İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Göksel Gökbudak Başvurusu (B. No: 2014/7636)

1. Başvuru, imar planında kamu hizmetine ayrılan taşınmazın uzun

Başvuru No2014/7636Tarih12 Eylül 2018Okuma26 dk · 5.253 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Göksel Gökbudak Başvurusu

Karar tarihi
12 Eylül 2018
Başvuru Numarası
2014/7636
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.253 kelime·26 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, imar planında kamu hizmetine ayrılan taşınmazın uzun

süre kamulaştırılmaması nedeniyle mülkiyet hakkının;taşınmazın imar durumunun değiştirilmesi

talebinin reddine ilişkin işleme karşı açılan davada yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 28/5/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve

bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu 1936 doğumlu olup Konya'da ikamet etmektedir.

9. Başvurucunun Konya ili Ereğli ilçesi Ziya Gökalp

Mahallesi'nde bulunan 1305 ada 1 parsel sayılı taşınmazı 2/1/1985 tarihinde

onaylanan nazım imar planında "ilköğretim

alanı" olarak ayrılmış ve geçen süre içinde imara uygun işlem

yapılmamıştır.

10. Başvurucu 22/9/2006 tarihinde Konya İl Millî Eğitim

Müdürlüğüne müracaat ederek imara uygun işlem yapılmasını talep etmiştir.

İdareden herhangi bir cevap alamayan başvurucu 22/3/2007 tarihinde Ereğli

Belediye Başkanlığına müracaat ederek imara uygun işlem yapılmayan tahsisin

mesken ve ticari alan olarak değiştirilmesini talep etmiştir. Ereğli Belediye

Başkanlığı 30/3/2007 tarihinde talebin Belediye Meclisi gündemine alınacağını

ve daha sonra 28/5/2007 tarihinde de talebin kabul edilmediğini başvurucuya

bildirmiştir.

11. Başvurucu, taşınmazın tahsisinin mesken ve ticari alan

olarak değiştirilmesi talebinin reddine ilişkin işlemin iptali istemiyle

31/7/2007 tarihinde Konya 1. İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava açmıştır.

12. Mahkemece şehir planlaması ve kadastro uzman teknik bilirkişilerden

oluşturulan bilirkişi heyetiyle birlikte uyuşmazlık konusu taşınmazın başında

keşif yapılmıştır. Bilirkişi heyetince düzenlenen 25/11/2008 tarihli raporda,

dava konusu taşınmazın bulunduğu bölgenin henüz gelişim sürecini tamamlamadığı

ve bu nedenle dava konusu edilen sosyal ve kültürel hizmet tesisinin

(ilköğretim alanının) kamu yararına aykırı olmayacağı vurgulanmıştır. Raporda

ayrıca Ereğli kent merkezinde ilköğretim ihtiyacının artarak devam edeceğinin

ve Ereğli Belediyesinin bu ihtiyacı gidermek için rezerv alan ayırması

gerektiğinin altı çizilmiştir. Ancak raporda, taşınmazın bulunduğu alanın

beşinci beş yıllık imar programına alınmadığı hatırlatıldıktan sonra kısıtlılık

durumunun on yedi yıl daha (2025) sürmesinin mümkün olduğu belirtilmiş ve bu

durumun malikin mülkiyet hakkı açısından sorun teşkil edebileceği görüşü dile

getirilmiştir. İlköğretim ihtiyacının varlığının açık bir biçimde vurgulandığı

raporda sonuç olarak taşınmaz üzerindeki kısıtlılık hâlinin uzun süredir devam

ettiği ve gelecekte de devam edeceği hususu gözetildiğinde başvurucunun plan

değişiklik talebinin kabulünün şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına

aykırılık oluşturmayacağı belirtilmiştir.

13. Mahkeme 20/2/2009 tarihinde davanın reddine karar vermiştir.

Kararın gerekçesinde 18/6/1927 tarihli ve 1086 sayılı Hukuk Muhakemeleri Usulü

Kanunu'nun 286. maddesinde bilirkişi görüş ve kanaatinin hâkimi bağlamadığına

dikkat çekilmiştir. Mahkeme, bilirkişi raporuna göre başvurucunun plan

değişiklik talebinin kabulünün şehircilik ilkelerine ve planlama esaslarına

aykırılık oluşturmayacağı kabul edilse de bu taşınmazın bulunduğu alanda

yatırımı gerçekleştirecek olan Millî Eğitim Bakanlığının uygun görüşünün

olmadığı ve 2/11/1985 tarihli ve 18916 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Plan Yapımına Ait Esaslara Dair Yönetmelik'in 27. maddesinde plan

tadilatı yapılabilmesi için öngörülen şartların bulunmadığı gerekçesiyle idari

işlemin hukuka uygun olduğu sonucuna ulaşmıştır.

14. Karar, Danıştay 6. Dairesince (Daire) 20/9/2012 tarihinde

bozulmuştur. Daire, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına atıfta

bulunarak mülkiyet hakkını süresiz kısıtlayan planlamaların yapılmasının

mülkiyet hakkının özünü ihlal ettiğinin altını çizmiş ve başvurucunun plan

değişiklik talebinin reddine ilişkin işlemin hukuka aykırı olduğunu

belirtmiştir.

15. Ancak Daire, karar düzeltme safhasında 2/12/2013 tarihli

kararıyla bozma kararını kaldırarak temyize konu kararı farklı gerekçe ile

onamıştır. Kararın gerekçesinde; 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar

Kanunu'nun 10. maddesinde, belediyelere imar planlarını uygulamak üzere

belirtilen süre içinde beş yıllık imar programını hazırlama, ilgili yatırımcı

kamu kuruluşlarına ise imar programlarında kendi görev alanlarındaki kamu

hizmeti için ayrılan özel mülkiyete konu taşınmazları kamulaştırma

zorunluluğunun yüklendiği belirtildikten sonra imar planında ilköğretim okul

alanı olarak öngörülen taşınmazın kamulaştırması istemiyle başvurucunun

başvuruda bulunularak mülkiyet hakkının kısıtlanması konusundaki mağduriyetinin

giderilmesinin sağlanabileceği vurgulanmıştır.

16. Nihai karar 2/5/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

17. Başvurucu 28/5/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

18. 3194 sayılı Kanun’un “İmar

programları, kamulaştırma ve kısıtlılık hali” kenar başlıklı 10.

maddesi şöyledir:

“Belediyeler;

imar planlarının yürürlüğe girmesinden en geç 3 ay içinde, bu planı tatbik

etmek üzere 5 yıllık imar programlarını hazırlarlar. Beş yıllık imar

programlarının görüşülmesi sırasında ilgili yatırımcı kamu kuruluşlarının

temsilcileri görüşleri esas alınmak üzere Meclis toplantısına katılır. Bu

programlar, belediye meclisinde kabul edildikten sonra kesinleşir. Bu program

içinde bulunan kamu kuruluşlarına tahsis edilen alanlar, ilgili kamu

kuruluşlarına bildirilir. Beş yıllık imar programları sınırları içinde kalan

alanlardaki kamu hizmet tesislerine tahsis edilmiş olan yerleri ilgili kamu

kuruluşları, bu program süresi içinde kamulaştırırlar. Bu amaçla gerekli

ödenek, kamu kuruluşlarının yıllık bütçelerine konulur.

İmar programlarında, umumi hizmetlere ayrılan

yerler ile özel kanunları gereğince kısıtlama konulan gayrimenkuller

kamulaştırılıncaya veya umumi hizmetlerle ilgili projeler gerçekleştirilinceye

kadar bu yerlerle ilgili olarak diğer kanunlarla verilen haklar devam eder.”

19. 3194 sayılı Kanun’un “İmar

planlarında umumi hizmetlere ayrılan yerler” kenar başlıklı 13.

maddesi şöyledir:

“(Birinci

fıkra iptal: Ana.Mah.nin 29/12/1999 tarihli ve

E.

1999/33, K.:1999/51 sayılı Kararı ile)

İmar programına alınan alanlarda kamulaştırma

yapılıncaya kadar emlak vergisi ödenmesi durdurulur. Kamulaştırmanın yapılması

halinde durdurma tarihi ile kamulaştırma tarihi arasında tahakkuk edecek olan

emlak vergisi, kamulaştırmayı yapan idare tarafından ödenir. Birinci fıkrada

yazılı yerlerin kamulaştırma yapılmadan önce plan değişikliği ile

kamulaştırmayı gerektirmeyen bir maksada ayrılması halinde ise durdurma

tarihinden itibaren geçen sürenin emlak vergisini mal sahibi öder.

(Üçüncü

fıkra iptal: Ana.Mah.nin 29/12/1999 tarihli ve

E.

1999/33, K.:1999/51 sayılı Kararı ile)

Onaylanmış imar planlarında, birinci fıkrada

yazılı yerlerdeki arsa ve arazilerin, bu Kanunda öngörülen düzenleme ortaklık

payı oranı üzerindeki miktarlarının mal sahiplerince ilgili idarelere bedelsiz

olarak terk edilmesi halinde bu terk işlemlerinden ayrıca emlak alım ve satım

vergisi alınmaz.”

20. 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'na

7/9/2016 tarihinde yürürlüğe giren 20/8/2016 tarihli ve 6745 sayılı

Yatırımların Proje Bazında Desteklenmesi ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde

Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 33. maddesi ile eklenen ek

1. madde şöyledir:

"Uygulama imar planlarında umumi

hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak suretiyle mülkiyet hakkının özüne

dokunacak şekilde tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında, uygulama

imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren beş yıllık süre içerisinde imar

programları veya imar uygulamaları yapılır ve bütçe imkânları dâhilinde bu

taşınmazlar ilgili idarelerce kamulaştırılır veya her hâlde mülkiyet hakkını

kullanmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı

değişikliği yapılır/yaptırılır. Bu süre içerisinde belirtilen işlemlerin

yapılmaması hâlinde taşınmazların malikleri tarafından, bu Kanunun geçici 6 ncı maddesindeki uzlaşma

sürecini ve 3194 sayılı İmar Kanununda öngörülen idari başvuru ve işlemleri

tamamlandıktan sonra taşınmazın kamulaştırmasından sorumlu idare aleyhine idari

yargıda dava açılabilir.

Birinci fıkra uyarınca dava açılması hâlinde

taşınmazın ya da üzerinde tesis edilen irtifak hakkının dava tarihindeki

değeri, mahkemece; bu Kanunun 15 inci maddesine göre bilirkişi incelemesi

yapılarak, taşınmazın hukuken tasarrufunun kısıtlandığı veya fiilen el

konulduğu tarihteki nitelikleri esas alınmak suretiyle tespit edilir ve

taşınmazın veya hakkın idare adına tesciline veya terkinine hükmedilir.

Bu madde kapsamında kalan taşınmazlar hakkında

açılacak dava ve takiplerde, bu Kanunun geçici 6 ncı maddesinin üçüncü, yedinci, sekizinci ve on

birinci fıkra hükümleri, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce açılan

ancak henüz karara bağlanmayan veya kararı kesinleşmeyen davalara bu madde

hükümleri, kesinleşen ancak henüz ödemesi yapılmayan kararlar hakkında ise

geçici 6 ncı maddenin üçüncü, sekizinci ve on birinci

fıkra hükümleri uygulanır.

Bu Kanunun geçici 6 ncı maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca ayrılması

gereken yüzde iki oranındaki ödenekler, yüzde dört olarak ayrılır. İlave olarak

ayrılan yüzde iki oranındaki ödenekler, münhasıran bu ek madde ile geçici 11

inci ve geçici 12 nci

maddeler kapsamında yapılacak ödemelerde kullanılır. Yapılacak ödemelerin

toplam tutarının ilave olarak ayrılan ödeneğin toplamını aşması hâlinde,

ödemeler, en fazla on yılda ve geçici 6 ncı

maddenin sekizinci fıkrası hükmüne göre yapılır."

21. 2942 sayılı Kanun'un geçici 6. maddesinin onuncu fıkrası

şöyledir:

"Vuku bulduğu tarih

itibarı ile bu maddenin kapsamında olan kamulaştırmasız el koymadan dolayı bu

maddenin yürürlüğe girmesinden önce tazmin talebiyle dava açmış olanlar; bu

madde hükümlerine göre uzlaşma yoluna gitmeyi isteyip istemediklerini bu

maddenin yürürlüğe girmesinden itibaren üç ay içinde idareye ve mahkemeye

verecekleri dilekçeler ile bildirebilirler. Uzlaşma talebi üzerine, uzlaşma

görüşmelerinin neticesine kadar dava bekletilir; uzlaşılamaması hâlinde,

uzlaşmazlık tutanağının mahkemeye sunulmasından sonra davaya devam edilir.

Uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara ayrılmak

suretiyle veya ilgili kanunların uygulamasıyla tasarrufu kısıtlanan taşınmazlar

hakkında, 3/5/1985 tarihli ve 3194 sayılı İmar Kanununda

öngörülen idari başvuru ve işlemler tamamlandıktan sonra idari yargıda dava

açılabilir. Bu madde hükümleri karara bağlanmamış veya kararı kesinleşmemiş tüm

davalara uygulanır. Kararı kesinleşen davalara ise, bu maddenin yalnızca

sekizinci fıkra hükümleri uygulanır."

22. 2942 sayılı Kanun'a 6745 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile

eklenen geçici 11. madde şöyledir:

"Bu Kanunun ek 1 inci maddesinin birinci

fıkrası kapsamında kalan ve bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce

tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar hakkında aynı fıkrada belirtilen süre,

bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren başlar.

Bu Kanunun ek 1 inci maddesinin üçüncü fıkrası

hükmü, bu madde kapsamında kalan taşınmazlara ilişkin dava ve takipler hakkında

da uygulanır."

23. Anayasa Mahkemesinin bu maddenin iptaline ilişkin 28/3/2018

tarihli ve E.2016/196, K.2018/34 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"15. İmar planları onaylanarak idare ve

bireyler açısından hukuki sonuçlar doğurmaktadır. İmar planlarının

onaylanmasından sonra özellikle imarlı alan içinde bulunulacak her türlü imar

ve yapı faaliyetlerinde imar plan ve programlarına uygun davranma, her türlü

yapı için ilgili idareden izin alma ve izin ilkelerine uygun olarak yapı inşa

etme yükümlülüğü ilgililer açısından doğmaktadır. Bunun yanında taşınmazın imar

planında kamu hizmetine ayrılması henüz bir kamulaştırma yapılmayıp fiilen de

taşınmaza el atılmadığı için mülkiyet hakkını ortadan kaldırmamakla birlikte

malikin mülkiyet hakkından doğan yetkilerini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Bu

kapsamda kamu hizmet alanı olarak ayrılmasından dolayı taşınmaz üzerinde inşai faaliyette bulunulabilmesi mümkün olamadığı gibi bu

durumun satış, bağış, ipotek ve diğer irtifak haklarının tesisi yönünden

yapılacak işlemler ve taşınmazın rayiç değeri bakımından da olumsuz etkileri

bulunmaktadır. Dolayısıyla imar uygulamalarının ve bu bağlamda taşınmazların

imar durumunun kamu hizmet alanı olarak belirlenmesinin mülkiyet hakkına

müdahale teşkil ettiği kuşkusuzdur. Nitekim 2942 sayılı Kanun’un ek 1.

maddesinde de uygulama imar planlarında umumi hizmetlere ve resmî kurumlara

ayrılması nedeniyle malikin tasarrufunun hukuken kısıtlandığı kabul edilmiştir.

Bununla birlikte itiraz konusu kuralda olduğu gibi mülkiyet hakkına getirilen

sınırlamanın belirsiz veya uzun süreli olması durumunda da mülkiyet hakkına

yönelik bir müdahale söz konusudur.

16. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı

sınırsız bir hak olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve

kanunla sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede

bulunulurken temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel

ilkeleri düzenleyen Anayasa’nın 13. maddesinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir.

17. Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca temel hak

ve özgürlükler, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine

aykırı olmaksızın Anayasa’nın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı

olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin

Anayasa’ya uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı

amacı taşıması ve ayrıca ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir.

18. Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet

hakkı ancak kamu yararı amacıyla sınırlanabilir. İmar planlarıyla arazi ve arsa

düzenlemesi sırasında taşınmazların bir kısmının kamu hizmetine ayrılmasının

kamu yararı amacına dönük olduğu kuşkusuzdur.

19. İtiraz konusu kuralla mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin kamu yararı amacına dönük olması yeterli olmayıp ayrıca

ölçülü olması gerekir. Ölçülülük ilkesi elverişlilik, gereklilik ve orantılılık

olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen müdahalenin

ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik

ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin gerekli olmasını, orantılılık ise

bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir

dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Öngörülen tedbirin

ulaşılmak istenen kamu yararı karşısında maliki olağan dışı ve aşırı bir yük

altına sokması durumunda müdahalenin orantılı ve dolayısıyla ölçülü olduğundan

söz edilemez.

20. Düzenli ve planlı bir kentleşmenin

sağlanabilmesi amacına yönelik olarak arsa ve arazi düzenlemesi yapılmasının ve

bu kapsamda kamu hizmetleri için ihtiyaç duyulan taşınmazların kamu hizmetine

ayrılmasının itiraz konusu kural bakımından elverişsiz bir araç olduğu

söylenemez. Diğer yandan düzenli bir kentleşmenin sağlanabilmesi, planlama

yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Yetkili kamu otoritelerince planlama

yapılırken toplum olarak bir arada yaşamanın doğurduğu tüm sosyal, kültürel ve

ekonomik ihtiyaçların belirlenmesi ve karşılanması hedeflenmektedir. Sosyal

birer varlık olarak aynı yerleşim yerinde ve bir arada yaşayan bireylerin bu

ihtiyaçlarının giderilmesi, özel mülkiyette bulunmayan kamusal birtakım

alanların varlığını gerekli hâle getirmektedir. Bu amaçla kamuya ait

gayrimenkullerden bedelsiz devredilen veya yüzde kırk oranında bedelsiz alınan

düzenleme ortaklık payı ya da kamu ortaklık payı ayrılması ve bunun yanında

belirtilen alanların eksik kalması durumunda kamu hizmetleri için duyulan taşınmaz

ihtiyacının kamulaştırma yoluyla giderilmesi öngörülmüştür. Dolayısıyla kamu

yararı amacıyla imar uygulamasında taşınmazların kamu hizmeti alanlarına

ayrılması suretiyle itiraz konusu kural kapsamında mülkiyet hakkına yapılan

müdahalenin gerekli olmadığı söylenemez.

21. İtiraz konusu kuralla mülkiyet hakkına

yapılan müdahalenin orantılı olup olmadığı da incelenmelidir. Bu bağlamda imar

uygulamalarında kamulaştırma yapılmadan da ilgili kamu yararı amacının

gerçekleştirilmesi için kişilerin ve kamunun taşınmazlarının bedelsiz olarak

devrine ilişkin hükümlerin varlığı dikkate alınmalıdır. Dolayısıyla öncelikle

kanun koyucu tarafından belirlenen araçları dikkate alarak kamu hizmeti alanına

ayrılan yerlerin belirleneceği ancak bu alanların yeterli olmaması durumunda

ise bazı taşınmazların temininin kamulaştırma yoluyla sağlanabileceği

anlaşılmaktadır. Özel mülkiyette bulunan taşınmazların imar uygulamasında kamu

hizmeti alanı olarak ayrılmasında kamusal yarar bulunmakla birlikte bu yolla

malike aşırı ve orantısız bir külfet yüklenmemelidir.

22.Diğer taraftan imar uygulamalarının geniş

alanları kapsaması nedeniyle ve bütçeye yeterli ödeneğin konulması amacıyla

kanun koyucu kamulaştırma sürecinin beş yıllık süre içinde tamamlanmasını

öngörmüştür. Mülkiyetin kamu yararı amacıyla kontrolüne ilişkin söz konusu

müdahaleler bakımından kanun koyucunun takdir yetkisi bulunmaktadır. Bu takdir

yetkisi çerçevesinde söz konusu kamu yararı amacının gerçekleştirilmesi

yönünden belirtilen fiilî ve hukuki engeller sebebiyle malikin makul ve belirli

bir süre boyunca bu kısıtlamalara katlanması beklenebilir. Ancak bu sürenin

uzaması hâlinde söz konusu kısıtlamalar, taşınmaz malikine yüklenen külfeti

ağırlaştıracağı gibi kısıtlılık süresinin uzamasına bağlı olarak malikin zararını

karşılayabilecek herhangi bir giderim imkânının getirilmemesi de malike aşırı

bir külfet yüklenmesine sebep olacaktır.

23. İtiraz konusu kuralda, imar uygulamasıyla

getirilen kısıtlılık yönünden öngörülen beş yıllık sürenin maddenin yürürlük

tarihinden itibaren yeniden başlaması hüküm altına alınmaktadır. Başka bir

ifadeyle mülkiyet hakkından dilediği gibi tasarruf edebilmesi ve

yararlanabilmesi kısıtlanan malikin kamulaştırma bedeline kavuşabilmesi veya

söz konusu kısıtlılık hâlinin kaldırılarak mülkiyet hakkından yararlanabilmesi

için geçmesi gereken beş yıllık sürenin yeniden başlaması söz konusu

olmaktadır. Kanun koyucu bu süre nedeniyle malikin uğradığı zararları telafi

etmeye veya gidermeye yönelik herhangi bir düzenleme ise getirmemiştir. Üstelik

bu kısıtlılık nedeniyle açılacak davalarda taşınmazı kullanamamaktan doğan

zararların tazminine yönelik bir düzenleme mevcut olmadığı gibi itiraz konusu

kural, yürürlük tarihinden önceki kısıtlılık sürelerinin de dikkate

alınmamasına yol açmaktadır. Bu durum ise malike aşırı bir külfet yüklemekte ve

kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında gözetilmesi gereken adil

dengeyi malik aleyhine bozmaktadır.

24. Dolayısıyla imar uygulaması sonucu

taşınmazın kamu hizmetine tahsis edilmesi suretiyle getirilen kısıtlamaların

Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeniden başlamasına yol açan

itiraz konusu kuralla mülkiyet hakkına yapılan müdahale orantılı

değildir."

24. Danıştay Altıncı Dairesinin 22/4/2015 tarihli ve

E.2014/9101, K.2015/2572 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"İmar planlarında kamu hizmet tesislerine

tahsis edilmiş olan yerlerde kalan taşınmazlar üzerinde maliklerin tasarruf

hakları kısıtlanmakta, bu yerler kamulaştırma işlemine konu teşkil edeceğinden

satış değerleri düşmekte,rayiç

değerinden satılamamakta, ancak kamulaştırma bedeli alınmak suretiyle yarar

sağlanabilmektedir. Kamulaştırma yapılmadığı takdirde, kişilerin temel

haklarından biri olan mülkiyet hakkı süresi belirsiz bir zaman diliminde

kısıtlanmakta ve bu durum mülkiyet hakkının özünün zedelemesine neden

olmaktadır.

Yukarıda yer verilen İmar Kanununun 10.

maddesi hükmüyle, belediyelere imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren en

geç üç ay içinde imar programını hazırlama, yatırımcı kuruluşlara imar

planlarında kamu hizmetine ayrılan arsaları imar programı süresi içerisinde

kamulaştırma, yine yetkili idari makamlara kamulaştırmaya ilişkin ödeneği

yatırımcı kuruluşun bütçesine koyma mükellefiyeti yüklenmek suretiyle kanun

koyucu tarafından kamu yararı adına fedakarlığa katlanmak durumunda kalan

taşınmaz maliklerinin mülkiyet haklarının ihlal edilmesi sonucunu doğuracak

şekilde uzun süre taşınmazlarının imar programlarına alınmadan bekletilmesi

uygun görülmemiş ve idareye herhangi bir takdir yetkisi tanınmaksızın bağlayıcı

sürelerle gerekli işlemleri yapma görevi yüklenmiştir.

...

Davacıya ait uyuşmazlık konusu parselin, imar

planında okul alanı olarak ayrılması nedeniyle bu parselde artık yapılaşmaya

gidilemeyeceği ve bu nedenle davacının tasarruf hakkının kısıtlandığı açıktır.

Bu fonksiyonun imar planına işlenmesinden itibaren beş yıldan fazla bir süre

geçmiş olmasına karşın davalı idarece imar programına alınmadığı gibi, ne zaman

imar programına alınacağı yahut söz konusu taşınmazın kamulaştırma kapsamına

alınıp alınmayacağı yahut bölgede parselasyon uygulamasının yapılıp

yapılmayacağı konusunda bir bilgi de davacıya verilmemiştir. Bu nedenle,

davacının maliki olduğu parselin durumu ve mülkiyet hakkından yararlanma

olanakları belirsizlik içindedir.

...

Uyuşmazlık konusu olayda da,

davacının mülkiyet hakkının belirsiz bir süre ile kısıtlandığı açık olup,

taşınmazın imar programına alınmayarak kamulaştırılmaması veya imar uygulaması

yapılmaması nedeniyle kısıtlamanın devam ettirildiği anlaşılmaktadır.

Bu kapsamda, imar planı sonucunda taşınmaz

üzerinde meydana gelen kısıtlılık halinin kamulaştırma ya da parselasyon

yapılarak kaldırılmaması sonucu mülkiyet hakkının ihlal edildiği saptanmıştır.

Bu durumda, davacının taşınmaz üzerindeki

kısıtlama nedeniyle, imar planının taşınmazda doğurduğu sonuçların ortadan

kaldırılması yönündeki isteminin reddine dair işlemde hukuka uyarlık

görülmemiştir..."

25. Danıştay Altıncı Dairesinin 22/4/2014 tarihli ve

E.2010/6020, K.2014/3357 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...İmar planlarında kamu hizmet

tesislerine tahsis edilmiş olan yerlerde kalan taşınmazlar üzerinde, maliklerin

tasarruf hakları kısıtlanmakta; bu yerler kamulaştırma işlemine konu teşkil

edeceğinden satış değerleri düşmekte, rayiç değerinden satılamamakta, ancak

kamulaştırma bedeli alınmak suretiyle yarar sağlanabilmektedir. Kamulaştırma

yapılmadığı takdirde, kişilerin temel haklarından biri olan mülkiyet hakkı

süresi belirsiz bir zaman diliminde kısıtlanmakta ve bu durum mülkiyet hakkının

özünün zedelenmesine neden olmaktadır.

Yukarıda yer verilen İmar Kanununun 10.

maddesi hükmüyle, belediyelere imar planının yürürlüğe girmesinden itibaren en

geç üç ay içinde imar programını hazırlama, yatırımcı kuruluşlara imar

planlarında kamu hizmetine ayrılan arsaları imar programı süresi içerisinde

kamulaştırma, yine yetkili idari makamlara kamulaştırmaya ilişkin ödeneği

yatırımcı kuruluşun bütçesine koyma mükellefiyeti yüklenmek suretiyle kanun

koyucu tarafından, kamu yararı adına fedakarlığa katlanmak durumunda kalan

taşınmaz maliklerinin mülkiyet haklarının ihlal edilmesi sonucunu doğuracak

şekilde uzun süre taşınmazlarının imar programlarına alınmadan bekletilmesi

uygun görülmemiş ve idareye herhangi bir takdir yetkisi tanınmaksızın bağlayıcı

sürelerle gerekli işlemleri yapma görevi yüklenmiştir.

Bu durumda, yukarıda belirtilen açıklamalar

doğrultusunda davacıya ait taşınmazın kamulaştırılması istemiyle yapılan

başvurunun geciktirilmeksizin sonuçlandırılması gerekirken, söz konusu

taşınmazın önümüzdeki yıllarda ödenekler çerçevesinde değerlendirileceğinden

bahisle başvurunun reddine ilişkin Ankara Valiliğinin 15.09.2008 tarih ve 1763

sayılı işleminin bu kısmında ve davanın bu kısmının reddine ilişkin mahkeme

kararında hukuka uyarlık görülmemiştir..."

B. Uluslararası Hukuk

26. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

27. AİHM, başvurucuların ihlal iddialarına yönelik olarak

öncelikle iç hukukta mevcut yeterli ve etkili yolları tüketmesi gerektiğini

belirtmiştir. Bu yolların kesin olarak varlığından söz edilebilmesi için teoride

mevcut olması yeterli olmayıp uygulamada da etkin olması, makul bir biçimde

erişilebilir ve etkili olması gerekmektedir. AİHM'e

göre Sözleşme'nin 35. maddesinin (1) numaralı fıkrası, AİHM'e

başvuru yapılmadan önce başvurucuların uygun bir iç hukuk yoluna başvurmalarını

gerektirmekle birlikte etkisiz veya yetersiz bir iç hukuk yoluna başvurulması

ise lüzumlu değildir (Aksoy/Türkiye,

B. No: 21987/93, 18/12/1996, §§ 51, 52).

28. AİHM, imar planının hukuka aykırılığından değil de bu planın

herhangi bir tazmin olmaksızın taşınmaz üzerinde meydana getirdiği

kısıtlamaların sonuçlarından şikâyetçi olunması durumunda imar planının iptali

istemiyle açılacak davanın tüketilmesi gerekli bir hukuk yolu olmadığını

belirtmiştir (Rossitto/İtalya, B. No: 7977/03, 26/5/2009, § 19; Ayangil ve diğerleri/Türkiye, B. No: 33294/03,

6/12/2011, § 30). AİHM kararlarında, bu tür şikâyetler bakımından söz konusu

kısıtlamalar nedeniyle oluşan zararın tazmini olanağını sağlayan mevcut ve

yeterli hukuk yollarının kullanılması gerektiği kabul edilmektedir (Gülizar Öz/Türkiye (k.k.),

B. No: 40687/98, 1/7/2004; Pınar

Güngör/Türkiye (k.k.), B. No: 46745/99,

6/3/2007; Rabia Tan ve diğerleri/Türkiye,

B. No: 8095/02, 31/1/2008, §§ 37-41; Remzi

Tekin Bozkurt/Türkiye (k.k.), B. No:

38045/05, 2/3/2010).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 12/9/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

30. Başvurucu, taşınmazın imar planında kamu hizmeti alanı

olarak ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkına ölçüsüz bir müdahalede

bulunulduğunu belirtmiştir. Başvurucu ayrıca bu sebeple açtığı iptal davasında

alınan uzman bilirkişi raporlarına aykırı olarak karar verilmesi nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğinden yakınmıştır.

2. Değerlendirme

31. Anayasa’nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes,

mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

32. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

33. Başvurucu her ne kadar açtığı iptal davasında derece

mahkemelerince uzman bilirkişi raporlarına itibar edilmediğinden bahisle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de özellikle hukuki

nitelikteki konularda mahkemelerin bilirkişi raporlarındaki görüşler ile bağlı

olmadığı dikkate alınmalıdır. Bu bağlamda başvurucunun esas şikâyetinin ise

taşınmazının kamu hizmeti alanı olarak ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlali iddiasına yönelik olduğu gözetildiğinde makul sürede yargılanma hakkı

dışındaki ihlal iddialarının mülkiyet hakkı kapsamında incelenmesi gerektiği

değerlendirilmiştir.

34. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 30/3/2011

tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir.

35. Bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun bu niteliği gereği Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun yollarının

tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa Mahkemesi önüne

getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi ve kanıtlarını

zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava ile başvurusunu

takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (İsmail Buğra İşlek, B. No: 2013/1177,

26/3/2013, § 17).

36. Başvuru yollarının tüketilmesi gereğinden söz edilebilmesi

için öncelikle hukuk sisteminde hakkının ihlal edildiğini iddia eden kişinin

başvurabileceği idari veya yargısal bir hukuki yolun öngörülmüş olması

gerekmektedir. Ayrıca bu hukuki yolun iddia edilen ihlalin sonuçlarını

giderici, etkili ve başvurucu açısından makul bir çabayla ulaşılabilir

nitelikte olması ve sadece kâğıt üzerinde kalmayıp fiilen de işlerliğe sahip

bulunması gerekmektedir. Olmayan bir hukuki yolun tüketilmesi başvurucudan

beklenemeyeceği gibi hukuken veya fiilen etkili bulunmayan, ihlalin sonuçlarını

düzeltici bir vasıf taşımayan veya aşırı ve olağan olmayan birtakım şeklî

koşulların öngörülmesi nedeniyle fiilen erişilebilir ve kullanılabilir olmaktan

uzaklaşan başvuru yollarının tüketilmesi zorunluluğu bulunmamaktadır (Fatma Yıldırım, B. No: 2014/6577,

16/2/2017, § 39).

37. Anayasa’nın anılan maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

Gayrimenkul malların mülkiyet hakkının kapsamına dâhil olduğu hususunda

tereddüt bulunmamaktadır. Uyuşmazlık konusu taşınmazın tapuda başvurucular

adına kayıtlı olduğu anlaşıldığına göre somut olayda mülkün varlığı hususunda

bir duraksama yoktur.

38. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

yasaların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve ondan tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma olanağı

verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

39. Taşınmazın imar planında kamu hizmetine ayrılması, henüz bir

kamulaştırma yapılmayıp fiilen de taşınmaza el atılmadığı için mülkiyet

hakkından yoksun bırakma sonucu doğurmamakla birlikte malikin mülkiyet

hakkından doğan yetkilerini önemli ölçüde kısıtlamaktadır. Bu kapsamda kamu

hizmet alanı olarak ayrıldığından dolayı taşınmaz üzerinde inşai

faaliyette bulunulabilmesi mümkün olamadığı gibi müdahalenin satış, bağış,

ipotek ve diğer irtifak haklarının tesisi yönünden yapılacak işlemler ve

taşınmazın rayiç değeri bakımından da olumsuz etkileri bulunmaktadır.

Dolayısıyla imar uygulamalarının ve bu bağlamda taşınmazın imar durumunun kamu

hizmeti alanı olarak belirlenmesinin mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği

kuşkusuzdur.

40. Anayasa'nın 35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

mülkiyet hakkına sahip olduğu belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci

fıkrasında da mülkten barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi

belirlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının

hangi koşullarda sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten yoksun bırakmanın şartlarının

genel çerçevesi de çizilmiştir. Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının

kullanımının toplum yararına aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle

devletin mülkiyetin kullanımını kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân

sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı maddelerinde de devlet tarafından

mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca

belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma ve mülkiyetin düzenlenmesi,

mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

41. İmar uygulamalarıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahaleler, bireysel

başvuru kararlarında da ifade edildiği üzere kural olarak mülkiyetin kamu

yararına kullanılmasının kontrolü (veya düzenlenmesi) kapsamında görülmektedir

(Süleyman Günaydın, B. No:

2014/4870, 16/6/2016, § 65). Bu alanda ise devletin geniş bir takdir yetkisinin

olduğu kabul edilebilir. Öte yandan yukarıda da değinildiği üzere somut olay

bağlamında müdahalenin mülkten yoksun bırakmaya yol açmadığı da kuşkusuzdur.

Ancak müdahale kamulaştırma sürecinin bir aşamasını teşkil ettiğinden dolayı ve

müdahalede geçen süre dikkate alındığında müdahalenin kontrol veya düzenleme

amacından söz edilemez. Dolayısıyla başvuruya konu müdahalenin mülkiyetten

barışçıl yararlanmaya ilişkin genel kural çerçevesinde incelenmesi gerekir.

Diğer bir deyişle somut olayda olduğu gibi mülkiyet hakkına kamulaştırma

sürecinin bir aşaması olarak getirilen belirsiz veya uzun süreli sınırlama

durumunda mülkiyetten barışçıl yararlanma hakkına yönelik bir müdahale söz

konusu olur.

42. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet sınırsız bir hak olarak

düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla sınırlandırılabileceği

öngörülmüştür (Recep Tarhan ve Afife Tarhan,

§ 62).

43. Yerleşim yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen,

sağlık ve çevre şartlarına uygun gerçekleşmesini sağlamayı amaçlayan 3194

sayılı Kanun; arazi ve arsa düzenlemesi sırasında kamu hizmetleri ve tesisleri

için yeterli yerlerin ayrılması konusunda hükümler içermektedir (bkz. §§ 18,

19). Dolayısıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının

bulunduğu anlaşılmaktadır.

44. Anayasa'nın 35. maddesi uyarınca mülkiyet hakkı ancak kamu

yararı amacıyla sınırlanabilir. 3194 sayılı Kanun'un 1. maddesinde; Kanun'un

yerleşme yerleri ile bu yerlerdeki yapılaşmaların plan, fen, sağlık ve çevre

şartlarına uygun teşekkülünü sağlamak amacıyla düzenlendiği belirtilmiştir. Bu

Kanun'un amacı çerçevesinde imar planlarıyla arazi ve arsa düzenlemesi

sırasında taşınmazların bir kısmının kamu hizmetine ayrılmasının kamu yararı

amacına dönük olduğu kuşkusuzdur.

45. Ancak mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin kamu yararı

amacına dönük olması yeterli olmayıp ayrıca ölçülü olması gerekir. Özel mülkiyette

bulunan taşınmazların imar uygulamasında kamu hizmeti alanı olarak ayrılmasında

kamusal yarar bulunmakla birlikte bu yolla malike aşırı ve orantısız bir külfet

yüklenmemelidir. (AYM, E.2009/31, K.2011/77, 12/5/2011). Somut olay bakımından

imar uygulamalarının geniş alanları kapsaması nedeniyle ve bütçeye yeterli

ödeneğin konulması amacıyla kanun koyucu kamulaştırma sürecinin beş yıllık süre

içinde tamamlanmasını öngörmüştür. Kamu makamlarının takdir yetkisi

çerçevesinde söz konusu kamu yararı amacının gerçekleştirilmesi yönünden

belirtilen fiilî ve hukuki engeller sebebiyle malikin makul ve belirli bir süre

boyunca bu kısıtlamalara katlanması beklenebilir. Ancak bu sürenin uzaması

hâlinde söz konusu kısıtlamalar, taşınmaz malikine yüklenen külfeti ağırlaştıracağı

gibi kısıtlılık süresinin uzamasına bağlı olarak malikin zararını

karşılayabilecek herhangi bir giderim imkânının bulunmaması da malike aşırı bir

külfet yüklenmesine sebep olur (AYM, E.2016/196, K.2018/34, 28/3/2018, §§

21-23).

46. Somut olayda başvurucular, imar planının hukuka

aykırılığından ziyade uyuşmazlık konusu taşınmazın bu planda kamu hizmeti

alanına tahsis edilmesi nedeniyle mülkiyet hakkına getirilen sınırlamalardan

şikâyet etmişlerdir. Dolayısıyla başvurucuların temel şikâyetleri bu

kısıtlamalar nedeniyle uğradıkları zararların giderilmesi taleplerine

yöneliktir. Bu bakımdan başvurucuların belirtilen şikâyetleri yönünden etkili

bir başvuru yolunun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir.

47. Konu ile ilgili Danıştay kararlarında, taşınmazın imar

planında kamu hizmeti alanına ayrılması nedeniyle mülkiyet hakkının makul bir

süreyi aşacak şekilde kısıtlandığı takdirde açılacak idari davalarda tazminata

hükmedilmesi gerektiği kabul edilmiştir (bkz. §§ 24, 25).

48. Bireysel başvurunun devamı sırasında ise 6745 sayılı Kanun

ile imar planlarıyla getirilen sınırlamalar yönünden 2942 sayılı Kanun’da

çeşitli düzenlemeler yapılmıştır. Buna göre anılan Kanun'un ek 1. maddesinde,

beş yıllık sürenin uygulama imar planlarının yürürlüğe girmesinden itibaren

başlayacağı düzenlenmiştir. Bu maddeyle idareye bu süre içinde tasarrufu

hukuken kısıtlanan taşınmazları kamulaştırma veya mülkiyet hakkının

kullanılmasına engel teşkil edecek kısıtlılığı kaldıracak şekilde imar planı

değişikliği yapma yükümlülüğü getirilmiştir. Bu süre içinde belirtilen

işlemlerin yapılmaması hâlinde taşınmaz malikleri tarafından idareye başvuru

işlemleri ve uzlaşma süreci tamamlandıktan sonra taşınmazın

kamulaştırılmasından sorumlu idare aleyhine idari yargıda dava açılabileceği

belirtilmiştir.

49. Diğer taraftan 6745 sayılı Kanun'un 34. maddesi ile 2942

sayılı Kanun'un geçici 11. maddesinde, ek 1. madde kapsamında kalan ve bu

maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce tasarrufu hukuken kısıtlanan taşınmazlar

bakımından söz konusu beş yıllık sürenin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten

itibaren başlayacağı öngörülmüştür. Ancak bu madde hükmü, malike aşırı bir

külfet yüklemekte ve kamu yararı ile malikin mülkiyet hakkı arasında

gözetilmesi gereken adil dengeyi malik aleyhine bozduğu gerekçesiyle Anayasa

Mahkemesince bireysel başvurunun devamı sırasında 28/3/2018 tarihinde iptal

edilmiştir (bkz. § 23).

50. Dolayısıyla 2942 sayılı Kanun'un ek 1. maddesi ile konu

hakkındaki Danıştay içtihadına göre başvurucunun mülkiyet hakkına imar yoluyla

getirilen kısıtlamalar sebebiyle idareye başvurarak imar durumunun gözden

geçirilmesi veya taşınmazın kamulaştırılması talebinde bulunabileceği, bu

talebinin reddi hâlinde ise tazminat istemiyle idari yargı yerinde dava

açabileceği görülmektedir. Öte yandan başvurucunun bu davayla veya ayrı bir

dava yoluyla taşınmazı makul bir süre geçtikten sonra kullanamadığı dönem için

uğradığı zararları tazmin edebilmesi de mümkündür. Bireysel başvurunun devamı

sırasında getirilen ve başvurucunun belirtilen şekilde idari ve yargısal

yollara başvurmasını öteleyen kanun hükmü Anayasa Mahkemesince iptal edildiğine

göre bu hukuki yolun tüketilmesi önünde herhangi bir engel de bulunmamaktadır.

51. Ancak somut olayda başvurucular tarafından adil dengenin

sağlanmasında etkili olduğu tespit edilen ve erişilebilir söz konusu hukuk

yollarına müracaat edildiğine dair herhangi bir bilgi veya belgenin bireysel

başvuru dosyasına sunulmadığı görülmektedir. Sonuç olarak mülkiyet hakkının ihlali

iddiası kapsamında uğranılan zararların giderilmesi şikâyetleri yönünden

başvuru yolları usulünce tüketilmemiştir. Etkin ve erişilebilir bir çözüm

imkânı sunan anılan hukuk yoluna başvurmaksızın yapılan başvuruların

incelenmesi, bireysel başvuru yolunun ikincilliği ilkesi gereği mümkün

değildir.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurunun diğer kabul edilebilirlik

koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

53. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

54.Bireysel başvuru sonrasında, 31/7/2018 tarihli ve 30495

sayılı Resmi Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Bazı Kanun ve

Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20.

maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine

Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a

geçici madde eklenmiştir.

55. 6384 sayılı Kanuna eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların, başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Komisyon)

tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

56. Ferat Yüksel kararında Anayasa Mahkemesi;

yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç

veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018

tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat

Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilir olma,

başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı

yönlerinden inceleyerek etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018, §§ 26-36).

57. Ferat Yüksel kararında özetle; anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 33-36). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesi

olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan

başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile

bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35-36).

58. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

59. Açıklanan gerekçeyle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduklarına karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

C. Başvurucunun ilgili idari veya yargısal mercilere başvuru

yapmaları hususunda MUHTARİYETİNE 12/9/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Özgür DUMAN

Başvurucu

:

Göksel

GÖKBUDAK

Vekili

:

Av. Nezih

DAĞDEVİREN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/7636, 12 Eylül 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. E.
  9. E.
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. B. No: 40687/98, 1/7/2004; Pınar
  12. B. No: 8095/02, 31/1/2008, §§ 37-41; Remzi
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Mülkiyet Hakkının
  15. B. Makul Sürede
  16. C. Başvurucunun ilgili idari veya yargısal mercilere başvuru
  17. Yıldırım
  18. Akıncı
  19. Topal
  20. Gökbudak
  21. Dağdeviren
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/7636
Tarih
12 Eylül 2018

İlgili Kararlar

  • Yusuf Ziya Bayraktar Başvurusu (B. No: 2015/14290)
  • Sürekli Vakıflar Tarihi Eserlere ve Çevreye Hizmet Derneği Başvurusu (B. No: 2015/14747)
  • Bedriye Demir Başvurusu (B. No: 2015/8309)
  • Murat Elibüyük Başvurusu (B. No: 2015/7973)
  • Hüseyin Ünal Başvurusu (B. No: 2017/24715)
  • Neslihan Albayrak Başvurusu (B. No: 2015/19611)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.