İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kemal Özelmacı Başvurusu (B. No: 2015/19043)

1. Başvuru, idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle

Başvuru No2015/19043Tarih24 Mayıs 2018Okuma16 dk · 3.152 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Kemal Özelmacı Başvurusu

Karar tarihi
24 Mayıs 2018
Başvuru Numarası
2015/19043
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.152 kelime·16 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle

açılan tam yargı davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 11/12/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) emrinde uzman erbaş

olarak görev yapmaktayken 25/7/2011 tarihinde, bağlı olduğu birlik komutanlığı

tarafından yürütülen spor ve eğitim faaliyetleri sırasında kolunda ağrı meydana

gelmesi üzerine faaliyetten ayrılmıştır.

9. Kayseri Asker Hastanesinde 26/7/2011 tarihinde yapılan

muayenesi sonucunda başvurucuya sağ omuz

ağrısı, sol omuz yumuşak doku travması tanısıyla üç gün yatak, yedi

gün spor istirahati verilmiştir. Aynı Hastanenin 9/8/2011 tarihli raporu ile

başvurucunun sağ omuz bankart

lezyonu, hill-sachs lezyonu tanısı

nedeniyle yirmi gün belirli faaliyetlerden muaf tutulması uygun görülmüştür.

10. Kolundaki ağrı şikâyeti artarak devam eden başvurucu, Erciyes

Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmiştir. Burada yapılan

muayenesi neticesinde başvurucuya sağ habitüel omuz çıkığı tanısı konulmuş ve

18/8/2011 tarihinde artroskopik bankart omuz onarımı

ameliyatı yapılmıştır. Başvurucuya, anılan Hastanenin sağlık kurulu

tarafından düzenlenen23/8/2011 tarihli raporla kırk beş gün; 11/10/2011 tarihli

raporla otuz gün istirahat verilmiştir.

11. İstirahatinin bitmesini müteakiben Kayseri Asker Hastanesi

tarafından yapılan muayenesi neticesinde düzenlenen 22/11/2011 tarihli sağlık

kurulu raporunda başvurucunun sağ

omuz eklem çıkığı tanısıyla sınıfı görevine devam edeceğine, altı ay süreyle

bazı sportif faaliyetlerden muaf tutulması gerektiğine karar verilmiştir.

12. Başvurucu, söz konusu rapora istinaden aynı sınıfta TSK

emrindeki görevine devam etmiştir.

13. Görevine devam eden başvurucuya Etimesgut Asker Hastanesi

Sağlık Kurulunun 19/9/2012 tarihli raporu ile aynı rahatsızlık nedeniyle kırk

beş gün hava değişimi verilmiştir.

14. Gülhane Askeri Tıp Akademisi Hastanesi (GATA) Haydarpaşa

Eğitim Hastanesi Sağlık Kurulu tarafından düzenlenen 14/11/2012 tarihli raporla

başvurucu hakkında, sağ omuz eklem hareket kısıtlılığı teşhisine istinaden

"TSK'da görev yapamaz" kararı verilmiştir.

15. Söz konusu raporun Millî Savunma Bakanlığınca (MSB)

onaylanıp kesinleşmesinin ardından 27/12/2012 tarihinde başvurucunun sağlık

nedeniyle TSK'dan ilişiği kesilmiştir.

16. Başvurucu, TSK'da görev yapma niteliğini kaybetmesine ve

ilişiğinin kesilmesine sebep olan rahatsızlığın görev sırasında ve görev

nedeniyle meydana geldiğini belirterek bu sebeple uğradığı maddi ve manevi

zararların karşılanması talebiyle 7/10/2013 tarihinde idareye yaptığı

başvurunun zımnen reddi üzerine 17/12/2013 tarihinde Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır.

17. AYİM İkinci Dairesi (Mahkeme) 4/11/2015 tarihinde

oyçokluğuyla verdiği kararla davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. Kararın

gerekçesinde başvurucunun eylemi ve eylemden doğan zararı 22/11/2011 tarihli

sağlık kurulu raporu ile öğrendiği, dolayısıyla bu tarihten itibaren 4/7/1972

tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 43.

maddesi uyarınca bir yıl ve her hâlükârda beş yıl içinde zorunlu idari

başvuruda bulunması gerektiği belirtilmiştir. Başvurucunun ise bu süreleri

geçirdikten sonra 7/10/2013 tarihinde idareye yaptığı başvurunun zımnen reddi

üzerine 17/12/2013 tarihinde açtığı davanın süresinde olmadığı ifade

edilmiştir. Kararda ayrıca, başvurucu hakkında 2012 ve 2013 yıllarında

düzenlenen sağlık kurulu raporlarının zararın öğrenilmesine ve dava açma

süresine bir etkisinin bulunmadığı da vurgulanmıştır.

18. Karşıoy gerekçesinde ise 2011

yılında düzenlenen raporda başvurucu hakkında sınıfı görevine devam edeceğine

karar verildiğinden bu tarih itibarıyla TSK'dan ilişiğin kesilmesinden

kaynaklanan zararların oluşmasının ve dolayısıyla öğrenilmesinin söz konusu

olamayacağı ifade edilmiştir. Başvurucunun TSK'da görev yapamayacağının

14/11/2012 tarihli sağlık raporu ile tespit edilmesi nedeniyle dava açma

süresinin bu rapor esas alınarak hesaplanması gerektiği belirtilmiştir.

19. Nihai karar başvurucuya 8/12/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

20. Başvurucu 11/12/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

21. Bireysel başvurunun incelenme sürecinde 21/1/2017 tarihli ve

6771 sayılı Kanun ile Anayasa'ya eklenen geçici 21. maddenin birinci fıkrasının

(E) bendiyle AYİM kaldırılmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. İlgili Kanunlar

22. 1602 sayılı mülga Kanun’un43. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde dava açmadan

önce, bu eylemlerin yazılı bildirimi üzerine veya başka suretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

yetkili makama başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri lazımdır.

Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde bu konudaki işlemin tebliği

tarihinden ve altmış gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği

tarihten itibaren altmış gün içinde tam yargı davası açabilirler."

23. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"İdari eylemlerden

hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı

bildirim üzerine veya başka süretle öğrendikleri

tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde

ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri

gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu konudaki

işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış gün içinde

cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren, dava süresi

içinde dava açılabilir."

2. Danıştay İçtihadı

24. Danıştay Onuncu Dairesinin 4/11/2011 tarihli ve E.2008/7182,

K.2011/4711 sayılı kararının ilgili kısımları şöyledir:

"Bir eylemin idariliği ve doğurduğu zarar bazı durumlarda eylemin

gerçekleşmesiyle, kimi zaman da değişik araştırma ve incelemelerden, hatta ceza

davalarından sonra ortaya çıkabilmektedir.

Özelikle, kamu görevlilerinin idari tasarrufta

bulunurken uyulması zorunlu görülen kurallara uymamaları nedeniyle kendilerine

izafe edilebilecek nitelikte olmakla birlikte, resmî yetkilerin kullanımı

sırasında gerçekleştiği için idaresinden de ayrılamayan görev kusurlarından

doğan zararın tazmini istemiyle açılacak tam yargı davalarında eylemin idariliği, zararın, kamu görevlisinin kişisel kusurundan

mı, görev kusurundan mı kaynaklandığının ceza muhakemesi sonucunda

belirlenmesiyle ortaya çıkabilmektedir.

Bu nedenlerle, 2577 sayılı Kanun’un 13.

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürelerin eylemin idariliğinin

ve doğurduğu zararın ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur.

Aksi yorumun, dava açma yolunun kullanımını güçleştirerek hak arama hürriyetini

olumsuz etkileyeceğini belirtmek gerekir. Anılan Yasa hükmünde öngörülen tam

yargı davalarının, idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminine yönelik

olması sebebiyle davanın açılabilmesi için eylemin idariliğinin

ve yol açtığı zararın ortaya çıkması zorunludur."

25. Danıştay Onbeşinci Dairesinin

31/5/2016 tarihli ve E.2016/4241, K.2016/3896 sayılıkararının

ilgili kısımları şöyledir:

"[2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu'nun 13. maddesinde], idareye başvuru

için öngörülen en geç beş yıllık sürenin hangi tarihten itibaren başlatılacağı

zaman zaman duraksamalara yol açtığından, bu hususun irdelenmesi gerekmektedir.

Tam yargı davaları, idari eylem nedeniyle

uğranılan zararın tazminini ifade etmektedir. Bu nedenle, tam yargı davasının

açılabilmesi için eylemin idariliğinin ve yol açtığı

zararın ortaya çıkması zorunludur.

İdari eylem, idarenin işlevi sırasında bir

hareketi, bir davranışı, bir tutumu veya hareketsizliği; idari karar ve işlemle

ilgisi olmayan, başka bir deyişle öncesinde, temelinde bir idari karar veya

işlem olmayan salt maddi tasarrufları ifade etmektedir. Söz konusu eylemlerin idariliği ve doğurduğu zarar bazen eylemin yapılmasıyla

birlikte ortaya çıkarken, bazen de çok sonra, değişik araştırma, inceleme ve

hatta ceza yargılamaları sonucu ortaya çıkabilmektedir.

...

Bu itibarla, 2577 sayılı Kanun'un 13'üncü

maddesinde öngörülen 1 ve 5 yıllık sürenin, eylemin idariliğinin

ortaya çıktığı tarihten itibaren hesaplanması zorunludur. Aksi yorumun, zarara

yol açan eylemin idariliğinin ortaya çıkmasıyla

kullanılması mümkün olan dava açma hakkını ortadan kaldıracağı, hak arama

özgürlüğüyle bağdaşmayacağı açıktır."

B. Uluslararası Hukuk

26. İlgili uluslararası hukuk için bkz. Ahmet Yıldırım, B. No: 2014/18135, 20/9/2017,§§ 19-28.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 24/5/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mahkemeye Erişim

Hakkının İhlal Edildiği İddiası Yönünden

1. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu, TSK'da görev yapma niteliğini kaybettiği yönünde

düzenlenen sağlık raporu üzerine TSK'dan ilişiğinin kesilmesi dolayısıyla

uğradığı zararın tazmini istemiyle açılan davanın süre aşımından reddedilmesi

nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ve eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

2. Değerlendirme

29. Anayasa’nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucu her ne kadar eşitlik ilkesinin

ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de başvurucunun şikâyetlerinin özü, idari

eylemden doğan zararın tazmini istemiyle açtığı tam yargı davasının süre

aşımından reddedilmesi nedeniyle uyuşmazlığın esasının incelenmemesidir. Bu

itibarla belirtilen ihlal iddiası da adil yargılanma hakkının güvencelerinden

biri olan mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

32. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme)

yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§

34).

33. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden faydalanabilmesi

için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının tanınması gerekir.

Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden

yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

34. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

35. Somut olayda idari eyleme dayalı tam yargı davasının süre

aşımından reddedilerek esasının incelenmemesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye

erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

ii.Müdahalenin İhlal Oluşturup

Oluşturmadığı

36. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve

hürriyetler, ... yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz."

37. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin ihlalini

teşkil edecektir.

38. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen

ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe

dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

(1) Kanunilik

39. Başvurucunun idari eylemden doğan zararın tazmini istemiyle

açtığı davanın süre aşımı gerekçesiyle reddedilmesine ilişkin Mahkeme kararının

1602 sayılı mülga Kanun'un 43. maddesine dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla

somut olayda başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni

dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

(2) Meşru Amaç

40. Dava açmanın bir süreye bağlanmasının meşru amacının ne

olduğu hususu benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından

müteaddit defalar incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi bu incelemelerinde, idari

işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre koşulu öngörülmesinin en

genel ifadesiyle idari istikrarın sağlanması şeklinde bir meşru amacı

bulunduğuna işaret etmiştir (daha ayrıntılı değerlendirme için bkz. Ayşe Yıldırım, B. No: 2014/5, 25/10/2017,

§§ 54, 55; Fatma Altuner,

B. No: 2014/17714, 26/10/2017, §§ 48, 49; Çölbeyi Lojistik Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi, B. No:

2014/12354, 9/11/2017, § 52).

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

41. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme

kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını önemli

ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,§ 52).

42. Bu nedenle mahkemelerin usul kurallarını uygularken

yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı şekilcilikten

kaçınmaları gerektiği gibi kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan

kalkmasına neden olacak ölçüde aşırı esneklikten de kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No: 2012/660, 7/11/2013, § 65).

Bu kapsamda mevzuatta öngörülen dava açma süresine ilişkin kuralların hukuka

açıkça aykırı olarak yanlış uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması

nedenleriyle kişilerin dava açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını

kullanmasına engel olunması mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., §

38).

43.Bu bağlamda dava açma süresinin işlemeye başladığı an da

mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır (Yaşar Çoban [GK],

B. No: 2014/6673, 25/7/2017, § 66). Dava açma süresinin hangi tarihte

başlayacağını belirleme ve mevzuatı bu yönüyle yorumlama görevi esasen derece

mahkemelerine aittir. Bireysel başvurunun ikincillik ilkesi gereği, dava açma

süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin

bir görevi bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol,derece mahkemelerinin, dava

açma süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili

yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın koşulları ışığında

incelemektir (Ahmet Yıldırım, §

46). Bu kapsamda dava açma süresinin, henüz dava hakkının doğmadığı ya da hak

sahibinin dava hakkının doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar

çerçevesinde haberdar olduğunun kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir

dönemde işlemeye başlaması dava hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden

ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Yaşar Çoban, § 66).

(b) İlkelerin Olaya Uygulanması

44. Başvurucu, dava açma süresinin başlangıcında 22/11/2011

tarihli sağlık kurulu raporunun esas alınmasının mahkemeye erişim hakkını ihlal

ettiğinden şikâyet etmektedir.

45. Yukarıda yer verilen (bkz. §§ 24, 25) Danıştay içtihadında

ortaya konulduğu üzere idari eylem nedeniyle uğranılan zararın tazmini

istemiyle açılan tam yargı davasında idarenin tazminle yükümlü tutulabilmesi

için ortada idari eylem ve zarar olmalı, ayrıca zararla idari eylem arasında

illiyet bağı bulunmalıdır. Bu çerçevede eylemin idariliğinin

veya yol açtığı zararın ya da arasındaki illiyet bağının eylemden çok sonra

anlaşıldığı veya ortaya konulabildiği durumlarda dava açma süresinin bu

tarihlerden sonra başlayacağı kabul edilmektedir.

46. Bu bağlamda somut olayda öncelikle tam yargı davası

açılmasına sebep olan, bir başka ifadeyle zararı doğuran olgunun ne olduğunun,

başvurucunun davanın temelini teşkil eden bu olgudan ne zaman haberdar olduğu

ya da haberdar olması gerektiğinin ortaya konulması mahkemeye erişim hakkına

yapılan müdahalenin ölçülülüğü bakımından önem arz etmektedir.

47. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun tam yargı davası

açmasının sebebinin TSK'da yürüttüğü görev sırasında katıldığı eğitim

faaliyetleri esnasında meydana gelen sakatlanma sonucunda"TSK'da

görev yapabilme niteliğini kaybedecek şekilde" bir maluliyete uğraması

olduğu görülmektedir. Başvurucunun bu sebeple oluşan zararlarının karşılanması

için dava açtığı anlaşılmaktadır. Bir başka ifadeyle somut başvuruda, salt olay

nedeniyle bedensel bütünlüğün bozulmasından doğan zararların tazmininin talep

edildiği bir dava söz konusu değildir. Nitekim başvurucunun 17/12/2013 tarihli

dava dilekçesinde bu hususu açıkça vurguladığı görülmektedir. Dolayısıyla somut

olayda tazmini talep edilen zararı doğuran/davanın temelini teşkil eden olgu,

spor ve eğitim faaliyeti sırasında meydana gelen sakatlanma sonucunda TSK'da

görev yapabilme niteliğinin kaybedilmiş olmasıdır.

48. Bu itibarla öncelikle AYİM tarafından dava açma süresinin

başlangıcına esas alınan 22/11/2011 tarihli sağlık raporunun, tazmini talep

edilen zararı doğuran/davanın temelini teşkil eden bu olgunun öğrenilmesine

imkân sağlayan bir mahiyet taşıyıp taşımadığının açıklığa kavuşturulması

gerekmektedir. Anılan raporun böyle bir niteliği haiz olduğu yönünde sonuca

ulaşıldığı takdirde ise bu kez, raporun düzenlendiği tarih itibarıyla söz

konusu olgunun başvurucu tarafından bilinip bilinmediğinin ya da bilinmesi

gerekip gerekmediğinin ortaya konulması da başvurucunun mahkemeye erişim

hakkının ihlal edilip edilmediğinin tespiti açısından önem arz etmektedir.

49. Olayda başvurucunun, 25/7/2011 tarihinde katıldığı spor ve

eğitim faaliyeti sırasında sakatlandığı ve sağ omuzunda meydana gelen hareket kısıtlılığındandolayı uzun bir süre tedavi gördüğü, bu

tedaviler sonucunda vücudunda belirli düzeyde bir maluliyet oluşmuş olsa da TSK

emrinde ve aynı sınıfta 27/12/2012 tarihine kadar görev yapmaya devam ettiği

anlaşılmaktadır.

50. Bu zaman zarfında başvurucu hakkında düzenlenen ve Mahkeme tarafından

dava açma süresinin başlangıcına esas alınan 22/11/2011 tarihli sağlık kurulu

raporunda başvurucunun sağ omuzundaki eklem çıkığı nedeniyle hareket

kısıtlılığı bulunduğu, bu durumun sınıfı görevini yapmasına engel teşkil

etmediği, ancak altı ay süreyle bazı sportif faaliyetlerden muaf tutulması

gerektiği yönünde tespitlere yer verildiği görülmektedir. Başvurucunun söz

konusu rahatsızlığa bağlı olarak oluşan mevcut sağlık durumu itibarıyla TSK'da

görev yapamayacağının ise ilk kez GATA tarafından düzenlenen 14/11/2012 tarihli

sağlık kurulu raporu ile tespit edildiği ve bu rapora istinaden başvurucunun

TSK'dan ilişiğinin kesildiği anlaşılmaktadır.

51. Buna göre başvurucunun eğitim faaliyeti sırasında

sakatlanması nedeniyle TSK'da görev yapma niteliğini kaybettiğine dair herhangi

bir tespit içermediği açık olan 22/11/2011 tarihli sağlık raporunun, bireysel

başvuruya konu tam yargı davasının temelini teşkil eden olgunun ve dolayısıyla

bu olgudan kaynaklı zararın öğrenilmesine imkân sağlayan bir mahiyet taşıdığından

söz edilemez.

52. Tüm bu açıklamalar çerçevesinde, Mahkemenin zararın

öğrenilmesine ve değerlendirilmesine imkân tanımayan nitelikteki sağlık

raporunun düzenlendiği 22/11/2011 tarihini esas alarak dava açma sürelerini

belirlemesine ilişkin yorumunun başvurucunun dava açmasını aşırı derecede

zorlaştırdığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla bu yorumdan hareketle davanın

süre aşımından reddedilmesi suretiyle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına

yapılan müdahalenin ölçüsüz olduğu sonucuna varılmıştır.

53. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Diğer İhlal İddiaları

Yönünden

54. Başvurucu, bireysel başvuru dilekçesinde AYİM’in

kuruluş ve yapısı itibarıyla bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığından

şikâyet etmiş; bireysel başvuruda bulunduktan sonra Anayasa Mahkemesine verdiği

9/8/2016 tarihli dilekçesinde ise bireysel başvuruya dayanak davasını süre

aşımından reddeden askerî hâkimlerin bir kısmı hakkında FETÖ/PDY üyeliği

nedeniyle işlem yapıldığına dikkat çekerek adil yargılanmadığını ileri

sürmüştür.

55. Somut başvuruya konu Mahkeme kararının Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamındaki mahkemeye erişim hakkını ihlal ettiği sonucuna

varıldığından başvurucunun ileri sürdüğü diğer şikâyetler hakkında ayrıca

değerlendirme yapılmasına gerek görülmemiştir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

56. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir."

57. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına hükmedilerek

ihlalin giderilmesi ve uğradığı zararın tazminine karar verilmesi talebinde

bulunmuştur.

58. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

59. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili mahkemeye

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

60. Mahkemeye erişim hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğu

sonucuna varıldığından tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

61. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için -Anayasa'nın geçici 21. maddesinin

birinci fıkrasının (E) bendinin (b) alt bendi gereğince- yetkili idari yargı

merciine GÖNDERİLMESİNE (Karar, AYİM İkinci Dairesinin 4/11/2015 tarihli ve

E.2014/54, K.2015/1718 sayılı kararıyla ilgilidir),

D. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

E. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

24/5/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Gülbin AYNUR

Başvurucu

:

Kemal

ÖZELMACI

Vekili

:

Av. Cavit

ÇALIŞ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/19043, 24 Mayıs 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Mahkemeye Erişim
  11. B. Diğer İhlal İddiaları
  12. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. A. Adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının
  14. C. Kararın bir örneğinin adil yargılanma hakkının ihlalinin
  15. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Yıldırım
  18. Akıncı
  19. Topal
  20. M. Emin KUZ
  21. Özelmacı
  22. Çalış
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/19043
Tarih
24 Mayıs 2018

İlgili Kararlar

  • F.ç. Başvurusu (B. No: 2014/8019)
  • Emrah Demirtaş ve Zafer Demirtaş Başvurusu (B. No: 2015/5498)
  • U.d.k. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/19352)
  • Ali Sedat Yücelik ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/2574)
  • M.a. Başvurusu (B. No: 2015/19048)
  • Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/12563)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.