İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Kamil Darbaz ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/12563)

1. Başvuru, taşınmazın şirketin ortaklar kurulu kararı

Başvuru No2015/12563Tarih24 Mayıs 2018Okuma27 dk · 5.316 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Kamil Darbaz Ve Gmo Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti. Başvurusu

Karar tarihi
24 Mayıs 2018
Başvuru Numarası
2015/12563
R.G. Tarih ve Sayı
22/6/2018-30456
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.316 kelime·27 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, taşınmazın şirketin ortaklar kurulu kararı

olmaksızın ve muvazaalı olarak satışı nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal

edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 21/7/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu Kamil Darbaz,

diğer başvurucu GMO Yapı Grup End. San. Tic. Ltd. Şti.nin (Şirket) %50 payına sahiptir. Bu Şirketin diğer %50

payı ise Ö.Ş.ye aittir. Her iki ortak da Şirketi tek başına temsile yetkili

kılınmıştır.

9. Başvurucu Şirket, İstanbul ili Kadıköy ilçesi Sahrayıcedit Mahallesi'nde 838 ada 21 parsel sayılı arsa

vasıflı bir taşınmaz üzerinde inşaat yapmak üzere -başvuru formu ve eklerinde

belirtilmeyen bir tarihte- arsa sahipleriyle arsa payı karşılığı inşaat

sözleşmesi yapmıştır. Söz konusu taşınmazın 14.091.152/65.856.000 payı arsa

sahiplerince -üzerinde kat karşılığı inşaat sözleşmesi şerhi bulunmaksızın-

bedeli karşılığında, 3.841.350/65.856.000 payı ise arsa payı karşılığı inşaat

sözleşmesi çerçevesinde tapuda başvurucu Şirkete devredilmiştir. Böylece

taşınmazın toplamda 1.280.893/4.704.000 payı başvurucu Şirkete devredilmiştir.

Başvurucu Şirket, bu taşınmaz ile ilgili olarak inşaat projesi hazırlamış ve

proje üzerinden satış ve kira sözleşmeleri yapmıştır.

10. Proje devam ederken başvurucu Şirketin diğer ortağı Ö.Ş. ile

başvurucu arasında uyuşmazlık çıkmıştır. Ö.Ş. 6/7/2009 tarihinde başvurucu

Şirketi temsilen dava konusu taşınmazdaki Şirket payını Ortaklar Kurulu kararı

olmaksızın 820.000 TL bedelle E.S.ye satmıştır.

11. Taşınmazın satışını öğrenen başvurucular Kadıköy 3. Asliye

Ticaret Mahkemesinden Ö.Ş.nin zarar verici

eylemlerinden dolayı haklı sebebe dayalı olarak müdürlükten azlini talep

etmişlerdir. Mahkeme, konu hakkında Bilirkişi Kurulundan rapor almıştır.

Bilirkişi Kurulunun 16/5/2011 tarihli raporunda, Şirkete ait taşınmaz payının

satışının yapıldığı tarih itibarıyla gerçek değerinin 2.377.347,21 TL olduğu

belirtilmiştir. Mahkeme, bilirkişi raporunu hükme esas alarak ve satış değeri

ile gerçek değer arasındaki fark nedeniyle davalının Şirket müdürlüğünden azli

koşullarının gerçekleştiğini belirterek 13/9/2011 tarihinde Ö.Ş.nin

idare müdürlüğü yetkisinin kaldırılmasına karar vermiştir.

12. Başvurucular 20/7/2009 tarihinde Kadıköy 5. Asliye Hukuk

Mahkemesinde (sonradan İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesi) Ö.Ş. ve

E.S. aleyhine tapu iptali ve tescil davası açmışlardır. Dava dilekçesinde;

ihtilaflı taşınmazın satışının Ortaklar Kurulu kararı alınmadan yapıldığı,

davalıların iyi niyetli olmadıkları ve satışın muvazaalı olduğu iddia

edilmiştir. Ö.Ş. dışındaki davalılar ise taşınmazın tapu kaydına konulan

hacizler sebebiyle 674.800 TL daha ödediklerini, böylece taşınmaz için

ödedikleri toplam tutarın 1.642.400 TL olduğunu savunmuşlardır.

13. Mahkemece inşaat ve hukuk alanında bilirkişilerden

oluşturulan heyetten alınan 28/12/2010 tarihli raporda, ödendiği bildirilen

satış bedeli ile tespit edilen taşınmaz değeri arasında aşırı fark bulunduğu

belirtilmiştir. Ayrıca bilirkişi raporunda, söz konusu taşınmaz payının kat

karşılığı devredilmiş olması ve Şirketin bu payı avans olarak aldığının

biliniyor olması karşısında davalı tarafın iyi niyetli kabul edilmeyeceği ve

Şirketin tek taşınmazının Ortaklar Kurulu kararı olmaksızın satışının kanun

gereği mümkün olmadığı görüşüne yer verilmiştir.

14. Buna karşın 4/9/2012 tarihinde davanın reddine karar

verilmiştir. Kararın gerekçesinde, davalı E.S.nin

üçüncü kişi konumunda olduğu ve başvurucuların bu sebeple muvazaa iddialarını

her türlü delille ispatlayabilecekleri belirtilmiştir. Ancak akrabalık veya

yakın ilişkileri sebebiyle başvurucuların dinlenen tanıklarını hükme esas

almayan Mahkeme, başvurucuların satış işleminin muvazaalı olduğunu ispatlayamadıkları

sonucuna varmıştır. Bu kapsamda satış bedelinin Şirket kasasına girip

girmediğinin üçüncü kişi davalıyı ilgilendirmediği tespitine yer verilmiştir.

Mahkeme kararının diğer ilgili kısmı şöyledir:

"Satışa konu hissenin keşifte belirlenen

değerinin satış bedeli ile kıyaslandığında arada fark olduğu görülmekte ise de

taşınmaz üzerinde birden fazla sayıda haciz bulunması bunun toplam borç

tutarının 645.425,42 TL olduğu dikkate alındığında hissenin alımının riskli bir

yatırım olduğu bu nedenle de bedelinin düşük olması da makul olarak

değerlendirilmiştir.

Davalının taşınmaz üzerindeki hacizlere

ilişkin borçlarını temlik aldığı, dosyada bulunan belgelerden anlaşılmıştır.

Davalının ödediği bedele ilaveten hazice konu icra

dosyalarının da temlik alan sıfatıyla borçları üstlendiği görülmüştür.

28/12/2010 Tarihli bilirkişi raporuna göre

davalının kat karşılığı olarak devredilmiş payı satın alması nedeni ile yapılan

işlemin muvazaa olduğu kanaati bildirilmiş ise de Mahkememizce şirkete devir

yapılan hisseler üzerinde ayrıntılı olarak inceleme yapılması için Kadastro

Mühendisi H.Ş. bilirkişi seçilmiş ve düzenlemiş olduğu ve hükme esas alınan

raporunda belirttiği gibi, davalıya satıp devredilen hissenin,

14091152/65856000 hissesinin arsa sahiplerinin üzerinde kat karşılığı inşaat

sözleşmesi şerhi bulunmaksızın bedeli karşılığında pay satışı olarak şirkete

sattıkları pay olduğu, 3841350/65856000 hissenin ise arsa sahiplerinin kat

karşılığı olarak sattığı hisseler olduğu anlaşılmıştır. Hisselerini kat

karşılığı olarak devreden maliklerin davacı şirket ile yaptıkları kat karşılığı

inşaat sözleşmesini fesh ettikleri, fesih

protokolünde bu sözleşmeden dolayı hiç bir hak alacak

talep etmedikleri, şirketi gayri kabili rücu ibra ettiklerini anlaşılmıştır.

Davalının toplanan tüm delilerine göre tapu

kaydına güvenerek davacı şirketin yetkili temsilcisinin yaptığı satış ile dava

konusu hisselerin alımında iyiniyetli olduğu anlaşılmakla davalı adına kayıtlı

hisselerin iptali talep edilemeyeceğinden davanın reddine dair karar vermek

gerekmiştir."

15. Temyiz edilen karar, Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 3/6/2014

tarihinde usul ve kanuna aykırı bir yön bulunmadığı gerekçesiyle oybirliğiyle

onanmıştır. Başvurucuların karar düzeltme talebi ise aynı Daire tarafından

19/3/2015 tarihinde oyçokluğuyla reddedilmiştir. Bu kararın gerekçesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"Dosyadaki yazılara, mahkeme kararında

belirtilip Yargıtay ilamında benimsenen gerektirici sebeplere, davacıların

muvazaanın varlığını ispatlayamamalarına, satılan taşınmaz üzerinde 645.425 TL

tutarında haciz bulunmasına ve davalının icra dosyasındaki borçları üstlenmiş

olmasına, nakten tahsil edilen bedelin şirket

kasasına intikal ettirilmemesinin müdürün sorumluluğunu gerektirmesine ve 6762

sayılı Kanun'un 443/2. maddesinin davacının iştigal konusu gözetildiğinde

uygulanamayacak olmasına göre, davacı vekilinin HUMK’nın

440. maddesinde sayılan hallerden hiçbirisini ihtiva etmeyen karar düzeltme

isteğinin reddi gerekir."

16. Nihai karar, başvurucular vekiline 22/6/2015 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 21/7/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Mevzuat Hükümleri

18. Olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan 22/4/1926 tarihli ve

818 sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun "Muvazaa"

kenar başlıklı 18. maddesi şöyledir:

“Bir akdin şekil ve şartlarını tayininde, iki

tarafın gerek sehven gerek akitteki hakiki maksatlarını gizlemek için

kullandıkları tabirlere ve isimlere bakılmıyarak,

onların hakiki ve müşterek maksatlarını aramak lazımdır.

Tahriri borç ikrarına istinat ile alacaklı

sıfatını iktisabeden başkasına karşı, borçlu

tarafından muvazaa iddiası dermeyan olunamaz.”

19. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "İyiniyet"

kenar başlıklı 3. maddesi şöyledir:

“Kanunun iyiniyete

hukukî bir sonuç bağladığı durumlarda, asıl olan iyiniyetin

varlığıdır.

Ancak, durumun gereklerine göre kendisinden

beklenen özeni göstermeyen kimse iyiniyet iddiasında

bulunamaz.”

20. Olay tarihi itibarıyla yürürlükte olan 29/6/1956 tarihli ve

6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun "Anonim

Şirket" başlıklı Dördüncü Fasıl'ın "İdare Meclisi" başlıklı İkinci

Kısım'ının "Temsil Salahiyeti"

başlığı altında "1. Vüsat ve

şümulü" kenar başlıklı 321. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temsile salahiyetli olanlar şirketin

maksat ve mevzuuna dahil olan her nevi işleri ve hukuki muameleleri şirket

adına yapmak ve şirket unvanını kullanmak hakkını haizdirler.

Temsil

salahiyetinin tahdidi, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahıslara karşı hüküm ifade

etmez. Ancak temsil salahiyetinin sadece merkezin veya bir şubenin işlerine

hasrolunduğuna veya müştereken kullanılmasına dair tescil ve ilan edilen

tahditler muteberdir.

...

Temsile

salahiyetli olanlar tarafından yapılan muamelenin esas mukaveleye veya umumi

heyet kararına aykırı olması, hüsnüniyet sahibi üçüncü şahısların o muameleden

dolayı şirkete müracatına mani

olamaz.

..."

21. 6762 sayılı Kanun'un "Anonim

Şirketlerin İnfisahı ve Tasfiyesi" başlıklı Yedinci Kısım'ının "Aktifleri satma salahiyeti"

kenar başlıklı 443. maddesi şöyledir:

"Umumi heyet aksine karar vermiş

olmadıkça tasfiye memurları şirketin aktiflerini pazarlık suretiyle de

satabilirler.

(Değişik:

16/6/1989 - 3585/6 md.)

Aktiflerin toptan satılabilmesi için umumi heyetin kararı gereklidir. Bu karar

hakkında 388 inci maddenin üçüncü ve dördüncü fıkraları uygulanır."

22. 6762 sayılı Kanun'un

"Limited Şirket" başlıklı Yedinci Fasıl'ının

"Şirketin Teşkilatı"

başlıklı Üçüncü Kısım'ının

"Salahiyetler" kenar başlıklı 539. maddesi şöyledir:

"Umumi heyet aşağıdaki salahiyetleri haiz

olup bunları başka bir organa devredemez:

1. Şirket mukavelesini

değiştirmek;

2. Müdürleri tayin ve

azletmek;

3. Müdür olmıyan ortaklara bahşedilen kontrol hakları mahfuz kalmak şartiyle murakıpları tayin ve azletmek;

4. Kar ve zarar hesabını

ve bilançoyu tasdik ve safi karın kullanma şeklini tayin etmek;

5. Müdürleri ibra etmek;

6. Payların bölünmesi

hakkında karar vermek;

7. Kuruluş veya idare

işlerinden dolayı şirketin kendi organlarına veya münferit ortaklara karşı haiz

olduğu tazminat taleplerini dermeyan etmek.

Şirket

mukavelesinde aksine hüküm olmadıkça umumi heyet, ortakların koymayı taahhüt

ettikleri sermayeye mahsuben ödiyecekleri paraların

ödeme gününü tesbit ve ticari mümessillerle, bütün

ticari işletmeyi idare hakkı verilen ticari vekilleri tayine

salahiyetlidir."

23. 6762 sayılı Kanun'un

"İdare ve Temsil" başlığı altında "Müdürler"e ilişkin "Ortak olanlar" kenar başlıklı

540. maddesi şöyledir:

"Aksi kararlaştırılmış olmadıkça,

ortaklar hep birlikte müdür sıfatiyle şirket işlerini

idareye ve şirketi temsile mezun ve mecburdurlar.

Şirket

mukavelesi veya umumi heyet kararı ile şirketin idare ve temsili ortaklardan

bir veya birkaçına bırakılabilir.

Kuruluştan

sonra şirkete giren ortaklar, bu hususta umumi heyetin ayrı bir kararı

olmadıkça, idare ve temsile mezun ve mecbur değildirler.

Limitet

şirketin temsilcileri arasında bir hükmi şahıs bulunduğu takdirde, ancak o

hükmi şahıs adına limitet şirketin temsil ve idaresini üzerine almış bulunan

hakiki şahıs limitet şirketin temsilcisi olarak tescil ve ilan edilir."

24. 6762 sayılı Kanun'un

"Temsil Salahiyeti" başlığı altında düzenlenen "Şümulu"

kenar başlıklı 542. maddesi şöyledir:

"Müdürlerin haiz oldukları temsil

salahiyetinin şümul ve tahdidi hakkında, anonim şirketin idare meclisine dair

olan 321 inci madde hükmü tatbik olunur.

Vazifelerini ifa dolayısiyle

müdürlerin işlemiş oldukları haksız fiillerden şirket mesul olur."

25. 6762 sayılı Kanun'un

"Anonim şirket hükümlerine yapılan atıflar" kenar başlıklı

556. maddesi şöyledir:

"Şirketin kuruluşuna iştirak edenlerle

şirketin idare veya murakabesine memur edilen kimselerin ve tasfiye

memurlarının mesuliyeti, cezai mesuliyetler ve şirketin vekaletlerce murakabesi

hakkında anonim şirketin bu hususlara mütaallik

hükümleri tatbik olunur."

2. Yargıtay İçtihadı

26. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17/1/2000 tarihli ve

E.1998/8298, K.2000/19 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Dava, Limited Şti. müdürünün görev ve

yetkisini aşarak şirketin üzerinde faaliyetini sürdürdüğü tek taşınmazının

satışının iptali istemine ilişkindir.

Limited Şti.nin

müdürlerinin yetkisi, TTK.nun 542. maddesi yollaması

ile aynı Kanun`un 321. maddesi ile belirlenmiştir. Buna göre, "temsile selahiyetli olanlar şirketin maksat ve mevzuuna dahil her

nevi işleri ve hukuki muameleleri şirket adına yapmak ve şirket adını kullanmak

hakkını haiz oldukları" öngörülmüştür.

Anılan kanun hükümleri uyarınca, şirket

yönetim kurulu veya temsilcisi, ancak şirket maksat ve konusuna göre her nevi

iş ve hukuki işlemleri şirket adına yapmaya yetkilidir. Şirket maksat ve konusu

dışına çıkan bir işin veya hukuki işlemin yönetim kurulu veya temsilciler

tarafından yapılabilmesi TTK.nun 443/2 maddesi

uyarınca, ancak genel kurulun vereceği özel bir yetki ile olabilir. Ayrıca,

genel kurulun şirketin tek taşınmazını satmaya yetki verebilmesi için anılan

Kanun hükmü gereğince, aynı Kanun`un 388. maddesinin 3. ve 4. fıkralarındaki

toplanma ve karar yeter sayısı olması da şarttır.

Dava konusu şirketin ana sözleşmesinin 'amaç

ve konusu' başlığı altında taşınmaz alım-satımı da düzenlenmiş ise de, burada söz konusu edilen taşınmazlar, şirketin olağan

iştigal konusu ve faaliyetleri arasındaki işlere ilişkin taşınmazlar olup,

şirketin üzerinde faaliyetini sürdürdüğü taşınmazın bu kapsamda olduğu

düşünülemez.

Yukarıda anlatılanlar karşısında dava konusu

satış, Ltd. Şti.`nin tek malvarlığı olduğu iddia

edilen ve üzerinde fabrika kurulu arsa satışına ilişkin olduğuna göre, dışardan

atanan müdürün tek başına temsil yetkisine dayanarak bu taşınmazı ortaklardan

birine satması TTK.nun 542. maddesi yollaması ile

aynı Kanun`un 321. ve şirketin tüm malvarlığının elden çıkarılması da yine limited şirketlerde de uygulanması mümkün olan TTK.nun 443/2. maddesi hükmü de dikkate alınarak inceleme

yapılmak gerekirken, yazılı olduğu şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş ve

kararın bu nedenle bozulması gerekmiştir."

27. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 20/10/2011 tarihli ve

E.2011/2433, K.2011/14210 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Asıl davada, iki ortaklı limited şirkette ortaklardan birinin usulsüz olarak

kendisini tam yetkili müdür tayin ederek, şirkete ait tek taşınmazı muvazaalı

olarak satılması nedeniyle tapu iptali tescil, birleşen davada ise, daha sonra

taşınmaz üzerinde bulunan otelin yıkılması nedeniyle, otelin içindeki malların

değeri ile elde edilecek gelir ve manevi tazminatın tahsili talep edilmiştir.

Mahkemece yukarda açıklanan gerekçeyle asıl ve birleşen davanın reddine karar

verilmiştir.

Ancak, mahkemeninsahte

olduğu iddia edilen ortaklar kurulu kararının iptali istemli bir dava

açılmaması nedeniyle ortaklar kurulu kararının geçerli olup olmadığının bu

davada incelenemeyeceği yönündeki gerekçesi yerinde olmayıp, ortaklar kurulu

kararının geçersizliği iddiasının işbu davada hadise şeklinde incelenerek

sonuçlandırılması mümkün bulunmaktadır. Bir an için ortaklar kurulu kararının

sahte olmadığı kabul edilse dahi Dairemizin yerleşmiş içtihatları uyarınca

şirket müdürünün şirkete ait tek taşınmazı ortaklar kurulu kararı olmadan

satması mümkün değildir. Bu nedenle mahkemenin bu gerekçesine itibar olunması

mümkün değildir..."

28. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 27/11/2012 tarihli ve

E.2011/12391, K.2012/19288 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Dava, limited

şirkete ait tek mal varlığı olan taşınmazın şatışından

kaynaklanan tapu iptali ve tescil istemine ilişkindir. Mahkemece, satış

işlemini yapan davalı İsmet Taş'ınşirket müdürlüğünün

devam ettiği gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiştir.

Dava konusu taşınmaz dava dışı S... Tic. Ltd. Şti'nin tek mal varlığı olduğu anlaşıldığından, şirketin

tek mal varlığının satışı için ortaklar kurulu kararı gerekmektedir. Bu konuda

satışla ilgili ortaklar kurulu kararı olmadan yapılan satış yok hükmündedir. Bu

nedenle davanın kabulü gerekirken reddine karar verilmesi doğru görülmemiş,

davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün davacı yararına

bozulması gerekmiştir...."

29. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 17/1/2013 tarihli ve E.2012/18016,

K.2013/876 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...dava konusu

taşınmazınşirketinyetkilimüdürününimzasıylaveortakların4/3çoğunluğunun almış

olduğu kararla [satıldığı]... satışı gerçekleştiren şirket ortağının, şirket

ortaklar kurulunun aldığı karar ile şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığı,

bu hususun ticaret sicilinde tescil ve ilan edildiği ve böylece bu işlemin

yetki yönüyle TTK 540. maddesi uyarınca yasaya uygun olarak gerçekleştirildiği,

satış işlemi sırasında o tarih itibariyle şirketi temsil yetkisi taşıyan K.B.'un bu yetkisini belgeleyen imza sirküleri ve yetki

belgesinin tapu sicil müdürlüğüne ibraz edildiği ve bu belgelerin satışa

dayanak yapıldığı, satış işlemi ve sonuçları Limited Şirket ortaklarını

doğrudan ilgilendirdiğine ve zarara uğramalarına neden olabileceğine göre

şirket ortağının da münferit olarak dava açabileceği genel kurulun şirketin tek

taşınmazını satmaya yetkili verebilmesi için TTK'nun

443/2. maddesi uyarınca genel kurulun vereceği özel bir yetki ile olabileceğini

ve satış işlemi sırasında o tarih itibariyle şirketi temsil yetkisi taşıyan K.B.'un bu yetkisini belgeleyen imza sirküleri ve yetki

belgesinin tapu sicil müdürlüğüne ibraz edildiği ve bu belgelerin satışa

dayanak yapıldığı, satış işlemi ve sonuçları Limited Şirket ortaklarını

doğrudan ilgilendirdiğine ve zarara uğramalarına neden olabileceğine göre

şirket ortağının da münferit olarak dava açabileceği genel kurulun şirketin tek

taşınmazını satmaya yetkili verebilmesi için TTK'nun

443/2. maddesi uyarınca genel kurulun vereceği özel bir yetki ile olabileceğini

ve 338. maddesi 3. ve 4. fıkralarındaki toplama ve karar yeter sayısının da

olmasının gerektiği, somut olayda, dava dışı ve davalı K. ile birlikte hareket

eden ortakların sermaye ve toplanma nisabının yasanın aradığı yeterlilikte

olduğu, muvazaa iddiasının kanıtlanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiştir...Dava dosyası içerisindeki bilgi ve belgelere, mahkeme kararının

gerekçesinde dayanılan delillerin tartışılıp, değerlendirilmesinde usul ve

yasaya aykırı bir yön bulunmamasına göre, davacılar vekilinin tüm temyiz

itirazlarının reddine karar vermek gerekmiştir...."

30. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 6/4/2011 tarihli ve

E.2010/4-650, K.2011/67 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Limitet şirket müdürlerinin yetkisi,

Türk Ticaret Kanunu'nun 542.maddesi yollaması ile aynı Kanun'un 321. maddesi

ile belirlenmiştir. Anılan maddede, 'temsile salahiyetli olanlar şirketin

maksat ve mevzuuna dahil her nevi işleri ve hukuki muameleleri şirket adına

yapmak ve şirket adına kullanmak hakkına haiz oldukları' öngörülmüştür.

Şirket maksat ve konusu dışına çıkan bir işin

veya hukuki işlemin yönetim kurulu veya temsilciler tarafından yapılabilmesi TTK'nın 443/2.maddesi uyarınca, ancak genel kurulun

vereceği özel bir yetki ile olabilir. Ayrıca, genel kurulun şirketin tek

taşınmazını satmaya yetkili verebilmesi için anılan Kanun hükmü gereğince, aynı

Kanun'un 388.maddesinin 3. ve 4.fıkralarındaki toplanma ve karar yeter sayısı

olması da şarttır.

Dava konusu şirketin ana sözleşmesinin 'amaç

ve konu' başlığı altında taşınmaz alım- satımı da düzenlenmiş ise de, burada söz konusu edilen taşınmazlar, şirketin olağan

iştigal konusu ve faaliyetleri arasındaki işlere ilişkin taşınmazlar olup,

şirketin üzerinde faaliyetini sürdürdüğü taşınmazın bu kapsamda olduğu

düşünülemez.

Yukarıda anlatılanlar karşısında dava konusu

satış, limited şirketin tek malvarlığı olan ve

üzerinde petrol ofisi kurulu arsa satışına ilişkin olduğuna göre, şirket

müdürünün tek başına temsil yetkisine dayanarak bu taşınmazı satması TTK'nın 542.maddesi yollaması ile aynı Kanun 321.maddesi ve

şirketin tüm malvarlığının elden çıkarılması da yine limited

şirketlerde de uygulanması mümkün olan TTK'nın

443/2.maddesi hükmüne aykırılık oluşturduğu açıktır.

Diğer yandan, şirket müdürü ile 3. kişi M...

B… arasında satışa ilişkin düzenlenen protokol ile tapuda gösterilen değerler

birbirlerinden farklı olup, tapuya tescil sırasında tarafların beyanlarının

gerçek iradelerini yansıtmadığı da açıktır.

Bu durumda, yerel mahkemece; tapuda yapılan

satışın muvazaalı olduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesinde bir

isabetsizlik bulunmamaktadır.

O halde, usul ve yasaya uygun bulunan direnme

kararının onanması gerekir."

B. Uluslararası Hukuk

1. Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi

31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi Kararları

32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre Sözleşme'ye ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin temel

amacı, devlet tarafından mülkiyet hakkına yapılan haksız müdahalelere karşı

kişinin korunmasını sağlamaktır. Sözleşme'nin 1. maddesi uyarınca her taraf

devlet "kendi yetki alanı içinde

bulunan herkesin, Sözleşme'de tanımlanan hakları ve

özgürlüklerden yararlanmalarını sağlama" yükümlülüğü

altındadır. Bu genel nitelikli görevin yerine getirilmesi, Sözleşme ile güvence

altına alınan hakların etkili bir biçimde uygulanmasını sağlamak için bazı

pozitif yükümlülüklere yol açmaktadır (Ališić ve diğerleri/Bosna Hersek, Hırvatistan, Sırbistan,

Slovenya ve Makedonya Cumhuriyeti [BD], B. No: 60642/08, 16/7/2014,

§ 100; Sovtransavto Holding/Ukrayna, B. No: 48553/99,

25/7/2002, § 96).

33. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesi ile güvence altına alınan mülkiyet hakkının da bazı

pozitif yükümlülükler içerdiğini kabul etmektedir. AİHM'e

göre mülkiyet hakkının gerçekten etkili bir biçimde korunabilmesi, devletin

müdahale etmeme görevi yanında ayrıca bazı pozitif tedbirler almasını da

gerektirmektedir (Öneryıldız/Türkiye [BD], B. No: 48939/99,

30/11/2004, § 134; Broniowski/Polonya [BD], B. No: 31443/96, 22/6/2004,

§ 143).

34. AİHM, Sözleşme'ye ek 1 No.lu

Protokol'ün 1. maddesinin devletin doğrudan müdahalesinin söz konusu olmadığı

özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar yönünden de -belirli durumlarda- mülkiyet

hakkının korunması için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğünü içerdiğini kabul

etmektedir. Devletin pozitif yükümlülükleri çerçevesinde -özel kişiler arası

mülkiyet ilişkileri bakımından olsa bile- kişilerin mülkiyet haklarına

yapılacak keyfî müdahalelere karşı hukuksal bir koruma sağlaması gerekmektedir.

Bu bağlamda devlet, özellikle tarafların mülkiyet hakkına ilişkin uyuşmazlıklar

yönünden gerekli usule ilişkin güvenceleri sunan etkin bir yargısal mekanizma

oluşturma yükümlülüğü altındadır. Bu çerçevede oluşturulan yargı yollarında

ulusal mahkemeler de iç hukukta yer alan ilgili kanunlar ışığında makul ve adil

bir biçimde mülkiyet uyuşmazlıklarını çözmek durumundadır. Mahkeme, bu

gerekliliğin sağlanıp sağlanmadığını değerlendirirken uygulanan usulün bütününü

incelemektedir (Sovtransavto Holding/Ukrayna, § 96; Fuklev/Ukrayna, B. No: 71186/01, 7/6/2005, §§

90, 91; Kotov/Rusya [BD], B. No: 54522/00, 3/4/2012, §

112; Anheuser-Busch Inc./Portekiz [BD], B. No: 73049/01, 11/1/2007, §§

82-87; Capital Bank AD/Bulgaristan, B. No: 49429/99,

24/11/2005, § 134; Kushoglu/Bulgaristan, B. No: 48191/99, 10/5/2007,

§ 47).

35. Bununla birlikte AİHM; iç hukukun yorumlanması ve

uygulanması konusundaki görevinin sınırlı olduğunu, ulusal mahkemelerin hukuk

kurallarının yorumlanması bakımından sahip oldukları takdir hakkına açık bir keyfîlik veya bariz bir takdir hatası içermedikçe

karışamayacağını belirtmektedir (Anheuser‑Busch

Inc./Portekiz,

§ 83).

36. Diğer taraftan AİHM, her ne kadar Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde açık olarak usule ilişkin güvencelerden

söz edilmese de bu maddenin keyfî müdahalelerden korunmak amacıyla, mülkiyet

hakkına yapılan müdahalelerin kanun dışı veya keyfî ya da makul olmayan şekilde

uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu makamlar önünde etkin bir

biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini kapsadığını

belirtmektedir. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak

yapılmalıdır (AGOSI/Birleşik Krallık,

B. No: 9118/80, 24/10/1986, § 60; Jokela/Finlandiya,

B. No: 28856/95, 21/5/2002, § 45).

37. AİHM ayrıca, usule ilişkin güvencelerin özel kişiler

arasında ihtilaf oluşturan mülkiyet hakkı ile ilgili meseleler yanında

taraflardan birinin devlet olması durumunda da geçerli olduğunu belirtmiştir (Plechanow/Polonya, B. No: 22279/04, 7/7/2009, §

100). Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasına dair usule ilişkin güvenceler

kapsamında mahkeme kararlarının ilgili ve yeterli bir gerekçeye sahip olması

gerektiğine değinilmiştir. AİHM'e göre bu zorunluluk

davacının her iddiasına ayrıntılı cevap verilmesi anlamına gelmemekle birlikte

en azından mülk sahibinin esasa ilişkin temel iddia ve itirazlarının yargılama

makamlarınca yapılacak dikkatli ve özenli bir inceleme sonucunda karşılanması

gerektiği vurgulanmıştır (Gereksar ve diğerleri/Türkiye, B. No: 34764/05,

34786/05,34800/05, 34811/05, 1/2/2011, § 54).

38. Gereksar ve diğerleri/Türkiye kararına konu olayda

idare tarafından sulama kanalına hasar verilmesi nedeniyle başvurucuların

tarlalarının zarar görmesi söz konusudur. AİHM, derece mahkemelerinin

kararlarının başvurucuların davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddia

ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermediği

tespitine yer vermiştir. AİHM, bu sebeple Sözleşme'ye

ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinde öngörülen usul güvencelerinin yerine

getirilmediğini belirterek mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna varmıştır

(Gereksar ve diğerleri/Türkiye, §§ 55-64).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

39. Mahkemenin 24/5/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

40. Başvurucular, dava konusu taşınmazın satış bedeli ile

yapılan keşif ve bilirkişi incelemesiyle tespit edilen bedel arasında aşırı bir

fark bulunduğunu belirtmişlerdir. Başvurucular ayrıca henüz inşaata başlanmadan

devredilen pay için inşaatın tesliminin üstlenilerek taşınmaz payının

üzerindeki hacizler ile birlikte devralınması ve ayrıca satış bedelinin

ödenmesi karşısında davalının iyi niyetli olmadığını ifade etmişlerdir.

Başvuruculara göre yapılan satış muvazaalı olduğu hâlde bu hususlar bilirkişi

raporunda ve derece mahkemelerince değerlendirilmemiştir.

41. Başvurucular ayrıca Şirketin tek ve yegâne mülkü olan ve

bütün ekonomik geleceğini yatırmış olduğu taşınmazdaki payın Ortaklar Kurulu

kararı alınmadan satıldığını belirtmişlerdir. Başvuruculara göre bu karar olmaksızın

gerçekleştirilen satış işleminin geçerli olup olmadığı yönünde ise derece

mahkemelerince yeterli bir gerekçe ortaya konulamamıştır. Başvurucular,

yetkisiz olarak yapılan satış işlemi nedeniyle mülklerini kaybettiklerinden

yakınmışlardır.

42. Başvurucular, bu gerekçelerle mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

43. Başvurucu Kamil Darbaz

10/4/2017 ve 2/5/2017 tarihli dilekçelerde, FETÖ-PDY'ye

himmet adı altında para

yardımında bulunmadığı için kamuoyunda Selam-Tevhid soruşturması diye bilinen ceza

soruşturması kapsamında telefonlarının dinlendiğini belirtmiştir. Başvurucu,

benzer uyuşmazlıklarda Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun

lehe olan çok sayıda kararlarının bulunduğunu ancak başvuruya konu uyuşmazlığın

söz konusu terör örgütünce yapılan bir kumpas sonucu aleyhine sonuçlandığını

ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

44. Anayasa’nın "Mülkiyet

hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet hak[kına] sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

45. Anayasa’nın

"Devletin temel amaç ve görevleri" kenar başlıklı 5.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucular, mülkiyet haklarının ihlal

edildiği iddiaları yanında adil yargılanma haklarının da ihlal edildiğini ileri

sürmektedir. Ancak başvurucuların temel iddiası, uyuşmazlık konusu taşınmazdaki

paylarının muvazaalı olarak ve yetkisiz bir satış yüzünden kaybedilmesi

nedeniyle mülkiyet haklarının ihlal edildiğine ilişkindir. Dolayısıyla

başvurucuların belirtilen iddialarının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

48. Anayasa'nın 35. maddesi kapsamındaki mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın varlığını kanıtlamak

zorundadır (Cemile Ünlü, B. No:

2013/382, 16/4/2013, § 26). Somut olayda uyuşmazlık konusu taşınmazda diğer

ortak tarafından satış yapılmadan önce Şirketin payının olduğu tapu kaydından

anlaşılmaktadır. Başvurucuların ihlal iddiaları ise satış işleminin geçerliliğine

ilişkindir. Mülkiyet hakkının varlığı ise sürecin bütünü gözetilerek ve

müdahale öncesi aşama itibarıyla belirlenmektedir. Dolayısıyla uyuşmazlığa konu

taşınmaz yönünden Anayasa'nın 35. maddesi bağlamında başvurucuların mülklerinin

mevcut olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

49. Başvuru konusu olayda başvurucuların mülkiyet haklarına

yönelik olarak kamu makamlarınca doğrudan yapılan bir müdahale mevcut olmayıp

özel kişiler arası bir uyuşmazlık söz konusudur. Dolayısıyla başvuruda,

devletin mülkiyet hakkına ilişkin pozitif yükümlülükleri yönünden inceleme

yapılması gerekmektedir.

a. Genel İlkeler

50. Mülkiyet hakkının korunmasının devlete birtakım pozitif

yükümlülükler yüklediği hususu Anayasa'nın 35. maddesinin lafzında açık bir

biçimde düzenlenmemiş ise de bu güvencenin sadece devlete atfedilebilen

müdahalelere yönelik sınırlamalar getirdiği, bireyi üçüncü kişilerin

müdahalelerine karşı korumasız bıraktığı düşünülemez. Pozitif yükümlülüklerin

ortaya çıkmasının nedeni gerçek anlamda

koruma sağlanmasıdır. Buna göre anılan maddede bir temel hak olarak

güvence altına alınmış olan mülkiyet hakkının gerçekten ve etkili bir şekilde

korunabilmesi yalnızca devletin müdahaleden kaçınmasına bağlı değildir. Gerçek

anlamda koruma sağlanması için devletin negatif yükümlülükleri dışında pozitif

yükümlülüklerinin de olması gerekir. Dolayısıyla Anayasa'nın 5. ve 35.

maddeleri uyarınca devletin mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin pozitif

yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu bağlamda söz konusu pozitif yükümlülükler,

kimi durumlarda özel kişiler arasındaki uyuşmazlıklar da dâhil olmak üzere

mülkiyet hakkının korunması için belirli tedbirlerin alınmasını

gerektirmektedir (Türkiye Emekliler Derneği,

B. No: 2012/1035, 17/7/2014, §§ 34-38; Eyyüp Boynukara, B. No: 2013/7842,

17/2/2016, §§ 39-41; Osmanoğlu İnşaat Eğitim

Gıda Temizlik Hizmetleri Petrol Ürünleri Sanayi Ticaret Limitet Şirketi,

B. No: 2014/8649, 15/2/2017, § 43).

51. Devletin pozitif yükümlülükleri, mülkiyet hakkına yapılan

müdahalelere karşı usule ilişkin güvenceleri sunan yargısal yolları da içeren

etkili hukuksal bir çerçeve oluşturma ve oluşturulan bu hukuksal çerçeve

kapsamında yargısal ve idari makamların bireylerin özel kişilerle olan

uyuşmazlıklarında etkili ve adil bir karar vermesini temin etme sorumluluklarını

da içermektedir (Selahattin Turan,

B. No: 2014/11410, 22/6/2017, § 41).

52. Anayasa'nın 35. maddesi usule ilişkin açık bir güvenceden

söz etmemektedir. Bununla birlikte mülkiyet hakkının gerçek anlamda

korunabilmesi bakımından bu madde, Anayasa Mahkemesinin çeşitli kararlarında da

ifade edildiği üzere mülk sahibine müdahalenin kanun dışı veya keyfî ya da

makul olmayan şekilde uygulandığına ilişkin savunma ve itirazlarını sorumlu

makamlar önünde etkin bir biçimde ortaya koyabilme olanağının tanınması güvencesini

kapsamaktadır. Bu değerlendirme ise uygulanan sürecin bütününe bakılarak

yapılmalıdır (Züliye Öztürk, B. No: 2014/1734, 14/9/2017, §

36; Bekir Yazıcı [GK], B. No:

2013/3044, 17/12/2015, § 71).

53. Mülkiyet hakkının usule ilişkin güvenceleri hem özel kişiler

arasındaki mülkiyet uyuşmazlıklarında hem de taraflardan birinin kamu gücü

olduğu durumlarda geçerlidir. Bu bağlamda mülkiyet hakkının korunmasının söz

konusu olduğu durumlarda usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine

getirildiğinden söz edilebilmesi için derece mahkemelerinin kararlarında konu

ile ilgili ve yeterli gerekçe bulunmalıdır. Ayrıca belirtmek gerekir ki bu

zorunluluk davacının bütün iddialarına cevap verilmesi anlamına gelmemekle

birlikte mülkiyet hakkını ilgilendiren davanın sonucuna etkili esasa ilişkin

temel iddia ve itirazların yargılama makamlarınca özenli bir şekilde

değerlendirilerek karşılanması gerekmektedir.

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

54. Somut olayda başvurucu Şirketin uyuşmazlık konusu

taşınmazdaki payının Şirketin iki ortağından biri olan Ö.Ş. tarafından üçüncü

bir kişiye satıldığı ihtilaf konusu değildir. Başvurucular, bu satış üzerine

yapılan tescilin yolsuz olduğunu ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların iddia

ettikleri gibi geçersiz bir satış işlemine dayalı olarak yapılan tescilin

yolsuz olduğunun kabul edilmesi durumunda hukuka aykırı olarak taşınmazdaki

payın kaybı gibi bir sonuç doğar ki bunun başvurucuların mülkiyet hakları

yönünden ölçüsüz ve aşırı bir külfete yol açacağı kuşkusuzdur. Dolayısıyla

olayda başvurucular tarafından açılan davada derece mahkemelerince bu

iddiaların açıklığa kavuşturulması mülkiyet hakkının korunması bakımından önem

taşımaktadır.

55. Başvurucuların bu kapsamda iki ayrı iddiası söz konusudur.

İlk olarak yapılan satışın taşınmaz payının gerçek değerini yansıtmadığı ve

satın alan kişinin de iyi niyetli olmadığından bahisle satışın muvazaalı olduğu

ileri sürülmektedir. Başvurucular ikinci olarak Şirketin tek taşınmazı ile

ilgili olduğundan dolayı satışın kanun gereği Ortaklar Kurulu kararı alınarak

yapılması gerektiği hâlde bu karar alınmadan yetkisiz yapıldığını iddia

etmektedir.

56. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru kapsamında kural

olarak muvazaa veya yetkisiz temsil gibi borçlar hukukuna ilişkin olay ve

olguları değerlendirme görevi bulunmamaktadır. Bu aşamada belirtmek gerekir ki

delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanması yetkisi kural

olarak -keyfî olmadığı veya açık ve bariz bir takdir hatası içermediği sürece-

derece mahkemelerine aittir.

57. Ancak başvurucular, somut olayda belirtilen itirazlarının

derece mahkemelerince değerlendirilmediğinden yakınmışlardır. Dolayısıyla

başvurucuların bu iddiaları nedeniyle yukarıda değinilen mülkiyet hakkının

korunmasına dair usule ilişkin güvencelerin somut olayda yerine getirilip

getirilmediği değerlendirilerek sonuca varılacaktır.

58. Başvurucular muvazaa iddialarının değerlendirilmediğini

ileri sürmüşlerse de akrabalık veya yakın ilişkileri sebebiyle başvurucuların

dinlenen tanıklarını hükme esas almayan Mahkeme, başvurucuların satış işleminin

muvazaalı olduğunu ispatlayamadıklarını belirtmiştir. Diğer taraftan bu karar,

Yargıtay 11. Hukuk Dairesince 3/6/2014 tarihinde onanmış; 19/3/2015 tarihli

karar düzeltme talebinin reddine ilişkin kararda da davacıların muvazaanın

varlığını ispatlayamadıkları ve satılan taşınmaz üzerinde bulunan 645.425 TL

tutarındaki hacze konu icra dosyasındaki borçların davalı tarafından

üstlenilmiş olduğu açıklanmıştır. Buna göre derece mahkemeleri satışın

muvazaalı olduğu yönündeki bilirkişi raporunu hükme esas almamıştır. Yargılama

makamlarının teknik konularda bilirkişi raporlarındaki bilimsel görüşleri

dikkate alması gerekmekle birlikte mahkemelerin görevine giren hukuki olgular

yönünden ayrıca bilirkişi incelemesi yaptırmasına gerek bulunmadığı gibi buna

dair görüş ve kanaatlere uymaması da tabiidir. Dolayısıyla başvurucuların

muvazaa iddiası bakımından derece mahkemelerinin kararlarının yeterli bir

gerekçe içermediği söylenemez.

59. Bunun yanında başvurucuların Şirketin tek taşınmazı yönünden

Ortaklar Kurulu kararı bulunmadan yapılan satışın geçersiz olduğu iddiası

yönünden derece mahkemelerinin kararlarında ilgili ve yeterli bir gerekçe

bulunup bulunmadığı değerlendirilmelidir. Başvurucular, bu iddialarını olay

tarihi itibarıyla yürürlükte olan 6762 sayılı Kanun'un ilgili hükümlerine

dayandırmışlardır (bkz. §§ 20-25). Ayrıca benzer olaylarda verilen kararlılık

kazanmış Yargıtay içtihadına göre limitet şirketin tek taşınmazının satışı

hâlinde ortaklar kurulu kararının alınması gerektiği ve şirket müdürü veya

ortağının tek başına temsil yetkisine sahip olmadığı belirtilmiştir (bkz. §§

26-30). Bu durumda ilgili Kanun hükümleri ve Yargıtay içtihadı dikkate

alındığında başvurucuların söz konusu iddiasının yargılamanın sonucunu doğrudan

etkileyebilecek nitelikte olup ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektirdiği

açıktır.

60. Buna karşın ilk derece mahkemesinin kararında başvurucuların

söz konusu iddiaları yönünden herhangi bir değerlendirmenin yapılmamış olduğu

görülmektedir. Hükmün onanmasına ilişkin Yargıtay kararında ise ilk derece

mahkemesinin kararına atıf yapılmakla yetinilmiştir. Karar düzeltme istemi

üzerine aynı Daire tarafından verilen kararda ise yalnızca başvurucu Şirketin

iştigal konusu nedeniyle 6762 sayılı Kanun'un 443. maddesinin ikinci fıkrasının

uygulanamayacağı belirtilmiştir. Bununla birlikte olayda başvurucu Şirketin tek taşınmazı yönünden tek faaliyet alanı olan, üzerine arsa

karşılığı inşaat yapma yükümlülüğü bulunan, Şirketin varlığı bakımından hayati

önemi haiz taşınmazını Şirketin bir ortağının diğer ortağından habersiz olarak

sattığı iddia edilmektedir. İlk derece mahkemesince alınan bilirkişi raporunda

da başvurucuların iddialarını doğrular mahiyette ifadelere yer verilmiştir.

Buna göre yapılan değerlendirmede başvurucu Şirketin faaliyet alanının ne

olduğu ve niçin bu faaliyet alanı yönünden ilgili Kanun hükmünün uygulama

alanının olmadığı açık olarak belirtilmemiştir. Buna bağlı olarak söz konusu

taşınmazın Şirketin tek taşınmazı olup olmadığı, tek taşınmaz olması hâlinde

ise Ortaklar Kurulu kararı alınmadan satılmış olmasının yolsuz tescil teşkil

edip etmediği yapılan yargılama neticesinde açıklığa kavuşturulamamıştır.

Dolayısıyla aynı konu hakkındaki Yargıtay içtihadı da dikkate alındığında

mülkiyet hakkına ilişkin yargılamanın sonucu bakımından bu kadar önemli bir

iddia yönünden derece mahkemelerince yapılan değerlendirmenin yeterli olmadığı

anlaşılmaktadır.

61. Bu durumda derece mahkemelerinin kararlarının başvurucuların

mülkiyet haklarına ilişkin davanın sonucuna etkili olabilecek mahiyetteki iddia

ve itirazlarına cevap verecek nitelikte yeterli bir gerekçe içermediği tespit

edilmiştir. Bu sebeple mülkiyet hakkının korunmasına ilişkin usule ilişkin

güvencelerin somut olayda yerine getirilmediği sonucuna varılmıştır.

62. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

63. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

64. Başvurucu, yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi

talebinde bulunmuştur.

65. Başvuruda, mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varılmıştır.

66. Mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul Anadolu 21.

Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir. Bu karar,

davanın tarafları yararına veya aleyhine uyuşmazlığın esası yönünden doğrudan

herhangi bir sonuca yol açmamaktadır. Buna göre ihlalin sonuçlarının

giderilmesi için yeniden yapılacak yargılamada mülkiyet hakkının usul yönünden

ihlaline yol açan uyuşmazlığın çözümüne etkili, ayrı ve açık yanıt gerektiren

başvurucuların iddialarının derece mahkemelerince yeterli ve makul bir gerekçe

ile karşılanması gerekmektedir.

67. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 226,90 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.206,90 TL yargılama giderinin

başvuruculara müşterek olarak ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesine (E.2009/276, K.2012/345)

GÖNDERİLMESİNE,

D. 226,90 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.206,90 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA MÜŞTEREKEN ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

24/5/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal MümtazAKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucular

:

1. Kamil DARBAZ

2. GMO YAPI

GRUP End. San. Tic. Ltd. Şti.

Vekili

:

Av. İlker

YAKUT

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/12563, 24 Mayıs 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucuların
  11. B. Değerlendirme
  12. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  13. B. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  14. C. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  16. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Yıldırım
  18. Topal
  19. M. Emin KUZ
  20. Yakut
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/12563
Tarih
24 Mayıs 2018

İlgili Kararlar

  • Naci Beştepe Başvurusu (B. No: 2015/14665)
  • Fehmiye Baskın Başvurusu (B. No: 2014/9074)
  • Bülent Hatun Başvurusu (B. No: 2014/3536)
  • Akgün Canal Başvurusu (B. No: 2015/18748)
  • G.b. ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/19481)
  • Hıdır Demir Başvurusu (B. No: 2015/15997)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.