İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Muhterem Turantaylak Başvurusu (B. No: 2014/15253)

1. Başvuru; polis memuruna yöneltilen darp, hakaret ve tehdit

Başvuru No2014/15253Tarih9 Mayıs 2018Okuma34 dk · 6.898 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Muhterem Turantaylak Başvurusu

Karar tarihi
9 Mayıs 2018
Başvuru Numarası
2014/15253
R.G. Tarih ve Sayı
12/6/2018-30449
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.898 kelime·34 dk okuma·27 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; polis memuruna yöneltilen darp, hakaret ve tehdit

suçlamaları sonucunda verilen beraat kararının ve ceza verilmesine yer

olmadığına dair kararın insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağını ihlal

ettiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 25/7/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

A. Olaya İlişkin Genel

Bilgiler

9. 1980 doğumlu olan başvurucu, İstanbul'un Aksaray semtinde

lokanta işletmektedir.

10. Başvurucu 14/5/2006 tarihinde öğle vakti işyerine gelen ve

işyerinde çalan müzikten rahatsız olan dört polis memurundan birinin darp,

tehdit ve hakaretine maruz kaldığı iddiasıyla 15/5/2006 tarihinde Fatih

Cumhuriyet Başsavcılığına (Savcılık) suç ihbarında bulunmuştur. Polis memurunun

kullandığı motosikletin plakasına dilekçesinde yer veren başvurucu, olay

esnasında çalan müzik parçalarının da aralarında bulunduğu CD’leri dilekçe

ekinde sunmuştur.

11. Olay günü ekipte görevli polis memurları ve bu polis

memurlarının fotoğraflarını motosikletin plakasından tespit eden İstanbul

Emniyet Müdürlüğü bu bilgileri Savcılığa göndermiştir.

B. Başvurucunun Adli

Raporları

12. Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesinin 14/5/2006 ve Fatih

Adli Tıp Şube Müdürlüğünün başvurucu hakkındaki 17/5/2006 tarihli raporunda;

sağ omuzda hiperemi

(kanlanma), sağ cruristte

(bacak) hassasiyet ve hareket kısıtlılığına sebep olan travmaya bağlı yumuşak

doku lezyonlarının basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek nitelikte olduğu

bildirilmiştir.

C. Müştekilerin Beyanları

13. Müşteki (başvurucu); olay günü -Yunus tabir edilen-

motosikletli ve resmî elbiseli dört polis memurunun işyerine geldiğini, yemek

yediklerini, bilgisayarda çalan, bir kısmı Kürtçe olan müzik parçalarından

rahatsızlık duyan uzun boylu, esmer polisin müzik değiştirme isteğini yerine

getirdiğini, sanatçı A.K.nın bir parçasını

çalmasından dolayı “Sen A.K.yi

nasıl dinlersin!” diye çıkıştığını, çıkarken kendilerini de dışarı

çağırdığını, “Sen nasıl Kürtçe parça

dinlersin, A.K. dinlersin!” diyerek tekme tokat kendisini darbettiğini, ayrıca hakaret ve tehdit edildiğini

söylemiştir. Başvurucu, işyerinden getirdiği tüm müzik CD’lerini Savcılığa

ibraz etmiş; Savcılık sadece olayla ilgili CD’yi incelemiş;

Kürtçe halk müziği parçaları, A.K. ve diğer bazı sanatçıların parçalarının

CD’de yer aldığını tespit etmiştir. Başvurucu 5/7/2006 tarihinde, Savcılıkta

gösterilen fotoğraflar üzerinden şüpheli Polis İ.O.D.yi

teşhis etmiştir.

14. Müşteki A.Y.; lokantada garson olarak çalıştığını, polisler

geldiğinde lokantada A.K.nın şarkılarının

çalındığını, içlerinden birinin “Gel ulan

buraya!” diye kendisini çağırdığını, müziğin değiştirilmesini

istediğini, bunu başvurucuya iletince çeşitli sanatçıların parçalarından oluşan

CD’deki müziğin az sonra değişeceğini ifade ettiğini, aynı polis tekrar

çağırdığında patronuyla (başvurucu) birlikte masalarına gittiklerini, polisin

patrona “S.. git, mekanı başına yıkarız!” diyerek

kendisine hakaret ettiğini ve kendisini tehdit ettiğini, çıkarken patronunu,

kendisini ve diğer Garson M.D.yi lokantanın önüne

çıkararak evire çevire dövdüklerini, tüfeğin dipçiğiyle başvurucuya

vurduklarını, kendisinde darp izi mevcut olmadığından rapor almadığını

belirtmiştir.

15. Müşteki M.D.; polislerin silahın dipçiğiyle patrona

vurduklarını, Garson A.Y. ile patronu dövdüklerini ancak kendisini

dövmediklerini, her üçüne de hakaret ettiklerini söylemiştir.

D. Tanık Anlatımları

16. Olay sırasında motorize ekipte görevli polis memurları E.G.,

Ü.B. ve V.K.; yemek için girdikleri lokantada rahatsız edecek şiddette müzik

çalınca Ekip Şefi Polis Memuru İ.O.D.nin (sanık)

garsona müziğin sesini kısmasını rica ettiğini ancak bu isteğin yerine

getirilmediğini, lokantadan ayrılmak üzereyken başvurucunun “İstediğim müziği çalarım, beğenmiyorsa çık git!” diye

karşılık verdiğini, hakaret, tehdit ve kavga olmadığını söylemişlerdir.

17. Lokanta müşterilerinden Ö.O.; Yunus ekibinde görevli polislerin

içeri girer girmez nezaketsiz hareketleriyle herkesin dikkatini çektiğini, üst

kata gelerek bir masayı boşalttırdıklarını, bir süre sonra çalan müziği

beğenmeyip kaba bir üslupla garsondan müziğin değiştirilmesini istediklerini,

müştekinin polislerin bulunduğu üst kata gelerek çalan müziğin yasak olmadığını

izah etme çabasındayken iri yarı polisin müştekiyi iterek sokağa çıkardığını,

müştekiye tekme ve yumruk attığını, hakaret ettiğini, polislerin “Sana ekmek yedirmeyeceğiz!” diye

müştekiyi tehdit edip gittiklerini açıklamıştır.

18. Lokanta Aşçısı H.E.; mutfakta çalıştığı sırada duyduğu

gürültü üzerine dışarı çıktığında yüzünü seçemediği bir polisin müştekiye

küfrettiğini, “Burada ekmek yedirmeyeceğiz!”

dediğini ancak yaralama anını görmediğini söylemiştir.

19. Lokanta Bulaşıkçısı D.A. soruşturmada; bulaşık yıkarken

dışardan gelen bağırtılar üzerine çıktığında bir polisin müştekilerin üçünü

birden tekme tokat dövdüğünü ve onlara hakaret ettiğini ifade etmiştir. Bu

tanık kovuşturma safhasında polisin sadece başvurucuyu dövdüğünü söylemiştir.

20. Başvurucunun amcasının oğlu R.T.; lokantanın kasasında

başvurucuya yardım ederken üniformalı polis memurlarının geldiğini, yemek alıp

üst kata çıktıktan sonra garsonlardan birinin yanına gelerek polisin müziği

değiştirmesini talep ettiğini söyleyince bu isteği yerine getirdiğini, kısa bir

süre sonra garsonun tekrar yanına geldiği sırada polislerden birinin müştekiye

ve iki garsona hakaret ettiğini, onları dövdüğünü söylemiştir. Tanık, fotoğraf

üzerinden şüpheli İ.O.D.yi teşhis etmiştir. Tanık,

duruşma sırasında polisin sadece başvurucuyu darbettiğini

açıklamıştır.

E. Sanık Savunması

21. Sanık İ.O.D.; öğle yemeği için girdikleri lokantada gerek

müşterilerin gerekse çalışanların kendilerine yadırgayıcı gözle baktıklarını,

yüksek sesli müziğin kısılmasını rica ettiklerini, müziğin kasadan

ayarlandığını söyleyen garson yanlarından ayrılınca sesin daha da arttığını,

işyeri sahibi olduğunu düşündüğü kişiye yaptıklarının hatalı olduğunu

söylemelerinden sonra “Beğenmezseniz çekin

gidin!” şeklinde kendilerine cevap verildiğini, hakaret, tehdit ve

kavga olmadığını belirtmiştir.

F. Şüpheli Hakkında

Yapılan Disiplin Soruşturması, Açılan Dava ve Verilen Kararlar

22. İstanbul İl Polis Disiplin Kurulunca 3/11/2006 tarihinde,

polisler hakkında müştekinin beyanı dışında delil bulunmadığından ceza

verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

23. Şüpheli İ.O.D. hakkında müştekilerin üçüne karşı hakaret ve

basit yaralama, başvurucuya karşı ayrıca tehdit suçundan 24/5/2007 tarihinde

kamu davası açılmıştır. İddianamenin ilgili kısımları şöyledir:

“…

Müşteki Muhterem Turantaylak’ın

alınan Adli Tıp raporunda mevcut yaralanmasının yaşamsal tehlike oluşturmadığı ve

basit bir tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte olduğu belirlenmiş,

diğer şikâyetçilerde ise iz bırakan yaralanma oluşmadığı belirlenmiş, bu

sebeple TCK 86/2. maddesi çerçevesinde değerlendirilmiştir.

…

Şüpheli görevli ile beraber görev yapan ve

tanık olarak ifadesi alınan sair emniyet görevlileri şüphelinin beyanını

doğrular mahiyette beyanda bulunmuşlar, lokanta çalışanları ile müşteriler

şikayetçilerin beyanını doğrular ifade vermişlerdir. Bu durumda iddia ile

konusunun tüm deliller birlikte değerlendirildiğinde CMK 170/2. maddesinde

belirtildiği gibi iddianame düzenlemek için gerekli olan yeterli şüpheyi

oluşturduğu kanaatine varılmıştır.

…”

24. Fatih 2. Sulh Ceza Mahkemesi 2/12/2008 tarihinde sanığın

başvurucuya yönelen yaralama fiilinde kusuru bulunmadığından ceza verilmesine

yer olmadığına, diğer suçlardan ise delil yetersizliğinden beraatine

karar vermiştir. Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

“…

Mağdurun doktor raporunda ise sadece omuzda hiperemi, ayakta hareket kısıtlılığı olduğu ifade edilmiş,

başkaca darp cebir izinin bulunmadığı görülmüştür.

Tanık [D.A.] beyanında, müştekinin patronu olduğu, olay anında

patronlarına ana avrat küfür edilip, "sana burada ekmek

yedirmeyeceğim" diyerek tehdit edildiği ve tekme tokat dövüldüğü ifade

edilmiştir.

Diğer tanık [H.E.]nin de müştekinin yanında çalışanı olduğu anlaşılmakla

birlikte bu tanık da küfür ve tehdidi tekrarlamış, ancak vururken görmediğini

beyan etmiştir.

Tanık [R.T.]nin de mağdurun amcasının oğlu olduğu anlaşılmakla

birlikte o da beyanında mağdurun tekme tokat dövüldüğünü, küfür ve tehdit

edildiğini beyan etmiştir.

…

Ayrıca İstanbul Valiliği İl Polis Disiplin

Kumlunun 03/11/2006 tarih 3244 nolu kararında

sanıklar hakkında yapılan disiplin soruşturması neticesinde sanıklara ceza

tayinine mahal olmadığına dair karar verildiği görülmüştür.

Mahkemece yapılan yargılama neticesinde,

dinlenen tanık beyanları, doktor raporu ve tüm deliller incelendiğinde, sanık

hakkında kasten yaralama suçundan dava açılmış ise de, rapora göre omuzda

sadece hiperemi olduğu dikkate alındığında ve vücutta

başkaca darp cebir izi de bulunmadığından mağdurun yanında çalışan birtakım

tanıkların, müştekinin tekme tokat dövüldüğüne dair beyanları ise mahkemece dikkate

alınmamıştır.

Kaldı ki tekme tokat dövülen birinin vücudunda

çok sayıda morluk, darp ve cebir izi bulunması gerektiği de nazara alınmalıdır.

Ayrıca yine mağdurun yanında çalışan veya

mağdurlarla akrabalığı olan tanıklar tarafından, sanığın onu tehdit ettiği,

küfrettiği ileri sürülmüş ise de mağdura yakınlıkları nedeni ile tek başına

hükme esas olamayacağı kanaatine varılmıştır.

Yargıtay 2. Ceza Dairesinin 28/09/2006 tarih

5888 Esas - 15560 Karar nolu ilamında da belirtildiği

üzere akrabalık vs. sebebiyle tarafsız olamayacakları anlaşılan tanıkların

beyanlarının tek başına yeterli olmadığı ifade edilmiştir.

Dinlenen diğer [polis memuru] tanıklar [V.K., E.G. ve Ü.B.] ise sanığın atılı suçları işlemediğini ifade

etmişlerdir.

Mahkemece yapılan yargılama, tanık beyanları,

doktor raporu ve toplanan tüm delillerde, sanığın mağdurla yaptığı tartışma

anında omzundan tutmuş olabileceği, bu sırada raporda hiperemi

oluştuğu kanaatine varılmakla, atılı suçun CMK 223/3-c maddesi kapsamında

kaldığı kanaatiyle yaralama suçundan sanığa ceza verilmesine yer olmadığına,

diğer suçlar yönünden ise aleyhe somut ve tarafsız delil bulunmadığından kuşku

sanık lehine yorumlanır ilkesi de gözönüne alınarak

sanığın hakaret ve tehdit suçlarından da beraatine

dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur.”

25. Başvurucunun temyizi üzerine hüküm, Yargıtay 4. Ceza

Dairesinin 5/6/2014 tarihli kararıyla onanmıştır.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

26. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 25.,

27., 86., 106. ve 125. maddelerinin ilgili kısımları şöyledir:

“Meşru

savunma ve zorunluluk hali

Madde 25- (1) Gerek kendisine ve gerek

başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak

olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı

biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.

...

Sınırın aşılması

Madde 27- …

(2)

Meşru savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, korku veya

telaştan ileri gelmiş ise faile ceza verilmez.

Kasten yaralama

Madde 86 - …

(2)

Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbî müdahaleyle

giderilebilecek ölçüde hafif olması hâlinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört

aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

(3)

Kasten yaralama suçunun;

…

c) Kişinin yerine getirdiği kamu görevi

nedeniyle,

…

İşlenmesi halinde, şikâyet aranmaksızın,

verilecek ceza yarı oranında artırılır.

Tehdit

Madde 106 - (1) Bir başkasını, kendisinin veya

yakınının hayatına, vücut veya cinsel dokunulmazlığına yönelik bir saldırı

gerçekleştireceğinden bahisle tehdit eden kişi, altı aydan iki yıla kadar hapis

cezası ile cezalandırılır. Malvarlığı itibarıyla büyük bir zarara

uğratacağından veya sair bir kötülük edeceğinden bahisle tehditte ise, mağdurun

şikayeti üzerine, altı aya kadar hapis veya adlî para cezasına hükmolunur.

…

Hakaret

Madde 125 - (1) Bir kimseye onur, şeref ve

saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil veya olgu isnat eden

veya sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi,

üç aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır…

(4)

Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza altıda biri oranında artırılır.

…”

27. 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun

217., 223. ve 230. maddelerinin ilgili kısımları şöyledir:

“Delilleri

takdir yetkisi

Madde 217 - (1) Hâkim, kararını ancak duruşmaya

getirilmiş ve huzurunda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller

hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.

(2)

Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat

edilebilir.

Duruşmanın sona ermesi ve hüküm

Madde 223 –…

(2)

Beraat kararı;

…

e) Yüklenen suçun sanık tarafından

işlendiğinin sabit olmaması,

Hallerinde verilir.

(3)

Sanık hakkında;

…

c) Meşru savunmada sınırın heyecan, korku ve

telaş nedeniyle aşılması,

…

Hallerinde, kusurunun bulunmaması dolayısıyla

ceza verilmesine yer olmadığı kararı verilir.

…

Hükmün gerekçesinde gösterilmesi gereken

hususlar

Madde 230 – ...

(2)

Beraat hükmünün gerekçesinde, 223 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen

hallerden hangisine dayanıldığının gösterilmesi gerekir.

(3)

Ceza verilmesine yer olmadığına dair kararın gerekçesinde, 223 üncü maddenin

üçüncü ve dördüncü fıkralarında belirtilen hallerden hangisine dayanıldığının

gösterilmesi gerekir.

…”

28. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu’nun 1. ve ek 4. maddelerinin ilgili kısımları şöyledir:

"Madde 1 – Polis, asayişi amme, şahıs,

tasarruf emniyetini ve mesken masuniyetini korur. Halkın ırz, can ve malını

muhafaza ve ammenin istirahatini temin eder.

…

Ek Madde 4 – (Ek: 16/6/1985 - 3233/7 md.)

Polis, görevli bulunduğu mülki sınırlar

içinde, hizmet branşı, yeri ve zamanına bakılmaksızın, bir suçla

karşılaştığında suça el koymak, önlemek, sanık ve suç delillerini tesbit, muhafaza ve yetkili zabıtaya teslim etmekle görevli

ve yetkilidir.

…”

29. Meşru savunmada sınırın

aşılmasının uygulama koşulları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun

31/10/2017 tarihli ve E.2017/1-841, K.2017/440 sayılı kararında şöyle

açıklanmıştır:

“…

5237 sayılı TCK'nun

25/1. maddesinde düzenlenen ve hukuka uygunluk nedenlerinden birini oluşturan

meşru savunma, hukuka aykırılığı ortadan kaldırmakta ve bu nedenle eylemi suç

olmaktan çıkarmaktadır. Bir olayda meşru savunmanın oluştuğunun kabul

edilebilmesi için saldırıya ve savunmaya ilişkin şartların birlikte

gerçekleşmesi gerekmektedir.

1- Saldırıya ilişkin şartlar:

a) Bir saldırı bulunmalıdır.

b) Bu saldırı haksız olmalıdır.

c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir

hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait

olması arasında fark yoktur.

d) Saldırı ile savunma eş zamanlı

bulunmalıdır.

2- Savunmaya ilişkin şartlar:

a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile

kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi

için savunmadan başka imkânının bulunmamasıdır.

b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.

c) Saldırı ile savunma arasında oran

bulunmalıdır.

Savunmanın, meşru savunma şartlarının

bulunduğu sırada başladığı, ancak orantılılık ilkesinin ihlal edilmesi

nedeniyle meşru savunmanın gerçekleştiğinin kabul edilmediği durumlarda,

"sınırın aşılması" söz konusu olabilmektedir.

Sınırın aşılması 5237 sayılı TCK’nun 27. maddesinde … düzenlenmiştir.

…

5237 sayılı TCK’nun

27. maddesinin 2. fıkrasında, hukuka uygunluk nedenlerinden sadece meşru

savunma için sınırın aşılmasına ilişkin özel bir düzenleme öngörülmüştür. Buna

göre bu hükmün uygulanabilmesi için;

1- Meşru savunma ile korunabilecek bir hakkın

bulunması,

2- Saldırıya ilişkin şartların var olması,

3- Savunmaya ilişkin şartlardan

"ölçülülük ya da orantılılık" şartının, savunma lehine ihlal edilmesi

suretiyle sınırın aşılması,

4- Sınırın aşılmasının mazur görülebilecek bir

heyecan, korku veya telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.

Tüm bu şartların birlikte gerçekleşmesi

halinde, meşru savunmada sınırı aşan faile CMK’nun

223/3-c maddesi uyarınca ceza verilmeyecektir. Bu durumda, kişinin, maruz

kaldığı saldırı karşısında içine düştüğü heyecan, korku veya telaş dolayısıyla

davranışlarını yönlendirme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından,

meşru savunmada sınırın aşılmasından dolayı kusurlu sayılmayacağı kabul edilir.

Dolayısıyla, belirleyici olan maruz kalınan saldırının kişiyi içine düşürdüğü

psikolojik durumdur. Zira kişi sırf maruz kaldığı saldırının etkisiyle,

"heyecan, korku veya telaşa" kapılarak meşru müdafaada sınırlarını

aştığında bu maddeden yararlanabilecek, buna karşılık saldırının etkisinin

yanında, saldırıdan kaynaklanmış olsa bile, öfke gibi nedenlerle sınır

aşıldığında ise aynı korumadan faydalanılması söz konusu olmayacaktır. Başka

bir deyişle, failin amacı, saldırının defedilmesinden çok, kin duygusunu

tatmine yönelik ise meşru savunmada sınırın aşılması değil, ancak haksız tahrik

söz konusu olabilecektir.

…”

B. Uluslararası Hukuk

30. 10/8/1988 tarihli ve 19895 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren 10/12/1984 tarihli Birleşmiş Milletler (BM)

İşkenceye ve Diğer Zalimane Gayriinsani veya Küçültücü Muamele veya Cezaya

Karşı Sözleşme’nin 1. maddesinin ilgili kısımları şöyledir:

“Madde

1 - 1. “İşkence” terimi, bir şahsa veya bir üçüncü şahsa … veya ayrım gözeten

herhangi bir sebep dolayısıyla bir kamu görevlisinin veya bu sıfatla hareket

eden bir başka şahsın teşviki veya rızası veya muvafakatiyle uygulanan fiziki

veya manevi ağır acı veya ıstırap veren bir fiil anlamına gelir…”

31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 3. maddesi

şöyledir:

“Madde

3- İşkence yasağı

Hiç kimse işkenceye, insanlık dışı ya da

aşağılayıcı muamele veya cezaya tabi tutulamaz.”

32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 3.

maddesi ile ilgili içtihatlarında kötü muamele yasağının demokratik toplumların

en temel değeri olduğunu vurgulamış ve terörizmle ya da organize suçla mücadele

gibi en zor şartlarda dahi Sözleşme'nin mağdurların davranışlarından bağımsız

olarak işkence, insanlık dışı ya da onur kırıcı ceza veya işlemlerden men

ettiğini belirtmiştir. Kötü muamele yasağının Sözleşme'nin 15. maddesinde

belirtilen toplum hayatını tehdit eden kamusal tehlike hâlinde dahi hiçbir

istisnaya yer vermediği de içtihatlarda hatırlatılmıştır (Selmouni/Fransa [BD], B. No: 25803/94, 28/7/1999, § 95; Labita/İtalya [BD], B. No: 26772/95, 6/4/2000, §

119).

33. AİHM, bir kişi özgürlüğünden yoksun bırakıldığında veya daha

genel anlamda kolluk kuvvetleri görevlileriyle karşı karşıya kaldığında

-örneğin tutuklandığı sırada kişinin davranışları kesinlikle gerektirmediği

hâlde- kişiye karşı fiziksel güç kullanımının insan onurunu zedelediğini ve

kural olarak Sözleşme’nin 3. maddesi tarafından güvence altına alınan hakkın

ihlalini teşkil ettiğini belirtmektedir (Bouyid/Belçika [BD], B. No: 23380/09,28/9/2015, § 88; Ribitsch/Avusturya, B. No: 18896/91, 4/12/1995, §

38; Mete ve diğerleri/Türkiye, B.

No: 294/08, 4/10/2011, § 106).

34. Öte yandan bir muamele veya cezanın kötü muamele olduğunu

söyleyebilmek için eylemin minimum ağırlık

eşiğini aşması beklenir (Raninen/Finlandiya, B. No: 20972/92, 16/12/1997, § 55; Erdoğan Yağız/Türkiye, B. No: 27473/02,

6/3/2007, §§ 35-37; Gafgen/Almanya [BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010,

§§ 88-90; Costello-Roberts/Birleşik Krallık, B. No:

13134/87, 25/3/1993, § 30). Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin

amacı ve kastı ile ardındaki saik de eklenebilir (Aksoy/Türkiye, B. No: 21987/93, 18/12/1996, § 64; Eğmez/Kıbrıs, B. No: 30873/96, 21/12/2000,

§ 78; Krastanov/Bulgaristan, B. No: 50222/99, 30/9/2004,

§ 53). Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği anda meydana

gelip gelmediğinin tespiti de (Selmouni/Fransa,

§ 104) dikkate alınması gereken diğer faktördür.

35. Asgari ciddiyet seviyesine ulaşan kötü muamele, genellikle

fiilen mevcut olan cismani bir yaralanmayı veya yoğun fiziksel ya da zihinsel

acıyı içerir. Öte yandan bunların söz konusu olmadığı hâlde dahi muamelenin

bireyi aşağılayan veya küçük düşüren, insan onurunu zedeleyen veya insanda

korku, endişe veya aşağılık duygusu uyandıran nitelikte kişinin fiziksel ve

duygusal direncini kıracak kabiliyette olması hâlinde muamele aşağılayıcı

olarak nitelenebilir ve Sözleşme' nin 3. maddesinde

düzenlenen yasağın kapsamına girebilir. Ayrıca vurgulanmalıdır ki mağdurun

başkalarının gözünde değil kendi gözünde küçük düşürülmüş olması bile yeterli

olabilir (Bouyid/Belçika, § 87). Anılan kararda AİHM,

polisin gözaltında attığı tek tokatın asgari eşiği

geçtiğini değerlendirmiştir.

36. Özgürlüğünden yoksun bırakılmış veya daha genel olarak yasa

uygulayan memurlar ile karşı karşıya kalmış bir kişi söz konusu olduğunda kendi

tutumu nedeniyle kesin olarak gerekli hâle gelmemiş fiziki kuvvete her başvuru,

insan onurunu zedeler ve kural olarak 3. maddede öngörülen hakkın ihlalini

teşkil eder (Bouyid/Belçika, § 88; Turan Çakır/Belçika, B. No: 44256/06, 10/3/2009, § 57).

37. Devletin bireyleri koruma yükümlülüğü sadece esasa ilişkin

olmayıp usule ilişkin boyutu da içermektedir. Usule ilişkin yükümlülükler, Sözleşme’de düzenlenen hakların teorik veya hayali olmayıp

etkili ve uygulanabilir olmasının zorunlu bir sonucudur. Aksi takdirde polis

veya diğer kamu görevlileri tarafından yapıldığı ileri sürülen kötü muamele

yasağının ihlali iddialarının soruşturulması, kötü muamele yasağının temel ve

mutlak niteliğine rağmen uygulamada etkisiz kalacaktır ve bazı durumlarda

devlet görevlilerinin cezasız kalmasına yol açacaktır (Assenov ve diğerleri/Bulgaristan, B. No: 24760/94, 28/10/1998, §

102; Labita/İtalya, §§ 131-136).

38. AİHM, Sözleşme'nin 3. maddesinin tartışılabilir ve makul

şüphe uyandıran kötü muamele iddialarının etkin biçimde soruşturma

yükümlülüğü getirdiğine dikkat çekmektedir (Labita/İtalya, § 131; Tepe/Türkiye,

B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in

içtihadında tanımlanan etkinlik için minimum standartlar soruşturmanın

bağımsız, tarafsız, kamu denetimine açık olmasını ve yetkili makamların

titizlikle ve süratli biçimde çalışmasını gerektirmektedir (Mammadov/Azerbaycan, B. No: 34445/04, 11/1/2007,§ 73; Çelik ve İmret/Türkiye,

B. No: 44093/98, 26/10/2004, § 55).

39. AİHM, insan hakları ihlalleri ile ilgili iddialarda

soruşturma yükümlülüğünün mutlaka iddiayı kabul etme anlamına gelmediğini ancak

iddiaların ciddiye alınması ve adil bir sonucu garanti eden bir usulle

soruşturulması gerektiğini birçok kararında dile getirmiştir (Saçılık ve diğerleri/Türkiye, B. No: 43044/05,

45001/05, 5/7/2011, §§ 90, 91).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

40. Mahkemenin 9/5/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

41. Kürt kökenli olduğunu söyleyen başvurucu;

i. Sahibi olduğu lokantada Kürtçe müzik çaldığı sırada müşteri

olarak gelen polis memurunun, kendisinin Diyarbakırlı olduğunu öğrenince

ayrımcılık güdüsüyle hakaret, tehdit ve darp eylemlerini gerçekleştirdiğini,

hekim raporu ve tanık beyanları olduğu hâlde yine ayrımcı saikle

yargısal mercilerce korunarak polis memuru hakkında beraat ve ceza verilmesine

yer olmadığına karar verildiğini,

ii. Şüphelinin yanında bulunan diğer üç polis memuru arkadaşının

olayı önleme sorumluluklarını yerine getirmediğini,

iii. İşyeri yakınlarında kamera görüntüsü olup olmadığının araştırılmadığını,

iv. Raporda yer verilen sol omuzdaki hiperemi bulgusu kararda

değerlendirilirken ayağındaki hareket kısıtlılığının gözardı

edildiğini,

v. Salt akraba ya da işvereni olduğundan hareketle kendi

tanıklarının anlatımlarına değer atfedilmediğini, öte yandan lokanta müşterisi

bağımsız tanık Ö.O.nun söylemlerinin dikkate

alınmadığını, sanığın mesai arkadaşı üç polis memuru tanığın beyanlarına

üstünlük tanındığını,

vi. İdarenin cezasızlıkla sonuçlanan disiplin soruşturması

kararının hükme esas alındığını,

vii. Derece mahkemeleri kararlarının gerekçesinin yetersiz

olduğunu,

viii. Tanıklardan bir kısmının ve sanığın ifadelerinin istinabe

yöntemiyle alındığı duruşma günlerinden haberdar edilmediğini, bu yüzden bu

kişilere soru yöneltemediğini,

ix. 5271 sayılı Kanun’daki kısıtlayıcı düzenlemeden ötürü

katılan taraf sıfatıyla Yargıtayda duruşmalı inceleme

hakkının tanınmadığını,

x. Yargılamanın oldukça uzun sürede bitirildiğini,

xi. Mevzuatta etnik farklılıkların korunmasını temin edecek

düzenleme bulunmadığını belirterek kötü muamele ve bununla bağlantılı biçimde

ayrımcılık yasağının, kişi hürriyeti ve güvenliği ile etkili başvuru hakkının,

adil yargılanma hakkı kapsamında kalan silahların eşitliği ilkesi, duruşmalı

inceleme, makul sürede yargılanma ve gerekçeli karar haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

42. Bakanlık görüşünde, incelemede dikkate alınması gereken ve

kötü muamele yasağını ilgilendiren AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarında yer

alan ilkelere işaret edilmesinin ardından başvuru konusu olay ve yargılama

safhası özetlenmekle yetinilerek kabul edilebilirlik ya da esasa yönelik bir

görüş bildirilmemiştir.

43. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundakine

benzer mahiyette cevap vermiştir.

B. Değerlendirme

1. Uygulanabilirlik Yönünden

44. Anayasa’nın 17. ve 5. maddelerinin ilgili kısımları

şöyledir:

“Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı

Madde 17 - Herkes, yaşama, maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

…

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.

…

Devletin temel amaç ve görevleri

Madde 5 - Devletin temel amaç ve görevleri …

kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle

bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri

kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları

hazırlamaya çalışmaktır.”

45. Anayasa Mahkemesi olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

46. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmış; üçüncü fıkrasında da

kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya muameleye

tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 80).

47. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini, yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal açıdan zarar görmelerine neden

olmamalarını gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı

gösterme yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 81).

48. Kötü muamele oluşturan her eylemin aynı zamanda bireylerin

fiziksel ve/veya psikolojik bütünlüğüne zarar vererek özel hayatına da menfi

yansıması olacaktır. İşkence ve kötü muamele yasağı ile özel hayata saygı

hakkının bir parçası olarak fiziksel ve ruhsal bütünlüğün korunması hakkının

Anayasa’nın aynı maddesinde yer verilmesi de bunu göstermektedir (Tuna Ayçiçek, B. No: 2014/6526,

24/01/2018, § 51).

49. Bununla birlikte bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında olabilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekir. Bu asgari eşik, göreceli olup her olayın somut koşulları

dikkate alınarak değerlendirilmelidir. Bu kapsamda muamelenin süresi, bedensel

ve ruhsal etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler

önem taşır. Ayrıca muamelenin ardındaki saik ve amaç dikkate alınmalıdır.

Muamelenin heyecanın yükseldiği ve duygu yoğunluğunun olduğu bir anda meydana

gelip gelmediği de gözönünde bulundurulmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).

50. Polis, 2559 sayılı Kanun’un ek 4. maddesine göre bulunduğu

mülki sınırlar içinde hizmet branşına ve zamanına bakılmaksızın daima görevli

kabul edilmektedir. Bu düzenlemeye göre diğer kamu görevlilerinden ayrı olarak

polisin kamu görevlisi sıfatının zaman ve mekân açısından daha kapsamlı olduğu

görülmektedir. Görevli oldukları mahalde öğle vakti yemek için girdikleri

lokantanın sahibiyle tartışan polisin -kamu görevlisi sıfatının yaşandığı öne

sürülen kavganın başlangıcına doğrudan etkisi bulunmasa bile- resmî üniformalı

olması ve 2559 sayılı Kanun'un 1. maddesi uyarınca halkın can ve mal

güvenliğini koruma yükümlülüğü de dikkate alındığında olaya gösterilen tepki

anında bu sıfatlarının tesir etmediğini söylemek mümkün olmamıştır.

51. Kaldı ki aynı zamanda devletin sokaktaki yüzünü temsil eden

ve bireylerle ilişki kurma konusunda özel eğitime tabi tutulan kolluğun insan

ilişkilerinde profesyonel davranarak daha sabırlı ve hoşgörülü bir tutum

takınması icap etmektedir.

52. Özgürlüğünden mahrum olan kişinin kendi davranışından veya

tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe

polisin şiddet kullanmasının Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasındaki

yasağı ihlal edeceği yönündeki Anayasa Mahkemesi içtihatlarının (Cezmi Demir ve diğerleri, § 92) devletin

doğrudan gözetim ve denetiminde bulunmayan kişiler yönünden de -özel bir durum

bulunmadıkça- geçerli olmadığının söylenmesi için bir neden yoktur.

53. Başvurucunun iddiasına göre olay anlık gelişmemiştir.

Lokantaya yemek için gelen polis memurları ile başvurucu arasında o sırada

çalan müzik nedeniyle tartışma yaşanmıştır. Polisin o sırada “Size burada ekmek yedirmeyeceğim!” diyerek

tehdit, hakaret ve darp iddiaları birlikte düşünüldüğünde olayın başvurucunun

işyerinde bulunan müşterilerin önünde başlayarak daha aleni bir şekilde caddeye

de sarkması ve başvurucunun onurunu zedeleyici niteliğinin yoğunlaşmasından

ötürü kötü muamele yasağının asgari eşiğinin aşılarak insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele boyutuna ulaştığı kabul edilerek bu doğrultuda inceleme

yapılmasına karar verilmiştir.

54. Başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaları, kötü

muamele yasağının etkili soruşturma yükümlülüğü kapsamında incelenecektir

(Benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Tuna

Ayçiçek, § 53).

55. Özgürlüğünden mahrum bırakıldığını gösteren hiçbir olgu ve

anlatıma yer verilmeyen başvuruda kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı bakımından

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

56. Başvurucunun gerek suç ihbarı dilekçesi gerekse ifadeleri,

etnik kökeni hakkında şüpheliden sadır olan bir beyan ve yargısal makamların

etnik saikle tarafgir hareket ettiklerini ortaya

koyan bir iddia barındırmamaktadır. Bireysel başvuru formunda da yaralanmasının

ve bundan dolayı açılan davada polis memurunun cezalandırılmamasının arka

planında etnik bir kaynağın bulunduğunu destekleyici bir argüman

bulunmamaktadır. Ayrıca başvurucu, işyerinde Kürtçe müzik çaldığı için polisin

şiddetine maruz kaldığını öne sürmekte ise de olayın salt çalınan müziğin

Kürtçe olmasından duyulan rahatsızlıktan neşet ettiğinin kabulüne imkân tanıyan

bilgi ve belge dosyada bulunmadığından ayrımcılık yasağı yönünden ayrıca

inceleme yapılmasına lüzum görülmemiştir.

57. Sonuç itibarıyla başvurucunun anılan iddialarının tümü

-yaralamanın basit tıbbi müdahaleyle giderilebilecek olması da dikkate

alındığında- insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağı kapsamında

değerlendirilmiştir.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

58. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

59. Anayasa Mahkemesi genel olarak kötü muamele yasağına ilişkin

şikâyetlerde -devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak-

maddi ve usule ilişkin boyutları ayrı başlıklarda incelemektedir. Ancak kamu

görevlisinin cebir, tehdit ve hakaret fiillerine dayalı kötü muamele

iddialarının -özellikle cezasızlıkla sonuçlanan bu dosyada- maddi ve usul

boyutunda yapılacak incelemenin sonuçları arasındaki etkileşim ve kesişim

noktalarının yoğunluğundan ötürü tüm ihlal iddiaları aynı başlık altında

incelenmiştir. Keza yasağın maddi boyutunun ihlal edilip edilmediği etkili bir

soruşturma yapılıp yapılmadığına bağlı olarak değişecektir.

a. Genel İlkeler

60. Devletin bireylere karşı kötü muamelede bulunmama negatif

yükümlülüğünün bulunduğu uygulanabilirlik kısmında açıklanmıştır (bkz. § 47).

61. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası, mağdurların

eylemi veya yetkililerin saiki ne olursa olsun kötü

muamele yasağının ihlal edilmemesi gerektiğini vurgulamaktadır. Saikin önemi ne kadar yüksek olursa olsun en zor koşullarda

bile işkence, eziyet veya insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yapılamaz.

Anayasa'nın 15. maddesinin ikinci fıkrası gereğince savaş, seferberlik,

sıkıyönetim veya olağanüstü hâllerde bile bu yasağın askıya alınmasına izin

verilmemiştir. Anılan maddelerdeki hakkın mutlaklık niteliğini güçlendiren

felsefi temel, söz konusu kişinin eylemi ve suçun niteliği ne olursa olsun

herhangi bir istisnaya, haklılaştırıcı faktöre veya

menfaatlerin tartılmasına izin vermemektedir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 104).

62. Kötü muamele yasağı kapsamında devletin pozitif

yükümlülüğünün bir de usul boyutu bulunmaktadır. Bu çerçevede bireyin bir

devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini

ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir

iddiasının bulunması hâlinde Anayasa’nın 17. maddesi “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5.

maddesindeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında devlet, sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî

bir soruşturma yürütmek durumundadır. Bu soruşturmanın temel amacı, söz konusu

saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve

faillerin hesap vermelerini sağlamaktır. Bu, olanaklı olmazsa kötü muamele

yasağı sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve kötü muamele

faillerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kişilerin haklarını istismar

etmeleri mümkün olacaktır (Cezmi Demir ve

diğerleri, §§ 110, 111).

63. Bununla birlikte her kötü muamele iddiasının Anayasa'nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasının getirdiği korumadan ve Anayasa'nın 5. maddesiyle

birlikte devlete yüklediği pozitif yükümlülüklerden yararlanması beklenemez. Bu

bağlamda kötü muamele konusundaki iddialar uygun delillerle desteklenmelidir.

İddia edilen olayların gerçekliğini tespit etmek için soyut iddiaya dayanan

şüphe ötesinde makul kanıtların varlığı gerekir. Bu kapsamdaki bir kanıt

yeterince ciddi, açık ve tutarlı emarelerden ya da aksi ispat edilmemiş

birtakım karinelerden oluşabilir. Bu bağlamda kanıtlar değerlendirilirken ilgililerin

süreçteki tutumları da dikkate alınmalıdır (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 95).

64. Yürütülecek ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların hesap vermesini sağlamaktır. Bu, bir sonuç yükümlülüğü değil

uygun araçların kullanılması yükümlülüğüdür. Diğer taraftan burada yer verilen

değerlendirmeler hiçbir şekilde Anayasa’nın 17. maddesinin başvuruculara üçüncü

tarafları adli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı veya tüm

yargılamaları mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlandırma ödevi

yüklediği anlamına gelmemektedir (Cezmi

Demir ve diğerleri, § 77).

65. Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edebilmek

için soruşturma makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve

sorumluların tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir.

Dolayısıyla kötü muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma, bağımsız bir

şekilde hızlı ve derinlikli yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay

ve olguları ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı ve soruşturmayı sonlandırmak ya da

kararlarını temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara

dayanmamalıdırlar. Bu kapsamda yetkililerce soruşturma konusu olayın gerektirdiği

tanık ifadelerinin alınması ve bilirkişi incelemeleri gibi söz konusu olaylarla

ilgili kanıtların elde edilmesi için mümkün olan tüm tedbirlerin alınması, kötü

muamelenin gerçekleşme sebebinin objektif analizinin yapılması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 114).

66. Ceza soruşturmasının etkinliğini sağlayacak hususlardan biri

de fiilen hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturma sürecinin kamu

denetimine açık olmasıdır. Ayrıca her olayda mağdurun meşru menfaatlerini

korumak için gerekli olduğu ölçüde sürece katılması sağlanmalıdır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 115).

67. Kötü muameleye ilişkin bir soruşturmanın olabildiğince

süratle ve özenle yürütülmesi gerekir. Bazı durumlarda soruşturmanın

ilerlemesine engel olan güçlükler bulunabilir. Ancak böyle bir durumda dahi

yetkililerin süratle hareket etmeleri olayın aydınlatılabilmesi, hukukun

üstünlüğüne olan inancın korunması ve hukuka aykırı eylemlere müsamaha

gösterildiği veya kayıtsız kalındığı görünümü verilmemesi açısından büyük öneme

sahiptir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 119).

68. Bireysel başvurulara ilişkin şikâyetlerin incelenmesinde

Anayasa Mahkemesinin sahip olduğu rol ikincil nitelikte olup icra edilen bir

soruşturmadaki delilleri değerlendirmek kural olarak derece mahkemelerinin işi

olduğundan Anayasa Mahkemesinin görevi, bu mahkemelerin maddi olaylara ilişkin

yaptıkları değerlendirmenin yerine kendi değerlendirmesini koymak değildir.

Kötü muamele iddialarıyla ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin yetkisi,

Anayasa'da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden Sözleşme ve buna

ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamında bulunanlarla sınırlıdır.

Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin cezai sorumluluk bağlamında suça ya da

masumiyete ilişkin bir bulguya ulaşma görevi bulunmamaktadır. Diğer taraftan

derece mahkemelerinin bulgularının Anayasa Mahkemesini bağlamamasına rağmen

normal şartlar altında bu mercilerin maddi olaylara ilişkin tespitlerinden

ayrılmak için de kuvvetli nedenlerin bulunması gerekir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 96).

b. İlkelerin Olaya Uygulanması

69. Başvurucu özetle bir polis memurunun karıştığı yaralama,

hakaret ve tehdit olayına ilişkin olarak etkili soruşturma yapılmadan

yargılamanın cezasızlıkla sonuçlandığını, sanığın yanında bulunan diğer polis

memurlarının da önleme yükümlülüklerini yerine getirmediğini ileri sürmüştür.

70. Kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutuna yönelik

iddiaların aynı başlık altında incelenmesine karar verilmesinden ötürü (bkz. §

59) Anayasa Mahkemesince, bu dosyada kovuşturma neticesinde verilen hükmü

doğuran ve yasağın maddi boyutunun ihlal edilip edilmediğinin çözümlenmesinde

en önemli etken olan etkili soruşturma yükümlülüğüne özgü iddiaların öncelikle

ele alınması şeklinde bir inceleme metodu benimsenmiştir.

71. Anayasa Mahkemesinin soruşturma ve kovuşturma makamları

tarafından verilen kararları maddi vakıa yönünden inceleyerek, bu mercilerin

yaptıkları değerlendirmenin yerine kendisininkini ikame ederek cezai sorumluluk

bağlamında suça ya da masumiyete ilişkin bir bulguya ulaşma görevinin

bulunmadığı, anılan mercilerin bulgularının Anayasa Mahkemesini bağlamamasına

rağmen normal şartlar altında bu mercilerin maddi olaylara ilişkin

tespitlerinden ayrılmak için de kuvvetli nedenlerin bulunması gerektiği genel

ilkeler kısmında açıklanmıştır.

72. Anayasa Mahkemesi bu tür durumlarda yetkili mercilerin

değerlendirmelerine tamamen bağlı kalmak zorunda olmayıp kesin ikna edici bilgi

veya bulgulara dayanarak farklı bir değerlendirmede de bulunabilir. Bu konuda

yapılacak değerlendirmede somut olayın hangi koşullarda gerçekleştiği ve nasıl

bir seyir izlediği de bir bütün olarak gözönünde

bulundurulmalıdır (Cemil Danışman,

B. No: 2013/6319, 16/7/2014, §§ 57, 58).

73. Bireyler için en kutsal değer olan insan onurunu zedeleyen kötü muamele

iddialarında soruşturmalar; benzer olayların tekrar yaşanmasını önlemeyi

sağlayacak şekilde kapsamlı, dikkatli ve duyarlı bir biçimde yürütülmeli ve

ayrıca sorumluların tespiti bakımından yapılması gerekli işlemlerde noksanlık

bulunmamalıdır (Tuna Ayçiçek, §

74).

74. Etkili soruşturma konusunda ise öncelikle soruşturmaya

başlandığı anda başvurucunun iddialarının savunulabilir olup olmadığı ve buna

göre soruşturmanın seyrinin uygun bir şekilde yönlendirilip yönlendirilmediği

tespit edilmelidir.

75. Polis memurlarından İ.O.D.nin

yemeği müteakiben başvurucuya ait lokantayı terk ederken dışarıda başvurucuyla

işyerinde çalan müzik -başvurucuya göre müziğin Kürtçe olması, sanığa göreyse

müzik sesinin yüksek olması- yüzünden tartıştıkları sırada başvurucunun adli

muayene raporunda belirtildiği üzere basit tıbbi müdahaleyle giderilecek

şekilde yaralandığı konusunda bir belirsizlik bulunmamaktadır. Kötü muamele

vakalarında fiziki bulgular bakımından doktor raporlarının anahtar role sahip

olduğunun altı çizilmelidir.

76. Başvurucunun iddialarının karine hâline dönüşmesine yol

açacak nitelikte olan adli muayene raporundaki bulgular bunların savunulabilir

düzeyde olduğunu sergilemektedir. Savcılık tarafından kamu davasının açılmış

olması da bu durumun göstergesidir. Bu aşamadan sonra kovuşturma organına düşen

görev, başvurucudaki yaranın nedeni hakkında makul bir açıklama getirmektir.

77. Delillerin toplanmasındaki noksanlık bakımından işyeri

yakınlarında olaya ilişkin güvenlik kamerası görüntüsü araştırması

yapılmadığından başka bir iddia içermeyen başvuru, daha ziyade mevcut

kanıtların yorumlanmasında bazı noktalarda yapılan hata ve ihmallere

hasredilmiştir. Bunların merkezinde bazı tanık beyanlarına itibar edilmemesi ve

adli muayene raporundaki bulguların eksik ve hatalı değerlendirilmesi yer

almaktadır.

78. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki

inceleme, her soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir. Bu koşullar,

ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik gerçekleri

dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın etkililiği

bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma işlemler

listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir (Fahriye Erkek ve diğerleri, B. No:

2013/4668, 16/9/2015, § 68).

79. Soruşturma ve kovuşturma tekelini elinde bulunduran adli

mercilerin kötü muamele yasağının mahiyetiyle bağdaşan ve beklentileri

karşılayabilecek ölçüde delil toplaması icap etmektedir. Yargılamanın sonucuna

uzanan geçiş noktalarını doğrudan etkileyen delilerin toplanmasında gösterilen

hassasiyet, aslında zihinsel bir ürün olan yorum farklılıkları ve

belirsizliklerin azaltılmasını sağlamak bakımından da önemlidir.

80. Ne var ki etkili soruşturma, tarafların tüm taleplerinin

karşılanacağı anlamına gelmemektedir. Savcılık ve mahkemelerin bu konuda geniş

bir özerkliğe sahip olması, hangi delillerin kötü muamele vakasını

aydınlatacağı hususunda da bizzat kendilerinin karar verebilmesini

gerektirmektedir. Aksinin kabulü maddi gerçeğin aranmasının icra tarzı olan

yargısal sürece ve dolaylı olarak da sonucuna yapılmış bir sınırlandırma

anlamına gelebilir. Maddi gerçeği anlamlandırmada kanıt unsuru olarak katkısı

bulunmayan ya da oldukça kısıtlı bulunan noktalarda bazı delillerin toplanıp

toplanmamasında yargı mercilerinin bir ölçüye kadar takdir yetkisinin bulunması

başlı başına soruşturmanın etkisiz icra edildiği anlamına gelmemektedir.

81. Olayın üzerinden sekiz yıl geçtikten sonra yapılan

başvuruda, kamera görüntüsü araştırması yapılmadığı öne sürülmüştür. Başvurucu;

bu konuda Anayasa Mahkemesince değerlendirme yapılması için gerekli olan,

işyerini herhangi bir noktadan gören kamera olduğu hususunda bir açıklamada

bulunmamıştır. Öte yandan 2006 yılında işyerleri ve mobese

kameralarının bugünkü kadar yaygın olmadığı da gözden uzak tutulmamalıdır.

82. Diğer taraftan istinabe suretiyle dinlenen tanıkların ve

sanığın beyanlarına başvurulduğu duruşma günlerinden haberdar edilmediği,

ayrıca Yargıtayda duruşmalı inceleme hakkı

tanınmadığı iddia edilmişse de bu şekilde alınan tanık beyanları ve sanık

savunması duruşmada okunmuş; başvurucu ve vekili kendilerine tanınan itiraz

hakkını kullanmamıştır. Bunun yanı sıra ilk derece mahkemesindeki yargılama

duruşmalı olarak yapılmıştır. Başvurucu, temyiz incelemesi duruşmalı yapılmış

olsaydı mahkeme önünde dile getiremediği hangi iddiaları ileri süreceğine

ilişkin olarak herhangi bir açıklamada da bulunmamıştır.

83. Başvurucu, kararın gerekçesinin yetersizliğinden ve

mahkemeyi bağlamamasına karşın disiplin soruşturması sonucunun dayanak

alınmasından da şikâyetçidir.

84. Disiplin soruşturmasında yapılan değerlendirmelerin

mahkemeleri bağlamadığı konusunda bir kuşku bulunmamaktadır. Ancak

soruşturmadakine benzer ya da aynı sonuca ulaşılmasının ihtimal dâhilinde

olması, tek başına gerekçeli karar hakkının ve mahkemelerin bağımsızlığı

ilkesinin zedelendiğini söyleyebilmek için yeterli değildir.

85. Başvurunun merkezinde yer alan asıl mesele, derece

mahkemelerinin delillerin hatalı değerlendirilmesi sonucunda kamu görevlisinin

kötü muamele oluşturan eyleminin cezasız kalmasıdır. Başvurucu bir taraftan

güvenilir olmadıkları noktasında bir emare yokken salt akraba ya da işvereni

olduğundan hareketle iddia tanıklarının anlatımlarına değer atfedilmediğini,

öte yandan bu eğilimle paradoksal olarak müşteri olan bağımsız tanık Ö.O.nun söylemleri dikkate alınmazken sanığın meslektaşı ve

mesai arkadaşı üç polis memuru tanığın beyanlarına üstünlük tanındığını

belirtmektedir. Ayrıca adli muayene raporunda yer alan hipereminin

hatalı değerlendirilmesi şöyle dursun bacağındaki hassasiyetin dikkate

alınmadığını ifade etmiştir.

86. İddia tanıklarının anlatımlarının birbiriyle çelişmesi,

omuzdaki hiperemi dışında başvurucunun vücudunda darp

ve cebir izinin bulunmaması, başvurucuyla aynı işyerinde çalışmalarına gönderme

yapılarak bazı tanık beyanlarının kuşkulu bulunması, tekme tokat dövüldüğünü

söyleyen müştekinin vücudunda olması beklenen çok sayıda morluk, darp ve cebir

izi bulunmamasına dayanılarak mahkemece ceza verilmesine yer olmadığına ve beraate karar verildiği anlaşılmaktadır.

87. Bireysel başvuru incelemesinin amacını aşacak şekilde

delillerin değerlendirilmesinde hata olduğu yönünde bir tespit yapılmasının

Anayasa Mahkemesinin görevi olmadığının vurgulanmasında fayda bulunmaktadır.

Soruşturma ve/veya kovuşturmanın etkililiğinden söz edilebilmesi için dosya

kapsamında yer alan tüm bulguları kapsayıcı, nesnel ve tarafsız analize göre

neticeye ulaşılmasına dayalı bir zincir kurulmalıdır. Öyle ki bu halkalardan

birindeki noksanlık, bütünü de etkileyecektir (Tuna

Ayçiçek, § 91).

88. Delillerin yorumlanmasındaki bazı başarısızlıklar, aslında

bunların kavranması ve bağdaştırılmasındaki yanlışlıkların bir ürünüdür.

Yukarıdaki açıklamaların aksine katı bir denetime tabi tutulma neticesinde

ortaya çıkan bu süreçteki belirgin olmayan bazı yorum farklılıkları üzerinden

ihlal kararları verilmesi, uygun araçların kullanılması yükümlülüğünü sonuç

yükümlülüğüne dönüştürme riskini de beraberinde getirir. Ne var ki aynı tanık

beyanları ve aynı adli rapordaki tespitlerin anlamlandırılmasında mahkemenin ve

tarafların izlediği yönteme bağlı olarak farklı sonuçlara varılması mümkün olsa

da bunlar objektif bulgulardaki içerikle açıkça çelişmemelidir.

89. Başvurucunun adli raporunda omzundaki hiperemi

dışında bir bulgu yer almadığı vurgulanarak -müştekinin tekme tokat dövüldüğü

yönündeki- başvurucunun işyerinde çalışan tanık beyanları dikkate alınmamış ise

de aynı raporda başvurucunun sağ bacağındaki hareket kısıtlılığı bulgusu

konusunda bir değerlendirme yapılmamıştır.

90. Gerek kendi içinde tanıkların ifadelerinde gerek mağdur ve

tanık beyanları arasında maddi olaylara ilişkin bağdaştırılması güç bazı

farklılıkların bulunması, iddia ve savunmaların güvenilirliğinin duruma uygun

bir şekilde sınanmasını ve olayı çevreleyen tüm koşulların diğer delillerle de

teyit edilmesini gerektirmektedir.

91. Mahkemece akrabalık vb. nedenlerle tarafsız olamayacağı

değerlendirilen tanıkların beyanlarının tek başına hükme esas alınamayacağını

gösteren bir Yargıtay kararına atfen başvurucunun yanında çalışan tanıkların

ifadesine itibar edilmediği açıklanmıştır. Öte yandan şüphelinin mesai arkadaşı

üç polis memurunun -hangi gerekçeyle nesnel oldukları ortaya konulmayan-

ifadelerine mahkemece itibar edilmiştir. Başvurucunun işyerinde çalışan

kişilerin anlatımlarının -hangi mülahazaya dayanıldığı açıklanmadan- tarafsız

olamayacağı değerlendirilmişken aynı durumun geçerli olduğu sanığın mesai

arkadaşı diğer üç polis memurunun ifadelerine hiçbir açıklama yapılmadan

geçerlilik tanınması -kötü muamele eyleminin özel bir amaçla bilerek örtbas

edildiği manasına gelmemekle birlikte- maddi gerçeğe ulaşılmasında sınırlayıcı

bir etki ve ulaşılan sonucun tutarlılığına gölge düşüren bir unsur olarak

değerlendirilmiştir.

92. İlk derece mahkemesinin bu metotla ulaştığı yargıya göre

ilgili hukuk kısmında belirtilen 5237 sayılı Kanun'un 25. ve 27. maddeleri ile

Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararında şartları gösterilen meşru savunmada sınırın aşılması

müessesesi -uygulanma koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği ekseninde hiçbir

tartışma yapılmadan- tatbik edilmiştir. Özellikle meşru savunma için gerekli

olan ve somut olayda başvurucudan kaynaklanması gereken haksız bir saldırının

bulunduğunu sergileyen bir açıklama yapılmamıştır. Adli raporlarla karine

hâline gelen kötü muamele eyleminde, mevzuattaki somutlaştırılmaya da muhtaç

olan meşru savunmayla ilgili düzenlemeler, şüphelinin mesai arkadaşları olan

polis memuru tanıkların beyanlarına bir neden gösterilmeden üstünlük tanınmak

suretiyle, kötü muameleden sorumlu olduğu tespit edilen kamu görevlisinin hesap

vermesini önleyici sonuç doğuracak şekilde ve etkisiz biçimde uygulanmıştır.

93. Etkili soruşturma bakımından son olarak soruşturmanın makul

süratte tamamlanması gerekliliğine uyulup uyulmadığı ele alınacaktır. 14/5/2006

tarihinde vuku bulan olayla ilgili soruşturmada 24/5/2007 tarihinde kamu davası

açılmıştır. Olayın üstünden yaklaşık bir buçuk yıl geçince 2/12/2008 tarihinde

kovuşturma cezasızlıkla sonuçlanmıştır. 5/6/2014 tarihinde yapılan temyiz

incelemesiyle kesinleşen olay sekiz yıldan fazla bir sürede neticeye

bağlanmıştır.

94. Hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların

karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi

kriterler dikkate alındığında başvuru konusu olay çok da karmaşık bir görünüm

arz etmediği gibi başvurucunun yargılamanın uzamasına sebep olacak tutum ve

usule ilişkin haklarını kullanırken özensizliğini gösteren bir unsur bulunmayan

sekiz yıllık yargı süresinin makul olmayan bir gecikme teşkil ettiği sonucuna

varılmıştır.

95. Usul yükümlülüğüne ilişkin olarak yapılan bu tespitlerden

sonra insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutu içinde yer

alan devletin negatif yükümlülüğü ile önleme yükümlülüğünün ihlal edildiği

iddialarına sıra gelmiştir.

96. Etkili soruşturma yükümlülüğünün incelendiği kısımda yapılan

detaylı izahattan anlaşılacağı üzere başvurucunun maruz kaldığı kötü muamele

vakasında hiçbir gereklilik bulunmadığı hâlde polis memurunun başvurucuya karşı

şiddet kullandığı anlaşıldığından aynı zamanda devletin negatif yükümlülüğünün

de ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

97. Başvurucu, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının

maddi boyutu açısından olay anında sanığın yanında bulunan ve önleme

sorumluluklarını yerine getirmeyen diğer üç polis memurunun da yargılanması

gerekirken dosyada tanık sıfatıyla yer almalarının önleme yükümlülüğünü ihlal

ettiğini ileri sürmüştür.

98. Devletin insan haklarının garantörü olmasından kaynaklanan

koruma yükümlülüğü, bu konuda hem hukuki hem de fiilî tedbirler almasını

gerektirmektedir. Ancak aniden gelişen ve başvurucunun iddiasına göre sadece

omuz ve bacak bölgesine isabetle neticelenen fiilî taarruzun diğer polis

memurlarının müdahalesini gerektirecek mahiyette uzun sürdüğüne dair bir kanıt

unsurunun bulunmadığı görüldüğünden koruma yükümlülüğünün ihlal edilmediği

sonucuna varılmıştır.

99. Sonuç olarak polis memurunun yargılandığı davada başvurucuya

karşı kötü muamele oluşturan bazı eylemlerin cezasızlıkla sonuçlanmasından

dolayı insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi -negatif

yükümlülük- ve etkili soruşturma usul boyutunun ihlal edildiği neticesine

ulaşılmıştır.

100. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

4. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

101. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas

inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine

karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

102. Başvurucu yargılamanın yenilenmesi, 15.000 TL maddi ve

15.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

103. Başvuruda, insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının

maddi ve usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

104. 14/5/2006 tarihinde gerçekleşen başvuru konusu olayın

üzerinden yaklaşık on iki yıllık süre geçtiğinden yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar görülmemiştir.

105. Yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya talebiyle bağlı kalınarak net 15.000 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

106. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge

sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi

gerekir.

107. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutunun İHLAL

EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 15.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

D. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/5/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin Kuz

Raportör

:

Hüseyin

MECEK

Başvurucu

:

Muhterem

TURANTAYLAK

Vekili

:

Av. Süleyman

ETLİK

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/15253, 9 Mayıs 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaya İlişkin Genel
  7. B. Başvurucunun Adli
  8. C. Müştekilerin Beyanları
  9. D. Tanık Anlatımları
  10. E. Sanık Savunması
  11. F. Şüpheli Hakkında
  12. IV. İlgili Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası Hukuk
  15. B. No: 31247/96, 21/12/2004, § 48). AİHM’in
  16. V. İnceleme Ve Gerekçe
  17. A. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü
  18. B. Değerlendirme
  19. A. İnsan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının ihlal
  20. B. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına
  21. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  22. F. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  23. Yıldırım
  24. Akıncı
  25. Topal
  26. M. Emin Kuz
  27. Mecek
  28. Turantaylak
  29. Etlik
  30. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/15253
Tarih
9 Mayıs 2018

İlgili Kararlar

  • Abdulvahap Taşkın Başvurusu (B. No: 2015/16840)
  • Orhan Gürel Başvurusu (B. No: 2015/15358)
  • Müjdat Gürbüz Başvurusu (B. No: 2017/36529)
  • Hamdi Akın İpek Başvurusu (B. No: 2015/17763)
  • Kemal Özelmacı Başvurusu (B. No: 2015/19043)
  • F.ç. Başvurusu (B. No: 2014/8019)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.