İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Tahir Canan Başvurusu (B. No: 2012/969)

1. Başvurucu, hükümlü olarak

Başvuru No2012/969Tarih18 Eylül 2013Okuma14 dk · 2.803 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Tahir Canan Başvurusu

Karar tarihi
18 Eylül 2013
Başvuru Numarası
2012/969
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.803 kelime·14 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, hükümlü olarak

bulunduğu Bandırma M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda infaz koruma memuru

olarak görev yapan M. T.’nin, kendisine karşı kasten

yaralama suçuna teşebbüs ettiği ve hakaret suçunu işlediği iddiasıyla yaptığı

şikâyet üzerine yürütülen adli sürecin etkisiz olması nedeniyle anayasal

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 29/11/2012 tarihinde Bandırma

M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Müdürlüğü vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 25/3/2013

tarihinde başvurunun karara bağlanması için Bölüm tarafından ilke kararı

alınması gerekli görüldüğünden, Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

33. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca, kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAYLAR VE OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru dilekçesindeki ilgili olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu, başvuru tarihinde “kasten

öldürme ve ruhsatsız silah bulundurma” suçlarından Bandırma M Tipi

Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır.

6. Başvurucunun 18/8/2012 tarihinde, infaz

koruma memuru M. T.’nin kendisine karşı kasten

yaralama suçuna teşebbüs ettiği ve hakaret suçunu işlediği şikayeti üzerine, hem

idare hem de savcılık tarafından adı geçen infaz koruma memuru hakkında idari

ve adli soruşturma başlatılmıştır.

7. Adli soruşturma sonucunda Bandırma Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından düzenlenen 28/9/2012 tarihli iddianame ile “kasten yaralama suçuna teşebbüs ve hakaret”

suçlarından M. T.’nin cezalandırılması istemiyle

Bandırma Sulh Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

8. Anılan Mahkemenin 2/11/2012 tarih ve

E.2012/1123, K.2012/1419 sayılı kararı ile infaz koruma memuru M. T.’nin kasten yaralama suçuna teşebbüs eyleminden alt sınırdan

uzaklaşmak suretiyle sonuç olarak 1 ay 26 gün hapis; hakaret suçundan ise 1.740

TL adli para cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş; hükmolunan cezanın

iki yılın altında hapis ve adli para cezası niteliğinde olması, sanığın daha

önceden bir suçtan mahkumiyetinin bulunmaması, kişilik özellikleri itibarıyla

yeniden suç işlemeyeceği yönünde olumlu kanaat oluşması ve sanığın da kabul

etmesi nedenleriyle, sanık hakkında kurulan hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

ve sanığın beş yıl süre ile denetim altında tutulmasına karar verilmiştir.

9. Başvurucu tarafından söz konusu karara karşı 5/11/2012

tarihinde itiraz kanun yoluna gidilmiş olup, Bandırma 1. Asliye Ceza

Mahkemesinin 7/11/2012 tarih ve 2012/349 Değişik İş sayılı kararı ile itiraz

yerinde görülmeyerek reddedilmiştir. Aynı tarihte kesinleşen karar 9/11/2012 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

Başvurucu, 29/11/2012 tarihli dilekçesi ile 30 gün

içinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili

Hukuk

10. 26/9/2004 tarih ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Kasten yaralama” kenar başlıklı 86.

maddesinin (2) numaralı fıkrası ile (3) numaralı fıkrasının (d) ve (e) bentleri

şöyledir:

“(2)

Kasten yaralama fiilinin kişi üzerindeki etkisinin basit bir tıbbi müdahaleyle

giderilebilecek ölçüde hafif olması halinde, mağdurun şikâyeti üzerine, dört

aydan bir yıla kadar hapis veya adli para cezasına hükmolunur.

(3) Kasten

yaralama suçunun;

...

d) Kamu

görevlisinin sahip bulunduğu nüfuz kötüye kullanılmak suretiyle,

e)

Silâhla,

İşlenmesi

hâlinde, şikayet aranmaksızın, verilecek ceza yarı

oranında artırılır.”

11. 5237 sayılı Kanun’un “Hakaret”

kenar başlıklı 125. maddesinin (1) ve (4) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bir

kimseye onur, şeref ve saygınlığını rencide edebilecek nitelikte somut bir fiil

veya olgu isnat eden ... veya

sövmek suretiyle bir kimsenin onur, şeref ve saygınlığına saldıran kişi, üç

aydan iki yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Mağdurun

gıyabında hakaretin cezalandırılabilmesi için fiilin en az üç kişiyle ihtilât

ederek işlenmesi gerekir.

…

(4) Hakaretin alenen işlenmesi halinde ceza

altıda biri oranında arttırılır.”

12. 5237 sayılı Kanun’un “Suça

teşebbüs” kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“(1) Kişi,

işlemeyi kastettiği bir suçu elverişli hareketlerle doğrudan doğruya icraya

başlayıp da elinde olmayan nedenlerle tamamlayamaz ise teşebbüsten dolayı

sorumlu tutulur.

(2) Suça

teşebbüs hâlinde fail, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığına göre,

ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine onüç

yıldan yirmi yıla kadar, müebbet hapis cezası yerine dokuz yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Diğer

hâllerde verilecek cezanın dörtte birinden dörtte üçüne kadarı indirilir.”

13. 4/12/2004 tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 231. maddesinin

(5), (6), (8), (10), (11) ve (12) numaralı fıkraları şöyledir:

“(5)

Sanığa yüklenen suçtan dolayı yapılan yargılama sonunda hükmolunan ceza, iki

yıl veya daha az süreli hapis veya adlî para cezası ise; mahkemece, hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilir. Uzlaşmaya ilişkin hükümler

saklıdır. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması, kurulan hükmün sanık hakkında

bir hukukî sonuç doğurmamasını ifade eder.

(6) Hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilmesi için;

a) Sanığın

daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

b)

Mahkemece, sanığın kişilik özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları

göz önünde bulundurularak yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate varılması,

c) Suçun

işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı zararın, aynen iade, suçtan önceki

hale getirme veya tazmin suretiyle tamamen giderilmesi,

gerekir. Sanığın

kabul etmemesi hâlinde, hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar

verilmez.

(8) Hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararının verilmesi halinde sanık, beş yıl

süreyle denetim süresine tâbi tutulur…

(…)

Denetim

süresi içinde dava zamanaşımı durur.

(10)

Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlenmediği ve denetimli serbestlik

tedbirine ilişkin yükümlülüklere uygun davranıldığı takdirde, açıklanması geri

bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, davanın düşmesi kararı verilir.

(11)

Denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya denetimli serbestlik

tedbirine ilişkin yükümlülüklere aykırı davranması halinde, mahkeme hükmü

açıklar…

(12)

Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararına itiraz edilebilir.”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

14. Mahkemenin 18/9/2013 tarihinde yapmış

olduğu toplantıda, başvurucunun 29/11/2012 tarih ve 2012/969 numaralı bireysel

başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

15. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu Bandırma M Tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumunda, koğuşun bahçe kapısını açan infaz koruma memurları M. T. ve O.

İ. ile karşılaşarak kendilerine “günaydın”

dediğini, M. T.’nin “ne

var lan” diyerek elinde bulunan metal kapı

kolu ile üzerine yürüdüğünü, ancak diğer görevli memur O. İ.’nın araya girip, kendisine saldırmasını engelleyerek

koğuştan çıkardığını; kendisine karşı kasten yaralama suçuna teşebbüs ettiği ve

hakaret suçunu işlediği iddiasıyla M. T. hakkında yaptığı şikâyet üzerine yürütülen

yargılama sonucu verilen kararın sorunu çözmekten uzak olup, hasta bir adamın

eylemini önlemeye yetmediğini, şahsın tedavi edilmesine de karar verilmesi

gerektiğini, yaptığı eylemleri hatırlamayan kişinin tedavi görmeyerek görevine

devam ettiği sürece kendisi ve diğer mahkûmların can güvenliğinin tehlikede

olduğunu, şikâyetlerine rağmen yeterli önlemin alınmaması nedeniyle Anayasa’nın

17. maddesinde tanımlanan yaşam hakkı, 19. maddesinde tanımlanan kişi özgürlüğü

ve güvenliği hakkı ve 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve uğradığı manevi sıkıntılar nedeniyle 50.000 TL

tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

16. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde, başvurunun, uğranılan

sözlü ve fiziksel saldırı nedeniyle yürütülen yargılama sonucunda verilen

kararın etkili bir çözüm sağlamadığı iddiasına yönelik olduğu anlaşılmaktadır.

Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi

ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Bu

nedenle başvurucunun tüm iddiaları Anayasa’nın 17. ve 40. maddeleri ile

ilişkili görülerek bu kapsamda değerlendirilmiştir.

17. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü ve 30/3/2011

tarih ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı

fıkraları uyarınca, Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal

edildiğini iddia eden kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı

tanınmıştır.

18. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

19. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse insan

haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

20. Anayasa’nın 40. maddesinin

birinci ve üçüncü fıkraları şöyledir:

“Anayasa ile tanınmış hak ve hürriyetleri ihlal edilen

herkes, yetkili makama geciktirilmeden başvurma imkanının

sağlanmasını isteme hakkına sahiptir.

...

Kişinin, resmi görevliler tarafından vaki haksız işlemler

sonucu uğradığı zarar da, kanuna göre, Devletçe tazmin edilir. Devletin sorumlu

olan ilgili görevliye rücu hakkı saklıdır.”

21. Başvuru konusu olay, devlet gözetimi altında bulunan başvurana

yine bir devlet görevlisi tarafından yöneltilmiş sözlü ve fiili saldırı

nedeniyle yürütülen adli işlemin etkisizliği ile ilgili olduğu için, öncelikle

burada korunan hakkın kapsamı tespit edilmeli ve sonrasında ise bu hakkın

yeterince korunup korunmadığı belirlenmelidir.

22. Somut olayda başvurucu, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Herkesin maddi ve manevi

varlığını koruma ve geliştirme hakkını güvence altına alan Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrası insan onurunu korumayı amaçlamıştır. Bu hüküm bir

taraftan devlete insan onurunu zedeleyen fiillerden kaçınma ödevi yüklerken,

diğer taraftan bu tür fiillerin meydana gelmesi halinde bu fiilleri etkili bir

şekilde soruşturma ve failleri cezalandırma ödevi yüklemektedir. Bu hükmün

gereği olarak, özellikle devletin gözetimi altında tutulan kişilerin

suiistimallerden korunması için onurlarına ve haklarına yönelik müdahalelerin

dikkatli bir şekilde incelenmesi güvence altına alınmalıdır. Anayasa’nın 17.

maddesinin üçüncü fıkrasında da kimseye “işkence”,

“eziyet” yapılamayacağı ve

kimsenin “insan haysiyetiyle bağdaşmayan”

muamele ve cezaya tabi tutulamayacağı düzenlenmiş olup, burada geçen ifadeler

arasında da bir yoğunluk farkı bulunmaktadır. Kişinin maddi

ve manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin “işkence”, bu seviyeye varmayan fakat yine

de vücutta zarar ya da yoğun fiziksel veya ruhsal ızdırap

veren insanlık dışı muamelelerin “eziyet”, küçük

düşürücü ve alçaltıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise “insan haysiyetiyle bağdaşmayan” muamele

veya ceza olarak belirlenmesi mümkündür.

23. Ancak, bir eylemin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının

kapsamına girebilmesi için minimum bir ağırlık düzeyine ulaşmış olması gerekir.

Bu asgari eşiğin aşılıp aşılmadığının belirlenmesinde her olayın somut

özellikleri dikkate alınarak bir değerlendirme yapılır. Bu bağlamda muamelenin

süresi, fiziksel ve manevi etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık

durumu gibi faktörler önem taşımaktadır.

24. Bu kavramlar kapsamında somut olay incelendiğinde, görevli

memurun başvurucuya yönelik eyleminin anlık geliştiği, sürdürülmediği ve daha

sonra da haksız eylemin devam ettiğine ilişkin bir iddianın da bulunmadığı

anlaşılmıştır. Her ne kadar başvurucu bir mahkûm ve fail bir infaz koruma

memuru ise de anlık bir tepkiden öte geçmeyen ve herhangi bir fiziksel müdahale

içermeyen eylemin, Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında

değerlendirilmesi için gerekli asgari eşiği aştığı söylenemez. Bu durumda

başvurucunun şikâyetleri, kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı ile

bağlantılı olarak Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrası kapsamında

incelenmelidir (bkz. § 22).

25. Bireyin, bir devlet görevlisi tarafından hukuka aykırı olarak ve

Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye tabi tutulduğuna

ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması halinde, Anayasa’nın 17.

maddesi, “Devletin temel amaç ve görevleri” kenar

başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle birlikte yorumlandığında etkili resmi

bir soruşturmanın yapılmasını gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların

belirlenmesini ve cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Şayet bu

mümkün olmazsa, bu madde, sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hale

gelecek ve bazı hallerde devlet görevlilerinin fiili dokunulmazlıktan

yararlanarak, kontrolleri altında bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri

mümkün olacaktır. Devletin pozitif yükümlülüğü kapsamında bazen tek başına

soruşturma yapılmamış olması yahut da yeterli soruşturma yapılmamış olması da

kötü muamele teşkil edebilmektedir. Bu bağlamda soruşturmanın derhal başlaması,

bağımsız biçimde, kamu denetimine tabi olarak özenli ve süratli yürütülmesi ve

bir bütün olarak etkili olması gerekir. (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Batı ve

diğerleri/Türkiye, 33097/96 - 57834/00, 3/6/2004,

§§ 133, 134)

26. Etkili bir başvurudan söz edebilmek için, başvuru yolunun sadece

hukuken mevcut bulunması yeterli olmayıp, bu yolun uygulamada fiilen de etkili

olması ve başvurulan makamın ihlal iddiasının özünü ele alma yetkisine sahip

bulunması gereklidir. Başvuru yolunun bir hak ihlali iddiasını önleyebilme,

devam etmekteyse sonlandırabilme veya sona ermiş bir hak ihlalini karara

bağlayabilme ve bunun için uygun bir tazminat sunabilmesi halinde ancak

etkililiğinden söz etmek mümkün olabilir. Yine, vuku bulmuş bir hak ihlali iddiası

söz konusu olduğunda, tazminat ödenmesinin yanı sıra sorumluların ortaya

çıkarılması bakımından da yeterli usulü güvencelerin sağlanması gerekir. (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Ramirez Sanchez / Fransa. 59450/2000,

4/7/2006, §§ 157, 160;

Aksoy / Türkiye. 21987/93, 18/12/1996, §

95)

27. Nitekim Anayasa’nın 40. maddesinde de Anayasa ile tanınmış hak

ve hürriyetleri ihlâl edilen herkesin, yetkili makama geciktirilmeden başvurma

imkânının sağlanmasını isteme hakkına sahip bulunduğu ve resmî görevliler

tarafından vaki haksız işlemler sonucu uğradığı zararın Devletçe tazmin

edileceği düzenleme altına alınmıştır.

28. Anayasa’nın 40. maddesi ile amaçlanan, sadece ispatlanmış bir

hak ihlalinin tazmini ya da giderilmesi değil, savunulabilir düzeydeki bu tür

ihlal iddialarını karara bağlayacak mekanizmaların bulunması ve iyi

işlemesidir. Aynı zamanda 40. maddenin gerekçesinde “ihlalin resmi görevliler tarafından görevlerinin ifası sırasında

yapılmış olması görevli için bir mazeret sebebi teşkil etmez”

şeklinde geçen ifadeler ile de devlet ya da devlet görevlilerinin anayasal bir

hakkın ihlali bakımından dokunulmaz olmadığı vurgulanmıştır.

29. Bu açıklamalar ışığında somut olay incelendiğinde, başvurucunun

maruz kaldığı eylemden dolayı yaptığı şikâyet üzerine adli soruşturmanın

bağımsız birimlerce denetime açık olacak biçimde derhal başlatıldığı

anlaşılmaktadır. Ancak, başvurucunun etkisiz olarak ileri sürdüğü yargılama

aşaması sonucunda verilen “hükmün

açıklanmasının geri bırakılması” kararının etkililiğinin de ihlal

konusu hakka bağlı olarak Anayasa Mahkemesince denetlenmesi gerekir.

30. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması kurumu, 5271 sayılı

Kanun’un 231. maddesinde düzenlenmiştir. Sanık hakkında

kurulan mahkûmiyet hükmünün hukuki bir sonuç doğurmamasını ifade eden ve

doğurduğu sonuçlar itibarıyla karma bir özelliğe sahip bulunan hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kurumu, denetim süresi içinde kasten yeni bir

suçun işlenmemesi ve yükümlülüklere uygun davranılması halinde, geri bırakılan hükmün

ortadan kaldırılarak kamu davasının aynı Kanun’un 223. maddesi uyarınca

düşürülmesi sonucu doğurduğundan, bu özelliğiyle sanık ile devlet arasındaki

cezai nitelikteki ilişkiyi sona erdiren düşme nedenlerinden birisini

oluşturmaktadır.

31. Hükmün açıklanmasının geri bırakılması için; yapılan yargılama

sonucu hükmolunan cezanın iki yıl veya daha az süreli hapis veya adli para

cezası olması, sanığın daha önce kasıtlı bir suçtan mahkûm olmamış bulunması,

suçun işlenmesiyle mağdurun veya kamunun uğradığı maddi zararın, aynen iade,

suçtan önceki hale getirme veya tamamen giderilmesi, mahkemece sanığın kişilik

özellikleri ile duruşmadaki tutum ve davranışları göz önünde bulundurularak,

yeniden suç işlemeyeceği hususunda kanaate ulaşılması gerekmektedir. Tüm bu koşulların bulunması halinde, mahkemece hükmün

açıklanmasının geri bırakılmasına karar verilebilecek ve sanık beş yıl süreyle

denetimli serbestlik tedbirine tabi tutulacaktır. Denetim süresi içinde sanığın

kasten yeni bir suç işlememesi ve yükümlülüklere uygun davranması halinde,

açıklanması geri bırakılan hüküm ortadan kaldırılarak, 5271 sayılı Kanun’un

223. maddesi uyarınca kamu davasının düşürülmesine karar verilecektir. Sanığın

denetim süresi içinde kasten yeni bir suç işlemesi veya yükümlülüklere aykırı

davranması halinde ise mahkemece açıklanması geri bırakılan hüküm

açıklanacaktır.

32. Diğer taraftan kanunda belirtilen koşulların gerçekleşmesine

karşın, sanığın kabul etmemesi hâlinde hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına

karar verilemeyeceği 5271 sayılı Kanun’un 231. maddesinin (6) numaralı

fıkrasının son cümlesinde ifade edilmektedir. Bu kapsamda sanığın, yargılamanın

hukuki kesinliği ifade eden bir hükümle sonuçlanmasını ya da cezaya

hükmedilmesi durumunda hükmün açıklanmasının geri bırakılmasını tercih etme

imkânı bulunmaktadır.

33. 5271 sayılı Kanun’un (12) numaralı fıkrasında, hükmün

açıklanmasının geri bırakılması kararına karşı itiraz kanun yoluna

başvurulabileceği düzenlenmiştir. Bununla birlikte, denetim süresi içinde

kasıtlı yeni bir suç işlenmesi hâlinde hükmün açıklanmasıyla veya bu süre

içinde kasıtlı yeni bir suç işlenmemesi hâlinde düşme kararıyla yargılama nihai

olarak sona erdiğinden, hüküm niteliği olan bu kararlara karşı kanun yoluna

başvurulabilir ve esasa ilişkin itirazlar bu aşamada ileri sürülebilir.

34. Somut olayda, başvurucunun karşılaştığı infaz koruma görevlisi

M. T.’ye “günaydın”

demesi üzerine, M. T.’nin “ne var lan” diyerek elinde bulunan

metal cisimle kendisine saldırmaya teşebbüs ettiği ve bu eylemlerinden dolayı

da 1 ay 26 gün hapis ve 1.740 TL adli para cezası aldığı ve Mahkemece

hakkındaki hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına ve beş yıl süre ile denetim

altında tutulmasına karar verildiği görülmüştür.

35. Bireylerin cezai sorumluluğuna ilişkin hukuki sorunların

incelenmesi Anayasa Mahkemesinin görevleri arasında olmayıp, konu derece

mahkemelerin takdirine bırakılmıştır. Yine bu bağlamda suçlu-suçsuz kararı

vermek ya da daha hafif veya ağır ceza belirlemek de Anayasa Mahkemesinin

görevinde bulunmamaktadır.

36. Ancak, Anayasa Mahkemesinin kararlarında da belirtildiği gibi

cezai yaptırımlara ilişkin düzenlemelerde de kuralların, önleme ve iyileştirme

amaçlarına uygun olarak ölçülü, adil ve orantılı olması gerekir (E.2010/104,

K.2011/180, K.T. 29/12/2011). Orantılılık ilkesi,

mağdurun korunması ile failin cezalandırılması arasında makul bir ilişki

olmasını gerektirir. Diğer bir ifadeyle hak yoksunluğu getiren düzenlemelerde

hukuka aykırı eylem ile yaptırım arasında adalet ve hakkaniyet ilkelerine

uygunluk bulunmalıdır. Ayrıca, yaptırımlarda güdülen asıl amaç, işlediği suçtan

dolayı kişinin ıslah olmasını sağlayıp, tekrar topluma kazandırılmasıdır.

Nitekim Anayasa’nın 13. maddesi, temel hak ve hürriyetlere getirilecek

sınırlamaların, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine

aykırı olamayacağını belirtirken, 5237 sayılı TCK’nın 3. maddesine göre de, suç

işleyen kişi hakkında işlenen fiilin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik

tedbirine hükmolunması gerekmektedir. AİHM de suçun niteliğinin ve verilen

cezaların ağırlığının, yapılan müdahalenin orantılılığı bakımından dikkate

alınması gereken unsurlar olduğunu kaydetmiş ve gerçekleştirilen müdahalenin “demokratik bir toplum için zaruri” olması

gerektiğini belirtmiştir (Varlı ve

diğerleri/Türkiye, 38586/97, 19/10/2004).

37. Bu açıdan Mahkemenin sonuç kararı değerlendirildiğinde,

başvurucuya yönelen ve işkence, eziyet ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan

muamele düzeyine çıkmayan eylemden dolayı soruşturmanın derhal başlayarak,

makul sürede tamamlandığı, gerçekleşen haksız eylem ile belirlenen ceza ve beş

yıllık denetim yaptırımının orantısız olduğunun söylenemeyeceği, birey onuruna

ve vücut dokunulmazlığına saygı duyulmasını garanti eden hukuk hükümlerinin ve

özellikle de cezai yaptırımların caydırıcı işlevinin mevzuat çerçevesinde etkin

bir şekilde uygulanmasının sağlandığı görülmüştür. Sonuç olarak somut olayda kişinin dokunulmazlığı, maddi ve

manevi varlığı hakkının korunması kapsamında yürütülen adli sürecin etkisiz

olmadığı ve temel bir hak ihlalinin söz konusu olmadığı sonucuna varılmıştır.

38. Açıklanan gerekçelerle, başvurucunun Anayasa’nın 17. ve 40.

maddeleri kapsamındaki iddialarına yönelik bir ihlalin olmadığı açıkça

anlaşıldığından, başvurunun, diğer kabul

edilebilirlik şartları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Başvurunun, “açıkça

dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA, yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

bırakılmasına, 18/9/2013

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Nuri NECİPOĞLU

Hicabi

DURSUN

Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Raportör : Özcan ÖZBEY Başvurucu : Tahir CANAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2012/969, 18 Eylül 2013 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olaylar Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun
  10. İ. ile karşılaşarak kendilerine “günaydın”
  11. B. Değerlendirme
  12. M. T.’ye “günaydın”
  13. Kaleli
  14. Dursun
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2012/969
Tarih
18 Eylül 2013

İlgili Kararlar

  • Fikret Güney Başvurusu (B. No: 2013/1936)
  • Hayrettin Aktaş Başvurusu (B. No: 2013/1205)
  • İsmail Özkan Başvurusu (B. No: 2012/367)
  • Beyazıt Karataş Başvurusu (B. No: 2012/727)
  • Hüseyin Özçoban Başvurusu (B. No: 2012/949)
  • Remzi Durmaz Başvurusu (B. No: 2013/1718)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.