İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Naziker Onbaşı ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/18224)

1. Başvuru, maden kazası sonucu meydana gelen ölüm

Başvuru No2014/18224Tarih9 Mayıs 2018Okuma27 dk · 5.310 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Naziker Onbaşı Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
9 Mayıs 2018
Başvuru Numarası
2014/18224
R.G. Tarih ve Sayı
12/6/2018-30449
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.310 kelime·27 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, maden kazası sonucu meydana gelen ölüm

olayına ilişkin etkili ceza soruşturması yapılmaması nedeniyle yaşam hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 20/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik

ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

8. Başvurucuların 2015/5646 numaralı bireysel başvuru

dosyasının 2014/18224 numaralı bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine,

incelemenin 2014/18224 numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden

yürütülmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

10. Başvurucuların erkek kardeşi M.Y. 7/1/2013 tarihinde,

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı bir iktisadi devlet teşekkülü olan

Türkiye Taşkömürü Kurumuna (TTK) bağlı Kozlu Taşkömürü İşletme Müessesesi

(Müessese) bünyesinde faaliyet gösteren maden ocağında meydana gelen degaj (ani

gaz ve kömür püskürmesi) ve metan gazı zehirlenmesi sonucu hayatını

kaybetmiştir.

11. Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığınca olaya ilişkin

soruşturma başlatılmıştır. Başvurucular da verdikleri dilekçe ile olayda

sorumlulukları bulunduğunu ileri sürdükleri kişiler hakkında şikâyetçi

olmuşlardır. Başvurucuların şikâyetçi oldukları kişiler arasında yüklenici

firma yöneticileri ve çalışanları, TTK yöneticileri, Müessese yöneticileri ve

çalışanları, ihale kararı alınan tarihteki Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı,

olay tarihindeki Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı ile Çalışma ve Sosyal

Güvenlik Bakanlığı yöneticileri bulunmaktadır.

12. Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığınca kazanın meydana

geliş şekli ile olayda sorumluğu bulunan kişilerin tespiti için iki ayrı

bilirkişi raporu alınmıştır.

A. 30/4/2013

Tarihli Bilirkişi Raporu

13. Bir iş güvenliği uzmanı, bir yüksek elektrik

mühendisi ve üç maden mühendisi tarafından hazırlanan bilirkişi raporundaki

tespitler özetle şöyledir:

i. Ani gaz, kömür ve kayaç püskürmesi (degaj) olayları

madencilik tarihinde 1880'li yıllardan itibaren bilinen ve madencilik

sektöründe karşılaşılan önemli problemlerden biri olup degaja sebebiyet veren

arazi basıncının büyüklüğünün tespit edilebilmesi için çeşitli yöntemler

geliştirilmiştir.

ii. Otuz ikisi olayın meydana geldiği Kozlu'da olmak

üzere Zonguldak Havzası'nda 2013 yılına kadar toplam altmış dört degaj olayı yaşanmış

ve üç yüzün üzerinde kişi hayatını kaybetmiştir. 7/1/2013 tarihinde meydana

gelen degaj olayı da Zonguldak Havzası'nda meydana gelenlerin en büyükleri

arasındadır.

iii. Kazanın gerçekleştiği alanda ani degaj tehlikesinin

olduğu bilinmekte ve bu alanda yapılan çalışmalarda alınması gereken önlemlerin

ilgili mevzuat uyarınca yürütülmesi gerekmektedir. Degaj tehlikesinin mevcut

olduğunun yüklenici firma ile imzalanan sözleşmede de belirtildiği

anlaşılmaktadır.

iv. Degaja meyilli bir alan içinde yürütüldüğünün

bilinmesi nedeniyle çalışmanın başından itibaren kontrol sondajları, pilot

sondajlar ve rahatlatma sondajları yapılmıştır. Ancak yapılan sondajların

yeterli olup olmadığı konusunda tereddütler bulunmaktadır. Tutulan raporlardan

ve kurum tarafından yükleniciye yazılan tenkit yazılarından yeterli sayıda ve

nitelikte sondaj yapılmadığı anlaşılmakta, sondajların föylerde belirtilen

uzunluklarda yapılmadığı yönünde ifade veren tanık beyanları bulunmaktadır.

v. En son yapılan iki pilot sondajda da takımın sıkışmasına,

göçükler meydana gelmiş olmasına ve bu durumun degaj olasılığının kuvvetli bir

göstergesi olmasına karşın degaj tehlikesi fark edilmemiştir. Olayın en önemli

sebeplerinden birisini bu husus oluşturmaktadır. Degaj olasılığı algılanamadığı

için degaja meyilli bir kesimde uygulanması gereken önlemlerin hiçbirine

başvurulmamıştır. Degaj olasılığının fark edilmemiş olmasına sahada işi

yürütmekte olan çalışanların, teknik ekibin ve TTK'nın bu işi denetlemekle

görevlendirdiği Yapı Denetim Grubu çalışanlarının riski algılayacak,

değerlendirecek ve çalışmaları ona göre yönlendirecek bilgi, birikim, eğitim ve

tecrübelerinin olmaması yol açmıştır.

vi. Olayın meydana geldiği yerde metan sensörleri

bulunmakta olup bu sensörler sesli ya da ışıklı uyarı yapmamakta, ölçüm

sonuçlarını yalnızca izleme merkezine aktarmaktadır. Konuya ilişkin herhangi

bir acil durum planına da rastlanmamıştır.

vii. Kazanın meydana geldiği sırada yapılmakta olan iş,

kömür üretiminin ayrılmaz unsuru ve TTK'nın asli işidir. İşin verildiği

yüklenici ise TTK'dan daha uzman olmayıp teknolojik olarak farklı bir donanıma

da sahip değildir.

viii. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından

Kozlu Müessesesine, yüklenici firmanın iş güvenliği ve işçi sağlığına ilişkin

mevzuat hükümlerine titizlikle uyulması konusunda uyarılması ve bu konuda daha

sık denetlenmesi, gerektiğinde sözleşmenin feshi dâhil olmak üzere işlem

yapılması konusunda önerilerde bulunulmuştur.

ix. İşin ihale edilmesi sırasında bilgi, beceri, donanım,

personel ve tecrübe gibi hususlar değerlendirilmemiştir. Yüklenici firmanın

anılan işe yönelik bir tecrübesi bulunmamaktadır.

x. Olayın meydana geldiği işyerinde bazı hizmetler

idareye, bazı hizmetler yükleniciye ait olup aynı altyapıyı kullanan iki farklı

kurum ve iki farklı statüye sahip personel bulunmakta; ortak bir denetim

mekanizması oluşturulmaması nedeniyle yer altında iki başlı bir sistem kurulmuş

olmaktadır. Bu durum, riski artırmıştır.

xi. Yapılan işin denetiminde eksiklikler bulunmaktadır.

Öncelikle yüklenicinin sözleşme kapsamında kendisinin faaliyet gösterdiği

alanları her an ve her aşamada teknik olarak ve iş sağlığı güvenliği açısından

denetleme zorunluluğu bulunmasına karşın yüklenici tarafından denetim için

yeterli sayıda ve nitelikte denetleme elemanı bulundurulmamıştır. İş güvenliği

uzmanı istihdam edilmemiş, teknik nezaretçi atama zorunluluğu olmasına rağmen

bu yükümlülük yerine getirilmediği için kurum kendi elemanlarından birini

teknik nezaretçi olarak atamıştır. TTK Kozlu Müessesesi ve Genel Müdürlüğe bağlı

teknik elemanlar tarafından da kendi sorumlulukları gereği farklı zamanlarda

denetimler yapılmış, bu denetimlerde iş sağlığı ve güvenliği açısından

eksiklikler tespit edilmiş ancak bu denetimlerin sonucunda tutulan raporlar ve

tenkit yazılarının herhangi bir caydırıcı etkisi olmamıştır. Müessesenin iş

sağlığı ve güvenliği açısından acil ve yakın bir risk gördüğünde faaliyetleri

durdurma yetkisi bulunmasına rağmen bu konuda herhangi bir yaptırımı

olmamıştır. Denetimin üçüncü ayağı olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik

Bakanlığınca yapılan denetimlerde sondajların eksikliğinden söz edilmektedir.

xii. Her bir damarın degaja yatkınlığı konusunda bir

sınıflandırmanın yapılması gerekirken TTK tarafından yüklenici firmaya yalnızca

alanın degaja yatkın bir bölge içinde kaldığı bilgisi verilmiş olup tüm

damarların gaz içerikleri ve degaja yatkınlığı konusunda bir bilgi ve belge

verilmemiştir. Bu nedenle de TTK'nın sorumluluğu bulunmaktadır.

xiii. Yüklenici firmanın bir kurtarma organizasyonu ve bu

konuda yetişmiş elemanı bulunmadığı gibi anılan eksikliğin tamamlanmasına

ilişkin olarak kurum tarafından da bir uyarıda bulunulmamıştır.

xiv. Bilirkişi raporunda kusur durumlarına ilişkin olarak

ise TTK'nın kendi uzmanlık alanında olan bir işi teknolojik olarak yenilik

getirmeyen bir yüklenici firmaya vermiş olması, madende yüklenici firma ve TTK

arasında iki başlılık meydana getiren hatalı bir sistem kurulmuş olması ve

kömür damarlarının gaz içerikleri ile degaja yatkınlıklarına ilişkin TTK

tarafından yüklenici firmaya yeterli bilgi verilmemiş olması nedenleriyle TTK

Yönetim Kurulu Başkanı ve üyeleri ile genel müdürünün kusurlu olduğu

belirtilmiştir. Hatalı şekilde kurulan sisteme onay veren Bakanlıklar ve diğer

kurumlara da kusur izafe edilebileceği belirtilmiştir. Bunun dışında raporda,

Kozlu Müessesesi yöneticilerinin, yüklenici firma yöneticileri ve çalışanları

ile teknik denetçinin kusurları bulunduğu belirtilmektedir.

B. 5/12/2013

Tarihli Bilirkişi Raporu

14. Bir elektrik mühendisi, üç yüksek maden mühendisi ve

bir hukukçu tarafından hazırlanan bilirkişi raporundaki tespitler özetle

şöyledir:

i. Sekiz kişinin ölümü ve bir kişinin yaralanması ile

sonuçlanan kaza 7/1/2013 tarihinde S. İnşaat ve Ticaret A.Ş.nin yüklenici

olarak çalışmakta olduğu TTK Kozlu Taşkömürü İşletme Müessesesine ait kömür

ocağının -630 katı doğu rekup galerinin sürülmesi sırasında ani degaj sonucu

meydana gelmiştir.

ii. Alt işverene verilen iş, asıl işverenin uzmanlık

alanına girip işin verildiği şirketin bu iş konusunda bir uzmanlığı

bulunmamaktadır.

iii. İhaleye çıkıldığı anda hazırlık galerisinin

sürüleceği kömür ocağında degaj tehlikesinin olduğu bilinmektedir. Ani degaj

tehlikesinin giderilmesi için uygulanacak işlem, gazlı kömür damarlarına metan

drenajı uygulanmasıdır. Bu işlem pahalı bir işlem olup yoğun emek ve büyük bir

yatırımla gerçekleştirilebilir. Gerek Kozlu Taşkömürü İşletme Müessesesinde

gerek TTK Genel Müdürlüğüne bağlı diğer müesseselerde metan drenajı uygulaması

bulunmamaktadır. Bu nedenle ani degaj tehlikesini azaltmak ve riski kontrol

edebilmek için ilerleme, sondajlarla birlikte gerçekleştirilmektedir. Bu

sondajların sayısı ve uzunlukları Genel Emniyet Şartnamesi'nde, Maden ve

Taşocakları İşletmelerinde ve Tünel Yapımında Alınacak İşçi Sağlığı ve İş

Güvenliği Önlemlerine İlişkin Tüzük'te belirlenmiştir. Ancak kazanın meydana

geldiği kömür ocağında sondajlar bu kurallara uygun şekilde yapılmamıştır.

iv. Bilirkişi raporunda kusur durumlarına ilişkin olarak,

işi ihaleye çıkaran ve sözleşmede imzası bulunan TTK Genel Müdürlüğü Yönetim

Kurulu üyeleri ile TTK Kozlu İşletme Müessesesi yöneticilerinin kusur ve

sorumluluklarının bulunduğu, yüklenici firma yöneticilerinin asli kusurlu

olduğu, teknik nezaretçi, vardiya mühendisleri, sondör ve barutçunun

sorumluluklarının bulunduğu kanaatine varılmıştır.

v. Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından,

Bakanlıklar ve TTK Yönetim Kurulu üyeleri ile diğer kurumlara atfedilen

kusurların meydana gelen degaj/püskürme olayına doğrudan etkisinin olup

olmadığı şeklinde soru yöneltilmiştir. Raporda, sözleşmede imzası bulunan TTK

Yönetim Kurulu üyelerinin kusurlarının bulunduğunun değerlendirildiği ancak bu

kusur ile degaj/püskürme olayı arasında birebir illiyet bağı bulunmadığı

belirtilmiştir.

C. Soruşturma

İzni Süreci

15. Yürütülen soruşturma işlemleri kapsamında

başvurucuların da şikâyetçi oldukları TTK Genel Müdürü R.D., Yönetim Kurulu

üyeleri B.İ., M.Y., M.A., M.Ş., Ç.O. hakkında Enerji ve Tabii Kaynaklar

Bakanlığından soruşturma izni talebinde bulunulmuştur.

16. 10/2/2014 tarihli ön inceleme raporunda özetle söz

konusu işin ihale ile yaptırılmasının kurumdaki istihdam politikası ile teknik

ve ekonomik zorunluluk ve avantajlar dikkate alınarak ilgili makamların onay ve

kararlarına dayanılarak gerçekleştirilmiş olduğu, söz konusu işin ihale ile

yaptırılması kararı ile yaşanan degaj/püsürme olayı arasında bir illiyet bağı

bulunmadığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmemesinin uygun olacağı

belirtilmiştir.

17. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 25/2/2014

tarihinde soruşturma izni verilmemesine dair karar vermiştir. Anılan karar

Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığına bildirilmiştir. Kararın başvuruculara

tebliğ edildiğine ilişkin olarak dosya kapsamında bilgi ve belge

bulunmamaktadır.

18. Anılan karara karşı Zonguldak Cumhuriyet

Başsavcılığınca, kusurlu şahısları ve kusur sebeplerini belirten bilirkişi

raporları karşısında TTK Yönetim Kurulu Başkanı ve üyeleri hakkında soruşturma

izni verilmesi gerekirken bu kişilerin kusurları ile degaj olayı arasında

illiyet bağı bulunmadığı, dolayısıyla ilgililerin suç teşkil eden bir

eylemlerinin bulunmadığı gerekçeleriyle soruşturma izni verilmemesi işleminin

yasaya uygun olmadığı gerekçesiyle itiraz edilmiştir. Ankara Bölge İdare

Mahkemesinin 1/7/2014 tarihli kararıyla itirazın reddine karar verilmiştir.

19. İtirazın reddi üzerine Zonguldak Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından 19/9/2014 tarihinde TTK Genel Müdürü R.D., Yönetim

Kurulu üyeleri B.İ., M.Y., M.A., M.Ş., Ç.O. hakkında inceleme yapılmasına yer

olmadığına karar verilmiştir.

20. Başvurucular, anılan kararın 22/10/2014 tarihinde

kendilerine tebliğ edilmesinin ardından 20/11/2014 tarihinde soruşturma izni

verilmemesi işlemine yapılan itirazın reddi kararı hakkında bireysel başvuruda

bulunmuşlardır.

D. Kovuşturmaya

Yer olmadığına Dair Karar

21. Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığınca 19/9/2014

tarihinde kusurlu görülmeyen diğer yirmi iki şüpheli hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmiştir. Anılan karara karşı yapılan itiraz, Zonguldak

Sulh Ceza Hâkimliğinin 12/1/2015 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

22. Anılan kararın 26/2/2015 tarihinde tebliğ edilmesinin

ardından başvurucular 30/3/2015 tarihinde, başvuru süresi içinde bireysel

başvuruda bulunmuşlardır.

E. Devam Eden

Süreç

23. Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığınca 19/9/2014

tarihinde anılan olaya ilişkin olarak on kişi hakkında taksirle ölüme ve

yaralanmaya sebep olma suçundan cezalandırılmaları istemiyle iddianame

düzenlenmiştir.

24. Anılan iddianamenin kabulü ile başlayan yargılama

sürecinin derdest olduğu anlaşılmaktadır.

IV. İLGİLİ

HUKUK

25. 8/6/1984 tarihli ve 233 sayılı Kamu İktisadi

Teşebbüsleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'nin ilgili maddelerinin ilgili

bölümleri şöyledir:

"Madde 2 – ...

1. Kamu iktisadi teşebbüsü

"Teşebbüs"; iktisadi devlet teşekkülü ile kamu iktisadi kuruluşunun

ortak adıdır.

2. İktisadi devlet teşekkülü

"Teşekkül"; sermayesinin tamamı devlete ait, iktisadi alanda ticari

esaslara göre faaliyet göstermek üzere kurulan, kamu iktisadi teşebbüsüdür.

3. (Değişik: 24/11/1994 - 4046/34 md.)

Kamu iktisadi kuruluşu "Kuruluş"; sermayesinin tamamı Devlete ait

olup tekel niteliğindeki mal ve hizmetleri kamu yararı gözeterek üretmek ve

pazarlamak üzere kurulan ve gördüğü bu kamu hizmeti dolayısıyla ürettiği mal ve

hizmetler imtiyaz sayılan kamu iktisadi teşebbüsüdür.

4. Müessese; sermayesinin tamamı bir

iktisadi devlet teşekkülüne veya kamu iktisadi kuruluşuna ait olup, ona bağlı

işletme veya işletmeler topluluğudur.

...

7. İşletme; müesseselerin ve bağlı

ortaklıkların mal ve hizmet üreten fabrika ve diğer birimleridir.

...

Madde 5 –

1. Teşebbüs organları, yönetim kurulu ve

genel müdürlüktür.

2. Yönetim Kurulu, teşebbüsün en yüksek

seviyede yetkili ve sorumlu karar organıdır.

3. Genel Müdürlük, teşebbüsün yetkili ve

sorumlu yürütme organıdır.

Madde 6 –

1. Yönetim kurulu bir başkan ve beş

üyeden oluşur.

2. Genel müdür yönetim kurulu başkanıdır

...

...

Madde 15–

Sermayesinin tamamı Devlete ait

teşebbüsler, işletmelerini müessese halinde teşkilatlandırabilirler.

...

Madde 17 –

1. Müessesenin organları, yönetim

komitesi ve müessese müdürlüğüdür.

2. Yönetim Komitesi, müessesenin en

yüksek seviyede karar organıdır.

3. Müessese müdürlüğü, müessesenin

yetkili ve sorumlu yürütme organıdır.

Madde 18 –

1. Yönetim komitesi bir başkan ve dört

üyeden oluşur.

2. Yönetim komitesinin başkanı müessese

müdürüdür.

3. Yönetim komitesinin üyeleri

müessesenin üst seviyedeki yöneticileri arasından, teşebbüs genel müdürünün

teklifi üzerine yönetim kurulunca atanır.

4. Müessese yönetim komitesi

üyeliklerine atanacakların, teşebbüs yönetim kurulu üyelerinin nitelik ve

şartlarına sahip olmaları gerekir.

...

Madde 20 –

1. Müessese müdürü, teşebbüs müdürünün

teklifi üzerine yönetim kurulunca atanır.

2. Müessese müdürü olarak atanabilmek

için, en az dört yıl kamu kurum ve kuruluşlarında olmak üzere toplam asgari

sekiz yıl başarı ile çalışmış olmak ve genel müdürde aranan diğer niteliklere

sahip bulunmak gerekir.

Madde 21 –

1. Müessese Müdürü; müesseseyi, kanun,

tüzük ve yönetmelik hükümleri ile yönetim kurulu ve yönetim komitesi kararları

doğrultusunda yönetir.

26. 22/1/1990 tarihli ve 399 sayılı Kamu İktisadi

Teşebbüsleri Personel Rejiminin Düzenlenmesi ve 233 Sayılı Kanun Hükmünde

Kararnamenin Bazı Maddelerinin Yürürlükten Kaldırılmasına Dair Kanun Hükmünde

Kararname'nin "Teşebbüs personelinin yükümlülük ve sorumlulukları"

kenar başlıklı 11. maddesinin (d) bendi şöyledir:

"(d) Görevleri sırasında veya görevleri dolayısıyla işledikleri

iddia olunan suçlardan dolayı teşebbüs genel müdürü ve yönetim kurulu üyeleri

hakkında takibat yapılabilmesi için ilgili Bakanın izni alınması şarttır."

27. 2/12/1999 tarihli ve 4483 sayılı Memurlar ve Diğer

Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkında Kanun'un "Amaç"

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Bu Kanunun amacı, memurlar ve

diğer kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı

yargılanabilmeleri için izin vermeye yetkili mercileri belirtmek ve izlenecek

usulü düzenlemektir."

28. 4483 sayılı Kanun'un "Ön inceleme" kenar

başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"İzin vermeye yetkili merci, bu

Kanun kapsamına giren bir suç işlediğini bizzat veya yukarıdaki maddede yazılı

şekilde öğrendiğinde bir ön inceleme başlatır."

29. 4483 sayılı Kanun'un "Ön inceleme yapanların

yetkisi ve rapor" kenar başlıklı 6. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Ön inceleme ile görevlendirilen

kişi veya kişiler, bakanlık müfettişleri ile kendilerini görevlendiren merciin

bütün yetkilerini haiz olup, bu Kanunda hüküm bulunmayan hususlarda Ceza

Muhakemeleri Usulü Kanununa göre işlem yapabilirler; hakkında inceleme yapılan

memur veya diğer kamu görevlisinin ifadesini de almak suretiyle yetkileri

dahilinde bulunan gerekli bilgi ve belgeleri toplayıp, görüşlerini içeren bir

rapor düzenleyerek durumu izin vermeye yetkili mercie sunarlar. Ön inceleme

birden çok kişi tarafından yapılmışsa, farklı görüşler raporda gerekçeleriyle

ayrı ayrı belirtilir.

Yetkili merci bu rapor üzerine

soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu kararlarda

gerekçe gösterilmesi zorunludur."

30. 4483 sayılı Kanun'un "İtiraz" kenar

başlıklı 9. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Yetkili

merci, soruşturma izni verilmesine veya verilmemesine ilişkin kararını

Cumhuriyet başsavcılığına, hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu

görevlisine ve varsa şikayetçiye bildirir.

Soruşturma izni verilmesine ilişkin

karara karşı hakkında inceleme yapılan memur veya diğer kamu görevlisi;

soruşturma izni verilmemesine ilişkin karara karşı ise Cumhuriyet başsavcılığı

veya şikayetçi, izin vermeye yetkili merciler tarafından verilen işleme koymama

kararına karşı da şikâyetçi itiraz yoluna gidebilir. ...

.... verilen kararlar kesindir."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

31. Mahkemenin 9/5/2018 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucular, Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığınca

alınan 30/4/2013 ve 5/12/2013 tarihli bilirkişi raporlarında TTK Yönetim Kurulu

Başkanı ve üyelerine açıkça kusur izafe ediliyor olmasına karşın anılan kişiler

hakkında soruşturma izni verilmemesine karar verilmesi ve bu karara karşı

yapılan itirazın gerekçesiz bir şekilde reddedilmesi nedeniyle yaşam hakkının

usul boyutunun, adil yargılanma hakkının ve etkili başvuru hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

33. Başvurucular ayrıca, Zonguldak Cumhuriyet

Başsavcılığı tarafından haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen

şüphelilerin de olayda sorumluluklarıbulunduğunu belirterek bu kişiler hakkında

dava açılmaması nedeniyle de yaşam hakkının usul boyutunun, adil yargılanma

hakkının ve etkili başvuru hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

34. Bakanlık görüşünde; Anayasa Mahkemesinin çeşitli

kararlarına atıfta bulunulmuş; olaya ilişkin derhâl soruşturma başlatılarak

delillerin toplandığı, soruşturma izni verilmemesi işlemine yapılan itirazın

reddine ilişkin kararın gerekçesiz olduğunun ileri sürülmesine karşın itiraz

mercilerinin kararlarının, kararını inceledikleri merci ile aynı fikirde

olduğuna ilişkin basit atıf içermesinin yeterli olduğu belirtilmiştir.

35. Başvurucular; Bakanlık görüşüne karşı beyanlarında,

Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesi kararlarının eksik ve hatalı

alıntılanarak başvuruya ilişkin kabul edilemezlik kararı verilmesi gerektiği

şeklinde görüş yansıtıldığını, alt derece mahkemesiyle aynı görüşte olduğu hâlde

temyiz ve itiraz merciinin bu karara atıf yapmasının yeterli görüldüğünü ancak

Bölge İdare Mahkemesinin başvuruya konu kararının ilk derece mahkemesi

sıfatıyla verilmiş olması nedeniyle gerekçe içermesi gerektiğini

belirtmişlerdir.

B. Değerlendirme

36. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve

manevi varlığı” kenar başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkına sahiptir."

37. Anayasa’nın "Devletin temel amaç ve görevleri"

kenar başlıklı 5. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

38. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların iddiaları, yakınlarının ölümüyle ilgili olarak etkili

ceza soruşturması yürütülmemesine ilişkindir. Bu nedenle söz konusu iddiaların

tamamı, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı kapsamında

devlete ait etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Kovuşturmaya

Yer olmadığına Dair Karar Yönünden

39. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği

Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun bireysel başvuru konusu

şikâyetini öncelikle yetkili idari ve yargısal mercilere usulüne uygun olarak

iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve delilleri zamanında bu makamlara

sunması, bu süreçte dava ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni

göstermiş olması gerekir(İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

40. Bir ceza soruşturması veya ceza yargılaması sürecinde

kovuşturmaya yer olmadığı, beraat, mahkûmiyet veya hükmün açıklanmasının geri

bırakılması kararlarıyla farklı zamanlarda neticelenmiş aşamalar bulunması

durumunda anılan aşamaların tek bir olay bazında farklı kişilerin

sorumluluklarına yönelik olduğu gözetildiğinde soruşturmaların bir bütün olarak

değerlendirilmesi gerekebilecektir (S.D., B. No: 2013/3017, 16/12/2015,

§ 69).

41. Anayasa'nın yaşam hakkını güvence altına alan 17.

maddesi ile devletin temel amaç ve görevlerini belirten 5. maddesi birlikte

değerlendirildiğinde, meydana gelen ölüm olaylarının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili bir ceza

soruşturması yürütülmesi gerekmektedir. Ancak yürütülen bu soruşturma, belirli

bir kişinin sorumlu olup olmadığıyla sınırlı olmamalı; olayın tüm yönlerini

ortaya koyacak kapsamda ve nitelikte olmalıdır. Nitekim soruşturmanın etkili

olup olmadığına ilişkin değerlendirme -somut olayın kendine özgü koşulları dikkate

alınarak- belirli bir kişi hakkında verilen kararla sınırlı olarak değil

yürütülen soruşturma bir bütün olarak incelendikten sonra yapılabilecektir (Gülcan

Keleş ve diğerleri, B. No: 2014/797, 22/03/2017, § 30).

42. Somut olaya bu çerçevede bakıldığında başvurucular

her ne kadar Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından olayla ilgili olarak yürütülen

soruşturmada bazı kişiler hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar

verildiğini ileri sürerek bireysel başvurularda bulunmuşlarsa da olaya ilişkin

olarak bazı şüpheliler hakkında iddianame düzenlendiği, iddianamenin kabulüyle

başlayan yargılama sürecinin devam ettiği, bu davada yapılan araştırma

sonucunda olayda sorumlulukları bulunan kişiler tespit edilerek haklarında kamu

davasının açılmasının sağlanmasının her zaman mümkün olduğu anlaşılmaktadır. Bu

kapsamda haklarında kovuşturmaya yer olmadığına karar verilen kişilerin de

sorumluluklarının tespit edilmesi hâlinde kamu davası açılması önünde bir engel

bulunmadığı anlaşılmaktadır.

43. Dolayısıyla başvuru konusu olayda, kanunda öngörülen

yargısal başvuru yollarının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş

olduğundan söz edilemez.

44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Soruşturma

İzni Verilmemesi İşlemi Yönünden

45. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği yaşamını

kaybeden kişi açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı

nedeniyle ölen kişinin mağdur olan yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, B. No: 2012/752, 17/9/2013, § 41). Başvurucular,

müteveffanın kardeşleridir. Bu nedenle somut olayda başvuru ehliyeti açısından

bir eksiklik bulunmamaktadır.

46. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının 25/2/2014

tarihli soruşturma izni verilmemesi kararının başvuruculara tebliğ edildiğine

ilişkin olarak dosya kapsamında bilgi ve belge bulunmamaktadır. Bakanlık

tarafından da anılan kararın başvuruculara tebliğ edildiğine ilişkin bir bilgi

ve belge sunulmamıştır. Bu durumda başvurucuların anılan karardan Zonguldak

Cumhuriyet Başsavcılığının 19/9/2014 tarihli inceleme yapılmasına yer

olmadığına dair kararının tebliğ edildiği 22/10/2014 tarihinde haberdar

olduklarının kabulü gerekmektedir. Başvurucular, anılan tarihten sonra otuz

günlük başvuru süresi içinde başvuruda bulunmuşlardır. Bu durumda somut olayda

süre aşımı bulunmamaktadır.

47. Öte yandan başvurucular, yaşam hakkının kasten ihlal

edildiğini ileri sürmemiş olup somut olayda başvurucuların yakınlarının ölümüne

kasten sebebiyet verildiği izlenimi edinilmesini gerektirecek bir unsur da

saptanmamıştır.

48. Aşağıda genel ilkeler kısmında açıklandığı üzere

kasıtlı olmayan eylemler nedeniyle meydana gelen ölüm ve yaralanmalara ilişkin

her olayda etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğünün yerine getirilmesi için

mutlaka etkili bir ceza yargılaması yürütülmesi gerekmemektedir. Ancak eylem

kasıtlı olmasa dahi ölüm olayı kamu makamlarının muhakeme hatası, dikkatsizliği

aşan bir kusuru sonucu yani olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz

konusu makamların kendilerine verilen yetkiler kapsamında tehlikeli bir

faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli

önlemleri almaması sonucu meydana gelmiş ise mutlaka etkili bir ceza

soruşturması yürütülmesi gerekecektir.

49. Bu durumda kabul edilebilirlik açısından çözümlenmesi

gereken bir husus da -somut olayda- yaşam hakkı kapsamında devletin

"etkili bir yargısal sistem kurma" yönündeki pozitif yükümlülüğünün

mutlaka etkili bir ceza soruşturması yürütülmesini gerektirip

gerektirmediğidir.

50. Kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana gelen ölüm

olaylarına ilişkin olarak soruşturma yükümlülüğü her olayda mutlaka ceza davası

açılmasını gerektirmemektedir. Bu tür durumlarda mağdurlara hukuki, idari ve

hatta disiplinle ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (bkz. §

57). Ancak kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana gelen ölüm olaylarında

kamu makamlarının muhakeme hatası, dikkatsizliği aşan bir kusuru olduğu yani

olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine

verilen yetkiler kapsamında tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri

bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda -ilgililer

diğer hukuk yollarına başvurmuş olsalar dahi- kişilerin hayatının tehlikeye

girmesine neden olanlar hakkında bir ceza soruşturması yürütülmesi gerekir

(bkz. § 58).

51. Bu noktada öncelikle kömür madeni işletme işinin bu

işte çalışanlar başta olmak üzere kişilerin yaşamı ile vücut bütünlüğü

bakımından birtakım riskler içermesi sebebiyle tehlikeli bir faaliyet olduğu

belirtilmelidir. Bu durumda devletin yaşamı koruma yükümlülüğü kapsamında,

anılan hizmetin yerine getirilmesinde kişilerin yaşamı ile vücut bütünlüğünün

korunması, ölüm ve yaralanma olaylarının önüne geçilmesi için gerekli

tedbirleri alması bir zorunluluktur.

52. Dosya bir bütün olarak incelendiğinde önceki yıllarda

meydana gelen benzer olaylarda birçok kişinin yaşamını yitirdiği ve kazanın gerçekleştiği

alanda ani degaj tehlikesinin olduğunun bilindiği, bilirkişi raporlarına göre,

var olan bu riske karşı önlem alınmasının mümkün olduğu anlaşılmaktadır.

53. Öngörülebilir bir riskin bulunduğu ve bu riskin

bertaraf edilmesi için alınması gereken birtakım önlemler olduğu anılan

durumda, etkili yargısal sistem kurma yükümlülüğü bakımından somut başvuruda

mutlaka etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi gerekliliği bulunmadığı

söylenemez.

54. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan yaşam hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

a. Genel

İlkeler

55. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü, doğal olmayan her ölüm olayının

sorumlularının belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek

etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir. Yürütülecek bu

soruşturmanın temel amacı yaşam hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde

uygulanmasını, kamu görevlilerinin müdahalesiyle veya onların sorumlulukları

altında meydana gelen ya da diğer bireylerin filleriyle gerçekleşen ölümler

nedeniyle ilgililerin hesap vermelerini sağlamaktır (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 54).

56. Yaşam hakkına ilişkin usule yönelik bu yükümlülük

olayın niteliğine bağlı olarak cezai, hukuki ve idari nitelikte soruşturmalarla

yerine getirilebilir. Kasten veya kötü muamele sonucu meydana gelen ölüm

olaylarında Anayasa'nın 17. maddesi gereğince devletin sorumluların tespitini

ve cezalandırılmalarını sağlayabilecek nitelikte bir cezai soruşturma yürütme

yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda idari soruşturmalar ve tazminat

davaları sonucunda idari bir yaptırım veya tazminata hükmedilmesi; ihlali

gidermek, dolayısıyla mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 55).

57. Kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle meydana gelen ölüm

olaylarına ilişkin soruşturma yükümlülüğü açısından farklı bir yaklaşım

benimsenebilir. Bu kapsamda yaşam hakkının veya vücut bütünlüğünün ihlaline

kasten sebebiyet verilmediği durumlarda pozitif yükümlülük her olayda mutlaka

ceza davası açılmasını gerektirmez. Mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle

ilgili hukuk yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 59).

58. Bununla birlikte kasıtlı olmayan fiiller nedeniyle

meydana gelen ölüm olaylarında kamu makamlarının muhakeme hatası, dikkatsizliği

aşan bir kusuru olduğu veya olası sonuçların farkında olmalarına rağmen söz

konusu makamların kendilerine verilen yetkiler kapsamında tehlikeli bir

faaliyet nedeniyle oluşan riskleri bertaraf etmek için gerekli ve yeterli

önlemleri almadığı durumlarda -ilgililer diğer hukuk yollarına başvurmuş

olsalar dahi- kişilerin hayatının tehlikeye girmesine neden olanlar hakkında

bir ceza soruşturması yürütülmesi gerekir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri,

§ 60).

59. Diğer taraftan ceza soruşturmasının amacı, yaşam

hakkını koruyan hukukun etkili bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların hesap

vermesini sağlamak olmakla birlikte bu yükümlülük kesin olarak bir sonuç elde

etmeyi değil uygun araçların kullanılmasını gerektirir. Anayasa'nın 17. maddesi

başvuruculara üçüncü kişileri bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma

hakkı vermediği gibi devlete tüm yargılamaları mahkûmiyetle sonuçlandırma ödevi

de yüklemez (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

60. Kamu görevlilerinin görevlerini devlet adına ifa

etmeleri ve görevlerinin ifası ile ortaya çıkan birtakım durumlarla bağlantılı

olarak sık sık şikâyet edilme ve soruşturma tehdidi altında olma riski ile

karşı karşıya olmaları nedeniyle haklarında adli soruşturma yürütülmesinin

belirli bir makamın iznine bağlanması hukuk devletinde makul görülebilir (Hidayet

Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, B. No: 2013/7907, 21/4/2016, § 106).

61. Nitekim Anayasa’nın 129. maddesinin altıncı

fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlileri hakkında işledikleri iddia

edilen suçlardan ötürü ceza kovuşturması açılmasının -kanunla belirlenen

istisnalar dışında- kanunun gösterdiği idari mercinin iznine bağlı olduğu hüküm

altına alınmıştır (Hidayet Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, § 107).

62. Anayasa'nın bütünlüğü ilkesi çerçevesinde Anayasa

kurallarının bir arada ve hukukun genel ilkeleri gözönünde tutularak

uygulanması zorunlu olduğundan etkili soruşturma yükümlülüğünü ve kamu

görevlilerinin soruşturulmasının izin şartına bağlı olmasını düzenleyen

kurallar bütününün birbiriyle uyumlu bir şekilde yorumlanması gereklidir (Hidayet

Enmek ve Eyüpsabri Tinaş, § 108).

b. İlkelerin

Olaya Uygulanması

63. Somut olayda başvurucuların erkek kardeşi M.Y.,

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına bağlı bir iktisadi devlet teşekkülü olan

TTK'ya bağlı Kozlu Taşkömürü İşletme Müessesesi bünyesinde faaliyet gösteren

maden ocağında meydana gelen degaj ve metan gazı zehirlenmesi sonucu hayatını

kaybetmiştir.

64. Devletin yaşam hakkı kapsamındaki pozitif

yükümlülüklerinin usule ilişkin yönü, meydana gelen ölüm olayının tüm

yönleriyle ortaya konulmasını ve sorumluluğun belirlenmesine imkân tanıyan

etkili bir soruşturma yürütülmesini gerektirmektedir.

65. Başvuruya konu olaya ilişkin olarak Zonguldak

Cumhuriyet Başsavcılığınca soruşturma başlatılmıştır. Yürütülen soruşturma

işlemleri kapsamında iki bilirkişi heyeti raporu alınmıştır. Anılan bilirkişi

raporlarında, kazanın meydana geliş nedenleri ve olayda sorumlulukları

bulunanların kimler olduğu hususları incelenmiştir. Buna göre soruşturma

dosyası kapsamında kurumun uzmanlık alanında olan bir işin bu konuda uzmanlığı

ya da tecrübesi olmayan bir alt işverene verilmesi, denetimi zorlaştıran ve

riski artıran hatalı bir sistem kurulması nedenleriyle TTK Yönetim Kurulu

Başkanı ve üyelerinin, olayda sorumlulukları bulunduğuna ilişkinbirtakım

veriler bulunmaktadır.

66. Bu veriler kapsamında Zonguldak Cumhuriyet

Başsavcılığınca anılan kişiler hakkında soruşturma izni istenmiştir.

67. Bunun üzerine yaptırılan ön incelemede, soruşturma

izni istenen kişilere atfedilen kusur ile kaza arasında doğrudan illiyet bağı

bulunmadığı gerekçesiyle soruşturma izni verilmemesinin uygun olduğu yönünde

görüş bildirilmiştir.

68. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından

soruşturma izni verilmemesine karar verilmiştir. Soruşturma izni verilmemesi

nedeniyle anılan kişiler yönünden adli sürecin sona ermesi söz konusudur.

69. Bu durumda 4483 sayılı Kanun kapsamında soruşturma

izni alınması prosedürünün soruşturmanın etkililiği üzerine sonuçlarının

değerlendirilmesi gerekmektedir.

70. Soruşturma izni prosedürü, kamu görevlilerinin görevleri

sebebiyle işledikleri suçlardan dolayı ileri sürülen iddia ve şikâyetler

nedeniyle gereksiz ithamlarla karşılaşmamaları ve bu şekilde kamu görevlerinin

aksamaması için kamu görevlilerinin görevleri sebebiyle işledikleri iddia

olunan suçlar bakımından ceza soruşturmasına geçilmeden önce bir ön inceleme

yapılması ve ceza soruşturması yürütülmesini gerekli kılacak bir durum bulunup

bulunmadığına ilişkin bir ön değerlendirme yapılması amacını taşımaktadır. Bu

kapsamda soruşturma izni prosedürü, anılan amacın ötesinde ceza yargılamasının

işleyişini geciktirecek ve soruşturmanın etkin olarak yürütülmesine engel

olacak şekilde ya da kamu görevlilerinin ceza soruşturmasından muaf tutulduğu

izlenimini oluşturacak şekilde uygulanmamalıdır.

71. Tehlikeli bir faaliyet kapsamında, kişilerin yaşamı

ile vücut bütünlüğü üzerinde ortaya çıkan risklerin en aza indirilmesi ve

gerekli önlemlerin alınması konusunda sorumluluğu bulunan kişilerin tespit

edilebilmesi ve tespit edilen sorumluluklar karşısında devletin göstereceği

yargısal tepki, benzer olayların yaşanmaması bakımından da önem taşımaktadır.

72. Somut olayda soruşturma izni verilmemesi kararının

bilirkişi raporunda belirtilen "kusur ile degaj/püskürme olayı arasında

bire bir illiyet bağı bulunmadığı" yönündeki tespite dayandırıldığı

anlaşılmaktadır.

73. Zonguldak Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından,

Bakanlıklar ve TTK Yönetim Kurulu üyeleri ile diğer kurumlara atfedilen

kusurların meydana gelen degaj/püskürme olayına doğrudan etkisinin olup

olmadığı şeklinde soru yöneltilmiştir. Raporda, sözleşmede imzası bulunan

Yönetim Kurulu üyelerinin kusurlarının bulunduğunun değerlendirildiği ancak bu

kusur ile degaj/püskürme olayı arasında bire bir illiyet bağı bulunmadığı

belirtilmiştir. Gerek Cumhuriyet Başsavcılığının sorusunun gerek bilirkişi

raporunda yapılan tespitin kusur ile kaza arasında doğrudan sebep-sonuç

ilişkisi bulunup bulunmadığına yönelik teknik bir meseleye ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır. Ceza hukuku anlamında eylem ile sonuç arasında bir illiyet

bağı bulunup bulunmadığının belirlenmesi ise ancak yargısal merciler tarafından

yapılabilecektir.

74. Yaşam hakkı kapsamında devletin sahip olduğu etkili

soruşturma yükümlülüğü, sorumluların belirlenmesini ve gerekiyorsa

cezalandırılmasını sağlayabilecek bir ceza soruşturması yürütülmesini

gerektirmektedir. Kamu makamlarının bilirkişi raporları ile tespit edilen

kusurlu davranışlarının bulunduğu somut olayda, tespit edilen kusur ile

gerçekleşen netice arasında ceza hukuku anlamında bir illiyet bağı bulunup

bulunmadığının ilgili idare kurullarınca karara bağlanarak adli sürecin sona

erdirilmesi etkili soruşturma ilkeleriyle bağdaşmamaktadır.

75. Öte yandan soruşturma izni verilmemesi işlemlerine

karşı yapılan itirazları değerlendiren idare mahkemelerince yapılacak olan inceleme

ve değerlendirmelerin de soruşturma izni prosedürünün ceza yargılamasının

işleyişini geciktirecek ve soruşturmanın etkin şekilde yürütülmesine engel

olacak şekilde uygulanmasına ya da kamu görevlilerinin ceza soruşturmasından

muaf tutulduğu izlenimi oluşmasına izin vermeyecek şekilde yapılmasına özen

gösterilmesi gerekmektedir.

76. Somut olayda Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca

soruşturma izni verilmemesi işlemine karşı yapılan itirazın Bölge İdare

Mahkemesince "ön inceleme raporu ve eki belgelerin hazırlık

soruşturması yapılmasını gerektirecek nitelik ve yeterlilikte olmadığı"

gerekçesiyle reddedildiği, Ankara Bölge İdare Mahkemesince yapılan incelemenin,

soruşturma izni prosedürünün ceza yargılamasının işleyişini geciktirecek ve

soruşturmanın etkin şekilde yürütülmesine engel olacak ya da kamu

görevlilerinin ceza soruşturmasından muaf tutulduğu izlenimini oluşturacak

şekilde uygulanmaması gerekliliği yönünden bir değerlendirme içermediği

anlaşılmaktadır.

77. Tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde

hakkında soruşturma izni istenen kamu görevlilerinin kusurları bulunduğunun

tespit edilmiş olmasına karşın ancak adli merciler tarafından yapılması gereken

bir değerlendirme sonucunda kusur ile sonuç arasında illiyet bağı bulunmadığı

gerekçesiyle soruşturma izni verilmemesinin ve bu şekilde adli sürecin sona

ermesinin meydana gelen ölüm olayına ilişkin etkili bir ceza soruşturması

yürütülmesi önünde engel teşkil ettiği sonucuna ulaşılmıştır.

78. Olayda etkili bir ceza soruşturması yürütülmesi gerektiğine

yönelik tespit, anılan kişiler hakkında yürütülecek adli sürecin mutlaka bir

dava açılması ya da açılan davanın belli bir hükümle sonuçlanması gerektiği

anlamına gelmeyip sorumluların tespit edilmesi ve hesap vermelerini sağlayacak

uygun araçların etkili şekilde kullanılması gerekliliğine işaret etmektedir.

79. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinde

güvence altına alınan yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

80. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

81. Başvurucular, ihlalin tespiti ve her biri için 30.000

TL manevi tazminat talebinde bulunmuşlardır.

82. Başvuruda, yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

83. Yaşam hakkının usule ilişkin boyutunun ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

Ankara Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

84. Yeniden yargılama yapılması için dosyanın ilgili

mahkemeye gönderilmesine karar verilmesinin tespit edilen ihlal için yeterli

giderim sağlaması nedeniyle başvurucuların manevi tazminat taleplerinin reddine

karar verilmesi gerekir.

85. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve

1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar yönünden

başvurunun başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

2. Soruşturma izni verilmemesi işlemi yönünden yaşam

hakkının usul boyutunun ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam

hakkının usul boyutunun İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının usul boyutunun

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Ankara Bölge İdare Mahkemesine (E.2014/331, K.2014/346) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvuruların tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Enerji ve Tabii Kaynaklar

Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 9/5/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd. : Gizem Ceren DEMİR KOŞAR Başvurucular : 1. Naziker ONBAŞI 2. Özlem AÇIKGÖZ 3. Pınar ARSLAN Vekili : Av. Murat Kemal GÜNDÜZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/18224, 9 Mayıs 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. 30/4/2013
  10. B. 5/12/2013
  11. C. Soruşturma
  12. D. Kovuşturmaya
  13. E. Devam Eden
  14. IV. İlgili
  15. Hukuk
  16. V. İnceleme Ve
  17. Gerekçe
  18. A. Başvurucuların
  19. B. Değerlendirme
  20. A. 1. Kovuşturmaya yer olmadığına dair karar yönünden
  21. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam
  22. C. Kararın bir örneğinin yaşam hakkının usul boyutunun
  23. F. Ödemenin kararın tebliğini takiben başvurucuların
  24. G. Kararın bir örneğinin Enerji ve Tabii Kaynaklar
  25. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  26. M. Emin KUZ
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/18224
Tarih
9 Mayıs 2018

İlgili Kararlar

  • Muhterem Turantaylak Başvurusu (B. No: 2014/15253)
  • Abdulvahap Taşkın Başvurusu (B. No: 2015/16840)
  • Orhan Gürel Başvurusu (B. No: 2015/15358)
  • Müjdat Gürbüz Başvurusu (B. No: 2017/36529)
  • Hamdi Akın İpek Başvurusu (B. No: 2015/17763)
  • Kemal Özelmacı Başvurusu (B. No: 2015/19043)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.