İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2017/15224 Tarih:

Hamit Dışkaya Başvurusu (B. No: 2017/15224)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

HAMİT DIŞKAYA BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/15224)

Karar Tarihi: 19/11/2019

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama tedbirlerinin hukuki olmaması nedeniyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; kamu görevlilerinin açıklamaları

nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 16/2/2017 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun

kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar

verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. 1/1/2017 tarihinde Twitter isimli sosyal medya

platformunda yer verilen "teröristler

Okmeydanı'nda insanları iç savaşa davet ediyor" başlıklı

videoda, soruşturma makamlarınca başvurucu, H.D., H.Ç. ve E.C.nin

birlikte gittikleri iddia olunan kahvehanedeki kişilere E.C.nin

şöyle bir açıklamada bulunduğu görülmektedir:

"Katliamları ile hayatımıza zulüm etmeye

çalışan insanlardır. Biz diyoruz ki artık yeter, artık buraya kadar, bundan

sonra mahallelerimizde ne işidçiye ne de herhangi bir

gerici cihatçı çeteciye geçit vermeyeceğiz. Gericilik karşısında yükseltilmesi

gereken bir bayrak vardır. Bu bayrağın adı da laiklik bayrağıdır. Laiklik demek

özgürlük demektir. Kardeşlik demektir. İnsanca bir yaşam mücadelesi demektir.

Bizler herkesi bu mücadelenin birer neferi olmaya çağırıyoruz. Gericilerden,

faşistlerden, başkanlık sevdalılarından hesap sormaya çağırıyoruz. Dinlediğiniz

için çok teşekkür ediyoruz."

9. Başvurucu, anılan sosyal medya paylaşımına ilişkin olarak

başlatılan bir soruşturma kapsamında halkı kin ve düşmanlığa alanen tahrik etme suçundan İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca 2/1/2017 tarihinde gözaltına alınmıştır.

10. Başvurucu 3/1/2017 tarihinde kolluk biriminde ve Savcılıkta müdafii huzurunda verdiği benzer nitelikteki ifadelerinde,

elli bir yıldır ikamet ettiği aynı bölge içinde bulunan söz konusu kahvehaneye

sürekli gittiğini, olay tarihinde tesadüfen kahvehanede bulunduğunu, suça konu

açıklamaları yapan kişiyi tanımadığını ve suçlamaları kabul etmediğini

belirtmiştir.

11. Başvurucu, halkı kin ve düşmanlığa alanen

tahrik etme suçundan tutuklanması istemiyle İstanbul 14. Sulh Ceza Hâkimliğine

sevk edilmiştir. Tutuklamaya sevk yazısında, başvurucunun üzerine atılı suçu

işlediğine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve

tutuklama nedeninin bulunduğu belirtilmiştir.

12. Başvurucu sorgudaki ifadesinde özetle önceki savunmalarını

tekrar ederek suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir.

13. Başvurucu, İstanbul 14. Sulh Ceza Hâkimliğinin 3/1/2017

tarihli kararıyla, halkı kin ve düşmanlığa alanen

tahrik etme suçundan

tutuklanmıştır. Tutuklama kararında, video içeriğine ve başvurucunun olay

yerinde bulunduğuna ilişkin dolaylı ikrarına dayanılmıştır. Söz konusu kararda,

suçun niteliği ve suç için kanunda öngörülen cezanın ağırlığı nedeniyle adli

kontrol hükümlerinin başvurucunun ceza yargılamasına katılmasını sağlamak için

yetersiz kalacağı belirtilmiştir.

14. Başvurucu, tutuklama kararına itiraz etmiş; İstanbul 1. Sulh

Ceza Hâkimliği 16/1/2017 tarihinde benzer gerekçelerle itirazın reddine karar

vermiştir.

15. Başvurucu 16/2/2017 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

16. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 29/3/2017 tarihli

iddianameyle, halkı kin ve düşmanlığa alanen tahrik

etme suçunu işlediğinden bahisle cezalandırılması istemiyle başvurucu hakkında

İstanbul 36. Asliye Ceza Mahkemesinde (Mahkeme) kamu davası açmıştır.

17. İddianamede; başvurucuya yöneltilen eylemlerin delili olarak

gösterilen söz konusu video içeriğindeki açıklamalarda sosyal demokrat yapıya

sahip insanların muhafazakâr ve milliyetçi görüşe sahip insanlara karşı

kışkırtıldığı ileri sürülmüştür. Bu bağlamda iddianamede özetle;

i. Soruşturmaya dayanak teşkil eden video kaydındaki konuşmanın

şüpheli E.Ç. tarafından yapıldığı ve E.Ç.nin yanında

başvurucu ile birlikte diğer şüphelilerin de bulunduğu belirtilmiştir.

ii. Başvurucu ve diğer şüphelilerin terör örgütlerinden herhangi

biriyle bağlantılarının bulunduğuna dair bilgiye ulaşılamadığı belirtilmiştir.

iii. Irk ve bölge farklılığına dayanarak halkı kin ve düşmanlığa

tahrik suçunun oluşabilmesi için kışkırtmanın farklı halk topluluklarını

birbirine karşı düşmanlığa sevk etmesi ve

kamu güvenliği için somut ve yakın bir tehlike oluşturması gerektiği

belirtilerek suça konu açıklamaların içinde yer alan "Gericilerden, faşistlerden, başkanlık sevdalılarından hesap

sormaya çağırıyoruz." şeklindeki söylemlerin sosyal demokrat

yapıya sahip insanları muhafazakâr ve milliyetçi görüşe sahip insanlara karşı

kışkırttığı ve bu açıklamaların sosyal paylaşım sitelerinde farklı halk

kitleleri arasında gerilime ve ciddi tartışmalara sebebiyet verdiği

değerlendirilerek yargılama konusu suçun yasal unsurlarının oluştuğu iddia

edilmiştir.

18. Mahkeme 31/3/2017 tarihinde iddianamenin kabulüne karar

vermiş ve E.2017/156 sayılı dosya üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

19.Başvurucu 25/4/2017 tarihinde yapılan ilk duruşmada tahliye

edilmiştir.

20. Mahkeme 16/6/2018 tarihinde suçun yasal unsurlarının

oluşmadığı gerekçesiyle başvurucunun beraatine karar vermiştir.Karar gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"... Dosya kapsamından ve sanık

savunmalarından sanıkların terör örgütü olan İşid'in

eylemlerini eleştirmek ve tepkilerini ortaya koymak amacı ile ayrıca Anayasanın

değişmez maddelerinden olan Laikliğin önemini vurgulamak amacı ile orada

bulunan vatandaşları duyarlı olmaya çağırdıkları, TCK 216 maddede sayılan

toplumun belli bir kesimine yönelik diğer kesimini tahrik ettiklerine ilişkin

hiçbir delilin bulunmadığı, Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 2016/1077 esas, 3583 K

nolu ilamında da belirtildiği üzere 'TCK 216 maddede

belirlenen suçun oluşabilmesi için halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep veya

bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesiminin diğer bir kesim

aleyhine kin veya düşmanlığa tahrik edilmesi gerekmekte olup, siyasi görüş ya

da belli bir olay karşısındaki düşünce farklılıklarının sayılan özellikler

arasında sayılmaması' nedeni ile siyasi görüş farklılıklarından bu suçun

oluşmayacağı, ayrıca iddianamede bahsedilen sosyal demokrat yapıya sahip olan

insanları muhafazakar ve milliyetçi görüşe sahip insanlara karşı kışkırttıkları

iddiasının da yerinde olmadığı, ülkemizde seçimlerin gizli oy açık sayım

şeklinde yapıldığı, bu nedenle hangi görüşteki insanların başkanlık karşıtı

veya taraftarı olduğunu tespit etmenin mümkün olmadığı, olay nedeni ile kamu

güvenliği açısından açık, yakın ve ciddi bir tehlikenin ortaya çıkmadığı, bu

hali ile de yasada öngörülen tehlike şartı da oluşmadığından unsurları

oluşmayan müsnet suçtan sanıkların ayrı ayrı beraatlerine..."

21. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

Cumhuriyet savcısının istinaf talebi nedeniyle İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi

nezdinde derdesttir.

22. Öte yandan başvurucu, söz konusu videoya ilişkin olarak

İçişleri Bakanlığının 1/1/2017 tarihinde

"Konu terörle mücadele ekiplerine iletildi. Lütfen gördüğünüz yerde ihbar

ediniz." şeklinde tweet paylaşması nedeniyle suçlu ilan edildiğini ve

bu suretle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

IV. İLGİLİ HUKUK

23. İlgili hukuk için bkz. İlker

Deniz Yücel (B. No: 2017/16589, 28/5/2019, §§ 30-48) başvurusu

hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

24. Mahkemenin 19/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

25. Başvurucu; tutuklamaya konu edilen eylemlerinin ifade

özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken beyanlar olduğunu, kuvvetli suç

şüphesini ortaya koyan bir delilin bulunmadığını, tutuklama ve tutukluluğa

itirazın reddi kararlarının somut ve hukuki gerekçeden yoksun olduğunu, bu

kararlarda tutuklama nedenlerinin gösterilmediğini ve tutuklamanın ölçüsüz bir

tedbir olduğunu ileri sürmüştür.

26. Bakanlık görüşünde, öncelikle 4/12/2004 tarihli ve 5271

sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde belirtilen tazminat yolunun

tüketilmesi gerektiği ileri sürülmüştür. Esas yönünden yapılan değerlendirmede

ise tutuklama kararına ve iddianamedeki delillere atıf yapılarak somut olayda

suç işlendiğine ilişkin kuvvetli suç şüphesinin bulunduğu belirtilmiştir.

27. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı cevabında başvuru

formundakine benzer beyanlarda bulunmuştur.

2. Değerlendirme

28. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu

bölümdeki iddialarının özünün tutuklamanın hukuki olmadığına yönelik olduğu

anlaşılmış, başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

29. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

30. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

a. Genel İlkeler

31. Genel ilkeler için bkz.

Mustafa Ünal (B. No: 2017/21149,

28/11/2018, §§ 51-56) başvurusu hakkında verilen karar.

b. İlkelerin Olaya

Uygulanması

32. Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir. Başvurucu, halkı kin ve

düşmanlığa tahrik etme suçundan 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

27/2/2016 tarihinde İstanbul 14. Sulh Ceza Hâkimliğince tutuklanmıştır.

Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

33. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunup

bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

34. Tutuklama kararında, sosyal medyada paylaşılan video kaydına

dayanılarak (bkz. § 13) başvurucu

yönünden kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir somut olguların bulunduğuna

genel olarak değinilmiş; bu olgulara ilişkin açıklamalara yer verilmemiştir.

Tutuklamaya yönelik itirazın reddine ilişkin kararda da herhangi bir delile

atıf yapılmaksızın genel bir ifadeyle kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut

olguların bulunduğu ifade edilmiştir (bkz. § 14).

35. İddianamede ise suça konu açıklamaların içinde yer alan "Gericilerden, faşistlerden, başkanlık

sevdalılarından hesap sormaya çağırıyoruz." şeklindeki

söylemlerin sosyal demokrat yapıya sahip insanları muhafazakâr ve milliyetçi

görüşe sahip insanlara karşı kışkırttığı ileri sürülmüştür.

36. Mahkeme; başvurucunun üzerine atılı suçun oluşabilmesi için özetle halkın sosyal sınıf, ırk, din, mezhep

veya bölge bakımından farklı özelliklere sahip bir kesiminin diğer bir kesim

aleyhine kin veya düşmanlığa tahrik edilmesi gerektiğini belirterek siyasi

görüş ya da belli bir olay karşısındaki düşünce farklılıklarının ifade

edilmesinin tek başına atılı suçu oluşturmayacağını, ayrıca olay nedeni ile

kamu güvenliği açısından açık, yakın ve ciddi bir tehlikenin ortaya

çıkmadığını, dolayısıyla yasada öngörülen tehlike şartının da

gerçekleşmediğini, ayrıca suçun yasal unsurlarının oluşmadığını belirterek

başvurucunun beraatine karar vermiştir.

37. Kural olarak bir kişinin kendi perspektifinden ifade ettiği

düşüncelerinin hakikate tekabül etmemesi şiddete tahrik içerdiği gerekçesiyle

tek başına suçlamaların dayanağı olmamalıdır (İlker

Deniz Yücel, § 83). Somut olayda suça konu edilen konuşma E.Ç.

isimli kişi tarafından yapılmıştır. Başvurucunun konuşmanın yapıldığı

kahvehaneye E.Ç ile birlikte gittiği yönünde bir tespit de bulunmamaktadır.

Aksine başvurucu, yaşadığı mahallede bulunan kahvehanede oturduğu sırada buraya

gelen kişilerden birinin suça konu edilen sözleri söylediğini ifade etmiş ve

başvurucunun bu savunması diğer sanıklar tarafından da doğrulanmıştır.

Dolayısıyla başvurucunun konuşmanın yapılmasıyla veya içeriği ile herhangi bir

şekilde ilgili olduğu ortaya konulamamıştır.

38. Ayrıca başvurucu hakkındaki tutuklama kararı, iddianame ve

gerekçeli kararda yer verilen olay, olgu ve değerlendirmeler dikkate

alındığında söz konusu video kaydında yer alan açıklamaların başvurucunun

üzerine atılı suç yönünden ne şekilde kuvvetli belirti oluşturduğunun ortaya

konulamadığı görülmektedir.

39.Bu itibarla somut olayda suç

işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı,

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

40. Anayasa Mahkemesince varılan bu sonuç karşısında tutuklama

nedenlerinin bulunup bulunmadığının, tutuklamanın ölçülü olup olmadığının

ayrıca incelenmesine gerek görülmemiştir.

41. Diğer taraftan başvurucu; tutuklanmasına dayanak oluşturan

delillerin sosyal medyada paylaşılan söz konusu video kaydı içeriğinde yer alan

açıklamalar olduğunu, yapılan açıklamaların ifade özgürlüğünün kullanımı

niteliğinde olduğunu, bu hususlara dayanılarak tutuklanmasının kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkıyla bağlantılı olarak ifade özgürlüğünü de ihlal ettiğini

ileri sürmüştür. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun suça konu konuşma ile

ilgisinin bulunduğu yönünde bir olgunun mevcut olmadığı sonucuna varmıştır. Bu

nedenle somut olayın koşulları dikkate alınarak başvurucunun ifade özgürlüğünün

ihlal edildiği iddiasının ayrıca incelenmesine gerek bulunmamaktadır.

B. Masumiyet Karinesinin İhlal Edildiğine

İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

42. Başvurucu, İçişleri Bakanlığının kendi hesabından paylaştığı tweet nedeniyle

suçlu ilan edildiğini ve bu suretle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

43. Bakanlık, başvurunun bu kısmı ile ilgili görüş

bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

44. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu bölümdeki iddialarının özünün

masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin olduğu anlaşıldığından

başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü

fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

45. Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç işlediğine dair

kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence

altına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait

olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse,

suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri

tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz.

Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan ve

henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 26, 27).

46. Anılan karine, bir kimsenin suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar kamu yetkilileri tarafından suçlu ilan edilmesine karşı koruma

sağlamaktadır. Öte yandan Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan

ifade özgürlüğü, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenle

Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet

karinesi, yürütülmekte olan bir ceza soruşturması hakkında yetkililerin

kamuoyuna bilgi vermesini engellemez (Erdal

Tercan, B. No: 2016/15637, § 79). Ancak masumiyet karinesine saygı

gösterilmesi söz konusu olduğundan Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası,

bilginin gereken bütün dikkat ve ihtiyat gösterilerek verilmesini gerekli kılar

(Nihat Özdemir [GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, § 22).

47. Somut olayda başvurucu, söz konusu videoya ilişkin olarak

İçişleri Bakanlığının "Konu terörle

mücadele ekiplerine iletildi. Lütfen gördüğünüz yerde ihbar ediniz."

şeklinde tweet

paylaşması nedeniyle suçlu ilan edildiğini ve bu suretle masumiyet karinesinin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

48. İçişleri Bakanı tarafından yapılan söz konusu sosyal medya

paylaşımının suçlamaya konu videonun sosyal medyada "teröristler Okmeydanı'nda insanları iç savaşa davet

ediyor" şeklindeki bir başlık ile paylaşıma sokulması üzerine

yapıldığı ve paylaşımı yapan Bakan'ın kamu düzeninin sağlanması, suç ve

suçlulukla mücadele ve terörün önlenmesiyle ilgili olarak en üst düzeyde

siyasal sorumluluğu bulunan kişilerden biri olduğu göz ardı edilmemelidir.

Nitekim 10/7/2018 tarihli ve 30474 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 1 sayılı Cumhurbaşkanılığı Teşkilatı

Hakkında Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nin İçişleri Bakanlığının görev ve

yetkilerini düzenleyen 254. maddesinin (1) numaralı fıkrasında "Bakanlığa bağlı iç güvenlik kuruluşlarını

idare etmek suretiyle ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü, yurdun iç

güvenliğini ve asayişini, kamu düzenini ve genel ahlakı, Anayasada yazılı hak

ve hürriyetleri korumak" ve "Suç

işlenmesini önlemek, suçluları takip etmek ve yakalamak" anılan

Bakanlığın görevleri arasında sayılmıştır.

49. Öte yandan Bakan tarafından yapılan paylaşımın içeriğinde

başvurucunun suçlu olduğuna yönelik bir değerlendirme yer almamakta, sosyal

medyada dile getirilen bir iddianın ilgili kolluk birimlerine iletildiği

belirtilmekte ve vatandaşlardan ihbar yapmalarına yönelik bir istek dile

getirilmektedir. Bu nedenle söz konusu açıklamanın tek başına masumiyet

karinesine aykırılık teşkil ettiği söylenemez (bkz. § 13; benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Erdal Tercan,

§ 81; Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 115-117; Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 180, 181).

50. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesinin

ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

52. Başvurucu, hürriyetinden yoksun bırakıldığı iddiasına

ilişkin olarak 10.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

53. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmiştir.

Başvurucu, yargılandığı dava kapsamında 25/4/2017 tarihinde tahliye edilmiştir

(bkz. § 19). Bu nedenle ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılması için tazminat ödenmesi dışında bir yolun

bulunmadığı anlaşılmaktadır.

54. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik

müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

55. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 257,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.732,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutuklamanın hukuki olmamasından dolayı kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 10.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

D. 257,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.732,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

F. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 36. Asliye Ceza

Mahkemesine (E.2017/156) GÖNDERİLMESİNE,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

19/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Selahaddin

MENTEŞ

Raportör

:

Abdullah

UÇAR

Başvurucu

:

Hamit

DIŞKAYA

Vekili

:

Av. Gülendam

ŞAN KARABULUTLAR

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/15224, 19 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası