İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Gökhan Yılmaz Başvurusu (B. No: 2013/2130)

1. Başvuru; tutukluluğun uzun sürmesi ve

Başvuru No2013/2130Tarih21 Nisan 2016Okuma54 dk · 10.740 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Gökhan Yılmaz Başvurusu

Karar tarihi
21 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/2130
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

10.740 kelime·54 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluğun uzun sürmesi ve

bu hususta tazminat hakkının tanınmaması nedeniyle özgürlük ve güvenlik

hakkının, telefon görüşmelerinin şartları oluşmaksızın ve farklı bir dosya

üzerinden dinlenmesi nedeniyle haberleşme hürriyetinin, soruşturma evresinde

görev yapan hâkimin yargılamaya da katılması, telefon görüşmelerinin (görüşme

dökümleri) verilmemesi, kayıtların farklı anlama gelecek biçimde

birleştirilmesi, dinleme kararlarının dosyaya konulmaması, hukuka aykırı

nitelikteki görüşme dökümlerinin, babası ve kardeşiyle yaptığı konuşmaların

hükme esas alınması, bu kayıtlara dayanılarak dinleme kararı verilemeyecek

suçlardan da mahkûm edilmesi, kovuşturmaya ilişkin araştırma yapılması,

bilirkişi incelemesi ve tanık dinlenmesi taleplerinin reddedilmesi, tanıkların

büyük kısmının talimatla dinlenilmesi ve kararlarda yeterli gerekçe gösterilmemesi

nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 15/3/2013 tarihinde

Küçükçekmece 2. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde belirlenen

eksiklikler tamamlatılmış ve başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil

edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 31/1/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 25/2/2014

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü 31/3/2014

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş 21/4/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını 5/5/2014

tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Projesi (UYAP) bilişim sistemi kanalıyla erişilen belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

a. Dinleme

Kararları

8. Kars Cumhuriyet Başsavcılığının 18/4/2006

tarihli ve 2006/2385 Muhabere sayılı yazısı ile ihaleye fesat karıştırmak

suçuna ilişkin olarak başvurucuya ait cep telefonunun üç ay süreyle dinlenmesi

talep edilmiştir.

9. Aynı soruşturma kapsamında diğer şüpheliler İ.M., Y.A., A.B., A.Y. (başvurucunun babası), M.C. ve T.B.

hakkında da iletişimin tespiti kararlarına istinaden dinlemeler yapıldığı

anlaşılmaktadır.

10. Kars Sulh Ceza Mahkemesinin 18/4/2006

tarihli ve 2006/378 Müteferrik sayılı kararı ile ihaleye fesat karıştırma

suçuna ilişkin olarak suç işlendiğine dair kuvvetli şüphenin oluştuğu ve başka

suretle delil elde etme imkânının bulunmadığı gerekçesiyle başvurucunun telefonunun

üç ay süreyle dinlenmesine, tespitine, kayda alınmasına ve sinyal bilgilerinin

değerlendirilmesine karar verilmiştir.

11. Kars Cumhuriyet Başsavcılığının 18/7/2006

tarihli ve 2006/2358 Muhabere sayılı, 18/10/2006 tarihli ve 2006/2561 sayılı,

17/11/2006 tarihli ve 2006/2561 Hazırlık sayılı yazıları ile iletişimin

dinlenmesi tedbirinin uzatılması talep edilmiştir.

12. Kars Sulh Ceza Mahkemesinin 18/7/2006

tarihli ve 2006/887 Müteferrik sayılı, 18/10/2006 tarihli ve 2006/1233

Müteferrik sayılı, 17/11/2006 tarihli ve 2006/1332 Müteferrik sayılı kararları

ile tedbirin sırasıyla üç ve birer aylık sürelerle uzatılmasına karar

verilmiştir. Mahkeme, her defasında önceki kararına/kararlarına atıf yapmış ve operasyonel faaliyet gerektirecek yeterli delillere ulaşılamamasına

ve başka türlü delil elde etme imkânının bulunmamasına dayanarak iletişimin

dinlenmesi süresinin uzatılmasına karar vermiştir.

13. Başvurucu 10/11/2009 tarihinde Kars

Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/2561 Hazırlık sayılı dosyasının akıbetine ilişkin

olarak dosyanın gönderildiği Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığından bilgi talep

etmiştir. Başsavcılığın 11/11/2009 tarihli yazısında,

soruşturmanın devam ettiği fakat soruşturmanın taraflarından olmaması nedeniyle

başvurucuya bilgi verilemeyeceği bildirilmiştir.

14. Başvurucunun, dinleme kararlarının alındığı dosyalara

ilişkin Kars Cumhuriyet Başsavcılığından da bilgi talep ettiği anlaşılmaktadır.

Başsavcılığın 11/12/2009 tarihli yazısı ile

başvurucuya 2006/2561 Hazırlık sayılı dosyanın farklı kişiler hakkında

yürütülen soruşturmalara ilişkin olduğu, 29/9/2006 tarihinde hazırlık numarası

almasının ardından bu dosyada iletişimin tespiti çalışmalarına başlanıldığı

bilgisi verilmiştir. 2006/3051 Hazırlık sayılı dosyayla ilgili olarak ise 24/11/2006 tarihinde soruşturma defterine kaydedildiği ve

yetkili Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği ifade edilmiştir.

15. Başvurucu 28/3/2012 tarihli

dilekçesi ile Kars Cumhuriyet Başsavcılığından 2006/3051 Hazırlık sayılı

dosyada kendisi hakkında dinleme kararı bulunup bulunmadığını sormuştur.

Başsavcılığın 16/5/2012 sayılı yazısında, iletişimin

tespiti talep edilirken sehven 2006/2561 Hazırlık numarasının kullanıldığı,

belirtilen dosyada başka bir suç örgütüne ilişkin dinleme kararlarının

bulunduğu, 2006/3051 Hazırlık sayılı soruşturma dosyasının ise fezleke ile

Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği ve yargılamanın (kapatılan)

Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinde (CMK 250. maddesi ile görevli) yapılmakta

olduğu belirtilmiştir.

b. Başvurucu

Hakkında Yürütülen Soruşturma ve Kovuşturma

16. Kars Cumhuriyet Başsavcılığının E.2006/3051 sayılı

soruşturma kapsamındaki yazılarına istinaden Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından başvurucunun ve diğer bazı şüphelilerin ev, oto, ikamet ve iş

yerlerinde aramaya izin verilmesi talep edilmiştir. Başsavcılık yazısında,

ihaleye fesat karıştırma suçunu işledikleri ve bu suçu işlemek için örgüt

kurdukları tespit edilen şüphelilerin yakalanabilmesi ve suç delillerinin ele

geçirilmesi amacıyla arama talebinin yapıldığı belirtilmiştir.

17. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi üyesi olan hâkim M.K., 15/12/2006 tarihli ve 2006/2213 Değişik İş sayılı

kararıyla istemin kabulüne, 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun 118. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile 199. maddesi

uyarınca arama yapılmasına izin verilmesine hükmetmiştir.

18. Başvurucu 19/12/2006 tarihinde

gözaltına alınmış ve 21/12/2006 tarihinde ihaleye fesat karıştırma, bu suçu

işlemek için örgüt kurma ve resmî evrakta sahtecilik suçlarından

tutuklanmıştır.

19. 22/12/2006 tarihinde, başvurucuya

ve diğer bazı şüphelilere ait taşınmazlara, hak ve alacaklara 5271 sayılı

Kanun’un 128. maddesi gereğince el konulması talep edilmiştir.

20. Hâkim M.K., 22/12/2006 tarihli ve

2006/2280 Değişik İş sayılı kararıyla şüphelilerin üzerlerine atılı ihaleye

fesat karıştırma, bu suçu işlemek amacıyla örgüt kurma ve resmî evrakta

sahtecilik suçlarına ilişkin soruşturmayla ilgili bir evrak bulunmadığı ve bu

kişilerin üzerlerine atılı suçları işlediklerine dair herhangi bir delil

gösterilmediği gerekçesiyle talebin reddine karar vermiştir.

21. Erzurum Cumhuriyet Başsavcılığının 25/9/2007

tarihli ve E.2007/129 sayılı iddianamesi ile başvurucunun da aralarında

bulunduğu elli beş sanık hakkında örgüt yöneticiliği, örgüte üye olmak, ihaleye

fesat karıştırmak, edimin ifasına fesat karıştırmak ve resmi belgede

suçlarından dava açılmıştır. İddianamede Koç Köy Yol Yapım İhalesine (6. ihale)

ilişkin olarak telefon görüşmelerinden İ.M., Y.A. ve

başvurucunun ihaleyi alan A.S.yi tehdit ettiklerinin

ve bu kişiden 40.000 TL değerinde çek aldıklarının tespit edildiği de

belirtilmiştir.

22. (Kapatılan) Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2007/215

sayılı dosyasında görülen yargılamanın 7/12/2007

tarihli duruşmasında, başvurucuya telefon kayıtları ve dosyadaki diğer belgeler

okunmuştur. Başvurucu, aleyhinde olan hususları kabul etmediğini belirtmiştir.

23. Yargılama esnasında 6. ihaleyle ilgili suçlamaların

müştekisi A.S.nin ifadesi talimat yoluyla alınmıştır.

Müşteki ifadesinde ihaleye katılıp katılmaması hususunda Y.A.nın

kendisine bir şey söylemediğini ve bu kişi tarafından tehdit edilmediğini

belirtmiştir. Müşteki, ayrıca araç alması dolayısıyla Y.A.ya

toplamda 40.000 TL’lik iki çek verdiğini söylemiştir (Gerekçeli karar No: 1, s.

121). Bu ifade 5/2/2008 tarihli duruşmada okunmuştur.

Başvurucu ve vekilleri, bu duruşmada okunan belgelerden aleyhlerinde olanlarını

kabul etmemişlerdir. Müştekinin kolluk aşamasında da bu yönde ifade verdiği

anlaşılmaktadır (Gerekçeli karar No: 1, s. 120, 121).

24. Mahkeme 2/6/2008 tarihli duruşmada,

Savcılığın ve bazı sanık vekillerinin ses CD’leri üzerinde incele yapılması

taleplerini görüşmelerin tarafı olan başvurucunun tevil yoluyla görüşme

içeriğini kabul etmiş olduğu ve yargılamaya yenilik katmayacağı gerekçesiyle

reddetmiştir.

25. Mahkeme, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular

ile mevcut delil durumuna dayanarak ve 5271 sayılı Kanun’un 100. ve devamı

maddeleri gereğince yargılama süresince başvurucunun tutukluluğunun devamına

karar vermiştir. Resen ya da başvurucunun talebi üzerine yapılan tutukluk

incelemelerinde ise atılı suçun niteliği, kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösterir olgular ve atılı suçun 5271 sayılı Kanun’un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında sayılan suçlardan olması gerekçesiyle tutukluluk hâlinin

devam etmesi yönünde hüküm kurulmuştur.

26. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi 12/5/2009 tarihli ve

E.2007/215, K.2009/184 sayılı kararı ile başvurucunun örgüt yöneticiliği

suçundan bir kez, ihaleye fesat karıştırmak ya da bu suça teşebbüsten yirmi iki

kez (1., 2., 3., 5., 6., 7., 8., 9., 10., 11., 12.,

13., 14., 15., 16., 19., 21., 22., 23., 24., 25. ve 26. ihaleler), edimin

ifasına fesat karıştırmaktan bir kez (1. ihale) ve nitelikli yağma suçundan bir

kez (6. ihaleyle bağlantılı) mahkûmiyetine hükmetmiştir. Mahkeme, başvurucunun

örgüt yöneticiliği suçundan 3 yıl 4 ay ve yağma suçundan 8 yıl 4 ay hapis

cezasıyla cezalandırılmasına karar vermiştir. Başvurucu, 4.,

17., 18. ve 20. ihalelere ilişkin suçlamalardan ve 19. ihaleye bağlantılı resmî

evrakta sahtecilik suçundan beraat etmiştir. Haklarında dinleme kararı alınan

kişilerden İ.M. ve Y.A. örgüt yöneticiliği suçundan; A.B.,

T.B. ile A.Y. (başvurucunun babası) ise örgüte üye olmak suçundan mahkûm

edilmiştir. Örgüt üyeliği suçlamalarıyla ilgili olarak hükmün açıklanmasının

geri bırakılmasına (HAGB) karar verilmiştir.

27. Başvurucunun kardeşi G.Y., diğer

bazı suçların yanı sıra örgüt üyeliği suçundan da mahkûm edilmiş ve hükmün

açıklanması geri bırakılmıştır. G.Y.nin

HAGB’ye karşı yaptığı itiraz, Diyarbakır 6. Ağır Ceza

Mahkemesinin 10/9/2009 tarihli ve 2009/989 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

28. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin, telefon görüşmelerinin

delil olarak kabul edilmesine ilişkin değerlendirmesi şu şekildedir (Gerekçeli

karar No: 1, s. 17):

“Sanıklar ve vekilleri

tarafından iletişimin dinlenmesinin hukuka aykırı olduğu CMK.nun 135. maddesindeki katagorik

suçlara girmediği, bu sebeple delil olamıyacağı iddia

edilmiştir. CMK.nun

135/6-a-8 ve 10maddesi “suç işlemek için örgüt kurma ( 2, 7 ve 8. fıkralar

hariç)" ve “ihaleye fesat karıştırma" suçunu katagorik

suçlardan saymıştır. Dolaylı dinlemenin delil olarak kabul edilip edilmeyeceği

hususu Yargıtay içtihatları ile netlik kazanmıştır ve delil olarak

değerlendirilmiştir.

CMK.nun 135/2 maddesine göre“abi - kardeş" arasında geçen konuşmalarındelil

olamayacağı ve dosyadan çıkarılarak imha edilmesi gerektiği iddia edilmiş ise

de bu durumun suça karışmayan ve tanıklıktan çekilme hakkı bulunan kişilerle

ilgili olduğu, suça karışan aile bireyleri hakkında uygulanamayacağı kanaatine

varılmıştır. Nitekim bu hususta çıkartılan yönetmelikte bu doğrultudadır.

Yine sanıklar ve vekilleri başka türlü delil

elde edilememesi halinde iletişimin dinlenebileceğini, zabıtanın başka türlü

delil elde etme yoluna gitmediğini, bu sebeple iletişim kayıtlarının delil

olarak kullanılamayacağını savunmuş ise de olayın mahiyeti icabı başka türlü

delilin elde edilme ihtimalinin çok zayıf olduğu, bir çok sanık ile telefonla

görüşüldüğü, iletişimin dinlenmemesi halinde bu bilgilerin elde edilemeyeceği,en önemli delilin

iletişimin dinlenmesi olduğu, iletişimin dinlenmesinin ihale evrakları ve

sanıklardan bir kısmının beyanları ile desteklendiği anlaşılmaktadır. Sanık ve

vekillerinin istediği diğer deliller ancak iletişimin dinlenmesinden sonra elde

edilebilecek delillerdir.”

29. Mahkeme kararında başvurucunun kardeşi G.Y.nin

2. ihaleye ilişkin olarak başvurucuyla, 5. ihaleye ilişkin olarak başvurucu ve

babası A.Y. ile, 15. ihaleye ilişkin olarak başvurucu ve babası A.Y. ile; 16., 17., 21. ve 23. ihalelere ilişkin olarak başvurucu ile

yaptığı telefon görüşmelerine de yer verilmiştir (Gerekçeli karar No: 1, s. 94,

100, 101, 107, 108, 115, 116, 201, 202, 207, 210, 211, 240, 241, 249).

Başvurucunun 1. ihale kapsamında teslim edilmesi gereken yakıtın niteliklerine

ilişkin telefon görüşmeleri bulunmaktadır. Kararda, başvurucunun ve diğer iki

sanığın örgüt yöneticisi olarak bu eylemden sorumlu olduğu belirtilmiştir.

Başvurucu, bu kayıtlara ilişkin sorularda ya susma hakkını kullanmış veya suçla

ilişkisinin bulunmadığını ileri sürmüştür.

30. Ağır Ceza Mahkemesi, sanıklar İ.M.

ve Y.A.nın iş yeri ortağı oldukları, başvurucunun bu

kişilerle ortak çalıştığı ve diğer örgüt üyelerine talimatlar verdiği, örgüt

içinde gevşek de olsa bir hiyerarşik bağın bulunduğu, bu üç kişinin tüm

ihalelerde şartname alan kişi ve şirketleri arayarak ihalenin önceden

belirledikleri kişilere veya şirketlere verilmesini sağladıkları, çıkma tabir

edilen paralar aldıkları, korku, baskı ve sindirme faaliyetleri ile örgütün

korkutucu gücünden faydalanarak firma veya kişilerin ihaleye girmesini

engelledikleri veya yüksek teklif verdirerek belirlenen isimlerin ihaleyi

kazanmaları hâlinde diğer sanıklar veya firmalar adına çıkma tabir edilen çek,

senet ve para alıp dağıttıkları ve bu şekilde çıkar amaçlı örgütün kurucusu

ve/veya yöneticisi oldukları; örgütün amaç suçu işlemeye elverişli olduğu ve

süreklilik unsuruna sahip olduğu sonucuna varmıştır. Mahkeme A.B.,

T.B., G.Y., A.Y. ve E.M.nin eylemlerinin ise çıkar

amaçlı suç örgütü üyeliğini oluşturduğu belirtilmiştir (Gerekçeli karar No: 1,

s. 17).

31. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi, yağma suçu yönünden

iddianamede bu olayın anlatılması nedeniyle ek iddianameye gerek olmadığının ve

sanıklara bu hususta ek savunma verildiğinin altını çizmiştir. Mahkeme, telefon

kayıtlarına göre 6. ihaleden sonra müştekiden tehditle çek alındığını sabit

gördüğünden nitelikli yağma suçundan da mahkûmiyet yoluna gitmiştir. Her ne

kadar müşteki A.S., olayı ve telefon kayıtlarını

doğrulamamışsa da Mahkeme, kayıtları dikkate alarak suç örgütünden korktuğu

için müştekinin bu şekilde ifade verdiğini değerlendirmiştir (Gerekçeli karar

No: 1, s. 143).

32. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılamaya hâkim M.K.

de katılmıştır ve gerekçeli kararda anılan hâkimin imzası bulunmaktadır.

33. Başvurucu bu kararı; tüm dosya ve telefon kayıtları üzerinde

bilirkişi incelemesi yaptırılmadığı, görüşmelerin bant kayıtlarının dosyaya

sunulmadığı, ihale tarihinde nerede olduğuna dair baz istasyonu kayıtlarının

getirilmediği, ihaleyi yapan komisyon üyelerinin, ihalelere giren ve ihaleleri

alan firma yetkililerinin ve rapor tanzim eden polislerin dinlenmediği, teknik

araçla izleme kayıtlarının dosyaya getirilmediği, 6. ihalenin 14/4/2006

tarihinde yapılmasına rağmen dinleme kararının 18/4/2006 tarihinde alınmasının

Mahkeme kararı olmaksızın dinleme yapıldığını gösterdiği, dinleme kararlarının

bir soruşturma olmaksızın alındığı, dinleme şartlarının oluşmadığı, baba ve oğullar

arasındaki konuşmalara ilişkin kayıtların delil olarak kullanılamayacağı,

kardeşi G.Y. hakkında alınmış bir dinleme kararı olmadığı, bu nedenle G.Y.ye ilişkin kayıtlara dayanılamayacağı, usul ve yasaya

aykırı elde edilen telefon kayıtlarına dayanıldığı, başka şahıslara ve suçlara

ilişkin farklı bir dosya (E.2006/2561) üzerinden dinleme yapıldığı, kararda

kendisinin susma hakkını kullandığı belirtilmekle birlikte kolluk ve Cumhuriyet

savcılığında bu hakkını kullanmamış olduğu; yağma suçuna ilişkin olarak müşteki

A.S.nin kendisinin arkadaşı ve müşterisi olduğuna

ilişkin tanık dinlenmesi taleplerinin kabul edilmediği, bu suçun iddianamede

geçmediği, ihaleye fesat karıştırma ve örgüt yöneticiliği suçlarının oluşmadığı

ve ilk suça teşebbüsün mümkün olmadığı, hükme esas delillerin kararda

tartışılmadığı, delillerle ilişkilendirilen bir gerekçelendirme yapılmadığı

gibi nedenlerle temyiz etmiştir.

34. Yargıtay 6. Ceza Dairesi 12/10/2012

tarihli ve E.2012/11872, K.2012/17091 sayılı ilâmı ile başvurucu hakkında örgüt

yöneticiliği ve yağma suçlarından verilen cezaları onamış; diğer suçlamalar

yönünden İlk Derece Mahkemesinin kararını bozmuştur. İ.M. ve Y.A.nın örgüt yöneticiliğinden mahkûmiyetleri de Yargıtay

tarafından onanmıştır. Yargıtay, ayrıca başvurucu yönünden 5. ihale 3. olaya

ilişkin hüküm kurulmadığını belirtmiştir.

35. Yargıtayın kısmi onama/bozma ilâmı

başvurucu vekiline 20/2/2013 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

36. Başvurucu 15/3/2013 tarihinde

bireysel başvuruda bulunmuştur.

c. Bireysel

Başvuru Sonrasında Yaşanan Gelişmeler

37.Kısmi bozma kararı sonrası dosya, Erzurum 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2013/2 sayısına kaydedilmiş ve yargılamaya başvurucunun

tutukluluğunda devam edilmiştir.

38. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 21/3/2013

tarihli ikinci duruşmasında sanıklara ve/veya vekillerine Yargıtayın

bozma ilâmına karşı diyecekleri sorulmuştur. Mahkeme aynı tarihli ve E.2013/2,

K.2013/139 sayılı kararı ile bozulan suçlar yönünden önceki hükmündeki gibi

karar vermiş; 5. ihale 3. olaya ilişkin suçlamadan başvurucunun beraatına

hükmetmiştir. Mahkeme, görüşme dökümleri ile müştekinin beyanlarının

örtüştüğünü değerlendirmiş; 1. ihaleyle ilişkili olarak ihaleye fesat

karıştırma ve edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından örgüt yöneticisi

olarak başvurucu, Y.A. ve İ.M.nin de mahkûmiyetine

hükmetmiştir (Gerekçeli karar No: 2, s. 55). Bu suçlamaya ilişkin sanıklara

sorulan görüşme tutanakları arasında başvurucunun kardeşi G.Y. tarafından

yapılmış bir konuşma bulunmamaktadır (Gerekçeli karar No: 2, s. 22-55).

39. Yargıtay 6. Ceza Dairesi 27/10/2014

tarihli ve E.2014/6689, K.2014/18617 sayılı ilâmı ile başvurucunun beraatına ve

1. ihaleyle bağlantılı edimin ifasına fesat karıştırma suçundan mahkûmiyetine

ilişkin kısmını onamış; diğer yönlerden ise kararı bozmuştur. Başvurucunun

kardeşi G.Y.nin 1. ihale 4.

olay ve 16. ihale 3. olay kapsamında yöneltilen suçlamalardan beraatı da Yargıtayca onanmıştır.

40. Yargılamaya devam eden Erzurum 1. Ağır Ceza Mahkemesi 1/12/2014 tarihli ve E.2014/327, K.2014/275 sayılı kararı

ile özel yetkili mahkemelerin kaldırılması nedeniyle dosyanın yetkili Kars Ağır

Ceza Mahkemesine devrine ve başvurucunun tahliyesine karar vermiştir.

41. Kars Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/179 sayısına kaydedilen

dosyada en son duruşma 10/12/2015 tarihinde yapılmış

ve bir sonraki duruşma tarihi 12/4/2016 olarak belirlenmiştir.

B. İlgili Hukuk

42. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı

Türk Ceza Kanunu’nun “Suç işlemek amacıyla

örgüt kurma” kenar başlıklı 220. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(1) Kanunun suç

saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün

yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları

işlemeye elverişli olması hâlinde, iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile

cezalandırılır. Ancak, örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması

gerekir.”

43. 5271 sayılı Kanun’un “Yargılamaya

katılamayacak hâkim” kenar başlıklı 23. maddesinin (2) numaralı

fıkrası şöyledir:

“(2) Aynı işte

soruşturma evresinde görev yapmış bulunan hâkim, kovuşturma evresinde görev

yapamaz.”

44. 5271 sayılı Kanun’un “Hâkimin

reddi sebepleri ve ret isteminde bulunabilecekler” kenar başlıklı

24. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Hâkimin davaya

bakamayacağı hâllerde reddi istenebileceği gibi, tarafsızlığını şüpheye

düşürecek diğer sebeplerden dolayı da reddi istenebilir.”

45. 5271 sayılı Kanun’un “Tarafsızlığını

şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı hâkimin reddi isteminin süresi”

kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:

“(1) Tarafsızlığını

şüpheye düşürecek sebeplerden dolayı bir hâkimin reddi, ilk derece

mahkemelerinde sanığın sorgusu başlayıncaya; duruşmalı işlerde bölge adliye

mahkemelerinde inceleme raporu ve Yargıtayda

görevlendirilen üye veya tetkik hâkimi tarafından yazılmış olan rapor üyelere

açıklanıncaya kadar istenebilir. Diğer hâllerde, inceleme başlayıncaya kadar

hâkimin reddi istenebilir.

(2)

Sonradan ortaya çıkan veya öğrenilen sebeplerle duruşma veya inceleme bitinceye

kadar da hâkimin reddi istenebilir. Ancak bu istemin, ret sebebinin

öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde yapılması şarttır.”

46. 5271 sayılı Kanun’un “Tanıklıktan

çekinme” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili kısımları şöyledir:

“(1) Aşağıdaki kimseler

tanıklıktan çekinebilir:

…

c) Şüpheli veya sanığın kan hısımlığından veya

kayın hısımlığından üstsoy veya altsoyu.

…”

47. 5271 sayılı Kanun’un olaylar tarihinde yürürlükte bulunduğu

hâliyle “İletişimin tespiti, dinlenmesi ve

kayda alınması” kenar başlıklı 135. maddesinin ilgili kısımları

şöyledir:

“(1) (Değişik birinci

cümle: 25/5/2005 – 5353/17 md.)

Bir suç dolayısıyla yapılan soruşturma ve kovuşturmada, suç işlendiğine ilişkin

kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi

imkânının bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan

hallerde Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon

yoluyla iletişimi tespit edilebilir, dinlenebilir, kayda alınabilir ve sinyal

bilgileri değerlendirilebilir. Cumhuriyet savcısı kararını derhâl hâkimin

onayına sunar ve hâkim, kararını en geç yirmidört

saat içinde verir. Sürenin dolması veya hâkim tarafından aksine karar verilmesi

halinde tedbir Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl kaldırılır.

(2) Şüpheli veya sanığın tanıklıktan

çekinebilecek kişilerle arasındaki iletişimi kayda alınamaz. Kayda alma

gerçekleştikten sonra bu durumun anlaşılması hâlinde, alınan kayıtlar derhâl

yok edilir.

(3) Birinci fıkra hükmüne göre verilen

kararda, yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,

iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite

imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresi belirtilir. Tedbir kararı en

çok üç ay için verilebilir; bu süre, bir defa daha uzatılabilir. (Ek cümle: 25/5/2005 – 5353/17 md.) Ancak,

örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlarla ilgili olarak gerekli görülmesi

halinde, hâkim bir aydan fazla olmamak üzere sürenin müteaddit defalar

uzatılmasına karar verebilir.

…

(5) Bu madde hükümlerine göre alınan karar ve

yapılan işlemler, tedbir süresince gizli tutulur.

(6) Bu madde kapsamında dinleme, kayda alma ve

sinyal bilgilerinin değerlendirilmesine ilişkin hükümler ancak aşağıda sayılan

suçlarla ilgili olarak uygulanabilir:

a) Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

8. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi

ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),

…

10. İhaleye fesat karıştırma (madde 235), (1)

…

(7) Bu maddede belirlenen esas ve usuller

dışında hiç kimse, bir başkasının telekomünikasyon yoluyla iletişimini dinleyemez

ve kayda alamaz.”

48. 5271 sayılı Kanun’un “Kararların

yerine getirilmesi, iletişim içeriklerinin yok edilmesi” kenar

başlıklı 137. maddesi şöyledir:

“(1) 135 inci maddeye

göre verilecek karar gereğince Cumhuriyet savcısı veya görevlendireceği adlî

kolluk görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren kurum ve kuruluşların

yetkililerinden iletişimin tespiti, dinlenmesi veya kayda alınması işlemlerinin

yapılmasını ve bu amaçla cihazların yerleştirilmesini yazılı olarak

istediğinde, bu istem derhâl yerine getirilir; yerine getirilmemesi hâlinde zor

kullanılabilir. İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemi

yapanın kimliği bir tutanakla saptanır.

(2) 135 inci maddeye göre verilen karar

gereğince tutulan kayıtlar, Cumhuriyet Savcılığınca görevlendirilen kişiler

tarafından çözülerek metin hâline getirilir. Yabancı dildeki kayıtlar, tercüman

aracılığı ile Türkçe'ye çevrilir.

(3) 135 inci maddeye göre verilen kararın

uygulanması sırasında şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar

verilmesi ya da aynı maddenin birinci fıkrasına göre hâkim onayının alınamaması

halinde, bunun uygulanmasına Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl son verilir.

Bu durumda, yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtlar Cumhuriyet

savcısının denetimi altında en geç on gün içinde yok edilerek, durum bir

tutanakla tespit edilir.

(4) Tespit ve dinlemeye ilişkin kayıtların yok

edilmesi halinde soruşturma evresinin bitiminden itibaren, en geç onbeş gün içinde, Cumhuriyet Başsavcılığı, tedbirin nedeni,

kapsamı, süresi ve sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak bilgi verir.”

49. 5271 sayılı Kanun’un olaylar tarihinde yürürlükte bulunan “Soruşturma” kenar başlıklı 251. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(2) 250 nci Madde kapsamına giren suçların soruşturması ve

kovuşturması sırasında Cumhuriyet savcıları, hâkim tarafından verilmesi gerekli

kararları, varsa Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bu işlerle

görevlendirilen ağır ceza mahkemesi üyesinden, aksi halde yetkili adlî yargı

hâkimlerinden isteyebilirler.”

5271 sayılı Kanun’un 251. maddesi, 2/7/2012

tarihli ve 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır.

50. 5271 sayılı Kanun’un olaylar tarihinde yürürlükte olan “Soruşturmanın sulh ceza hâkimi tarafından yapılması”

kenar başlıklı 163. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Suçüstü hâli ile

gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, Cumhuriyet savcısına erişilemiyorsa veya

olay genişliği itibarıyla Cumhuriyet savcısının iş gücünü aşıyorsa, sulh ceza

hâkimi de bütün soruşturma işlemlerini yapabilir.”

51. 5271 sayılı Kanun’un “Delilleri

takdir yetkisi” kenar başlıklı 217. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(2) Yüklenen suç,

hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”

52. 23/3/2005 tarihli ve 5320 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun’un “Yargılamaya katılamayacak hâkim” kenar

başlıklı 11. maddesi şöyledir:

“(1) Ceza Muhakemesi

Kanununun 23 üncü maddesinin ikinci fıkrası, Kanunun 163 üncü maddesi hükmü

dışındaki hallerde uygulanmaz.”

53. Tanıklıktan çekinme hakkı bulunan kişiler arasında yapılan

görüşmelerin delil olarak kullanılıp kullanılamayacağına ilişkin Yargıtay Ceza

Genel Kurulunun 19/2/2013 tarihli ve E.2011/5.MD-137,

K.2013/58 sayılı ilamının ilgili kısımları şöyledir:

“Şüpheli ya da sanıkların, birlikte suç işleme

şüphesi bulunmayan tanıklıktan çekinebilecek kişilerle yaptıkları görüşmelerin

kanuni delil olmadığı konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır. Bu

konuda sorun, akrabalık ilişkilerinin sağladığı kolaylıklardan yararlanarak

şüpheli ya da sanıkların birlikte suç işleme kuşkusu altında bulunan kişilerle

yaptıkları iletişimin dinlenmesi ve kayda alınmasında doğmaktadır.

Öğretide aksine

görüşler bulunmakla birlikte, CMK'nun 135/2. maddesi

hükmünün birlikte suç işleme şüphesi altında bulunan kişileri kapsamayacağı,

tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişinin suça katıldığı daha önceden başka

delillerle belirlenmiş ise artık bu noktada CMK'nun

135/2. maddesi kapsamına giren bir dinleme ve kayıt yasağından söz

edilemeyeceği, çünkü konuşması kayıt altına alınan kişinin, tanıklıktan çekinme

hakkına sahip kişi sıfatını o kayıttan önce kaybettiği kabul edilmektedir. …

Bu açıklamalar ışığında uyuşmazlık konusu ele

alındığında;

Sanık A... K… ile

yeğeni olan sanık M... K... ve kardeşi olan sanık H... K... arasında yapılan ve

mahkeme kararıyla dinlenilmesi ve kayda alınmasına karar verilen telefon

konuşmaları, bu kişilerin suça katıldıklarının daha önceden başka delillerle

belirlenmesi ve bunlar hakkında da mahkeme kararıyla iletişimin tespiti ve

kayda alınmasına karar verilmiş olması nedeniyle kanuni delil olarak

kullanılabileceğinin kabulü gerekmektedir. Aksi halde; tanıklıktan çekinme hakkına sahip kişilerin, aynı suçu

birlikte işlemelerinin kanun koyucu tarafından himaye edildiği sonucuna

ulaşılır ki bunun kabulü de mümkün değildir…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

54. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

55. Başvurucu;

i. Soruşturma aşamasında görev yapan hâkimin kovuşturma

aşamasında da görevli olduğunu, görüşme kayıtlarının kendilerine verilmediğini,

bu nedenle silahların eşitliği ilkesine aykırı davranıldığını, görüşmelerin

kesilip kısaltılarak farklı anlama gelen birleştirmeler yapıldığı, konuşmaların

tamamına yer verilmediğini, görüşme kayıtlarının çözümünün yapılmak üzere

bilirkişiye gönderilmesi ve başvurucunun ihalenin yapıldığı tarihlerde nerede

olduğunu dair telefon baz istasyonu kayıtlarının istenmesi

taleplerinin yetersiz gerekçelerle reddedildiğini ve bu kayıtlara dayanarak

hüküm tesis edildiğini, dinleme kararlarının veya onaylı örneklerinin dosyaya

getirilmesinin kabul edilmediğini, savunma yapmak için kendisine yeterli zaman

ve kolaylığın sağlanmadığını, tanıkların önemli bir kısmının huzura

getirilmeksizin sanıklar, sanık vekilleri ve Mahkemece soru sorulmaksızın

talimatla dinlendiğini, tanık dinletme taleplerinin yetersiz gerekçelerle

reddedildiğini ileri sürerek Anayasa’nın 36. maddesinin,

ii. Kars Sulh Ceza Mahkemesince verilen iletişimin tespiti

kararlarının hukuka aykırı olduğu, dolayısıyla bu kararlara dayanılarak elde

edilen delillerin de hukuka aykırı delil niteliği taşıdığı, iletişimin tespiti

için gerekli olan şartların bulunmadığı, kendisi hakkındaki soruşturmanın

başlamasından (24/11/2006) yaklaşık yedi ay önce ve farklı bir dosya üzerinden

(2006/2561) dinlemeye başlandığı, hakkında kuvvetli suç şüphesi bulunmadığı

hâlde dinlendiği, başka yollarla delil elde edilmesi mümkün iken iletişimin

tespiti yoluna başvurulduğu, kardeşi G.Y. hakkında bir dinleme kararı

alınmadığı gerekçesiyle Anayasa’nın 20., 22. ve 38.

maddelerinin,

iii. Babası ve kardeşi ile yaptığı konuşmaların kayıtlarının

delil olarak değerlendirilmesinin hukuka aykırı olduğunu, tanıklıktan

çekilebilecek kişilerin iletişiminin dinlenmesi ve kayda alınması yasal

olmamasına rağmen babası ve kardeşi ile yaptığı görüşmelerin kayda alınarak

delil olarak kullanıldığını, tüm suçlar yönünden görüşme dökümlerinin hukuka

aykırı delil oluşturduğunu, özelde yağma suçunun dinleme kararı alınabilecek

katalog suçlar arasında yer almadığını, dinleme kayıtları dışında üzerine atılı

suçları işlediğini gösteren başkaca bir delil bulunmadığını belirterek

Anayasa’nın 20., 22. ve 38. maddelerinin,

iv. Mahkeme kararında delillerin

yeterince tartışılmadığını ve delillerin hukuka aykırı olduğu iddiasının

karşılanmadığını, Yargıtayın onama kararında da

temyiz sebeplerine neden itibar edilmediğinin belirtilmediğini ileri sürerek

Anayasa’nın 36. maddesinin,

v. Tutukluluğuna ve tutukluluk

hâlinin devamına soyut gerekçelerle karar verildiğini, temyiz ile birlikte

yaptıkları tahliye taleplerinin Yargıtay tarafından da değerlendirilmediğini,

uzun bir süredir tutuklu olduğunu, tutuklulukla ilgili tazminat elde etme

imkanının olmadığını ileri sürerek Anayasa’nın 19. maddesinin ihlal edildiğini

iddia etmiştir. Başvurucu, bu nedenlerle yargılamanın yenilenmesine ve 10.000

TL maddi, 50.000 TL manevi tazminata karar verilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

56. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun hukuka

aykırı biçimde dinleme kararı verildiği iddiasının haberleşme hürriyeti,

tutukluluğuna yönelik iddialarının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı, diğer

iddialarının ise adil yargılanma hakkı kapsamında incelenmesi uygun

görülmüştür.

a. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

57. Başvurucu; soyut gerekçelerle tutukluluğunun devamına karar

verildiğini, tutukluluğunun makul süreyi aştığını ve uzun tutukluluk süresi

nedeniyle başvurabileceği bir tazminat yolunun bulunmadığını belirterek kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

58. Bakanlığın görüş yazısında, bireysel başvuru hakkının

yürürlüğe girdiği tarihten önce hakkında mahkûmiyet kararı verilen ve hükmen

tutuklu olan başvurucunun şikâyetlerinin incelendiği birçok başvuruda zaman

bakımından yetkisizlik kararı verildiği, somut olayda 12/5/2009

tarihinde başvurucunun mahkûmiyetine hükmedildiği, İlk Derece Mahkemesi

kararının 12/10/2012 tarihinde kısmen bozulmasına rağmen yağma suçundan

hükmedilen cezasının onandığı ve kesinleşen cezaların infazına başlandığı,

kesinleşmiş hapis cezasının infaz edildiği dönemde başvurucunun tutuklu olarak

değerlendirilemeyeceği ifade edilmiştir.

59. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru dilekçesinde

belirttiği tutukluk süresinin uzun olduğuna ve soyut ve genel gerekçelerle

tutukluğun devamına hükmedildiği şikâyetini tekrarlamıştır.

i. Tutukluluğun

Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia

60. Başvurucu, tutukluluk süresinin uzun olduğundan ve bu

kapsamda soyut gerekçelere tutukluluğuna ve tutukluluğunun devamına karar

verildiğinden şikâyet etmektedir.

61. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesi ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi”kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“(2) Mahkeme, ... açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine

karar verebilir.”

62. Somut olayda başvurucu 18/12/2006

tarihinde gözaltına alınmış ve 21/12/2006 tarihinde tutuklanmıştır. Yargılama

süresince başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiş ve Erzurum 2.

Ağır Ceza Mahkemesinin 12/5/2009 tarihli kararıyla

çeşitli suçlardan mahkûm edilmiştir. Yargıtay 6. Ceza Dairesi 12/10/2012 tarihli ilâmı ile başvurucunun örgüt yöneticiliği

ve yağma suçlarından mahkûmiyetini onamış, diğer suçlamalar yönünden kararı

bozmuştur. Bozma ilâmını takip eden yargılamaya başvurucunun tutukluluğunda

devam edilmiştir. Başvurucunun üzerine atılı suçlardan tutukluluğu, Erzurum 1.

Ağır Ceza Mahkemesinin 1/12/2014 tarihli tahliye

kararıyla sonlanmıştır (bkz. §§ 18, 25, 26, 34, 40).

63. Başvurucunun tutuklu kaldığı sürenin hesabında ilk derece

mahkemesi önünde yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması gerekir.

Zira kişi yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm

edilmişse bu kişinin hukuki durumu "bir suç isnadına bağlı olarak

tutuklu" olma kapsamından çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk derece

mahkemesince verilen hükme bağlı olarak tutma hâline dönüşmektedir. Nitekim

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), mahkûmiyet kararı sonrası tutulma hâlini

tutukluluk olarak nitelendirmemekte ve temyiz aşamasında geçen süreyi tutukluluk

süresinin hesabında dikkate almamaktadır Aynı yaklaşım Yargıtay Ceza Genel

Kurulunca da benimsenmiş ve temyizde geçen sürenin tutukluluk süresine dâhil

edilmeyeceğine hükmedilmiştir (Hamit Kaya,

B. No: 2012/338, 2/7/2013, § 41).

64. Öte yandan Yargıtayın tutuklamaya

esas suç ya da suçlara ilişkin bozma kararı vermesinin ardından tutuklu geçen

sürenin de dikkate alınması gerekir. Bu durumda tutuklulukta makul süre şartına

uyulup uyulmadığı, temyizde geçen kısmı hariç olmak üzere kişinin bozma öncesi

ve sonrası tutukluluğu toplanarak incelenmelidir (Benzer yöndeki AİHM kararları

için bkz. Solmaz/Türkiye, B. No:

27561/02, 16/1/2007, §§ 34-37; Cahit Demirel/Türkiye, B. No: 18623/03,

7/7/2009,§ 23).

65. Bu tür kesintili tutuklamalarda, ilk derece mahkemesinin

mahkûmiyet kararıyla tutukluluk kesinleşmemekte fakat sadece durmakta ve bozma

kararıyla birlikte tekrar işlemeye başlamaktadır. Dolayısıyla tutukluluğun

mahkûmiyet hükmüyle birlikte bireysel başvurunun başladığı 23/9/2013

tarihinin öncesinde sonlandığı ve Anayasa Mahkemesinin “zaman bakımından yetkisinin haricinde kaldığı”

söylenemez.

66. Bununla birlikte bir suçtan verilen tutukluluk kararı ile

başka bir suçtan verilen mahkûmiyet kararının kesişmesi durumunda mahkûmiyet

kapsamında infaz edilen cezalara ilişkin süreler toplam tutukluluk süresinin

hesabına dâhil edilmemelidir (Fikret Eskin,

B. No: 2012/348, 4/12/2013, § 49; Ramazan Çelik, B. No: 2012/152, 20/2/2014,

§ 54). Bahse konu kuralın aynı yargılamaya konu suçlardan bazılarının infazına

geçildiği, diğerleri yönünden ise tutukluluğun sürdürüldüğü durumlarda da

geçerli olduğu açıktır.

67. Bu itibarla başvurucunun tutukluluk incelenmesine esas

alınması gereken süre 18/12/2006 ile 12/5/2009

arasında geçen yaklaşık 2 yıl 4 ay 22 gündür.

68.Başvurucu hakkında isnat olunan suçun

ağırlığı ile yargılama sürecinin özenli yürütülmediğine dair bir iddia

bulunmaması ve başvuru dosyasında da bunu gösteren bir bilginin olmaması,

başvurucunun yirmi altı ihaleyle bağlantılı çeşitli suçları işlediği şüphesiyle

tutulması hususları birlikte değerlendirildiğinde başvurucunun yaklaşık 2 yıl 5

aylık tutukluluk süresi Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası yönünden

makuldür. Derece

mahkemelerince verilen tutukluluğun devamı ve itirazın reddine dair kararların

gerekçeleri (bkz. § 25), dikkate alınan tutukluluk süresi de gözönünde bulundurulduğunda tutukluluğun devamının hukuka

uygunluğunu ve tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içeriktedir.

Somut olaydaki tutukluluk hâlinin devamına ilişkin bu gerekçeler ilgili ve

yeterlidir.

69. Açıklanan nedenlerle başvurucunun tutukluluk süresinin makul

olmadığı şikâyetinin açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

ii. Uzun Tutukluluk

Nedeniyle Tazminat Hakkının Bulunmadığına İlişkin İddia

70. Başvurucu, uzun süren tutukluluğu nedeniyle tazminat isteme

hakkının tanınmadığından şikâyet etmektedir.

71. Anayasa’nın “Kişi

hürriyeti ve güvenliği” kenar başlıklı 19. maddesinin dokuzuncu

fıkrası şöyledir:

“(Değişik: 3/10/2001-4709/4 md.) Bu esaslar

dışında bir işleme tâbi tutulan kişilerin uğradıkları zarar, tazminat hukukunun

genel prensiplerine göre, Devletçe ödenir.”

72. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Özgürlük ve güvenlik hakkı” kenar başlıklı

5. maddesinin (5) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bu madde hükümlerine

aykırı bir yakalama veya tutma işleminin mağduru olan herkes tazminat hakkına

sahiptir.”

73. Anayasa’nın ve Sözleşme’nin yukarıda belirtilen hükümleriyle

kişilerin güvence altına alınan özgürlük ve güvenlik hakkının herhangi bir alt

başlığının ihlal edildiği hâllerde ilave bir hak olarak kişilere tazminat

imkânının da tanınması gerektiği belirtilmiştir. Bununla birlikte bu hak,

özgürlük ve güvenlik hakkına ilişkin diğer unsurlardan bağımsız bir hak

niteliği taşımamakta ve diğer hak ihlallerinin söz konusu olması hâlinde

devreye girmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Benham/Birleşik Krallık, B. No: 19380/92, 10/6/1996,

§ 50). Bu itibarla Anayasa’nın 19. maddesinin birinci ila sekizinci

fıkralarının ihlalinin söz konusu olduğu hâllerde tazminat hakkı ileri

sürülebilmektedir.

74. Mevcut olay bakımından başvurucunun tutukluluk süresinin

makul süreyi aşmadığına dair yukarıda ulaşılan sonuç dikkate alındığında

tazminat hakkını gerektirecek bir durum oluşmadığı anlaşılmaktadır (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Ayhan

Işık/Türkiye (k.k.), B. No: 33102/04, 16/12/2008).

75. Bu nedenle başvurucunun şikâyetinin bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Haberleşme

Hürriyetinin İhlal Edildiğine İlişkin İddia

76. Başvurucu, şartlar oluşmaksızın hakkında bir soruşturma

başlatılmasının öncesinde ve farklı bir dosya numarası üzerinden telefonlarının

dinlendiğini, bu nedenle haberleşme özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

77. Bakanlığın görüş yazısında 5271 sayılı Kanun’un 135.

maddesinin AİHM içtihatlarıyla uyumlu olarak istismar riskini ortadan

kaldıracak şekilde ve kişilerin davranışlarının sonuçlarını öngörebilecekleri

açıklıkta düzenlendiği belirtilmiştir. Bakanlık, ayrıca bir suçla ilgili

soruşturma açılması ile bu soruşturmanın ilgili Cumhuriyet savcılığında numara

almasının farklı kavramlar olduğuna, kolluk tarafından olayın Cumhuriyet

savcılığına bildirildiği anda Cumhuriyet savcılığı tarafından ceza

soruşturmasını gerektiren bir durum bulunduğu tespit edildiği takdirde

soruşturmanın açılmış olacağına, somut olayda 18/4/2006

tarihli karara ilişkin taleplerin muhabere defterine kaydedilerek işlem

yapıldığına ve yeterli delil elde edildiği kanaatine varılmasının ardından ise

dosyanın Cumhuriyet Savcılığına intikal ettiğine dikkat çekmiştir.

78. Başvurucu, belirtilen hususların somut olayla uyuşmadığını

ileri sürerek Bakanlık görüşüne karşı çıkmıştır.

79. Anayasa’nın “Haberleşme

hürriyeti” kenar başlıklı 22. maddesi şöyledir:

“Herkes, haberleşme

hürriyetine sahiptir. Haberleşmenin gizliliği esastır.

Millî güvenlik, kamu

düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması

veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya

birkaçına bağlı olarak usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu

sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili

kılınmış merciin yazılı emri bulunmadıkça; haberleşme engellenemez ve

gizliliğine dokunulamaz. Yetkili

merciin kararı yirmidört saat içinde görevli hâkimin

onayına sunulur. Hâkim, kararını kırksekiz saat içinde açıklar;

aksi halde, karar kendiliğinden kalkar.

İstisnaların

uygulanacağı kamu kurum ve kuruluşları kanunda belirtilir.”

80. Haberleşme özgürlüğü ve haberleşmenin gizliliğine saygı

hakkı, Anayasa’da güvence altına alınmaktadır. Haberleşme kavramının telefon

vasıtasıyla yapılan iletişimi de içine aldığı dolayısıyla başvurucunun,

telefonlarının dinlenilmesine hukuka aykırı karar verildiği ve haberleşme

özgürlüğünün ihlal edildiği iddialarının Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma

alanı kapsamında yer aldığı konusunda tereddüt yoktur (Yasemin Çongar ve diğerleri [GK], B. No:

2013/7054, 6/1/2015, § 33).

81. Anayasa’nın 20. maddesinde özel hayatın gizliliği genel

olarak düzenlenmekle birlikte başvurucunun iddialarına esas olan haberleşme

özgürlüğü Anayasa’nın 22. maddesinde özel ve ayrı olarak düzenlenmiştir.

82. Anayasa’nın 22. maddesi, haberleşme özgürlüğünün yanı sıra

içeriği ve biçimi ne olursa olsun haberleşmenin içeriğinin gizliliğini de

güvence altına almaktadır. Haberleşme bağlamında bireylerin karşılıklı ve toplu

olarak sözlü, yazılı ve görsel iletişimlerine konu olan ifadelerinin

gizliliğinin sağlanması gerekir. Posta, elektronik posta, telefon, faks ve

internet aracılığıyla yapılan haberleşme faaliyetleri, haberleşme özgürlüğü ve

haberleşmenin gizliliği kapsamında değerlendirilmelidir (Yasemin Çongar ve diğerleri, §§ 49, 50).

83. Haberleşmenin içeriğinin denetlenmesi; haberleşmenin

gizliliğine, dolayısıyla haberleşme özgürlüğüne yönelik ağır bir müdahale

oluşturur. Telekomünikasyon yoluyla iletişimin dinlenmesi ve kayda alınması da

bu kapsamdaki müdahalelerdir (Yasemin Çongar

ve diğerleri, § 52).

84. Somut olayda Kars Sulh Ceza Mahkemesinin 18/4/2006

tarihli ve 2006/378 Müteferrik sayılı kararlarıyla soruşturma konusu ihaleye

fesat karıştırma suçunu işlediğine dair kuvvetli suç şüphesi bulunduğu ve başka

suretle delil elde etme imkânı bulunmadığı gerekçesiyle başvurucunun

telefonunun üç ay süreyle dinlenilmesine izin verilmiştir. Mahkeme, operasyonel faaliyet gerektirecek yeterli delillere

ulaşılamaması ve başka türlü delil elde etme imkânının bulunmaması gerekçesiyle

tedbirin önce üç ay, sonrasında ise iki kez birer ay uzatılmasına karar

vermiştir (bkz. §§ 8-12).

85. Başvurucunun kullandığı telefon, 5271 sayılı Kanun’un 135.

maddesi gereğince hâkim kararına istinaden kolluk görevlileri tarafından

dinlenildiğinden uygulanan bu tedbirin haberleşme hürriyetine yönelik bir

müdahale oluşturduğu açıktır.

86. Haberleşme özgürlüğü, mutlak nitelikte olmayıp meşru

birtakım sınırlamalara tabidir. Bu kapsamdaki özel sınırlama ölçütleri,

Anayasa’nın 22. maddesinde sıralanmaktadır.

87. Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci

fıkrasına göre millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması

sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak ve usulüne göre verilmiş hâkim

kararı ile veya aynı sebeplere bağlı olarak gecikmesinde sakınca bulunan

hâllerde de kanunla yetkili kılınmış merciin yazılı emri ile haberleşme

özgürlüğüne ve haberleşmenin gizliliğine müdahale edilebilir. Yetkili merciin kararı yirmi dört

saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını kırk sekiz saat

içinde açıklar; aksi hâlde karar kendiliğinden kalkar.

88. Sözleşme’nin 8. maddesinin (2)

numaralı fıkrasında da haberleşme özgürlüğüne yönelik müdahalenin; hukuka uygun

ve demokratik toplumda gerekli olması ile ulusal güvenlik, kamu güvenliği,

ülkenin ekonomik refahı, suçun veya düzensizliğin önlenmesi, genel sağlık ve

genel ahlak ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla

yapılmış olması gerekli olup bu şartlar altında yapılmayan müdahaleler

yasaklanmıştır.

89. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve

hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde

belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu

sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik

Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

90. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler gözönünde

bulundurularak sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun

genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması

zorunlu olduğundan belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama

kaydı olmak üzere tüm güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 22. maddesinde yer verilen

hakkın kapsamının belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 35).

91. Gizli uygulanmaları nedeniyle kötüye kullanılma riski

barındıran, haberleşmenin gizliliğine yönelen tedbirlerin uygulama alanı ve

usulünün açık kanun hükümleri ile düzenlenmesi şarttır. Buna göre haberleşme

özgürlüğüne yapılan müdahale, öncelikle kanunla öngörülmelidir. Müdahalenin

yasal dayanağını oluşturan mevzuatın “ulaşılabilir”,

“yeterince açık” ve belirli bir

eylemin gerektirdiği sonuçlar açısından “öngörülebilir”

olması gerekir. İkinci olarak söz konusu sınırlandırma “meşru bir amaca” dayalı olmalıdır. Bunun

yanı sıra müdahale demokratik bir toplumda gerekli ve ölçülü olmalıdır (Ahmet Temiz, B. No: 2013/1822, 20/5/2015 §§ 28-34; benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Amann/İsviçre, B. No: 27798/95, 16/2/2000, §§

55, 56).

92. AİHM kararlarında gizli tedbirlere ilişkin kanun

hükümlerinin barındırması gereken asgari unsurlar sıralanmıştır. Bu kapsamda

izleme kararı verilmesine yol açabilecek suçların niteliği, iletişimleri

izlenecek kişi kategorisi, izleme sürelerinin sınırları, elde edilen verilerin

inceleme, değerlendirme ve saklanmalarına ilişkin esaslar, verilerin

başkalarıyla paylaşılmasına ilişkin önlemler ve elde edilen verilerin ortadan

kaldırılmasına ilişkin koşulların kanunda açık bir şekilde düzenlenmesi

gereklidir (The Association for European Integration and Human Rights ve Ekimdzhiev/Bulgaristan, B. No: 62540/00, 28/6/2007, §§ 76, 77).

93. Somut olayda başvurucunun haberleşmesinin gizliliğine

yönelik müdahalenin dayanağı 5271 Kanun’un 135. ve 137. maddeleridir. 5271 Kanun’un 135. maddesinde, sadece sınırlı sayıda sayılan suç

türleri bakımından yapılan soruşturmalarda suç işlendiğine ilişkin kuvvetli

şüphe sebeplerinin varlığı ve başka suretle delil elde edilmesi imkânının

bulunmaması durumunda, hâkim veya gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde

Cumhuriyet savcısının kararıyla şüpheli veya sanığın telekomünikasyon yoluyla

iletişiminin tespit edilebileceği, dinlenebileceği ve kayda alınabileceği,

Cumhuriyet savcısının kararını derhâl hâkimin onayına sunacağı ve hâkimin

kararını en geç yirmi dört saat içinde vereceği, sürenin dolması veya hâkim

tarafından aksine karar verilmesi hâlinde tedbirin Cumhuriyet savcısı

tarafından derhâl kaldırılacağı düzenlenmiştir. Aynı maddede hâkim

kararında yüklenen suçun türü, hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği,

iletişim aracının türü, telefon numarası veya iletişim bağlantısını tespite

imkân veren kodu, tedbirin türü, kapsamı ve süresinin belirtileceği; tedbir

kararının en çok üç ay için verilebileceği düzenlenmiştir.

94.Görüldüğü üzere 5271 sayılı Kanun’un 135. ve 137.

maddelerinde telefon görüşmelerinin dinlenmesine yönelik açık ve detaylı

kurallar ortaya konulmuş, kamu makamlarının değerlendirme yetkisinin kapsam ve

sınırları net bir şekilde belirtilmiştir. Aynı şekilde dinleme tedbirinin hangi

suçlar için verileceği, süresi, kayıtların saklanma, imha edilme şartları

belirlenmiştir. Ayrıca acele hâllerde dahi dinleme tedbirinin alınmasının keyfîliğe karşı yeterli bir güvence sağlayacak şekilde

hâkim onayına tabi tutulması öngörülmüştür. Buna göre müdahalenin dayanağı olan

kanun hükümleri, hak ve özgürlüğe yönelen müdahalelerin sınırlarını yeterli

açıklıkta ortaya koyan, erişilebilir ve öngörülebilir niteliktedir. Yapılan

değerlendirmeler neticesinde 5271 sayılı Kanun’un anılan maddelerinin “kanunilik” niteliğini karşıladığı

anlaşılmaktadır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Gürsel Duran ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 39254/07, 11/1/2011).

95. Haberleşme özgürlüğüne yapılan müdahalenin meşru kabul

edilebilmesi için bu müdahalenin, Anayasa’nın 22. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılmış olan millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin önlenmesi, genel

sağlık ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması

sebeplerinden biri veya birkaçına dayanması gerekir.

96. Mevcut başvuruda suç kanıtlarının elde edilmesi amacına

yönelik olarak 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesi uyarınca ve hâkim kararıyla

başvurucunun telefonu dinlenmiştir. Müdahale, bu nedenle Anayasa’nın 22.

maddesinde gösterilen meşru bir amaca dayalıdır.

97. Haberleşme özgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa'nın 22.

maddesinin ikinci fıkrasında sayılan sınırlandırmaların Anayasa'nın 13.

maddesinin güvencesinde olan demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük

ilkeleriyle bağdaşıp bağdaşmadığı konusunda da bir değerlendirme yapılması

gerekmektedir (Yasemin Çongar ve diğerleri,

§§ 57, 58).

98. Anayasa Mahkemesinin kararlarına göre ölçülülük, temel hak

ve özgürlüklerin sınırlanma amaçları ile araç arasındaki ilişkiyi yansıtır.

Ölçülülük denetimi, ulaşılmak istenen amaçtan yola çıkılarak bu amaca ulaşılmak

için seçilen aracın denetlenmesidir. Bu sebeple haberleşme özgürlüğü alanında

getirilen müdahalelerde hedeflenen amaca ulaşabilmek için seçilen müdahalenin

elverişli, gerekli ve orantılı olup olmadığı değerlendirilmelidir (Fatih Taş, B. No: 2013/1461, 12/11/2014, §§ 92-93).

99. Mevcut başvuruya konu olayda, suç kanıtlarının elde edilmesi

amacına yönelik olarak 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesi uyarınca Kars Sulh

Ceza Mahkemesinin kararları uyarınca başvurucunun telefonunu dinlenmiştir.

Anılan mahkeme kararlarında başvurucunun ihaleye fesat karıştırma suçunu

işlendiğine yönelik kuvvetli şüphenin bulunduğu, soruşturma konusu olayın

aydınlatılabilmesi için bu aşamada başkaca delil elde etme imkânı olmadığı

gerekçesine yer verilmiştir (bkz. §§ 10, 12).

100. 5271 sayılı Kanun’un 135. maddesi telefonların dinlenmesi

tedbirleri karşısında kişilerin özel hayatlarının ve haberleşme hürriyetlerinin

korunması bağlamında yeterli güvenceleri düzenlemekte olup somut olayda da

anılan Kanun hükmüyle getirilen güvencelere uyulmuştur. Daha açık ifadeyle

başvurucu hakkında anılan Kanun'un 135. maddesinde sınırlı sayıda sayılmış olan

bir suç isnadı dolayısıyla (ihaleye fesat karıştırma) ve Sulh Ceza Mahkemesi

kararlarına dayalı olarak telefonunun dinlenmesi tedbirine başvurulmuştur. Buna

göre kamu düzenini tehdit eden nitelikte bir suçun işlenmesinin önlenmesi ve

suç kanıtlarının elde edilmesi amacına yönelik olarak başvurucunun telefon

görüşmelerinin dinlenmesinin demokratik bir toplumda gerekli olmadığı

söylenemez. Bunun yanı sıra Mahkeme kararlarında öncelikle üç aylık süreyle bu

tedbire hükmedildiği ve uzatma kararlarıyla da üç ve birer aylık sürelerle dahi

dinlemeye izin verildiğinden söz konusu tedbirin açık bir süreyle

sınırlandırılmış olması ve müdahalenin toplamda sekiz ay sürmesi karşısında

orantılı olduğu sonucuna varılmıştır.

101. Başvurucu, ayrıca hakkında bir soruşturmanın

başlatılmasının öncesinde ve başka bir dosya üzerinden dinleme kararı

alındığını iddia etmektedir.

102. Bakanlık yazısında da belirtildiği gibi bir kişi hakkında

soruşturma yürütülmesi ile bu soruşturmanın savcılığın hazırlık defterine

kaydedilerek numara alması farklı hususlardır. Başvurucunun ve diğer sanıkların

suç işlediklerinden şüphelenilmesi üzerine 18/4/2006

tarihinde Kars Cumhuriyet Savcılığı kanalıyla dinleme talebinde bulunulmuştur.

Yürütülen soruşturmanın belirli bir olgunluğa geldikten sonra 24/11/2006 tarihinde Cumhuriyet savcılığı hazırlık defterine

kaydedilmesi, sadece soruşturmada geçilen yeni bir safhaya işaret etmektedir.

103. İkinci olarak, dinleme ve tedbirin ilk kez uzatılması

talepleri Kars Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir hazırlık dosyası

numarasına istinaden değil; 2006/2385 ve 2006/2358 Muhabere sayılı yazılar

üzerinden istenilmiştir (bkz. §§ 8, 11). Kars Sulh Ceza Mahkemesi, dinlemeye 18/4/2006 tarihli ve 2006/378 Müteferrik sayılı kararı ile

izin vermiş ve tedbirin uzatılmasına dair sonraki kararlarında da ilk kararına

atıf yapmıştır (bkz. § 12).

104. Kars Cumhuriyet Başsavcılığı 18/10/2006

ve 17/11/2006 tarihli uzatma taleplerinde 2006/2561 Hazırlık numarasını

belirtmiş ise de bu durum farklı bir dosya kılıf yapılmak suretiyle dinleme

kararları alındığı şeklinde yorumlanamaz. Zira bu uzatma talepleri de Kars

Cumhuriyet Başsavcılığının 2006/2358 Muhabere sayılı yazısı üzerine verilen

Kars Sulh Ceza Mahkemesinin 2006/378 Müteferrik sayılı kararına dayanmaktadır.

Muhabere numarası üzerinden alınan dinleme kararlarının ardından belirli bir

aşamaya gelen soruşturmanın 24/11/2006 tarihinde

Savcılığın 2006/3051 Hazırlık numarasına kaydedildiği; 18/10/2006 ve 17/11/2006

tarihli uzatma taleplerinde sehven başka kişiler hakkında yürütülmekte olan

2006/2561 Hazırlık numarasının yazıldığı değerlendirilmektedir. Nitekim Kars

Cumhuriyet Başsavcılığının 11/12/2009 tarihli

yazısında, dosyanın hazırlığa kaydedildiği 29/9/2006 tarihini takiben farklı

kişilere ilişkin 2006/2561 Hazırlık numarasındaki iletişimin tespiti

çalışmalarına başlandığı belirtilmektedir (bkz. § 14). Başvurucu hakkındaki

iletişimin tespitine dair ilki iki karar ise belirtilen dosyanın

kaydedilmesinin öncesinde 18/4/2006 ve 18/7/2006 tarihlerinde

alınmıştır. Kars ve Erzurum Cumhuriyet Başsavcılıklarının yazılarından da

başvurucunun 2006/2561 Hazırlık numaralı dosyada şüpheli olarak yer almadığı ve

uzatma taleplerinde sehven bu numaraya yer verildiği ortaya çıkmaktadır (bkz.

§§ 13, 15).

105. Açıklanan nedenlerle Anayasa’nın 22. maddesinde güvence

altına alınan haberleşme hürriyetine yönelik bir ihlalin olmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

106. Mevcut başvuruya konu yargılamada, bazı suçlamalar yönünden

başvurucu hakkında verilen beraat ve mahkûmiyet hükümleri kesinleştiği ve bazı

suçlamalar yönünden davanın derdest olduğu anlaşıldığından başvurucunun

şikâyetlerinin ayrı başlıklar altında incelenmesi gerekmektedir.

1. Beraatla Sonuçlanan ve

Kesinleşen Yargılamalar Yönünden

107. Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesince yürütülen yargılamada 4., 17., 18. ve 20. ihalelere ve 5. ihale 3. olaya ilişkin

suçlamalardan, 19. ihaleye bağlantılı resmî evrakta sahtecilik suçundan

başvurucunun beraatına karar verilmiştir. Bu hükümler, derecattan

geçmek suretiyle kesinleşmiştir (bkz. §§ 26, 36 ve 38).

108. Anayasa’nın “Görev ve

yetkileri” kenar başlıklı 148. maddesinin (3) numaralı fıkrasının

ilk cümlesi şöyledir:

“Herkes, Anayasada

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği

iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

109. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Herkes, Anayasada

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi ve buna ek Türkiye'nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir.”

110. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:-

“(1) Bireysel başvuru

ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel

ve kişisel bir hakkı doğrudan etkilenenler tarafından yapılabilir.”

111. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkına sahip olanlar” başlıklı 46. maddesinde kimlerin

bireysel başvuru yapabileceği sayılmıştır. Anılan maddenin (1) numaralı

fıkrasına göre bir kişinin Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmesi

için üç temel ön koşulun birlikte bulunması gerekmektedir. Bu ön koşullar,

başvurucunun kamu gücünün eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı “güncel bir hakkının ihlal edildiği iddiasında”bulunması,

iddia edilen ihlalden kişinin “kişisel olarak”

ve “doğrudan” etkilenmiş olması

ve bunların sonucunda başvurucunun “mağdur”

olduğunu iddia etmesi gerekir (Fetih Ahmet

Özer, B. No: 2013/6179, 20/3/2014, § 24).

112. Bir başvurunun kabul edilebilmesi için başvurucunun sadece

mağdur olduğunu ileri sürmesi yeterli olmayıp ihlalden doğrudan etkilendiğini

yani mağdur olduğunu göstermesi veya mağdur olduğu konusunda Anayasa

Mahkemesini ikna etmesi gerekir. Bu itibarla mağdur olduğu zannı veya şüphesi

de mağdurluk statüsünün varlığı için yeterli değildir (Hülya Potur, B. No: 2013/8479, 6/6/2014, § 24).

113. Diğer yandan bir şüpheli hakkında yürütülen ceza

soruşturmasının takipsizlik kararıyla sonuçlanması veya açılan davanın

ertelenmesi, düşürülmesi ya da sanığın beraatına hükmedilmesi hâlinde makul

sürede yargılanma hakkına ilişkin iddialara halel gelmemek şartıyla bu kişiler

adil yargılanma hakkının mağduru olduklarını ileri süremez (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Eğinlioğlu/Türkiye

(k.k.), B. No: 31312/96, 21/10/1998;

Koç ve Tambaş/Türkiye

(k.k.), B. No: 46947/99, 24/2/2005; İsak Tepe/Türkiye,

B. No: 17129/02, 21/10/2008, § 30; Bouglame/Belçika (k.k.), B. No: 16147/08,

2/3/2010; Juge ve Ducamp/Fransa

(k.k.), B. No: 66170/09, 12/4/2011).

114. Somut olayda başvurucu hakkında kamu davası açılmış ise de

yukarıda belirtilen suçlamalar yönünden başvurucunun beraatına hükmedilmiştir.

Dolayısıyla bahse konu suçlamaları ilgilendirdiği ölçüde başvurucu mağdur

sıfatını taşımamaktadır.

115. Bu nedenlerle beraat kesinleşen suçlara ilişkin mağdurluk

statüsünün bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun adil yargılanma hakkı

kapsamındaki şikâyetlerinin kişi bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Devam Eden Yargılama Yönünden

116. Başvurucu hakkında açılan davada örgüt yöneticiliği, yağma

ve 1. ihalede edimin ifasına fesat karıştırma suçlarından verilen mahkûmiyet

kararları ile yukarıda belirtilen beraat kararları kesinleşmiş; diğer

suçlamalara ilişkin yargılama ise Kars Ağır Ceza Mahkemesi önünde sürmektedir

(bkz. §§ 38-41).

117. Anayasa’nın “Görevve yetkileri”

kenar başlıklı 148. maddesinin üçüncü fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“... Başvuruda bulunabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması şarttır.”

118.6216 sayılı Kanun’un “Bireysel

başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“(2) İhlale neden

olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

119.Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiği iddialarının öncelikle derece

mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve

bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

120. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak

ihlallerinin derece mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek

ikincil nitelikte bir kanun yoludur. İkincil niteliğinin gereği orak ise

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi

ve kanıtları zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ve

başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, § 17).

121. Somut olayda, başvurucu hakkındaki kovuşturmanın henüz

sonuçlanmayan kısmı yönünden adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürülen

iddiaların hâlihazırda yargılama sürecinde ve kanun yolunda incelenmesi

imkânını bulunmaktadır.

122. Bu nedenlerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Kesinleşen Mahkûmiyet Kararları Yönünden

i. Tarafsız

Bir Mahkemede Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

123. Başvurucu, soruşturma aşamasında karar veren hâkim M.Ç.nin Mahkeme heyetinde yer

almasının tarafsız mahkemede yargılanma hakkına aykırı olduğundan şikâyet

etmiştir.

124. Bakanlık görüşünde, soruşturma aşamasında görev yapan

hâkimin kovuşturma aşamasında görev yapamayacağına ilişkin kuralın sulh ceza

hâkiminin savcılık görevlerini yerine getirmesine ilişkin 5271 sayılı Kanun’un

163. maddesinde belirtilen hâllerle sınırlı olduğu, Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun bu yönde emsal bir kararının bulunduğu, AİHM içtihatları uyarınca

hâkimlerin esas yargılamanın öncesinde kabul ettikleri her kararın onların

tarafsız davranmayacağı anlamına gelmeyeceği, hâkim M.Ç.nin 2006/2280 Değişik İş sayılı kararında el

konulması talebini reddetmesinin hâkimin nesnel ve öznel olarak bağımsız

davrandığını gösterdiği belirtilmiştir.

125. Başvurucu, Bakanlık görüşünün somut olayla ve ilgili kanun

maddesinin lafzıyla örtüşmediğini ileri sürmüştür.

126. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta

ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

127. Anayasa’nın 36. maddesinde mahkemelerin tarafsızlığından

açıkça bahsedilmemekle beraber Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca davanın

tarafsız bir mahkemede görülmesini isteme hakkı da adil yargılanma hakkının

zımni bir unsuru kabul edilmektedir (AYM, E.2002/170, K.2004/54, 5/5/2004). Diğer yandan mahkemelerin tarafsızlığı ve

bağımsızlığının birbirini tamamlayan iki unsur olduğu dikkate alındığında

-Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği- Anayasanın 138.,

139. ve 140. maddelerinin de tarafsız bir mahkemede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması

gerektiği açıktır (AYM, E.2005/55, K.2006/4, 5/1/2006; E.1992/39, K.1993/19,

29/4/1993).

128. Genel olarak tarafsızlık, davanın çözümünü etkileyecek ya

da davanın taraflarının leh ve aleyhlerinde bir ön yargı, tarafgirlik ve

menfaate sahip olunmamayı ifade eder (Tahir Gökatalay, B. No: 2013/1780, 20/3/2014,

§ 61).

129. Tarafsızlığın öznel ve nesnel olmak üzere iki boyutu

bulunmakta olup bu kapsamda hâkimin birey olarak mevcut davadaki kişisel

tarafsızlığının yanı sıra kurum olarak mahkemenin kişide bıraktığı izlenimin de

dikkate alınması gerekmektedir (AYM, E.2005/55, K.2006/4, 5/1/2006).

130. Yargılamayı yürüten mahkeme üyelerinin taraflardan biriyle

veya anlaşmazlık konusu ile maddi veya manevi yakın bir bağının bulunması veya

yargılama sürecinde sarf ettiği ifadeleri ile tarafsız olamayacağı yönünde

meşru bir kanaat uyandırması, bunun yanı sıra davadan önce dava ile doğrudan

bağlantılı bir konumda bulunması da tarafsızlığı ihlal edebilir. Ancak belirli

bir uyuşmazlıkta yargılamayı yürüten hâkimin taraflardan birine yönelik ön

yargılı ve taraflı bir tutumunun, kişisel bir kanaatinin veya menfaatinin, bu

bağlamda kişisel bir taraflılığının söz konusu olduğunu ortaya koyan bir delil

bulunmadığı ve bu husus kanıtlanmadığı müddetçe tarafsız olduğunun bir karine

olarak varsayılması zorunludur. Bunun yanı sıra yargılama makamının

tarafsızlığına ilişkin herhangi bir meşru kaygı veya korkuyu bertaraf edecek

yeterli güvenceleri sunması da gerekmekte olup bu husus tarafsızlığın nesnel

boyutuna işaret etmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Gregory/Birleşik Krallık, B. No: 22299/93, 25/2/1997, §§ 43-49; Hauschildt/Danimarka, B. No: 10486/83, 24/5/1989, §§

46-48).

131. Bu itibarla soruşturma aşamasında karar veren hâkim M.Ç.

kovuşturma aşamasında Mahkeme heyetinde de yer aldığından tarafsız bir

mahkemede yargılanma hakkı kapsamında objektif ve sübjektif tarafsızlık

şartlarının somut olayda karşılanıp karşılanmadığına bakılmalıdır.

132. Somut olayda, sübjektif tarafsızlık koşulu bakımından

kovuşturma aşamasında görev yapan hâkim M.Ç.nin

ön yargı veya tarafgirlikle hareket ettiğine ilişkin herhangi bir iddia

bulunmamaktadır.

133. İkinci olarak ilgili hâkimin yargılamaya katılmasının

nesnel tarafsızlık koşulu bakımından değerlendirilmesi gerekmektedir.

134. Hâkim M.Ç., 5271 sayılı Kanun’un

250. maddesi ile görevli ağır ceza mahkemesinde görev yapması nedeniyle

Cumhuriyet savcılığı tarafından soruşturma aşamasında yapılan taleplere ilişkin

olarak aynı Kanun'un 251. maddesi uyarınca kararlar vermiştir. Somut olayda bu

itibarla soruşturma aşamasında savcıya ait görevleri yerine getiren sulh ceza

hâkimlerinin kovuşturma aşamasında da görev yapmasını engelleyen 5271 sayılı

Kanun’un 23. maddesinin (2) numaralı fıkrasının uygulanmasını gerektirecek bir

durum bulunmamaktadır (Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 15/4/2008

tarihli ve E.2007/2898, K.2008/3015 sayılı, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin

3/6/2008 tarihli ve E.2010/20436, K.2013/13582 sayılı ilâmları).

135. Öte yandan tutuklamaya ilişkin bir karar vermek de dâhil

olmak üzere soruşturma aşamasında rol almış olan bir hâkimin yargılamaya da

katılması, hâkimin tarafsızlığı hususunda sanıkta şüpheye yol açabilirse de bu

durum tek başına, ortaya çıkan şüphelerin haklı olduğunu ve hâkimin tarafsız

davranamayacağını göstermez (Benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Hauschildt/Danimarka, §§ 49, 50; Ökten/Türkiye (k.k.),

B. No: 22347/07, 3/11/2011; Suut Aydın/Türkiye, B. No

1508/08, 24/9/2013, § 51). Bu hususta her olayın kendi koşulları çerçevesinde

bir inceleme yapılması gerekmektedir.

136. Karakoç ve

diğerleri/Türkiye (B. No: 27692/95, 15/10/2002,

§ 60) davasında AİHM, yargılama öncesinde başvurucunun tutuklanmasına karar

verilirken gösterilen gerekçelerin mahkûmiyet hükmü kurulurken dayanılan

gerekçelerle neredeyse aynı olduğuna ve hâkimlerin, tutuklama için gerekli olan

“suça ilişkin kuvvetli emarelerin bulunup

bulunmadığını tespit” etmenin ötesine geçtiklerine dikkat çekmiştir.

Bu nedenle tutuklama kararını vermeleri ile birlikte hâkimlerin dava esasına

ilişkin görüşlerini zaten açıkladıkları yönündeki başvurucuların iddiası AİHM

tarafından kabul edilebilir bulunmuştur.

137. Bununla birlikte hâkimin dosyadaki olguların kısa bir

değerlendirmesini yaptıktan sonra suç işlendiği şüphesinin ya da kaçma riskinin

bir temelinin olup olmadığıyla sınırlı bir kanaat bildirilmesi, belirtilen

hâkimin yargılamada tarafsız davranamayacağı anlamına gelmez (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Sainte-Marie/Fransa, B. No: 12981/87, 16/12/1992, § 32). Önemli olan husus, yargılama öncesi

kararlarda kişinin suçluluğuna ilişkin bir görüş bildirilmemesidir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Gultyayeva/Rusya,

B. No: 67413/01, 1/4/2010, § 197). Bu anlamda suç

şüphesi ile suçluluğun tespiti birbiriyle eş tutulmamalıdır (Benzer yöndeki

AİHM kararı için bkz. Jasiński/Polonya, B. No: 30685/96, 20/12/2005, § 55).

138. Yargıtay uygulamasında da 5271 sayılı Kanun’un 23

maddesinin (2) maddesi kapsamına girmeyen hâllerde soruşturma aşamasında bir

tedbir ya da karara hükmeden hâkim ya da hâkimlerin ana yargılamaya da

katılmaları “tarafsızlık”

yönünden ayrıca incelenmektedir.

139. Yargıtay Ceza Genel Kurulu 7/6/2011

tarihli ve E.2011/1-75, K.2011/114 sayılı ilâmında görevsizlik kararına yapılan

itirazı inceleyen başkan ve üyelerin davaya da bakmalarına ilişkin olarak şu

değerlendirmelerde bulunmuştur:

“Yargıcın objektif

araştırma ve saptamalarda bulunması tarafsızlığını şüpheye düşürecek işlemler

değildir. Bu işlemleri yapan yargıç, esas hakkında yargılama yapan mahkeme

heyetinde yer alabilir. Burada önemli olan, alınan tedbirlerin ya da kararların

kapsamı ve niteliği itibarıyla sanığın suçluluğu konusunda bir önyargı

oluşturup oluşturmadığıdır.

…

Bilecik Ağır Ceza Mahkemesince …, Asliye Ceza Mahkemesince verilen görevsizlik kararına

karşı yapılan itiraz incelenirken, suçun sübutu ve nitelendirilmesi konusunda

görüş açıklamasından kaçınılarak özenli bir dil kullanılmış, mercii olarak

görevsizlik kararına yapılan itiraz değerlendirilmiş ve eylemin kasten yaralama

ya da öldürmeye kalkışma suçlarından hangisini oluşturacağı konusunun ağır ceza

mahkemesince değerlendirilmesi gerektiği belirtilerek görev konusundaki

duraksama giderilmiştir. Bu aşamadan sonra hangi mahkemenin görevli olduğu

konusunda yeni bir karar verilmeyecektir. Anılan kararda, sanığın suçu işleyip

işlemediği ile suçun nitelendirilmesi konusunda dosyanın esas olarak

incelenmesi sonucunda oluşan bir görüş açıklaması bulunmadığından, önceden

belirlenmiş bir kanaate ulaşıldığı kabul edilmemelidir. Yerel mahkemece asliye

ceza mahkemesinin görevsizlik kararında belirtilen hususlara göre değerlendirme

yapılması ve kararların gerekçeli yazılmasının zorunlu olması da dikkate

alınarak tarafsızlığa gölge düşürülmeden yapılan itiraz değerlendirilmesinin

yerinde olduğu görülmektedir.

…

[5271 sayılı]… Yasanın 24.

maddesinde belirtilen tarafsızlığı şüpheye düşüren hallerin varlığı

düşünülebilirse de; aynı Yasanın 25. maddesi uyarınca, tarafsızlığını şüpheye

düşürecek sebeplerden dolayı bir hâkimin reddinin istenmesi, ilk derece

mahkemelerinde sanığın sorgusu başlayıncaya kadar, sonradan ortaya çıkan veya

öğrenilen sebeplerle ise ret sebebinin öğrenilmesinden itibaren yedi gün içinde

yapılması ile sınırlı olduğundan ve sanığın 26.09.2008 tarihinde yapılan

sorgusundan sonra 06.03.2009 tarihinde sanık müdafileri tarafından talepte

bulunulduğundan, istem süresinden sonra yapılmıştır.

Kaldı ki, Yasanın 25. maddesinde öngörülen

süre geçirilmemiş olsa dahi, hâkimin görevsizlik kararının itiraz üzerine

değerlendirilmesi gibi bazı kararlara katılmış olması onun taraflı olduğunu

kabul etmek için tek başına yeterli de değildir.”

140. Cezaevinde meydana gelen bir olay nedeniyle kişiye disiplin

cezası işlemi hakkında karar vermiş hâkimin aynı olay ve kişi hakkındaki

suçlamalara ilişkin yargılamaya katılmasının ise tarafsız yargılanma hakkına

uygun olmayacağı kabul edilmiştir (Yargıtay 15. Ceza Dairesinin 3/10/2012 tarihli ve E.2012/12095, K.2012/42609 sayılı ve

Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 4/4/2013 tarihli ve E.2013/4630, K.2013/2733 sayılı

ilâmları).

141. Somut olayda hâkim M.K., yargılama

öncesindeki 15/12/2006 tarihli ve 2006/2213 Değişik İş sayılı kararıyla

başvurucuya ait yerlerde arama yapılması istemini kabul etmiştir (bkz. § 17).

Ancak karar metni incelendiğinde hâkimin 5271 sayılı Kanun’un 118. ve 199.

maddelerini belirtmenin dışında bir değerlendirme yapmadığı ve başvurucunun

üzerine atılı suçu işleyip işlemediğine dair bir incelemeye girişmediği

görülmektedir. Bu itibarla hâkimin arama talebinin uygun gören kararında,

başvurucunun suçluluğuna ilişkin görüşünü açıkladığı ve tarafsızlığını kaybettiği

ileri sürülemez.

142. Hâkim M.K., 22/12/2006 tarihli ve

2006/2280 Değişik İş sayılı kararıyla ise atılı suçları işlediklerine dair

herhangi bir delil gösterilmediği gerekçesiyle el koyma talebinin reddine karar

vermiştir (bkz. § 20). Bu karar, taraflı olmaktan ziyade hâkimin davayı nesnel

biçimde ele alacağının bir emaresi kabul edilebilir.

143. Yukarıdaki açıklamalara ek olarak Yargıtay içtihatları

uyarınca soruşturma aşamasında bir karar alınması hâkimin reddi sebebi olarak

yargılamayı yapan mahkeme nezdinde ileri sürülebilmektedir. Ancak dosya içinde

başvurucunun böyle bir itirazda bulunduğunu gösteren herhangi bir bilgiye

rastlanmamıştır.

144. Bu itibarla başvurucunun tarafsız bir mahkemede yargılanma

hakkının ihlal edildiği şikâyetinin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Aleyhte Beyanda

Bulunan Tanıkları Sorgulama ve Silahların Eşitliği İlkesinin İhlal Edildiğine

İlişkin İddialar

145. Başvurucu; görüşme kayıtlarının savunma tarafına verilmediğini,

görüşmelerin kesilip kısaltılarak farklı anlama gelen birleştirmeler

yapıldığını, konuşmaların tamamına yer verilmediğini, görüşmelerin çözümünün

yapılmak üzere bilirkişiye gönderilmesi ve başvurucunun ihalenin yapıldığı

tarihlerde nerede olduğunu dair telefon baz istasyonu

kayıtlarının istenmesi taleplerinin reddedildiğini, dinleme kararlarının veya

onaylı örneklerinin dosyaya getirilmesinin kabul edilmediğini, tanıkların

önemli bir kısmının talimatla dinlendiğini ve sanıklar ya da Mahkemece bu

kişilerin sorgulanmadığını, bu nedenlerle silahların eşitliği ilkesine aykırı

davranıldığından ve savunmasını hazırlamak için yeterli zaman ve kolaylığın

tanınmadığından şikâyet etmektedir.

146. Bakanlık görüş yazısında AİHM

içtihatları uyarınca silahların eşitliği ilkesine uyulup uyulmadığının önem

taşıdığı, çekişmeli yargılama ilkesini garanti etmek için tüm delillerin kural

olarak sanığın huzurunda ortaya konulması gerektiği, bir mahkûmiyet kararının

sadece ya da esaslı olarak tanık ifadelerine dayanması hâlinde sanığa

soruşturma ya da kovuşturma aşamasında ilgili tanığı sorgulama veya sorgulatma

imkânının tanınması gerektiği belirtilmiştir.

147. Başvurucu, Bakanlık görüşlerine karşı çıkmıştır.

148. Başvurucunun, kamu gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle

ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile dayanılan Anayasa

hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile ihlale neden olduğu

ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğini başvuru dilekçesine

eklemesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia

edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti

yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle

ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, 20).

149. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak

olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin

açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlama yükümlülüğü

başvurucuya aittir. Bununla birlikte dosya üzerinde alınmış bir gizlilik kararı

bulunmadığından Mahkeme tarafından resen verilmeyen görüşme kayıtlarının bir

örneğinin talep üzerine dosyadan alınması mümkün görünmektedir. Başvurucu, böyle

bir talepte bulunmasına rağmen reddedildiğine dair bir bilgi de sunmamıştır.

Başvurucu, tanıkların büyük kısmının ifadesinin talimatla alındığını ve

sorgulanamadıklarını belirtilmiş ise de bu iddianın somut olay çerçevesinde

özelleştirilmeksizin genel ve soyut bir mahiyette dile getirildiği

görülmektedir.

150. Telefon görüşme kayıtlarının farklı biçimde birleştirilerek

gerçeği yansıtmayacak anlamlar çıkarıldığı iddiası bakımından, bu hususun

derece mahkemeleri önünde ileri sürüldüğü başvuru formu ve eklerinden

anlaşılamamaktadır. Başvurucu öte yandan, bu iddiasına dayanak olarak herhangi

bir örnek görüşme dökümü de göstermemiştir. Dinleme kararlarının örneklerinin

dosyaya getirilmediği şikâyeti yönünden ise başvurucunun mahkeme kararı

olmaksızın dinleme yapıldığına ya da kovuşturma aşamasında bu kararlara

ulaşamadıklarına ilişkin herhangi bir iddiası bulunmamaktadır.

151. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Yargılamanın

Hakkaniyete Uygun Görülmesi Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

152. Başvurucu; görüşme kayıtlarının çözümünün yapılmak üzere

bilirkişiye gönderilmesi ve başvurucunun ihalenin yapıldığı tarihlerde nerede

olduğunu dair telefon baz istasyonu kayıtlarının

istenmesi ile ihaleleri yapan komisyon üyelerinin, ihaleye giren ve alan firma

yetkililerinin ve ihale konusunda rapor tanzim eden görevlilerin dinlenmesi

taleplerinin yetersiz gerekçelerle kabul edilmediğini, hukuka aykırı delil

niteliği taşıyan görüşme dökümlerinin mahkûmiyetine esas alındığı ve mahkeme

kararlarının yeterli gerekçe içermediğini ileri sürmektedir.

153. Bakanlığın görüş yazısında,

dinlenmesi talep edilen bir tanığın dinlenmediğinden şikâyet eden başvurucunun söz

konusu tanığın dinlenmesinin maddi gerçeğin ortaya çıkarılması açısından neden

önemli olduğunu da göstermesi gerektiği, Sözleşme’nin tüm tanıkların

dinlenmesini öngörmediği, tanığın çağrılmasının maddi gerçeğin ortaya

çıkarılması açısından zorunlu olan tanığın sorgulanması talebinin

reddedilmesinin sanık haklarını zarar verip vermediğinin önem taşıdığı ifade

edilmiştir.

154. Telefon kayıtlarının delil olarak kullanılması bakımından,

başvurucunun babası ve kardeşi ile yaptığı görüşmelerin delil olarak kullanılmasıyla

ilgili olarak anılan kişilerin de aynı dosyada sanık sıfatıyla yargılandığı,

tanıklıktan çekinme hakkı bulunan kişinin de şüpheli olması halinde bu

görüşmelerin delil olarak kullanılıp kullanılmayacağının yargı içtihatları ile

açıklığa kavuşturulması gerektiği, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19/2/2013 tarihli ve E.2011/5-137, K.2013/58 sayılı ilamı

uyarınca tanıklıktan çekinebilecek şüphelilerin birbirleri arasında yaptıkları

görüşmelerin de belirli koşullar altında delil niteliğinde olduğu, İlk Derece

Mahkemesinin gerekçeli kararında bu hususun değerlendirildiği belirtilmiştir.

155. Başvurucu; karşı görüşlerinde

silahların eşitliği ilkesi uyarınca sanığın tanıklarının da dinlenmesi

gerektiğini, dinlenmediği durumlarda ret sebebinin gerekçeli olarak açıklanması

gerektiğini; telefon kayıtlarıyla ilgili olarak, kardeşine ilişkin alınmış bir

dinleme kararı bulunmadığını, kanun maddesinin getirilen yoruma izin

vermediğini, dinlemenin sadece katalog tabir edilen suçlar bakımından

uygulanabileceğini, fakat yağmanın bu suçlar arasında yer almadığını ileri

sürmüştür.

156. Anayasa’nın “Görev ve

yetkileri” kenar başlıklı 148. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda,

kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlarda inceleme yapılamaz.”

157. 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında

açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar

verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında

ise kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel

başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

158. Anılan kurallar uyarınca ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun istisnası derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının bariz takdir hatası veya açık keyfîlik içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel

başvuru kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede

kanun yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular, derece mahkemesi kararları bariz

takdir hatası veya açık keyfîlik içermedikçe Anayasa

Mahkemesince esas yönünden incelenemez (Onur

Gür, B. No: 2012/828, 21/11/2013, § 21).

159. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme

ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme

yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada sunulan delilin

geçerli olup olmadığını, delil sunma ve inceleme yöntemlerinin yasaya uygun

olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp

Mahkemenin görevi, başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup

olmadığını değerlendirmektir (Muhittin Kaya

ve Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve

Ticaret Ltd. Şti.,

B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

160. AİHM, bariz bir şekilde keyfî olmadıkça belirli bir kanıt

türünün kabul edilebilir olup olmadığına veya aslında başvurucunun suçlu olup

olmadığına karar vermenin kendi görevi olmadığını kararlarında ifade

etmektedir. AİHM, kanıtların elde edilme yöntemi de dâhil olmak üzere

yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmadığını ve Sözleşme’deki

bir hakkın ihlali söz konusu ise tespit edilen ihlalin niteliğini inceleme

konusu yapmaktadır (Jalloh/Almanya [BD], B. No: 54810/00, 11/07/2006, § 95; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, § 125;

Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699). AİHM’e

göre delillerle ilgili olarak başvurucuya, delillerin gerçekliğine itiraz etme

ve kullanılmalarına karşı çıkma fırsatı verilip verilmediği incelenmelidir (Bykov/Rusya [BD], B. No: 4378/02, 10/3/2009, § 90; Khodorkovskiy ve Lebedev/Rusya,

§ 700).

161. Somut olayda ihaleye fesat karıştırma suçunu işledikleri

şüphesiyle başvurucunun, babası A.Y.nin ve diğer

kişiler İ.M., Y.A., A.B., M.C. ve T.B.nin

telefonları mahkeme kararıyla dinlenilmiştir (bkz. § 9). Başvurucuyla ilgili

ilk dinleme kararı 18/4/2006 tarihinde verilmiş;

tedbirin süresi 18/7/2006, 18/10/2006 ve 17/11/2006 tarihli kararlarla

sırasıyla üç ve birer aylık sürelerle uzatılmıştır (bkz. §§ 10, 12). Bu

itibarla, başvurucunun telefon görüşmelerinin usulüne uygun biçimde alınmış

mahkeme kararlarına istinaden dinlenildiği ve mahkumiyete

dayanak görüşmelerin bu şekilde kayıt altına alındığı açıktır (bkz. §§ 98-108).

162. Başvurucunun, babası Y.A. ile yaptığı görüşmeler yönünden, bu

konuşmalar mahkeme kararıyla kayda alınmıştır. Yargılama sonucunda Y.A.nın eyleminin örgüt yöneticiliğini değil örgüt

üyeliğini oluşturduğu sonucuna varılarak, belirtilen suçtan mahkûmiyetine ve

hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına hükmedilmiştir (bkz. § 26).

Başvurucunun babasının da ilgili kovuşturmada sanık olarak yer alması

nedeniyle, başvurucunun babasıyla olan görüşmelerinin hukuka aykırı delil

niteliği taşıdığı söylenemez (Kader Doğan,

B. No: 2014/7292, 21/5/2015, § 27). Mahkeme kararının

gerekçesinde de bu husus tartışılmış ve görüşme dökümlerinin hukuka aykırı

niteliği taşımadığı belirtilmiştir. Başvurucunun kardeşi G.Y.ye ilişkin alınmış

bir dinleme kararı bulunmamakla birlikte suçun sübutunda esas alınan

görüşmelerin büyük çoğunluğunun usulüne uygun yapılan dinlemelere dayandığından

ve G.Y.nin başvurucu ya da babasıyla yaptığı

görüşmelerine gerçekleştirilen yirmi altı ihaleden sadece 2.,

5., 15., 16., 17., 21. ve 23. ihaleler bağlamında yer verildiğinden (bkz. § 29)

bu görüşme dökümlerinin, diğer delillerin güvenilirliğine zarar vermediği ve

yargılamanın adilliğini zedelemediği sonucuna ulaşılmıştır (Jakob Gabriel, B. No: 2013/2392,

15/4/2015, §§ 49, 50).

163. Başvurucunun gösterdiği tanıkların dinlenmesi, bilirkişi

incelemesi yaptırılması ve baz istasyonu kayıtlarının

istenmesiyle ilgili hususlar da Mahkemenin delillerin kabul edilebilirliği

alanında sahip olduğu takdir yetkisi kapsamında kalmaktadır. Anılan kararda

tarafların iddia ve savunmaları, dosyaya sundukları deliller değerlendirilerek

ilgili hukuk kuralları da yorumlanmak suretiyle bir sonuca ulaşılmıştır. Ceza

yargılaması sırasında yapılan duruşmalarda, başvurucunun şahsen ve vekili

aracılığıyla, telefon dinleme kayıtları ve diğer deliller ve iddialara karşı

savunmalarını sunabilmiştir.

164. Başvurucuya yöneltilen suçlamalar, soruşturmanın yürütülüş

şekli ve Mahkemenin kararları dikkate alındığında kesinleşen mahkûmiyet

hükümleri yönünden çözümü yapılan görüşme kayıtlarının ve/veya müşteki

ifadelerinin esaslı deliller olarak kabul edildiği görülmektedir. Yukarıda da

incelendiği gibi başvurucu görüşmelerin gerçeğe aykırı aktarıldığına dair somut

bir husus ileri sürmemiştir; talimatla dinlenen tanıklara dair iddiası ise

genel mahiyette kalmaktadır. Anılan kararda tarafların iddia ve savunmaları,

dosyaya sundukları deliller değerlendirilerek ilgili hukuk kuralları da

yorumlanmak suretiyle bir sonuca ulaşılmıştır.

165. Somut olayda başvurucunun delillerini sunma ve delillerin

değerlendirilmesi konusunda farklı bir muameleye tabi tutulduğuna dair somut

bir olgu bulunmamakta olup mahkûmiyet hükmü, duruşmada başvurucu ve vekilinin

huzurunda tartışılmış delillere dayandırılmıştır. Diğer taraftan başvuru

dosyası incelendiğinde "silahların eşitliği" ve "çelişmeli

yargılama" ilkelerine aykırı olarak başvurucuya; delillerini sunma,

inceletme ve itiraz etme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin

bir tespit bulunmamaktadır.

166. Başvurucu, yargılama sürecinde

karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşler hakkında bilgi sahibi olamadığına,

kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça

sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine veya kararın gerekçesiz olduğuna

ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi Mahkemenin kararında bariz takdir

hatası veya açık keyfîlik oluşturan herhangi bir

durum tespit edilmemiştir.

167. Açıklanan nedenlerle başvurucu tarafından ileri sürülen

iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu anlaşıldığından başvurunun bu

kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının tutukluluk süresi

dolayısıyla ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının tazminat hakkının

tanınmaması dolayısıyla ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Haberleşme hürriyetinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların

beraatla sonuçlanan suçlamalar yönünden kişi

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddiaların

devam eden yargılama yönünden başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Kesinleşen mahkûmiyet hükümleri yönünden tarafsız bir

mahkemede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Kesinleşen mahkûmiyet hükümleri yönünden aleyhte beyanda

bulunan tanıkları sorgulama hakkının ve silahların eşitliği ilkesinin ihlal

edildiğine ilişkin iddiaların açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

8. Kesinleşen mahkûmiyet hükümleri yönünden yargılamanın

hakkaniyete uygun görülmesi hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

21/4/2016tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Raportör

:

Okan TAŞDELEN

Başvurucu

:

Gökhan YILMAZ

Vekili

:

Av. Kurbani

ODABAŞI

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2130, 21 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun hukuka
  12. B. No: 22347/07, 3/11/2011; Suut Aydın/Türkiye, B. No
  13. B. No: 11082/06, 13772/05, 25/7/2013, § 699). AİHM’e
  14. B. No: 2014/7292, 21/5/2015, § 27). Mahkeme kararının
  15. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  16. Paksüt
  17. Odabaşı
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2130
Tarih
21 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Hatice Kara Başvurusu (B. No: 2013/3180)
  • İlyas Başak Başvurusu (B. No: 2013/5662)
  • Aliye Onar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4578)
  • Mustafa Tuncay Kantarcı Başvurusu (B. No: 2013/7394)
  • Mehmet Çelik Başvurusu (B. No: 2013/6345)
  • Coşkun Gömüç ve Taşkın Gömüç Başvurusu (B. No: 2013/9597)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.