İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm
İkinci BölümBaşvuru No: 2017/7858Tarih: 27 Kasım 2019

A.k. Başvurusu (B. No: 2017/7858)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

GİZLİLİK TALEBİ KABUL

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

A.K. BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2017/7858)

Karar Tarihi: 27/11/2019

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tutuklama tedbirinin hukuki olmaması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ve masumiyet karinesinin ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 9/1/2017 ve 20/3/2017 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Yapılan incelemede sonunda; 2017/18559 numaralı bireysel

başvuru dosyasının kişi yönünden hukuki irtibat nedeniyle 2017/7858 numaralı

bireysel başvuru dosyası ile birleştirilmesine, 2017/18559 numaralı bireysel

başvuru dosyasının esasının kapatılmasına, incelemenin 2017/7858 başvuru

numaralı bireysel başvuru dosyası üzerinden yürütülmesine 8/10/2018 tarihinde

karar verilmiştir.

5. Birinci Bölüm İkinci Komisyon tarafından bu kararda incelenen

şikâyet haricindeki şikâyetlerin kabul edilemez olduğuna karar verilmiş, bu

şikâyet yönünden ise başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Türkiye 15/7/2016 tarihinde askerî darbe teşebbüsüyle karşı karşıya

kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke genelinde olağanüstü hâl ilan

edilmiştir. Olağanüstü hâl süresi 19/7/2018 tarihinde son bulmuştur. Kamu

makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün

arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son

yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya

Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın

olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz

ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

10. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok

sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma

başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine

yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla

başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 51, 350).

11. Başvurucu, en son İstanbul Anadolu Adliyesi Cumhuriyet

Savcısı olarak görev yapmıştır. Darbe teşebbüsünden sonra başvurucu hakkında

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu

değerlendirilerek FETÖ/PDY hiyerarşik yapılanmasında yer aldığı iddiasıyla

soruşturma başlatılmıştır.

12. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesinin

16/7/2016 tarihli kararı ile -İstanbul Anadolu Adliyesinde Cumhuriyet savcısı

olarak görev yapmakta olan- başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına karar

verilmiştir. Başvurucu, HSYK Genel Kurulunun 24/8/2016 tarihli kararı ile

meslekten ihraç edilmiştir.

13. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla

görevden uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki

yazısı üzerine İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık)

tarafından 17/7/2016 tarihinde gözaltına alınmıştır.

14. Başvurucu 21/7/2016 tarihinde Başsavcılıkta ifade vermiştir.

Başvurucu özetle FETÖ/PDY ile herhangi bir bağlantısının olmadığını ifade

etmiştir. İddianamede yer verilen Savcılık ifadesinde başvurucu özetle Bursa

Anadolu İmam Hatip Lisesinde okurken 28 Şubat süreci nedeniyle İnegöl Lisesine

geçiş yaptığını ve İnegöl Lisesinden mezun olduğunu, İnegöl'de okuduğu sırada

ailesi ile birlikte kendi evlerinde kaldığını, Bursa'da okuduğu yıllarda ise

dayısının yanında kaldığını, ilkokuldayken ve üniversiteye hazırlanırken

İnegöl'de bulunan bir dershaneye gittiğini ve bu dershanenin örgütle

bağlantısının olmadığını, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesinden mezun

olduğunu, üniversite yıllarında İçerenköy'de

kiraladıkları evde üç arkadaşıyla birlikte kaldığını, hâkimlik ve savcılık

sınavına ailesinin yanında, İnegöl'de bulunan evlerinde ve kendi imkânlarıyla

hazırlandığını, akademi eğitimi sırasında sınıf temsilciliği ya da Albüm Kurulu

üyeliği yapmadığını, eşinin hâkim olduğunu, herhangi bir dergi veya gazeteye

aboneliğinin bulunmadığını, FETÖ/PDY'ye ait herhangi

bir banka ya da finans kuruluşuyla ilgisi olmadığını, askerî okulda

okumadığını, askerî birim veya akademilerde yüksek lisans yapmadığını, Kur'a

Kararnamesi ile Van'ın Çatak ilçesine 30/1/2007'de hâkim olarak atandığını,

2009 Yaz Kararnamesi ile Muğla'nın Ula ilçesine hâkim olarak atandığını, 2011

yılında eşi ile evlenince eş birleştirmesi yapıldığını ve kendisinin savcı,

eşinin de hâkim olarak atandığını, 2014 Yaz Kararnamesi ile Bilecik'e

atandıklarını, 2016 Yaz Kararnamesi ile de İstanbul Anadolu Adliyesine

atandıklarını, 12/7/2016 tarihinde Anadolu Adliyesinde göreve başladıklarını,

yukarıda belirttiği görev yerlerine tercih listeleri dâhilinde atandıklarını

ancak bu görev yerlerinin de iddialı ilçelerden olmadığını, son atamada da

Anadolu Adliyesi tercihinde bulunmadıklarını, buraya resen atandıklarını,

kendisi ya da eşinin unvanlı bir görev talep etmediklerini, Marmara

Üniversitesi Hukuk Fakültesinde kamu hukuku alanında yüksek lisansa başladığını

ancak bu eğitimi tamamlamadığını, FETÖ/PDY'nin hiçbir

faaliyetine ve yurt içi ya da yurt dışıgezilerine

katılmadığını, örgüte ait evlerde veya yurtlarda kalmadığı gibi buralarda

yapıldığı söylenen sohbet toplantılarına da kesinlikle katılmadığını, 2014

yılındaki HSYK seçimlerinde Bilecik'te görevli olduğunu, oy kullandıklarını ve

sandık mahallinde bulunduklarını, herhangi bir adayın müşahitliğini

yapmadığını, Bilecik Adliyesindeki oylama sırasında kimsenin kamerayla çekim

yapmadığını ancak başka yerlerde çekim yapıldığını sonradan duyduğunu,seçim

çalışmaları için Bilecik Adliyesine Bakanlıktan iki heyet geldiğini, ayrıca bir

de Yargıçlar ve Savcılar Birliği üyesinin geldiğini ve mesleki nezaket gereği

arkadaşının odasında karşılaştığı için bu üyeyle konuştuklarını, bunun dışında

herhangi bir adayın temsilcisini Adliyede gezdirip ona eşlik etmediğini, özel

yetkili mahkemelerde çalışmadığını, darbe girişiminin olduğu 15/7/2016 akşamı

saat 18.30'a kadar eşiyle birlikte Adliyede görevlerinin başında olduklarını,

sonrasında İnegöl'deki ailesinin yanına gitmek üzere yola çıktıklarını ve

trafik yoğunluğundan saat 22.30 sıralarında annesinin evine ulaştıklarını, saat

23.00 gibi televizyonu açtığında darbe girişimine ilişkin haberleri

öğrendiğini, ortak Whatsapp

grubuna Başsavcının mesaj atıp savcıları göreve çağırdığını -kendisi henüz

gruba dâhil olmadığı için- sonradan öğrendiğini, açığa alınanların internette

listesi olduğu ve gözaltı kararı çıktığı yönünde haberlerin yayıldığını ancak

İstanbul Anadolu Adliyesi için böyle bir haber olmadığını, ertesi gün

-pazartesi ve salı günü eşinin duruşmaları olduğundan- yola çıkıp İstanbul'a

geldiklerini ve Anadolu Adliyesindeki bir kısım hâkim ve savcı için de gözaltı

kararı verildiğini öğrendiklerini, bir süre evde beklediklerini ancak kimse

gelmeyince saat 22.30 sıralarında Adliyeye gittiklerini ve orada gözaltına

alındıklarını, darbe olacağına dair hiç kimseden bir haber almadıklarını ya da

böyle bir ima yapan olmadığını, darbe sonrasında kendisine herhangi bir görev

verileceği yönünde teklifte bulunulmadığını, Amerika Birleşik Devletleri'ne hiç

gitmediğini, Fettullah Gülen'i hiç görmediğini, Fettullah Gülen'den ya da FETÖ'ye

mensup herhangi bir kişiden doğrudan veya dolaylı herhangi bir talep

almadığını, darbeyi gerçekleştiren kişilerle doğrudan ya da dolaylı hiçbir

bağlantısı veya iş birliğinin olmadığını, Bilecik Adliyesinde çalıştığı dönemde

H.T. isimli savcının kendisi hakkında cemaatçi olduğu yönünde söylenti çıkardığını

ağır ceza reisliğine son verilirken Ağır Ceza Başkanı H.İ.A.nın

söylediğini, Cumhuriyet Savcısı H.T.nin kendisi ve

eşi hakkında eşi M.ye "Siz H.İ. Bey'le

çok samimiydiniz." şeklinde sözler söylediğini, H.T.nin kendileri hakkında "Bunlar

Platform'a oy vermedi, karşı tarafa oy verdi."

şeklinde konuştuğunu yine aynı atamada Cumhuriyet Başsavcılığından alınan K.Y.nin kendisine söylediğini, dolayısıyla muhtemelen savcı

H.T.nin haksız yere kendilerini cemaatçilikle

suçladığını ve bunu Ankara'da da söylemiş olabileceğini, kanaatince ihraç

listesine girmelerinin nedeninin de bu olduğunu, FETÖ/PDY'yle

hiçbir bağlantıları olmadığını ve suçlamaları kabul etmediğini ifade etmiştir.

15. Savcılık, başvurucuyu anayasal düzeni ortadan kaldırmaya

teşebbüs etme ve terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanması istemiyle

21/7/2016 tarihinde İstanbul Anadolu Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir.

16. Başvurucunun sorgusu İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza

Hâkimliğinde 21/7/2016 tarihinde yapılmıştır. Başvurucu sorgudaki ifadesinde,

önceki beyanlarına benzer şekilde beyanda bulunmuş ve suçlamaları kabul

etmemiştir.

17. İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hâkimliği başvurucunun

anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme ve terör örgütüne üye olma suçlarından tutuklanmasına karar

vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"...Süpheliler

... [A.K.] ... haklarında

FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma ve Anayasal düzeni cebren ilgaya

teşebbüs suçundan dolayı yürütülen soruşturmada HSYK'nın,

16/7/2006 tarihinde şüpheliler aleyhinde vermiş olduğu açığa alma kararı,

İstanbul Anadolu C.Başsavcılığı'na yazılan aynı

tarihli müzekkere dikkate alındığında şüpheliler aleyhinde kuvvetli suç şüphesi

olarak kabul edilebilecek somut deliller bulunduğu, 2802 Sayılı Yasa'nın 5/3.

maddesine göre HSYK'nın Hakim ve Savcılar üzerinde

denetim ve gözetim hakkının bulunduğu, bu kapsamda Hakim ve Savcılarla ilgili

tüm bilgi ve belgelerin HSYK'da toplandığı, HSYK'nın uzun süredir Fetullahçı

Terör Örgütü olarak bilinen Paralel Devlet Yapılanması'nın

yargı teşkilatını oluşturduğu iddia olunan hâkim ve savcılar ile ilgili olarak

esaslı bir çalışma yaptığının bilindiği, 15/7/2016 günü Paralel Devlet Yapılanması'nın askeri gücü tarafından gerçekleştirildiği

iddia olunan ve adli makamlara intikal etmiş olan söz konusu eylem nedeni ile HSYK'nın bu yapının yargı organını oluşturduğu iddia edilen

şüpheli hakim ve savcılar ile ilgili olarak açığa alma kararı verdiği, söz

konusu karar, bu aşamada kesin ve bağlayıcı olmasa da soruşturma aşamasında

şüpheye dayalı olarak tedbir niteliğinde karar verici makam olan hakimliğimizce

kuvvetli suç şüphesi olarak kabul edilebilecek somut bir delil olarak kabul

edildiği, Anayasamızın 159/1. maddesi gereğince mahkemelerin bağımsızlığı ve

hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulan ve görev yapan devletin resmi kurumu HSYK'nın, böylesine önemli bir suçlamada, ad çekme

suretiyle veya başka bir yöntemle bu isimleri belirlemiş olamayacağı, bu

itibarla yaşanılan olayın vahameti de dikkate alındığında hâkimliğimizde oluşan

şüphenin haklı ve makul olduğu, şüphelilere yüklenen suçun kapsamı ve içeriği

ile verilmesi muhtemel ceza miktarının yüksekliğine binaen şüphelilerin kaçma

ve delilleri karartma şüphesi altında olduklarının CMK'nın

100/3-a. maddesine istinaden somut olarak varsayıldığı, soruşturma konusu işin

önemi ve tolumda yarattığı tepki dikkate alındığındaadli

kontrol uygulamasının dosya kapsam ve içeriği ile uyumlu olmayacağı kanaatine

varılmakla şüphelilerin CMK'nın 100. maddesi

gereğince ayrı ayrı tutuklanmalarına... [karar verildi.]"

18. Başvurucunun tutuklama kararına 20/7/2016 tarihinde yaptığı

itiraz reddedilmiştir.

19. Başsavcılık, başvurucu hakkındaki soruşturmanın Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmesi gerektiğini belirterek yetkisizlik

kararı vermiştir.

20. Ankara 8. Sulh Ceza Hâkimliği 7/11/2016 tarihinde

başvurucunun tutukluluk durumunu incelemiş ve başvurucunun tutukluluk hâlinin

devamına karar vermiştir.

21. Başvurucu, anılan kararı 2/12/2016 tarihinde öğrendiğini

bildirmiştir.

22. Başvurucu 9/1/2017 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

23. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı kanun değişikliği nedeniyle

soruşturmanın İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmesi gerektiğini

belirterek karşı yetkisizlik kararı vermiştir.

24. İstanbul 11. Sulh Ceza Hâkimliği 20/2/2017 tarihinde mevcut

delil durumunu nazara alarak başvurucunun tahliyesine ve başvurucu hakkında

yurt dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol tedbiri uygulanmasına karar

vermiştir.

25. Başsavcılık 3/1/2018 tarihli iddianame ile başvurucunun

silahlı terör örgütüne üye olma suçundan cezalandırılması istemiyle aynı yer

ağır ceza mahkemesinde kamu davası açmıştır.

26. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY hakkında genel bilgilere,

sonrasında başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilmiştir. Savcılık,

başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer almak suretiyle silahlı terör

örgütüne üye olma suçunu işlediğini iddia etmiştir. İddianamede, suçlamaya esas

alınan olgular özetle şöyledir:

i. HSYK'nın 16/7/2016 tarihli kararı

ile başvurucunun görevinden uzaklaştırıldığı,

24/8/2016 tarihli kararı ile meslekten ihraç edildiği ve bu kararın

kesinleştiği belirtilmiştir.

ii. FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle haklarında

soruşturma açılan bir kısım HSYK müfettişinin başvurucuya verdikleri

değerlendirme notlarına yer verilerek söz konusu notların objektif kriterlerden

ve yerleşik uygulamalardan uzak, örgütsel amaç ve politikalar doğrultusunda şüphelinin

parlatılmasını, hakkındaki olumsuz düşüncelerin bertaraf edilmesini ve

gelecekte önemli görevlere getirilmesini sağlama amacına matuf ve örgütsel

bağlılık ile dayanışmanın göstergesi olduğu ileri sürülmüştür.

iii. Başvurucunun hâkim olarak yargılamasını yaptığı bir kısım

davada FETÖ/PDY ile bağlantılı olduğu değerlendirilen şirket ya da kişiler

lehine sonuç doğuracak şekilde kararlar verdiğine yönelik HSYK'ya

yapılan şikâyetler ve yürütülen idari soruşturmalara yer verilmiştir.

İddianamede yer verilen bilgilere göre bu şikâyetlerin bir kısmıyla ilgili

olarak işleme konulmama kararları verildiği, bir kısmının başka dosyaya konu

şikâyetle aynı olması nedeniyle ilgili dosya ile birleştirilmesine ya da

yeniden karar verilmesine yer olmadığına karar verildiği anlaşılmaktadır.

iv. Başvurucunun adına kayıtlı olan ve kendisinin kullandığı

belirtilen telefon hattına ilişkin olarak yapılan inceleme sonunda başvurucunun

15 Temmuz ve sonrasında yoğun olarak yaptığı görüşmelere yer verilerek başvurucunun

haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan soruşturma bulunan kişilerle çok

sayıda görüşme yaptığı belirtilmiştir.

27. İstanbul 29. Ağır Ceza Mahkemesi 24/1/2018 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve Mahkemenin E.2018/8 sayılı dosyası

üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır.

28. Mahkeme 11/4/2019 tarihinde yaptığı ilk duruşmada

başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucunun savunmasının ilgili kısmı

şöyledir:

"Ben eski bir Cumhuriyet savcısıyım, en

son Bilecik C.Savcısıyken 2016 yaz kararnamesiyle

Anadolu C. Başsavcılığında göreve başlamıştım, daha sonra HSYK'nın

kararıyla meslekten çıkartıldım, ihraç oldum, ben iddialara 2 numaralı iddiadan

başlamak istiyorum, HTS analiz raporunda çok sayıda Fetö

şüphelisiyle görüşme kaydım olduğundan bahsediyor, bunların 17'si kamu

personelidir, 17 kişinin 11'i hakim savcı, birisi G.U. Bilecikteki

soruşturma katibim, birisi infaz koruma memuru 6 görüşme, Bilecik Çarşı Karakol

Amirliğinde görevli komiser yardımcısıyla 6 görüşme, yine aynı karakoldaki

komiserle 6 görüşme, bu görüşmelerin hepsi 2 yıllık sürede yapılan görüşmeler

ve soruşturmalarla yaptığım görüşmeler, Z.C. Afyon KOM'da

görevli polis memurudur, 2013 yılında takipli bir dosyada beraber çalışmıştık,

bu tarihten sonra da bayramlarda ve kandillerde atılan mesajlara döndüm, 11

kişilik hakim savcılardan 7'siyle bir fiil beraber çalıştık, meslekte birlikte

çalıştığım için yapmış olduğum görüşmelerdir, ben yazılı savunmamda bunları

detaylı olarak anlattım, 2009 yılında ben Çatak hakimliğinden 2010 yılında Ula

hakimliğine tayin oldum, akabinde eş birleştirmesiyle Bolvadin Savcılığına

atandım, arkamızdan gelen müfettiş 74 vermiş, her ne kadar 74 puanla

parlatıldığım iddia edilmişse de 74 puanla bir insan parlatılmaz, aksine ismi

çizilir, 1 yıl sonraki denetimde Bolvadin'e 3 tane müfettiş geldi, çalıştığım

ve şu an ihraç olan savcılardan birine 82 verdiler, diğer arkadaşa 79 verdiler,

o zamandan bu zamana kadar HSYK müfettişi ve halen görevdeler, adliyede çalışan

savcılardan en düşük puanı bana verdiler, ağır ceza üyelerinden biri 82 aldı,

ihraç edildi, ben parlatılacak olsam neden düşük not alayım. 77 aldığım süreç

ve devamında basit bir olay nedeniyle soruşturma geçirdim, o dönemim HSYK'sı oy birliğiyle soruşturma izni verdi, HSYK 2.

Dairesindeki H.S. ve A.A.nın

ceza verilsin yönündeki muhalefet şerhlerine rağmen ceza verilmedi, bu bile

sicilime olumsuz etkisi oldu. Her ne kadar ihraç kararında Ankara C.

Başsavcılığının bahsedilen dosyası şu an önünüzde bulunan dosyadır, iltisaka dair bile bir delil yoktur, aldığım notlar

ortadadır, bugüne kadar en az 6 müfettiş gördüm, teftişime gelen bütün

müfettişler Fetö'den ihraç oldular, meslek içi eğitim

haricinde herhangi bir eğitime sempozyuma katılmadım, sosyal medyada herhangi

bir paylaşımda dahi bulunmadım, açığa alma listesi gerekçe gösterilerek

tutuklandım, tutuklanmam gerekçe gösterilerek de ihraç oldum.

FETÖ/PDY silahlı terör örgütüyle bugüne kadar hiç bir irtibatım olmadı, içerisinde bulunmadım, evlerinde

yurtlarında kalmadım, Bank Asya'ya para yatırmadım, gazete dergi aboneliğim

olmadı, hiç bir şekilde himmet vermedim.

Ben de en küçük bir sıkıntı olmuş olsaydım,

eşim ilk önce açığa alındı, sonra mesleğine geri döndü, şu anda Nilüfer'de

lojmanlarda ikamet ediyoruz, bir de HTS raporunda yurtdışı arama diye bir ibare

var, benim numaram ... dir, iddianamede yurtdışından

mesaj alınan ve aranan numara olarak ... numarası yazılmıştır [farklı

bir numara yazıldığını ifade ediyor], sehven

başka dosyadan rapor hazırlanırken kopyala yapıştır olduğunu düşünüyorum, bu

numara google uygulamasında Anadolu C. Savcısı A.O.K.

adına kayıtlıdır ...

...

Kimse yok mu derneğine herhangi bir yardımda

bulunmadım, telefonlarımıza bir sürü yerden farklı mesajlar gelmektedir, ben

onlara mesaj göndermedim ..."

29. Mahkeme aynı duruşmada iddianamede yer verilen ve

taraflarınca başvurucu hakkında şikâyette bulunulduğu anlaşılan yargılama

dosyalarının Afyonkarahisar ve Bolvadin Cumhuriyet Başsavcılıklarından

istenmesine karar vermiştir.

30. Mahkeme, sonraki duruşmalarda Afyonkarahisar ve Bolvadin

Cumhuriyet Başsavcılıklarından gelen dosyalarla ilgili olarak başvurucunun

savunmasını almıştır. Başvurucu savunmasında özetle kendisine sorulan

dosyalarda görevi gereği katıldığı yargılama faaliyetlerinin söz konusu

olduğunu, herhangi bir şekilde taraflı davranmadığını, HSYK'nın

bu şikâyetlerle ilgili olarak işleme konulmama kararı verdiğini, sadece FETÖ/PDY

ile bağlantılı olduğu iddiasıyla ilgili olarak işlem yapıldığını ifade ederek

suçlamaları kabul etmemiştir.

31. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk

derece mahkemesinde derdesttir.

IV. İLGİLİ HUKUK

32. İlgili hukuk için bkz. Adem

Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39)başvurusu

hakkında verilen karar.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

33. Mahkemenin 27/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adli Yardım Talebi Yönünden

34. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Şerif Ay (B. No: 2012/1181, 17/9/2013) kararında belirtilen ilkeler

dikkate alınarak -UYAP üzerinden temin edilen ve sunduğu belgelerden- geçimini

önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin yargılama giderlerini ödeme gücünden

yoksun olduğu anlaşılan, bireysel başvuru tarihi itibarıyla tutuklu olarak ceza

infaz kurumunda bulunan başvurucunun açıkça dayanaktan yoksun olmayan adli

yardım talebinin kabulüne karar verilmesi gerekir.

B. İhlal İddiaları

Yönünden

1. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

35. Başvurucu; somut bir delil olmaksızın gerekçesiz bir kararla

tutuklanmasına karar verildiğini, tutuklama kararında tutuklama nedenlerinin

somut gerekçelerle açıklanmadığını, kaçma şüphesinin olmadığını, tüm bu

nedenlerle tutuklanmasının hukuka aykırı olduğunu belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

36. Bakanlık görüşünde, öncelikle etkili bir başvuru yolu olan

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde

düzenlenen tazminat davası açılmadan başvuru yapıldığından başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilmesi gerektiği

belirtilmiş; Anayasa Mahkemesi tarafından esastan inceleme yapılacak olması

durumunda ise tutuklama kararında kuvvetli suç şüphesinin ortaya konulduğu

ileri sürülerek tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar ve somut

olayın özel koşulları ile İstanbul Anadolu Sulh Ceza Hâkimlikleri tarafından

verilen kararların içeriği birlikte değerlendirildiğinde başvurucu yönünden

kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal

temellerinin olmadığının söylenemeyeceği belirtilmiştir.

37. Bakanlık görüşünde ayrıca soruşturma konusu suç için

öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve önemi de gözönünde

tutulduğunda başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve

adli kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varılmasının keyfî

olduğunun savunulamayacağı ileri sürülmüştür. Bakanlık görüşünde, bu hususlar

dikkate alınarak başvurucunun tutuklanmasında herhangi bir keyfiyetin

bulunmadığı hususuna vurgu yapılmış ve tutuklamanın hukuki olmadığına dair

şikâyetin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilmez bulunması

gerektiği ifade edilmiştir.

38. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundakine

benzer beyanlarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

39. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

40. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

41. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

42. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucular tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun

hukuki olmadığına ilişkindir. Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki

iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası bağlamında, kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

43. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan suçlamanın

olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

44. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

45. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmadığı anlaşılan bu

iddiaların kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

iii. Esas Yönünden

(1) Genel

İlkeler

46. Genel ilkeler için bkz. Metin

Evecen (B. No: 2017/744, 4/4/2018, §§ 47-52) başvurusu hakkında

verilen karar.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

47.Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

48. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyeliği iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında silahlı

terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi uyarınca

tutuklanmıştır.

49. Diğer taraftan başvurucu, 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı

Hâkimler ve Savcılar Kanunu'nda -hâkimlerle ilgili- öngörülen usule ilişkin

güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin yetkili ve görevli olmayan mahkemece

tutuklandığını iddia etmektedir.

50. Anayasa Mahkemesi, darbe teşebbüsünden sonraki dönemde bu

teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlardan yürütülen soruşturmalar kapsamında yargı mensupları hakkında

uygulanan tutuklama tedbirlerinin hukukiliğine ilişkin bireysel başvuruları

incelediği birçok kararında, başvurucu yargı mensuplarının mesleklerinden veya görevlerinden kaynaklanan

güvencelere riayet edilmeksizin tutuklandıkları ve bu nedenle tutuklamanın

kanuni dayanağının bulunmadığı iddialarını incelemiştir. Bu incelemelerin

sonucunda gerek yüksek mahkeme üyeleri gerekse diğer yargı mensupları

bakımından tutuklamaya konu olaylara ilişkin olarak soruşturma mercilerince

veya tutuklamaya karar veren yargı organlarınca isnat edilen ve tutuklamaya

konu olan suçların kişisel suç olduğu ve

ayrıca ağır cezayı gerektiren suçüstü halinin bulunduğu yönündeki

değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temellerinin bulunduğu, dolayısıyla

tutuklama tedbirlerinin kanuni dayanaktan yoksun olduğunun söylenemeyeceği

sonucuna varılmıştır (bkz. Anayasa Mahkemesi üyeleri bakımından Alparslan Altan [GK], B. No:2016/15586,

11/1/2018, §§ 114-129; Erdal Tercan

[GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018, §§ 130-146; Yargıtay üyeleri bakımından Salih Sönmez, B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 106-121; Mehmet Arı, B. No: 2016/22732, 10/1/2019,

§§ 61-77; Ramazan Bayrak, B. No:

2016/22901, 7/2/2019, §§ 70-86; Danıştay üyeleri bakımından Hannan Yılbaşı, B. No: 2016/37380, 17/7/2019, §§ 61-63; ilk derece

mahkemelerinde görev yapan hâkimler bakımından Adem

Türkel, B. No:

2017/632, 23/1/2019,§§ 52-59; Erdem Doğan,

B. No: 2017/25955, 7/3/2019 §§ 50-57; tetkik hâkimleri bakımından Selim Öztürk, B. No: 2017/4834, 8/5/2019,

§§ 52-59; Cumhuriyet savcıları bakımından Hasan

Hendek, B. No: 2016/69748, 29/5/2019, §§ 62-69; Uğur Gürses, B. No:2016/16201, 3/7/2019,

§§ 62-65). Somut başvuruda da aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak anılan

kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

Kaldı ki -Yüksek Mahkeme üyelerinden farklı olarak- hâkim ve Cumhuriyet

savcıları yönünden ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli bulunmasa

da kişisel suçlarına ilişkin olarak soruşturma yürütülmesi için bir izin şartı

bulunmadığı Yargıtay Ceza Genel Kurulunun (CGK) birçok kararında belirtilmiştir

(diğerleri arasından bkz. CGK'nın 10/10/2017 tarihli

ve E.2017/YYB-995, K.2017/394; 14/11/2017 tarihli ve E.2017/YYB-1075,

K.2017/471; CGK'nın 28/11/2017 tarihli ve

E.2017/YYB-1093, K.2017/504;12/12/2017 tarihli ve E.2017/YYB-1128, K.2017/532;

16/1/2018 tarihli ve E.2017/YYB-1134, K.2018/13; 13/3/2018 tarihli ve

E.2018/YYB-66, K.2018/87; 2/4/2019 tarihli ve E.2019/YYB-116, K.2019/275 sayılı

kararları).

51. Başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de

devam eden darbe teşebbüsünün savuşturulması sonrasında hakkında çıkarılan

yakalama kararı uyarınca yakalanarak, gözaltına alınıp darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca silahlı bir terör

örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklandığı dikkate

alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü üyesi olma suçu

yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma mercilerince yapılan

değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü

mümkün görülmemiştir.

52. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun kanuna

aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

53. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

54. İstanbul Anadolu 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama

kararında, başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan somut olguların

bulunduğuna genel olarak değinilmiş; bu noktada HSYK'nın

başvurucuyu Cumhuriyet savcılığından açığa alma kararına özel olarak vurgu

yapılmış ancak herhangi bir olguya ilişkin başka açıklamaya yer verilmemiştir

(bkz. § 17).

55. İddianamede ise başvurucunun meslekten ihraç edilmesine, bir

kısım şikâyetle ilgili olarak HSYK tarafından başvurucu hakkında yürütülen

işlemlere, FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan haklarında soruşturma yürütülen

bir kısım HSYK müfettişinin başvurucu hakkında verdiği notlara ve başvurucunun

adına kayıtlı olan telefonla yaptığı görüşme kayıtlarına yer verilmiştir (bkz.

§ 26).

56. Buna göre başvurucuya yöneltilen ve tutuklamaya konu olan

suçlamanın dayanaklarından biri, başvurucunun önce meslekten açığa alınıp daha

sonra ihraç edilmesidir.

57. Türkiye'de 15/7/2016 tarihinde gerçekleşen askerî darbe

teşebbüsünden sonra 21/7/2016 tarihinde -ülke genelinde- olağanüstü hâl ilan

edilmesine karar verilmiştir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 12, 48). Olağanüstü hâl döneminde alınan tedbirlerden

biri de 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin

KHK'nın 3. ve 4. maddeleri uyarınca "terör

örgütlerine veya devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî

Güvenlik Kurulunca (MGK) karar verilen yapı, oluşum veya gruplara"

üyeliği, mensubiyeti veya iltisakı yahut bunlarla

irtibatı olduğu değerlendirilen kamu görevlilerinin veya yargı mensuplarının

görevlerinden uzaklaştırılması ya da kamu görevinden veya meslekten

çıkarılmasıdır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 56-59).

58. Anayasa Mahkemesince daha önce de ifade edildiği üzere 667

sayılı KHK'nın 3. ve 4. maddelerine göre kamu görevinden veya meslekten çıkarma

tedbirlerinin uygulanması için mutlaka terör örgütüyle, terör faaliyetleriyle

ve bu arada darbe teşebbüsüyle kişi/kişiler arasında bağ kurulması şartı

aranmamış; devletin millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna Millî

Güvenlik Kurulunca (MGK) karar verilen yapı,

oluşum veya gruplarla bağ kurulması yeterli

görülmüştür. Ayrıca bu tedbirlerin uygulanabilmesi için söz konusu bağın

yapıya, oluşuma veya gruba üyelik veya

mensubiyet şeklinde olması

zorunlu olmayıp iltisak ya da

bunlarla irtibat şeklinde olması

da yeterlidir. Öte yandan anılan maddelerde, terör örgütleri veya devletin

millî güvenliğine karşı faaliyette bulunduğuna MGK'ca

karar verilen yapı, oluşum veya gruplar ile üyeler arasındaki bağın sübut derecesinde ortaya konulması

aranmamıştır [AYM, E.2016/6 (D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 84-86].

59. Anayasa Mahkemesi; 667 sayılı KHK'nın 3. ve 4. maddeleri

kapsamında kamu görevinden veya meslekten çıkarmanın adli suç veya disiplin

suçu işlenmesi karşılığında uygulanan yaptırımlardan farklı olarak terör

örgütleri ile millî güvenliğe karşı faaliyette bulunduğu kabul edilen diğer

yapıların kamu kurum ve kuruluşlarındaki varlığını ortadan kaldırmayı

amaçlayan, geçici olmayan ve nihai sonuç doğuran bir olağanüstü tedbir niteliğinde olduğunu, bu kapsamda

yapılacak değerlendirmenin adli suç veya disiplin suçu niteliğindeki somut bir

eylemin soruşturulması mahiyetinde bulunmadığını, burada ulaşılacak kanaatin

cezai sorumluluğun tespitinden bağımsız olduğunu belirtmiştir [AYM, E.2016/6

(D. İş), K.2016/12, 4/8/2016, §§ 79, 86, 96].

60. Dolayısıyla darbe teşebbüsü sonrasında ilan edilen

olağanüstü hâl döneminde alınan görevden uzaklaştırma, kamu görevinden veya

meslekten çıkarma tedbirlerinin yukarıda belirtilen özellikleri, bu tedbirlerin

uygulanabilmesi için gerekli şartların niteliği birlikte dikkate alındığında

başvurucu hakkında görevden uzaklaştırma ve/veya kamu görevinden çıkarma

tedbirlerinin uygulanmasının -tek başına- suç işlediğine dair kuvvetli bir

belirti olarak kabulü mümkün değildir (Mustafa

Baldır, B. No: 2016/29354, 4/4/2018, § 70, Emre Altun, B.

No: 2016/78293, 3/7/2019, §§ 53-57, Mustafa Açay, B. No: 2016/66638, 3/7/2019, §§ 51-54 ).

61. Soruşturma mercileri, başvurucu hakkında bir kısım şikâyetle

ilgili olarak HSYK tarafından yapılan işlemlere yer vermiştir. Başvurucu

savunmasında, anılan şikâyetlerle ilgili olarak HSYK tarafından işleme konulmama

kararı verildiğini belirtmiştir. Soruşturma makamlarınca anılan hususa ilişkin

olarak iddianamede yer verilen ve yargılama aşamasında temin edilen bilgi ve

belgeler de başvurucunun savunmasını doğrular niteliktedir. Dolayısıyla işleme

konulmama kararlarına konu şikâyetlerin başvurucunun terör örgütü üyesi

olmasına ilişkin olarak ne şekilde kuvvetli suç belirtisi oluşturduğu somut

olgularla yeterince ortaya konulamamıştır.

62. Öte yandan soruşturma makamları, FETÖ/PDY ile bağlantılı

müfettişlerce verilen notlarla başvurucunun

parlatılmak istendiğini ileri sürmüştür. Başvurucu savunmasında,

kendisine verilen notların 74 ve 77 gibi notlar olduğunu, aynı müfettişlerin

söz konusu denetimlerde başka yargı mensuplarına daha yüksek notlar verdiğini,

kaldı ki kendisine verilen notların yüksek olmadığını, eğer iddia edildiği gibi

parlatılmak istenseydi kendisine daha yüksek notlar verilmesi gerektiğini,

dolayısıyla FETÖ/PDY mensubu olduğu iddia olunan müfettişlerce korunduğu

iddiasını kabul etmediğini belirtmiştir. Başvurucunun örgüt üyesi olması

nedeniyle müfettişler tarafından yüksek notlar verilerek korunduğuna ilişkin

iddiayı destekleyen somut olgular soruşturma makamlarınca yeterince ortaya

konulamamıştır.

63. Soruşturma mercileri; başvurucunun adına kayıtlı telefonla

haklarında FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlar nedeniyle soruşturma yürütülen bir

kısım yargı ve kolluk mensubuyla görüşmeler yaptığını, yurt dışından ve bir

dernekten mesaj aldığını ileri sürmüştür. Başvurucu; görüştüğü kişilerin aynı

yerde görev yapan hâkim, savcı ve kolluk görevlileri olduğunu, bu görüşmelerin

özel maksatla yani örgütsel bağ içinde yapılan görüşmeler olmadığını, çoğu

görüşmenin yargısal görevi gereği ve işiyle ilgili olduğunu belirtmiştir.

Ayrıca Kimse Yok mu? isimli

derneğe yardım etmediğini, mesaj göndermediğini buradan sadece mesaj aldığını,

yine yurt dışından mesaj aldığı söylenen telefon numarasının kendisine ait bir

numara olmadığını, muhtemelen başka bir dosyadan sehven kopyalanmış

olabileceğini ileri sürmüştür. Soruşturma makamları görüşme içeriklerine dair

bir bilgiye yer vermemiştir. Ayrıca soruşturma makamları, başvurucunun FETÖ/PDY'nin üst düzey sorumluları ile görüşmeler yaptığı

yönünde bir tespit de yapmamıştır; dolayısıyla suçlamaya konu edilen

görüşmelerin örgütsel amaçlı görüşmeler olduğunu somut olgularla yeterince

ortaya koyamamıştır.

64. Sonuç olarak tutuklama kararında ve soruşturma sürecindeki

belgelerde yer alan tespit ve değerlendirmeler kapsamında somut olayda

tutuklama için ön koşul olan suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin yeterince ortaya konulamadığı sonucuna

varılmıştır.

65. Varılan bu sonuç karşısında tutuklama nedenlerinin bulunup

bulunmadığına ve tutuklamanın ölçülü olup olmadığına ilişkin ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

66. Açıklanan gerekçelerle suç işlediğine dair kuvvetli

belirtiler ortaya konulmadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirinin

uygulanmasının kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına ilişkin olarak olağan

dönemde Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere

aykırı olduğu sonucuna varılmıştır.

67. Bununla birlikte anılan tedbirin olağanüstü dönemlerde temel

hak ve özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını

düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında meşru olup olmadığının

incelenmesi gerekir.

c. Anayasa'nın 15.

Maddesi Yönünden

68. Tutuklama tedbirinin uygulanması suretiyle bireylerin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına keyfî olarak müdahale edilmemesini sağlayacak

güvencelerin başında suç işlendiğine dair belirtinin ortaya konulması

gelmektedir. Suç işlendiğine dair belirtinin bulunması tutuklama tedbiri için

ön koşul olduğundan aksi durumun kabulü, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

ilişkin tüm güvencelerin anlamsız hâle gelmesi sonucunu doğurur. Dolayısıyla

-hangi nedenle benimsenmiş olursa olsun- olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde de kişilerin suç işlediklerine dair belirti bulunmadan

tutuklanmaları durumun gerektirdiği ölçüde

bir tedbir olarak kabul edilemez (Şahin

Alpay [GK], B. No: 2016/16092, 11/1/2018, § 109; Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, § 156).

69. Somut olayda

Anayasa Mahkemesince soruşturma makamlarının suç işlediğine dair belirtileri

somut olgularla ortaya koymadan başvurucu hakkında tutuklama tedbirine

başvurdukları sonucuna varılmıştır (bkz. § 66). Bu itibarla olağanüstü hâl döneminde temel hak ve

özgürlüklerin kullanımının durdurulmasını ve sınırlandırılmasını düzenleyen

Anayasa'nın 15. maddesinin başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

yönelik Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında belirtilen güvencelere

aykırı bu müdahaleyi meşru kılmadığı değerlendirilmiştir (benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Şahin Alpay,

§ 110; Mehmet Hasan Altan (2), §

157).

70. Açıklanan gerekçelerle -Anayasa'nın 15. maddesiyle birlikte

değerlendirildiğinde de- başvurucunun Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası

bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine karar

verilmesi gerekir.

2. Masumiyet Karinesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

71. Başvurucu; FETÖ/PDY ile ilgili olarak kamu görevlileri

tarafından yapılan açıklamalar ve bu açıklamaların yayımlanması nedeniyle

hakkında soruşturma başlatılan herkesin suçlu olduğu yönünde algı oluştuğunu,

bu nedenle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

72. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin benzer şikâyetlerle

ilgili verdiği kararlara atıf yapılarak kamuoyunu bilgilendirme niteliğinde

olan ve başvurucunun adının açıkça söylenmediği genel mahiyetteki açıklamaların

masumiyet karinesini ihlal etmeyeceği ileri sürülmüş ve başvurucunun bu

şikâyetinin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilmez bulunması

gerektiği değerlendirilmiştir.

73. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı başvuru formundakine

benzer beyanlarda bulunmuştur.

b. Değerlendirme

74. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu bölümdeki iddialarının özünün

masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin olduğu anlaşıldığından

başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü

fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

75. Masumiyet (suçsuzluk) karinesi, kişinin suç işlediğine dair

kesinleşmiş bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence

altına alır. Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti asıl olduğundan suçluluğu ispat külfeti iddia makamına ait

olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti yüklenemez. Ayrıca hiç kimse,

suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri

tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu muamelesine tabi tutulamaz.

Bu çerçevede masumiyet karinesi kural olarak hakkında bir suç isnadı bulunan ve

henüz mahkûmiyet kararı verilmemiş kişileri kapsayan bir ilkedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §§ 26, 27).

76. Anılan karine, bir kimsenin suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar kamu yetkilileri tarafından suçlu ilan edilmesine karşı koruma

sağlamaktadır. Öte yandan Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan

ifade özgürlüğü, bilgi edinme ve verme özgürlüğünü de içerir. Bu nedenle

Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrasında güvence altına alınan masumiyet

karinesi, yürütülmekte olan bir ceza soruşturması hakkında yetkililerin

kamuoyuna bilgi vermesini engellemez (Erdal

Tercan, B. No: 2016/15637, § 79). Ancak masumiyet karinesine saygı

gösterilmesi söz konusu olduğundan Anayasa'nın 38. maddesinin dördüncü fıkrası,

bilginin gereken bütün dikkat ve ihtiyat gösterilerek verilmesini gerekli kılar

(Nihat Özdemir [GK], B. No: 2013/1997, 8/4/2015, § 22).

77. Somut olayda 15 Temmuz darbe teşebbüsünden sonra yürütülen

soruşturmalarla ilgili yapılan açıklama ve yayımlanan haberler nedeniyle

masumiyet karinesinin ihlal edildiği ileri sürülmüştür. Başvurucunun doğrudan

kendisiyle ilgili bir haberden şikâyeti söz konusu değildir. Buna göre FETÖ/PDY'ye yönelik soruşturmalarla ilgili genel olarak yapılan

açıklamaların, anılan hususa ilişkin haber yapılmasının veya soruşturma

başlatıldığının kamuoyuna duyurulmasının tek başına masumiyet karinesine

aykırılık teşkil ettiği söylenemez (benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Metin Güneş, B. No: 2017/23083,

28/5/2019, § 101, Erdal Tercan, §

81; Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 115-117; Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 180, 181).

78. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun masumiyet karinesinin

ihlal edildiği iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. 6216 sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

79. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Kararlar" kenar başlıklı 50. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının birinci cümlesi ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit

edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını

ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye

gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde

başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması

yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

80. Başvuruda, tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasının ihlal edildiğine karar

verilmiştir. Başvurucu hakkındaki soruşturma esnasında 20/2/2017 tarihinde

başvurucunun tahliyesine karar verilmiştir (bkz. § 24). Dolayısıyla

başvurucunun tutukluluk hâli sona ermiştir. Bu durumda tazminat dışında ihlalin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gereken bir hususun

bulunmadığı anlaşılmaktadır.

81. Başvurucu 50.000 TL maddi, 10.000.000 TL manevi tazminat

talebinde bulunmuştur.

82. Mahkemenin maddi tazminata hükmedebilmesi için başvurucunun

uğradığını iddia ettiği maddi zarar ile tespit edilen ihlal arasında illiyet

bağı bulunmalıdır. Başvurucunun bu konuda herhangi bir belge sunmamış olması

nedeniyle maddi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

83. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik

müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle giderilemeyecek olan manevi

zararları karşılığında başvurucuya net 27.500 TL manevi tazminat ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE,

B. Adli yardım talebinin KABULÜNE,

C. Masumiyet karinesinin ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

D. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

E. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle Anayasa'nın 19.

maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

F. Başvurucuya net 27.500 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

G. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

H. Kararın bir örneğinin bilgi için İstanbul 29. Ağır Ceza

Mahkemesine (E.2018/8) GÖNDERİLMESİNE,

İ. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

27/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Engin

YILDIRIM

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Fatih

HATİPOĞLU

Başvurucu

:

A.K.

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2017/7858, 27 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: İkinci Bölüm
  • Başvuru No: 2017/7858
  • Tarih: 27 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • Yusuf Özkan Başvurusu (B. No: 2017/17739)
  • Mehmet Sayat Başvurusu (B. No: 2014/10819)
  • Yavuz Korucu Başvurusu (B. No: 2017/2324)
  • Sinan Ulusoy Başvurusu (B. No: 2016/74556)
  • Ahmet Edip Aksungur ve Asaf Uğur Aksungur Başvurusu (B. No: 2016/12044)
  • Hilmi Balta Başvurusu (B. No: 2016/51749)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.