İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Halide Demirel Başvurusu (B. No: 2017/17378)

1. Başvuru, baraj kısa mesafeli koruma kuşağında bulunan

Başvuru No2017/17378Tarih13 Şubat 2020Okuma37 dk · 7.432 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Halide Demirel Başvurusu

Karar tarihi
13 Şubat 2020
Başvuru Numarası
2017/17378
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

7.432 kelime·37 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, baraj kısa mesafeli koruma kuşağında bulunan

taşınmazda meydana gelen zararın karşılanmaması nedeniyle mülkiyet hakkının;

yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/3/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirilmesine gerek olmadığını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi (İSKİ) 20/11/1981 tarihli

ve 2560 sayılı İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü Kuruluş ve

Görevleri Hakkında Kanun ile kurulan ve İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı

bağımsız bütçeli bir kuruluştur.

A. Uyuşmazlığın Arka

Planı

9. Başvurucu İstanbul ilinde ikamet etmektedir.

10. İstanbul'da bulunan Büyükçekmece Barajı çevresi 13/3/1984

tarihinde içmesuyu havzası ilan edilmiştir. Arnavutköy ilçesinde bulunan tarla

vasıflı 6.550 m² yüz ölçüme sahip 1037 parsel sayılı taşınmaz da Büyükçekmece

Gölü çevresinde yer almaktadır.

11. Başvurucu bu taşınmazı 22/2/1999 tarihinde tapuda bağış

yoluyla devralmıştır.

12. Taşınmaz, Hadımköy Belediyesinin 5/2/1999 tarihinde

onaylanan Hadımköy­Yeşilbayır, Ömerli, Deliklikaya Nazım İmar Planında yapılan

7/10/2002 tarihli plan tadilatında minimum ifraz şartı 10.000 m² alan içinde

kısmen yapılanmalı konut alanında ve kısmen dere koruma alanında kalmaktadır.

15/6/2009 tarihinde onaylanan 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı'nda

taşınmaz havza içi yapı yasaklı alan içinde bulunmaktadır. 11/2/2013 tarihinde

onaylanan 1/5000 ölçekli Hadımköy Yeşilbayır Bölgesi Nazım İmar Planı'nda

yapılan 13/9/2013 tasdik tarihli plan tadilatında ise taşınmaz, kısmen tarımsal

niteliği korunacak alanda kısmen dere koruma alanı altındaki tarımsal niteliği

korunacak alanda kalmaktadır. Son olarak taşınmazın 17/2/2014 tasdik tarihli

Hadımköy Yeşilbayır Bölgesi 1/1000 Ölçekli Uygulama İmar Planı'nda kısmen tarımsal niteliği korunacak alanda

kalmakta olduğu ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisince onaylanan plan

tadilatıyla dere koruma alanı niteliğinin

kaldırıldığı anlaşılmıştır.

13. İSKİ tarafından başvurucunun taşınmazının tapu kaydı üzerine

26/6/2002 tarihinde 4/11/1983 tarihli ve 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 7.

maddesi uyarınca kamulaştırma şerhi konulmuştur. Ayrıca 2/5/2012 tarihinde 2942

sayılı Kanun'un 31. maddesinin birinci fıkrasının (b)bendi uyarınca irtifak

hakkına yönelik olarak başka bir şerh daha işlenmiştir. Başvuru formu ve

eklerinde taşınmazın 7/10/2002 tarihinden önceki niteliğine, taşınmazın tapu

kaydı üzerine 26/6/2002 tarihinde ve sonrasında işlenen şerhlerin konulma

amacına ilişkin başka bir bilgiye yer verilmemiştir.

B. Başvuruya Konu Dava

Süreci

14. Başvurucunun, taşınmazının Büyükçekmece içme suyu mutlak

koruma alanında bulunmasından ve mevzuat gereğince yapılaşma imkânının ortadan

kaldırılmasından dolayı taşınmazının bedelinin ödenmesi istemiyle 16/1/2013

tarihinde Gaziosmanpaşa 4. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada 28/1/2014

tarihinde idari yargının görevli olduğu gerekçesiyle görevsizlik kararı

verilmiştir.

15. Temyiz edilen karar Yargıtay 5. Hukuk Dairesi tarafından

12/2/2015 tarihinde vekâlet ücreti yönünden düzeltilerek onanmıştır.

16. Başvurucu bu defa 29/4/2015 tarihinde İstanbul 6. İdare

Mahkemesinde (Mahkeme) tam yargı davası açmış ve kamulaştırmasız el atma bedeli

yanında taşınmazın kullanımının kısıtlanması nedeniyle de tazminat isteminde

bulunmuştur.

17. Yargılama sırasında Arnavutköy Belediye Başkanlığı

(Belediye) Emlak ve İstimlak Müdürlüğü ile İmar ve Şehircilik Müdürlüğü

tarafından verilen cevaplarda; taşınmazın bulunduğu alanda herhangi bir

parselasyon işlemi yapılmadığı, 17/2/2014 tasdik tarihli 1/1000 ölçekli

Hadımköy Yeşilbayır Bölgesi Uygulama İmar Planı'nda tarım alanında ve Büyükçekmece Havzası kısa mesafeli koruma alanında

kalmakta olduğu, kısa mesafeli koruma alanında bulunan taşınmazda

5/5/2011 tarihinde onaylanan İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönergesi'nin 6. maddesine

göre yapılaşmaya izin verilmemesi gibi bir kısım kısıtlamaların olduğu ifade

edilmiştir.

18. Mahkeme 31/3/2016 tarihinde davayı reddetmiştir. Kararın

gerekçesinde özetle;

i. Taşınmazın Büyükçekmece Havzası kısa mesafeli koruma alanında

kaldığı, dere ıslah ve işletme bandında bulunmadığı, 17/2/2014 tasdik tarihli

Hadımköy Yeşilbayır Bölgesi 1/1000 ölçekli uygulama imar planında ise

taşınmazın tarımsal niteliği korunacak

alanda kaldığı ifade edilmiştir.

ii. Taşınmaz üzerindeki tasarruf hakkının 23/1/2011 tarihinde

yayımlanarak yürürlüğe giren İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliği ile belirtilen

sınırlı sebepler yönünden kısıtlandığı, bunun dışında taşınmazdan tasarruf

edilmesini ve başvurucunun kullanımını engelleyen bir kısıtlamanın bulunmadığı

vurgulanmıştır. Dolayısıyla taşınmazın kamulaştırma bedeli yerine geçmek üzere

ödenmesine karar verilmesi talep edilen tazminat isteminin yasal dayanaktan

yoksun olduğu belirtilmiştir.

19. Karara karşı yapılan itiraz İstanbul Bölge İdare Mahkemesi

Dokuzuncu İdari Dava Dairesi (Daire) tarafından 4/11/2016 tarihinde

reddedilmiştir.

20. Karar düzeltme istemi Daire tarafından 7/2/2017 tarihinde

reddedilmiş ve karar kesinleşmiştir. Nihai karar 23/2/2017 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

21. Başvurucu 7/3/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

22. 22/11/2001 tarihli ve 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun "Mülkiyet hakkının içeriği"

kenar başlıklı 683. maddesi şöyledir:

"Bir şeye malik olan kimse, hukuk

düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma

ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir.

Malik, malını haksız olarak elinde bulunduran

kimseye karşı istihkak davası açabileceği gibi, her türlü haksız elatmanın

önlenmesini de dava edebilir."

23. 9/8/1983 tarihli ve 2872 Çevre Kanunu’nun "Kirletme yasağı" kenar

başlıklı 8. maddesi şöyledir:

"Her türlü atık ve artığı, çevreye zarar

verecek şekilde, ilgili yönetmeliklerde belirlenen standartlara ve yöntemlere

aykırı olarak doğrudan ve dolaylı biçimde alıcı ortama vermek, depolamak,

taşımak, uzaklaştırmak ve benzeri faaliyetlerde bulunmak yasaktır.

Kirlenme ihtimalinin bulunduğu durumlarda

ilgililer kirlenmeyi önlemekle; kirlenmenin meydana geldiği hallerde kirleten,

kirlenmeyi durdurmak, kirlenmenin etkilerini gidermek veya azaltmak için

gerekli tedbirleri almakla yükümlüdürler."

24. 2560 sayılı Kanun'un

"Kuruluş'' kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"(Değişik: 7/2/1983-KHK 56/1 md.; Aynen

kabul: 23/5/1984 - 3009/1 md.) İstanbul Büyük Şehir Belediyesinin su ve

kanalizasyon hizmetlerini yürütmek ve bu amaçla gereken her türlü tesisi

kurmak, kurulu olanları devralmak ve bir elden işletmek üzere İstanbul Su ve

Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü kurulmuştur.

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel

Müdürlüğü bu Kanunda İSKİ olarak anılır.

Genel Müdürlüğün hizmeti, İstanbul Büyük Şehir

Belediyesinin görev alanı ile sınırlıdır. Ancak, şehrin yararlandığı su

kaynaklarının korunmasına ilişkin hizmetler, büyük şehir belediye sınırları

dışında da olsa bu kuruluş tarafından yürütülür. Ayrıca Cumhurbaşkanı anasistem

ile ilgili başka belediye ve köylerin su ve kanalizasyon işlerini de bu Genel

Müdürlüğe verebilir.

İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi, İstanbul

Büyük Şehir Belediyesine bağlı müstakil bütçeli ve kamu tüzel kişiliğini haiz

bir kuruluştur. İSKİ personeli 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümlerine

tabidir."

25. 2560 sayılı Kanun'un

"Görev ve yetkiler'' kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

"İSKİ'nin görev ve yetkileri şunlardır:

a) İçme, kullanma ve endüstri suyu

ihtiyaçlarının her türlü yeraltı ve yer üstü kaynaklarından sağlanması ve

ihtiyaç sahiplerine dağıtılması için; kaynaklardan abonelere ulaşıncaya kadar

her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya yaptırmak, bu projelere göre

tesisleri kurmak veya kurdurmak, kurulu olanları devralıp işletmek ve bunların

bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli yenilemelere girişmek,

b) Kullanılmış sular ile yağış sularının

toplanması, yerleşim yerlerinden uzaklaştırılması ve zararsız bir biçimde

boşaltma yerine ulaştırılması veya bu sulardan yeniden yararlanılması için

abonelerden başlanarak bu suların toplanacakları veya bırakılacakları noktaya

kadar her türlü tesisin etüt ve projesini yapmak veya yaptırmak; gerektiğinde

bu projelere göre tesisleri kurmak ya da kurdurmak; kurulu olanları devralıp

işletmek ve bunların bakım ve onarımını yapmak, yaptırmak ve gerekli

yenilemelere girişmek,

c) Bölge içindeki su kaynaklarının, deniz,

göl, akarsu kıyılarının ve yeraltı sularının kullanılmış sularla ve endüstri

artıkları ile kirletilmesini, bu kaynaklarda suların kaybına veya azalmasına yol

açacak tesis kurulmasını ve bu tür faaliyetlerde bulunulmasını önlemek, bu

konuda her türlü teknik, idari ve hukuki tedbiri almak,

d) Su ve kanalizasyon hizmetleri konusunda

hizmet alanı içindeki belediyelere verilen görevleri yürütmek ve bu konulardaki

yetkileri kullanmak,

e) Her türlü taşınır ve taşınmaz malı satın

almak, kiralamak, ekonomik değeri kalmamış araç ve gereçleri satmak, İSKİ'nin

hizmetleriyle ilgili tesisleri doğrudan doğruya yahut diğer kamu veya özel

kuruluşlarla ortak olarak kurmak ve işletmek, bu maksatla kurulmuş veya

kurulmakta olan tesislere iştirak etmek,

f) Kuruluş amacına dönük çalışmaların gerekli

kılması halinde her türlü taşınmaz malı kamulaştırmak veya üzerinde kullanma

hakları tesis etmek."

26. İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliği'nin ''Tanımlar'' kenar başlıklı 4. maddesinin

ilgili kısmı şöyledir:

''...

İçmesuyu havzaları (Havza): Bir akarsu, göl,

baraj rezervuarı veya yeraltı suyu haznesi gibi bir su kaynağını besleyen

yeraltı ve yüzeysel suların toplandığı bölgenin tamamıdır.

“İçme suyu havzası koruma planı (Özel

hükümler): İçme suyu temin edilen veya edilmesi planlanan yerüstü ve yeraltı

suyu havzalarının korunması, kirlenmesinin önlenmesi, kirlenmiş ise

iyileştirilmesi ve sürdürülebilir kullanımının sağlanması amacıyla yapılan ve o

havzaya özel hükümleri tanımlayan planı, ”

...

Mutlak Koruma Alanı (0-300 m.): İçme ve

kullanma suyu temin edilen ve edilecek olan suni ve tabii göller etrafında en

yüksek su seviyesinde, su ile karanın meydana getirdiği çizgiden itibaren yatay

300 metre genişliğindeki kara alanıdır. Bahse konu alanın, havza sınırını

aşması halinde mutlak koruma alanı havza sınırında son bulur.

Kısa Mesafeli Koruma Alanı (300.-1000 m.):

Mutlak koruma alanı üst sınırından itibaren yatay 700 metre genişliğindeki kara

alanıdır. Bahse konu alanın, havza sınırını aşması halinde kısa mesafeli koruma

alanı havza sınırında son bulur.

Orta Mesafeli Koruma Alanı (1000-2000 m.):

Kısa mesafeli koruma alanı üst sınırından itibaren yatay 1000 metre genişliğindeki

kara alanıdır. Bahse konu alanın, havza sınırını aşması halinde orta mesafeli

koruma alanı havza sınırında son bulur.

Uzun Mesafeli Koruma Alanı (2000-havza

sınırı): Orta mesafeli koruma alanının üst sınırından başlamak üzere su toplama

havzasının nihayetine kadar uzanan bütün kara alanıdır.

...''

27. İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliği'nin ''Genel hükümler'' kenar başlıklı 5.

maddesi şöyledir:

''(1)

Bu yönetmelikte açıklanmayan tüm hususlarda Su Kirliği Kontrolü Yönetmeliği’nin

içmesuyu havzaları ile ilgili hükümleri uygulanır.

(2) Bu Yönetmelik hükümleri uyarınca

yasaklanmış olan yapı, tesis ve faaliyetler; içmesuyu havzaları için zararlı

yapı, tesis ve faaliyetlerden sayılır. Bu yapı, tesis ve faaliyetleri yapanlar

hakkında; İSKİ Genel Müdürlüğü tarafından 2560 sayılı İSKİ Kanunu, 3194 sayılı

İmar Kanunu, 2872 sayılı Çevre Kanunu ve ilgili diğer mevzuat uyarınca

cezalandırılmaları için suç duyurusunda bulunulur.

(3) Bu Yönetmelik hükümlerinin uygulama

esasları ve diğer hususlar, Yönerge ile belirlenir.''

28. İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönetmeliği'nin ''Özel hükümler'' kenar başlıklı 6.

maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''...

(5) a) Havzalardaki her türlü imar

faaliyetlerinin, planlara, 02.11.1985 tarih ve 18916 sayılı Resmi Gazete’de

yayınlanan Plansız Alanlar İmar Yönetmeliğine ve diğer imar mevzuatına

uygunluğunun denetimi, temini ve gerekli yaptırımlar, 3194 sayılı İmar Kanunu

ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’na

istinaden ilgili idarelerin yetki ve sorumluluğundadır.

b) Yapılaşmanın yasak olduğu koruma

alanlardaki imar faaliyetleri, idare tarafından da takip edilir. Aykırı

hususların tespiti halinde, ilgili kurumlara bildirilerek gereğinin yapılması

talep edilir. İdarenin yaptırım hakkı saklıdır.

...

(8) Toprak, İnşaat ve Yıkıntı Atıkları Dökümü

Faaliyetleri.

...

b) Kısa ve orta mesafeli koruma alanlarında,

döküm sahası oluşturulamaz. Kısa ve orta mesafeli koruma alanlarında bulunan

eski taş, maden, kum, mıcır, kil vs. ocaklarına doğal yapısının ikame edilmesi

maksadıyla ve dolum sonrası ağaçlandırılmak şartıyla sadece kirlenmemiş

hafriyat toprağı dökümüne müsaade edilir.

...

(9) İçmesuyu havzalarında imar planlarında

uyulması gereken esaslar;

g) (Değişik: 16.01.2013-2/1.md.)

İçme suyu havzalarında EK-1’de isimleri

verilen derelerin, orman alanları ve tarımsal niteliği korunacak alanlar

dışında kalan kısımlarında; ıslah projesine uygun olarak bu derelerin ıslah

kesitinin her iki yanında; temizlik, bakım ve onarımlarının yapılabilmesi

maksadıyla imar planlarında en az on metrelik dere işletme bandı ayrılır. Dere

ıslah alanı ile dere işletme bandları idarece kamulaştırılır.

...''

29. 2011 yılında kabul edilen mülga İSKİ İçmesuyu Havzaları

Yönergesi'nin ''Kısa mesafeli koruma

alanında uyulması gereken hususlar'' kenar başlıklı 6. maddesi

şöyledir:

''a) Turizm, iskan ve sanayi yerleşmelerine

izin verilemez.

b) İçme ve kullanma suyu

projesine ve mevcut yapıların kanalizasyon sistemlerine ait mecburi teknik

tesisler hariç olmak üzere, bu alanda hiçbir yapı yapılamaz.

c) Bu alanlarda

yönetmeliğin yürürlüğe girdiği 25.05.2006 tarihinde mevcut olan yapılar

dondurulmuştur. Dondurulan binalarda mevcut yapı inşaat alanında değişiklik

yapmamak ve kullanım maksadını değiştirmemek şartıyla ilgili ve yetkili

kurumlardan izin alınarak gerekli tadilat ve bakım yapılabilir.

d) Her türlü katı atık ve

artıkların depolanmasına ve atılmasına izin verilemez.

e) Sıvı ve katı yakıt

depolarına izin verilemez.

f) Bu alanlarda;

ağaçlandırma, gezi, seyir ve piknik alanları, peyzaj, park ve bahçe

düzenlemelerine, açık spor alanlarına araziyi geçirimsiz hale getirmemek ve

suni gübre ve zirai mücadele ilaçları kullanmamak kaydıyla, peyzaj planları

doğrultusunda izin verilebilir.

g) Bu alanın rekreasyon

ve piknik amacıyla kullanılmasına dönük kamu yararlı ve günü birlik turizm

ihtiyacına cevap verecek, sökülüp takılabilir elemanlardan meydana gelen,

geçici nitelikte kır kahvesi, büfe gibi yapılara, parsel büyüklüğü 10000m2’den

az olmamak ve her parselde yapıların toplam kapalı alanı 100m2’yi geçmemek

şartıyla çevre düzeni ve uygulama planlarına ve plan kararlarına uygun olarak

izin verilebilir. Uygulama planları onaylanıncaya kadar herhangi bir

yapılaşmaya gidilemez.

h) Dinlenme tesisi,

akaryakıt istasyonu ve benzeri tesisler yapılamaz.

i) Bu alanlar için izin

verilen ve bu maddede sıralanan faaliyetler dışında TIR parkı, açık otopark, yed-i

emin parkı, golf sahası, kapalı spor alanı/tesisi, sürücü kursu eğitim alanı,

açık depolama, asfalt/yıkıntı atıkları geri dönüşüm tesisi, kırma eleme tesisi,

asfalt üretim tesisi, beton üretim tesisi vb. hiçbir faaliyete izin verilemez.

Mezarlık kurulamaz.''

30. 2015 yılında kabul edilen İSKİ İçmesuyu Havzaları

Yönergesi'nin ''İçme suyu havzalarının tüm

koruma alanlarında yapılaşma, tesis ve faaliyetler ile ilgili diğer hükümler'' kenar

başlıklı 10. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''...

(6) Mutlak ve kısa mesafeli koruma

alanlarında; kamuya ait veya 3294 sayılı Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışmayı

Teşvik Kanunu kapsamında yapı yapılmasının talep edilmesi veya fiili olarak

yapıldığının arazide görülmesi durumunda bu koruma alanları ile ilgili kısıtlamalar

yapıyı yapan/yaptıran kuruma yazılı olarak bildirilir. Kamu yararı, sosyal

ihtiyaçlar, ekonomik durum, yerleşik alan içerisinde olup olmadığı, atıksu

tedbirinin alınıp alınmadığı ve benzeri bakımdan gerekli değerlendirmelerin

yapılarak söz konusu yapılaşmaya ruhsat ve izin verilip verilmemesi hususu,

yapıları yapan/yaptıran kurumların sorumluluğundadır.

(7) Mutlak ve kısa mesafeli koruma

alanlarında bu yönetmelikten önceki İçme Suyu Havzaları Yönetmeliği’nin

yürürlüğe girdiği 25.05.2006 tarihinde, bu tarihten sonra koruma altına alınan

havzalarda ise havza ilan tarihinde mevcut olan yapılar dondurulmuştur.

(8) Mutlak ve kısa mesafeli koruma

alanlarında yeni mezarlık kurulamaz. 25.05.2006 tarihinde mevcut olan

mezarlıklar ve bu tarihten sonra koruma altına alınan havzalarda da havza ilan

tarihinde mevcut olan mezarlıklar ilgili idarelerin yetki ve sorumluluğundadır.

...

(10) Kısa mesafeli koruma alanlarında TIR

parkı, açık otopark, yed-i emin parkı, golf sahası, kapalı spor alanı/tesisi,

sürücü kursu eğitim alanı, açık depolama, asfalt/yıkıntı atıkları geri dönüşüm

tesisi, kırma eleme tesisi, asfalt üretim tesisi, beton üretim tesisi ve

benzeri hiçbir faaliyete izin verilemez.

...''

31. 2015 yılında kabul edilen İSKİ İçmesuyu Havzaları Yönergesi'nin

''Müştemilat türü yapılar'' kenar

başlıklı 11. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

''...

(2) Mutlak koruma alanı dışında kalan

alanlarda branda, naylon ve benzeri malzemeden yapılan kamp çadırı gibi

portatif müştemilatlar, havuz, mevcut yapıya ait günlük ihtiyaca cevap verecek,

toplamda 30 (otuz metrekare) m2’yi geçmeyen kümes, tuvalet, kömürlük, odunluk,

garaj, depo türü müştemilat yapılması, su havzaları için zararlı yapı, tesis ve

faaliyetlerden sayılmaz ve bu yapılar hakkında İdarece işlem tesis edilmez.''

32. 2015 yılında kabul edilen İSKİ İçmesuyu Havzaları

Yönergesi'nin ''Yapılarda tadilat bakım

faaliyetleri'' kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

''(1) 25.05.2006 tarihinde mevcut olan yapılar

ile bu tarihten sonra koruma altına alınan havzalarda havza ilan tarihinde

mevcut olan yapılar dondurulmuş olup, bu yapıların kullanılabilir nitelikte

olanlarında; kat adedini artırmamak, yapı inşaat alanında değişiklik yapmamak,

kullanım maksadını daha kirletici olacak şekilde değiştirmemek şartıyla

yapılacak tadilat, bakım ve onarım faaliyetleri, su havzaları için zararlı

yapı, tesis ve faaliyetlerden sayılmaz. Ancak bu faaliyetlerin imar mevzuatı

doğrultusunda değerlendirilmesi ilgili belediyesinin/kurumun yetki ve

sorumluluğundadır. Müracaat sahibinden, bu maddede belirtilen tüm şartlara

riayet edileceğine dair taahhütname alınır. Bu konuda yapılan tespit ve

talepler ilgili belediye/kuruma gönderilerek, konunun imar mevzuatına göre

değerlendirilmesi ve takip edilmesi talep edilir. Bakım ve onarım süresi altı

aydan fazla olamaz.

(2) Yukarıdaki şartların ihlal edilmesi

halinde, ilgili belediyesinden imar mevzuatına göre gereğinin yapılması talep

edilir.

(3) Tadilat kapsamında turizm tesisi,

akaryakıt istasyonu, otel, konaklama, hayvancılık tesisi, imalathane, fabrika

ve benzeri faaliyetlerin yapıldığı ya da yapılacağı tadilatlara hangi maksatla

olursa olsun izin verilmez.''

33. 2015 yılında kabul edilen İSKİ İçmesuyu Havzaları

Yönergesi'nin ''Koruma alanlarında ziraat ve

hayvancılık faaliyetlerine ilişkin hususlar'' kenar başlıklı 16.

maddesininilgili kısmı şöyledir:

''(2) Kısa ve orta mesafeli koruma alanlarında

suni gübre ve zirai mücadele ilaçları kullanmamak kaydıyla ağaçlandırma,

fidancılık yapılabilir. Bu maksatla da olsa kısa mesafeli koruma alanlarında

bitkisel toprak depolanamaz.

(3) Kısa mesafeli koruma alanlarında branda,

naylon ve benzeri malzemeden yapılan beton temel ve çelik çatı dışındaki basit

örtü mahiyetindeki sera yapılabilir.

(4) Kısa ve orta mesafeli koruma alanlarında

suni gübre ve zirai mücadele ilaçları kullanmamak şartıyla tarımsal

faaliyetlere Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının kontrol ve denetiminde

müsaade edilir.''

34. Olay tarihinde yürürlükte bulunan 31/12/2004 tarihli ve

25687 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği'nin ''Kısa mesafeli koruma alanı'' kenar

başlıklı (mülga: RG-14/2/2018-30332) 18. maddesi şöyledir:

'' (Değişik birinci

paragraf:RG-13/2/2008-26786) Kısa mesafeli koruma alanı, içme ve kullanma suyu

rezervuarlarının mutlak koruma alanı sınırından itibaren 700 metre

genişliğindeki şerittir. Söz konusu alan sınırının, su toplama havzası sınırını

aşması hâlinde, kısa mesafeli koruma alanı havza sınırında son bulur. Kısa

mesafeli koruma alanı içinde;

a) Turizm, iskan ve sanayi yerleşmelerine izin

verilemez.

b) Her türlü katı atık ve artıkların

depolanmasına ve atılmasına izin verilemez.

c) Bu Yönetmeliğin 17 nci maddesinin (b)

bendinde anılan mecburi teknik tesisler ile 2863 sayılı Kültür ve Tabiat

Varlıklarını Koruma Kanunu kapsamına giren uygulamalar dışında hafriyat

yapılamaz.

d) (Değişik:RG-13/2/2008-26786) Sıvı ve katı

yakıt depolarına izin verilemez. Bu alanda kalan mevcut yapılar dondurulmuştur.

Dondurulan binalarda mevcut yapı inşaat alanında değişiklik yapmamak ve

kullanım maksadını değiştirmemek şartıyla gerekli tadilat ve bakım yapılabilir.

e) Bu alanın rekreasyon ve piknik amacıyla

kullanılmasına dönük kamu yararlı ve günü birlik turizm ihtiyacına cevap

verecek, sökülüp takılabilir elemanlardan meydana gelen, geçici nitelikte kır

kahvesi, büfe gibi yapılara, suyu kullanan idarece onanmış çevre düzeni ve

uygulama planlarına ve plan kararlarına uygun olarak izin verilebilir.

f) Bu alanda yapılacak ifrazlardan sonra elde

edilecek her parsel 10000 m2 den küçük olamaz. (e) bendinde belirtilen

nitelikteki yapıların kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 m2 yi

geçemez.

g) (e) bendinde belirtilen yapıların atık

suları, Sağlık Bakanlığının 13/3/1971 tarihli ve 13783 sayılı Resmi Gazete`de

yayımlanarak yürürlüğe giren, Lağım Mecrası İnşaası Mümkün Olmayan Yerlerde

Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak olan sızdırmaz

niteliktekifosseptiklerde toplanır ve atıksu altyapı tesisine verilir.

h)Suni gübre ve tarım ilaçları kullanmamak

şartıyla, hayvancılık ile ilgili yapılar hariç olmak üzere kontrollü otlatmaya

ve diğer tarımsal faaliyetlere Tarım ve Köyişleri Bakanlığının kontrol ve

denetiminde izin verilir. Ayrıca erozyonu azaltıcı metodların uygulanması

esastır.

ı) Zorunlu hallerde, imar planı gereği

yapılacak yolların bu alandan geçecek olan kısımlarında sadece ulaşımla ilgili

işlevlerine gerekli tedbirlerin alınması şartı ile izin verilebilir. Dinlenme

tesisi, akaryakıt istasyonu ve benzeri tesisler yapılamaz.

j) Bu alanda 4/9/1988 tarihinden veya kaynağın

içme ve kullanma suyu kapsamına alındığı tarihten önce mevcut olan yerleşim ve

sanayi tesislerinden kaynaklanan atık suların havza dışına çıkartılması

esastır.''

35. Olay tarihinden sonra 28/10/2017 tarihli ve 30224 sayılı

Resmî Gazete'de yayımlanan İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair

Yönetmelik'in ''Kısa mesafeli koruma alanı''

kenar başlıklı 10. maddesi şöyledir:

''(1) Kısa mesafeli koruma

alanı, içme-kullanma suyu temin edilen veya edilmesi planlanan tabii göl, baraj

gölü ve göletlerin, mutlak koruma alanı sınırından itibaren yatayda 700 metre

genişliğindeki kara alanıdır. Söz konusu alan sınırının, içme-kullanma suyu

havzası sınırını aşması hâlinde, kısa mesafeli koruma alanı havza sınırında son

bulur.

(2) Mevcut yapılar aynen korunur. Ancak, insan

sağlığı ve çevrede telafisi mümkün olmayan neticelere yol açabilecek faaliyetlerin

gerçekleştirildiği tesisler, tehlikeli atık bertaraf tesisi, tehlikeli madde

deposu ve benzeri mevcut yapılar kaldırılır. Yapı inşaat alanında değişiklik

yapmamak ve kullanım amacını değiştirmemek şartıyla gerekli bakım ve onarım

yapılabilir. Mevcut yapılardan, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından

lisanslandırılan kurum ve kuruluşlarca riskli yapı olduğu tespit edilenler,

inşaat alanında değişiklik yapmamak, kullanım amacını değiştirmemek ve üzerinde

bulunduğu taşınmazları ifraz işlemine tabi tutmamak şartıyla yıkılarak yeniden

inşa edilebilir. Parsel tevhidi ile yapı yoğunluğu, inşaat alanı ve emsal

değeri arttırılamaz.

(3) Köy yerleşik alanı ve civarı sınırları

içerisinde ve köy gelişme ihtiyacına yönelik köy nüfusuna kayıtlı ve köyde

sürekli ikamet edenler için barınma ihtiyacını karşılamak amacı ile yapılacak

yapılar, köyün genel ihtiyaçlarına yönelik yapılacak köy konağı, ibadethane,

okul, spor alanı, harman yeri, pazar yeri, sağlık ocağı, sağlık evi, PTT,

karakol, bakkal gibi yapılara ve ifraz uygulamalarına; imar planı veya köy

yerleşme planı yapılmış ise bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle

yürürlükteki plan hükümlerine göre; imar planı veya köy yerleşme planı

yapılmamış ise Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde izin

verilebilir.

(4) Bu alanda belediye sınırı ve belediye

mücavir alan sınırları içinde, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih

itibarıyla yürürlükteki imar planları geçerlidir, imar planlarının gelişme

alanındaki yapılaşmamış kısımların iptaline yönelik revizyon yapılır.

İçme-kullanma suyu havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar bu planlar

kapsamında yoğunluk arttırıcı veya kirlilik arttırıcı kullanım değişikliğine

yönelik imar değişikliği yapılamaz. Ancak 6360 sayılı Kanun çerçevesinde köy statüsünde

iken belediye sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim

alanlarının mahalle olarak bağlandığı tarihteki nüfusları ve bu nüfusların

doğal artışı için ihtiyaç duyulan yapılaşmaya izin verilebilir.

(5) İskân dışı alanlarda yapılacak yapılara

ve ifraz uygulamalarına Plansız Alanlar İmar Yönetmeliği hükümleri çerçevesinde

izin verilir. Bu alandaki tarım arazileri için yapılacak ifraz uygulamalarında

3/7/2005 tarihli ve 5403 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu

hükümleri esas alınır.

(6) Yeni sanayi tesisi kurulmasına izin

verilmez.

(7) Mesire Yerleri Yönetmeliği çerçevesinde

belirlenmiş mesire yerlerine, bu Yönetmeliğin yürürlüğe girdiği tarih

itibariyle yürürlükteki imar planlarında yer alan rekreasyon alanlarına ve bu alanlarda

kapalı kısımlarının toplam alanı her parselde 100 metrekareyi geçmemek şartıyla

günübirlik tesislere izin verilebilir. Yürürlükteki mesire yeri gelişim ve

yönetim planları ile imar planları, bu fıkrada günübirlik tesisler için

belirlenen yapılaşma şartlarına uygun olarak revize edilir. Günübirlik turizm

tesisleri dışında yeni turizm tesislerine izin verilmez.

(8) Bu alanda, mevcut yerleşim ve sanayi

tesisleri ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan

atıksular, kanalizasyon sistemi aracılığıyla öncelikli olarak havza dışına,

teknik ve ekonomik olarak mümkün olmaması durumunda orta ve uzun mesafeli

koruma alanlarındaki uygun arıtma ile sonlanan atıksu altyapı tesisine verilir.

Ancak, söz konusu yapılar; atıksuların kanalizasyon şebekesiyle toplanmasına

imkân verecek yoğunlukta değil ise, Lağım Mecrası İnşası Mümkün Olmayan

Yerlerde Yapılacak Çukurlara Ait Yönetmelik hükümlerine göre yapılacak

sızdırmaz foseptiklerde toplanarak orta mesafeli koruma alanındaki, uzun

mesafeli koruma alanındaki veya havza dışındaki arıtma ile sonlanan atıksu

altyapı tesisine verilir. Şayet, bunlar mümkün değilse içme-kullanma suyu

havzası koruma planı hazırlanıncaya kadar mevcut olan yerleşim ve sanayi

tesisleri ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapılardan kaynaklanan

atıksuların içme-kullanma suyu kaynağının su kalitesini olumsuz yönde

etkilemeyecek seviyede ileri arıtmadan geçirilerek deşarjına, Çevre ve

Şehircilik Bakanlığı tarafından izin verilebilir.

(9) Bu alanda atık ve artıkların boşaltılmasına,

depolanmasına ve atık bertaraf tesislerine izin verilmez.

(10) İçme suyu projesine ve mevcut yapıların

kanalizasyon sistemlerine ait mecburi teknik tesisler, 2863 sayılı Kanun

kapsamına giren uygulamalar ile bu madde kapsamında izin verilen yeni yapıların

inşası haricinde hafriyat ve döküm yapılamaz. Bu alanlarda bulunan terk edilmiş

maden ocaklarının doğal yapısının ikame edilmesi ve dolum sonrası

ağaçlandırılması amacıyla inşaat ve yıkıntı atıkları ile karıştırılmamış

hafriyat toprağı dökümüne izin verilebilir.

(11) Mevcut ve yeni açılacak tarım

alanlarında, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının denetiminde sadece organik

tarım faaliyetlerine izin verilir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı

tarafından yetki verilmiş kontrol ve sertifikasyon kuruluşunun görüşleri

doğrultusunda organik tarım yapılamayacağının teknik olarak raporlandığı

durumlarda, İyi Tarım Uygulamaları Koduna uyulması şartıyla tarımsal

faaliyetlere izin verilebilir.

(12) Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının

kontrolünde yerleşik halkın zati ihtiyacını karşılamak amacı ile hayvancılık

faaliyetlerine ve kontrollü otlatmaya izin verilebilir.

(13) Yeni akaryakıt istasyonlarına, gaz dolum

istasyonlarına ve kimyasal madde depolarına, sıvı ve katı yakıt depolarına izin

verilmez. Mevcut akaryakıt istasyonları ve gaz dolum istasyonları TSE’nin

ilgili standartlarına uygun hale getirilinceye kadar kapatılır. Standartlara

uygun hale getirilen istasyonlarda akaryakıt ve gaz satışı dışında dinlenme

tesisi, oto yıkama, bakım, yağ değişimi ve benzeri faaliyetlere izin verilmez.

(14) Mevcut yol güzergâhlarında bakım ve

onarım çalışmaları, su kalitesini ve miktarını olumsuz etkilemeyecek şekilde

yapılabilir. Mevcut karayolu altyapılarının korunması amacıyla ihtiyaç duyulan

istinat duvarı, menfez gibi sanat yapıları yapılabilir. Kamu yararı gözetilerek

ve ekonomik olarak başka bir alternatifin olmaması durumunda, yeni

karayollarının yapımına ve söz konusu karayolunun erişme kontrollü karayolu

olması halinde, bu yol üzerinde yer alan ve ayrılmaz parçası niteliği taşıyan

erişme kontrollü karayolu hizmet tesislerinin yapımı, bakımı ve işletimine veya

işlettirilmesine; karayollarından kaynaklanan kirliliğin içme-kullanma suyu

kaynağına ulaşmasını engelleyecek gerekli tedbirlerin alınması şartıyla

Bakanlık uygun görüşü ile izin verilebilir. Dinlenme tesisi, servis istasyonu,

akaryakıt istasyonu ve benzeri tesisler yapılamaz.

(15) Madencilik faaliyetlerine izin

verilmez.''

B. Uluslararası Hukuk

36. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün "Mülkiyetin korunması" kenar

başlıklı 1. maddesi şöyledir:

"Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk

dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Bir kimse, ancak

kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun

genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir.

Yukarıdaki hükümler, devletlerin, mülkiyetin

kamu yararına uygun olarak kullanılmasını düzenlemek veya vergilerin ya da

başka katkıların veya para cezalarının ödenmesini sağlamak için gerekli

gördükleri yasaları uygulama konusunda sahip oldukları hakka halel

getirmez."

37. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi'ne (Sözleşme) ek 1 No.lu Protokol'ün 1. maddesinin -özünde- mülkiyet

hakkını güvence altına aldığını kabul etmektedir. AİHM'e göre bu madde üç

belirgin kural içermektedir. Bu kurallardan ilki, maddenin birinci paragrafının

birinci cümlesinde yer alan mülkiyetin barışçıl yararlanmaya (mülkiyetin

dokunulmazlığına saygı) ilişkin genel nitelikli kuraldır. İkinci kuralın

bulunduğu birinci paragrafın ikinci cümlesi mülkiyetten yoksun bırakmayı

içermekte ve bunu bazı koşullara bağlamakta; ikinci paragrafta yer alan üçüncü

kural ise taraf devletlere mülkiyetin kamu yararına kullanılmasını kontrolünü

veya vergilerin ya da diğer katkıların veya cezaların yerine getirilmesini

sağlama yetkisi tanımaktadır (Sporrong ve

Lönnroth/İsveç [GK], B. No: 7151/75, 7152/75, 23/9/1982, § 61).

Ancak AİHM bu üç kuralın birbiriyle bağlantısız olmadığını; ikinci ve üçüncü

kuralların genel nitelikli birinci kuralın ışığında incelenmesi gerektiğini

ifade etmektedir (James ve

diğerleri/Birleşik Krallık [GK], B. No: 8793/79 21/2/1986, § 37; Lithgow ve diğerleri/Birleşik Krallık

[GK], B. No: 9006/80, 8/7/1986, § 106).

38. AİHM, taşınmazın imar planında kamu hizmetine ayrılmasının

ve bu çerçevede kamu makamlarının süre sınırlaması olmaksızın herhangi bir

zamanda taşınmazı kamulaştırmaya yetkili olmalarının, mülkiyet hakkının

kullanımını belirsiz ve kullanılamaz hâle getireceğini vurgulamıştır (Sporrong ve Lönnroth/İsveç, § 60; Hakan Arı/Türkiye, B. No: 13331/07,

11/1/2011, § 35).

39. Sporrong ve

Lönnroth/İsveç kararına konu olayda başvurucuların taşınmazlarının

imar planı çerçevesinde kamulaştırılması öngörülerek on iki ve yirmi beş yıl

süren inşaat yasakları uygulanmıştır. AİHM, bu taşınmazlar henüz

kamulaştırılmadığından mülkten yoksun bırakmanın söz konusu olmadığını, gerçek

anlamda bir kamulaştırmanın olmadığı ve dolayısıyla mülkiyetin devredilmediği

bu gibi durumlarda, görünenin arkasına bakılması ve şikâyet edilen hususta

gerçek durumun ne olduğunun araştırılması gerektiğini belirtmiştir. AİHM bu

bağlamda, getirilen kamulaştırma tedbirlerinin taşınmazlar üzerindeki

sınırlandırıcı etkilerinden söz etmiş ve bu tedbirlerin taşınmazların değerinde

olumsuz etkiye yol açtığını, başvurucuların taşınmazlarından dilediği gibi

yararlanmalarının veya kullanmalarının önemli ölçüde kısıtlandığını

vurgulamıştır. AİHM bu gibi kamulaştırma izinlerinin genel kamulaştırma

sürecinin ilk aşaması olması nedeniyle kontrol amacı da gütmediğini belirterek

müdahaleyi mülkiyetten barışçıl yararlanma ilkesine ilişkin birinci kural

çerçevesinde incelemiştir. AİHM sonuç olarak kamulaştırma tedbirlerinin

uygulandığı sürenin uzunluğu ve bu süre içinde getirilen kısıtlamalar nedeniyle

başvuruculara şahsi olarak aşırı bir külfet yüklendiği kanaatiyle mülkiyet

hakkına yapılan müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna varmıştır(Sporrong ve Lönnroth/İsveç, §§ 56-74).

40. Köktepe/Türkiye

(B. No: 35785/03, 22/7/2008) kararında, taşınmazın tapu kaydına konulan şerhin

mülkiyet hakkına etkisi ayrıntılı olarak tartışılmıştır. AİHM; derece

mahkemelerinin anayasal gerekçelerle başvurucunun mülkünün bir bölümüne tahdit

getirdiği, bu mahrumiyetin doğanın ve çevrenin korunması şeklindeki kamu

yararına dayalı meşru bir amacının bulunduğu, dolayısıyla hukuka aykırı ve

keyfî hiçbir işlem bulunmadığını kabul etmiştir. Bununla birlikte AİHM,

başvurucunun taşınmazı 1993 yılında iyi niyetle edindiğini ve mülkiyet hakkına

yapılan bu müdahaleye karşı iç hukukta etkin bir tazminat yolunun bulunmadığını

özellikle belirtmiştir. AİHM, başvurucunun mülkiyet hakkından yararlanması

engellendiği hâlde tazminat ödenmemiş olması nedeniyle kamu yararı ile

başvurucunun mülkiyet hakkının korunmasının gereklilikleri arasındaki adil

dengenin bozulduğu sonucuna varmıştır. Bu doğrultuda başvurucunun şahsi olarak

olağan dışı ve aşırı bir yüke katlanmış olduğu kanaatiyle başvurucunun mülkiyet

hakkının ihlal edildiğine karar verilmiştir (Köktepe/Türkiye,

§§ 67-93).

41. Kutlu ve

diğerleri/Türkiye kararına konu olayda ise başvurucuların

taşınmazlarının bir kısmı baraj yapımı için kamulaştırılmış, kalan bölümü

kısmen mutlak koruma alanında kısmen de kısa mesafeli koruma alanında

bırakılmıştır. Başvurucular kamulaştırma talebinde bulunmuşlar, talepleri

reddedilince asliye hukuk mahkemesinde tazminat davası açmışlardır.

Başvurucuların tazminat taleplerinin değer düşüklüğü gözetilerek kısmen kabul

edilmesi üzerine, mülklerinin kamulaştırılması yerine yalnızca değer düşüklüğü

kaybının tazminat olarak verilmesi sebebiyle mülkiyet haklarının ihlal edildiği

öne sürülmüştür. AİHM; mutlak koruma alanında kalan taşınmazlarda inşaat yasağı

bulunduğuna ve tarım da yapılamadığına, ayrıca ilgili yönetmeliğe göre bu

alandaki taşınmazların kamulaştırılması gerektiğine dikkat çekerek taşınmazın

kamulaştırılması hakkı ile taşınmazın değerine uygun düşen bir tazminat

ödenmesi hakkının mülk teşkil ettiğini belirtmiş ve taşınmazların

kamulaştırılmasının kabul edilmeyerek mülklerin kullanımına getirilen

kısıtlamalardan doğan zararların giderilmesinin tercih edilmesinin somut olay

bağlamında mülkiyet hakkının gerekliliklerine uygun düşmediği sonucuna

varmıştır. AİHM; kısa mesafeli koruma alanında bulunan taşınmaz yönünden ise

taşınmaz üzerinde belirli koşullar dahilinde tarım yapılabildiğini, ancak

inşaat yasağı bulunduğunu belirtmiştir. AİHM bu gibi taşınmazlar yönünden

kamulaştırılma hakkının düzenlenmediğini dikkate almıştır. Dolayısıyla AİHM'e

göre ilgili yönetmelikle getirilen kısıtlamalardan kaynaklanan zarara uygun

düşen bir tazminat ödenmesi başvurucuların hakları ile toplumun hakları

arasında adil bir denge kurabilir. AİHM, bununla birlikte somut olayda bilirkişi

tarafından %40 oranında değer düşüklüğü tazminatı saptanmasına rağmen derece

mahkemelerince bu oranın basit bir gerekçeyle %25 olarak kabul edildiğini

belirtmiş ve sonuç olarak tazminat miktarlarının belirlenme şeklinin, söz

konusu miktarın maruz kalınan zarar ile makul bir şekilde uygun olduğunu ifade

etmesine imkân vermediği kanaatiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna

varmıştır (Kutlu ve diğerleri/Türkiye,

B. No:51861/11, 13/12/2016, §§ 65-70).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Mahkemenin 13/2/2020 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

43. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (2) numaralı

fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur.

45. Başvurunun 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle

Çözümüne Dair Kanun'a eklenen "Anayasa Mahkemesinde bulunan bazı bireysel

başvurular hakkında Komisyona müracaat" kenar başlıklı geçici 2. madde

gereği hukuk sisteminde mevcut idari ve yargısal yollar tüketilmeksizin

yapıldığı anlaşılmaktadır (Ferat Yüksel, B. No: 2014/13828, 12/9/2018).

46. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının, diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Mülkiyet Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

47. Başvurucu, maliki olduğu taşınmazın Büyükçekmece Barajı kısa

mesafeli koruma kuşağında ve tarımsal niteliği korunacak alanda kalması

nedeniyle tasarruf yetkisinin kısıtlandığını belirtmiştir. Başvurucu mevzuat

nedeniyle taşınmazın emsali parseller gibi kullanılamaması nedeniyle açtığı

tazminat davasının haksız olarak reddedildiğini belirterek adil yargılanma ve

mülkiyet haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

48. Anayasa’nın

"Mülkiyet hakkı" kenar başlıklı 35. maddesi şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına

sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına

aykırı olamaz.”

49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun, dilediği gibi kullanım ve

yararlanma hakkının kısıtlanmasına yol açan mevzuat nedeniyle taşınmazında

meydana gelen değer kaybının karşılanmamasına ilişkin şikâyetlerinin mülkiyet

hakkını ilgilendirdiği anlaşıldığından başvurunun bu kapsamda incelenmesi uygun

görülmüştür.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

50. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Mülkün Varlığı

51. Anayasa'nın 35. maddesiyle güvenceye bağlanan mülkiyet

hakkı, ekonomik değer ifade eden ve parayla değerlendirilebilen her türlü mal

varlığı hakkını kapsamaktadır (AYM, E.2015/39, K.2015/62, 1/7/2015, § 20).

Somut olayda başvuruya konu taşınmazın başvurucu adına tapuda kayıtlı olduğu

anlaşıldığına göre Anayasa'nın 35. maddesi anlamında mülkün varlığında tereddüt

bulunmamaktadır.

ii. Müdahalenin Varlığı ve

Türü

52. Anayasa’nın 35. maddesinde bir temel hak olarak güvence

altına alınmış olan mülkiyet hakkı kişiye -başkasının hakkına zarar vermemek ve

kanunların koyduğu sınırlamalara uymak koşuluyla- sahibi olduğu şeyi dilediği

gibi kullanma ve üzerinde tasarruf etme, onun ürünlerinden yararlanma imkânı

verir (Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B.

No: 2013/817, 19/12/2013, § 32). Dolayısıyla malikin mülkünü kullanma, mülkün

semerelerinden yararlanma ve mülkü üzerinde tasarruf etme yetkilerinden

herhangi birinin sınırlanması mülkiyet hakkına müdahale teşkil eder (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No:

2014/1546, 2/2/2017, § 53).

53. Anayasa’nın 35. maddesi ile mülkiyet hakkına temas eden

diğer hükümleri birlikte değerlendirildiğinde Anayasa'nın mülkiyet hakkına

müdahaleyle ilgili üç kural ihtiva ettiği görülmektedir. Buna göre Anayasa'nın

35. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin mülkiyet hakkına sahip olduğu

belirtilmek suretiyle mülkten barışçıl

yararlanma hakkına yer verilmiş; ikinci fıkrasında da mülkten

barışçıl yararlanma hakkına müdahalenin çerçevesi belirlenmiştir. Maddenin

ikinci fıkrasında, genel olarak mülkiyet hakkının hangi koşullarda

sınırlanabileceği belirlenerek aynı zamanda mülkten

yoksun bırakmanın şartlarının genel çerçevesi de çizilmiştir.

Maddenin son fıkrasında ise mülkiyet hakkının kullanımının toplum yararına

aykırı olamayacağı kurala bağlanmak suretiyle devletin mülkiyetin kullanımını

kontrol etmesine ve düzenlemesine imkân sağlanmıştır. Anayasa'nın diğer bazı

maddelerinde de devlet tarafından mülkiyetin kontrolüne imkân tanıyan özel

hükümlere yer verilmiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki mülkten yoksun bırakma

ve mülkiyetin düzenlenmesi, mülkiyet hakkına müdahalenin özel biçimleridir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, §§ 55-58).

54. Bireysel başvuru konusu somut olaya ilişkin dava tarihinde

ve öncesinde yürürlükte bulunan mevzuat nedeniyle kısa mesafeli koruma alanında

bulunan taşınmazlarda 25/5/2006 tarihinden itibaren mevcut olan yapıların

dondurulduğu, dondurulan binalarda mevcut yapı inşaat alanında değişiklik

yapmamak ve kullanım maksadını değiştirmemek şartıyla gerekli tadilat ve bakım

yapılabileceği, bunun dışında turizm, iskân ve sanayi yerleşmelerine izin

verilmediği anlaşılmaktadır. Bireysel başvuru tarihinden sonra yürürlüğe giren

İçme-Kullanma Suyu Havzalarının Korunmasına Dair Yönetmelik'te ise köy yerleşik

alanı ve civarı sınırları içerisinde ve köy gelişme ihtiyacına yönelik köy

nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli ikamet edenler için barınma ihtiyacını

karşılamak amacı ile yapılacak yapılara izin verilebileceği ve 12/11/2012

tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe

Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanun çerçevesinde köy statüsünde iken belediye sınırları

içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanlarının mahalle

olarak bağlandığı tarihteki nüfusları ve bu nüfusların doğal artışı için

ihtiyaç duyulan yapılaşmaya izin verilebileceği belirtilmiştir. Bireysel

başvuru dosyası ve eklerinden taşınmazın köy yerleşik alanı ve civarı sınırları

içerisinde veya 6360 sayılı Kanun çerçevesinde köy statüsünde iken belediye

sınırları içine alınarak mahalle statüsüne geçen kırsal yerleşim alanları

içerisinde bulunup bulunmadığı anlaşılamamaktadır. Ancak taşınmazda kısıtlı

barınma ihtiyacına izin verildiği kabul edilse dahi taşınmazın esas olarak

tarımsal faaliyet yapılarak kullanılmasının benimsendiği ve bu kapsamda

17/2/2014 tasdik tarihli Hadımköy Yeşilbayır Bölgesi 1/1000 Ölçekli Uygulama

İmar Planı'nda tarımsal niteliği korunacak

alan olarak bırakıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla taşınmazın

tarım yapılarak kullanabilmesine ve tarımsal niteliğinin korunmasına yönelik

yapılan kısıtlamanın kamu gücü tasarrufu çerçevesinde gerçekleştirildiği

dikkate alındığında mülkiyet hakkına müdahale teşkil ettiği açıktır.

iii. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

55. Anayasa'nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

56. Anayasa’nın 35. maddesinde mülkiyet hakkı sınırsız bir hak

olarak düzenlenmemiş, bu hakkın kamu yararı amacıyla ve kanunla

sınırlandırılabileceği öngörülmüştür. Mülkiyet hakkına müdahalede bulunulurken

temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri

düzenleyen Anayasa'nın 13. maddesinin de gözönünde bulundurulması

gerekmektedir. Dolayısıyla mülkiyet hakkına yönelik müdahalenin Anayasa'ya

uygun olabilmesi için müdahalenin kanuna dayanması, kamu yararı amacı taşıması

ve ölçülülük ilkesi gözetilerek yapılması gerekmektedir (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, § 62).

(1) Kanunilik

57. Mülkiyet hakkına yönelik müdahalelerde ilk incelenmesi

gereken ölçüt kanuna dayalı olma ölçütüdür. Bu ölçütün sağlanmadığı tespit

edildiğinde diğer ölçütler bakımından inceleme yapılmaksızın mülkiyet hakkının

ihlal edildiği sonucuna varılacaktır. Müdahalenin kanuna dayalı olması,

müdahaleye ilişkin yeterince ulaşılabilir, belirli ve öngörülebilir kanun

hükümlerinin bulunmasını gerektirmektedir (Türkiye

İş Bankası A.Ş. [GK], B. No: 2014/6192, 12/11/2014, § 44; Ford Motor Company, B. No: 2014/13518,

26/10/2017, § 49; Necmiye Çiftçi ve

diğerleri, B. No: 2013/1301, 30/12/2014, § 55).

58. Somut olayda başvurucunun maliki olduğu taşınmazın yukarıda

belirtilen kanun ve yönetmelik hükümleri nedeniyle kullanma ve yararlanma

haklarına yönelik olarak bazı kısıtlamalara tabi tutulduğu anlaşılmaktadır. Bu

kanun ve yönetmelik hükümlerinin belirli, öngörülebilir ve ulaşılabilir

olduğunda bir tereddüt bulunmadığından müdahalenin kanuni bir dayanağı

mevcuttur.

(2) Meşru Amaç

59. Anayasa'nın 13. ve 35. maddeleri uyarınca mülkiyet hakkı

ancak kamu yararı amacıyla sınırlandırılabilmektedir. Kamu yararı kavramı,

mülkiyet hakkının kamu yararının gerektirdiği durumlarda sınırlandırılmasına

imkân verdiğinden bir sınırlandırma amacı olmasının yanı sıra mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı dışında sınırlanamayacağını öngörerek ve bu anlamda bir

sınırlama sınırı oluşturarak mülkiyet hakkını etkin bir şekilde korumaktadır.

Kamu yararı kavramı, devlet organlarının takdir yetkisini de beraberinde

getiren bir kavram olup objektif bir tanıma elverişli olmayan bu ölçütün her

somut olay temelinde ayrıca değerlendirilmesi gerekir (Nusrat Külah, B. No: 2013/6151, 21/4/2016,

§§ 53, 56; Yunis Ağlar, B. No:

2013/1239, 20/3/2014, §§ 28, 29).

60. Anayasa'nın 56. maddesinde, herkesin sağlıklı ve dengeli bir

çevrede yaşama hakkına sahip olduğu düzenlenmiş; çevreyi geliştirmenin, çevre

sağlığını korumanın ve çevre kirlenmesini önlemenin devlet ile vatandaşların

ödevi olduğu belirtilmiştir. Bu bakımdan yapılaşmanın fen, sağlık ve çevre

şartlarına uygunluğunun sağlanması, buna ilişkin düzenlemelerde kamu yararı

bulunduğu kabul edilmelidir (Süleyman

Günaydın, B. No: 2014/4870, 16/6/2016, § 71).

61. Belirli kısıtlamalar içeren mevzuat hükümlerinin etkisi

değerlendirilirken taşınmazın bulunduğu İstanbul ilinin mevcut nüfus

yoğunluğunun ve önümüzdeki yıllarda kullanılabilir temiz suya olan ihtiyacının

da göz önüne alınması gerekir. Temiz suya erişimin sürdürülmesinin yaşam için

hayati önemi haiz olduğu dikkate alındığında su havzalarının kirlenmesinin

önlenmesi için bazı tedbirlerin alınması ve yasakların getirilmesi sonucu

oluşan müdahalenin meşru bir amacının bulunduğu kabul edilmiştir.

(3) Ölçülülük

(a) Genel İlkeler

62. Son olarak kamu makamlarınca başvurucunun mülkiyet hakkına

yapılan müdahaleyle gerçekleştirilmek istenen amaç ile bu amacı gerçekleştirmek

için kullanılan araçlar arasında makul bir ölçülülük ilişkisinin olup olmadığı

değerlendirilmelidir.

63. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

64. Ölçülülük ilkesi elverişlilik,

gereklilik ve orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden

oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını, gereklilik ulaşılmak istenen amaç

bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani aynı amaca daha hafif bir müdahale

ile ulaşılmasının mümkün olmamasını, orantılılık

ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul

bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM, E.2011/111,

K.2012/56, 11/4/2012; E.2014/176, K.2015/53, 27/5/2015; E.2016/13, K.2016/127,

22/6/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri,

§ 38).

65. Ölçülülük ilkesi gereği kişilerin mülkiyet hakkının

sınırlandırılması hâlinde elde edilmek istenen kamu yararı ile bireyin hakları

arasında adil bir dengenin kurulması gerekmektedir. Bu adil denge, başvurucunun

şahsi olarak aşırı bir yüke katlandığının tespit edilmesi durumunda bozulmuş

olacaktır. Müdahalenin ölçülülüğü değerlendirilirken bir taraftan ulaşılmak

istenen meşru amacın önemi, diğer taraftan da müdahalenin niteliği ile

başvurucunun ve kamu otoritelerinin davranışları gözönünde tutularak

başvurucuya yüklenen külfet dikkate alınacaktır (Arif Güven, B. No: 2014/13966, 15/2/2017, §§ 58, 60).

66. Devletin hüküm ve tasarrufu altında olan malların korunması

amacıyla mülkiyet hakkına müdahale edilmesi meşru olmakla birlikte bu kamusal

külfetin tamamının mülk sahiplerine yüklenemeyeceği ve kanun koyucunun buna

uygun çözüm yolları bulması gerekeceği açıktır (AYM, E.2009/31, K.2011/77,

12/5/2011). Kamu yararı amacı ile başvurucunun mülkiyet hakkı arasında olması

gereken adil denge, başvurucuya tazminat ödenmesi veya başvurucunun zararının

başka yollarla telafi edilmesi şartıyla sağlanabilir (Hüseyin Akbulut ve Yusuf Akbulut, B. No:

2014/7643, 6/4/2017, § 32).

(b) İlkelerin Olaya

Uygulanması

67. Başvurucu, taşınmazının Büyükçekmece

Barajı kısa mesafeli koruma alanında ve tarımsal niteliği korunacak alanda

kalması nedeniyle dilediği gibi kullanma ve yararlanma haklarının

kısıtlanmasından ve oluşan değer kaybının karşılanmamasındanyakınmaktadır.

68. Dünyada artan nüfus, iklim değişikliği sebebiyle yağışların

düzensizleşmesi ve yeraltı su kaynaklarının gittikçe azalması sonucunda

kullanılabilir temiz suya olan ihtiyacın her geçen gün arttığı açıktır. Somut

olayda da kamu makamlarının kullanılabilir temiz suyun kesintisiz şekilde temin

edilmesi ve bu maksatla su kaynaklarının korunması amacıyla yukarıda yer verilen

yasal düzenlemeleri yaptıkları hususunda bir duraksama bulunmamaktadır.

Dolayısıyla, su kaynaklarının korunmasındaki zaruret çerçevesinde yasal

düzenleme yapılması hususunda kamu makamlarının belirli bir takdir yetkisinin

olduğuna dikkat çekmek gerekir.

69. Somut uyuşmazlıkta derece mahkemeleri, başvurucunun

taşınmazının dere ıslah ve işletme bandında bulunmadığını, tarımsal niteliği korunacak alan

içerisinde yer aldığını tespit etmiştir. Derece mahkemelerine göre İSKİ

İçmesuyu Havzaları Yönetmeliği'nde yer alan kısıtlamalar başvurucunun taşınmazı

üzerinde tasarruf yetkilerini kullanmasına engel değildir. Dolayısıyla derece

mahkemeleri tasarruf yetkisi kısıtlanmayan başvurucuya ait taşınmazda değer

kaybı ya da zarar meydana gelmediği sonucuna vararak davayı reddetmişlerdir.

Başvurucu ise söz konusu taşınmazın kullanılmasına ve yararlanılmasına ilişkin

haklarında ve ekonomik değerinde azalma olduğunu öne sürmüştür.

70. Başvurucuya ait taşınmaz tarım arazisi niteliği ile tapuya

kayıtlıdır. Yukarıda yer verilen olay tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat

kapsamında taşınmazın kullanılmasına ve taşınmazdan faydalanılmasına ilişkin

birçok kısıtlayıcı hüküm bulunmaktadır (bkz. §§ 28-35). Nitekim bu kısıtlamalar

dikkate alındığında başvurucunun, taşınmazı üzerindeki kullanma ve yararlanma

yetkisini dilediği gibi kullanabildiğinden bahsetmek mümkün değildir. Ancak

öngörülen mevzuatın yol açtığı kısıtlamaların bir sonucu olarak taşınmazın

tamamen kullanılamaz hâlde olduğu da söylenemez.

71. Dolayısıyla kullanma ve yararlanma hakkına yönelik olarak

bir kısım yasal kısıtlamalara maruz kalan ancak tamamen de kullanılamaz

nitelikte bulunmayan taşınmazın kamulaştırılması veya bedelinin tamamına

hükmedilmesi gerektiğinden söz edilemez. Ancak başvurucunun mülkiyet hakkının

kamu yararı amacı çerçevesinde kısıtlandığı ve bu kısıtlamaların bir zarara yol

açtığı da açıktır. Bu hâlde başvurucunun mülkiyet hakkına yapılan müdahalenin

orantılı olduğundan, yani adil dengenin sağlandığından söz edebilmek için

ortaya çıkan zararın en uygun giderim vasıtasıyla ortadan kaldırılması gerekir.

Somut olayda kısıtlılık nedeniyle ortaya çıkan zarar başvurucuya tazminat

ödenerek karşılanabilir. Bu kapsamda, kamu yararı ile bireylerin mülkiyet

hakkının korunması arasında adil bir dengenin kurulabilmesi bakımından

taşınmazda kısıtlılık nedeniyle meydana gelen zararı karşılayacak düzeyde

tazminatın belirlenmesi ve başvurucunun zararının giderilmesi gerekir.

72. Taşınmazı için getirilen kısıtlamalara rağmen başvurucuya

hiçbir tazminat ödenmemesi müdahalenin içerdiği kamu yararı amacı ile

karşılaştırıldığında bütün külfetin başvurucuya yüklenmesine yol açmıştır.

Dolayısıyla mülkiyet hakkına yapılan müdahale başvurucuya aşırı bir külfet

yüklemekte olup başvurucunun mülkiyet hakkının korunması ile kamunun yararı

arasında olması gereken adil denge başvurucu aleyhine bozulmuştur.

73. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 35. maddesinde güvence

altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

c. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

74.

6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

75. Başvurucu, taşınmazının bedeli ile tazminat ödenmesi

talebinde bulunmuştur.

76. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan kararında ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl ortadan

kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir (B. No: 2014/8875,

7/6/2018, [GK]). Mahkeme diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal

kararının yerine getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin

devamı anlamına geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle

sonuçlanacağına da işaret etmiştir (Aligül

Alkaya ve diğerleri, B.No: 2016/12506, 7/11/2019).

77. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan

kaldırıldığından söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle

getirmenin, yani ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için

ise öncelikle ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması,

ihlale neden olan karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan

kaldırılması, varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların

giderilmesi, ayrıca bu bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması

gerekmektedir (Mehmet Doğan, §§

55, 57).

78. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda Anayasa

Mahkemesi, 6216 sayılı Kanunun 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile

İçtüzük’ün 79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca, ihlalin

ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

kararın bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal

düzenleme, usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak, ihlali

ortadan kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel

başvuruya özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa

Mahkemesi tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı

verildiğinde, usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı

olarak ilgili mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda

herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir karar

kendisine ulaşan mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek

devam eden ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine

getirmektir. (Mehmet Doğan, §§ 58-59; Aligül Alkaya ve diğerleri, §§ 57-59,

66-67).

79. İncelenen başvuruda kısa mesafeli koruma alanında bulunan

taşınmazdan kullanım ve faydalanmanın kısıtlanması nedeniyle açılan tazminat

davasının tasarruf yetkisinin kısıtlanmadığı gerekçesiyle reddedilmesinden

dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Dolayısıyla

ihlalin mahkeme kararından kaynaklandığı anlaşılmıştır.

80. Bu durumda mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken

iş yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna

ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir

karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere İstanbul 6. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekmektedir.

81. İhlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılamanın yeterli bir giderim sağlayacağı anlaşıldığından tazminat talebinin

reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

82. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 3.000

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.257,50 TL tutarındaki yargılama giderinin

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurucunun gizlilik talebinin REDDİNE,

B. 1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

C. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet

hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

İstanbul 6. İdare Mahkemesine (E.2015/1620, K.2016/748) GÖNDERİLMESİNE,

E. Başvurucunun tazminat talebinin REDDİNE,

F. 257,50 TL harç ve 3.000 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

3.257,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/2/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Yıldız SEFERİNOĞLU Raportör : Olcay ÖZCAN Başvurucu : Halide DEMİREL Vekili : Av. Adem Furkan DEMİRCİ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/17378, 13 Şubat 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Uyuşmazlığın Arka
  7. B. Başvuruya Konu Dava
  8. IV. İlgili Hukuk
  9. A. Ulusal Hukuk
  10. B. Uluslararası Hukuk
  11. V. İnceleme Ve Gerekçe
  12. A. Makul Sürede
  13. B. Mülkiyet Hakkının İhlal
  14. C. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet
  15. D. Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin
  16. G. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve
  17. H. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  18. M. Emin KUZ
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2017/17378
Tarih
13 Şubat 2020

İlgili Kararlar

  • Sinan Gül Başvurusu (B. No: 2016/7628)
  • Serhat Soysalan Başvurusu (B. No: 2017/16903)
  • Erenkum İnş. Taah. Nak. Gıda Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2017/6462)
  • Mustafa Berberoğlu Başvurusu (B. No: 2015/3324)
  • Yasin Akdeniz Başvurusu (B. No: 2016/22178)
  • Çağrı Yılmaz Başvurusu (B. No: 2017/34463)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.