İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hanifi Biçimli Başvurusu (B. No: 2013/6909)

1. Başvuru; gözaltına almanın ve tutuklama tedbirinin

Başvuru No2013/6909Tarih24 Şubat 2021Okuma31 dk · 6.177 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hanifi Biçimli Başvurusu

Karar tarihi
24 Şubat 2021
Başvuru Numarası
2013/6909
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.177 kelime·31 dk okuma·26 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru; gözaltına almanın ve tutuklama tedbirinin

hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, terör örgütü

propagandası yapma suçundan açılan kamu davasında hakkında kovuşturmanın

ertelenmesi kararı verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 26/8/2013 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından, başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Başvuru

Konusu Olaylara İlişkin Arka Plan Bilgisi

8. 2008 yılında aralarında Demokratik Toplum Partisi

(DTP) üye ve yöneticileri, çeşitli dernek üye ve yöneticileri ile PKK terör

örgütü kurucusu Abdullah Öcalan'ın (A.Ö.) avukatlarının da bulunduğu kişiler

hakkında, katıldıkları basın açıklamaları ya da başka etkinliklerde "Sayın

Öcalan" ibaresini kullanmaları nedeniyle 26/9/2004 tarihli ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 215. maddesi uyarınca suçu ve suçluyu övme suçundan

kamu davaları açılmış ve mahkûmiyet kararları verilmiştir. Bu kapsamda açılan

kamu davalarının ve mahkûmiyetlerin artması sonucu o dönem basında "Sayın

Öcalan" kampanyası olarak anılan bir süreç başlatılmış ve çeşitli

illerde "Sayın olarak hitap etmek suç ise ben de sayın Abdullah Öcalan

diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum." ibareli ve imzalı

dilekçeler toplanarak çoğunlukla bir toplantı ve basın açıklamasıyla birlikte

Cumhuriyet başsavcılıklarına sunulmuştur. Bu şekilde dilekçe imzalayan ve

gönderen kişiler hakkında da anılan suçtan mahkûmiyet hükümleri verilmeye devam

edilmiştir.

B. Başvuru

Konusuna İlişkin Olaylar

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

10. Başvurucu Hanifi Biçimli 1970 yılı doğumlu olup

Diyarbakır'da ikamet etmektedir.

11. Başvurucu hakkında katıldığı iki toplantıdaki

davranışları nedeniyle terör örgütü propagandası yapma suçundan kamu davası

açılmıştır.

12. Başvuru konusu ilk toplantı 7/7/2008 tarihinde

Diyarbakır'daki Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü (PTT) önünde, DTP

bölge milletvekilleri, yöneticileri, belediye başkanları ile bazı dernek üye ve

yöneticilerinin de içinde bulunduğu yaklaşık 400 kişinin "Ben de sayın

Öcalan diyorum" (bkz. § 8) içerikli dilekçeleri Cumhuriyet

savcılıklarına göndermek için gerçekleştirdikleri etkinliktir. Söz konusu

etkinlikte DTP kurucu üyesi tarafından bir basın açıklaması yapılmış ve basın

açıklaması sırasında toplanan grup sık sık "Sayın Öcalan, Sayın Öcalan"

şeklinde slogan atmıştır. Daha sonra hazırlanan dilekçeler Diyarbakır

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmek üzere postaya verilmiş ve toplanan

kalabalık dağılmıştır. Başvurucu hakkında açılan kamu davası kapsamında

düzenlenen bilirkişi raporuna göre başvurucu da bu toplantıda "Biji

Serok Apo (Yaşasın Başkan Apo)" şeklinde slogan atmıştır.

13. Başvuru konusu ikinci toplantı ise 18/10/2008

tarihinde yine Diyarbakır il merkezinde bulunan DTP İl Başkanlığı binası

önünde, A.Ö.ye ceza infaz kurumunda işkence yapıldığı iddiasını protesto eden

ve aralarında DTP bölge milletvekilleri, yöneticileri, belediye başkanları ile

bazı dernek üye ve yöneticilerinin de bulunduğu 4.000 kişilik bir grubun

gerçekleştirdiği etkinliktir. Anılan grup DTP İl Başkanlığı binası önünden

Turgut Özal Bulvarı istikametine doğru yürüyüşe geçmiş ve yolu trafiğe

kapatarak Fatih Lisesi önüne gelen grubun bir kısmı burada yapılan basın

açıklamasından sonra dağılmıştır. Grubun geri kalanı ise güvenlik güçlerine,

araçlara ve şahıslara ait işyerlerine taşlı saldırıda bulunmuştur. Ayrıca söz

konusu yürüyüş ve basın açıklaması esnasında da sık sık "Biji Serok

Apo, Şehit Namırın (Şehitler Ölmez), Gençlik Aponun Fedaisidir, İntikam

İntikam, Öcalan Öcalan, Pkk Halktır Halk Burada, Be Serok Jiyan Nabe (Başkansız

Yaşam Olmaz) Dişe Diş Kana Kan Seninleyiz Öcalan, Disa Disa Serhıldan Serokeme

Öcalan, Yine Yine Başkaldırı Başkanımız Öcalan" sloganları atılmıştır.

Yine yürüyüş ve basın açıklaması esnasında "Gençlik Aponun Fedaisidir,

Be Serok Jiyan Nabe,Önder Aponun Özgürlüğü Kadının Özgürlüğüdür, Apoya Uzanan

Eller Kırılsın, Gerilla Güçlerine Gücünüz Yetmez" ibarelerinin

bulunduğu pankartlar açılmış ve A.Ö.nün resimleri ile anılan örgütün bayrakları

taşınmıştır. Başvurucu hakkında açılan kamu davası kapsamında düzenlenen

bilirkişi raporuna göre başvurucu, bu toplantıda ise A.Ö.nün resminin bulunduğu

gazete parçasını havaya kaldırmıştır.

14. Başvurucu söz konusu etkinliklerde gerçekleştirdiği

eylemleri nedeniyle 16/12/2009 tarihinde gözaltına alınmış ve 17/12/2009

tarihinde ise tutuklanmıştır. Başvurucu hakkında 23/2/2010 tarihinde, iki ayrı

toplantıda gerçekleştirdiği söz konusu eylemleri nedeniyle terör örgütü

propagandası yapma suçundan ayrı ayrı 10 ay hapis cezasına hükmedilmiştir.

15. Mahkûmiyet hükmünü veren derece mahkemesi,

gerekçesinde öncelikle PKK terör örgütünün kısa bir tarihçesine ve

gerçekleştirdiği süregelen şiddet eylemlerine yer vermiştir. Mahkeme daha sonra

başvurucunun katıldığı söz konusu iki etkinliğin A.Ö. lehine korsan gösterilere

dönüştüğünü, başvurucunun da bu etkinliklere katıldığının, ilk etkinlikte

"Biji Serok Apo" şeklinde slogan attığının ve diğer etkinlikte

ise terör örgütü kurucusunun resmini taşıdığının sabit olduğunu belirtmiştir.

Son olarak derece mahkemesi, başvurucunun silahlı şiddet yöntemini benimseyen

ve uluslararası platformlarda da terör örgütü olarak kabul edilen PKK terör

örgütü ve A.Ö. lehine gerçekleştirdiği davranışlarının ifade özgürlüğü

kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığını ifade etmiştir.

16. Derece mahkemesi ayrıca, başvurucu hakkında

hükmolunan cezaların miktarını ve tutuklulukta geçirilen süreleri gözönüne

alarak hükümle birlikte 23/2/2010 tarihinde başvurucunun tahliyesine karar

vermiştir.

17. Başvurucu, mahkûmiyet hükmünü temyiz etmiştir.

Yargıtay 2/7/2012 tarihli ve 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi

Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen

Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un geçici 1.

maddesi uyarınca başvurucu hakkında kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi

gerektiği gerekçesiyle mahkûmiyet hükmünü bozmuştur.

18. Bozma sonrası yapılan yargılamada derece mahkemesi

bozma kararına uyarak başvurucu hakkında kovuşturmanın ertelenmesine karar

vermiştir.

19. Başvurucu, kovuşturmanın ertelenmesi kararına itiraz

etmiştir. İtiraz mercii kovuşturmanın ertelenmesi kararında bir isabetsizlik

bulunmadığı gerekçesiyle itirazı 22/5/2013 tarihinde reddetmiştir. İtirazın

reddine dair karar başvurucuya 16/8/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

20. Başvurucu 26/8/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

21. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanunu’nun 7. maddesinin ikinci fıkrasının, 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı

İnsan Hakları Ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik

Yapılmasına Dair Kanun'un 8. maddesi ile değiştirilmeden önceki hâli şöyledir:

“Yukarıdaki

fıkra uyarınca oluşturulan örgüt mensuplarına yardım edenlere veya şiddet veya

diğer terör yöntemlerine başvurmayı teşvik edecek şekilde propaganda yapanlara

fiilleri başka bir suç oluştursa bile ayrıca bir yıldan beş yıla kadar hapis ve

beşyüzmilyon liradan birmilyar liraya kadar adli para cezası verilir.”

22. 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

“31/12/2011

tarihine kadar, basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama

yöntemleriyle işlenmiş olup; temel şekli itibarıyla adlî para cezasını ya da

üst sınırı beş yıldan fazla olmayan hapis cezasını gerektiren bir suçtan

dolayı;

a) Soruşturma evresinde, 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 171 inci maddesindeki şartlar

aranmaksızın kamu davasının açılmasının ertelenmesine,

b) Kovuşturma evresinde, kovuşturmanın

ertelenmesine,

c) Kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükmünün

infazının ertelenmesine,

karar verilir.

Hakkında kamu davasının açılmasının veya

kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen kişinin, erteleme kararının verildiği

tarihten itibaren üç yıl içinde birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç

işlememesi hâlinde, kovuşturmaya yer olmadığı veya düşme kararı verilir. Bu

süre zarfında birinci fıkra kapsamına giren yeni bir suç işlenmesi hâlinde, bu

suçtan dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olunduğu takdirde, ertelenen

soruşturma veya kovuşturmaya devam olunur.”

23. Yargıtay Ceza Genel Kurulu (YGCK) 18/6/2020 tarihli

kararında, terör örgütüne üye olma ve tehlikeli maddelerin izinsiz olarak

bulundurulması veya el değiştirilmesi suçlarından haklarında mahkûmiyet hükmü

kurulan sanıkların haklarındaki hüküm açıklandıktan sonra "Biji Serok

Apo" şeklinde attıkları sloganın terör örgütü propagandası yapma

suçunu oluşturup oluşturmayacağını incelemiştir. YGCK somut olayda sanıkların

duruşma salonundaki topluluğa hitaben "Biji Serok Apo"

şeklinde attığı sloganın her ne kadar 3713 sayılı Kanun’un 7. maddesinin ikinci

fıkrası kapsamında “terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli

edecek şekilde slogan atılması” şeklinde olduğu kabul edilse de söz konusu

ibarenin gerek içeriği gerekse açıklandığı ortam gözetildiğinde ifade özgürlüğü

kapsamında değerlendirilmesi ve sanıklara atılı silahlı terör örgütünün

propagandasını yapma suçunun unsurları itibarıyla oluşmadığına karar verilmesi

gerektiğini belirtmiştir (YGCK, E. 2017/16-600, K. 2020/306, 18/6/2020).

B. Uluslararası

Hukuk

24. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Yalçınkaya

ve diğerleri/Türkiye (B, No: 25764/09 ve diğerleri, 1/10/2013) kararında,

yukarıda bahsedilen "Sayın Öcalan kampanyası" kapsamında Halfeti

Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen mektupların altında imzası bulunan

başvurucuların suçu ve suçluyu övme suçundan adli para cezasıyla

cezalandırılmalarının ifade özgürlüklerini ihlal edip etmediğini incelemiştir.

Başvurucuların imzaladıkları dilekçenin içeriğinde de " Şayet 'sayın'

ifadesi kullanarak hitap etmek suç ise, ben de sayın Abdullah Öcalan diyorum,

bu suçu işliyorum ve kendimi ihbar ediyorum."ifadeleri mevcuttur ve

derece mahkemesi tarafından A.Ö. için "Sayın" ibaresinin

kullanılması suçu ve suçluyu övmek olarak kabul edilmiştir (Yalçınkaya ve

diğerleri/Türkiye, §§ 9, 10).

25. AİHM anılan kararda derece mahkemesinin yalnızca

"Sayın" ifadesinin kullanılmış olmasını başvurucuların terör

örgütü kurucusu olan şahsın yürüttüğü terör faaliyetlerini övdüğü sonucuna

ulaşılması yönünden yeterli gördüğünü oysa uyuşmazlık konusu dilekçelerin

içeriğine bakıldığında A.Ö. ve PKK tarafından gerçekleştirilen terör

eylemlerinin desteklendiği ya da tasvip edildiğine dair hiçbir ibarenin

bulunmadığını belirtmiştir (Yalçınkaya ve diğerleri/Türkiye, § 35).

Gerek derece mahkemesinin gerekçesinden gerekse hükûmet görüşlerinden başvuru

konusu müdahaleyi haklı gösterecek nitelikte açık ve yakın bir tehlikenin

mevcut olduğunun anlaşılamadığını da belirten AİHM, derece mahkemesinin

gerekçesinde belirttiği hususların somut olayda başvurucuların ifade

özgürlüğüne müdahale edilmesini haklı göstermek için tek başına yeterli

olamayacağı ve başvurucuların ifade özgürlüğünün ihlal edildiği sonucuna

ulaşmıştır (Yalçınkaya ve diğerleri/Türkiye, §§ 36-38).

26. Uluslararası hukuk için ayrıca bkz. Metin Birdal [GK],

B. No: 2014/15440, 22/5/2019, §§ 28-39; Sırrı Süreyya Önder [GK], B. No:

2018/38143, 3/10/2019, §§ 23-39; Candar Şafak Dönmez [GK], B. No:

2015/15672, 5/11/2020, §§ 29-35.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

27. Mahkemenin 24/2/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi

Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

28. Başvurucu, hukuka aykırı olarak göz altına alındığını

ve tutuklandığını belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

29. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici 1. maddesinin (8)

numaralı fıkrası uyarınca Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisinin

başlangıcı 23/9/2012 olup bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılan bireysel başvurular incelenebilir (Zafer Öztürk, B. No:

2012/51, 25/12/2012, § 17).

30. Başvurucu 23/2/2010 tarihinde tahliye edilmiştir. Bu

doğrultuda özgürlük ve güvenlik hakkına yönelik şikâyetleri Anayasa

Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi dışında kaldığından incelenmesi mümkün

görünmemektedir.

31. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin zaman bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. İfade

Özgürlüğünün İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

32. Başvurucu; iki toplantıda da gerçekleştirdiği

eylemlerin gerek Yargıtay gerek AİHM tarafından ifade özgürlüğü kapsamında

görüldüğünü, dolayısıyla beraatine karar verilmesi gerekirken hakkında

kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesi nedeniyle ifade özgürlüğü, toplantı

ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı ile adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

33. Bakanlık görüşünde başvuru konusu yürüyüşün barışçıl

olup olmadığı ve yürüyüşe yapılan müdahalenin orantılılığı yönünden yürüyüşün

yapıldığı yer ve zaman gibi koşulların da dikkate alınması gerektiği ifade

edilmiştir.

2. Değerlendirme

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Bu bağlamda başvurucunun hukuka aykırı olarak mahkûm edildiği iddiasının

ifade özgürlüğü kapsamında incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

35. Anayasa’nın "Düşünceyi açıklama ve yayma

hürriyeti" kenar başlıklı 26. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes,

düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya

toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu hürriyet resmi makamların

müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da vermek serbestliğini de

kapsar...

Bu hürriyetlerin kullanılması, ... milli

güvenlik,kamu düzeni[nin], ... korunması ... amaçlarıyla sınırlanabilir…"

a. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

36. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı

anlaşılan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas

Yönünden

i. Müdahalenin

Varlığı

37. Anayasa Mahkemesi içtihadı uyarınca ifade özgürlüğüne

müdahale edildiğinin kabulü için ilgilinin davranışının hukuk ya da ceza

yargılaması çerçevesinde nihai bir yaptırıma tabi tutulmuş olması gerekir.

Ancak bu genel kuralın bazı istisnaları vardır. Nitekim Anayasa Mahkemesi

önceki kararlarında, hükmün açıklanmasının geri bırakılması kararlarının

(birçok karar arasından örnek kararlar için bkz. Emin Aydın, B. No:

2013/2602, 23/1/2014; Bekir Coşkun [GK], B. No: 2014/12151, 4/6/2015, §

40) ifade özgürlüğüne müdahale teşkil edebileceğini, beraatle sonuçlanan ceza

yargılamasının ifade özgürlüğüne müdahale oluşturup oluşturmayacağının ise her

başvuru konusu olayın kendine özgü koşulları altında değerlendirilmesi

gerektiğini kabul etmiştir (Oğulcan Büyükkalkan ve diğerleri, B. No:

2014/17226, 10/01/2018, § 49).

38. Somut başvuruda iddia edildiği üzere kovuşturmanın

ertelenmesi kararlarının ifade özgürlüğüne müdahale teşkil edip etmediği hususu

da Anayasa Mahkemesi tarafından önceki kararlarında değerlendirilmiştir.

Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin içtihadının hatırlatılması ve somut olayın

anılan içtihat kapsamında değerlendirilmesinden önce kovuşturmanın ertelenmesi

müessesesinin kısa bir izahına yer verilecektir.

(1) Kovuşturmanın

Ertelenmesi Müessesesi

39. 6352 sayılı Kanun, adından da anlaşılacağı üzere

yargı hizmetlerinin etkinleştirilmesi amacıyla ilgili mevzuatın birçok alanında

değişiklik yapmıştır. Bu kapsamda geçici 1. maddeyle 31/12/2011 tarihine kadar

basın ve yayın yoluyla ya da sair düşünce ve kanaat açıklama yöntemleriyle

işlenmiş olup adli para cezasını ya da üst sınırı beş yıldan fazla olmayan

hapis cezasını gerektiren bir suçtan dolayı kamu davası açılmasının veya

kesinleşmiş olan mahkûmiyet hükümlerinin infazının ertelenmesi imkânı

getirilmiştir. Söz konusu imkân ile öncelikle bulundukları safhaya bağlı olarak

soruşturma, kovuşturma ve infaz makamları önünde işlem görmekte olan çok sayıda

dosyanın belli bir süre işlemden kaldırılarak ağır iş yükü altındaki yargının

kısmen rahatlatılması hedeflenmiştir (Ali Atlı, B. No: 2013/500,

20/3/2014, § 43; Zana Döner, B. No: 2015/5916, 10/1/2019, § 31).

40. Eldeki başvuru açısından 6352 sayılı Kanun'un esas

önemi ise ülkemizde ifade özgürlüğünün geliştirilmesi amacı taşımasıdır.

Kanun'un genel gerekçesinde toplumsal barışın sağlanması ve sürdürülmesi

bakımından düşünce açıklama yöntemleriyle işlenen suçlar yönünden erteleme

imkânı getirilmesinin önemi açıklanmıştır. Gerekçenin ilgili kısmı şöyledir:

"IV- Basın ve ifade hürriyeti

konularında yapılan değişiklikler kapsamında;

Temel hak ve hürriyetlerden kabul edilen

ifade ve basın özgürlüğü, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve devredilemez

bir hak olarak kabul edilmektedir. Bu nedenle, ifade hürriyeti, birçok

uluslararası belgeye konu olmuş, Anayasamızda da ayrıntılı düzenlemelere tâbi

tutulmuştur. Bu özgürlüğün kullanım araçlarından biri de basın yahut sözlü veya

görüntülü yayın araçlarıdır. Bu araçların, amacına uygun olarak işlevlerini

yerine getirmeleri bakımından korunmaları demokratik toplumlarda asıl olup, bu

anlamda basın ve yayın özgürlüğü önündeki engeller kaldırılarak ve güvenceler

sağlanarak, haber ve düşünceyi özgür kılmak hedeflenmektedir. Bu nedenle, basın

yayın yoluyla işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların infazının ertelenmesi

ilişkin bazı düzenlemeler yapılması toplumsal barışın sağlanması ve

sürdürülmesi bakımından büyük bir önem taşımaktadır. Önem taşıması nedeniyle

basın yoluyla ya da sair düşünce açıklama yöntemleriyle işlenen suçlar yönünden

erteleme imkânı getirilmiştir."

41. 6352 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin

gerekçesinde de ifade özgürlüğüne vurgu yapılmıştır. Madde gerekçesinin ilgili

kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetlerden kabul

edilen ifade ve basın özgürlüğü, çoğulcu demokrasilerde vazgeçilmez ve

devredilemez bir hak olarak kabul edilmektedir. İleri demokrasilerin 'olmazsa

olmaz şartı' olan ifade ve basın hürriyeti, birçok hak ve hürriyetin temeli,

kişisel ve toplumsal gelişmenin kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Bu

nedenle, ifade hürriyeti, birçok uluslararası belgeye konu olmuş, Anayasamızda

da ayrıntılı düzenlemelere tâbi tutulmuştur. Bu özgürlüğün kullanım

araçlarından biri de basın yahut sözlü veya görüntülü yayın araçlarıdır. Bu

araçların, amacına uygun olarak işlevlerini yerine getirmeleri bakımından

korunmaları demokratik toplumlarda asıl olup, bu anlamda basın ve yayın

özgürlüğü önündeki engeller kaldırılarak ve güvenceler sağlanarak, haber ve

düşünceyi özgür kılmak hedeflenmektedir. Bu nedenle, basın yayın yoluyla

işlenen suçlara ilişkin dava ve cezaların infazının ertelenmesi ilişkin bazı

düzenlemeler yapılması toplumsal barışın sağlanması ve sürdürülmesi bakımından

büyük bir önem taşımaktadır."

42. Kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesi sonucunda

ilgili kişi 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (2) numaralı fıkrası

uyarınca üç yıl süresince denetim altına alınmaktadır. İlgili kişi hakkında üç

yıllık süre zarfında 6352 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında sayılan suçları işlememesi hâlinde düşme kararı verilecek ancak

ilgilinin bu süre içinde belirlenen suçlardan birini işlemesi ve bu suçtan

dolayı kesinleşmiş hükümle cezaya mahkûm olması hâlinde ertelenen kovuşturmaya

devam edilecektir (Zana Döner, § 32).

(2) Kovuşturmanın

Ertelenmesi Kararlarının İfade Özgürlüğüne Müdahale Teşkil Edip Etmediği

Konusunda Anayasa Mahkemesi İçtihadı

43. Anayasa Mahkemesi kovuşturmanın ertelenmesi kararı

verilen durumlarda ifade özgürlüğüne müdahalenin varlığını kabul ederken her

başvurunun kendine has koşullarını dikkate almıştır. İfade özgürlüğüne

müdahalenin varlığını kabul ettiği Fatih Taş ([GK], B. No: 2013/1461,

12/11/2014, §§ 69-79), Ali Gürbüz ve Hasan Bayar (B. No: 2013/568,

24/6/2015, §§ 46-49) ile Ali Gürbüz (B. No: 2013/724, 25/6/2015, §§ 50,

51) ve İrfan Sancı (B. No: 2014/20168, 26/10/2017, §§ 43, 44) kararlarında

başvurucuların yayıncı kimlikleri bağlamında basın özgürlüğünün önemini dikkate

almıştır. Anayasa Mahkemesi, Mehmet Ali Aydın ([GK], B. No: 2013/9343,

4/6/2015, §§ 33, 34) kararında ise başvurucunun olay tarihinde bir siyasi

partinin il başkanlığını yapan ve siyasi faaliyetlerine devam eden bir

siyasetçi olmasını; Selçuk Kozağaçlı (B. No: 2014/10715, 10/1/2018, §

32) kararında da önemli bir sivil toplum kuruluşunun başkanı olan başvurucunun

bu sıfatıyla yaptığı bir basın açıklaması dolayısıyla yargılanmış ve Yargıtayın

mahkûmiyet kararı konusunda görüşünü açıklamış olmasını nazara almıştır.

44. Öte yandan Anayasa Mahkemesi somut olayları

incelerken sadece başvurucuların sıfatlarını ve görevlerini dikkate almamıştır.

Anayasa Mahkemesi bunun yanında başvurucular hakkındaki yargılama sürecini de

dikkatle değerlendirmiştir. Başvuruculardan Fatih Taş, Ali Gürbüz ve

Hasan Bayar, Ali Gürbüz ile Mehmet Ali Aydın hakkındaki

yargılamaların daha önce mahkûmiyetle sonuçlanmış olduğunu, başvurucu Selçuk

Kozağaçlı'nın ise ilk derece mahkemesinde beraat etmesine rağmen Yargıtayın

başvurucunun düşünce açıklamalarının suç oluşturduğunu kabul etmesi ve

beraat kararını esastan bozmasını özellikle vurgulamıştır. Başvurucu İrfan

Sancı yönünden ise derece mahkemelerinin bir mahkûmiyet kararı olmamasına

rağmen başvurucunun yargılamaya konu kitabının bir sanat eseri olmadığını ifade

eden ve Yargıtay içtihadına göre gözönünde bulundurulması gereken resmî bir

raporun varlığı dikkate alınmıştır. Diğer yandan Anayasa Mahkemesi yargılama

sürecini de kovuşturmanın ertelenmesi kararının müdahale niteliğini haiz olup

olmadığı noktasında dikkatle değerlendirmiştir.

45. Sonuç olarak Anayasa Mahkemesi, bir kişi hakkında

verilen kovuşturmanın ertelenmesi kararının ifade özgürlüğüne müdahale

oluşturup oluşturmadığını değerlendirirken başvurucunun sıfatı ve görevi

yanında yargılama sürecini ve kovuşturmaya yeniden başlanması durumunda

başvurucunun cezalandırılma ihtimaline ilişkin önceki süreci gözönüne alarak bu

kararların ceza tehdidi nedeniyle kişiler üzerinde caydırıcı etki

doğurabileceğini kabul etmiştir.

(3) Somut Olay

Bağlamında Değerlendirme

46. Somut olayda başvurucu hakkında katıldığı iki

etkinlikte sergilediği davranışlar nedeniyle terör örgütü propagandası yapma

suçundan önce mahkûmiyet hükmü kurulmuş, Yargıtayın mahkûmiyet hükmünü yalnızca

kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilmesi gerektiği gerekçesiyle bozması

üzerine kovuşturmanın ertelenmesine hükmedilmiştir. Kovuşturmanın ertelenmesi

kararıyla sonuçlanan bu sürecin ise yaklaşık 3 buçuk yıl sürdüğü

anlaşılmaktadır.

47. Bu bağlamda gerek başvurucu hakkında ilk derece

mahkemesince daha önce mahkûmiyet hükmü kurulmuş olması gerek kovuşturmanın

ertelenmesi kararı verilmesine ilişkin sürecin uzunluğu ve bu kararla

başvurucunun 3 yıllık denetim sürecine tabi tutulduğu dikkate alındığında

başvuru konusu kovuşturmanın ertelenmesi kararının başvurucunun ifade özgürlüğü

üzerinde caydırıcı bir etkiye sahip olduğu ve müdahale teşkil ettiği kabul

edilmiştir.

ii. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

48. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

"Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

49. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanunlar tarafından öngörülme,

Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilen nedenlere dayanma ve demokratik toplum

düzeninin gereklerine uygunluk koşullarını sağlayıp sağlamadığının belirlenmesi

gerekir.

(1) Kanunilik

50. 3713 sayılı Kanun'un 7. maddesinin ikinci fıkrasının

ve 6352 sayılı Kanun'un geçici 1. maddesinin kanunla sınırlama ölçütünü

karşıladığı sonucuna varılmıştır.

(2) Meşru Amaç

51. Başvurucu hakkında kovuşturmanın ertelenmesine

ilişkin olarak verilen kararın terör örgütü ve terörizmle mücadele kapsamında

millî güvenlik ve kamu düzeninin korunmasına yönelik önlemlerin bir parçası

olduğu ve meşru bir amaç taşıdığı sonucuna varılmıştır.

(3) Demokratik Toplum DüzenininGereklerine

Uygunluk

(a) Genel

İlkeler

(i) Demokratik

Toplumda İfade Özgürlüğünün Önemi

52. İfade özgürlüğü kişinin haber ve bilgilere,

başkalarının fikirlerine serbestçe ulaşabilmesi, düşünce ve kanaatlerinden

dolayı kınanmaması, bunları tek başına veya başkalarıyla birlikte çeşitli

yollarla serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına

aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir. Anayasa Mahkemesi ifade

özgürlüğünün demokrasinin işleyişi için yaşamsal önemde olduğunu daha önce pek

çok kararında açıklamıştır (Bekir Coşkun, §§ 33-35; Mehmet Ali Aydın,

§§ 42, 43; Tansel Çölaşan, B. No: 2014/6128, 7/7/2015, §§ 35-38).

(ii) Şiddete

Teşvik

53. Terör örgütleri, görüşlerinin toplum içinde

yayılmasını ve fikirlerinin kökleşmesini hedefleyerek bu amacın gerçekleşmesine

yönelik her türlü vasıtaya başvurabilmektedir. Terörün veya terör örgütlerinin

propagandasının da söz konusu vasıtalardan biri olduğunda kuşku yoktur. Terör,

başta ifade özgürlüğü olmak üzere demokratik toplumun tüm değerlerine

düşmandır. Bu nedenle terörizmi, terörü ve şiddeti meşrulaştıran, öven ya da

buna teşvik eden sözler ifade özgürlüğü kapsamında görülemez (Zübeyde Füsun

Üstel ve diğerleri [GK], B. No: 2018/17635, 26/7/2019, § 79).

54. Terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren

yöntemlerine başvurmayı teşvik etme, terör suçlarının işlenmesi için kışkırtmak

niyetiyle terör suçlarının işlenmesini savunarak bir veya birden fazla suçun

işlenmesi tehlikesine yol açacak bir mesajın kamuoyuna yayılmasıdır. Terör

örgütünün propagandası suçunda örgütün cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini

belirli bir yoğunlukta savunarak başkalarınca aynı davranışın

gerçekleştirilmesi amaç edinilmektedir (Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri,

§ 119).

55. Propaganda suçunun soyut tehlike suçu olarak kabul

edilmesi, başta ifade özgürlüğü olmak üzere anayasal hak ve özgürlükler

üzerinde bir baskı oluşturma potansiyeline sahiptir. Bu sebeple bir propaganda

faaliyetinin cezalandırılabilmesi için olayın somut koşullarında belirli oranda

tehlikeye neden olduğunun gösterilmesi gerekecektir (Zübeyde Füsun Üstel ve

diğerleri,§ 84; Ayşe Çelik, B. No: 2017/36722, 9/5/2019, § 47).

56. İçinde şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler

yer almayan ve terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol açmayan düşünce

açıklamaları sırf terör örgütünün ideolojisi, toplumsal veya siyasal hedefleri,

siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlara ilişkin görüşlerine benzerlik

gösterdiğinden bahisle terörizmin propagandası olarak kabul edilemez. Toplumsal

ve siyasal ortama veya sosyoekonomik dengesizliklere, etnik sorunlara, ülke

nüfusundaki farklılıklara, daha fazla özgürlük talebine veya ülke yönetim

biçiminin eleştirisine yönelik düşüncelerin -daha önce ifade edildiği gibi

devlet yetkilileri veya toplumun önemli bir bölümü için rahatsız edici olsa

bile (Abdullah Öcalan [GK], B. No: 2013/409, 25/6/2014, § 95)-

açıklanması, yayılması, aktif, sistemli ve inandırıcı bir şekilde başkalarına

aşılanması, telkin ve tavsiye edilmesi ifade özgürlüğünün koruması altındadır (Zübeyde

Füsun Üstel ve diğerleri, § 80; Ayşe Çelik, § 44).

57. Anayasa Mahkemesi içtihadında, Türkiye’nin her

bölgesinde yaşanan ve yaşanmakta olan ağır şiddet hareketlerinin faili, PKK'nın

kurucusu ve söz konusu şiddet eylemlerinin birincil elden sorumlusu olan A.Ö.yü

politik bir lider ve toplumsal sorunların demokratik yollarla çözümünde meşru

bir aktör olarak ilan eden söylemler ya da bu nitelikte olmadığı konusunda

derece mahkemelerince ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya konamamış ifadeler,

terör eylemlerinin failini öven ve dolayısıyla terör örgütünün cebir, şiddet

veya tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik eden mesajlar olarak

değerlendirmemiştir (Sırrı Süreyya Önder §§ 69-87; Meki Katar

[GK], B. No: 2015/4916, 3/10/2019, § 58; Esma Seydaoğlu, B. No:

2015/15566, 8/1/2020, §§ 40-46; Zerga Öztürk, B. No: 2015/4556, 9/1/2020,

§§ 40-49 ).

58. Bununla beraber çatışma ortamının bulunduğu bir

durumda A.Ö.nün lider olarak benimsendiğini gösteren sloganların örgütün

korkutucu gücünden faydalanmak, kişileri ve toplumu sindirmek amacıyla atıldığı

değerlendirilmiş; bu tür açıklamaların terör suçlarının işlenmesi tehlikesine

yol açtığı ve başkalarını terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren

yöntemlerine başvurmayı teşvik ettiği sonucuna ulaşılmıştır (M. M. B.,

B. No: 2015/15088, 8/1/2020, § 58; ayrıca bkz. Baver Mızrak, B. No:

2015/19280, 9/1/2020, §§ 48-53).

59. O hâlde bu türden ifadelerin terör örgütü ile

eylemlerini meşrulaştırma ya da başka herhangi bir şekilde şiddete teşvik etme

tehlikesi bulunup bulunmadığına karar verilirken düşünce açıklamasının salt

kendi içinde değil gerçekleştirildiği ortam, yer, zaman ve gerçekleştirilme

biçimi dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

(iii) Müdahalenin

Demokratik Toplum Düzeninin Gereklerine Uygun Olması

60. İfade özgürlüğüne yönelik bir müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi için zorunlu bir

toplumsal ihtiyacı karşılaması ve orantılı bir müdahale olması gerekir (Bekir

Coşkun, §§ 53-55; Mehmet Ali Aydın, §§ 70-72; AYM, E.2007/4,

K.2007/81, 18/10/2007). Müdahaleyi oluşturan tedbirin zorunlu toplumsal bir

ihtiyacı karşıladığının kabul edilebilmesi için amaca ulaşmaya elverişli

olması, başvurulabilecek en son çare ve alınabilecek en hafif önlem olarak

kendisini göstermesi gerekmektedir (bazı farklılıklarla birlikte bkz. Bekir

Coşkun, § 51; Mehmet Ali Aydın, § 68; Tansel Çölaşan, § 51).

Somut olaydakine benzer olaylarda açıkladığı düşüncelerin kişileri terör

suçlarını işlemeye teşvik ettiği ya da bunları meşrulaştırdığının ortaya

konulması hâlinde başvurucunun ifade özgürlüğüne yapılan müdahalenin zorunlu

bir toplumsal ihtiyacı karşıladığı kabul edilebilir.

61. Anayasa Mahkemesi, çok sayıdaki kararında ifade

özgürlüğüne gerekçesiz olarak veya Anayasa Mahkemesince ortaya konulan

kriterleri karşılamayan bir gerekçe ile yapılan müdahalelerin Anayasa'nın 26.

maddesini ihlal edeceğini ifade etmiştir. İfade özgürlüğüne yapılan bir

müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun kabul edilebilmesi

için kamu makamları tarafından ortaya konulan gerekçelerin ilgili ve yeterli

olması gerekir (diğerleri arasından bkz. Kemal Kılıçdaroğlu, B. No:

2014/1577, 25/10/2017, § 58; Bekir Coşkun, § 56; Tansel Çölaşan,

§ 56; Zübeyde Füsun Üstel ve diğerleri, § 120; Sırrı Süreyya Önder,

§ 60).

62. Derece mahkemeleri, bireylerin fikirlerini ifade özgürlüğü

yoluyla ifade etme hakları ile Anayasa'nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında

belirtilen meşru amaçlar arasında adil bir denge sağlamalıdır (Bekir Coşkun,

§§ 44, 47, 48; Hakan Yiğit, B. No: 2015/3378, 5/7/2017, §§ 58, 61, 66).

Derece mahkemeleri söz konusu dengelemeyi yaparken ve ifade özgürlüğüne yapılan

müdahalenin zorunlu bir toplumsal ihtiyacı karşılayıp karşılamadığını

değerlendirirken belirli bir takdir yetkisine sahiptir. Şüphesiz kullanılan

sözlerin bireylere, bir kamu görevlisine ya da toplumun bir kesimine karşı

şiddete teşvik mahiyetinde olması durumunda kamu otoritelerinin ifade

özgürlüğüne müdahale konusunda takdir marjları çok daha geniştir. Ancak bu

takdir payı, Anayasa Mahkemesinin denetimindedir (Kemal Kılıçdaroğlu, §

57; Candar Şafak Dönmez, § 49).

63. O hâlde Anayasa Mahkemesinin çözümlemesi gereken

mesele, derece mahkemelerinin başvurucunun açıkladığı düşüncelerle kişileri

terör suçlarının işlenmesine teşvik ettiğini ya da bunları meşru göstermek

niyetinde bulunduğunu ikna edici bir biçimde ortaya koyup koymadığıdır (Candar

Şafak Dönmez, § 52). Anayasa Mahkemesinin görevi, bu denetimi yerine

getirirken derece mahkemelerinin yerini almak değil onların takdir yetkilerini

kullanarak verdikleri kararların Anayasa'nın 26. maddesi açısından uygunluğunu

denetlemektir. Anayasa Mahkemesi bunu yaparken eldeki başvurunun koşulları ile

beraber özellikle terörle mücadeleye bağlı zorlukları da gözönüne almaktadır (Zübeyde

Füsun Üstel ve diğerleri, § 76; Candar Şafak Dönmez,§ 50).

(b) İlkelerin

Olaya Uygulanması

(i) 7/7/2008

Tarihli Toplantıda Attığı Slogan Yönünden

64. 7/7/2008 tarihinde başvurucunun katıldığı eylem, o

dönem yeni başlayan ve basında "Sayın Öcalan" kampanyası

olarak anılan süreç kapsamında gerçekleştirilen bir etkinliktir. Söz konusu

kampanya ve bu kapsamda gerçekleştirilen eylemlerin temel amacının gerek

dilekçelerin içeriği gerek anılan sürecin arka planı dikkate alındığında (bkz §

8), A.Ö.ye "Sayın" şeklinde hitap etmeleri nedeniyle mahkûm

edilen kişilerin cezalandırılmalarının haksızlığını ortaya koymak ve bu

cezalandırılmaları protesto etmek olduğu anlaşılmaktadır. Yani bu eylemlerin

A.Ö.ye "Sayın" şeklinde hitap etmek yanında aynı zamanda daha

genel ve daha baskın bir ifade özgürlüğü talebi alt metniyle gerçekleştirildiği

görülmektedir.

65. Başvurucunun katıldığı 7/7/2008 tarihli eylemde de

"Ben de Sayın Öcalan diyorum" içerikli dilekçeler, bir

basın açıklaması eşliğinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığına verilmiştir.

Derece mahkemesinin mahkûmiyete dair ilk kararında DTP kurucu üyesi tarafından

yapılan basın açıklamasının içeriğine dair bir bilgi verilmemiştir. Yalnızca

basın açıklaması esnasında katılanlar tarafından sık sık "Sayın Öcalan"

sloganları atıldığı belirtilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun katıldığı 7/7/2008

tarihli eylemde, "Sayın Öcalan" kampanyası sürecinde

gerçekleştirilen cezalandırılmaların protesto edildiği ifade özgürlüğü vurgusu

dışında meşru olmayan bir amaçla hareket edildiğine dair bir emare

bulunmamaktadır. Nitekim söz konusu eylemde herhangi bir şekilde şiddet

olayları yaşanmamış, şiddet temalı veya terör örgütünü ve eylemlerini meşru

gösteren ifadelerde bulunulduğu da gösterilmemiştir.

66. Başvurucu bu etkinlikte "Biji Serok Apo

(Yaşasın Başkan Apo)"şeklinde slogan atması nedeniyle hakkında önce

mahkûmiyet hükmü kurulmuş, daha sonra ise kovuşturmanın ertelenmesi kararı

verilmiştir. O hâlde somut olayda başvurucu hakkında mahkûmiyet hükmü

kurulmamakla birlikte 3 buçuk yıllık bir kovuşturma sürecine maruz bırakılması

ve daha sonra 3 yıl denetim altına alınmasını gerektirecek bir ihtiyaç bulunup

bulunmadığı değerlendirilmelidir.

67. Anayasa Mahkemesi daha önce başvuru konusu ifadeyi

sarf etmeleri nedeniyle haklarında terör örgütü propagandası yapma suçundan

mahkûmiyet hükmü kurulan başvurucuların ifade özgürlüklerinin ifadenin sarf

edildiği bağlamı dikkate alarak ihlal edildiğine karar verdiği gibi ihlal

edilmediği sonucuna da ulaşmıştır (ihlal kararı için bkz. Esma Seydaoğlu,

§§ 40-46; Zerga Öztürk, §§ 40-49; ihlal edilmediğine dair karar için

bkz. M.M.B., § 58). 57.

68. Nitekim Anayasa Mahkemesi, Türkiye’nin her bölgesinde

yaşanan ve yaşanmakta olan ağır şiddet hareketlerinin faili, PKK'nın kurucusu

ve söz konusu şiddet eylemlerinin birincil elden sorumlusu olan A.Ö.yü politik

bir lider ve toplumsal sorunların demokratik yollarla çözümünde meşru bir aktör

olarak ilan eden söylemler ya da bu nitelikte olmadığı konusunda derece

mahkemelerince ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya konamamış ifadeleri, terör

eylemlerinin failini öven ve dolayısıyla terör örgütünün cebir, şiddet veya

tehdit içeren yöntemlerine başvurmayı teşvik eden mesajlar olarak

değerlendirmemiştir (Sırrı Süreyya Önder §§ 69-87; Meki Katar, §

58; Esma Seydaoğlu,§§ 40-46; Zerga Öztürk,§§ 40-49 ).

69. Bununla beraber çatışma ortamının bulunduğu bir

durumda A.Ö.nün lider olarak benimsendiğini gösteren sloganların örgütün

korkutucu gücünden faydalanmak, kişileri ve toplumu sindirmek amacıyla atıldığı

değerlendirilmiş; bu tür açıklamaların terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol

açtığı ve başkalarını terör örgütünün cebir, şiddet veya tehdit içeren

yöntemlerine başvurmayı teşvik ettiği sonucuna ulaşılmıştır (M.M.B., § 58; ayrıca bkz. Baver Mızrak, §§ 48-53).

70. Somut olayda ise sarf edildiği bağlamın özellikle

"Sayın Öcalan" kampanyası kapsamındaki cezalandırmaları

protesto odaklı olduğu ve PKK terör örgütü tarafından hâlihazırda

gerçekleştirilmekte olan şiddet eylemlerine bir atıfta bulunulmadığı gibi sarf

edildiği süreçte herhangi bir şiddet olayının yaşanmadığı da dikkate

alındığında başvuru konusu ifadenin terör örgütünü ve eylemlerini meşru

gösterme ya da başka herhangi bir şekilde şiddete teşvik etme tehlikesi

barındırdığından bahsedilememektedir.

71. Bu durumda hakkında mahkûmiyet hükmü verilmemiş

olmasına rağmen başvurucunun 7/7/2008 tarihli etkinlikte attığı slogan

nedeniyle kovuşturmanın ertelenmesi kararıyla denetim altına alınmasını

gerektirecek zorunlu bir sosyal ihtiyaç bulunmadığı değerlendirilmiştir.

72. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun 7/7/2008 tarihli

etkinlik kapsamında ifade özgürlüğüne gerçekleştirilen müdahalenin demokratik

toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığına ve Anayasa'nın 26. maddesinin

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

(ii) 18/10/2008

Tarihli Toplantıda Gerçekleştirdiği Eylem Yönünden

73. Başvurucunun 18/10/2008 tarihinde katıldığı eylem ise

A.Ö.ye ceza infaz kurumunda işkence yapıldığı iddiasını protesto etmek için

önce yürüyüş olarak başlayan ve bir lise önünde gerçekleştirilen basın

açıklamasıyla devam eden etkinliktir. Söz konusu etkinliğin gerek yürüyüş

kısmında gerek basın açıklaması esnasında "PKK Halktır Halk Burada"

gibi sloganlar da dâhil olmak üzere doğrudan terör örgütü PKK ile üyeleri ve

eylemlerini öven, gerçekleştirdikleri şiddet eylemlerini meşru gören ve

gösteren, böylece şiddete teşvik eden sloganlar atılmış, yine bu nitelikte

ifadelerin bulunduğu pankartlar taşınmıştır (bkz. § 13). Dolayısıyla 18/10/2008

tarihinde gerçekleştirilen eylemde atılan sloganlar ve açılan pankartların

niteliği dikkate alındığında eylemin, amacı olarak gösterilen işkence

iddialarının protestosu bağlamından çıkarılarak baskın bir şiddet vurgusuyla

devam ettirildiği görülmektedir. Nitekim söz konusu etkinlik, PKK terör örgütü

tarafından gerçekleştirilen ve devam eden şiddet eylemlerini meşru göstermek ve

teşvik etmekle hâlihazırda somut bir tehlikeye neden olmuş ve anılan şiddet

vurgusu, basın açıklamasından sonra eyleme katılan bir grubun güvenlik güçleri

ile araçlar ve işyerlerine saldırmalarıyla da sonuçlanmıştır.

74. Başvurucu 18/10/2008 tarihli etkinlikte PKK terör

örgütü kurucusu A.Ö.nün resmini taşımıştır. 7/7/2008 tarihli eylemden farklı

olaraksöz konusu etkinliğin PKK terör örgütü ile eylemlerini meşru gören ve

destekleyen şiddet baskın bir hale dönüştüğü ve başvurucunun değişen bu arka

plan dâhilinde söz konusu terör örgütü kurucusunun resmini taşımaya devam

ettiği dikkate alındığında, somut başvuru koşullarında başvurucunun şiddet

temalı bu tabloya ve oluşan somut tehlikeye katkı sağlamadığının

söylenemeyeceği değerlendirilmiştir. Bu durumda başvurucu hakkında verilen

kovuşturmanın ertelenmesi kararının zorunlu bir sosyal ihtiyacı

karşılamadığından bahsedilemez.

75. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun 18/10/2008

tarihli etkinlik kapsamında ifade özgürlüğüne gerçekleştirilen müdahalenin

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olduğuna ve Anayasa'nın 26.

maddesinin ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

Celal Mümtaz AKINCI ve M. Emin KUZ bu grüşe

katılmamışlardır.

C. 6216 Sayılı

Kanun'un 50. Maddesi Yönünden

76. 6216 sayılı Kanun'un 50. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda,

başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal

kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için

yapılması gerekenlere hükmedilir…

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme

kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden

yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama

yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata

hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir.

Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse

dosya üzerinden karar verir.”

77. Başvurucu, ihlalin tespit edilmesini istemiş ve

30.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

78. Anayasa Mahkemesinin Mehmet Doğan ([GK], B.

No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna varıldığında ihlalin nasıl

ortadan kaldırılacağı hususunda genel ilkeler belirlenmiştir. Anayasa Mahkemesi

diğer bir kararında ise bu ilkelerle birlikte ihlal kararının yerine

getirilmemesinin sonuçlarına da değinmiş ve bu durumun ihlalin devamı anlamına

geleceği gibi ilgili hakkın ikinci kez ihlal edilmesiyle sonuçlanacağına da

işaret etmiştir (Aligül Alkaya ve diğerleri (2), B. No: 2016/12506,

7/11/2019).

79. Bireysel başvuru kapsamında bir temel hakkın ihlal

edildiğine karar verildiği takdirde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırıldığından

söz edilebilmesi için temel kural mümkün olduğunca eski hâle getirmenin yani

ihlalden önceki duruma dönülmesinin sağlanmasıdır. Bunun için ise öncelikle

ihlalin kaynağı belirlenerek devam eden ihlalin durdurulması, ihlale neden olan

karar veya işlemin ve bunların yol açtığı sonuçların ortadan kaldırılması,

varsa ihlalin sebep olduğu maddi ve manevi zararların giderilmesi, ayrıca bu

bağlamda uygun görülen diğer tedbirlerin alınması gerekmektedir (Mehmet

Doğan, §§ 55, 57).

80. İhlalin mahkeme kararından kaynaklandığı veya

mahkemenin ihlali gideremediği durumlarda Anayasa Mahkemesi 6216 sayılı

Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca ihlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın bir

örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmeder. Anılan yasal düzenleme,

usul hukukundaki benzer hukuki kurumlardan farklı olarak ihlali ortadan

kaldırmak amacıyla yeniden yargılama sonucunu doğuran ve bireysel başvuruya

özgülenen bir giderim yolunu öngörmektedir. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi

tarafından ihlal kararına bağlı olarak yeniden yargılama kararı verildiğinde

usul hukukundaki yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak ilgili

mahkemenin yeniden yargılama sebebinin varlığını kabul hususunda herhangi bir

takdir yetkisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla böyle bir kararın kendisine

ulaştığı mahkemenin yasal yükümlülüğü, ilgilinin talebini beklemeksizin Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararı nedeniyle yeniden yargılama kararı vererek devam eden

ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yerine getirmektir (Mehmet

Doğan, §§ 58, 59; Aligül Alkaya ve diğerleri (2), §§ 57-59, 66, 67).

81. İncelenen başvuruda, başvurucu hakkında terör örgütü

propagandası yapma suçundan kovuşturma yürütülmüş ve sonuçta kovuşturmanın

ertelenmesine karar verilmiştir. Dolayısıyla ihlalin yargı kararından

kaynaklandığı anlaşılmaktadır.

82. Bu durumda ifade özgürlüğü ihlalinin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmaktadır.

Yapılacak yeniden yargılama ise bireysel başvuruya özgü düzenleme içeren 6216

sayılı Kanun'un 50. maddesinin (2) numaralı fıkrasına göre ihlalin ve

sonuçlarının ortadan kaldırılmasına yöneliktir. Bu kapsamda yapılması gereken

iş, yeniden yargılama kararı verilerek Anayasa Mahkemesini ihlal sonucuna

ulaştıran nedenleri gideren, ihlal kararında belirtilen ilkelere uygun yeni bir

karar verilmesinden ibarettir. Bu sebeple kararın bir örneğinin yeniden

yargılama yapılmak üzere Diyarbakır 4. Ağır Ceza mahkemesine gönderilmesine

karar verilmesi gerekir.

83. Yeterli giderim sağlandığından başvurucunun manevi

tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

84. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 198,35 TL harç ve

3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 3.798,35 TL yargılama giderinin de

başvurucuya ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

2. İfade özgürlüğünün ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. 7/7/2008 tarihli etkinlikte gerçekleştirdiği eylem

nedeniyle hakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen başvurucunun

Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL

EDİLDİĞİNE OYBİRLİĞİYLE,

2. 18/10/2008 tarihli etkinlikte gerçekleştirdiği eylem

nedeniyle hakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen başvurucunun

Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün İHLAL

EDİLMEDİĞİNE Celal Mümtaz AKINCIve M. Emin KUZ'un karşıoyları ve OYÇOKLUĞUYLA,

C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğü ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere

Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesine (E.2013/133, K.2013/198) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucunun manevi tazminat talebinin REDDİNE,

E. 198,35 TL harç ve 3.600 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 3.798,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun

Hazine ve Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde

yapılmasına, ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten

ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 24/2/2020tarihinde karar verildi.

KARŞIOY GEREKÇESİ

18/10/2018 tarihinde gerçekleştirilen eylem nedeniyle

başvurucunun Anayasa'nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade

özgürlüğünün; Sayın üye M.Emin KUZ tarafından kaleme alınan karşıoydaki

gerekçelerle ihlal edildiğini düşündüğümden çoğunluk görüşüne katılmadım.

Başkan

:

Kadir ÖZKAYA

Üyeler

:

Celal Mümtaz AKINCI

M. Emin KUZ

Rıdvan GÜLEÇ

Basri BAĞCI

Raportör

:

Ceren Sedef EREN

Başvurucu

:

Hanifi BİÇİMLİ

Vekili

:

Av. Serkan AKBAŞ

KARŞIOY GEREKÇESİ

Terör örgütü propagandası yapma suçundan açılan kamu

davasında hakkında kovuşturmanın ertelenmesi kararı verilen başvurucunun

yaptığı bireysel başvuruda, ilk eylemi yönünden ifade hürriyetinin ihlal

edildiğine oybirliği ile; ikinci eylemi yönünden ihlal edilmediğine oyçokluğu

ile karar verilmiştir.

Kararda da açıklandığı üzere, 2008 yılının Temmuz ve Ekim

aylarında düzenlenen iki etkinlikteki eylemleri sebebiyle terör örgütü

propagandası yapma suçundan gözaltına alınıp tutuklanan ve ayrı ayrı 10’ar ay

hapis cezasına mahkûm edilen başvurucunun temyiz talebi üzerine, 6352 sayılı

Kanuna göre kovuşturmanın ertelenmesine karar verilmesi gerektiği gerekçesiyle

mahkûmiyet kararı bozulmuş ve bozma kararına uyularak kovuşturma ertelenmiştir.

Mahkememizin ve AİHM’in konuya ilişkin kararlarında

belirlenen ve her iki eylem açısından da esas alınan ilkeler aynı olmakla

birlikte, kararda başvurucunun 7/7/2008 tarihli toplantıda attığı slogan

yönünden, protesto amaçlı eyleminde terör örgütünün gerçekleştirdiği şiddet

eylemlerine atıfta bulunulmadığı gibi terör örgütünü ve eylemlerini meşru

gösterme veya herhangi bir şekilde şiddete teşvik etme tehlikesi

barındırdığından bahsedilmediği ve hakkında mahkûmiyet kararı verilmemiş olmasına

rağmen kovuşturmanın ertelenmesi kararıyla üç yıl sürecek bir denetim altına

alınmasını gerektirecek zorunlu bir sosyal ihtiyaç bulunmadığı gerekçesiyle,

ifade hürriyetine yapılan müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine

uygun olmadığı sonucuna varılmış; buna karşılık 18/10/2008 tarihli toplantıda

terör örgütünün kurucusunun resmini taşıyan başvurucunun bu eyleminin, anılan

etkinliğin terör örgütünü ve eylemlerini meşru gören ve destekleyen bir hâle

dönüşmesine rağmen devam ettiği dikkate alındığında, oluşan somut tehlikeye

katkı sağladığı ve kovuşturmanın ertelenmesi kararının zorunlu bir sosyal

ihtiyacı karşılamadığından söz edilemeyeceği belirtilmiştir.

Söz konusu ilkelerin somut olaylara uygulanması

sonucunda, eylemlerin gerçekleştirildiği şartlar ve ifadenin bağlamı da dikkate

alınarak farklı hükümlere ulaşılması mümkün olmakla birlikte, terör örgütünün

kurucusunun tutulma şartlarını protesto etmek için yapılan toplantıda anılan

kişinin resmini taşıma şeklindeki eylemi bakımından da başvurucunun terör

eylemlerinin faillerini övdüğü ve dolayısıyla şiddet veya diğer terör

yöntemlerine başvurmayı teşvik ettiği konusunda ilk derece mahkemesince ilgili

ve yeterli bir gerekçe ortaya konulamamıştır.

Çoğunluğun gerekçesinde, protesto yürüyüşü olarak

başlayan ve basın açıklamasıyla devam eden mezkûr etkinliğin protesto

bağlamından çıkarılarak terör örgütü ile eylemlerini meşru gören ve destekleyen

bir hâle dönüştüğü, buna rağmen başvurucunun anılan kişinin resmini taşımaya

devam ederek somut tehlikeye katkı sağladığı belirtilmişse de, başvurucunun

etkinliğin esas amacı kapsamında eylem yaptığına ve protesto konusundan

uzaklaşılarak şiddet vurgusuyla devam eden kısmına dahil edilmemesi gerektiğine

veya oluşan şiddet tehlikesine katkı sağlamadığına ilişkin bir ispat

yükümlülüğü bulunmadığından, bu hususların mahkûmiyet kararının gerekçesinde

gösterilmiş olması gerekir.

Somut olayda -yukarıda da belirtildiği gibi- derece

mahkemelerince başvurucunun, söz konusu etkinliğin terör örgütü ile eylemlerini

meşru gören ve destekleyen bir hâle dönüşmesine ve şiddet vurgusuyla devam

ettirilmesine katkıda bulunduğu veya şiddete karıştığı gösterilememiştir.

Bu itibarla, başvurucunun ikinci eylemi bakımından

denetim altına alınmasının da ilk eyleminde olduğu gibi ihlal oluşturduğu

düşüncesiyle çoğunluğun aksi yöndeki kararına katılmıyorum.

Üye

Celal Mümtaz AKINCI

Üye

M. Emin KUZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/6909, 24 Şubat 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Başvuru
  10. B. Başvuru
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. A. Ulusal Hukuk
  14. B. Uluslararası
  15. V. İnceleme Ve
  16. Gerekçe
  17. A. Kişi
  18. B. İfade
  19. C. 6216 Sayılı
  20. A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal
  21. B. 1. 7/7/2008 tarihli etkinlikte gerçekleştirdiği eylem
  22. C. Kararın bir örneğinin ifade özgürlüğü ihlalinin
  23. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucunun
  24. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  25. Karşıoy Gerekçesi
  26. M. Emin KUZ
  27. Karşıoy Gerekçesi
  28. M. Emin KUZ
  29. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/6909
Tarih
24 Şubat 2021

İlgili Kararlar

  • Yavuz Geçim Başvurusu (B. No: 2018/15011)
  • Kasım İlimoğlu Başvurusu (B. No: 2018/17191)
  • Mehmet Karataş Başvurusu (B. No: 2018/13934)
  • Mahmut Celal Abdullahoğlu Başvurusu (B. No: 2018/2413)
  • M.g. Başvurusu (B. No: 2018/13901)
  • Nkt Teknoloji Dağıtım Ticaret Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2018/26844)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.