İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

Haluk Öktem Başvurusu (B. No: 2014/13433)

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden

Başvuru No2014/13433Tarih13 Ekim 2016Okuma27 dk · 5.411 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul Haluk Öktem Başvurusu

Karar tarihi
13 Ekim 2016
Başvuru Numarası
2014/13433
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.411 kelime·27 dk okuma·20 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, ahlaki durum gerekçe gösterilerek Türk Silahlı Kuvvetlerinden

(TSK) ilişiğin kesilmesi ile ilgili işleme karşı açılan davanın reddedilmesi

nedeniyle özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 18/8/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi

neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir

eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 30/11/2015 tarihinde,

başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar

verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 6/5/2016 tarihinde, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık tarafından başvuru hakkında görüş

sunulmamıştır.

6. İkinci Bölüm tarafından 12/7/2016 tarihinde yapılan

toplantıda, verilecek kararın Bölümler tarafından önceden verilmiş kararlarla

çelişebileceği anlaşıldığından başvurunun Genel Kurul tarafından karara

bağlanması gerekli görülmüş ve başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

28. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar

verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, muvazzaf astsubay statüsünde İzmir 2. Ana Jet Üs

Komutanlığı emrinde görev yapmakta iken TSK'nın itibarını sarsacak şekilde

ahlak dışı hareketlerde bulunduğuna dair hakkında yapılan ihbar üzerine idari

tahkikat başlatılmış; bu tahkikat sonucunda sıralı sicil üstleri tarafından

başvurucu hakkında ahlaki durumu nedeniyle "Türk

Silahlı Kuvvetlerinde kalması uygun değildir." ortak kanaatini

içeren 24/7/2012 tarihli ayırma sicil belgesi düzenlenmiştir.

9. 28/12/1998 tarihli ve 23567 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanan Astsubay Sicil Yönetmeliği’nin (Sicil Yönetmeliği) 61. maddesi

gereğince Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde oluşturulan Komisyonda

başvurucunun durumu değerlendirilmiş ve Komisyon 7/8/2012 tarihli kararı ile

başvurucu hakkında ayırma işlemi yapılmasına karar vermiştir. Anılan karar

13/8/2012 tarihinde Hava Kuvvetleri Komutanı tarafından onaylandıktan sonra Genelkurmay

Başkanının onayına sunulmuş; Genelkurmay Başkanı tarafından da Hava Kuvvetleri

Komutanlığı kararı doğrultusunda işlem yapılmasının uygun görüldüğü

belirtilmiştir. Bunun üzerine 6/11/2012 tarihli Millî Savunma Bakanı oluruna

dayanılarak başvurucunun TSK ile ilişiği kesilmiştir.

10. Başvurucu, istihbarat birimindeki görevliler tarafından

mülakat adı altında çağrılarak 20/6/2012 tarihinde sorguya alındığını, sorgu

esnasında cinsel yaşamına ilişkin ayrıntılı sorular sorulduğunu, sonrasında

savunması alınmaksızın ve hiçbir gerekçe gösterilmeksizin ilişiğinin

kesildiğini, ilişik kesme kararında herhangi bir disiplinsizlik eyleminin

gösterilmediğini, yalnızca özel yaşam biçimi nedeniyle ilişiğinin kesildiğinin

anlaşıldığını, sorgu yönteminin mevzuata aykırı olarak aldatıcı biçimde ve

baskı altında tutularak yapıldığını, hukuka aykırı usuller içeren ve göreviyle

ilgisi olmayan tamamen özel yaşantısına ilişkin mahrem sorulardan oluşan sorgu

neticesinde elde edilen beyanların delil olarak kullanılamayacağını, ilişik

kesmeye dayanak alınan bu sorgu işleminin usulsüz ve hukuki dayanaktan yoksun

olduğunu, takdirlerle dolu başarılı bir sicile sahip olmasına rağmen bu durumun

dikkate alınmadığını, tesis edilen ayırma işleminin ölçülülük yönünden hukuka

aykırı olduğu gibi sebep ve amaç unsurları yönünden de hukuka aykırı olduğunu

belirterek yürütmenin durdurulması ve ayırma işleminin iptali talebiyle Millî

Savunma Bakanlığı aleyhine Askeri Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM) Birinci

Dairesinde 10/12/2012 tarihinde dava açmıştır.

11. Davalı idare tarafından sunulan savunma dilekçesinde

27/7/1967 tarihli ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu'nun 94.

maddesinin “Disiplinsizlik ve ahlaki durum

sebebiyle ayırma” başlıklı (b) fıkrası uyarınca başvurucunun ilişiğinin

kesildiği, her askerin ahlaki yaşayışının kusursuz ve lekesiz olması gerektiği,

ahlak olgusunun yalnızca arzu edilen bir durum değil görevin başarıyla icra

edilebilmesi için bir koşul olduğu vurgulanmış; kamu hizmetinin yürütülmesinde

zararlı olacak kişilerin idare mekanizmasının dışına çıkarılmasının kaçınılmaz

olduğu ve idarenin başvurucu hakkında tesis edilen ayırma işleminde takdir

yetkisinin objektif sınırları içinde kaldığı, dava konusu ayırma işleminde

hukuka aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

12. Davalı idare tarafından ayrıca 4/7/1972 tarihli ve 1602

sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu'nun 52. maddesi kapsamında AYİM'e gizli belge ve bilgiler gönderilmiştir.

13. AYİM Birinci Dairesinin 26/12/2012 tarihli ara kararı ile

dava dosyasındaki mevcut bilgi ve belgeler çerçevesinde başvurucu hakkında

tesis edilen ayırma işleminin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız

zararların doğması ve açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte

gerçekleşmediği gerekçesiyle yürütmenin durdurulması talebi reddedilmiştir.

14. AYİM Başsavcılığı tarafından sunulan düşünce yazısında,

başvurucunun geçmiş mesleki safahatı itibarıyla yalnızca bir defa disiplin

cezası ile cezalandırıldığı, sicil ortalamalarının çok iyi seviyede olduğu,

hakkında kesinleşmiş bir mahkûmiyet kararı bulunmadığı, ayrıca özel hayatının

gizliliği kapsamında kalması gereken ve kendi ifadesinden elde edilen

bilgilerin ayırma işlemine esas alınamayacağı, bu bağlamda başvurucunun

disiplin ve sicil durumu gözetilmeden ve ikaz dahi edilmeden tabi tutulduğu

ayırma işleminde ölçülük ilkesinin ihlal edildiği,

dava konusu işlemin hukuka aykırı olduğu ve iptal edilmesi gerektiği

belirtilmiştir.

15. AYİM Birinci Dairesinin 18/2/2014 tarihli ve E.2012/1562,

K.2014/164 sayılı kararı ile dava reddedilmiştir. Kararda, TSK'nın itibarını

sarsacak derecede ahlak dışı hareketlerde bulundukları gerekçesiyle İstihbarat

Başkanlığınca yürütülen tahkikat kapsamında aralarında başvurucunun da

bulunduğu pek çok personelin ifadesine başvurulduğu, 20/6/2012 tarihinde

ifadesi alınan başvurucunun yaşadığı cinsel birliktelikleri detaylı şekilde

anlattığı ve ikrar ettiği, başvurucu dışında ifadesine başvurulan diğer askerî

personelin de anlatımlarında başvurucunun ahlaka aykırı davranışlarına yer

verdiği ve başvurucunun cinsel yaşamına ilişkin ayrıntıları aktardığı, geçmiş

sicil ve disiplin durumu itibarıyla başarılı bir personel portresi çizmesine

karşın başvurucunun iyi ahlak sahibi olmak vasfını taşımadığı, TSK'nın

itibarını zedeleyecek tavır ve davranışlar içinde bulunduğunun anlaşıldığı,

ayırma işleminde takdir yetkisinin objektif kriterlere göre kullanıldığı ve

kamu yararı ile birey yararı dengesinin gözetildiği belirtilmiş; tesis edilen

işlemde hukuka aykırılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kararda ayrıca

herhangi bir soruşturma veya kovuşturma olmasa dahi kamu personeli hakkında

disiplin soruşturması yapılabileceği vurgulanmıştır. Bunun yanında başvurucunun

20/6/2012 tarihli ifadesinin bir suç isnadıyla ceza soruşturması ya da

kovuşturması kapsamında değil disiplin hukuku çerçevesinde değerlendirilmek

üzere idari tahkikat kapsamında alınmış olduğu ve başvurucunun bu şekilde

tespit edilen ifadesi sırasında iradesinin fesada uğratıldığı, yanıltıldığı ya

da ifadesinin hukuka aykırı şekilde yasak yöntem ve usullerle alınmış olduğuna

dair dosya kapsamında herhangi somut bir bilgi, belge ve kanıt bulunmadığı

belirtilmiştir.

16. Başvurucu tarafından yapılan karar düzeltme talebi aynı

Dairenin 17/6/2014 tarihli ve E.2014/734, K.2014/616 sayılı kararıyla reddedilmiş

ve karar 21/7/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

17. 18/8/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

18. Başvurucu hakkındaki gizlilik dereceli belgelerin

incelenmesinden, Hava Kuvvetleri Komutanlığınca istihbarata karşı koyma

hassasiyetleri çerçevesinde 20/6/2012 tarihinde başvurucunun ifadesinin

alındığı, söz konusu ifade metninde hangi kapsamda başvurucunun ifadesine

başvurulduğu hususunun belirtilmemiş olduğu anlaşılmıştır. Aynı şekilde söz

konusu metnin “ifadeyi alan”

kısmı karartılmış olduğundan ifadenin hangi birim tarafından alınmış olduğu

anlaşılamamıştır. Anılan ifade metninde başvurucuya şimdiye kadarki görev

aşamaları ve kimlerle ikamet ettiği, grup hâlinde cinsel ilişki yaşayıp

yaşamadığı, yabancı uyruklu kadınlarla cinsel ilişki yaşayıp yaşamadığı,

yaşamış ise kimlerle nerede ve ne zaman bu tür ilişkiler yaşadığı, İnternet

vasıtasıyla veya yüz yüze tanıştığı kadınlardan ilişki yaşadıklarının kimler

olduğu, ilişki yaşadığı kadınların kendisinden TSK hakkında bilgi almaya yönelik

bir girişimde bulunup bulunmadığı hususlarının sorulduğu görülmüştür.

Başvurucunun, anılan soruları yanıtladığı ve özellikle birlikte olduğu

kadınlara ilişkin olarak cinsel birliktelik içeren geçmişteki ilişkilerini

açıkladığı ve ifade metnini imzaladığı anlaşılmıştır. Soruşturma konusu

olaylara ilişkin olarak başvurucu dışındaki kişilerin de ifadelerinin alınmış

olduğu, bu kişilerden başvurucu hakkında bildiklerini anlatmalarının istendiği

görülmüştür.

B. İlgili Hukuk

19. 926 sayılı Kanun’un “Çeşitli

nedenlerle Silahlı Kuvvetlerden ayrılacak astsubaylar hakkında yapılacak işlem”

kenar başlıklı 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b) fıkrası

şöyledir:

“Disiplinsizlik ve ahlaki durum sebebiyle ayırma:

Disiplinsizlik veya ahlaki durumları sebebiyle Silahlı Kuvvetlerde

kalmaları uygun görülmiyen astsubayların hizmet

sürelerine bakılmaksızın haklarında T.C. Emekli Sandığı Kanunu hükümleri

uygulanır.

"Bu sebeplerin neler olduğu ve bunlar hakkındaki sicil

belgelerinin nasıl ve ne zaman tanzim edileceği, nerelere gönderileceği,

inceleme ve sonuçlandırma ile gerekli diğer işlemlerin nasıl ve kimler

tarafından yapılacağı Astsubay Sicil Yönetmeliğinde gösterilir. Bu gibi

astsubaylardan durumlarının Yüksek Askerî Şura tarafından incelenmesi

Genelkurmay Başkanlığınca gerekli görülenlerin Silahlı Kuvvetlerden ayırma

işlemi, Yüksek Askerî Şura kararı ile yapılır.”

20. Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durumları nedeniyle ayırma

usulleri” kenar başlıklı 60. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Aşağıdaki sebeplerden biri ile disiplinsizlik veya ahlâkî durumları

gereği Türk Silâhlı Kuvvetlerinde kalmaları,

bulunduğu rütbeye veya bir önceki rütbesine ait bir veya birkaç belge ile

anlaşılıp uygun görülmeyenler hakkında, hizmet sürelerine bakılmaksızın

emeklilik işlemi yapılır:

a. Disiplin bozucu hareketlerde bulunması, ikaz veya cezalara rağmen

ıslah olmaması,

b. Hizmetin gerektirdiği şekilde tavır ve

hareketlerini ikazlara rağmen düzenleyememesi,

c. (Değişik:RG-13/06/2003-25137) Aşırı derecede menfaatine, içkiye,

kumara düşkün olması,

...

e. Türk Silâhlı Kuvvetlerinin itibarını

sarsacak şekilde ahlâk dışı hareketlerde bulunması,

...”

21. Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan “Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma

sicil belgesi düzenlenmesi ve uygulanacak usuller” kenar başlıklı

61. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma iki şekilde yapılır.

a. Ayırma işleminin sıralı sicil üstlerince

başlatılması:

Disiplinsizlik ve ahlâkî durum nedeniyle ayırma sicil belgesinin

düzenlenmesinde, süre söz konusu olmayıp, her zaman düzenlenebilir. Temel

nitelikler hariç olmak üzere, diğer niteliklere işaret konulmaz. Sicil üstleri,

sicil belgelerinin temel nitelikler ve son bölümdeki kendilerine ait olan

kanaat hanelerine bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesindeki

disiplinsizlik ve ahlâkî durumlardan hangisine göre kesin kanaate vardıklarını

belirttikten sonra ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun

Değildir’ kanaatini yazarak imzalar ve gerekli belgeleri ekleyerek, bekletmeden

sıralı sicil üstlerinin tümünün kanaatlerinin yazılmasını sağladıktan sonra,

Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik

Komutanlığı Personel Başkanlığına gönderirler.

...

Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik

Komutanlığı Personel Başkanlıklarına gelen bu siciller, ilgili şubelerce

karargâhta bulunan dosya ve diğer belgelerle karşılaştırılarak incelenir ve

bunlar Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik

Komutanlığı karargâhında; Kurmay Başkanının başkanlığında personel, istihbarat

ve harekât başkanları, personel ve tayin dairesi başkanları ve gerekli

gördükleri şube müdürleri ile kıdem, personel yönetim şube müdürleri ve adlî

müşavir veya hukuk işleri müdürlerinden oluşan komisyona sevk edilir. Bu

komisyon tarafından, düzenlenen sicilin Kanun ve Yönetmeliklere uygunluğu, ekli

belgelerin yeterliliği ve geçerliliği yönünden incelendikten sonra bir

değerlendirme yapılır. Gerekirse, sicil üstlerinin şifahî veya yazılı görüşleri

alınır; bilgi veya belge isteğinde bulunulabilir. Komisyon, yapmış olduğu

inceleme ve değerlendirme sonucunda almış olduğu kararı, bir tutanak ile Kuvvet

Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar

ve alınacak onaya göre işlem yapılır. Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı

veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından emekliliği uygun görülmeyenlerin

sicilleri, mazbata edilerek şahsî dosyalarına konur ve bunların görev yerleri

değiştirilir. Emekliliği, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil

Güvenlik Komutanı tarafından onaylanan personelin dosyaları, Genelkurmay

Başkanlığına gönderilir. Genelkurmay Başkanlığına gelen dosyalar, personel

başkanlığınca adlî müşavirlikle koordine edilerek, Yüksek Askerî Şûra kararına

sunulup sunulmaması yönünden incelenir ve Genelkurmay Başkanının tasvibine

sunulur. Genelkurmay Başkanı tarafından, durumları Yüksek Askerî Şûrada

görüşülmesi gerekli görülenler hakkındaki istemler, ilk Yüksek Askerî Şûra

toplantısında gündeme alınarak haklarında kesin karara varılır ve işlemleri

tamamlanır. Genelkurmay Başkanının, durumlarını Yüksek Askerî Şûrada

görüşülmesine gerek görmediği astsubayların dosyaları, Kuvvet Komutanlıkları,

Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına iade edilir. Bu gibi

astsubaylar hakkında, Kuvvet Komutanı, Jandarma Genel Komutanı veya Sahil

Güvenlik Komutanının daha önce verdiği karara göre işlem yapılır...

Bu Yönetmeliğin 60 ncı maddesinin birinci

fıkrasının (e) bendinde yazılı fiillerden dolayı haklarında ‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili

düzenlenmesi gereken astsubaylar ile mevcut belgelerin ast kademelere intikali

sakıncalı görülen astsubaylar hakkında, bu belgelere dayanarak Kuvvet Komutanı,

Jandarma Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı tarafından sicil

düzenlenebilir. Bu şekilde düzenlenen sicile göre kesin işlem yapılır.

b. Ayırma işlemlerinin personel başkanlıklarınca başlatılması:

Sıralı sicil üstlerince haklarında ‘Silâhlı

Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ sicili düzenlenmemesine rağmen, Kuvvet

Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığı

Personel Başkanlıklarınca bütün rütbelerdeki safahatı kapsayacak şekilde sicil

belgeleri, özlük dosyaları ve varsa kişi hakkındaki özel dosyaların incelenmesi

sonucu durumları, bu Yönetmeliğin 60 ıncı maddesinin

birinci fıkrasında yazılı fiillerden biri, birden fazlası veya hepsine birden

uyan personelin tespiti hâlinde, bunlar, bu maddenin birinci fıkrasının (a)

bendinde belirtilen komisyona sevk edilirler. Komisyon, inceleme ve

değerlendirme sonucunda aldığı kararı bir tutanak ile Kuvvet Komutanı, Jandarma

Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanının onayına sunar...

Emekli edilmesi uygun görülenler hakkında Kuvvet Komutanı, Jandarma

Genel Komutanı veya Sahil Güvenlik Komutanı ile Genelkurmay Başkanı tarafından

‘Silâhlı Kuvvetlerde Kalması Uygun Değildir’ şeklinde

sicil düzenlenir ve bunlar hakkında, bu maddenin birinci fıkrasının (a)

bendinde belirtilen şekilde işlem yapılır.”

22. 4/1/1961 tarihli ve 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç

Hizmet Kanunu’nun “Disiplin”

kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Disiplin: Kanunlara, nizamlara ve amirlere

mutlak bir itaat ve astının ve üstünün hukukuna riayet demektir.

Askerliğin temeli disiplindir.

Disiplinin muhafazası ve idamesi için hususi

kanunlarla cezai ve hususi kanun ve nizamlarla idari tedbirler alınır.”

23. 211 sayılı Kanun’un 39. maddesi şöyledir:

“Silahlı Kuvvetlerde askeri eğitim ile beraber

ahlak ve maneviyatın yükseltilmesine ve milli duyguların kuvvetlendirilmesine

bilhassa itina olunur.

Cumhuriyete sadakat, vatanını sevmek, iyi

ahlaklı olmak, üste itaat, hizmetin yapılmasında sebat ve gayret, cesaret ve

atılganlık, icabında hayatını hiçe saymak, bütün silah arkadaşları ile iyi

geçinmek, birbirlerine yardım, intizam severlik, yapılması men edilen şeylerden

kaçınmak, sıhhatini korumak, sır saklamak her askerin esas vazifesidir.”

24. 6/9/1961 tarihli ve

10899 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Türk Silahlı

Kuvvetleri İç Hizmet Yönetmeliği’nin 86. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Asker, kendisinden beklenen vazifeleri

hakkıyla yapabilmek için yüksek ahlâk ve kuvvetli maneviyata sahip olmalıdır.

Her askerde bulunması lâzım gelen ahlakî ve mânevi vasıflar şunlardır:

…

(h). İyi ahlâk sahibi olmak: Askerin ahlâkı ve

yaşayışı kusursuz ve lekesiz olmalıdır. Asker, esrarkeşlikten, sarhoşluktan,

yalancılıktan borçtan ve kumardan, dolandırıcılıktan, ahlâksız kimselerle düşüp

kalkmaktan, hırsızlıktan, yağmadan, yakıp yıkmaktan ve sair bütün fenalıklardan

sakınmalıdır. Bunlar vazifenin yapılmasına mâni olurlar, yaşayışı, sıhhati,

azim ve cesareti bozar; namusu, lekeler, manevi şahsiyeti öldürür ve her biri

ayrı ayrı cezaları üstüne çeker…”

IV. İNCELEME VE GEREKÇE

25. Mahkemenin 13/10/2016 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

26. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı

tarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerek

mülakat adı altında çağrılarak manevi baskı altında ifadesinin alındığını,

tutanağa yazılan ifadelerin bir kısmının gerçeğe aykırı olduğunu, aldatma

yöntemiyle özel hayatına ilişkin bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde

edilmeye çalışıldığını ve bu bilgilerin ayırma işlemine dayanak olarak

gösterildiğini, herhangi bir disiplin cezası bulunmadığı gibi sicil not

ortalamasının iyi seviyede olduğunu ve sekiz kez takdire layık görüldüğünü,

tesis edilen işlemde ölçülülük ilkesinin gözetilmediğini, ayırma işlemine

gerekçe olarak gösterilen sorgunun kim tarafından ve nasıl yapıldığı hususu

değerlendirilmeyerek istihbarat birimleri tarafından yasak yöntemlerle elde

edilen hukuka aykırı delillerin AYİM tarafından ret gerekçesi olarak kabul edildiğini,

yalnızca kendisini ilgilendiren ve mesleğiyle ilgisi olmayan özel hayat alanına

ilişkin ayrıntılar üzerinden tesis edilen idari işlem ve AYİM kararı nedeniyle

Anayasa’nın 20., 36., 38. ve 125. maddeleri ile güvence altına alınan

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş; ihlalin tespiti ile yargılamanın

yenilenmesi ve lehine tazminata hükmedilmesi talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

27. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, özel hayatına

ilişkin bazı bilgilerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilmesi ve bu bilgilere

dayanılarak hakkında ayırma işlemi tesis edilmesidir. İhlal iddialarının

niteliği gereği başvurunun Anayasa’nın 20. maddesi ile güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkı kapsamında incelenmesi uygun görülmüştür.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

28. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan özel

hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

29. Anayasa’nın “Özel hayatın

gizliliği” kenar başlıklı 20. maddesi şöyledir:

“Herkes, özel hayatına ve aile hayatına saygı

gösterilmesini isteme hakkına sahiptir. Özel hayatın ve aile hayatının

gizliliğine dokunulamaz.

Millî güvenlik, kamu düzeni, suç işlenmesinin

önlenmesi, genel sağlık ve genel ahlâkın korunması veya başkalarının hak ve

özgürlüklerinin korunması sebeplerinden biri veya birkaçına bağlı olarak,

usulüne göre verilmiş hâkim kararı olmadıkça; yine bu sebeplere bağlı olarak

gecikmesinde sakınca bulunan hallerde de kanunla yetkili kılınmış merciin

yazılı emri bulunmadıkça; kimsenin üstü, özel kâğıtları ve eşyası aranamaz ve

bunlara el konulamaz. Yetkili merciin kararı yirmidört

saat içinde görevli hâkimin onayına sunulur. Hâkim, kararını el koymadan

itibaren kırksekiz saat içinde açıklar; aksi halde,

el koyma kendiliğinden kalkar.

Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin

korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel

veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini

veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp

kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen

hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına

ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir.”

30. Özel hayat kavramı eksiksiz bir tanımı bulunmayan geniş bir

kavramdır. Bu kapsamda korunan hukuki değer esasen kişisel bağımsızlık olup bu

koruma bir taraftan herkesin istenmeyen bütün müdahalelerden uzak kendine özel

bir ortamda yaşama hakkına sahip olduğuna işaret etse de diğer taraftan özel

hayat kavramının herkesin kişisel yaşamını istediği şekilde sürdürme ve dış

dünyayı bu çemberden ayrı tutma kavramına indirgenemeyeceği açıktır. Bu açıdan

Anayasa’nın 20. maddesi özel bir sosyal hayat sürdürmeyi güvence altına

almaktadır (Serap Tortuk,

B. No: 2013/9660, 21/1/2015, § 31).

31. Özel hayata saygı hakkı kapsamında korunan hukuksal

çıkarlardan biri de bireyin mahremiyet hakkıdır. Ancak mahremiyet hakkı sadece

yalnız bırakılma hakkından ibaret olmayıp bu hak bireyin kendisi hakkındaki

bilgileri kontrol edebilme hukuksal çıkarını da kapsamaktadır. Bireyin

kendisine ilişkin herhangi bir bilginin kendi rızası olmaksızın açıklanmaması,

yayılmaması, bu bilgilere başkaları tarafından ulaşılamaması ve rızası hilafına

kullanılamaması kısaca bu bilgilerin mahrem kalması konusunda menfaati

bulunmaktadır. Bu husus, bireyin kendisi hakkındaki bilgilerin geleceğini

belirleme hakkına işaret etmektedir (Serap Tortuk, § 32).

32. Bu yönüyle özel hayat, öncelikle bireylerin kendi

bireyselliklerini geliştirebilecekleri ve diğer kişilerle en mahrem ilişkilere

girebilecekleri kavramsal ve fiziksel bir alana işaret etmektedir. Bu

mahremiyet alanı, devletin müdahale edemeyeceği veya meşru amaçlarla asgari

düzeyde müdahale edebileceği özel bir alanı kapsamaktadır. Bireyin mahremiyet

hakkının mekânı, kural olarak özel alandır. Ancak özel hayatın korunması hakkı

bazı durumlarda kamusal alana da genişleyebilir. Zira meşru beklenti kavramı,

bireylerin mahremiyetlerinin kamusal alanda da bazı koşullar altında

korunmasını mümkün kılmaktadır (Serap Tortuk, § 33).

33. Özel hayata saygı hakkı alt kategorisinde geçen “özel hayat”

kavramı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından da oldukça geniş

yorumlanmakta ve bu kavrama ilişkin tüketici bir tanım yapmaktan özellikle

kaçınılmaktadır (Koch/Almanya, B. No: 497/09, 19/7/2012, § 51).

34. Bununla birlikte Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin

(Sözleşme) denetim organlarının içtihatlarında “bireyin kişiliğini geliştirmesi

ve gerçekleştirmesi” kavramının özel hayata saygı hakkının kapsamının

belirlenmesinde temel alındığı anlaşılmaktadır. Özel hayatın korunması hakkının

sadece mahremiyet hakkına indirgenemeyeceği gerçeği karşısında kişiliğin

serbestçe geliştirilmesiyle uyumlu birçok hukuksal çıkar bu hakkın kapsamına

dâhil edilmiştir. Ancak özellikle mahremiyet alanında cereyan eden cinsel

içerikli eylem ve davranışların bu alana dâhil olduğunda kuşku yoktur (Serap Tortuk, §

35). AİHM, mesleki hayat çerçevesinde kişilerin özel hayatı hakkında

sorgulanmasının ve bunun doğurduğu idari sonuçların, buna ek olarak kişilerin

davranış ve tutumları gerekçe gösterilerek görevden alınmalarının özel hayatın

gizliliğine yapılmış bir müdahale oluşturduğunu vurgulamaktadır (Özpınar/Türkiye, B. No: 20999/04, 19/10/2010, §§ 47, 48).

35. Anayasa’nın 20. maddesinde herkesin özel hayatına saygı

gösterilmesi hakkına sahip olduğu ve özel hayatın gizliliğine dokunulamayacağı

belirtilmekte olup bu düzenlemede yer verilen özel hayatın gizliliği hakkı,

Sözleşme’nin 8. maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence

altına alınan hakka karşılık gelmektedir. Bireyin mahremiyet alanının ve bu

alanda cereyan eden eylem ve davranışlarının da kişinin özel yaşamı kapsamında

olduğu açıktır. Mahremiyet hakkı ve bu alana ilişkin bilgilerin gizliliğinin

korunması Anayasa Mahkemesi tarafından da Anayasa’nın 20. maddesi kapsamında

değerlendirilmektedir (AYM, E.2009/1, K.2011/82, 18/5/2011; E.1986/24,

K.1987/8, 31/3/1987).

a. Müdahalenin Varlığı

36. “Disiplinsizlik ve ahlaki durum” sebebiyle TSK’dan ayırma

işlemine tabi tutulan başvurucuya ilişkin idari tahkikat sürecinden, TSK’dan

ayırma kararından ve AYİM kararlarından anlaşıldığı üzere başvuruya konu

süreçte özellikle başvurucunun özel hayatı kapsamındaki davranış ve

ilişkilerinin önemli yer tuttuğu görülmektedir. Bu şartlar altında, özel

yaşamına ait unsurlar temel gerekçe gösterilerek verilen ayırma kararının

başvurucunun özel hayatın gizliliği hakkına bir müdahale oluşturduğu açıktır.

b. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

37. Anayasa’nın 20. maddesinde, özel hayatın gizliliği hakkı

açısından bu hakkın tüm boyutlarına ilişkin olmadığı anlaşılan birtakım

sınırlama sebeplerine yer verilmiş olmakla beraber özel sınırlama nedeni

öngörülmemiş olan hakların dahi hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları

bulunmakta; ayrıca Anayasa’nın diğer maddelerinde yer alan kurallara

dayanılarak da bu hakların sınırlanması mümkün olabilmektedir. Bu noktada

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvence ölçütleri işlevsel niteliği haizdir

(Sevim Akat Eşki,

B. No: 2013/2187, 19/12/2013, § 33).

38. Anayasa’nın “Temel hak ve

hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

“Temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna,

demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük

ilkesine aykırı olamaz.”

39. Belirtilen Anayasa hükmü, hak ve özgürlükleri sınırlama ve

güvence rejimi bakımından temel öneme sahip olup Anayasa’da yer alan bütün hak

ve özgürlüklerin yasa koyucu tarafından hangi ölçütler dikkate alınarak

sınırlandırılabileceğini ortaya koymaktadır. Anayasa’nın bütünselliği ilkesi

çerçevesinde Anayasa kurallarının bir arada ve hukukun genel kuralları gözönünde tutularak uygulanması zorunlu olduğundan

belirtilen düzenlemede yer alan başta yasa ile sınırlama kaydı olmak üzere tüm

güvence ölçütlerinin, Anayasa’nın 20. maddesinde yer verilen hakkın kapsamının

belirlenmesinde de gözetilmesi gerektiği açıktır (Sevim Akat Eşki, § 35).

40. Dolayısıyla özel hayatın gizliliği hakkına yapıldığı iddia

edilen müdahalenin incelemesinde kanunilik ve müdahaleyi haklı kılan sebeplerin

var olup olmadığı her somut olayın kendi koşulları içinde değerlendirilmelidir.

i. Kanunilik

41. Hak ve özgürlüklerin kanunla sınırlanması ölçütü anayasa

yargısında önemli bir yere sahiptir. Hak ya da özgürlüğe bir müdahale söz

konusu olduğunda öncelikle tespiti gereken husus müdahaleye yetki veren bir

kanun hükmünün yani müdahalenin hukuki bir temelinin mevcut olup olmadığıdır (Sevim Akat Eşki,

§ 36).

42. Başvuruya konu disiplin uygulaması ve devam eden yargısal

sürecin 926 sayılı Kanun’un 94. maddesinin işlem tarihinde yürürlükte olan (b)

fıkrası ile Sicil Yönetmeliği’nin işlem tarihinde yürürlükte olan 60. ve 61.

maddeleri uyarınca yürütüldüğü anlaşılmaktadır.

43. Bu kapsamda somut olayda başvurucunun özel hayatın gizliliği

hakkına yapılan müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

44. Disiplin yaptırımlarının bir kamu veya özel teşkilat

düzenini devam ettirmek, onun verimli, süratli ve yararlı bir biçimde

çalışmasını sağlamak, anılan teşkilatın onur ve saygınlığını korumak amacıyla

tesis edildiği açıktır. Özellikle kamu görevi yürüten bireyler açısından

disiplin cezalarının amacı kamu görevlisini görevine bağlamak, kamu hizmetinin

gereği gibi yürütülmesini ve bu suretle kurumların huzurunu temin etmektir.

Disiplin cezaları kamu hizmetlerinin gereği gibi yapılması ve memurların

hiyerarşik düzen içinde uyumlu hareket etmeleri amacıyla uygulanmaktadır. 211

sayılı Kanun’un 13. maddesinde disiplin; kanunlara, nizamlara ve amirlere

mutlak bir itaat, astın ve üstün hukukuna riayet şeklinde tanımlanmıştır.

Ayrıca askerliğin temelinin disiplin olduğu vurgulanmış, disiplinin muhafazası

ve idamesi için özel kanunlarla cezai ve idari tedbirlerin alınacağı

düzenlenmiştir.

45. Anılan düzenlemeler, millî güvenliğin sağlanması meşru amacı

kapsamında askerî disiplinin korunması ve kamu hizmetinin gereği gibi

yürütülmesini sağlamak meşru amacını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, disiplin

hukukuna ilişkin uygulamalar neticesinde özellikle kamu görevlilerinin işlem ve

eylem tarzlarıyla ilgili bazı sınırlamalar getirilmesi belirtilen meşru

temellere dayanmaktadır. Aynı şekilde askerî bir meslek seçerek belirli bir

statüye girmeyi kabul eden kişilerin; sivillere getirilemeyecek bazı

sınırlamaların, askerî disiplin gereği kendilerine uygulanabileceğini baştan

kabul ettiklerini söylemek de mümkündür (Ata

Türkeri, B. No: 2013/6057, 16/12/2015, § 41).

46. Dolayısıyla söz konusu müdahalenin askerî disiplinin korunması

ve kamu hizmetinin gereği gibi yürütülmesini sağlama ve bu itibarla millî

güvenliğin korunması amacını taşıdığı, bunun da Anayasa'nın 20. maddesi

çerçevesinde meşru bir amaç olduğu sonucuna varılmıştır.

iii. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma

ve Ölçülülük

47. Anayasa’nın 20. maddesinin amacı esas olarak bireylerin özel

hayatlarına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî müdahalelerin

önlenmesidir. Devletin ayrıca özel hayatın ve aile hayatının gizliliği hakkını

etkili olarak koruma ve saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de

bulunmaktadır. Bu yükümlülük, bireylerin birbirlerine karşı eylemleri

bakımından dahi özel hayata ve aile hayatına saygı hakkının korunması için

gerekli önlemlerin alınması ödevini de içermektedir (Ata Türkeri, § 42).

48. Özel hayatın gizliliği hakkının sınırlanması mümkün olmakla

beraber Anayasa'nın 13. maddesi vasıtasıyla Anayasa'da yer alan tüm temel hak

ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda geçerli olan ilkeler, özel hayatın

gizliliği hakkının sınırlandırılmasında da dikkate alınmalıdır. Buna göre

demokratik toplum düzeninin gerekleri gözetilmeli, sınırlamada öngörülen meşru

amaç ile sınırlandırma aracı arasında orantısızlık bulunmamalı,

sınırlandırmayla ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve özgürlüğü

sınırlandırılan bireyin kaybı arasında adil bir denge kurulmasına özen

gösterilmelidir (Marcus Frank Cerny [GK],

B. No: 2013/5126, 2/7/2015, § 73).

49. “Demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı; öncelikle

özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai

tedbirler niteliğinde olmasını, başvurulabilecek son çare ya da alınabilecek en

son önlem olarak kendisini göstermesini gerektirmektedir. “Demokratik toplum

düzeninin gerekleri”nden olma bir sınırlamanın

demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına

yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal

ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek son çare niteliğinde değilse

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak

değerlendirilemez (Ata Türkeri, §

44).

50. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkına yargısal veya

idari bir müdahalenin toplumsal bir ihtiyaç baskısını karşılayıp

karşılamadığına bakılması gerekecektir. Başvuru konusu olay bakımından

yapılacak değerlendirmelerin temel ekseni; müdahaleye neden olan idarenin ve

derece mahkemelerinin kararlarında dayandıkları gerekçelerin, özel hayata saygı

hakkının unsurlarından olan mahremiyet hakkını kısıtlama bakımından “demokratik

toplum düzeninin gerekleri” ve “ölçülülük” ilkelerine uygun olduğunu inandırıcı

bir şekilde ortaya koyup koyamadığı olacaktır (Ata

Türkeri, § 45).

51. Personel rejimi gibi sıkı kural ve şartlara tabi bir alanda,

kamu makamlarının faaliyetin niteliği ve sınırlamanın amacına göre değişen

geniş bir takdir yetkisinin bulunması doğaldır. Bu kapsamda özel hayat

kavramının salt mahremiyet alanına işaret etmeyip bireylerin özel bir sosyal

hayat sürdürmelerini güvence altına almakta olduğu gerçeği karşısında,

özellikle kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı özel

hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır. Bununla

birlikte bu kişilerin de diğer bireyler için öngörülen sınırlamalarda olduğu

gibi asgari güvence ölçütlerinden istifade etmeleri gerekir (Serap Tortuk, §

52).

52. Öte yandan mahremiyet alanına ait ya da bireyin varlığına

veya kimliğine ilişkin önemli haklar veya hukuksal çıkarlar söz konusu olduğu

zaman kamu makamlarının takdir yetkisi daha dardır. Bu bağlamda özel yaşamın

gizliliği hakkının cinsellik ve mahremiyet hakkı gibi yönleri söz konusu

olduğunda takdir yetkisinin daha dar tutulması gerekmekte olup bu alanlara

yönelik müdahalelerin haklı olduğunun kabul edilebilmesi için özellikle ciddi

gerekçelerin varlığı şarttır (Ata Türkeri, §

47).

53. Tesis edilen disiplin işlemlerinde ve bu işlemlerin hukuka

uygunluk denetiminin yapıldığı mahkeme kararlarında bireylerin özel hayatlarına

ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatları üzerindeki etkilerinin

açıklanması, kamu hizmeti sunan ilgili kurumların işleyişi üzerindeki

etkilerinin ve risklerinin ortaya konulması ve bu hususlardaki

değerlendirmelerin yeterli ve ikna edici gerekçelerle desteklenmesi, ayrıca

tesis edilen işlemlerin bireylerin geçmiş mesleki sicilleri ve başarı durumları

dikkate alınarak ölçülülük yönünden irdelenmesi gerekir.

54. Son olarak AİHM kararlarına göre Sözleşme’nin 8. maddesi

açıkça usul şartları içermemekle birlikte anılan maddeyle güvence altına alınan

haklardan etkili bir şekilde yararlanılabilmesi için müdahaleyi doğuran karar

alma sürecinin bu maddeyle korunan hak ve özgürlüklere gerekli saygıyı

sağlayacak nitelikte ve adil olması gerekir. Bu şekildeki bir süreç,

başvurucunun 8. maddedeki haklarını -deliller ve kanıtlama konuları dâhil- adil

şartlarda savunabileceği etkili usule ilişkin güvencelerden yararlandırılmasını

gerektirir (Ciubotaru/Moldova, 27138/04, 27/4/2010, § 51; T.P. ve K.M./Birleşik Krallık, B. No:

28945/95, 10/5/2001, § 72).

55. Bu ilkeler ışığında başvuru konusu idari sürecin değerlendirilmesi

sonucunda başvurucunun ahlaki düşüklük içinde olduğuna ilişkin iddialar içeren

bir ihbar alınması üzerine idari tahkikat başlatıldığı görülmüştür. Bu kapsamda

Hava Kuvvetleri Komutanlığınca başvurucunun ve diğer bazı personelin ifadesinin

alındığı, başvurucunun cinsel hayatına dair hususların esas olarak başvurucunun

20/6/2012 tarihli ifadesinden öğrenilmiş olduğu anlaşılmaktadır. Söz konusu

ifade metninde, başvurucu hakkında idari tahkikat başlatıldığının

belirtilmediği gibi hangi kapsamda başvurucunun ifadesine başvurulduğu

hususunun da açıklanmamış olduğu, ancak başvurucunun kendisine sorulan soruları

yanıtladığı, geçmişte cinsel birliktelik yaşadığı ilişkileri açıkladığı ve

cinsel hayatına ilişkin hususları içeren ifade metnini imzaladığı

anlaşılmıştır.

56. Başvurucu, Hava Kuvvetleri Komutanlığı İstihbarat Başkanlığı

tarafından herhangi bir disiplin cezası tehdidi olmayacağına güvence verilerek

manevi baskı altında ve yanıltıcı beyanlarla ifadesinin alındığını, aldatma

yöntemiyle özel hayatıyla ilgili bilgilerin en ince ayrıntısına kadar elde

edilmeye çalışıldığını ve özel hayatına ilişkin gerçek dışı ve hukuka aykırı

gerekçelerle hakkında ayırma işlemi tesis edildiğini ileri sürmüştür.

57. AYİM Birinci Dairesinin 18/2/2014 tarihli ve E.2012/1562,

K.2014/164 sayılı kararında başvurucunun anılan iddiaları değerlendirilmiş ve

ifade alma işlemi sırasında başvurucunun iradesinin fesada uğratıldığı,

yanıltıldığı ya da ifadesinin hukuka aykırı şekilde yasak yöntem ve usullerle

alınmış olduğuna dair somut bir bilgi, belge ve kanıt bulunmadığı gerekçesiyle

anılan iddialar reddedilmiştir. Bahse konu 20/6/2012 tarihli ifadenin disiplin

hukuku çerçevesinde değerlendirilmek üzere idari tahkikat kapsamında alınmış

olduğu ayrıca ifade edilmiştir.

58. Somut olayda başvurucunun söz konusu ifadesinin belirli ve

somut fiiller belirtilmeden ve hangi hukuki işleme esas alınacağı konusunda

bilgi verilmeden temin edilmiş olması anılan ifadeyi hukuki yönden şüpheli

duruma getirmektedir. Ayrıca ifade alma işlemi esnasında sorulan sorular gözönüne alındığında, başvurucunun mesleki hayatını değil

özel hayatını ilgilendiren iddialara yanıt vermek zorunda bırakıldığı

görülmektedir. Bu kapsamda başvurucuya yöneltilen iddiaların görevinin ifasıyla

değil daha çok mahremiyet alanında gerçekleşen özel yaşam eylemleri ile ilgili

olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla ihtilaf konusu ayırma işleminin kapsamı

mesleki hayatın sınırlarını aşmaktadır. Bu bağlamda idarenin ve yargısal

makamların karar gerekçelerinde, başvurucunun İnternet üzerinden ya da sosyal

ortamlardan tanıştığı çok sayıda kadınla birliktelik yaşadığı, ahlaki yönden

özenli bir yaşam sürmediği ve karşı cinse düşkünlüğünün bulunduğu tespitlerine

yer verildiği ve karar sonuçlarının bu gerekçelere dayandırıldığı, sonuç olarak

başvuruya konu disiplin işlemi ile yargısal sürece konu edilen davranışların

esasen mesleki faaliyet ile ilgisi olmayan, mahremiyet alanına dâhil özel yaşam

eylemleri olduğu anlaşılmaktadır.

59. Kamu görevlilerinin mesleki yaşamlarıyla da bütünleşen bazı

özel hayat unsurları açısından sınırlamalara tabi tutulabilecekleri açıktır.

Ancak hakkındaki tahkikat sonucunda TSK’dan ayırma işlemi tesis edilmesinin

başvurucunun mesleki hayatı üzerinde olduğu kadar temel geçim kaynağından

yoksun kalması nedeniyle ekonomik geleceği üzerinde de önemli bir etki

oluşturduğu bu nedenle ayırma işleminin daha önemli hâle geldiği

anlaşılmaktadır. Bu bağlamda özel hayatın gizliliği hakkı üzerindeki

sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir mahiyetinde olması, başvurulabilecek

son çare ya da alınabilecek en son önlem niteliğinde olması gerekir.

60. AYİM kararında başvurucunun ifade alma işleminin usul ve

içerik yönünden hukuka aykırı unsurlar taşıdığı iddialarına rağmen anılan

ifadenin alındığı koşulların detaylı şekilde incelenmediği, başvurucunun özel

hayatının en mahrem yönünü oluşturan cinsel hayatını geçmiş yıllardan itibaren

tüm detaylarıyla anlatmasının nasıl gerçekleştiğinin ortaya konulmadığı

görülmektedir. AYİM tarafından söz konusu soyut nitelikteki ifadede belirtilen

hususlar dayanak alınmak suretiyle TSK'dan ilişiğin kesilmesi işlemine karşı

açılan davanın reddedildiği anlaşılmıştır. Öte yandan Mahkeme kararında

başvurucunun özel hayatına ilişkin tutum ve eylemlerinin mesleki hayatı

üzerindeki etkilerine dair yeterli ve ikna edici gerekçeler ortaya konulmadığı

gibi anılan eylemlerin TSK’nın işleyişi üzerindeki etkisi ve risklerinin de

detaylı şekilde açıklanmadığı, ayırma işlemine dayanak olarak kabul edilen

delillerin hukuka aykırı şekilde elde edildiğine ilişkin ileri sürülen iddialar

hakkında bir araştırma yapılmadığı görülmüştür.

61. Bu durumda muhakeme sırasında açık ve somut bir biçimde öne

sürülen ve davanın sonucunu değiştirebilecek nitelikte olduğu anlaşılan

başvurucunun söz konusu iddialarına Mahkemece makul bir gerekçe ile yanıt

verilmemesi, başvurucunun özel hayatına ilişkin hususların mesleği üzerindeki

etkisinin açıklanmaması ve özel hayatın gizliliği hakkına gerekli saygının

gösterilmesini adil şartlarda savunabileceği usule ilişkin etkili güvencelerden

başvurucunun yararlandırılmaması nedenleriyle AYİM kararının mahremiyet hakkına

müdahaleyi haklı kılacak şekilde konuyla ilgili ve yeterli gerekçe içermediği

kabul edilmelidir. Bunun yanında tesis edilen ayırma işleminin başvurucunun

geçmiş sicili ve başarı durumu dikkate alınarak ölçülülük yönünden

değerlendirilmediği, sınırlama ile ulaşılabilecek genel yarar ile temel hak ve

özgürlüğü sınırlanan başvurucunun kaybı arasında adil bir denge gözetilmediği,

başvurucunun özel hayatının gizliliği hakkı üzerindeki sınırlamanın zorunlu ya

da istisnai tedbirler niteliğinde olduğu veya başvurulabilecek son çare ya da

alınabilecek en son önlem niteliğinde olduğu hususunda bir inceleme yapılmadığı

ve gerekli özenin gösterilmediği sonucuna ulaşılmıştır.

62. Buna göre başvurucunun Anayasa'nın 20. maddesinde güvence

altına alınan özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

63. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin “Kararlar” kenar başlıklı (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir. …

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

64. Başvurucu, hak ihlalinin tespiti ve uyuşmazlık hakkında

yeniden yargılama yapılmasına hükmedilmesi ile birlikte 10.000 TL manevi

tazminat talep etmiştir.

65. Başvuruda Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan

özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

66. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunduğundan

kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere AYİM Birinci Dairesine

gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

67. Başvurucu tarafından maddi ve manevi tazminat talebinde

bulunulmuş olmakla beraber yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın AYİM

Birinci Dairesine gönderilmesine karar verilmesinin başvurucunun ihlal iddiası

açısından yeterli bir tazmin oluşturduğu anlaşıldığından başvurucunun tazminat

taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

68. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.800

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.006,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Özel hayatın gizliliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 20. maddesinde güvence altına alınan özel hayatın

gizliliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının

ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak

üzere Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Birinci Dairesine GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun tazminat taleplerinin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.800 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.006,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına, ödemede

gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

13/10/2016 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkanvekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkanvekili

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Nuri

NECİPOĞLU

Hicabi DURSUN

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör Yrd.

:

Fatih ALKAN

Başvurucu

:

Haluk ÖKTEM

Vekili

:

Av. Mustafa

BOZKURT

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2014/13433, 13 Ekim 2016 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Olaylar
  7. B. İlgili Hukuk
  8. IV. İnceleme Ve Gerekçe
  9. A. Başvurucunun İddiaları
  10. B. Değerlendirme
  11. C. Kararın bir örneğinin özel hayatın gizliliği hakkının
  12. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  13. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  14. Özgüldür
  15. Kömürcü
  16. Necipoğlu
  17. Akıncı
  18. Topal
  19. M. Emin KUZ
  20. Gökcan
  21. Hakyemez
  22. Bozkurt
  23. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2014/13433
Tarih
13 Ekim 2016

İlgili Kararlar

  • Fatma Neyire Özmen Başvurusu (B. No: 2014/1347)
  • Müjgan Berberoğlu Başvurusu (B. No: 2014/19768)
  • Ziver Dal Başvurusu (B. No: 2014/14879)
  • Celal Polat ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/2679)
  • Ergül Okulmuş Başvurusu (B. No: 2014/12960)
  • Süleyman Bağrıyanık ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/9756)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.