle savunma yapma ve tutukluluğa etkili

bir şekilde itirazda bulunma imkânından yoksun bırakıldığını belirterek

Anayasa'nın 19. ve 36. maddelerinin ve Sözleşme'nin 5. maddesinin (2) ve (4)

numaralı fıkraları ile 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasında ifade edilen kişi

hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

116. Bakanlık görüşünde, tutuklamaya neden olan hususların gerek

medyada gerekse dokunulmazlıkların kaldırılması sürecinde kamuoyu gündemine

geldiği, başvurucunun silahlı terör örgütünün üyesi ve yönetici olduğu

iddialarının ve özellikle 6-7-8 Ekim olaylarının soruşturma konusu yapıldığı

dikkate alındığında bu eylemleri bilmemesinin hayatın olağan akışına aykırı

olduğu, ayrıca Savcılık ifadesinde, sorguya sevk yazısında ve Sulh Ceza

Hâkimliği sorgusunda suçlamaların ayrıntılı olarak açıklandığı ve bu iddiaları çürütmeimkânının başvurucuya sağlandığı ifade edilmiştir.

117. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formunda ileri sürdüğü iddiaları aynen tekrar etmiş; kısıtlılık kararının

soruşturma mercilerinin işlemlerine karşı etkili bir şekilde savunma yapma

hakkını engellediğini belirtmiştir.

b. Değerlendirme

118. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

119. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Genel İlkeler

120. Genel ilkeler için bkz. Gülser Yıldırım (2), §§

169-174.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

121. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, 5271 sayılı Kanun'un

153. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucu hakkındaki soruşturma

dosyasına ilişkin olarak "soruşturmanın

amacını tehlikeye düşürebileceği" gerekçesiyle müdafinin dosya

içeriğini incelemesinin ve belgelerden örnek almasının kısıtlanmasına karar

verilmesi için Diyarbakır 5. Sulh Ceza Hâkimliğine başvuruda bulunmuş; bu talep

anılan Mahkemece yerinde görülerek 8/10/2017 tarihinde "kısıtlılık"

kararı verilmiştir. Başvurucu, kısıtlama kararının verildiği tarihten sonra

4/11/2016 günü tutuklanmıştır. Başvurucu, kısıtlılık kararının kaldırılması

için 9/12/2016 günü itirazda bulunmuş; söz konusu itiraz Diyarbakır 1. Sulh

Ceza Hâkimliğince reddedilmiştir.

122. Kısıtlama kararının daha sonra kaldırılıp kaldırılmadığı

hususunda herhangi bir belge veya bilgi bulunmamakla birlikte Diyarbakır 8.

Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği 1/2/2017 tarihi itibarıyla

kısıtlılık, 5271 sayılı Kanun'un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca

kendiliğinden sona ermiş bulunmaktadır.

123. Başvurucuya yöneltilen suçlamalar, yasama

dokunulmazlıklarıyla ilgili Anayasa değişikliği yapılmadan önce Cumhuriyet

başsavcılıkları tarafından düzenlenen fezlekelerde belirtilen eylemlere

ilişkindir. Bu fezlekeler ile fezlekelere ekli soruşturma dosyalarının

içeriğinin kısıtlama kararının öncesinde milletvekili olan başvurucunun veya

müdafilerinin erişimine açık olmadığı yönünde herhangi tespit ya da iddia bulunmamaktadır.Öte yandan

başvurucu, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca yapılan ifade alma işlemi

sırasında üzerine atılı suçlamaları anladığını belirtmiş ancak soruşturmanın

siyasi olduğuna inandığı için ifade vermek istemediğini söylemiştir (bkz. § 33).

124. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 4/11/2016

tarihli tutuklama talep yazısı incelendiğinde, başvurucuya isnat edilen

suçlamalara ilişkin ayrıntılı şekilde açıklamada bulunulduğu görülmektedir. Bu

bağlamda suça konu edilen olaylarla ilgili bilgi ve delillere yer verilmiş, bu

eylemlerin hukuki niteliğine yönelik olarak da değerlendirmelerde bulunulmuştur

(bkz. § 34). Anılan talep yazısı, sorgu işlemi öncesinde Diyarbakır 2. Sulh

Ceza Hâkimliği tarafından başvurucuya okunmuş; ayrıca sorgu tutanağında

başvurucuya isnat edilen suçların okunup anlatıldığı belirtilmiştir.

Başvurucunun sorgu sırasında suçlama konusu olaylarla ilgili anlatımda

bulunmadığı, sorulan sorulara cevap vermeyeceğini ifade ettiği, sorgu sırasında

hazır bulunan başvurucu müdafilerinin ise suçlamaların esasıyla ilgili

ayrıntılı savunma yaptıkları görülmektedir (bkz.

§ 35). Hâkimlik tutuklama kararında da tutuklamaya konu edilen suçlamalarla

(eylemlerle) ilgili ayrıntılı değerlendirmelerde bulunmuştur (bkz. § 37).

Ayrıca başvurucunun on beş sayfadan ibaret tutukluluğa itiraz dilekçesinde de

usul ve esasa ilişkin ayrıntılı bir biçimde beyanda bulunulmuştur. Dolayısıyla

başvurucunun ve müdafilerinin isnat edilen suçlamalara ve tutukluluğa temel

teşkil eden bilgilere gerek sorgu öncesinde gerekse sorgu sonrasında

erişimlerinin olduğu anlaşılmaktadır.

125. Dolayısıyla suç işlendiği şüphesine bağlı olarak

özgürlükten yoksun bırakılmanın ilk aşamasında yapılan yargısal denetimin

kapsamı ile suçlamalara dayanak olan temel unsurların başvurucuya veya müdafiine bildirildiği, başvurucuya bunlara itiraz etme

imkânı verildiği ve tutuklamaya temel oluşturan delillerin nitelikleri dikkate

alındığında salt kısıtlılık kararı nedeniyle soruşturma dosyasına erişim imkânından

yoksun bırakıldığı iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna

varılmıştır.

126. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kısıtlama kararı

nedeniyle soruşturma dosyasına erişim imkânı verilmediği iddiasına ilişkin

olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. İfade Özgürlüğü ile

Seçilme ve Siyasi Faaliyette Bulunma Haklarının İhlal Edildiğine İlişkin

İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

127. Başvurucu, soruşturmaya ve tutuklamaya konu suçların tamamınınmilletvekili ve bir siyasi parti olan HDP eş genel

başkanı sıfatıyla değişik tarihlerde katıldığı miting, basın açıklaması,

konferanslar gibi etkinliklerde yaptığı konuşmalar olduğunu, tutuklanması

nedeniyle yasama faaliyetine katılma hakkının engellendiğini belirterek

Anayasa'nın 19., 26. ve 67. maddeleri, Sözleşme'nin 5. ve 10. maddeleri ile Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 3. maddesinde düzenlenen

ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

128. Bakanlık görüşünde, milletvekili olan başvurucunun

kendisini destekleyen belirli bir halk kesimi üzerinde etkinliğinin bulunması

ve tutuklamaya konu olan eylemleri devamlı şekilde sürdürmesi dikkate

alındığında uygulanan tedbirin toplumun korunması, huzur içinde yaşamın devamı

ve şiddetin önlenmesi için demokratik toplum bakımından gerekli ve orantılı

olduğu belirtilmiştir.

129. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında,

tutuklanmasına neden olan açıklamaların çoğunun yasama faaliyetleri kapsamında

TBBM çatısı altında dile getirildiğini, bu açıklamaların muhalif bir partinin

eş genel başkanı olarak seçmenlerini temsil ederken katıldığı eylemlerde tekrar

edildiğini, tutuklanması nedeniyle yasama faaliyetlerine katılamadığını ve

kendisine oy veren seçmenlerin de bu şekilde serbest seçim haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

130. Anayasa Mahkemesi, tutuklama tedbirinin ifade ve basın

özgürlükleri, dernek kurma hürriyeti, seçilme ve siyasi faaliyette bulunma

hakları gibi diğer temel hak ve özgürlükler üzerindeki etkisini incelerken

öncelikle tutuklamanın hukuki olup olmadığını ve/veya tutukluluğun makul süreyi

aşıp aşmadığını değerlendirmekte; sonrasında tutuklamanın hukukiliğine ya da

tutukluluğun süresinin makullüğüne ilişkin vardığı sonucu da dikkate alarak

diğer temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilip edilmediğini belirlemektedir (Erdem Gül ve Can Dündar [GK], B. No: 2015/18567,

25/02/2016, §§ 92-100; Hidayet Karaca, §§ 111-117; Mehmet Baransu (2), B. No:

2015/7231, 17/05/2016, §§ 157-164; Günay Dağ

ve diğerleri, §§

191-203; Mehmet Haberal, §§ 105-116; Mustafa Ali Balbay, §§

120-134; Kemal Aktaş ve Selma Irmak,

§§ 61-75; Faysal Sarıyıldız, §§ 61-75; İbrahim Ayhan, §§ 60-74; Gülser Yıldırım, §§ 60-74).

131. Somut olayda başvurucunun tutuklanmasının hukuki olmadığı

iddiası incelendiğinde başvurucunun suç işlemiş olabileceğinden şüphelenilmesi

için inandırıcı delillerin bulunduğu, ayrıca olayda tutuklama nedenlerinin

mevcut olduğu ve tutuklamanın ölçülü olduğunun söylenebileceği sonucuna

varılmıştır (bkz. §§ 82-113). Bu kapsamda yapılan değerlendirmeler dikkate

alındığında başvurucunun yalnızca ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi

faaliyette bulunma hakları kapsamında kalan eylemleri nedeniyle soruşturmaya

maruz kaldığı ve tutuklandığı iddiası yönünden farklı bir sonuca varılmasını

gerekli kılan bir durum bulunmamaktadır.

132. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklanmasının ifade

özgürlüğü ile seçilme ve siyasi faaliyette bulunma haklarını ihlal ettiği

iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

Engin YILDIRIM bu görüşe katılmamıştır.

C. Diğer İddialar

133. Başvurucu, ayrıca 28/3/2017 tarihli dilekçe ile ek beyanda

bulunmuştur.

134. Başvurucu, anılan dilekçesinde, Adana 7. Ağır Ceza

Mahkemesinin 27/11/2013 tarihli kararıyla hakkında örgüt propagandası suçundan

verilen 10 ay hapis cezasının Yargıtay 16. Ceza Dairesince 22/9/2016 tarihinde

onanması gerekçe gösterilerek TBMM'ce 21/2/2017 tarihinde milletvekilliğinin

düşürüldüğünü, akabinde Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kararıyla siyasi

partisindeki görevinden çıkarıldığını oysa milletvekilliğinin düşürülmesine

neden olan kesin hükmün Anaysa Mahkemesi önünde bulunan bu dosya kapsamında

olduğunu da belirterek milletvekilliğinin düşürülmesi kararının Sözleşme'nin

18. maddesinde güvence altına alınan haklarını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

135. Yapılan incelemede, başvurucunun tutuklanmasına neden olan

ve yukarıda (bkz. § 21) özet olarak anlatılan fezleke içeriklerinde

başvurucunun milletvekilliğinin düşürülmesine neden olan hükme esas Adana'da

işlendiği iddia edilen bir eylem ve olaydan bahsedilmediği, söz konusu suçların

2014 Ekim-2016 Kasım (yakalanma tarihi) arasında Van ve Diyarbakır'da işlendiği

belirtilen eylemlerden ibaret olduğu anlaşıldığından bu bakımdan başvurucunun

ek beyan dilekçesinde ileri sürdüğü iddiasının bu başvuruyla ilgili olmadığı

anlaşılmıştır.

136. Başvurucu; bu şikâyetlerini ek beyan dilekçeleriyle ve yeni

bir başvuru yapmaksızın, harç ödemeksizin öne sürmüştür. Başvurucunun bu şikâyetlerinin

bu aşamada değerlendirilmesi mümkün değildir. Aksinin kabulü hâlinde bir kez

bireysel başvuru yapıldıktan sonra başvuru sonuçlandırılıncaya kadar başvuru

dosyasına her türlü hak taleplerinin sunulması kaçınılamaz bir hâl alır ve

bireysel başvuru için öngörülen usul kuralları da anlamsız hâle gelir (Ümüt Demir, B. No: 2012/1000, 18/9/2014, §

31). Şüphesiz bireylerin koşulları bulunduğu takdirde ayrı bir başvuru yapma

imkânı her zaman mümkündür.

137. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun sonradan ileri sürdüğü

bu şikâyetler yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılmamıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Yakalama ve gözaltına almanın hukuka aykırı olması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA Engin YILDIRIM'ın karşıoyu

ve OYÇOKLUĞUYLA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

4. Tutuklanma dolayısıyla ifade özgürlüğü ile seçilme ve siyasi

faaliyette bulunma haklarının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Engin YILDIRIM'ın karşıoyu ve OYÇOKLUĞUYLA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

4/4/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

2016/25189 numaralı bireysel başvuruyla ilgili karşıoyumda belirttiğim gerekçelerle, başvurucunun

Anayasa’nın 13. maddesiyle birlikte değerlendirildiğinde 19. maddesinde güvence

altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile 67. maddesindeki seçme,

seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakkının ihlal edildiği düşüncesiyle

çoğunluk kararına katılmadım.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör

:

Hüseyin

TURAN

Başvurucu

:

Figen

YÜKSEKDAĞ ŞENOĞLU

Vekilleri

:

Av. Pınar

AKDEMİR

Av. Reyhan

YALÇINDAĞ BAYDEMİR

Engin YILDIRIM Başkan

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/25187, 4 Nisan 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Genel Bilgiler
  7. B. Başvurucunun
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Kişi Hürriyeti ve
  11. B. İfade Özgürlüğü ile
  12. C. Diğer İddialar
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Karşıoy Gerekçesi
  15. Yıldırım
  16. Akıncı
  17. Topal
  18. M. Emin KUZ
  19. Turan
  20. Yüksekdağ Şenoğlu
  21. Akdemir
  22. Yalçındağ Baydemir
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/25187
Tarih
4 Nisan 2018

İlgili Kararlar

  • Baskın Oran Başvurusu (B. No: 2014/4645)
  • Mustafa Doğan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/15320)
  • Nihat Durmuş ve Durmuş Ofset Gaz. Bas. Yay. Mat. Kül. ve Spor Etk. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/5761)
  • Kaos Gl Derneği Başvurusu (B. No: 2014/18891)
  • Eyüp Hanoğlu Başvurusu (B. No: 2015/13431)
  • Naziker Onbaşı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/18224)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.