İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Güher Ergun ve Tosun Tayfun Ergun Başvurusu (B. No: 2012/12)

1. Başvurucular, 1997 yılında

Başvuru No2012/12Tarih17 Eylül 2013Okuma20 dk · 3.956 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Güher Ergun Ve Tosun Tayfun Ergun Başvurusu

Karar tarihi
17 Eylül 2013
Başvuru Numarası
2012/12
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.956 kelime·20 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucular, 1997 yılında

açtıkları hukuk davasının henüz ilk derece mahkemesinde karara bağlanmamış

olması nedeniyle adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürerek,

ihlalin tespitiyle uğradıkları maddi ve manevi zararın tazminine karar

verilmesini talep etmişlerdir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 25/9/2012

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı

alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesi

Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar

verilmiştir.

4. İkinci Bölümün 30/4/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, Anayasa

Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (b) bendi uyarınca kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmesine

karar verilmiştir.

5. Başvurucular tarafından

vekilleri Av. Murat Nas’a ilişkin Fethiye yedinci

noterliğinin 29/5/2013 tarih, 2635 ve 2634 yevmiye

numaralı azilnameleri başvuru dosyasına ibraz

edilmiştir.

6. Adalet Bakanlığının 2/7/2013 tarih ve 63103 sayılı görüş yazısı 9/7/2013

tarihinde başvuruculara tebliğ edilmiş olup, başvurucular vekili azilden

sonraki 24/7/2013 havale tarihli dilekçesinde, Adalet Bakanlığı görüş yazısında

yer alan, Anayasa Mahkemesi’nin zaman bakımından yetkisine dair

değerlendirmelere iştirak etmediklerini belirterek, başvuru konusu yargılamanın

başvurucuların kusuru olmaksızın yargılama makamlarının tutumu nedeniyle

uzadığı yönündeki beyanını tekrar etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesindeki

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Çanakkale ili Biga ilçesi Çelikgürü Köyü Milletkırı

mevkiinde kain 2549764 m2 yüzölçümlü taşınmaz başvurucular murisi Sabri Ergun

tarafından 22/10/1956 tarihinde satın alınmıştır.

9. Murisin vefatı üzerine,

başvuruculardan Tosun Tayfun Ergun tarafından 29/7/1997

tarihinde, taşınmaza bir kısım köy halkı tarafından tecavüz edildiği iddiasıyla

Lapseki Kaymakamlığına başvurularak tecavüzün önlenmesi talep edilmiş, Lapseki

Kaymakamlığının 11/8/1997 tarihli kararıyla, taşınmazın bir bölümünün dava

konusu olduğu, diğer kısmı üzerinde ise köy halkının zilyetliği bulunmakla

taşınmaza tecavüz edildiğinin sabit görülmediği belirtilerek, talep

reddedilmiştir.

10. Başvurucular tarafından, 3/9/1997 tarihinde Lapseki Asliye Hukuk Mahkemesinin

E.1997/133 sayılı dosyası üzerinden yetmiş davalı aleyhine müdahalenin meni ve ecrimisil davası açılmıştır.

11. Lapseki Asliye Hukuk

Mahkemesinin E.1997/133 sayılı dosyasının yargılaması sırasında, taşınmazın

bulunduğu bölgede kadastro tespit çalışmaları yapılması nedeniyle, Lapseki

Asliye Hukuk Mahkemesince verilen 22/10/1999 tarih ve

E.1997/133, K.1999/137 sayılı görevsizlik kararı ile dosya Lapseki Kadastro

Mahkemesine gönderilmiştir.

12. Lapseki Kadastro Mahkemesine

gönderilen dosyanın Mahkemenin E.2000/4 sırasına kaydı yapılmıştır.

13. Kadastro çalışmaları

sırasında dava konusu olduklarından bahisle Lapseki Kadastro Mahkemesine

gönderilen tespit tutanakları ile ilgili dosya ise Mahkemenin E.1999/73

sırasına kaydedilmiş ve belirtilen tespit tutanaklarından bir kısmının

Mahkemeye görevsizlik kararıyla aktarılmış olan E.2000/4 sayılı dosyada dava

konusu edilen taşınmazlara ait olmaları nedeniyle, Mahkemenin 26/4/2004 tarih

ve E.2000/4, K.2000/24 sayılı kararı ile, E.2000/4

sayılı dosyanın E.1999/73 sayılı dosya ile birleştirilmesine karar verilmiştir.

14. Lapseki Kadastro Mahkemesinin

E.1999/77 ve E.1999/91 sayılı dosyalarının da ilgisi nedeniyle, münferit

tarihlerde Mahkemenin E.1999/73 sayılı dosyası ile birleştirilmesine karar

verilmiştir.

15. Belirtilen birleştirme

kararları sonrasında dosyanın ilk derece mahkemesi önünde derdest olduğu

anlaşılmaktadır.

B. İlgili

Hukuk

16. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

17. 21/6/1987 tarih ve 3402 sayılı

Kadastro Kanunu’nun “Genel

olarak görev” kenar başlıklı 25. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Kadastro mahkemesi; taşınmaz mal mülkiyetine ve sınırlı

ayni haklara, tapuya tescil veya şerh edilecek veyahut beyanlar hanesinde

gösterilecek sair haklara, sınır ve ölçü uyuşmazlıklarına, kadastroya ve tapu

sicilini ilgilendiren benzeri davalara ve özel kanunlarca kendisine verilen

işlere bakar; Kadastroya veya kadastro ile ilgili verasete ait uyuşmazlıkları

çözümleyebileceği gibi, istek üzerine veraset belgesi de verebilir. ”

18. 3402 sayılı Kanun’un “Kadastro davalarında usul”

kenar başlıklı 28. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kadastro hakimi, askı süresi

içinde açılacak davalar ve kadastro müdürü tarafından mahkemeye tevdi olunacak

taşınmaz mallara ait kadastro tutanakları ve mahalli hukuk mahkemelerinden

devredilen işler hakkında dava dosyası açar. İlgililerin başvurusunu

beklemeksizin kadastro tutanakları ile uyuşmazlığın çözümlenmesine etkili

olabilecek kayıt ve diğer bilgileri ilgili dairelerden getirtir. Hakim, duruşma gününü taraflara Tebligat Kanunu hükümlerine

göre resen tebliğ eder.”

19. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama usulü” kenar

başlıklı 29. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları şöyledir:

“Kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın yokluğunda duruşma

yapılır. Taraflardan hiç biri gelmez ise dosya işlemden kaldırılmaz. Hakim, toplanması mümkün olan delilleri inceler ve 30 uncu

madde hükmünce işi karara bağlar.

…

Bu Kanunun tatbikinde ayrıca açıklık bulunmıyan

hallerde basit yargılama usulü uygulanır.

Kadastro mahkemeleri adli tatile tabi değildir.”

20. 3402 sayılı Kanun’un “Deliller ve hakimin

takdiri” kenar başlıklı 30. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Kadastro tutanaklarında beyanlarına başvurulan kişiler, bu

beyanlarına gerekçe gösterilerek itiraz edilmedikçe, yeniden dinlenmezler.

Ancak hakim, kadastro tutanağındaki beyanla, duruşma

sırasında topladığı deliller arasında çelişki görürse, bunu gidermek için

tutanakta beyanlarına başvurulan kimseleri tanık sıfatıyla yeniden

dinleyebilir.

Kadastro

komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilen

dosyaların muhtevasından malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçının

dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hakim resen lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak

taşınmaz malın kimin adına tescil edileceğine karar vermekle yükümlüdür.

Taşınmaz malın ölü bir şahsa ait olduğu anlaşılır ve mirasçıları da tespit

edilemezse, ölü olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararı

verilir.”

21. 3402 sayılı Kanun’un “Kararların tebliği, kanun

yollarına başvurma ve ilamların infazı” kenar başlıklı 32.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Kadastro mahkemesi kararları Tebligat Kanunu hükümlerine

göre resen taraflara tebliğ olunur.”

22. 3402 sayılı Kanun’un “Yargılama giderleri, kadastro

harcı ve tahakkuku” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrasının

son cümlesi şöyledir:

“Bu Kanun gereğince resen yapılması gereken soruşturma ve

tebligat işlemleri için zaruri giderler, ileride haksız çıkacak taraftan

alınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 17/9/2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların

25/9/2012 tarih ve 2012/12 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

24. Başvurucular, murislerinden

intikal eden taşınmaza ilişkin Lapseki Kadastro

Mahkemesinin E.1999/73 sayılı dosyasında yürütülen yargılamanın on beş yılı

aşkın bir süredir devam ettiğini, taraf teşkilinin dahi henüz sağlanmamış

olduğu nazara alındığında uzun bir süre daha devam edeceğini, taşınmaz

maliklerinin tapu kaydı uyarınca belirli olduğunu, uzun süre taraf teşkili

sağlanmasıyla uğraşılarak, verilen keşif kararları çeşitli nedenlerle defalarca

tehir edilerek ve Kadastro Mahkemesinde geçerli olan özel yargılama usulüne

rağmen yargılama makamlarınca gerekli özen gösterilmeyerek yargılamanın

sürüncemede bırakıldığını, bu nedenle yargılamanın makul sürede tamamlanmayarak

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan haklarının ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

25. Başvurucular, somut

başvuruya ilişkin olarak ilk derece mahkemesince yapılan yargılamayı

sonlandırır nitelikte bir karar mevcut olmadığını, AİHM kararlarında da

belirtildiği üzere makul sürede yargılama yapılmaması iddiasına dayanan

başvurular açısından başvuru yollarının tüketilmesi şartının aranamayacağını,

zira başvurunun esasen yargılamanın nihayete ulaştırılamaması nedenine

dayandığını belirtmişlerdir.

26. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları inceleme hususunda zaman

bakımından yetkisinin 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve eylemlere ilişkin başvuruları kapsadığı belirtilerek,

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıç tarihine kadar

başvuruya konu yargılamanın yaklaşık on bir yıldır devam etmekte olduğunun ve

halen ilk derece mahkemesi önünde derdest olduğunun kabul edilebilirlik

incelemesinde nazara alınması gerektiği bildirilmiştir.

27. 6216 sayılı Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden

sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel

başvuruları inceler.”

28. Anılan hüküm uyarınca

Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman bakımından başlangıcı 23/9/2012

tarihi olup, Mahkemenin yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk

güvenliği ilkesinin bir gereğidir. Bu nedenle Mahkeme, ancak bu tarihten sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel başvuruları

inceleyebilecektir.

29. Başvuru konusu dava, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlama tarihi olan 23/9/2012’den

önce açılmış olup, başvuru tarihi olan 25/9/2012 itibarıyla derdest olduğu

anlaşılmakla, başvurunun incelenmesi Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisi dâhilindedir.

30. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

31. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal

için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel

başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir.”

32. Belirtilen hükümler

uyarınca, bireysel başvuruda bulunulmadan önce, ihlal iddiasının dayanağı olan

işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş olan idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının tüketilmiş olması gerekmektedir. Temel hak ihlallerini

öncelikle derece mahkemelerinin gidermekle yükümlü olması, kanun yollarının

tüketilmesi koşulunu zorunlu kılar (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 19, 20; B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 26).

33. Ancak, başvuru yollarının

tüketilmesi ilkesinin mutlak şekilde uygulanması temel hak ve özgürlüklerin

etkin kullanımını ve korunmasını engelleyecektir. Hâlihazırda devam etmekte

olan bir yargılamada, makul sürede yargılama yapma yükümlülüğünün yerine

getirilmediği iddiası ile bireysel başvuruda bulunulabilmesi, başvuru

yollarının tüketilmesi kuralının istisnalarından birini teşkil etmektedir. Zira

bu durumda başvuru yollarının tüketilmesi şartının aranması, makul sürede

yargılama yapma yükümlülüğüne aykırı davranılması nedeniyle meydana gelen

sonuçları ortadan kaldırmayacaktır. Aksine, makul olmadığı iddia edilen

yargılama faaliyetinin daha da uzamasına ve başvurucu açısından zararın

artmasına neden olacaktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

27).

34. Makul sürede yargılama yapma

yükümlülüğünün yerine getirilmediği iddiasını içeren başvurular açısından,

Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında öngörülen kanun yollarının tüketilmesi

şartı, ancak makul sürede yargılama yapma yükümlülüğüne ilişkin etkin bir

başvuru yolunun bulunması durumunda geçerli olabilecektir. Yargılama

faaliyetinin makul sürede gerçekleştirilmesini temin eden, bir başka ifade ile

yargılamanın uzamasını önleyici etkiye sahip olan veya yargılamanın makul

sürede yapılmaması sonucunda oluşan zararları tespit ve tazmin edici nitelik

taşıyan bir idari veya yargısal başvuru yolunun var olması halinde, bireysel

başvuruda bulunulmadan önce bu başvuru yolunun tüketilmesi şartı aranacaktır. Ancak

hukuk sistemimizde, yargılama faaliyetinin uzamasını önleyici veya yargılama

faaliyetinin uzamasından doğan zararları giderici etkiye sahip, Anayasa’nın

148. maddesinin üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (2)

numaralı fıkrasının kastettiği nitelikte etkin bir başvuru yolu bulunmadığı

anlaşıldığından, başvuru kanun yollarının tüketilmesi yönünden kabul edilebilir

niteliktedir. (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 28).

35. Açıklanan nedenlerle, açıkça

dayanaktan yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmayan başvurunun kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

36. Başvurucular, 1997 yılında

açmış oldukları hukuk davasına ilişkin olarak Lapseki

Kadastro Mahkemesinin E.1999/73 sayılı dosyasında yürütülen yargılamanın makul

sürede tamamlanmayarak Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

37. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, makul süreye ilişkin değerlendirmede Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisinin başlangıç tarihi olan 23/9/2012’den

sonraki sürenin nazara alınması, ancak bu tarihten önceki yargılama süresinin

de sürenin makul olma niteliği değerlendirilirken Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihadına paralel olacak

şekilde göz önünde bulundurulması ve sürenin makul olup olmadığı hususunda AİHM

tarafından geliştirilen kriterler de dikkate alınmak suretiyle, başvuruya konu

on yılı aşkın yargılama süresinin makul olup olmadığının tespit edilmesi

yönünde beyanda bulunulduğu anlaşılmıştır.

38. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası ile 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

hükümlerine göre, Anayasa Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının

incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen

hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin

kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı

dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013,

§ 18)

39. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

40. Anayasa’nın “Duruşmaların açık ve kararların gerekçeli olması”

kenar başlıklı 141. maddesinin dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

41. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde,

hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

42. Sözleşme metni ile AİHM

kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan

alt ilke ve haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil

yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36.

maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin

6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin

lafzi içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının

kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, - 2/7/2013, § 38).

43. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

44. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları

maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması olup, hukuki uyuşmazlığın

çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı

edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru

açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

45. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 41–45).

46. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek

başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının

ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle,

hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

47. Yargılama faaliyetinin makul

sürede gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın

türüne göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi

gereklidir.

48. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin

uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu

olayda, bir taşınmaz hakkında genel yetkili mahkemelerde açılan müdahalenin

meni davasının kadastro tespit çalışmaları nedeniyle kadastro mahkemesine

devredildiği görülmekle, 3402 sayılı Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan

usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama faaliyetinin, medeni hak ve

yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 49).

49. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından 3/9/1997

tarihidir.

50. Davanın ikame edildiği tarih

ile Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman

bakımından yetkisinin başladığı tarih farklı olabilmekle beraber, Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisini belirleyen hükümlerin, olay ve

olguların meydana geldiği tarihi değil, hak ihlali oluşturan işlem ve eylemlere

karşı başvurulabilecek kanun yollarının tüketildiği, yani işlem veya kararın

kesinleştiği tarihi esas aldığı görülmektedir. Başvuru konusu yargılamanın,

Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin başlangıcını teşkil eden 23/9/2012 tarihinden önce başlamış olduğu, başvuru tarihi

itibarıyla yaklaşık on beş yılı aşkın bir süredir devam ettiği ve belirtilen

tarih itibarıyla halen derdest olduğu anlaşılmakla, somut başvuruya ilişkin

olarak yapılacak makul süre değerlendirmesinde dikkate alınacak sürenin

başlangıcı, davanın ikame edildiği tarihtir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

51. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Ancak devam eden yargılamalara ilişkin makul sürede yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiasını içeren başvuruların yargılama faaliyetinin

devamı sırasında da yapılabilmesi olanağı bulunduğundan, değerlendirmeye esas

alınacak sürenin bitiş anı başvurunun karara bağlandığı tarihtir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 52).

52. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başlangıçta bir parça

taşınmaza ilişkin müdahalenin meni davası olduğu, ancak kadastro tespit

çalışmaları sonrasında görevsizlik kararıyla devredildiği Lapseki

Kadastro Mahkemesince, kadastro tespit tutanaklarının malik hanesi dava konusu

olduklarından bahisle boş bırakılarak Mahkemeye devredilen yüzü aşkın

taşınmazın maliklerinin tespitine ilişkin dosya ile birleştirildiği

anlaşılmaktadır. Birleştirme nedenini, başvurucular tarafından müdahalenin meni

davasına konu edilen taşınmazın, malik tespiti için tutanakları Mahkemeye

devredilen taşınmazlar arasında olması oluşturmaktadır. Lapseki

Kadastro Mahkemesince, dava konusunun E.1999/73 sayılı dosyada yer alan

parsellerle aynı olduğu tespit edilen E.1999/77 ve E.1999/91 sayılı dosyaların

da münferit tarihlerde başvuruya konu E.1999/73 sayılı dosya ile

birleştirilmesine karar verilmiştir. 3/9/1997 havale

tarihli dilekçe ile yargılamasına başlanıldığı anlaşılan davanın tensip

zaptının tanzimi sonrasında, halen derdest olmakla birlikte, yargılama

sürecinde yüzü aşkın duruşma yapılmış olup, belirtilen celseler arasında

genellikle iki aylık sürelerin bulunduğu anlaşılmıştır.

53. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, özellikle tensip zaptı kapsamında ikmaline başlanılması

gereken tapu kaydı, birleşik kroki, mahalli bilirkişi listesi gibi evrakın

ilgili kurumlardan talep edilmeyerek, yargılama sırasında münferit celselerde

verilen ara kararları uyarınca kısım kısım talep

edildiği, ara karar gereklerinin yerine getirilmediği muhtelif celselerde taraf

vekillerinin mazeretlerinin kabulüne dair karar tesisi ile yetinildiği, celse

harcı tayini gibi usuli imkanların

yargılama makamlarınca kullanılmadığı, yine taraf vekillerinin mazeretlerinin

kabul olunduğu bir kısım celselerde bazı usuli

işlemlerin ikmali hususunda taraf vekillerine yokluklarında süre verilerek

başka bir usuli işlem yapılmadığı anlaşılmaktadır. 3402 sayılı Kanun’da açıkça; ilgililerin başvurusunu beklemeksizin

kadastro tutanakları ile uyuşmazlığın çözümlenmesine etkili olabilecek kayıt ve

diğer bilgilerin ilgili dairelerden getirtileceği, hâkimin duruşma gününü

taraflara resen tebliğ edeceği, kadastro mahkemesinde gelmeyen tarafın

yokluğunda duruşma yapılacağı ve taraflardan hiç birinin gelmemesi durumunda

dahi dosya işlemden kaldırılmayarak, toplanması mümkün olan delillerin

incelenmesi suretiyle uyuşmazlığın karara bağlanacağı, kadastro

komisyonlarından gönderilen tutanaklar ile mahalli mahkemelerden devredilen

dosyaların içeriğinden malik tespiti yapılamadığı veya dava açan mirasçının

dışında başka mirasçıların da bulunduğu anlaşıldığı takdirde, hâkimin resen

lüzum gördüğü diğer delilleri toplayarak taşınmaz malın kimin adına tescil

edileceğine karar vermekle yükümlü olduğu, taşınmaz malın ölü bir şahsa ait

olduğunun anlaşılması ve mirasçılarının da tespit edilememesi durumunda ölü

olduğu yazılmak suretiyle o şahsın adına tescil kararı verileceği, kadastro ile

ilgili verasete ait uyuşmazlıklar çözümlenebileceği gibi, istek üzerine veraset

belgesi de verilebileceği ve 3402 sayılı Kanun gereğince resen yapılması

gereken soruşturma ve tebligat işlemleri için zaruri giderlerin, ileride haksız

çıkacak taraftan alınmak üzere bütçeye konulan ödenekten karşılanacağı

belirtilmiştir. Aynı Kanun’un 30. maddesi uyarınca, hâkimin resen delil

toplama ve davanın esasıyla ilgili karar almak için bunları inceleme yetkisi

bulunmaktadır. Ayrıca anılan Kanun’un 32. maddesi hükmüne göre kadastro

mahkemesi kararlarının resen taraflara tebliğ edilmesi imkânı vardır. Esasen

Devletin tapu kayıtlarının tutulmasındaki sorumluluğunun bir gereği olan bu

hükümlerin, kadastro mahkemesinde görülen yargılamalara ilişkin birçok usuli işlemin resen yapılmasını öngörmekle, aynı zamanda

yargılamanın mümkün olduğunca kısa bir süre içerisinde gerçekleştirilmesi

amacına hizmet ettiği anlaşılmaktadır.

54. Belirtilen hükümlere rağmen,

Mahkemece defalarca taraf vekillerine tebligat ve keşif masraflarının ikmali,

davaya dâhil edilmesi gereken şahısların tespiti ve dahili

dava edilmeleri ve yargılama sırasında vefat ettiği anlaşılan tarafların

veraset ilamlarının dosyaya ibraz edilmesi hususunda süreler verildiği, bir çok

defa keşif ara kararlarının müracaat yokluğu, taraflardan vefat edenlerin

olması, keşif masrafının ikmal edilmemesi gibi nedenlerle yerine getirilmediği

ve bu uygulamanın davada yer alan taraf sayısı da nazara alındığında

yargılamanın uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu anlaşılmaktadır.

55. Taraf teşkilinin

sağlanmasına çalışılan süreçte verilen on iki adet keşif ara kararının yukarıda

belirtilen nedenlerin yanı sıra muhtelif defalar hava koşulları ve bilirkişi

temin edilememesi gibi nedenlere dayalı olarak icra edilemediğine ilişkin keşif

talik tutanakları tanzim edildiği görülmektedir. Bu kapsamda verilen bir kısım

keşif ara kararlarından dönülerek tekrar taraf teşkili sağlanmaya çalışıldığı

ve başvuru dosyası kapsamından, yargılamanın 11/6/2013

tarihine tehir edilen celsesi itibarıyla taraf teşkilinin sağlanması hususunda

tekrar ara karar tesis edildiği ve Mahkemenin veraset ilamı tanzim yetkisi

bulunmasına rağmen vefat eden dava taraflarından birine ait veraset ilamının

ibrazı hususunda davacı vekiline mehil verildiği görülmektedir.

56. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu yargılamanın yüzü aşkın taşınmazın malikinin

belirlenmesine ilişkin bir uyuşmazlık olduğu, davanın taraflarında üç yüzü

aşkın kişinin bulunduğu, yargılamanın özellikle taşınmazın aynına ilişkin bir

ihtilaf olması nedeniyle, keşif ve bilirkişi incelemesi gibi usul işlemlerini

gerektirmesine bağlı olarak karmaşık bir niteliğe sahip olduğu, ancak yargılama

sürecindeki gecikme periyotları ayrı ayrı

değerlendirildiğinde Kadastro Mahkemesinde tatbiki gereken yargılamayı

hızlandırıcı niteliğe sahip özel usul hükümlerine riayet edilmediği ve verilen

ara kararların birçoğunda taraflara eksikliklerin ikmali hususunda usul

hükümlerine aykırı şekilde süreler verilerek, yapılması gereken işlemlerin uzun

sürelerle, müracaat yokluğu ve masraf ikmal edilmemesi gibi nedenlerle yerine

getirilmediği anlaşılmaktadır.

57. 3402 sayılı Kanun’da yer

alan özel usul hükümleri ile bu Kanunda hüküm bulunmaması durumunda uygulama

alanı bulacak olan ve medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu

alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’un 30. maddesi, uyuşmazlıkların makul sürede

çözümlenmesi gerekliliğini ortaya koymaktadır.

58. Özellikle somut yargılama

açısından dava malzemesinin taraflarca hazırlanması ilkesinin geçerli olmadığı

nazara alındığında, yargılama makamlarının davayı gerekli süratle yürütme

yükümlülüğünün daha dikkatli bir şekilde ele alınması gerekmektedir (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Ümmühan

Kaplan/Türkiye, 24240/07, 20/3/2012, § 22; Veli Uysal/Türkiye, 57407/02, 4/3/2008; Namlı ve Diğerleri/Türkiye, 51963/99, 23/5/2007;

Nalbant/Türkiye, 61914/00, 10/8/2006).

59. Başvuru konusu yargılamada

söz konusu olduğu gibi, verilen birleştirme kararlarının adaletin daha iyi

gerçekleştirilebilmesi için makul olduğu değerlendirilebilirse de, bu tür kararların

yargılamayı uzatacağı göz önünde bulundurularak, yargılamanın diğer

aşamalarında sürecin hızlandırılması hususunda daha fazla gayret ve özen

gösterilmesi gerektiği açıktır.

60. Yargılama sürecinde

başvurucular dışındaki tarafların yargılamayı geciktirici yöndeki işlem ve

davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında taraf kusuru olarak kabul

edilmekte ise de, yargılama makamlarının ilgili usuli

imkânları kullanmak suretiyle bu girişimleri engelleme sorumluluğu

bulunmaktadır. Bu kapsamda, başvurucular vekili de dahil

olmak üzere taraf vekillerince muhtelif celselerde mazeret dilekçeleri

sunulduğu görülmekle birlikte, yukarıda belirtilen özel usul hükümleri

nedeniyle başvurucuların tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi

olduğu tespit edilememiştir.

61. Davada yer alan kişi sayısı

ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin niteliği

başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla birlikte, davaya

bütün olarak bakıldığında söz konusu on altı yıllık yargılama sürecinde makul

olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna varılmıştır.

62. Açıklanan nedenlerle,

başvurucuların Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma haklarının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

63. Başvurucular, taşınmazlarını

uzun süren yargılama boyunca kullanamadıklarını belirterek, yargılama süresi

itibarıyla taşınmazdaki hisseleri nazara alınarak bilirkişi marifetiyle tespit

edilmesini istedikleri zararın karşılığının maddi tazminat olarak hüküm altına

alınmasını ve uzun yargılama nedeniyle maruz kaldıkları manevi zararın

giderilmesi için manevi tazminata hükmedilmesini talep etmişlerdir.

64. Adalet Bakanlığı görüşünde,

başvurucuların tazminat taleplerine ilişkin görüş bildirilmemiştir.

65. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa,

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere

dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel

mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla

yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

66. Başvurucular tarafından

maddi tazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36.

maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle

iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucuların

maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

67. Başvurucuların tarafı

oldukları uyuşmazlığa ilişkin yaklaşık on altı yıllık yargılama süresi nazara

alındığında, başvurucuların yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca

ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında her bir

başvurucuya takdiren 5.750,00 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

68. Başvurucular tarafından

yapılan ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 172,50 harç ve 2.640,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin başvuruculara

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

69. Başvuruya konu yargılamanın

yaklaşık on altı yıl sürdüğü ve bu hususun makul sürede yargılanma hakkını

ihlal ettiği gözetilerek, anayasal bir hakkın ihlal edildiği açık olan bir

yargılama dosyasında, hukuka, adalete ve mahkemeye güven ilkesinin gördüğü

zararın devam etmesinin önlenmesi amacıyla, yargılamanın mümkün olan en kısa

sürede sonuçlandırılmasını teminen, kararın bir

örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucular Güher Ergun ve Tosun Tayfun Ergun’un her birine

5.750,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. Başvurucuların tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucular tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 2.640,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.812,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCULARA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Hazinesine başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

G. Kararın bir örneğinin 6216

sayılı Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca, ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla ilgili mahkemesine

gönderilmesine,

17/9/2013 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Alparslan ALTAN

Üyeler

:

Serdar ÖZGÜLDÜR

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucular : Güher ERGUN Tosun Tayfun ERGUN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/12, 17 Eylül 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  16. G. Kararın bir örneğinin 6216
  17. M. Emin KUZ
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/12
Tarih
17 Eylül 2013

İlgili Kararlar

  • Ahmet Sağlam Başvurusu (B. No: 2013/3351)
  • Mehmet Şerif Ay Başvurusu (B. No: 2012/1181)
  • Hakan Fuat Komili Başvurusu (B. No: 2013/2470)
  • Hikmet Balabanoğlu Başvurusu (B. No: 2012/1334)
  • Tahir Canan Başvurusu (B. No: 2012/969)
  • Fikret Güney Başvurusu (B. No: 2013/1936)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.