İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Güven Boğa Başvurusu (B. No: 2014/17222)

1. Başvuru, kolluğun orantısız güç kullanımı sonucu yaralanma

Başvuru No2014/17222Tarih3 Temmuz 2019Okuma40 dk · 8.014 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Güven Boğa Başvurusu

Karar tarihi
3 Temmuz 2019
Başvuru Numarası
2014/17222
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.014 kelime·40 dk okuma·24 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, kolluğun orantısız güç kullanımı sonucu yaralanma

meydana gelmesiyle ilgili olarak yürütülen soruşturmada kovuşturmaya yer

olmadığına karar verilmesi nedeniyle insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 3/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği ve Ulusal Yargı Ağı

Bilişim Sistemi (UYAP) üzerinden ulaşılan bilgi ve belgelere göre ilgili

olaylar özetle şöyledir:

9. Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Kamu

Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK), Türk Mühendis ve Mimar Odaları

Birliği (TMMOB) ve Adana Tabip Odası gibi sendika ve meslek odalarından oluşan

bazı sivil toplum kuruluşlarının çağrısıyla 26/12/2013 günü saat 18.00'de Adana

İnönü Parkı'ndan Hükûmeti protesto amaçlı basın açıklamasının yapılacağı

Atatürk Parkı'na kadar sloganlar eşliğinde bir yürüyüş planlanmıştır.

10. Çağrı üzerine İnönü Parkı'nda buluşan -başvurucunun da

aralarında bulunduğu- bir topluluk, parkta sloganlar atıp bazı açıklamalarda

bulunduktan sonra Atatürk Parkı'na gitmek üzere parktan çıkma girişiminde

bulunmuştur.

11. Başvuru dosyasına sunulan, kolluk görevlileri tarafından

olay anında çekilen kamera görüntülerinden, etkinlikten bilgi sahibi olduğu

anlaşılan Adana Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürlüğü ile Çevik Kuvvetler

Şube Müdürlüğüne bağlı ekiplerin park etrafında güvenlik tedbirleri aldığı

anlaşılmaktadır. Nitekim görüntülere göre grubun park dışına çıkma talebinde

bulunması üzerine kolluk görevlileri 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı

ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca gece yürüyüşünün

yasak olduğunu, park içinde basın açıklaması yapılması ile yetinilmesi

gerektiğini göstericilere hatırlatmaktadır. Bu sırada başvurucu, göstericileri

yönlendiren diğer kişilerle birlikte kolluk amirleri ile görüşme yaparak

yürüyüşe izin verilmesi konusunda onları ikna etmeye çalışmaktadır.

12. Kamera görüntülerinde bir kısmı net duyulmayan bu

müzakereler, soruşturma dosyasında bulunan 3/1/2014 tarihli Görüntü İnceleme Tutanağı'na yansıtılmıştır. Bu belgeye göre müzakere

sırasında başvurucu; yürüyüşün barışçıl amaçlı olduğunu, katılımcıların

çoğunluğunun memur olması nedeniyle gündüz düzenlenen bir toplantıya

katılamayacaklarını, daha önce de aynı güzergâhta benzer gösterilerin

yapıldığını, bunlar için hiçbir yaptırımla karşılaşılmadığı gibi yapılan

eylemlerin hiçbirinde bir çatışmanın yaşanmadığını dile getirmiştir.

13. Buna karşılık güvenlik şube müdürü; mevzuatın gece yürüyüşü

yapmaya izin vermediğini, yürümekte ısrar etmeleri hâlinde gösterinin yasa dışı

olacağını ve bu durumda müdahale etmelerinin zorunlu hâle geleceğini başvurucu

ve onunla birlikte hareket eden diğer kişilere bildirmiştir.

14. Kolluk görevlilerinin göstericileri ikna etme çalışmalarının

sonuç vermemesi üzerine megafonla göstericilere şu hatırlatma yapılmıştır:

"Yapacağınız bu yürüyüş havanın kararmış

olması sebebiyle 2911 sayılı Kanuna muhalefettir, burada basın açıklaması

yapabilirsiniz. Basın açıklamanızı İnönü Parkında yapabilirsiniz. Güvenlik Şube

Müdürlüğünden uyarıdır; yapacağınız bu yürüyüş 2911 sayılı Kanuna muhalefettir.

Havanın kararması sebebiyle kamu güvenliği suç işlenmesinin önlenmesi amacıyla

kanuna aykırıdır. Lütfen dağılalım."

15. Görüntülere göre gösteri yapan grubun bu uyarıya rağmen

parkın kapatılmayan kısımlarından ana caddeye çıkarak yürüyüşe geçmesi üzerine

park etrafında bulunan güvenlik güçleri, toplumsal olaylara müdahale aracından

(TOMA) su sıkmak suretiyle topluluğa müdahale etmiştir. Grubun yürüyüşe geçmesi

ile sulu müdahale arasında yaklaşık bir buçuk dakikalık bir süre bulunmaktadır.

Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne bağlı ekiplerin çok yakına gelmesi nedeniyle TOMA'lardan sıkılan suyun menzili dışında kaldıkları alanda

başvurucunun da içinde bulunduğu öncü gruba, kalkanlarla iteklenip biber gazı

sıkmak suretiyle müdahale edildiği görülmektedir.

16. Öncü gruptakiler, suyla yapılan müdahale nedeniyle yere

düşmelerine rağmen ellerinde bulunan dövizi kendilerini koruma amacıyla

kullanarak bir müddet yürüyüşe devam etmeye çalışmış fakat cadde üzerindeki

polis barikatını geçememişlerdir. Kamera kaydının sonuna doğru başvurucu,

birlikte hareket ettiği gruptan ayrılmış ve tümüyle ıslanmış bir şekilde

kaldırımda yürürken görüntülenmiştir.

17. Yine katılımcıların büyük bir kısmının ıslanmış bir şekilde

cadde üzerinde bulunan mağazalara sığınması üzerine göstericilerin büyük oranda

dağıtıldığı bu kayıttan anlaşılmaktadır.

18. Başvurucunun özel bir hastanede yapılan tıbbi muayenesi

sonucunda hakkında düzenlenen geçici raporda şu hususlar kayıtlıdır:

"OLAYIN OLUŞ ŞEKLİ, TARİH VE SAATİ: 18.00

(18.30 da olabilir) sularında İnönü Parkında TOMA'dan

gelen suya maruz kalmış. Çevik kuvvet tarafından kalkan ve copla darba maruz

kalmış.

ŞİKAYETLERİ

Gözde kızarıklık, tüm vücutta

yanma, göğüs ve sağ kolda ağrı

FİZİKSEL MUAYENE BULGULARI

Genel durumu iyi,

bilinci açık, koopere, oryante,

konjuktiva hiperemik, cilt hiperemik, kol ve sağ dirsekte ekimotik

alan (2x2 cm)

SONUÇ

Genel muayenesi yapıldı. Palyatif

tedavi yapıldı. Müşahade altına alındı."

19. Ayrıca Adana Cumhuriyet Başsavcılığına

(Başsavcılık/Savcılık) yaptığı şikâyet üzerine açılan soruşturmanın dosyasında

yer alan ve özel hastane tarafından düzenlenen rapordaki bulguların dikkate

alınması sonucunda düzenlendiği anlaşılan Adana Adli Tıp Kurumunun 30/12/2013

tarihli raporunda; başvurucunun fiziki muayenesi sonucunda sağ kol iç kısımda

10 cm çapta ekimoz, sağ bacak iç kısımda 3 cm çaplı,

uyluk iç kısımda yaklaşık 20 cm çaplı, menekşe renkli ekimozların

saptandığı, meydana gelen yaralanmanın basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek

ölçüde olduğu, hayati tehlike oluşturmadığı hususları kayıtlıdır.

20. Başvurucu 30/12/2013 tarihli dilekçesiyle, göstericilere

karşı aşırı güç kullandığını ileri sürdüğü kolluk görevlileri hakkında

yaralama, görevi kötüye kullanma, barışçıl gösteriye müdahale ve mala zarar

verme suçlarından Başsavcılığa suç duyurusunda bulunmuştur.

21. Başsavcılık 14/2/2014 tarihli kararıyla, olay dolayısıyla

şüpheli vasfıyla Adana Emniyet Müdürlüğü görevlileri hakkında basit yaralama

suçu nedeniyle kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar vermiştir. Kararın

ilgili kısımları şöyledir:

"Yukarıda kimliği yazılı müşteki Güven

Boğa C. Başsavcılığımıza yaptığı başvuruda, Adana'da 26/12/2013 perşembe günü

saat 18:00 da Kesk, Disk, TMMOB ve Adana Tabip

Odasının çağrısıyla İnönü parkında bir araya gelen binlerce yurttaşın

'hırsızlığa ve yolsuzluğa hayır, hükümet istifa' sloganı ile Atatürk parkına

yürümek ve basın açıklamasını orada gerçekleştirmek istediğini, inönü parkından çıkılarak trafiği aksatmadan yapılmak

istenen yürüyüşe polisin çok aşırı güç ve şiddet kullandığını, tomalardan sıkılan ilaçlı su, gaz bombaları ve coplarla

saldıran polisin ortamı savaş alanına çevirdiğini, göstericilerin yanı sıra

çevreden geçen bir çok insanını da bu olumsuz durumdan etkilendiğini, polisin

tamamen barışçıl şekilde düzenlenen böyle bir gösteriye şiddetle müdahale

etmesinin doğru olmadığını, aşırı derecede şiddet uygulayarak yetkisini

aştığını, bu uygulamanın hukuka aykırı olduğunu,

Kendisinin de orada bulunduğu esnada toma aracından sıkılan ilaçlı suya ve polis coplarına maruz

kalarak yaralandığını, olayın ardından gittiği hastane tarafından raporla

rahatsızlıklarının tespit edildiğini, uygulanan şiddet sırasında Samsung marka cep telefonunun parçalandığını, polisin

uygulamaları nedeniyle oluşan yaralanmalardan şikayetçi olduğunu bildirdiği,

Müşteki hakkında Adana Adli Tıp Şube

Müdürlüğünün 30/12/2013 tarih ve 2013/7258 sayılı raporunun düzenlendiği,

müştekinin BTM ile giderilebilecek şekilde yaralandığının bildirildiği,

Adana Emniyet Müdürlüğüne yazılan müzekkereye

verilen [5/2/2014 tarihli] cevapta,

Kesk Adana Şubeler Platformu, Disk, TMMOB ve Adana Tabip Odası

organizesinde 26 Aralık 2013perşembe günü saat 18: 00 de çeşitli sivil toplum

kuruluşları ile ilimizde polise taşlı saldırıda bulunan marjinal gurupların

katılımı ile yaklaşık 250 kişinin toplandığı, gurubun yürüyüşe geçmesi üzerine

hava karardıktan sonra izinsiz gösteri yürüyüşü yapılmasının yasak olması, kamu

düzeninin genel sağlık ve genel ahlakın veya başkalarının hak ve hüviyetlerinin

korunması etkinliklerin demokratik çerçevede yapılabilmesi ve etkinliğe

katılanların can güvenliğini sağlamak amacıyla uyarı ve ikazlarda bulunularak

gece yürüyüşüne izin verilmeyeceği, park içerisinde basın açıklaması

yapılabileceğinin söylendiği, gurubun yürümekte ısrar edip yola inerek trafiği

aksatması üzerine ses yükselten araçla basın açıklamasının inönü

parkında yapabilecekleri, dağılmaları yapmış oldukları yürüyüşün kanuna aykırı

olduğu, dağılmadıkları takdirde haklarında yasal işlem yapılacağı konusunda çok

defa uyarı ve ikazlar yapıldığının, yapılan bu uyarı ve ikazlara rağmen

göstericilerin çakmak caddesinde Atatürk parkına doğru yürüyüşe geçmeleri ve

yolu trafiğe kapatmaları üzerine guruba tekrar uyarı ve ikazların yapıldığı, bu

uyarı ve ikaza rağmen gurubun yürüyüşünü sürdürmesi üzerine göstericilere toma aracıyla dağılmalarını sağlamak amacıyla su sıkıldığı,

gurubun bir kısmının dağıldığı, ancak göstericiler arasında bulunan marjinal

gurupların ara sokaklara kaçarak buradan cadde üzerinde bulunan polis ve

vatandaşlara taşlı saldırıda bulundukları, taşlı saldırıların devam etmesi

üzerine ara sokaktan polis ve vatandaşlara rastgele taş atan göstericileri

dağıtmak amacıyla toma ile su sıkılarak müdahale

edilip gurupların dağıtıldığı,

Müşteki Güven Boğa ile güvenlik kuvvetleri

gurubun yürüyüş yapmaması amacıyla müzakere yaptığı, yapılan bu müzakereye

rağmen Güven Boğa'nın guruba slogan attırarak yürüyüşe geçirdiği, polis tarafından

yaşadışı yürüyüş yapan guruba dağılmaları amacıyla toma aracından su sıkılarak müdahale yapıldığı, yapılan

müdahaleye rağmen dağılmamak için direndikleri,

Polisin yürüyüş yapmakta ısrar eden

göstericilere orantılılık ilkesine göre su sıkarak müdahale ettiği, yapılan

müdahaleye rağmen dağılmayarak yürüyüş yapan eylemcilere biber gazı sıkıldığı,

yapılan bu müdahaleye rağmen dağılmayarak yürüyüşe ısrar eden ve çevik kuvvet

tarafından oluşturulan barikatı aşmaya çalışan eylemcilerin kalkanlarla geriye

doğru gitmelerinin sağlandığı,

Müşteki Güven Boğa'nın gurubun önünde pankart

ile yürüyüş yaptığı, toma aracından su sıkılarak

yapılan 8 müdahaleye rağmen dağılmadığı, yapılan bu müdahaleler sırasında

sıkılan su ile yere düştüğü, kalkarak yürüyüşüne devam ettiği, guruba ve Güven

Boğa'ya copla müdahalede bulunulmadığı,

2911 sayılı kanununa göre yürüyüş yapılacak

yerin Adana Valiliği tarafından belirlenen açık hava toplantı alanlarından ve

yürüyüş güzergahlarından olmadığı, düzenlenen yürüyüşle ilgili olarak valilik

makamına da herhangi bir bildirimde bulunulmadığı,

Müşteki Güven Boğa'nın yasadışı eylemi

organize etmesi guruba yasadışı yürüyüşe davet ederek yürümelerini sağlaması, toma araçları, biber gazı ve kalkanla yapılan müdahaleye

rağmen dağılmamak için direnmesi nedeniyle 2911 sayılı kanununa muhalefet

suçundan işlem yapıldığının bildirildiği,

Evrak içerisinde bulunan CD ve fotoğraf izleme

tutanağına göre, müştekinin kasten dövüldüğüne dair delil bulunmadığı, sıkılan

suyun etkisiyle yere düştüğü, evrak kapsamına göre, şüpheli emniyet görevlilerinin

zor kullanma yetkisini aştıklarına dair delil bulunmadığından, şüpheli emniyet

görevlileri hakkında,

KOVUŞTURMAYA YER OLMADIĞINA,"

22. Karara karşı başvurucunun Adana Sulh Ceza Hâkimliğine

yaptığı itiraz -usul ve yasaya uygun olan kararda belirtilen gerekçelerin

yerinde olduğu gerekçesiyle- 5/9/2014 tarihinde reddolunmuştur.

23. 1/10/2014 tarihinde kararın başvurucuya tebliği üzerine

3/11/2014 tarihinde başvurucu, bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

24. 2911 sayılı Kanun’un 3. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes,

önceden izin almaksızın, bu Kanun hükümlerine göre silahsız ve saldırısız

olarak kanunların suç saymadığı belirli amaçlarla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkına sahiptir.”

25. 2911 sayılı Kanun’un 6. maddesinin 2/3/2014 tarihli ve 6529

sayılı Kanun ile değişiklik yapılmadan önceki hâli şöyledir:

“Toplantı

ve gösteri yürüyüşleri, tüm il veya ilçe sınırları içerisinde aşağıdaki

hükümlere uyulmak şartıyla her yerde yapılabilir.

Şehir ve kasabalarda ve gerekli görülen diğer

yerlerde hangi meydan ve açık yerlerde veya yollarda toplantı veya yürüyüş

yapılabileceği ve bu toplantı ve yürüyüş için toplanma ve dağılma yerleri ile

izlenecek yol ve yönler vali ve kaymakamlarca kararlaştırılarak alışılmış

araçlarla önceden duyrulur. Bu yerler hakkında

sonradan yapılacak değişiklikler duyurudan onbeş gün

sonra geçerli olur. Toplantı yerlerinin tespitinde gidiş gelişi, güvenliği

bozmayacak ve pazarların kurulmasına engel olmayacak biçimde, toplantıların

genel olarak yapıldığı, elektrik tesisatı olan yerler tercih edilir.”

26. 2911 sayılı Kanun’un olay tarihinde yürürlükte olan "Toplantı ve gösteri yürüyüşü zamanı"

kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:

"Açık yerlerdeki

toplantılar ile yürüyüşler güneşin batışından bir saat önceye, kapalı

yerlerdeki toplantılar saat 23.00'e kadar sürebilir."

27. 2911 sayılı Kanun’un 22. maddesi şöyledir:

“Genel

yollar ile parklarda, mabetlerde, kamu hizmeti görülen bina ve tesislerde ve

bunların eklentilerinde ve Türkiye Büyük Millet Meclisine bir kilometre

uzaklıktaki alan içinde toplantı yapılamaz ve şehirlerarası karayollarında

gösteri yürüyüşleri düzenlenemez.

Genel meydanlardaki toplantılarda, halkın ve

ulaşım araçlarının gelip geçmesini sağlamak üzere valilik ve kaymakamlıklarca

yapılacak düzenlemelere uyulması zorunludur.”

28. 2911 sayılı Kanun’un 23. maddesi şöyledir:

“a) 9

ve 10 uncu madde hükümlerine uygun biçimde bildirim verilmeden veya toplantı

veya yürüyüş için belirtilen gün ve saatten önce veya sonra;

b) (Değişik bent: 30/7/1998 - 4378/1 md.) Ateşli silahlar veya patlayıcı maddeler veya her türlü

kesici, delici aletler veya taş, sopa, demir ve lastik çubuklar, boğma teli

veya zincir gibi bereleyici ve boğucu araçlar veya yakıcı, aşındırıcı,

yaralayıcı eczalar veya diğer her türlü zehirler veya her türlü sis, gaz ve

benzeri maddeler ile yasadışı örgüt ve topluluklara ait amblem ve işaret

taşınarak veya bu işaret ve amblemleri üzerinde bulunduran üniformayı andırır

giysiler giyilerek veya kimliklerini gizlemek amacıyla yüzlerini tamamen veya

kısmen bez vesair unsurlarla örterek toplantı ve

gösteri yürüyüşlerine katılma ve kanunların suç saydığı nitelik taşıyan afiş,

pankart, döviz, resim, levha, araç ve gereçler taşınarak veya bu nitelikte

sloganlar söylenerek veya ses cihazları ile yayınlanarak,

c) 7 nci madde

hükümleri gözetilmeksizin,

d) 6 ve 10 uncu maddeler gereğince belirtilen

yerler dışında,

e) 20 nci maddedeki

yöntem ve şartlara ve 22 nci maddedeki yasak ve

önlemlere uyulmaksızın,

f) 4 üncü madde ile Kanun kapsamı dışında

bırakılan konularda kendi amaç, kural ve sınırları dışına çıkılarak,

g) Kanunların suç saydığı maksatlar için,

h) Bildirimde belirtilen amaç dışına

çıkılarak,

i) Toplantı ve yürüyüşün 14, 15, 16, 17 ve 19

uncu maddelere dayanılarak yasaklanması veya ertelenmesi halinde tespit edilen

erteleme veya yasaklama süresi sona ermeden,

j) (Değişik bent: 2/3/2014-6529 S.K./9. md) 12

nci madde gereğince toplantının dağılmasına karar

verilmesi hâlinde,

k) 21 inci madde hükmüne aykırı olarak,

l) 3 üncü maddenin 2 nci

fıkrası hükmüne uyulmadan, Yapılan toplantılar veya gösteri yürüyüşleri Kanuna

aykırı sayılır.”

29. 2911 sayılı Kanun’un 24. maddesinin 6529 sayılı Kanun'la

değişiklik yapılmadan önceki hâli şöyledir:

“Kanuna

uygun olarak başlayan bir toplantı veya gösteri yürüyüşü, daha sonra 23 üncü

maddede belirtilen kanuna aykırı durumlardan bir veya birkaçının vuku bulması

sebebiyle, Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşü haline dönüşürse:

a) Hükümet komiseri toplantı veya gösteri

yürüyüşünün sona erdiğini bizzat veya düzenleme kurulu aracılığı ile topluluğa

ilan eder ve durumu en seri vasıta ile mahallin en büyük mülki amirine

bildirir.

b) Mahallin en büyük mülki amiri, yazılı veya

acele hallerde sonradan yazı ile teyit edilmek kaydıyla sözlü emirle, mahallin

güvenlik amirlerini veya bunlardan birini görevlendirerek olay yerine gönderir.

Bu gelişmeler hükümet komiserince tutanaklarla

tespit edilerek en kısa zamanda mahallin en büyük mülki amirine tevdi edilir.”

30. 2911 sayılı Kanun’un 32. maddesi şöyledir:

“(Değişik

madde: 22/7/2010-6008 S.K/1.md.) Kanuna aykırı toplantı veya gösteri

yürüyüşlerine katılanlar, ihtara ve zor kullanmaya rağmen dağılmamakta ısrar

ederlerse, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçu,

toplantı ve gösteri yürüyüşünü tertip edenlerin işlemesi halinde, bu fıkra

hükmüne göre verilecek ceza yarı oranında artırılarak hükmolunur.

İhtara ve zor kullanmaya rağmen kolluk

görevlilerine karşı cebir veya tehdit kullanılarak direnilmesi halinde, ayrıca

26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 265 inci maddesinde

tanımlanan suçtan dolayı da cezaya hükmolunur.

23 üncü maddede yazılı hallerden biri

gerçekleşmeden veya 24 üncü madde hükmü yerine getirilmeden yetki sınırı

aşılarak toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin dağıtılması halinde, yukarıdaki

fıkralarda yazılı fiilleri işleyenlere verilecek cezalar, dörtte bire kadar

indirilerek uygulanabileceği gibi, ceza vermekten de vazgeçilebilir.”

31. 4/7/1934 tarihli ve 2559 sayılı Polis Vazife ve Salâhiyet

Kanunu’nun 16. maddesi şöyledir:

“Polis,

görevini yaparken direnişle karşılaşması halinde, bu direnişi kırmak amacıyla

ve kıracak ölçüde zor kullanmaya yetkilidir.

Zor kullanma yetkisi kapsamında, direnmenin

mahiyetine ve derecesine göre ve direnenleri etkisiz hale getirecek şekilde

kademeli olarak artan nispette bedenî kuvvet, maddî güç ve kanunî şartları

gerçekleştiğinde silah kullanılabilir.

İkinci fıkrada yer alan;

a) Bedenî kuvvet; polisin direnen kişilere

karşı veya eşya üzerinde doğrudan doğruya kullandığı bedenî gücü,

b) Maddî güç; polisin direnen kişilere karşı

veya eşya üzerinde bedenî kuvvetin dışında kullandığı kelepçe, cop, basınçlı

su, göz yaşartıcı gazlar veya tozlar, fizikî engeller, polis köpekleri ve

atları ile sair hizmet araçlarını,

ifade eder.

Zor kullanmadan önce, ilgililere direnmeye

devam etmeleri halinde doğrudan doğruya zor kullanılacağı ihtarı yapılır.

Ancak, direnmenin mahiyeti ve derecesi göz önünde bulundurularak, ihtar

yapılmadan da zor kullanılabilir.

Polis, zor kullanma yetkisi kapsamında

direnmeyi etkisiz kılmak amacıyla kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı

zorun derecesini kendisi takdir ve tayin eder. Ancak, toplu kuvvet olarak

müdahale edilen durumlarda, zor kullanmanın derecesi ile kullanılacak araç ve

gereçler müdahale eden kuvvetin amiri tarafından tayin ve tespit edilir.

Polis, kendisine veya başkasına yönelik bir

saldırı karşısında, zor kullanmaya ilişkin koşullara bağlı kalmaksızın, 5237

sayılı Türk Ceza Kanununun meşru savunmaya ilişkin hükümleri çerçevesinde

savunmada bulunur.

Polis;

a) Meşru savunma hakkının kullanılması

kapsamında,

b) Bedenî kuvvet ve maddî güç kullanarak

etkisiz hale getiremediği direniş karşısında, bu direnişi kırmak amacıyla ve

kıracak ölçüde,

c) Hakkında tutuklama, gözaltına alma, zorla

getirme kararı veya yakalama emri verilmiş olan kişilerin ya da suçüstü halinde

şüphelinin yakalanmasını sağlamak amacıyla ve sağlayacak ölçüde,

silah kullanmaya yetkilidir.

Polis, yedinci fıkranın (c) bendi kapsamında

silah kullanmadan önce kişiye duyabileceği şekilde 'dur' çağrısında bulunur.

Kişinin bu çağrıya uymayarak kaçmaya devam etmesi halinde, önce uyarı amacıyla

silahla ateş edilebilir. Buna rağmen kaçmakta ısrar etmesi dolayısıyla ele

geçirilmesinin mümkün olmaması halinde ise kişinin yakalanmasını sağlamak

amacıyla ve sağlayacak ölçüde silahla ateş edilebilir.

Polis, direnişi kırmak ya da yakalamak

amacıyla zor veya silah kullanma yetkisini kullanırken, kendisine karşı silahla

saldırıya teşebbüs edilmesi halinde, silahla saldırıya teşebbüs eden kişiye

karşı saldırı tehlikesini etkisiz kılacak ölçüde duraksamadan silahla ateş

edebilir.

32. 12/10/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 256.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Zor

kullanma yetkisine sahip kamu görevlisinin, görevini yaptığı sırada, kişilere

karşı görevinin gerektirdiği ölçünün dışında kuvvet kullanması halinde, kasten

yaralama suçuna ilişkin hükümler uygulanır.”

33. İçişleri Bakanlığının yayımladığı 25/8/2011 tarihli

Toplumsal Olaylarda Görevlendirilen Personelin Hareket Usul ve Esaslarına Dair Yönerge'de toplantı ve gösteri yürüyüşleri ile ilgili

olarak hazırlanması gereken planlar, bu planların uygulanmasında gözönünde bulundurulacak esaslar, toplantı ve gösteri yürüyüşleri

öncesinde alınması gereken tedbirler, kanuna aykırı toplantı ve gösteri

yürüyüşlerine müdahale sırasında uygulanacak taktik, düzen ve genel prensipler

ile müdahale sonrasında yapılması gereken işlemler belirtilmiştir.

34. Emniyet Genel Müdürlüğünün 15/2/2008 tarihli ve 19 sayılı

Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve Mühimmatları Konulu Genelgesi çerçevesinde

hazırlanan Göz Yaşartıcı Gaz Silahları ve Mühimmatları Kullanım Talimatı'nda toplumsal olaylara müdahale esnasında göz

yaşartıcı maddelerin nasıl kullanılacağı ayrıntılı olarak belirlenmiştir.

35. 2911 sayılı Kanun'un 7. maddesinin ikinci fıkrası 6529

sayılı Kanun'un 6. maddesiyle "Açık

yerlerdeki toplantılar ile yürüyüşler güneş batmadan önce dağılacak şekilde,

kapalı yerlerdeki toplantılar ise saat 24.00'e kadar yapılabilir."

şeklinde değiştirilmiş; madde metninde yer alan "...güneş batmadan örce dağılacak

şekilde..." ibaresi, Anayasa Mahkemesinin 28/9/2017 tarihli ve

E.2014/101, K.2017/142 sayılı kararıyla iptal edilmiştir. Kararın gerekçesi

şöyledir:

"...

2. Anayasa’ya Aykırılık Sorunu

72. Kanun’un 7. maddesinin birinci fıkrasında,

toplantı ve yürüyüşlere ve bu amaçla toplanmalara güneş doğmadan

başlanamayacağı; ikinci fıkrasında açık yerlerdeki toplantılar ile yürüyüşlerin

güneş batmadan önce dağılacak şekilde, kapalı yerlerdeki toplantıların ise saat

24.00’e kadar yapılabileceği hükme bağlanmıştır. 7. maddenin ikinci fıkrasında

yer alan “…güneş batmadan önce dağılacak şekilde…” ibaresi, itiraz konusu

kuralı oluşturmaktadır. İtiraz konusu kuralla açık alanlardaki toplantı veya

yürüyüşlerin güneşin batmasından sonra devam etmesi yasaklanmaktadır.

73. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin açık

alanlarda güneşin batışıyla sınırlandırılmasının, toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkına müdahale niteliği taşıdığı açıktır. Açık alanlardaki toplantı

ve gösteri yürüyüşlerinin güneşin batışıyla sınırlandırılması suretiyle

toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yapılan müdahalenin kamu düzeninin ve

başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amacına dayandığı

anlaşılmaktadır. Ancak meşru bir amaca dayanan bu sınırlamanın ayrıca

Anayasa’nın 13. maddesi uyarınca demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun

ve ölçülü olması gerekir.

74. Gece vaktinde toplantı veya gösteri

yürüyüşü düzenlenmesi, evlerinde istirahat eden insanların huzur ve sükûnet

içinde dinlenmelerine engel teşkil edebilir. Bu risk özellikle gecenin

ilerleyen saatlerinde daha da artabilmektedir. Aynı şekilde gece saatlerinde

toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının devlete yüklediği pozitif

ödevlerin yerine getirilmesinde ve dolayısıyla kamu düzeninin korunması için

gereken önlemlerin alınmasında güçlükler yaşanabilir. Dolayısıyla gerek

başkalarının gece vaktinde rahatsız edilmesini önlemek gerekse kamu düzeninin

bozulmasını engellemek amacıyla toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının

sınırlanması gerekli hâle gelebilir.

75. Bununla birlikte kamu düzeni bakımından

tehdit oluşturmayan ve barışçıl niteliğini koruyan toplantıların sırf güneşin

batışından sonraki döneme sarkmış olması nedeniyle dağılmasının demokratik bir

toplumda gerekli olduğu söylenemez. Bu tür toplantılarda da toplantıya

katılanların şiddet içermeyen yöntemlerle düşünce ve kanaatlerini açıklama

fırsatı bulmasının demokratik bir toplumda hoşgörüyle karşılanması gerekir.

İtiraz konusu kural ise güneşin batmasından önce başlamış olan toplantıların da

iletilmek istenen mesajın verilip verilmediğine bakılmaksızın güneşin batış

saati itibarıyla dağılmasını zorunlu kılmaktadır.

76. Öte yandan kanun koyucunun başkalarının

haklarının ve kamu düzeninin korunması ödeviyle toplantı ve gösteri yürüyüşü

düzenleme hakkı arasında makul bir denge kurması ve her iki değeri de gözetmesi

gerekmektedir. Bu bağlamda başkalarının haklarının ve kamu düzeninin korunması

amacı için toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının gereğinden fazla

sınırlandırılması, sınırlama için seçilen aracı orantısız kılar.

77. Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının mahiyeti ve demokratik toplum bakımından önemi gözetildiğinde havanın

kararmasından sonra toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlenmesinin kategorik

olarak yasaklanması, hakkın gereğinden fazla sınırlandırılması sonucunu

doğurabilecek niteliktedir. Katılanların sayısı ve yöntemi itibarıyla diğer

insanların dinlenmesini engelleyecek nitelik taşıyan ve özellikle gecenin

ilerleyen saatlerine denk gelen toplantıların yasaklanması ölçülü görülebilirse

de başkalarını aşırı derecede rahatsız etmeyen ve kamu düzeni yönünden ciddi

bir tehlike yaratmayan toplantıların güneşin batmasından sonra devam etmesinin

yasaklanması, haklar arasında kurulması gereken adil dengenin toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı aleyhine bozulmasına yol açabilir.

78. İtiraz konusu kuralda, bu yönüyle bir

değerlendirme yapılmasına imkân tanınmaksızın, gün içinde açık alanlarda

başlayan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin güneşin batmasından sonra devam

etmesi mutlak olarak yasaklanmaktadır. Toplantının türü, mahiyeti, kapsamı,

amacı, biçimi, katılanların sayısı, yapıldığı zaman dilimi gibi etkenler göz

önünde bulundurulmak suretiyle toplantının güneş battıktan sonra devam

etmesinin kamu düzenini etkileyip etkilemediği, başkalarının hak ve

özgürlüklerini zedeleyip zedelemediği değerlendirildikten sonra yasaklama kararı

verilmesinin gerekip gerekmediğine ilişkin değerlendirme yapılmasına imkân

tanınmadan açık alanlardaki toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin güneşin

batmasından sonra devam etmesinin mutlak olarak yasaklanması, toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan müdahaleyi orantısız kılmaktadır. Bu

şekildeki kategorik bir yasağın özellikle insanların nispeten günlük

aktivitelerine devam ettiği akşam saatleri bakımından daha da sorunlu hâle

geldiği ifade edilmelidir.

79. Bu bağlamda itiraz konusu kuralla toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan müdahale demokratik bir toplumda

gerekli ve orantılı bulunmamaktadır.

80. Açıklanan nedenlerle kural, Anayasa’nın

13., 26. ve 34. maddelerine aykırıdır. İptali gerekir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

36. Mahkemenin 3/7/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

37. Başvurucu; basın açıklaması yapmaya yönelik olarak

düzenlenen gösterinin tamamen barışçıl amaçlı olduğunu, kolluk görevlilerinin

gereksiz ve aşırı güç kullanarak yetkilerini aştığını, gösterinin dağıtılması

sırasında tazyikli ve ilaçlı su ile gaza maruz bırakıldığını, coplarla

dövüldüğünü ileri sürmektedir. Başvurucu; bu hususta yaptığı şikâyet hakkında

Savcılığın eksik inceleme yaparak kovuşturmaya yer olmadığına karar verdiğini

ve şikâyetleri ile ilgili hiçbir delil toplamadığını, incelemenin olaya taraf

olan kolluk görevlilerinin bağlı olduğu Adana Emniyet Müdürlüğünün yazısındaki

tespitlerden ibaret olduğunu belirtmektedir. Karara karşı yaptığı itirazı

inceleyen Sulh Ceza Hâkimliğinin de matbu gerekçelerle itirazını reddettiğini

dile getiren başvurucu; olay sırasında cep telefonunun kırıldığını da

belirterek kötü muamele yasağının, kişi özgürlüğü ve güvenliği, mülkiyet, adil

yargılanma haklarının ve hak arama özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri

sürmektedir.

38. Bakanlık görüşünde, başvurunun Anayasa'nın toplantı ve

gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına ilişkin 34. maddesi ile Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 11. maddesi kapsamında incelenmesi gerektiği ifade

edilmiştir. Gösteri yürüyüşü ve basın açıklaması dolayısıyla başvurucu hakkında

herhangi bir adli veya idari işlem tesis edilmediğine dikkat çekilerek

müdahalenin gösteri yürüyüşü ve basın açıklamasının yapıldığı 26/12/2013

tarihinde gerçekleştiği, bu nedenle başvuru süresinin bu tarihe göre

hesaplanması gerektiği, bu durumda başvurunun yapılabileceği en son tarih olan

25/1/2014 tarihinin geçirilmesinden sonra 31/10/2014 tarihinde yapılan

başvuruda süre aşımı bulunduğu iddia edilmektedir. Bakanlık başvurunun esası

hakkında ise 2911 sayılı Kanun'un hava karardıktan sonra izinsiz gösteri

yürüyüşü yapılmasını yasakladığını, kamu düzeninin sağlanması amacıyla kolluk

güçleri tarafından gösteriye yapılan müdahale sırasında ölçülü ve orantılı

kuvvet kullanıldığını belirterek toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme

hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerektiği yönünde görüş

bildirmiştir.

B. Değerlendirme

39. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasının ilgili bölümü

ile üçüncü fıkrası şöyledir:

"Herkes, … maddi ve manevi varlığını

koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.

...

Kimseye işkence ve eziyet yapılamaz; kimse

insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamaz.”

40. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun kişi özgürlüğü ve güvenliği,

adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiği yönündeki

şikâyetlerinin kötü muamele yasağının maddi ve usul boyutu ile ilgili olduğu

görüldüğünden bu haklar yönünden ayrı bir değerlendirme yapılmamıştır. Öte yandan

başvurucunun olay nedeniyle telefonunun zarar gördüğünü ileri sürerek mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiası -tüketilen kanun yolunun niteliği

dikkate alınarak- başvurucunun maddi tazminat talebi içinde

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

41. Anayasa Mahkemesince başvurucunun Anayasa'nın 17. maddesi

kapsamında görülen şikâyetlerinin bu konuda etkili kanun yolu olan, ceza

soruşturması sonucunda verilen kovuşturmaya yer olmadığına dair karara karşı

itiraz kanun yolunun tüketilmesinin ardından otuz günlük yasal süresi içinde

yapıldığı anlaşılan başvuruda süre aşımı bulunmadığı tespit edilmektedir.

42. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kötü

muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

43. Kötü muamele yasağına ilişkin şikâyetlerin incelenmesinin

-devletin negatif ve pozitif yükümlülükleri dikkate alınarak- maddi ve usul

boyutları bakımından ayrı ayrı ele alınması gerekmektedir. Devletin negatif

yükümlülüğü, bireyleri işkence ya da insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye

ya da cezaya tabi tutmama sorumluluğunu içerirken pozitif yükümlülüğü hem bireyleri

bu tür muamelelerden korumayı (önleyici yükümlülük) hem de etkili bir

soruşturma yoluyla sorumluların tespiti ve cezalandırılmasını (soruşturma

yükümlülüğü) içermektedir. Kötü muamele yasağının maddi boyutu, negatif

yükümlülük ile önleyici yükümlülüğü kapsamakta; pozitif yükümlülüğün iki

unsurundan biri olan soruşturma yükümlülüğü ise usul boyutunu oluşturmaktadır.

a. Anayasa’nın 17.

Maddesinin Maddi Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel İlkeler

44. Herkesin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme

hakkı Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınmıştır. Anılan maddenin

birinci fıkrasında insan onurunun korunması amaçlanmıştır. Üçüncü fıkrasında da

kimseye işkence ve eziyet yapılamayacağı, kimsenin insan haysiyetiyle bağdaşmayan ceza veya

muameleye tabi tutulamayacağı hüküm altına alınmıştır.

45. Devletin bireyin maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına saygı gösterme yükümlülüğü, öncelikle kamu otoritelerinin bu

hakka müdahale etmemelerini yani anılan maddenin üçüncü fıkrasında belirtilen

şekillerde kişilerin fiziksel ve ruhsal zarar görmelerine neden olmamalarını

gerektirir. Bu, devletin bireyin vücut ve ruh bütünlüğüne saygı gösterme

yükümlülüğünden kaynaklanan negatif ödevidir (Cezmi

Demir ve diğerleri, B. No: 2013/293, 17/7/2014, § 81).

46. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrası sınırlama

öngörmemekte ve işkence, insanlık dışı ve onur kırıcı muamele ve cezaların

yasaklanmasının mutlak mahiyetini belirtmektedir. Kötü muamele yasağının mutlak

mahiyeti Anayasa’nın 15. maddesi kapsamında belirtilen savaş veya ulusun

varlığını tehdit eden başka bir genel tehlike hâlinde dahi istisna

öngörmemiştir (Turan Günana, B. No: 2013/3550,

19/11/2014, § 33).

47. Öte yandan bir muamelenin Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının kapsamına girebilmesi için asgari bir ağırlık derecesine ulaşmış

olması gerekmektedir. Bu asgari eşik göreceli olup her olayda asgari eşiğin

aşılıp aşılmadığı somut olayın özellikleri dikkate alınarak

değerlendirilmelidir. Bu bağlamda muamelenin süresi, fiziksel ve ruhsal

etkileri ile mağdurun cinsiyeti, yaşı ve sağlık durumu gibi faktörler önem

taşımaktadır (Tahir Canan, § 23).

Değerlendirmeye alınacak bu unsurlara muamelenin amacı ve kastı ile ardındaki

saik de eklenebilir. Ayrıca kötü muamelenin heyecanın ve duyguların yükseldiği

durumda meydana gelip gelmediği de dikkate alınması gereken diğer bir faktördür

(Cezmi Demir ve diğerleri, § 83).

48. Anayasa'nın 17. maddesi ve Sözleşme’nin 3. maddesi, belirli

bir yasal muamele kapsamında bir yakalamayı gerçekleştirmek için güç

kullanımını yasaklamamaktadır. Ancak sınırları belli bazı durumlarda, sadece

kaçınılmaz ve asla aşırı olmaması koşuluyla güvenlik güçleri tarafından

fiziksel güce başvurulmasının kötü muamele olmadığı kabul edilmektedir. Ayrıca

kişinin kendi davranışından veya tutumundan dolayı fiziksel güce başvurmak

kesinlikle zorunlu hâle gelmedikçe bu neviden fiiller, prensip olarak

Sözleşme’nin 3. maddesinde belirtilen yasağı ihlal edecektir. Bu bağlamda

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) suçla mücadeleye özgü inkâr edilemez

zorlukların bireylerin vücut dokunulmazlığı açısından sağlanacak korumaya

sınırlar koymasını haklı kılamayacağını belirtmektedir (Ali Rıza Özer ve diğerleri [GK], B. No:

2013/3924, 6/1/2015, §§ 81,82).

49. Görevlerini yaparken direnişle karşılaşmaları hâlinde kolluk

görevlileri, bu direnişi kırmak amacıyla ve direnişi kıracak ölçüde zor

kullanmaya yetkilidir. Fiilî bir saldırının varlığı hâlinde kolluk görevlileri

ayrıca meşru savunma kapsamında zor kullanma yetkisine de sahiptirler. Ancak

zor kullanımı yalnızca zorunlu hâllerde başvurulabilecek bir yol olduğu gibi

başvurulacak güç ölçülü ve kademeli olmalıdır (Arif

Haldun Soygür, B. No: 2013/2659, 15/10/2015,

§ 51).

50. Aktif/etken direnme kolluk görevlisine karşı fiilî bir

saldırı, güç kullanımı sonucu kolluk görevlisinin görevini yapmasına engel

olmak şeklinde gerçekleşirken pasif/edilgen direnme evrak göstermeme, araca

binmeme, araçtan inmeme gibi kolluk görevlisinin talimatlarına uymama şeklinde

gerçekleşmekte ve fiilî bir güç kullanımını içermemektedir. Direnmenin türüne

göre görevin ifası için gerekli kuvvet kullanımı değişebileceği gibi kuvvet

kullanımının meşru bir zemine oturması için direnmenin sona ermemiş olması, güç

kullanımının görevin ifası için zorunlu olması ve yerine getirilmek istenen

amaç ile orantılı olması gerekmektedir (Arif

Haldun Soygür, § 52).

51. Polisin zor kullanma yetkisi bir cezalandırma aracı olmayıp

zorunlu sınırın aşılması, işkence ve kötü muamele yasağının ihlali sonucunu

doğurabilecektir (Arif Haldun Soygür, § 54).

52. Anayasa ve Sözleşme tarafından kötü muamele, kişi üzerindeki

etkisi gözetilerek derecelendirilmiş ve farklı kavramlarla ifade edilmiştir.

Dolayısıyla Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında geçen ifadeler

arasında bir yoğunluk farkının bulunduğu görülmektedir. Bir muamelenin işkence olarak nitelendirilip

nitelendirilmeyeceğini belirlenebilmesi için anılan fıkrada geçen eziyet ve insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele kavramları ile işkence arasındaki

ayrıma bakmak gerekir. Bu ayrımın özellikle çok ağır ve zalimane acılara neden

olan kasti insanlık dışı muamelelerdeki özel duruma işaret etmek ve bir

derecelendirme yapmak amacıyla Anayasa tarafından getirildiği ve anılan

ifadelerin 5237 sayılı Kanun’da düzenleme altına alınmış olan işkence,

eziyet ve hakaret

suçlarının unsurlarından daha geniş ve farklı bir anlam taşıdığı

anlaşılmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 84).

53. Buna göre anayasal düzenleme bağlamında kişinin maddi ve

manevi varlığının bütünlüğüne en fazla zarar veren muamelelerin işkence olarak belirlenmesi mümkündür (Tahir Canan, § 22). Muamelelerin

ağırlığının yanı sıra İşkence ve Diğer Zalimane, İnsanlık Dışı veya Aşağılayıcı

Muamele veya Cezaya Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’nin 1. maddesinde işkence teriminin özellikle bilgi almak,

cezalandırmak veya yıldırmak amacıyla ya da ayrımcı bir nedenle kasten ağır acı

veya ıstırap vermeyi kapsadığı belirtilerek kasıt

unsuruna da yer verilmiştir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 85).

54. İşkence

seviyesine varmayan fakat yine de önceden tasarlanmış, uzun bir dönem içinde

saatlerce uygulanmış, fiziki yaralanmaya, yoğun maddi veya manevi ızdıraba sebep olan insanlık dışı muameleler eziyet olarak tanımlanabilir (Tahir Canan, § 22). Bu hâllerde meydana

gelen acı, meşru bir muamele ya da cezada kaçınılmaz bir unsur olarak bulunan

acının ötesine geçmelidir. İşkenceden farklı olarak eziyette, ızdırap verme kastının belli bir amaç doğrultusunda

yapılması şartı aranmaz. AİHM fiziksel saldırı, darp, psikolojik sorgu

teknikleri, kötü şartlarda tutma, kişiyi kötü muamele göreceği bir yere sınır

dışı ya da iade etme, devletin gözetimi altında kişinin kaybolması, kişinin

evinin yok edilmesi, ölüm cezasının infazının uzunca bir süre beklenmesinin

doğurduğu korku ve sıkıntı, çocuk istismarı gibi muameleleri insanlık dışı muameleler olarak

nitelendirmiştir. Bu nitelikteki muameleler Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrası bağlamında eziyet olarak

nitelendirilebilir (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 88).

55. Mağdurları küçük düşürebilecek ve utandırabilecek şekilde

kendilerinde korku, küçültülme, elem ve aşağılanma duygusu uyandıran veya

mağduru kendi iradesine ve vicdanına aykırı bir şekilde hareket etmeye

sürükleyen, aşağılayıcı nitelikteki daha hafif muamelelerin ise insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

veya ceza olarak tanımlanması mümkündür (Tahir

Canan § 22). Burada eziyetten

farklı olarak kişi üzerinde uygulanan muamele, fiziksel ya da ruhsal acıdan öte

küçük düşürücü veya alçaltıcı bir etki oluşturmaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 89).

56. Bir muamelenin bu kavramlardan hangisini oluşturduğunun

belirlenebilmesi için her somut olay kendi özel koşulları içinde

değerlendirilmelidir. Muamelenin kamuya açık olarak yapılması onun aşağılayıcı

ve insan haysiyetiyle bağdaşmayan nitelikte olup olmamasında rol oynasa da bazı

durumlarda kişinin kendi gözünde küçük düşmesi de bu seviyedeki bir kötü

muamele için yeterli olabilmektedir. Ayrıca muamelenin küçük düşürme ya da

alçaltma kastı ile yapılıp yapılmadığı dikkate alınsa da böyle bir amacın

belirlenememesi, kötü muamele ihlali olmadığı anlamına gelmeyecektir. Bir

muamele hem insanlık dışı/eziyet hem de aşağılayıcı/insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele niteliğinde olabilir. Her türlü işkence, aynı zamanda

insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamele oluştururken insan haysiyetiyle

bağdaşmayan her aşağılayıcı muamele insanlık dışı/eziyet niteliğinde

olmayabilir. Tutulma koşulları, tutulanlara yapılan uygulamalar, ayrımcı

davranışlar, devlet görevlileri tarafından sarf edilen hakaretamiz ifadeler,

engelli kimselerin karşılaştığı kimi olumsuz durumlar, kişiye normal olmayan

bazı şeyleri yedirme içirme gibi aşağılayıcı muameleler insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

olarak ortaya çıkabilir (Cezmi Demir ve

diğerleri, § 90).

57. Bunlarla birlikte Anayasa'nın 34. maddesinde güvence altına

alınan toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının ihlal edildiği

şikâyetlerini konu alan bireysel başvurularla ilgili Anayasa Mahkemesi muhtelif

kararlarında; anılan maddenin fikirlerin barışçıl bir şekilde ortaya

konulabilmesini güvence altına aldığını, bir toplantı ve gösteri yürüyüşünün

kanunda öngörülen usullere tam olarak uyulmadan düzenlenmiş olmasının tek başına

toplantı ve yürüyüşün barışçıl niteliğini ortadan kaldıran bir sebep olmadığını

kabul etmiştir (Osman Erbil, B.

No: 2013/2394, 25/3/2015, § 49; Dilan Ögüz Canan [GK], B. No: 2014/20411, 30/11/2017,

§ 41; Ali Rıza Özer ve diğerleri, §

119; Umut Şimşek ve diğerleri, B.

No: 2015/14310, 12/6/2018, § 58 ).

ii. Genel İlkelerin Olaya

Uygulanması

58. Somut olayda gösteri sırasında kolluk güçlerince kaydedilmiş

görüntülerin incelenmesi neticesinde başvurucu ve onunla birlikte hareket eden

öncü grubun gösterinin barışçıl amacına gönderme yaparak basın açıklamalarını

duyurmak amacıyla bulundukları İnönü Parkı'ndan Atatürk Parkı'na doğru

yürüyüşlerine engel olunmaması yönündeki taleplerini güvenlik kuvvetlerinin

amirlerine ilettiği görülmektedir. Bu talebe karşılık güvenlik şube müdürünün

hava karardığı için yürüyüş talebinin 2911 sayılı Kanun'a aykırı olduğunu, bu

nedenle yürüyüş önündeki barikatları kaldıramayacaklarını ancak basın

açıklamasını bulundukları parkta yapabileceklerini belirtmesi üzerine uzunca süren

ikna görüşmesinin başarısız olduğu anlaşılmaktadır. Bundan sonraki

görüntülerde, ellerinde taşıdıkları pankartın arkasına geçen öncü grubun diğer

katılımcıların da eşliğinde yürüyüşü gerçekleştirme kararlılığıyla parkın

kollukça kapatılmayan kısımlarından ana cadde üzerine çıktığı görülmektedir.

59. Gruptakilerin yürüyüşe geçerek ana caddeye çıkması ve kolluk

görevlilerinin 2911 sayılı Kanun'un gece yürüyüşüne izin vermediği, kamu güvenliği

ve suç işlenmesinin önlenmesi amacına aykırı yürüyüşün yasa dışı olduğu

yönündeki sesli uyarılarını dikkate almamaları sonrasında TOMA'lardan

göstericilere tazyikli su sıkılmıştır.

60. Kamu görevlilerinin güç kullanımına ilişkin eylemlerinin bu

konuda değerlendirmesi yapılırken sadece fiilen gücü kullanan görevlilerin

eylemlerinin değil, söz konusu eylemlerin planlanması ve kontrolü dâhil olayın

bütün aşamalarının dikkate alınması gerekmektedir. Bunun yanı sıra bu konuda

yapılacak değerlendirmede bir bütün olarak somut olayın hangi koşullarda

gerçekleştiğinin ve nasıl bir seyir izlediğinin de gözönünde

bulundurulması gerekmektedir (Cemil Danışman,

B. No: 2013/6319, 16/7/2014, § 57).

61. Anayasa Mahkemesinin 6529 sayılı Kanun'un 2911 sayılı Kanun'un

6. maddesiyle değiştirilen 7. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "...güneş batmadan önce dağılacak şeklinde..."

ibaresiyle ilgili iptal gerekçesinde (bkz. § 35) toplantının güneş battıktan

sonra devam etmesinin kamu düzenini etkileyip etkilemediği, başkalarının hak ve

özgürlüklerini zedeleyip zedelemediği tartışıldıktan sonra yasaklama kararı

verilmesinin gerekip gerekmediği konusunda bir değerlendirme yapılmaksızın

güneşin batışından sonra toplantının mutlak olarak yasaklanması toplantı ve gösteri

yürüyüşü düzenleme hakkına yapılan orantısız bir müdahale olarak

değerlendirilmiştir. Somut olayda havanın kararmasında sonra başlayan

toplantıya sırf bu nedene dayalı olarak bir müdahale yapılmadığı

anlaşılmaktadır. Kolluk görevlilerinin sesli uyarılarında kamu düzeninin

sağlanması amacına vurgu yapılarak istendiği takdirde park içinde basın

açıklaması yapılmasının bir sorun doğurmayacağı gösterici gruba

hatırlatılmıştır.

62. TOMA araçlarından tazyikli suyla yapılan müdahale sonrasında

adli birimlerden temin edilerek izlenen görüntülerde -ve bu kayıtlara ilişkin

kolluk tarafından düzenlenen 23/1/2014 tarihli

CD ve Fotoğraf İzleme Tutanağı'nda-

müdahale alanı civarında yüzleri kapalı kişiler ile yine kolluğa ve kolluk

araçlarına taş atan kişilerin tespit edildiği görülmektedir. Her ne kadar

yüzleri kapalı ve taş atan kişiler emniyet görevlileriyle müzakereleri yürüten

grup üyeleri dışındaki kişiler olsa da ve yürüyen grubun müdahale ile

dağıtılması sonrasında bu kişilerin varlığı tespit edilmiş ise de bu durum

havanın kararmasından sonra yaklaşık 250 kişilik bir grubun akan bir trafikte

şehrin ana caddesinde yürüyüş yapmak istemesinin hem gösterici grubun hem de

çevredeki halkın güvenliğinin sağlanması adına potansiyel riskler içerdiğinin gözardı edilmesini gerektirmemektedir. Kamu otoritelerinin

somut olayın koşulları çerçevesinde gece vaktinde yapılacak yürüyüşün neden

olacağı güvenlik riskine yönelik kaygıları temelsiz değildir. Öte yandan kolluk

güçlerinin, başvurucunun dahil olduğu grubun bulunduğu parkta basın açıklaması

yapmasını ve düşüncelerini burada duyurmasını engellemediğinin de altı

çizilmelidir. Dolayısıyla kolluk güçlerinin yürüyüş yapmaya başlayan gruba

tazyikli su sıkma şeklindeki aracı tercih ederek müdahale etmesinin gereksiz

olduğundan bahsedilemez.

63. Müdahalenin gerekli olduğu ortaya konduktan sonra ikinci

aşamada olayın niteliğine göre müdahalenin göstericileri etkisiz hâle getirmek

için ölçülü olup olmadığı ele alınmalıdır. Kolluğun toplumsal olaylara müdahale

sırasında gerektiğinde kuvvet kullanması bir hukuka uygunluk nedenidir. Bu

durumda dahi göstericilerin uyguladığı şiddeti önleyecek yeterlilik ve

mahiyette cebir kullanılmasına cevaz verilmiştir. Kişinin hareket özgürlüğünü

kısıtlamak için uygulanan fiziksel şiddet şeklinde tanımlanabilecek güç kullanımı, ortaya çıkan tehlike

bakımından gerekli olandan fazla olmamalı ve göstericilerin maddi bütünlüğüne

zarar vermemelidir ( Ali Ulvi Altunelli, B. No: 2014/11172, 12/6/2018, § 76).

64. Öncelikle başvurucunun üzerine gazlı su sıkıldığı, olaya gaz

bombaları ile müdahale edildiği ve coplarla dövüldüğü iddiaları bağlamında

dosyadaki görüntü, bilgi ve belgelerin incelenmesi neticesinde suyun kimyasal

bileşimi konusunda hem kolluk tarafından sağlanan belgelerde hem de başvurucunun

sunduğu belgelerde herhangi bir kaydın bulunmadığının belirtilmesi gerekir. Bu

nedenle başvurucunun üzerine sıkılan suyun kimyasal bileşimi konusundaki

iddialar hakkında ayrı bir değerlendirme yapılmayacaktır. Diğer taraftan olayda

gaz bombası kullanıldığı yolunda da herhangi bir verinin başvuru dosyasına

yansımadığı tespit edilmiştir. İzlenen görüntülerden başvurucunun bir noktada

kolluk görevlileri ile yakın temasta bulunduğu görülmekle birlikte TOMA'dan sıkılan suyun menzili dışında kalınan bu alanlarda

kolluğun başvurucu da dâhil yakına gelen kişileri kalkanlarla itekleyip

tuttukları tanklardan üzerilerine gaz sıktığı

görülmüş olup bunun dışında başvurucuya copla müdahalede bulunup bulunmadıkları

anlaşılamamıştır. Bununla birlikte TOMA'nın ve polis

barikatının çok yakınına gelinmiş olması nedeniyle araçtan sıkılan suyun etki

alanı dışında kalınan noktada kolluk görevlilerince başvurucunun da içinde

bulunduğu öncü gruba yakın mesafeden biber gazı sıkıldığı görülmektedir.

İzlenen görüntülerden bu işlemin en az iki kez tekrarlandığı anlaşılmaktadır.

65. Tazyikli suyla yapılan müdahaleyi değerlendirmek

gerektiğinde izlenen görüntüler, başvurucunun tazyikli su ile yapılan müdahale

sonucu yere düşmesinin ardından yerden kalkarak yanındakilerle birlikte yürüyüşe

devam etme çabasında olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Bu itibarla aksine bir

delil dosyaya yansımadığından adli tıp raporu ile başvurucunun vücudunda

oluştuğu tespit edilen arazların sıkılan tazyikli su ile bunun sonucunda yere

düşmesinin ortak etkisiyle gerçekleştiği değerlendirilmiştir. Kaldı ki

kovuşturmaya yer olmadığı kararında da başvurucunun yere düşmesiyle yaralandığı

zımni olarak kabul edilmiştir.

66. Başvurucuya tazyikli su sıkılmasına ilişkin görüntüler

incelendiğinde başvurucunun yanındaki birkaç kişiyle birlikte tutmuş olduğu

dövizi kendilerini korumak amacıyla kullanarak cadde üzerinde TOMA araçlarıyla

önlem alan kalkanlı polislere doğru yürüyüşe

geçtiklerinde birden fazla kez sadece başvurucu ve beraberindekileri hedef alan

tazyikli su sıkıldığı görülmektedir. Bu anlarda yürüyüş yapmak isteyen

topluluğun büyük oranda dağıldığı, dolayısıyla suyla yapılan müdahaleden

beklenen amacın hasıl olduğu anlaşılmaktadır. Şu hâlde başvurucunun yanındaki

birkaç kişiyle birlikte alanda önlem alan onlarca polisin üzerine doğru

yürümesinin bir saldırı niteliği taşıdığı söylenemez. Zaten ilgili adli

birimlerden temin edilerek izlenen görüntüler, kolluk tarafından düzenlenen

23/1/2014 tarihli CD ve Fotoğraf

İzleme Tutanağı ile 3/1/2014

tarihli Görüntü İnceleme Tutanağı gösterinin hiçbir aşamasında başvurucunun

görevlilere veya çevredeki kişilere karşı şiddet içeren bir eyleminin

bulunmadığını ortaya koymaktadır. Buna rağmen -olayla ilgili olarak kolluk

tarafından tutulmuş olan tutanakta, başvurucuya sekiz kez tazyikli su ile

müdahale edildiği, buna rağmen başvurucunun ayağa kalkarak yürüyüşüne devam

ettiği tespitinden hareketle- sıkılan suyun isabet ettiği kişiye dengesini

kaybettirip onun yere düşmesine sebep olacak nitelikteki şiddeti, bu müdahalenin

saldırı veya saldırı potansiyeli tehlike teşkil etmeyen bir aşamada birden çok

tekrarlanması ve müdahaleler sonucunda meydana gelen yaralanmaların ağırlığı

(bkz. §§ 18, 19) dikkate alındığı tazyikli suyla ve yine öncesinde gazla

yapılan müdahalenin orantısız olduğu, ayrıca bu müdahale sonucunda basit tıbbi

müdahale ile giderilebilecek derecede de olsa oluşan yaralanmaların insan

haysiyetiyle bağdaşmayan muamele oluşturduğu sonucuna varılmıştır.

67. Açıklanan gerekçelerle olayda Anayasa'nın 17. maddesinin

üçüncü fıkrasında güvence altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele

yasağının maddi boyutu bakımından ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA bu görüşe katılmamışlardır.

b. Anayasa’nın 17.

Maddesinin Usul Boyutunun İhlal Edildiğine İlişkin İddia

i. Genel İlkeler

68. Devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı

kapsamında sahip olduğu pozitif yükümlülüğün usule ilişkin bir boyutu da

bulunmaktadır. Bu usul yükümlülüğü çerçevesinde devlet, doğal olmayan her türlü

fiziksel ve ruhsal saldırı olayının sorumlularının belirlenmesini ve

gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî bir soruşturma

yürütmek durumundadır. Bu tarz bir soruşturmanın temel amacı, söz konusu

saldırıları önleyen hukukun etkin bir şekilde uygulanmasını güvenceye almak ve

kamu görevlilerinin ya da kurumlarının karıştığı olaylarda, bunların

sorumlulukları altında meydana gelen olaylar için hesap vermelerini sağlamaktır

(Cezmi Demir ve diğerleri, § 110)

69. Buna göre bireyin bir devlet görevlisi tarafından hukuka

aykırı olarak ve Anayasa’nın 17. maddesini ihlal eder biçimde bir muameleye

tabi tutulduğuna ilişkin savunulabilir bir iddiasının bulunması hâlinde

Anayasa’nın 17. maddesi -“Devletin temel

amaç ve görevleri” kenar başlıklı 5. maddedeki genel yükümlülükle

birlikte yorumlandığında- etkili resmî bir soruşturmanın yapılmasını

gerektirmektedir. Bu soruşturma, sorumluların belirlenmesini ve

cezalandırılmasını sağlamaya elverişli olmalıdır. Bu olanaklı olmazsa bu madde,

sahip olduğu öneme rağmen pratikte etkisiz hâle gelecek ve bazı durumlarda

devlet görevlilerinin fiilî dokunulmazlıktan yararlanarak kontrolleri altında

bulunan kişilerin haklarını istismar etmeleri mümkün olacaktır (Tahir Canan, § 25).

70. Usul yükümlülüğünün bir olayda gerektirdiği soruşturma

türünün bireyin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının esasına ilişkin

yükümlülüklerin cezai bir yaptırım gerektirip gerektirmediğine bağlı olarak

tespiti gerekmektedir. Kasten ya da saldırı veya kötü muameleler sonucu meydana

gelen ölüm ve yaralama olaylarına ilişkin davalarda Anayasa’nın 17. maddesi

gereğince devletin ölümcül ya da yaralamalı saldırı durumunda sorumluların

tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte cezai soruşturmalar

yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen idari ve hukuki

soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi bu hak ihlalini

gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli değildir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 55).

71. Yürütülen ceza soruşturmalarının amacı, kişinin maddi ve

manevi varlığını koruyan mevzuat hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını

ve sorumluların ölüm ya da yaralama olayına ilişkin hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu, bir sonuç yükümlülüğü değil uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 56).

72. Yürütülecek ceza soruşturmaları, sorumluların tespitine ve

cezalandırılmalarına imkân verecek şekilde etkili ve yeterli olmalıdır.

Soruşturmanın etkili ve yeterli olduğundan söz edilebilmesi için soruşturma

makamlarının resen harekete geçerek olayı aydınlatabilecek ve sorumluların

tespitine yarayabilecek bütün delilleri toplamaları gerekir. Dolayısıyla kötü

muamele iddialarının gerektirdiği soruşturma bağımsız, hızlı ve derinlikli bir

şekilde yürütülmelidir. Diğer bir ifadeyle yetkililer, olay ve olguları

ciddiyetle öğrenmeye çalışmalı; soruşturmayı sonlandırmak ya da kararlarını

temellendirmek için çabuk ve temelden yoksun sonuçlara dayanmamalıdırlar. Bu

kapsamda yetkililer diğer deliller yanında görgü tanıklarının ifadeleri ile kriminalistik bilirkişi incelemeleri dâhil söz konusu

olayla ilgili kanıtları toplamak için alabilecekleri bütün makul tedbirleri

almalıdırlar (Cezmi Demir ve diğerleri,

§ 114).

73. Soruşturmanın etkililiğini sağlayan en alt seviyedeki

inceleme, başvuruya konu soruşturmanın kendine özgü koşullarına göre değişir.

Bu koşullar, ilgili bütün olay ve olgular temelinde ve soruşturmanın pratik

gerçekleri dikkate alınarak değerlendirilir. Bu nedenle soruşturmanın

etkililiği bakımından her olayda geçerli olmak üzere bir asgari soruşturma

işlemler listesi veya benzeri bir asgari ölçüt belirlemek mümkün değildir.

Bununla birlikte soruşturma sonucunda alınan kararın soruşturmada elde edilen

tüm bulguların kapsamlı, nesnel ve tarafsız bir analizine dayalı olması gerekir

(Fahriye Erkek ve diğerleri, B.

No: 2013/4668, 16/9/2015, §§ 68,69)

74. Kamu görevlileri tarafından yapılan kötü muamele iddiaları

hakkında yürütülen soruşturmanın etkili olması için soruşturmadan sorumlu olan

ve tetkikleri yapan kişiler olaylara karışan kişilerden bağımsız olmalıdır.

Soruşturmanın bağımsızlığı sadece hiyerarşik ya da kurumsal bağlantının

olmamasını değil aynı zamanda somut bir bağımsızlığı da gerektirir (Cezmi Demir ve diğerleri, § 117).

75. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, kişinin maddi ve manevi

varlığına ilişkin bir ölüm ya da yaralama olayında mevzuat hükümlerinin etkili

bir şekilde uygulanmasını ve sorumluların tespit edilerek hesap vermelerini

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü olmayıp uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Dolayısıyla bu kapsamda açılmış olan tüm davaların mahkûmiyetle

ya da belirli bir ceza kararıyla sonuçlanması zorunluluğu bulunmamaktadır (Cezmi Demir ve diğerleri, § 127). Ancak

usul yükümünün bir unsuru olarak, tespit edilen sorumlulara fiilleriyle

orantılı cezalar verilmeli ve mağdur açısından uygun giderim sağlanmalıdır.

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

76. Somut olayda başvurucu, bazı meslek kuruluşları ve

sendikaların çağrısı üzerine toplanılan alandan sloganlar eşliğinde diğer bir

alana yürümek ve orada basın açıklaması yapmaktan ibaret eyleme kolluk

kuvvetlerinin yaptığı müdahalenin aşırı güç kullanımı içerdiğini, bunun sonucunda

da yaralandığını ileri sürerek ilgili sağlık kuruluşundan aldığı raporu da

eklemek suretiyle 30/12/2014 tarihli dilekçeyle Adana Cumhuriyet Başsavcılığına

başvurarak sorumluların tutumundan şikâyetçi olmuştur. Savcılık bunun üzerine

başvurucunun 2911 sayılı Kanun'a muhalefet etme suçundan yürütülen

soruşturmanın Adana Emniyet Müdürlüğünde bulunan bir örneğini isteyerek bunları

dosyaya eklemiştir. Olaya ilişkin görüntülerin ve bu görüntülerin çözümüne

ilişkin tutanakların artık dosya içinde bulunduğu anlaşıldığından şikâyeti

değerlendirmek için soruşturma dosyasının yeterli muhteviyata ulaştığı söylenebilir.Dolayısıyla başvurucu soruşturma dosyasında

-kolluğun olayla ilgili anlatımları dışında- bağımsız bir kaynaktan gelen

hiçbir bilgi ve belgenin bulunmadığını ileri sürmüş ise de dosyadaki delil

durumu itibarıyla soruşturmanın pratikte tarafsız koşullarda yürütülmediği

söylenemeyecektir.

77. Adana Emniyet Müdürlüğünün olay hakkındaki 5/2/2014 tarihli

cevap yazısı esas alınarak düzenlenen kovuşturmaya yer olmadığı kararında

kolluğun müdahalesinin orantılı olup olmadığı yönünde herhangi bir

değerlendirme yapılmamış, sadece zor kullanma yetkisinin aşıldığına ilişkin

delil bulunmadığı belirtilmekle yetinilmiştir. Olayın gerçekleşme şeklini

ortaya koyan görüntülere rağmen hangi verilerden hareketle bu sonuca ulaşıldığı

anlaşılamadığı gibi varılan sonucun da -müdahalenin orantısız olduğu gerçeği

karşısında (bkz. § 63)- nesnel ve tarafsız bir analizin ürünü olmadığı

görülmektedir.

78. Sonuç itibarıyla Savcılık kötü muamele iddialarına yönelik

olarak etkin bir soruşturma yürütmeden şikâyet hakkında kovuşturmaya yer

olmadığına karar vermiştir.

79. Somut olayda kolluk görevlilerinin müdahalesi ile maruz

kalınan eylemden dolayı Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının usul boyutu

bakımından ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

3. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

80. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu

ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir...

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

81. Anayasa Mahkemesinin

Mehmet Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal

sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi

hususunda genel ilkeler belirlenmiştir.

82. Buna göre bireysel başvuru kapsamında bir temel hak ve

hürriyetin ihlal edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural, mümkün olduğunca

eski hâle getirmenin yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır.

Bunun için ise öncelikle devam eden ihlalin durdurulması, ihlale konu kararın

veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması, varsa

ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu bağlamda

uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet Doğan, § 55).

83. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilmeden önce ihlalin kaynağının belirlenmesi gerekir. Buna

göre ihlal idari eylem ve işlemler, yargısal işlemler veya yasama işlemlerinden

kaynaklanabilir. İhlalin kaynağının belirlenmesi uygun giderim yolunun

belirlenebilmesi bakımından önem taşımaktadır (Mehmet

Doğan, § 57).

84. Başvurucu, Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiğinin

tespiti ve kırılan telefonundan kaynaklanan zararlarını da içermek üzere

tarafına ayrı ayrı 500.000 TL maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar

verilmesi talebinde bulunmuştur.

85. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun da katıldığı gösteri

yürüyüşüne kolluk tarafından yapılan müdahalenin insan haysiyetiyle

bağdaşmayacak muamele niteliğinde olduğu ve bu olaya ilişkin etkin bir

soruşturma yürütülmediği gerekçesiyle Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının maddi ve usul boyutunun ihlal edildiği sonucuna varmıştır.

86. Somut olayda Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı Başsavcılık

tarafından verilen kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararın kaldırılarak

yeniden bir soruşturma yapılmasını gerektirmektedir. Yapılacak soruşturma 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu sebeple kararın bir

örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Adana Cumhuriyet Başsavcılığına

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

87. Diğer taraftan somut olay bağlamında yeniden soruşturma

yapılmasına karar verilmesi başvurucunun yargılamanın uzunluğu nedeniyle

uğradığı bütün zararları gidermemektedir. Dolayısıyla ihlalin bütün sonuçlarıyla ortadan kaldırılabilmesi için

insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi ve usul boyutunun ihlali

nedeniyle yalnızca ihlalin tespiti ve yeniden (soruşturma) yargılama yapılması

suretiyle giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net

27.500 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

88. Anayasa Mahkemesinin maddi tazminata hükmedebilmesi için

başvurucunun uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal

arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda soyut iddiası

dışında herhangi bir belge sunmamış olması nedeniyle maddi tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerekir.

89. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücreti olmak üzere toplam 2.681,10 TL tutarındaki yargılama

giderlerinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine

ilişkin iddiaların KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence

altına alınan insan haysiyetiyle bağdaşmayan muamele yasağının maddi boyutu

itibarıyla İHLAL EDİLDİĞİNE Serdar ÖZGÜLDÜR ve Kadir ÖZKAYA'nın

karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

2. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence altına

alınan kötü muamele yasağının usul boyutu itibarıyla İHLAL EDİLDİĞİNE

OYBİRLİĞİYLE,

C. Kararın bir örneğinin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü

fıkrasının maddi ve usul boyutlarıyla ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama (soruşturma) yapılmak üzere Adana

Cumhuriyet Başsavcılığına (verilen karar 2013/79811 numaralı soruşturma ile

ilgilidir.) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 27.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücreti olmak üzere toplam

2.681,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine

ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin İçişleri Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

3/7/2019 tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

Dosyada yer alan tespitlere göre, hava karardıktan sonra yapılan

gösteri yürüyüşü sırasında, topluluk içerisinde ve yakın çevresinde ellerinde

taş bulunan ve yüzü maskeli kişilerin varlığı açık olduğu gibi, bunların

bölgede yaşayan kişiler ve kamu güvenliği yönünden açık bir tehlike oluşturduğu

da kuşkusuzdur. Dolayısiyle anılan etkinliğe güvenlik

kuvvetlerine müdahale edilmesinde “gereklilik” unsurunun gerçekleştiği, ayrıca

anılan etkinliğin gece vakti yapılmasında ısrar edilmesi ve bu konuda yapılan

her türlü uyarıya kayıtsız kalınması karşısında, güvenlik kuvvetlerinin

tazyikli su sıkmaktan ibaret müdahalesi şeklinde kullanılan gücün orantılı

bulunduğu, başvurucuda meydana gelen ve raporla kayıt altına alınan ekimozların bu müdahale sırasında sırasında

sıkılan tazyikli suyun isabeti sonucu meydana geldiğinin olayın cereyan şekline

göre kabulü gerektiği, dolayısiyle basit bir tıbbi

müdahale ile giderilebilecek derecede oluşan yaralanmanın insan haysiyetiyle

bağdaşmayan muamele olarak kabul edilemeyeceği ve Anayasa’nın 17 nci maddesinin 3. fıkrasının maddi boyutunun ihlâl

edilmediği kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına

katılmıyoruz.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportörler

:

Melek KARALİ

SAUNDERS

Sinan

ARMAĞAN

Başvurucu

:

Güven BOĞA

Vekili

:

Av. Sevil

ARACI BEK

Üye Serdar ÖZGÜLDÜR Üye Kadir ÖZKAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/17222, 3 Temmuz 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. "Olayın Oluş Şekli, Tarih Ve Saati: 18.00
  7. Şikayetleri
  8. Fiziksel Muayene Bulguları
  9. Sonuç
  10. Kovuşturmaya Yer Olmadığına,"
  11. IV. İlgili Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. A. Anayasa’nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine
  16. B. 1. Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü fıkrasında güvence
  17. C. Kararın bir örneğinin Anayasa'nın 17. maddesinin üçüncü
  18. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Hazine
  19. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  20. Karşıoy Gerekçesi
  21. Gökcan
  22. Özgüldür
  23. Hakyemez
  24. Saunders
  25. Armağan
  26. Aracı Bek
  27. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/17222
Tarih
3 Temmuz 2019

İlgili Kararlar

  • Hasan Caner Başvurusu (B. No: 2016/1773)
  • Reis Otomotiv Ticaret ve Sanayi A.ş. Başvurusu (B. No: 2015/6735)
  • Nobel İlaç Pazarlama ve Sanayii Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2016/4887)
  • Berrak Yeşim Ünsal ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/10598)
  • Esra Aydın Başvurusu (B. No: 2016/57050)
  • Uğur Gürses Başvurusu (B. No: 2016/16201)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.