İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İlyas Başak Başvurusu (B. No: 2013/5662)

1. Başvuru, gözaltı sırasında hakların hatırlatılmaması

Başvuru No2013/5662Tarih21 Nisan 2016Okuma14 dk · 2.878 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İlyas Başak Başvurusu

Karar tarihi
21 Nisan 2016
Başvuru Numarası
2013/5662
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.878 kelime·14 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, gözaltı sırasında hakların hatırlatılmaması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; yargılamanın adil yürütülmemesi

ve uzun sürmesi, mahkeme kararlarının gerekçeli olmaması, özel yetkili

mahkemelerde yargılama yapılması, temyizde duruşma yapılmaması, iddianamenin

kabulü kararının tebliğ edilmemesi, hukuka aykırı delillerin yargılamada

kullanılması nedenleriyle adil yargılanma hakkının; gözaltında psikolojik baskı

uygulanması ve doktora erişimin sağlanmaması nedeniyle işkence ve kötü muamele

yasağının; ifade alma işlemi sırasında özel hayata ilişkin sorular sorulması

nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 24/7/2013 tarihinde İzmir 6. Asliye Hukuk Mahkemesi

vasıtasıyla yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/1/2015 tarihinde,

başvurucunun adli yardım talebinin kabulüne karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm İkinci Komisyonunca 15/1/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş beyan etmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

5. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

6. M.A. adlı şahıs hakkında terör örgütü üyesi olduğu şüphesiyle

teknik takip yapılması üzerine bu kişilerle görüştüğü iddiasıyla başvurucunun

da aralarında bulunduğu kişilerin evinde Nöbetçi İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi

Üyeliğinin 20/5/2008 tarihli ve 2008/535 sayılı kararıyla arama yapılmasına

karar verilmiştir. Aynı kararla birlikte soruşturma dosyasında gizlilik kararı

verilmiştir.

7. İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesi Nöbetçi Hâkimliği 21/5/2008

tarihli ve 2008/541 sayılı kararıyla başvurucunun müdafiiyle

görüşme hakkının yirmi dört saat süreyle kısıtlanmasına karar vermiştir.

8. Başvurucu 22/5/2008 tarihinde gözaltına alınmış, 25/8/2008

tarihinde serbest bırakılmıştır.

9. Başvurucunun 25/5/2008 tarihinde bu kez Cumhuriyet savcısı

tarafından, müdafii huzurunda ifadesi alınmıştır.

10. Başvurucunun sevk edildiği Ortaca Sulh Ceza Mahkemesinde

25/5/2008 tarihinde müdafii huzurunda sorgusu

yapılmıştır. Mahkemece başvurucunun tutuklanma talebinin reddine karar

verilmiştir.

11. İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinde (CMK mülga 250. madde ile

görevli) yargılamaya başlanmış, 27/10/2008 tarihli duruşmada başvurucu

savunmasını yapmış ve duruşmadan vareste tutulma talebinde bulunmuştur.

Mahkemece aynı duruşmada başvurucunun duruşmalardan bağışık tutulmasına karar

verilmiştir.

12. İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/10/2011 tarihli ve

E.2008/161, K.2011/163 sayılı kararı ile başvurucunun terör örgütü üyeliğinden

6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir. Gerekçeli

kararda dayanılan delillerin nüfus kayıtları, adli sicil kayıtları, sanık

savunmaları, iletişim tespit tutanakları, el koyma ve arama tutanakları, sanık

ifade ve sorgu zabıtları, tüm dosya kapsamı olduğu belirtilmiştir. Gerekçeli kararın başvurucu ile ilgili

kısmı şöyledir:

"Sanık İlyasBAŞAK

PKK terör örgütü içerisinde Tuncay (k) M. A’ya bağlı olarak faaliyet

gösterdiği, 2008 yılı başlarında terör örgütünün ''edi

bese'' yeter artık ismiyle eylemlerine yoğunluk

verdiği, terör örgütü tarafından yandaşlarına araç kundaklama, molotof kokteyli atma gibi sivil itaatsizlik türü eylem

yapma talimatları verdiği, M.A’nın yönlendirmesi

sonucu 2008 yılı ocak ayının sonlarında yarıyıl tatilinden faydalanarak Van

iline gittiği, M. A.’nın talimatı doğrultusunda

kendisini arayan Selim (k) ve Kemal (k) isimli şahıslarla telefonla görüştüğü,

PKK terör örgütü kamplarında kısa bir süre eğitim aldıktan sonra geri dönmek

üzere terör örgütü kamplarına gitmek için hazırlık yaptığı sırada anneannesinin

öldüğü ve Irak’ın kuzeyinde bulunan terör örgütünün kamplarına örgütsel eğitim

almaya gidemediği ve Ortaca ilçesine geri döndüğü; örgütsel faaliyetlerinden

dolayı deşifre olmamak için Özkan (k) ismini kullandığı anlaşılmıştır. Sanığın

PKK terör örgütü ile fiili irtibat halinde olması, kod ad kullanması, örgütten

talimat ve emir alması, eylem yoğunluğu ve çeşitliliği birlikte

değerlendirildiğinde sanığın konumun sempatizanlık seviyesini aşıp örgüt

üyeliği boyutuna ulaştığı sonucuna varılarak örgüt üyeliği suçundan

cezalandırılması gerekmiştir. Her ne kadar sanığın ayrıca propaganda suçundan

cezalandırılması istenilmiş ise de; sanığın

eylemlerinin kül halinde değerlendirilmesi gerektiği, yaptığıfaaliyetlerinin

tamamını örgüt üyeliğine delil teşkil ettiği dikkate alındığında propaganda

suçundan cezalandırılmasına yer olmadığına karar vermek gerekmiştir."

13. Temyiz üzerine İzmir 10. Ağır Ceza Mahkemesinin 17/10/2011

tarihli kararı, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 10/4/2013 tarihli ve E.2012/9212,

K.2013/5668 sayılı ilamı ile onanmıştır.

14. Başvurucu, onama kararını 28/6/2013 tarihinde öğrendiğini

beyan etmiştir.

15. Başvurucu 24/7/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

16. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 314.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fırkaları şöyledir:

"(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye

olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir."

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

17. Mahkemenin 21/4/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

18. Başvurucu;

i. İlk olarak gözaltına alındıktan sonra psikolojik baskı

altında tutulduğunu, doktora erişim imkânı sağlanmadığını, doktor raporlarının

usulüne uygun düzenlenmediğini, bu çerçevede Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının ihlal edildiğini,

ii. İkinci olarak yakalama sırasında derhâl haklarının

hatırlatılmadığını, hangi suç şüphesi ile gözaltına alındığının, hakkındaki

iddianın ne olduğunun, gözaltına alınma gerekçesinin dayanağı olan delillerin,

yakalama ve gözaltına alma işlemlerinin dayanak belgelerinin kendisine

bildirilmediğini, süresi içinde yetkili hâkim önüne çıkarılmadığını bu

nedenlerle Anayasa'nın 19. maddesinin ihlal edildiğini,

iii. Üçüncü olarak özel yetkili mahkemelerin bağımsız ve

tarafsız olmadığını, değerlendirme aşamasında iddianamenin kendisine tebliğ

edilmediğini, atılı suçu işlemediğini, suç ile arasında illiyet bağı

kurulmadığını, suçsuzluğunu ispata yönelik tanık dinletme taleplerinin reddedildiğini,

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini, savcının esasa ilişkin mütalaasının

kendisine bildirilmediğini ve esasa ilişkin savunmasının alınmadığını,

gözaltında müdafi yardımından yararlandırılmadığını, yargılamanın uzun

sürdüğünü, lehine olan delillerin toplanmadığını, temyiz duruşmasında hazır

bulundurulmadığını ve temyiz incelemesi yapan Yargıtay Özel Dairesinin etkili

bir temyiz denetimi yapmadığını, bu nedenlerle Anayasa'nın 36. maddesinin ihlal

edildiğini,

iv. Son olarak 5237 sayılı Kanun'un 53. maddesi gereğince

hakkında uygulanan medeni haklarına ilişkin sınırlamalar nedeniyle ve ayrıca

ifade alma işlemi sırasında kendisine özel hayatını ilgilendiren sorular

sorulması nedeniyle Anayasa'nın 20. maddesinin, Kürt kökenli olmasına bağlı

olarak hakkındaki yargılama ve ispat standartları konusunda ve terör suçlarında

özel infaz rejimi oluşturulması konusunda ayrımcılık yapıldığını iddia ederek

Anayasa'nın 36. ve 38. maddeleri ile bağlantılı olarak 10. maddesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

19. Başvurucu, başvuru harç ve giderlerini ödeyecek gelirinin

bulunmadığını belirterek adli yardımdan faydalandırılma ve ayrıca iddia ettiği

75.000 TL maddi ve 75.000 TL manevi zararını karşılayacak, adil tatmin

sağlayacak bir tazminata hükmedilmesi taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Adli Yardım Talebi

Yönünden

20. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak geçimini önemli ölçüde güçleştirmeksizin yargılama giderlerini

ödeme gücünden yoksun olduğu anlaşılan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun

olmayan adli yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

2. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Makul

Sürede Sonuçlandırılmadığına İlişkin İddia

21. Başvurucu 25/5/2008 tarihinde gözaltına alınmasıyla başlayan

ve İlk Derece Mahkemesinin nihai kararının Yargıtayca

24/6/2013 tarihinde onanması ile sona eren yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüş, manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

22. Anayasa ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme)

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, §18). Sözleşme metni

ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut

görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen

adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil

edilen ilke ve haklara Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir.

Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda

belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup

ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının

yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141. maddesinin de -Anayasa’nın

bütünselliği ilkesi gereği- makul sürede yargılanma hakkının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması

gerektiği açıktır (Güher Ergun ve diğerleri,

B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38, 39).

23. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde gözönünde

bulundurulması gereken kriterlerdir (Güher

Ergun ve diğerleri, §§ 41-45).

24. Anayasa’nın 36. ve Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca

kişilere, cezai alanda yöneltilen suçlamaların da (suç isnadı) makul sürede

karara bağlanmasını isteme hakkı tanınmıştır. İsnat olunan fiil, ceza

kanunlarında suç olarak nitelendirilmiş ve yargılama aşamasında ceza hukukunun

kuralları uygulanmış ise ayrıca bir uygulanabilirlik incelemesi yapılmaksızın

kendiliğinden adil yargılanma hakkının kapsamına girer (B.E., B. No: 2012/625, 9/1/2014, § 31).

Başvuru konusu olayda başvurucu hakkında silahlı terör örgütüne üye olma ve

terör örgütünün propagandasını yapma suçlarını işlediği iddiasıyla soruşturma

başlatılmıştır. Başvurucu hakkında isnat olunan suçlar, kanunlarda hapis

cezasını gerektirir şekilde tanımlanmışlardır. Bu çerçevede başvurucu

hakkındaki suç isnadına dayalı yargılamanın, Anayasa’nın 36. maddesinin

sağladığı güvence kapsamına girdiği konusunda kuşku bulunmamaktadır (B.E., § 32).

25. Ceza muhakemesinde yargılama süresinin makul olup olmadığı

değerlendirilirken sürenin başlangıcı, bir kişiye suç işlediği iddiasının

yetkili makamlar tarafından bildirilmesi veya isnattan ilk olarak etkilendiği

arama ve gözaltı gibi birtakım tedbirlerin uygulanması anıdır. Somut başvuru

açısından bu tarih, başvurucunun evinde arama yapıldığı 20/5/2008'dir. Ceza

yargılamasında sürenin sona erdiği tarih, suç isnadının nihai olarak karara

bağlandığı, yargılaması devam eden davalar yönünden ise Anayasa Mahkemesinin

makul süre şikâyetiyle ilgili kararını verdiği tarihtir (Ersin Ceyhan, B. No: 2013/695, 9/1/2014, §

35). Bu kapsamda somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş tarihinin

başvurucu hakkında verilen mahkûmiyet kararının kesinleşme tarihi olan

10/4/2013 olduğu anlaşılmaktadır.

26. Yargılama süresince dosyanın incelemeye alındığı herhangi

bir duruşmanın olmadığı, davanın esasına ilişkin olarak ortalama üçer aylık

aralıklarla celse açıldığı,27/6/2008 tarihli tensip duruşmasında müzekkereler

yazıldığı (ses örneği alınması, ekonomik ve sosyal durumun tespiti amacıyla)

sonraki on bir celsede altı sanığın savunmasının alındığı müzekkerelerin

cevabının beklendiği, ses incelemesi için bilirkişi incelemesi yaptırıldığı

görülmüştür. Sonuç olarak soruşturma ve yargılama safhaları birlikte

değerlendirildiğinde yargılama faaliyetlerinde hareketsiz kalınan bir dönemin

bulunmadığı, yargı mercilerine atfedilebilecek bir kusurun olmadığı ve gerekli

özenin gösterildiği görülmüştür. Yargılama süresinin makul olup olmadığının

değerlendirilmesinde gözönünde bulundurulması gereken

davadaki sanık sayısı, davanın karmaşıklığı, atılı suçların vasıf ve mahiyeti,

söz konusu suçlar için öngörülen cezaların miktarı gibi unsurlar bir bütün

olarak değerlendirildiğinde somut başvuru bakımından 4 yıl 10 ay 20 günlük

yargılama süresinin makul olduğu görülmektedir.

27. Açıklanan nedenlerle makul sürede yargılanma hakkına yönelik

bir ihlal olmadığının açık olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkının İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas Yönünden

29. Başvurucu; Mahkeme kararlarının gerekçelerinin yeterli

olmadığını, hangi delile ve hangi gerekçeye dayanılarak mahkûmiyet hükmü

kurulduğunun açıklanmadığını, ses kaydının kendisine ait olmadığını

belirtmesine rağmen bu konuda bir inceleme yapılmadığını belirterek Anayasa’nın

36. ve 141. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

30. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

31. Anayasa’nın 141. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.”

32.Gerekçeli karar hakkı da makul sürede yargılanma hakkı gibi

adil yargılanma hakkının somut görünümlerindendir. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa'nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme'nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle

Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar hakkı ve silahların eşitliği

ilkesi gibi ilke ve haklara Anayasa'nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir

(Güher Ergun ve diğerleri, § 38).

33. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı organlarına davacı veya davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu

olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına

alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama özgürlüğü, kendisi bir

temel hak niteliği taşımasının ötesinde diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün mahkemelerin her türlü

kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden 141. maddesinin de hak

arama hürriyetinin kapsamının belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (Vedat Benli, B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

34. Mahkemeler, kararlarını hangi temele dayandırdıklarını

yeterince açık olarak belirtme yükümlülüğü altındadır. Bu yükümlülük,

tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için gerekli olmasının yanı sıra

tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri iddialarının kurallara uygun

bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri ve ayrıca demokratik bir toplumda

toplumun kendi adına verilen yargı kararlarının sebeplerini öğrenmelerinin

sağlanması için de gereklidir (Sencer Başat

ve diğerleri, B. No: 2013/7800, 18/6/2014, § 34).

35. Gerekçelendirme, davanın sonucuna etkili olay, olgu ve

argümanları açıklamak yükümlülüğü olmakla birlikte bu şekildeki gerekçelendirmeninmutlaka detaylı olması şart değildir.

Ancak gerekçelendirmenin, iddia ve savunmadan birinin diğerine üstün tutulma

sebebinin ve bu kapsamda davanın taraflarınca gösterilen delillerden karara

dayanak olarak alınanların mahkemelerce kabul edilme ve diğerlerinin

reddedilmesi hususunda makul dayanakları olan bir bilgilendirmeyi sağlayacak

ölçü ve özene sahip olması gerekmektedir (Sencer

Başat ve diğerleri, § 37).

36. Makul gerekçe; davaya konu olay ve olguların mahkemece nasıl

nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere

dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve olgular ile hüküm arasındaki

bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (İbrahim

Ataş, B. No: 2013/1235, 18/6/2013, § 24).

37. Zira bir davada tarafların, hukuk düzenince hangi nedenle

haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri için usulüne

uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün içerik ve kapsamı ile bu hükme varılırken

mahkemenin neleri dikkate aldığı ya da almadığını gösteren, ifadeleri özenle

seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta bir gerekçe bölümünün ve buna

uyumlu hüküm fıkralarının bulunması “gerekçeli karar hakkı” yönünden

zorunludur. Aksi bir tutumla mahkemenin, davanın sonucuna etkili olduğunu kabul

ettiği bir husus hakkında “ilgili ve yeterli bir yanıt” vermemesi veya yanıt

verilmesini gerektiren usul veya esasa dair iddiaları cevapsız bırakmış olması

bir hak ihlaline neden olabilecektir (Sencer

Başat ve diğerleri, §§ 38, 39).

38.Anayasa Mahkemesinin rolü derece mahkemelerinin hangi delile

dayanarak karar vermeleri gerektiğinin tespiti değilse de sonuca etkili iddia,

savunma ve delillerin kararın gerekçesinde karşılanıp karşılanmadığı adil

yargılanma hakkı çerçevesinde yapılacak incelemenin haricinde bırakılamaz.

39. İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararında başvurucuyla

ilgili olarak PKK terör örgütü ile fiilî irtibat hâlinde olduğu, kod adı

kullandığı, örgütten talimat ve emir aldığı, eylem yoğunluğu ve çeşitliliği

birlikte değerlendirildiğinde konumunun sempatizanlık seviyesini aşıp örgüt

üyeliği boyutuna ulaştığı tespitlerine yer verilmiştir. Bu tespitlerde

bulunulmuş olmakla birlikte dosyaya sunulan delillerle bu tespitler arasında ne

şekilde bağ kurulduğu İlk Derece Mahkemesi kararından anlaşılamamaktadır. Diğer

bir deyişle eylemlerin (PKK terör örgütü ile fiili irtibat hâlinde olması, kod

ad kullanması, örgütten talimat ve emir alması)

sübutuna dayanak teşkil eden delillerin açıkça ve eylemlerle

ilişkilendirerek açıklanmadığı görülmektedir. Gerekçeli kararda başvurucunun

eylem yoğunluğundan ve çeşitliliğinden bahsedilmiş olmakla birlikte eldeki

delillerden yola çıkarak terör örgütü üyeliği kapsamında hangi somut fiilleri

işlediği, terör örgütü üyeliği suçu açısından çeşitli ve yoğun olduğu iddia

edilen eylemlerin ne şekilde subüta erdiği İlk Derece

Mahkemesi kararından anlaşılamamaktadır.

40. Diğer taraftan İlk Derece Mahkemesi başvurucunun

mahkûmiyetine karar verirken büyük oranda telefon görüşmelerine ilişkin

iletişim tespit tutanaklarına dayanmıştır. Başvurucu, telefon görüşmelerinin

kendisine ait olmadığını belirtmiştir. İlk Derece Mahkemesi diğer sanıklardan

biri hakkında ses kaydı incelemesi yaptırmasına rağmen başvurucunun ses

kaydının kendisine ait olmadığına ilişkin iddiasına ilişkin bir değerlendirmede

ve incelemede bulunmamıştır. İlk Derece Mahkemesi kararında ve Yargıtay

ilamında bu hususun değerlendirilmemesi, sonuca etkili bir delilin ilgili ve

yeterli gerekçeyle karşılanmaması sonucunu doğurmuştur.

41.Belirtilen nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamındaki gerekçeli karar

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

42. Öte yandan başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiğine karar verildiğinden diğer şikâyetlerininayrıca

incelenmesine gerek görülmemiştir.

4. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

43. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

44. Başvurucu, iddia ettiği 75.000 TL maddi ve 75.000 TL manevi

zararını karşılayacak ve adil tatmin sağlayacak bir tazminata hükmedilmesini

talep etmiştir.

45. Mevcut başvuruda, Mahkeme kararlarının yeterince

gerekçelendirilmemesi nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği

tespit edilmiş olduğundan ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için dosyanın

yeniden yargılama yapılmak üzere ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

46. Başvurucu maddi ve manevi tazminat talebinde bulunmuş ise de

yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesinin başvurucu bakımından yeterli bir tazmin oluşturduğu

anlaşıldığından tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

47. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 1.800 TL vekâlet

ücretinden oluşan yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Adil yargılanma hakkı kapsamında ileri sürülen mahkeme

kararlarının gerekçeli olmadığına ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli

karar hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İzmir

10. Ağır Ceza Mahkemesine (CMK 250. madde ile görevli) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

I. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri

Kanunu’nun 339. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca tahsil edilmesi

mağduriyetine neden olacağından başvurucunun yargılama giderlerini ödemekten

TAMAMEN MUAF TUTULMASINA 21/4/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz

PAKSÜT

Recep KÖMÜRCÜ

Alparslan ALTAN

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes KAYA

Başvurucu

:

İlyas BAŞAK

Vekili

:

Av. Nezahat

PAŞA

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/5662, 21 Nisan 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli
  12. D. Kararın bir örneğinin gerekçeli karar hakkının ihlalinin
  13. F. 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan yargılama giderinin
  14. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  15. I. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri
  16. Paksüt
  17. Paşa
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/5662
Tarih
21 Nisan 2016

İlgili Kararlar

  • Aliye Onar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4578)
  • Mustafa Tuncay Kantarcı Başvurusu (B. No: 2013/7394)
  • Mehmet Çelik Başvurusu (B. No: 2013/6345)
  • Coşkun Gömüç ve Taşkın Gömüç Başvurusu (B. No: 2013/9597)
  • Muhammet Önder Tekin Başvurusu (B. No: 2013/1515)
  • Ayşe Sevtap Uzun Başvurusu (B. No: 2013/6260)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.