İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hanım Kılıç ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1655)

1. Başvuru, başvurucuların

Başvuru No2013/1655Tarih4 Kasım 2015Okuma35 dk · 6.936 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hanım Kılıç Ve Diğerleri Başvurusu

Karar tarihi
4 Kasım 2015
Başvuru Numarası
2013/1655
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.936 kelime·35 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, başvurucuların

yakınının hükümlü olarak bulunduğu cezaevinde hayatını kaybettiği olayda

devletin gerekli önlemleri almaması ve ölüm olayına ilişkin etkili bir

soruşturma yürütülmemesi nedenleriyle anayasal hakların ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 8/2/2013

tarihinde Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe

ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun

Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci

Komisyonunca kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına

karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 4/11/2015 tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığı (Bakanlık) tarafından 2/7/2015

tarihinde Anayasa Mahkemesine sunulan görüş, başvuruculara 14/7/2015 tarihinde

tebliğ edilmiş; başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı beyanlarını 29/7/2015

tarihinde sunmuşlardır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve UYAP aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvuruculardan Hanım

Kılıç’ın eşi, diğer başvurucuların ise babası olan Abdülvahit

Kılıç (A.K.), kaldığı Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda 19/6/2012 tarihinde boğazını kesmek suretiyle intihara

teşebbüs etmiştir.

8. Olay sonrası Diyarbakır

Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırılan A.K. tedavi sonrasında cezaevi

idaresine verdiği 27/6/2012 tarihli dilekçede özetle

intihar girişiminde bulunmasının cezaevinde kaldığı odada yaşadığı

sıkıntılardan kaynaklandığını, beraber kaldığı kişilerce öldürülmek istendiğini

anlayınca tuvalete kaçtığını ve orada bulduğu bir jilet ile boğazını kestiğini

belirterek tedavisinin ardından can güvenliği için başka bir cezaevine sevkini

istemiştir.

9. Anılan sevk talebi üzerine

Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, A.K.nin güvenlik

nedeniyle Midyat M tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna naklinin yapılmasına karar

vermiş ve hükümlünün konumuna uygun bir bölümde barındırılması gerektiğini Ceza

İnfaz Kurumuna bildirmiştir.

10. A.K.nin, 28/6/2012

tarihinde nakledildiği Midyat M tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun geçici hekimi

tarafından yapılan ilk muayenesinde herhangi bir rahatsızlığına rastlanmamış ve

kendisi de herhangi bir sağlık probleminin bulunduğundan bahsetmemiştir.

11. Ceza İnfaz Kurumunda tek

başına kalmak istediğini bildirmesi üzerine A.K.,

İdare ve Gözlem Kurulunun kararı ile üç ayrı koğuştan oluşan ikinci müşahede

bölümünde koridorun sonunda bulunan odaya yerleştirilmiştir.

12. A.K. 29/6/2012

tarihinde saat 21.20 civarında gömleği ile demir parmaklıklara boynundan asılı

şekilde ölü olarak bulunmuştur.

1. Ölüm

Olayının Ardından Yürütülen Ceza Soruşturması Süreci

13. Ölüm olayının ardından

yapılan olay yeri incelemesinde A.K.nin gömleği ile

demir parmaklılara boynundan asılı olduğu, gömlekle kendisini 202 santimetre

yükseklikteki yere paralel uzanan demir parmaklıklara bağladığı, cesedin

boynunda önceki intihar girişiminden kalan yaranın ası nedeniyle açılmış

olduğu, yaranın kanamış ve kurumuş olduğu, ölenin kendisini, kendisine ait

lacivert kısa gömlekle demir parmaklıklara astığı, gömleğin ters çevrildiği,

sol ucunun demir parmaklıklara sabitlendiği, gömlek ucunun kolsuz bölümden

halka yapılmak suretiyle bir kez boynuna dolandığının gözlendiği, ceplerinde

veya kaldığı odada not ya da benzeri herhangi bir doküman bulunmadığı tespit

edilmiştir.

14. Ölüm olayına ilişkin

başlatılan soruşturma kapsamında ifadesi alınan hükümlü M.S.D.

“yirmi gün önce terör suçlarından

hükümlülerin bulunduğu koğuştan ayrılmak istediğini, bu koğuştan çıkarılarak

müşahede bölümüne getirildiğini, 28/6/2012 günü öğleden sonra Abdülvahit'in müşahede bölümüne getirildiğini, koridorun

sonundaki odaya yerleştirildiğini, o gün kendisi ile konuşmadığını, ertesi gün

yani 29/6/2012 günü ise akşam saatlerinde Abdulvahit'e

seslendiğini, nereden geldiğini ve niçin koğuşta kalmadığını sorduğunu,

Diyarbakır'dan geldiğini, koğuşta kalmak istemediğini, koğuşta sıkıldığını

ölenin kendisine anlattığını, nöbetçi memurların sürekli koridorda dolaştığını,

zaman zaman da Abdulvahit'le konuştuklarını, bir ara

memurun yanlarından ayrıldığını, yanındaki arkadaşı S. ile Abdulvahit'e

seslendiklerini, ancak ses gelmediğini, yaşlı olduğunu, uyumuş olabileceğini

düşünerek bir daha seslenmediklerini, hatırladığı kadarı ile saat 21:30

civarında nöbetçi memurun yeni bir hükümlüyü müşahede bölümüne getirdiğini,

odasına bıraktıktan sonra Abdulvahit'in yanına

gittiğini, hemen koşarak geri döndüğünü, yüzünün bembeyaz olduğunu, herhangi

bir ses ya da bağrışma duymadığını, olay öncesinde olumsuz bir durumun da

yaşanmadığını” beyan etmiştir.

15. Yine A.K. ile Cezaevinin

aynı koridorunda ancak farklı bir odasında bulunan S.A. ise ifadesinde “yirmi gün önce terör suçlarından hükümlülerin

bulunduğu koğuştan ayrılmak istediğini, bu koğuştan çıkarılarak müşahede

bölümüne getirildiğini, 28/6/2012 günü yaşlı bir şahsın müşahede odasına getirildiğini,

başka bir odaya yerleştirildiğini, bir ara aynı koğuşta kaldığı M.S.D.'nin bu şahsa seslendiğini,

bir şeyler konuştuklarını, nöbetçi memurların sürekli koridorda dolaştığını,

bir ara nöbetçi memurdan sıcak suyu açmasını istediklerini, banyo yaptıklarını,

nöbetçi memurun bir ara müşahede bölümünden ayrılarak bir süre sonra geri

döndüğünü, bir başka hükümlüyü getirdiğini, herhangi bir ses duymadıklarını,

olumsuz bir durum yaşanmadığını” beyan etmiştir.

16. A.K.nin öldüğü esnada başvurucunun

bulunduğu koridorda nöbetçi olan ve olaya ilk müdahalede bulunan infaz ve

koruma memuru M.C. alınan ifadesinde “ölenin

kuruma bir önceki gün (28/6/2012) saat 14:00'te geldiğini, daha önce intihara

teşebbüs ettiğinin söylendiğini, şahsın tedirgin olduğunu, "beni

öldürecekler" diye konuştuğunu, kendisini sakinleştirmeye çalıştığını,

ailesi hakkında konuştuklarını, bunun dışında olumsuz bir durumun olmadığını,

nöbeti devrettiği arkadaşına Abdulvahit'in durumunu

anlattığını, olay günü ise saat 18:00'de N.A.'dan nöbeti devraldığını, müşahede bölümünde bir odada

iki kişi, koridorun sonundaki odada ise Abdulvahit

olmak üzere toplamda üç kişi bulunduğunu, ölene herhangi bir ihtiyacı olup

olmadığını sorduğunu, sık sık müşahede bölümünde dolaştığını, içeride bulunanlarla

konuştuğunu, bir ara banyolarını yapmaları için bu bölümdekilere sıcak su

verilmesini sağladığını, B bloktaki görevli arkadaşına havalandırma kapılarını

kapatması için yardımcı olduğunu, daha sonra müşahede bölümüne yeni gelen bir

hükümlüyü alması gerektiğinin söylendiğini, bu nedenle girişe gittiğini, İ.Y.

isimli bu hükümlünün girişini yaptıklarını, onu müşahede bölümüne götürerek

odaya koyduktan sonra Abdulvahit'in yanına gittiğinde

üzerindeki gömlek ile kendisini müşahede odasının parmaklıklarına astığını ve

hareketsiz durduğunu gördüğünü, hemen telefonun bulunduğu bölüme koşarak durumu

başmemur N.A.'ya

ilettiğini, ölenin kendisine intihardan söz etmediğini, sürekli kendisini

öldüreceklerinden söz ettiğini, bulunduğu yere başka mahkumların gelip gelmeyeceğini

sorduğunu” beyan etmiştir.

17. Midyat M tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumu 2. Müdürü C.A. alınan ifadesinde “27/6/2012 günü Diyarbakır D Tipi Ceza İnfaz Kurumu'ndan arandığını, terör örgütü

mensuplarının kaldığı koğuştan kendi isteği ile ayrılan ve intihara teşebbüs

eden Abdulvahit Kılıç'ın Midyat M Tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumu'na naklediğini öğrendiğini, şahsın terör

örgütü mensuplarından korunması gerektiğinin söylendiğini, durumu M.A. isimli

memura anlattığını, durumun başmemurlara da iletilmesi

talimatı verdiğini, 28.06.2012 günü öğleden sonra Abdulvahit'in

kuruma getirildiğini, başmemurlar Y.Y. ve L.Y. ile

birlikte şahısla görüştüğünü, ölenin terör örgütüyle hiçbir ilişkisi

olmadığını, Diyarbakır'da kaldığı koğuşta terör örgütü mensuplarından baskı

gördüğünü, kendisini öldüreceklerine dair şeyler duyduğunu, bu nedenle koğuşun

tuvaletine giderek permatik ile boğazını kestiğini

söylediğini, daha sonra o koğuştan ayrılmak istediğini, Midyat'ta kesinlikle

terör örgütü mensupları ile kalmak istemediğini, tarafsız konumda olanlara da

güvenmediğini, bu nedenle tek başına kalmak istediğini söylediğini, kurumda

kapasite fazlası olması ve boş oda bulunmaması nedeniyle Abdulvahit'in

müşahede bölümüne alındığı, kendisi ile yapılan görüşmede psikolojik sorununun

olmadığı ve ilaç kullanmadığının öğrenildiğini, nöbetçileri uyardıklarını,

doktor muayenesinden de geçirildiğini, olay günü 21:30 sıralarında başmemur N.A'nın kendisini arayıp

ölenin kendisini astığını söylediğini” beyan etmiştir.

18. Müteveffanın eşi ve

çocukları (başvurucular) ise alınan ifadelerinde “ölenin hayat dolu yaşamayı seven bir kişi olduğunu, gayet sakin ve ne

konuştuğunu bir kişi olduğunu, psikolojisinin iyi durumda olduğunu, cezaevine

girmeden intihar girişiminde bulunduğunu, can güvenliğinden endişe ettiğine

dair kendilerine bir beyanda bulunmadığını, kendisine yönelik bir tehdit

unsurunun bulunmadığını” beyan etmiştir.

19. Soruşturma kapsamında

incelenen Ceza İnfaz Kurumu güvenlik kamera kayıtlarından olay günü infaz

koruma memurlarının belirli aralıklarla müşahede bölümüne giriş çıkış

yaptıkları, ölüm olayından önce en son infaz koruma memuru M.C.nin 18.15, 18.37 ve 19.40’ta müşahede bölümüne

girdiği ve kontrol yaptığı, 19.49’da bu bölümden ayrıldığı, daha sonra M.C.nin 21.16’da Ceza İnfaz Kurumuna yeni gelen bir

hükümlüyü müşahede bölümüne götürdüğü, 21.19’da ise müşahede bölümünden koşarak

geri döndüğü, orada bulunan telefonla görüştüğü ve ardından diğer infaz ve

koruma memurlarının, Ceza İnfaz Kurumu 2. Müdürü’nün, sağlık ekibinin ve

Cezaevi Savcısı’nın olay yerine intikal ettiği tespit edilmiştir.

20. Diyarbakır Cumhuriyet

Başsavcılığının 30/6/2012 tarihli ölü muayene ve

otopsi tutanağında A.K.nin ölümünün asıya bağlı asfiksi sonucu meydana geldiği ve ası fiilinin kişi canlıyken

vuku bulduğu belirtilmiştir.

21. Somut olaya ilişkin Midyat

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda 14/11/2012 tarihli ve K.2012/1049 sayılı kararla kovuşturma

yapılmasına yer olmadığına karar verilmiştir. Anılan kararın gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

“... Midyat M Tipi Kapalı

Ceza İnfaz Kurumu'na bir gün önce nakille gelen Abdülvahit

Kılıç'ın, tutulduğu müşahade bölümünde kendisini

asarak intihar ettiği olay hakkında ceza infaz kurumu idare ve personellerini

de içine alacak şekilde soruşturma yürütülmüşse de; yukarıda ayrıntılı şekilde

anlatıldığı üzere ölenin ası sonucu öldüğünün ve asının kişi sağken vuku

bulduğunun otopsi işlemi ile belirlendiği, ölende daha önceki intihar girişimi

nedeniyle boğazındaki yara dışında başkaca yeni darp-cebir izinin bulunmadığı,

ölenin daha önce Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nda intihar

girişiminde bulunduğu, bunun nedeninin ise koğuşta kendisinin öldürülmesine

karar verildiği olarak gösterdiği, Diyarbakır'dan başka bir yerdeki ceza infaz

kurumuna sevkini istediği, Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'na geldiğinde

de terör örgütü mensuplarının kaldıkları koğuşta ya da bağımsız terör koğuşunda

kalmak istemediğini, güvenmediğini, tek başına kalmak istediğini idareye

bildirdiği, bu nedenle hem ölenin güvenliği hem de kendi talebi doğrultusunda

ölenin müşahade odasına alındığı, burada infaz koruma

memurlarınca kendisi ile ilgilenildiği, gün içerisinde sık sık müşahade nöbetçi memurlarınca müşahade

bölümünde kontrollerin yapıldığı, ancak olay saatinde müşahade

nöbetçisi olan M.C.'nin müşahade

bölümüne bir başka hükümlüyü getirmek üzere bölümden ayrıldığı bir zamanda

ölenin kendisine ait gömleği ile kendisini müşahade

odası parmaklıklarına astığı, bu şekilde intihar girişiminde bulunarak hayatını

kaybettiği, somut olayda Abdülvahit Kılıç'ta intihar

düşüncesinin bir başkası tarafından oluşturulduğuna, ölenin intihara

azmettirildiğine ya da bu konuda teşvik edildiğine, bu yönde aldığı kararın bir

başkası tarafından güçlendirildiğine veya ölene intihara kalkışması konusunda

yardım edildiğine dair herhangi bir bulgu ve delil de bulunmadığı, tüm dosya

kapsamına göre ölenin infaz kurumunda intihara kalkışarak hayatını

kaybetmesinde infaz kurumu idaresine ve infaz koruma görevlilerine atfı kabil

herhangi bir kusur bulunmadığı, kamu görevlilerinin görevlerinin gereklerine

aykırı hareket ettiklerine, görevlerini ihmal ettiklerine ya da savsadıklarına

dair herhangi bir delil yada bulgu bulunmadığı

anlaşıldığından; soruşturmaya konu edilen olay hakkında suç yokluğu

nedeniyle...”

22. Başvurucuların kovuşturmaya

yer olmadığına dair karara karşı itirazları üzerine, itiraz incelemesini yapan

Mardin 1. Ağır Ceza Mahkemesi 26/12/2012 tarihli ve

2012/551 Değişik İş sayılı kararıyla “dosya

kapsamı ve kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair kararın gerekçesi dikkate

alındığında müştekiler vekilinin iddiasının iddianame konusu yapılmasına yeter

delil bulunmadığı” gerekçesiyle itirazın reddine karar vermiştir.

23. Bu karar 10/1/2013

tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiş olup 8/2/2013 tarihli bireysel

başvuruda süre aşımı bulunmadığı anlaşılmıştır.

2. Ölüm

Olayına İlişkin Yürütülen Disiplin Soruşturması Süreci

24. Meydana gelen ölüm olayına

ilişkin olarak Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Amirliği

tarafından olay tarihinde müşahede bölümünde nöbetçi olan infaz ve koruma

memuru M.C. ile infaz ve koruma başmemuru N.A.

hakkında disiplin soruşturması başlatılmıştır.

25. M.C. hakkında yapılan

disiplin soruşturması sonucunda M.C.nin

müteveffanın durumundan haberdar olduğu için kendisini sık sık kontrol ettiği

ve kendisine tavsiyelerde bulunduğu, olay günü de belli aralıklar ile müşahede

bölümünü kontrol ettiği, daha sonra Cezaevine yeni gelen bir hükümlüyü müşahede

bölümüne yerleştirmek için geri döndüğünde ölüm olayını fark edip derhâl

vardiya sorumlusuna bildirdiği ve bu nedenle olayda herhangi bir kasıt veya

ihmalinin olmadığı belirtilerek disiplin cezası verilmesine yer olmadığına

karar verilmiştir.

26. N.A. hakkında yapılan

disiplin soruşturması sonucunda ise N.A.nın olayı

öğrenir öğrenmez görevli personeli toplayarak müşahede kısmında hazır

bulundukları, akabinde durumu Kurum Müdürü ve 112 acil servise bildirdiği ve

olayda herhangi bir ihmal veya gecikmeye mahal vermediği belirtilerek disiplin

cezası verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir.

3. Ölüm

Olayının Ardından Açılan Tazminat Davası Süreci

27. UYAP sistemi üzerinden elde

edilen bilgilere göre başvurucular 13/5/2013 tarihli

dilekçede özetle “A.K.’nin

hükümlü olarak bulunduğu Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda girdiği

bunalım yüzünden kendini asarak intihar etmesinde davalı idarenin hizmet kusuru

bulunduğunu, A.K.’nin daha önce intihar girişiminde

bulunduğu halde hiçbir psikolojik destek ve tedavi uygulanmadan Ceza İnfaz

Kurumuna geri gönderildiğini, durumuna uygun bölümde barındırılmadığını ve tek

başına gözden uzak bir bölüme konulduğunu” belirtmiş ve Bakanlık

aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açmışlardır.

28. Mardin İdare Mahkemesi, 22/1/2014 tarihli ve E.2013/871, K.2014/172 sayılı kararıyla

davanın reddine karar vermiştir. Anılan kararın gerekçesi şöyledir:

“…

Dava konusu

olayda, Abdulvahit Kılıç'ın 28/06/2012

tarihinde sevk edildiği Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kendi talebi

ve özel durumu gözetilerek tek başına kalabileceği, bu şekilde daha önceki

intihar girişiminin nedeni olarak gösterdiği "başkaları (terör örgütü

mensupları) tarafından öldürülme korkusu ve kaygısının" en aza

indirgenebileceği müşahade bölümüne konulduğu,

intihar girişimini kolaylaştırabilecek kesici ve delici aletler, ip, kemer vb.

herhangi bir eşyanın kendisine verilmediği, bununla birlikte üzerindeki

gömleğini kullanarak kendini astığı görülmektedir.

Olayda, davalı

idarenin Abdulvahit Kılıç'ın intihar girişimini

kolaylaştıracak fiziki şartları bahsi geçen kişiye sunmaması ve insani ihtiyaç

olarak kabul edilmesi zorunlu olan giyim eşyası dışında herhangi bir eşyanın

kendisine verilmemesi durumu birlikte gözetildiğinde, davalı idarenin bu

yönüyle herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığı açıktır.

Diğer yandan, Abdulvahit Kılıç'ın daha önce intihar girişiminde bulunması

nedeniyle, intihar eğilimi olan biri olarak gerekli tüm psikolojik ve

psikiyatrik tedavi ve desteklerin davalı idare tarafından sağlanması gerektiği

açık olmakla birlikte, bahsi geçen kişinin fiziki tedavisinin ardından 28/06/2012 tarihinde sevk edildiği Midyat M Tipi Kapalı Ceza

Evinde sevk tarihinin ertesi günü (29/06/2012) tarihinde intihar etmesi

nedeniyle, davalı idarenin sunacağı veya sunma ihtimali olan psikolojik ve

psikiyatrik tedavi ve destekleri sunmasına imkan vermediği görülmektedir. Bu

nedenle, daha önceki intihar girişiminden kaynaklanan fiziki yaralarının

tedavisi tamamlandıktan sonra doğrudan Midyat M Tipi Kapalı Ceza Evine sevk

edilen Abdulvahit Kılıç'a davalı idare tarafından

psikolojik destek ve tedavi imkanı sunulup

sunulmayacağının varsayıma dayalı olarak tespiti ve bu şekilde davalı idarenin

hizmet kusurunun bulunduğunun kabulünün mümkün olmadığı açıktır.

Bu durumda, davalı

idarenin intihar girişimini kolaylaştıracak fiziki ortamı, kesici ve delici

aletler ile ası olayında kullanılabilecek ip ve kemer benzeri eşyaları bahsi

geçen kişiye sunmaması, bunun yanında intihar olayında kullanılan gömleğin

zorunlu bir insani ihtiyaç olması, intihar eğilimi olduğu açık olan Abdulvahit Kılıç'ın sevkinin ertesi günü intihar etmek

suretiyle psikolojik destek ve tedaviye imkan

vermemesi ve diğer yandan olayın sessizlik içerisinde gerçekleşmiş olması

hususu da göz önüne alındığında, davalı idare tarafından intihar olayını

engelleme konusunda gerekli önlemlerin alınmadığı ve intihar eylemi nedeniyle

davalı idarenin kusurlu olduğu sonucuna ulaşmak mümkün olmadığından, davalı

idarenin tazmin sorumluluğundan söz etmeye hukuken imkan bulunmamaktadır.”

29. Bu karar başvurucular

tarafından temyiz edilmiş olup hâlen Danıştay nezdinde derdesttir.

B. İlgili Hukuk

30. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza

ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un “Hapis cezalarının infazında gözetilecek ilkeler” kenar

başlıklı 6. maddesinin ilgili hükümleri şöyledir:

“(1) Hapis cezalarının infaz

rejimi, aşağıda gösterilen temel ilkelere dayalı olarak düzenlenir:

a) Hükümlüler ceza infaz kurumlarında güvenli bir

biçimde ve kaçmalarını önleyecek tedbirler alınarak düzen, güvenlik ve disiplin

çerçevesinde tutulurlar.

b) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin düzenli

bir yaşam sürdürmeleri sağlanır. Hürriyeti bağlayıcı cezanın zorunlu kıldığı

hürriyetten yoksunluk, insan onuruna saygının korunmasını sağlayan maddî ve

manevî koşullar altında çektirilir. Hükümlülerin, Anayasada yer alan diğer

hakları, infazın temel amaçları saklı kalmak üzere, bu Kanunda öngörülen

kurallar uyarınca kısıtlanabilir.

c) Cezanın infazında hükümlünün

iyileştirilmesi hususunda mümkün olan araç ve olanaklar kullanılır. Hükümlünün

kanun, tüzük ve yönetmeliklerle tanınmış haklarının dokunulmazlığını sağlamak

üzere cezanın infazında ve iyileştirme çabalarında kanunîlik

ve hukuka uygunluk ilkeleri esas alınır.

…

f) Ceza infaz kurumlarında hükümlülerin yaşam

hakları ile beden ve ruh bütünlüklerini korumak üzere her türlü koruyucu

tedbirin alınması zorunludur.

…”

31. 5275 sayılı Kanun’un “Hapis

cezasının infazının hastalık nedeni ile ertelenmesi” kenar başlıklı

16. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Akıl hastalığına tutulan

hükümlünün cezasının infazı geriye bırakılır ve hükümlü, iyileşinceye kadar

Türk Ceza Kanununun 57 nci maddesinde belirtilen

sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınır. Sağlık kurumunda geçen süreler

cezaevinde geçmiş sayılır.

(2) Diğer hastalıklarda cezanın infazına, resmî

sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu

durumda bile hapis cezasının infazı, mahkûmun hayatı için kesin bir tehlike

teşkil ediyorsa mahkûmun cezasının infazı iyileşinceye kadar geri bırakılır.”

32. 5275 sayılı Kanun’un “Akıl

hastalığı dışında ruhsal rahatsızlığı olan hükümlülerin cezalarının infazı”

kenar başlıklı 18. maddesi şöyledir:

“(1) Hapsedilme ve diğer nedenlerden kaynaklanan akıl

hastalığı dışında ruhsal rahatsızlıkları bulunup da ruh ve sinir hastalıkları

hastanelerinde tutulmaları gerekli görülmeyerek infaz kurumlarına geri

gönderilenlerin cezaları, belirlenen infaz kurumlarının mahsus bölümlerinde

infaz edilir.

(2) Birinci fıkrada belirtilenlerin

cezalarının infazı için belirlenen infaz kurumlarının ihtiyaç duyduğu uzman ve

diğer tıp görevlileri, Sağlık Bakanlığınca karşılanır.”

33. 5275 sayılı Kanun’un “Hükümlünün

muayene ve tedavi istekleri” kenar başlıklı 71. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü, beden ve ruh

sağlığının korunması, hastalıklarının tanısı için muayene ve tedavi

olanaklarından, tıbbî araçlardan yararlanma hakkına sahiptir. Bunun için

hükümlü öncelikle kurum revirinde, mümkün olmaması hâlinde Devlet veya

üniversite hastanelerinin mahkûm koğuşlarında tedavi ettirilir.”

34. 6/4/2006 tarihli ve 26131 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan, Ceza İnfaz Kurumlarının Yönetimi ile

Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Tüzük’ün

(İnfaz Tüzüğü) “Psiko-sosyal yardım servisi” başlıklı 24.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“(1) Psiko sosyal yardım

servisi personel ve hükümlülerin ruh ve beden sağlığı ve bütünlüğüne ilişkin

koruyucu, geliştirici programları araştıran, uygulayan ve gerektiğinde tedavi

sürecine katılarak psikolojik destek ve müdahalede bulunan, ayrıca hükümlülerin

bireysel özelliklerini, yaşam koşullarını ve suç işleme nedenlerini

belirleyerek bireysel gelişmelerine yardımcı olan, kurum yaşamına uyumlarını ve

toplumsal yaşamla uyumlaşmalarını sağlayan ve bireyin yeniden suç işlemesini

engelleyecek önlemleri alan ve bu amaçla gerektiğinde kurum en üst amirinin

bilgisi dahilinde, aileler ve sosyal çevreyle görüşme

yapan servistir. Psiko-sosyal yardım servisinde,

psikolog ve sosyal çalışmacı görev yapar.”

35. 17/6/2005 tarihli ve 25848 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Ceza İnfaz Kurumlarında

Bulundurulabilecek Eşya ve Maddeler Hakkında Yönetmelik’in “Giyim eşyaları” başlıklı 7. maddesi

şöyledir:

“Hükümlülerin koğuş, oda ve eklentilerinde birer adet palto, manto ve

mont, iki adet ceket veya ceket yerine kullanılabilen hırka, dört adet pantolon

ve/veya etek, bayan için iki adet elbise, bir takım eşofman, dört adet gömlek,

iki adet kazak, iki takım pijama, bir spor ayakkabısı, bir kışlık ayakkabı, bir

iskarpin, üç adet tişört, iki adet kravat, bir adet kemer, gerektiği kadar iç

çamaşırı, çorap, bir terlik, havlu ve bir bornoz ile kaşkol, 25/11/1925

tarihli ve 671 sayılı Şapka İktisâsı Hakkında Kanuna

aykırı olmayan bir adet şapka bulundurulmasına izin verilir.

Hükümlüler;

ceza infaz kurumu dışından getirilmesine izin verilen giyim eşyalarından

eskiyenlerini, yenileriyle değiştirebilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

36. Mahkemenin 4/11/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda başvurucuların

8/2/2013 tarihli ve 2013/1655 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucuların İddiaları

37. Başvurucular, müteveffanın

daha önceden de intihar girişiminde bulunmuş olmasına rağmen yeterince tedavi

edilmeden tekrar cezaevine sevk edildiğini, okuma yazma düzeyi zayıf olan

müteveffanın kendi isteği ile başka bir cezaevine sevk talebinde bulunduğuna

ilişkin soruşturma dosyasında yer alan dilekçenin sahte olabileceğini, intihar

düşüncesi olan müteveffanın herhangi bir psikolojik tedavi ve destek

sağlanmadan cezaevine gönderildiğini ve Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca

Midyat Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilen yazıda durumun hassasiyetinin

belirtilmesine rağmen cezaevi idaresince gerekli güvenlik önlemleri alınmadan

müşahede odasına konulduğunu, müşahede bölümünde görevli memurun denetim ve

gözetim görevini yerine getirmediğini, bu ihmaller zincirinin müteveffanın

intihar etmemiş olabileceği şüphesini uyandırdığını, intihar etmiş olsa bile bu

ihmallerin ölüm olayında etkili olduğunu, soruşturma dosyasındaki mevcut

delillere rağmen Midyat Cumhuriyet Başsavcılığınca sorumluları koruma kaygısı

ile kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini, bu karara itiraz

etmelerine rağmen itirazı inceleyen mercii tarafından hiçbir somut gerekçe

gösterilmeden matbu cümlelerle itirazlarının reddedildiğini belirterek

Anayasanın 17. ve 141. maddelerinde güvence altına alınan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş, ihlalin tespiti ile maddi ve manevi tazminat

taleplerinde bulunmuşlardır.

38. Başvurucular ayrıca

müteveffanın siyasi bir olaydan dolayı cezaevinde bulunduğunu, “Kürt” kökenli

olması nedeniyle cezaevinde ayrımcılığa maruz kaldığını ve bu durumun da

yakınlarını ölüme sürükleyen etkenlerden biri olduğunu belirterek Anayasa’nın

10. maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin de ihlal edildiğini iddia

etmişlerdir.

B. Değerlendirme

39. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Somut olayda başvurucular, her ne kadar gerekçeli karar haklarının da

ihlal edildiğini ileri sürmüş olsalar da başvurucuların bu yöndeki iddiaları

yaşam hakkı kapsamında yapılan incelemelerde değerlendirilecektir. Bu nedenle

başvurucuların şikâyetleri Anayasa’nın 10. ve 17. maddelerinde güvence altına

alınan eşitlik ilkesi ile yaşam hakkı kapsamında incelenecektir.

1. Yaşam

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

40. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü ve 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. maddesinin

(1) numaralı fıkraları uyarınca Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve buna ek Türkiye’nin

taraf olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından

ihlal edildiğini iddia eden kişilere Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı

tanınmıştır.

41. Anayasa’nın “Kişinin dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı”

başlıklı 17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir;

“Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve

geliştirme hakkına sahiptir.”

42. Yaşam hakkına yönelik

yapılacak bir incelemede öncelikle başvurucunun, başvuru ehliyeti ve ihlal

iddiasının incelenmesinde menfaatinin bulunup bulunmadığı denetlenmelidir. 6216

sayılı Kanun’un 46. maddesinin (1) numaralı fıkrasında, ancak ihlale yol açtığı

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı

doğrudan etkilenenlerin bireysel başvuru hakkına sahip oldukları kurala

bağlanmıştır. Yaşam hakkının doğal niteliği gereği, yaşamını kaybeden kişiler

açısından bu hakka yönelik bir başvuru ancak yaşanan ölüm olayı nedeniyle

mağdur olan ölen kişilerin yakınları tarafından yapılabilecektir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, B. No:

2012/752, 17/9/2013, § 41). Somut olayda başvurucular,

başvuru konusu olayda ölen kişinin eşi ve çocukları olup başvuru konusu olaya

ilişkin yürütülen ceza soruşturmasına etkin bir şekilde katılmışlar ve

soruşturma sürecini takip etmişlerdir. Bu nedenle başvuruda, gerçekleşen ölüm

olayı ile ilgili yürütülen soruşturmanın Anayasa’nın 17. maddesindeki yaşam

hakkının ihlali niteliğinde olduğunun tespitinde başvurucuların meşru menfaati

olacağı anlaşıldığından başvuru ehliyeti açısından bir eksiklik bulunmadığı

tespit edilmiştir.

43. Kişinin yaşam hakkı ile

maddi ve manevi varlığını koruma hakkı, birbirleriyle sıkı bağlantıları olan

devredilmez ve vazgeçilmez haklardan olup devletin bu konuda pozitif ve negatif

yükümlülükleri bulunmaktadır. Devletin, negatif bir

yükümlülük olarak yetki alanında bulunan hiçbir bireyin yaşamına kasıtlı ve

hukuka aykırı olarak son vermeme, bunun yanı sıra pozitif bir yükümlülük olarak

yine yetki alanında bulunan tüm bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal

makamların gerek diğer bireylerin gerekse kişinin kendisinin eylemlerinden

kaynaklanabilecek risklere karşı koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 50, 51).

44. Anayasa Mahkemesinin yaşam

hakkı kapsamında devletin sahip olduğu pozitif yükümlülükler açısından

benimsediği temel yaklaşıma göre devletin sorumluluğunu gerektirebilecek

şartlar altında gerçekleşen ölüm olaylarında Anayasa’nın 17. maddesi; devlete,

elindeki tüm imkânları kullanarak bu konuda ihdas edilmiş yasal ve idari

çerçevenin, yaşamı tehlikede olan kişileri korumak için gereği gibi

uygulanmasını ve bu hakka yönelik ihlallerin durdurulup cezalandırılmasını

sağlayacak etkili idari ve yargısal tedbirleri alma görevi yüklemektedir. Bu yükümlülük -kamusal olsun

veya olmasın- yaşam hakkının tehlikeye girebileceği her türlü faaliyet

bakımından geçerlidir (Serpil Kerimoğlu ve

diğerleri, § 52).

45. Başvuru konusu olayda

başvurucular tarafından, kamu görevlilerince müteveffanın yaşamını korumak için

gerekli önlemlerin alınmadığı ve ölüm olayına ilişkin etkin bir soruşturma

yürütülmediği ileri sürülmektedir. Bu nedenle başvurucuların yaşam hakkının

ihlaline ilişkin iddialarının, yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde,

devletin müteveffanın yaşamını koruma konusunda gerekli tedbirleri alma

yükümlülüğü ile ölüm olayına ilişkin etkili bir soruşturma yapma yükümlülüğü

kapsamında ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekmektedir.

a.

Yaşam Hakkı Kapsamında Yürütülen Ceza Soruşturmasının Etkili Olmadığı İddiası

Yönünden

46. Başvurucular, A.K.nin hayatını kaybettiği olaya ilişkin yürütülen

soruşturma sonucunda Midyat Cumhuriyet Başsavcılığınca sorumluları koruma

kaygısı ile kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verildiğini ve bu

karara itiraz etmelerine rağmen itirazı inceleyen merci tarafından hiçbir somut

gerekçe gösterilmeden matbu cümlelerle itirazlarının reddedildiğini ileri

sürmüşlerdir.

47. Bakanlık görüş yazısında

öncelikli olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatları uyarınca

yaşam hakkı kapsamında yürütülecek bir ceza soruşturmasının, olayın

gerçekleştiği koşulların kesin olarak belirlenmesi, makul bir hızlılık içinde

yürütülmesi ve sorumluların belirlenmesi ile gerekirse cezalandırılmalarına

imkân verecek nitelikte olması gerektiği ifade edilmiştir.

48. Bakanlık görüşünde, yine

AİHM kararlarına dayanılarak somut olayda varılan sonuçla ilgili değil, bu

sonucu doğuran araçlarla ilgili bir yükümlülüğün söz konusu olduğu,

yetkililerin somut olaya ilişkin delillerin toplanabilmesi için kendilerinden

beklenen bütün makul önlemleri almaları gerektiği ve soruşturmada sorumlu kişi

ya da kişilerin tespit edilmesini engelleyebilecek nitelikteki her eksikliğin

onun etkinliğine zarar verebileceği belirtilmiştir.

49. Bakanlık görüşünde mevcut

başvuru ile ilgili olarak başvurucuların yakını A.K.nin

ölümü sonrasında Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından bir soruşturma

yürütüldüğü, soruşturma kapsamında olay yeri keşif görgü tespit tutanağı

hazırlandığı, müteveffanın cesedi üzerinde ölü muayenesi ve otopsi işlemi

yapıldığı, anılan işlemler neticesinde ölümün asıya bağlı asfiksi

sonucu meydana geldiğinin belirlendiği, Savcılık tarafından ayrıca olay yerinde

inceleme yapılıp fotoğraf ve video çekimi yapıldığı, olay yeri krokisi

çizildiği, olayın gerçekleştiği Cezaevi müşahede bölümüne ait güvenlik kamera

görüntülerinin incelendiği, Cezaevi görevlileriyle A.K. ile müşahede odasında

bulunan diğer hükümlülerin ifadelerinin alındığı ve son olarak müteveffanın eşi

ve çocuklarının alınan ifadelerinde müteveffanın psikolojik rahatsızlığı

bulunmadığını ve psikolojisinin iyi olduğunu belirttikleri ifade edilmiştir.

50. Başvurucular, Bakanlık

görüşüne karşı beyan dilekçesinde, başvuru formundaki iddia ve taleplerinin

tekrarı mahiyetinde ifadelerde bulunmuşlardır.

51. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, …açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

52. Anayasa’nın 17. maddesinde

düzenlenen yaşam hakkı kapsamında devletin yerine getirmek zorunda olduğu

pozitif yükümlülüklerin usule ilişkin boyutu, yaşanan ölüm olayının tüm

yönlerinin ortaya konulmasına ve sorumlu kişilerin belirlenmesine imkân tanıyan

bağımsız bir soruşturmanın yürütülmesini gerektirmektedir. Bu usul yükümlülüğü

çerçevesinde devlet, doğal olmayan her ölüm olayının sorumlularının

belirlenmesini ve gerekiyorsa cezalandırılmasını sağlayabilecek etkili resmî

bir soruşturma yürütmek durumundadır. (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 54). Bu usul yükümlülüğünün gerektiği

şekilde yerine getirilmemesi hâlinde devletin negatif ve pozitif

yükümlülüklerine gerçekten uyup uymadığının tam olarak tespit edilmesi mümkün

değildir. Bu nedenle soruşturma yükümlülüğü, devletin bu madde kapsamındaki

negatif ve pozitif yükümlülüklerinin güvencesini oluşturmaktadır (Salih Akkuş, B. No: 2012/1017, 18/9/2013, § 29).

53. Yaşam hakkı kapsamında

yürütülmesi gereken ceza soruşturmalarının amacı, yaşam hakkını koruyan mevzuat

hükümlerinin etkili bir şekilde uygulanmasını ve vuku bulan ölüm olayında varsa

sorumluları ve sorumluluklarını tespit etmek üzere adalet önüne çıkarılmalarını

sağlamaktır. Bu bir sonuç yükümlülüğü değil, uygun araçların kullanılması

yükümlülüğüdür. Anayasa'nın 17. maddesi hükümleri, başvuruculara üçüncü

tarafları belirli bir suç nedeniyle yargılatma ya da cezalandırma hakkı verdiği

veya devlete tüm yargılamaların mahkûmiyetle ya da belirli bir ceza kararıyla

sonuçlandırma ödevi yüklediği anlamına gelmemektedir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 56).

54. Soruşturmanın etkililik ve

yeterliliğini temin adına soruşturma makamlarının resen harekete geçmesi ve

ölüm olayını aydınlatabilecek, sorumluların tespitine yarayabilecek bütün

delillerin toplanması gerekmektedir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, § 57, Sadık

Koçak ve diğerleri, B. No: 2013/841, 23/1/2014,

§ 94 ).

55. Yürütülecek ceza

soruşturmalarının etkinliğini sağlayan hususlardan biri de teoride olduğu gibi

pratikte de hesap verilebilirliği sağlamak için soruşturmanın veya sonuçlarının

kamu denetimine açık olmasıdır. Buna ilaveten her olayda, ölen kişinin

yakınlarının meşru menfaatlerini korumak için bu sürece gerekli olduğu ölçüde

katılmaları sağlanmalıdır (Serpil Kerimoğlu

ve diğerleri, § 58).

56. Yaşanan bir ölüm olayının

oluşumuna ilişkin delillerin değerlendirilmesi idari ve yargısal makamların

ödevidir. Ancak Anayasa Mahkemesinin, başvuru konusu olayın gelişim şeklini

anlayabilmek ve başvurucuların yakınlarının ölümünün “şüpheli” olduğuna dair

iddialarının soruşturma makamları ve derece mahkemeleri tarafından karşılanıp

karşılanmadığını nesnel bir şekilde değerlendirmek için olayın oluşum şeklini incelemesi

gerekebilmektedir (Rıfat Bakır ve diğerleri, B. No: 2013/2782, 11/3/2015, § 68).

57. Bu çerçevede başvuru konusu

olayda yürütülen ceza soruşturmasındaki işlemlere (bkz. §§ 13-21) bakıldığında

ölüm olayının ardından derhâl soruşturmanın başlatıldığı, soruşturma kapsamında

detaylı olay yeri incelemesi yapıldığı, olay yeri krokisinin çizildiği, olayın

gerçekleştiği Cezaevi müşahede bölümüne ait güvenlik kamerası görüntülerinin

incelendiği, müteveffanın cesedi üzerinde ölü muayenesi ve klasik otopsi

işlemlerinin uygulandığı; anılan işlemlerde A.K.nin

ası sonucu öldüğünün, asının kişi sağken vuku bulduğunun ve ceset üzerinde

önceki intihar girişimi nedeniyle boğazında oluşan yara dışında başkaca

darp-cebir izinin bulunmadığının tespit edildiği ayrıca soruşturma kapsamında Cezaevi görevlilerinin, A.K. ile müşahede

odasında bulunan diğer hükümlülerin ve A.K.nin eşi

ile çocuklarının ifadelerinin alındığı ve böylelikle müteveffanın yakınlarının

meşru menfaatleri gereği soruşturma sürecine etkin bir şekilde katılımlarının

sağlandığı görülmektedir. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirilerek müteveffanın kendi

iradesiyle intihar ettiği sonucuna ulaşıldığı anlaşılmıştır.

58. Öte yandan soruşturma

kapsamında müteveffanın kaldığı müşahede bölümünün Ceza İnfaz Kurumu

görevlilerince sık sık denetlendiği, bu durumun kamera kayıtlarıyla tespit

edildiği, müteveffanın intihar etmesini kolaylaştıracak belirli eşyalara

erişimi engellenmiş olmasına rağmen üzerinde bulunan gömlek ile kendisini

müşahede odası parmaklıklarına astığı, ayrıca olay tarihinde müşahede bölümünde

nöbetçi olan infaz ve koruma memuru M.C. ile infaz ve koruma başmemuru N.A. hakkında yapılan disiplin soruşturması

sonucunda her iki kamu görevlisi hakkında da olayda herhangi bir kasıt veya

ihmallerinin bulunmadığı gerekçesiyle disiplin cezası verilmesine yer

olmadığına karar verildiği tespit edilmiştir. Bu çerçevede Midyat

Cumhuriyet Başsavcılığı, 14/11/2012 tarihli kararıyla

müteveffanın intihar etmek suretiyle hayatını kaybettiği olayda herhangi bir

kişiye atfı kabil bir suç bulunmadığından bahisle kovuşturma yapılmasına yer

olmadığına karar vermiştir.

59. Bütün bu veriler kapsamında

somut olay bir bütün olarak değerlendirildiğinde Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı

tarafından ölüm olayının akabinde derhâl soruşturmaya başlandığı ve

soruşturmanın yaklaşık altı ay gibi makul bir sürede tamamlandığı, müteveffanın

intihar etmesinden önce yaşadığı olaylara ilişkin detaylı bir araştırma yapıldığı,

olaya ilişkin delillerin elde edilmesine yönelik ayrıntılı bir çalışma

yürütüldüğü, müteveffanın yakınlarının soruşturma sürecine etkili bir şekilde

katılımlarının sağlandığı ve bu surette somut olayın aydınlatılmasına yönelik

yeterli çabanın gösterildiği anlaşılmıştır. Bu durumda, yukarıda

bahsedilen yaşam hakkının usul boyutuna ilişkin ilkeler karşısında başvuru

konusu olayda, soruşturma makamının olayların seyrini aydınlatmaya yönelik

işlemlerinden kuşku duyulmasını gerektiren bir durumun veya yürütülen

soruşturmanın derinliği ve ciddiyeti üzerinde etki gösterecek nitelikte bir

eksikliğin bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

60. Ayrıca başvurucular, Midyat

Cumhuriyet Başsavcılığınca verilen kovuşturma yapılmasına yer olmadığına dair

karara itiraz etmelerine rağmen itirazı inceleyen merci tarafından hiçbir somut

gerekçe gösterilmeden matbu cümlelerle itirazlarının reddedilmesi nedeniyle

gerekçeli karar haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucuların

bu iddialarının da yaşam hakkı kapsamında yürütülen soruşturmanın etkililiği

incelenirken değerlendirilmesi gerekmektedir.

61. Temyiz veya itiraz mercilerinin kararların tamamen

gerekçeli olması zorunlu değildir. Bu nedenle gerekçe gösterme zorunluluğunun

kapsamı, kararın niteliğine göre değişebilir (Mehmet

Yavuz, B. No: 2013/2995, 20/2/2014, § 51).

Kanun yolu incelemesi yapan merciin, yargılamayı yapan mahkemeyle aynı sonuca

ulaşması ve bunu aynı gerekçeyi kullanarak veya aynı atıfla kararına

yansıtması, kararın gerekçelendirilmiş olması bakımından yeterlidir (Yasemin Ekşi, B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

62. Başvuru konusu olayda Mardin

1. Ağır Ceza Mahkemesi, ölüm olayına ilişkin verilen kovuşturma yapılmasına yer

olmadığına dair karara yapılan itirazı, Savcılıkça verilen kovuşturmaya yer

olmadığına dair kararın gerekçesine atıf yaparak ve bu gerekçeyi kabul ederek

reddetmiştir (bkz. § 22). Dolayısıyla itiraz mercii tarafından verilen

kararının gerekçesiz olduğundan söz edilemez.

63. Açıklanan nedenlerle somut

olayda yürütülen ceza soruşturmasında yaşam hakkının usul boyutunun ihlaline

neden olabilecek bir yön bulunmadığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

b.

Yaşamı Korumak İçin Gerekli Tedbirlerin Alınmadığı İddiası Yönünden

64. Başvurucular, yakınları A.K.nin psikolojik sorunları bulunmasına ve daha önceden de

intihar girişiminde bulunmasına rağmen kamu görevlilerinin gerekli tedbirleri

almaması sonucu yaşamını yitirdiğini iddia etmektedirler.

65. Bakanlık görüşünde,

Anayasa’nın 17. maddesinin ihlal edildiği yönündeki şikâyetler

değerlendirilirken AİHM’in, devletin yaşamı koruma

yükümlülüğünü, devletin egemenlik alanında bulunan kişileri intihara karşı

korumayı kapsayacak şekilde yorumladığı belirtildikten sonra konuya ilişkin

AİHM kararlarına yer verilmiştir. AİHM’in bu konudaki kararlarında, bireyin kendisine karşı bir risk

oluşturduğunu biliyor olması veya bilmesi gerektiği hâlde makul tedbirleri

almamasının devletin sorumluluğunu doğurabileceği, bu itibarla her türlü

özgürlükten mahrumiyetin -doğası gereği- tutuklu veya hükümlü kişinin

psikolojisinin bozulmasına neden olduğu ve dolayısıyla bunun kırılgan ve

korumasız bir kişinin intihar etme riskini artırabileceği belirtilmiştir.

Ayrıca bu yüzden ulusal mevzuatların cezaevi yetkililerine bu kişiler hakkında

daha duyarlı ve dikkatli olma görevi yüklediği, tutuklu veya hükümlü kişilerin

hayatlarının gereksiz yere tehlikeye atılmasını önleyici tedbirler getirdiği, bununla

birlikte intihar olaylarında devletin yerine getirmesi gereken pozitif

yükümlülüklerin kapsamının belirlenmesinde, insan davranışlarının “öngörülemezliği” ilkesinin de gözden kaçırılmaması

gerektiği ifade edilmiştir.

66. Bakanlığın görüş yazısında

somut olaya ilişkin olarak müteveffanın Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda hükümlü olarak bulunduğu sırada boğazını kesmek suretiyle intihara

teşebbüs ettiği, kaldırıldığı hastanede yapılan tedavisinin ardından başka bir

cezaevine sevkini istediği, bu talep doğrultusunda taburcu olduktan sonra

Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna sevk edildiği, müteveffanın intihar

teşebbüsünden sonra hastanede bulunması ve kuruma dönüşte hemen naklinin

gerçekleştirilmesi nedeniyle müteveffaya Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda psikolojik desteğin sağlanamadığı, Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda müteveffanın tek başına ayrı bir bölümde kalmak istediğini belirtmesi

ve bu yönde dilekçe sunması üzerine İdare ve Gözlem Kurulu kararıyla müşahede

bölümüne yerleştirildiği, Kurumun müşahede bölümünde bulunan altı ayrı odada

barındırılan hükümlü ve tutuklular için 24 saat nöbetçi infaz ve koruma memuru

bulundurulduğu ve nöbetçinin rutin aralıklarla müşahede odalarını gözlemlediği,

müteveffanın da müşahede odasında nöbetçinin rutin kontrolünün hemen ardından

kendi gömleğini demir parmaklıklara bağlamak suretiyle intihar ettiği,

müteveffanın Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda kaldığı sürede kurum

görevlilerine herhangi bir talep veya sorununu bildirmediği, Kurum geçici

hekimi tarafından yapılan ilk muayenesinde herhangi bir rahatsızlığa

rastlanmadığı, kendisinin de herhangi bir sağlık problemini bildirmediği, bu

süreçte herhangi bir psikolog desteğin verilmediği ve daha önceden herhangi bir

hastalığının olup olmadığı konusunda bir bilginin bulunmadığı bilgilerine yer

verilmiştir.

67. Başvurucular, Bakanlığın

görüş yazısına karşı sundukları dilekçede özetle; müteveffanın ölümünde

idarenin gerekli tedbirleri almaması nedeniyle kusurlu olduğunu, Bakanlığın,

müşahede odasındaki nöbetçinin rutin kontrolünün hemen ardından müteveffanın

intihar ettiğine dair görüşünün kabul edilemeyeceğini zira müşahede bölümünde

görevli olan memurun müşahede bölümünden 19.49’da çıktığını, müteveffanın

intiharının ise 21.19’da tespit edilebildiğini beyan etmişlerdir.

68. Devletin, yaşam hakkını

koruma konusundaki pozitif yükümlülüğü kapsamında, yetki alanında bulunan tüm

bireylerin yaşam hakkını gerek kamusal makamların gerek diğer bireylerin

gerekse de kişinin kendisinin eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere karşı

koruma yükümlülüğü bulunmaktadır (bkz. § 43).

69. Bu kapsamda bazı özel

koşullarda devletin, kişinin kendi eylemlerinden kaynaklanabilecek risklere

karşı yaşamı korumak amacıyla gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü de

bulunmaktadır (Sadık Koçak ve diğerleri,

§ 74). Cezaevlerinde gerçekleşen ölüm olayları için de geçerli olabilecek bu

yükümlülüğün ortaya çıkması için cezaevi yetkililerinin, kendi kontrolleri

altındaki bir kişinin kendini öldürmesi konusunda gerçek bir risk olduğunu

bilip bilmediklerini ya da bilmeleri gerekip gerekmediğini tespit etmek; böyle

bir durum söz konusu ise bu riski ortadan kaldırmak için makul ölçüler

çerçevesinde ve sahip oldukları yetkiler kapsamında kendilerinden beklenen her

şeyi yapıp yapmadıklarını incelemek gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM

kararları için bkz. Keenan/Birleşik Krallık,

B. No: 27229/95, 3/4/2001, § 92; Tanrıbilir/Türkiye, B. No: 21422/93, 16/11/2000, §

72). Ancak özellikle insan davranışının öngörülemezliği,

öncelikler ve kaynaklar değerlendirilerek yapılacak işlemin veya yürütülecek

faaliyetin tercihi göz önüne alınarak pozitif yükümlülük, yetkililer üzerine

aşırı yük oluşturacak şekilde yorumlanmamalıdır (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 74). Bu çerçevede Anayasa

Mahkemesince yapılacak incelemede, basit bir ihmali veya değerlendirme hatasını

aşan bir kusurun cezaevi yetkililerine atfedilebilip atfedilemeyeceğinin ortaya

konulması gerekmektedir.

70. Tutuklanan veya hürriyeti

bağlayıcı cezasının infazına başlanan kişilerin, daha önce sahip oldukları pek

çok özgürlükten mahrum kalmaları ve günlük yaşamlarında ciddi nitelikte bir

değişim yaşamalarının doğal bir sonucu olarak psikolojik sağlıkları

bozulabilmekte, dolayısıyla kırılgan ve korumasız bir konumda bulunan bu

kişilerin intihar etme riski artabilmektedir. Bu nedenle yasal ve ikincil

düzenlemelerin, cezaevi yetkililerine, bu kişiler hakkında daha duyarlı ve

dikkatli olma görevi yüklemesi ve tutuklu veya hükümlü kişilerin hayatlarının

tehlikeye atılmasını önleyici tedbirler alınmasını sağlaması gerekmektedir. Bu amaçla öncelikle cezaevinde kalan kişilerin davranışlarının ve

sağlık durumlarının takip edilmesi ve gerektiğinde doktor muayenesine

başvurulması, diğer yandan bu konuda meyli olduğu anlaşılanlar açısından,

kendileri için en uygun yerlerde kalmalarının temin edilmesi ve intihar

eylemlerinde kullanılabilecek kesici/delici eşyalara; kemer, çamaşır ipi veya

ayakkabı bağcıkları gibi eşyalara el konularak bu tip risklerin azaltılmasına

yönelik önlemlerin alınması gerekmektedir (Benzer yöndeki AİHM kararları için

bkz. Keenan/Birleşik Krallık, §§

90, 91, Tanrıbilir/Türkiye, § 74).

71. Kasten ya da saldırı veya

kötü muameleler sonucu meydana gelen ölüm olaylarına ilişkin davalarda

Anayasa’nın 17. maddesi gereğince devletin, ölümcül saldırı durumunda

sorumluların tespitine ve cezalandırılmalarına imkân verebilecek nitelikte ceza

soruşturmaları yürütme yükümlülüğü bulunmaktadır. Bu tür olaylarda, yürütülen

idari ve hukuki soruşturmalar ve davalar sonucunda sadece tazminat ödenmesi,

yaşam hakkı ihlalini gidermek ve mağdur sıfatını ortadan kaldırmak için yeterli

değildir. Ancak bu yükümlülük her olayda mutlaka ceza soruşturması

yürütülmesini gerektirmemektedir. İhmal nedeniyle meydana gelen ölüm

olaylarında mağdurlara hukuki, idari ve hatta disiplinle ilgili hukuk

yollarının açık olması yeterli olabilir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 55, 59).

72. Öte yandan ihmal suretiyle

meydana gelen ölüm olaylarında devlet görevlilerinin ya da kurumlarının bu

konuda muhakeme hatasını veya dikkatsizliği aşan bir ihmali olduğu yani olası

sonuçların farkında olmalarına rağmen söz konusu makamların kendilerine verilen

yetkileri göz ardı ederek tehlikeli bir faaliyet nedeniyle oluşan riskleri

bertaraf etmek için gerekli ve yeterli önlemleri almadığı durumlarda, bireyler

kendi inisiyatifleriyle ne gibi hukuk yollarına

başvurmuş olursa olsun, insanların hayatının tehlikeye girmesine neden olan

kişiler aleyhine hiçbir suçlamada bulunulmaması ya da bu kişilerin

yargılanmaması Anayasa’nın 17. maddesinin ihlaline neden olabilir (Serpil Kerimoğlu ve diğerleri, § 60)

73. Başvuru konusu olayda

başvurucular, yakınları olan A.K.nin kaldığı

cezaevinde gömleği ile demir parmaklıklara boynundan asılı şekilde ölü

bulunduğu olayda müteveffanın, kamu görevlilerinin ihmal içeren davranışları

neticesinde hayatını kaybettiğini zira daha önceden de intihar girişiminde

bulunan müteveffaya Cezaevinde herhangi bir psikolojik destek sağlanmadığını ve

müteveffanın yaşamını korumak için gerekli tedbirlerin alınmadığını ileri

sürmüşlerdir.

74. A.K. Midyat M Tipi Kapalı

Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmeden önce Diyarbakır D Tipi Kapalı Ceza İnfaz

Kurumunda da intihar teşebbüsünde bulunmuş, tedavi sürecinin ardından talebi

doğrultusunda Midyat M Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilmiş ve Ceza

İnfaz Kurumu idaresi A.K.nin durumu hakkında

bilgilendirilmiştir. Bu durumda, somut olay açısından Ceza İnfaz Kurumu

görevlilerinin, müteveffanın hayatını kaybettiği olayda muhakeme hatasını veya

dikkatsizliği aşan bir ihmallerinin bulunup bulunmadığının belirlenmesi

gerekmektedir.

75. Bu kapsamda, Midyat M Tipi

Kapalı Ceza İnfaz Kurumuna nakledilen A.K., öncelikle

Kurumun geçici hekimi tarafından bir muayeneye tabi tutulmuş ve bu muayenede

müteveffanın herhangi bir rahatsızlığına rastlanılmadığı gibi müteveffa da

herhangi bir sağlık probleminden bahsetmemiştir. Müteveffanın tek başına kalma

yönündeki isteği de “terör örgütü mensupları tarafından öldürüleceği” yönündeki

korku ve kaygılarının azaltılabileceği düşüncesiyle Ceza İnfaz Kurumu İdare ve

Gözlem Kurulu tarafından kabul edilerek müteveffa, müşahede bölümünde bulunan

bir odaya yerleştirilmiştir. Anılan odada -müteveffanın olası bir intihar

girişimini engellemek amacıyla- kesici, delici veya zarar verici nitelikte

eşyaların bulundurulmasına izin verilmemiş ve müteveffa, nöbetçi infaz koruma

memurlarınca rutin aralıklarla gözlemlenmiştir. Ayrıca

başvurucular her ne kadar müteveffaya Ceza İnfaz Kurumunda psikolojik destek

sağlanmadığını ileri sürmüş iseler de müteveffanın Midyat M Tipi Kapalı Ceza

İnfaz Kurumuna nakledildikten bir gün sonra intihar etmesi nedeniyle psikolojik

veya psikiyatrik tedavinin gerekli olup olmadığı konusunda bir araştırma

yapılabilmesine imkân tanıyacak yeterli sürenin varlığı konusunda net bir

saptama yapılamayacaktır. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde

somut olayda Ceza İnfaz Kurumu görevlilerinin kastının veya ağır bir ihmalinin

varlığından söz edilemeyecektir.

76. Bununla birlikte Anayasa

Mahkemesi açısından, idari makamlar ve derece mahkemeleri tarafından

başvurucular lehine bir tedbir ya da kararın alınması suretiyle ihlalin tespit

edilmesi ve verilen karar ile bu ihlalin uygun ve yeterli biçimde giderilmesi

hâlinde ilgili tarafın artık mağdur olduğu ileri sürülemeyecektir. Bu iki koşul yerine getirildiği takdirde bireysel

başvuru mekanizmasının ikincil niteliği dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin

inceleme yapmasına gerek kalmayacaktır. Bu kapsamda, Anayasa’nın 17. maddesine ilişkin şikâyetler açısından kapsamlı

bir ceza soruşturmasını müteakip yapılan ve makul bir tazminata hükmedilmesi

ile sonuçlanan idari dava yolu, etkili bir başvuru yoludur ve mağdur sıfatını

ortadan kaldırabilecektir (Serpil

Kerimoğlu ve diğerleri, §§ 61, 74; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Scordino/İtalya, B. No: 36813/97, 29/3/2006, §§ 178 vd.; Eckle/Almanya, B. No: 8130/78, 15/7/1982, §§

64-70; Jensen/Danimarka, B. No: 48470/99, 20/9/2001; Fatma Yüksel/Türkiye, B. No: 51902/08,

9/4/2013, §§ 45, 46).

77. Mağdur sıfatının ortadan

kalkması özellikle ihlal edildiği ileri sürülen hakkın niteliği ve ihlali

tespit eden kararın gerekçesi ile bu kararın ardından ilgili açısından uğradığı

zararların varlığını devam ettirip ettirmediğine bağlı bulunmaktadır (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Freimanis ve Lidums/Letonya, B. No: 73443/01, 74860/01, 9/2/2006, § 68). Başvuruculara sunulan telafi imkânının

uygun ve yeterli olup olmadığı kararı, söz konusu Anayasal temel hak ve

özgürlüğün ihlalinin niteliği göz önünde bulundurularak dava koşullarının

tamamının değerlendirilmesi sonucunda verilebilecektir. Bu çerçevede bir

başvurucunun mağdur sıfatı, Anayasa Mahkemesi önünde şikâyet ettiği durum için

aynı zamanda, idari veya yargısal bir kararla kendisine ödenmesine karar

verilen tazminata da bağlı olabilecektir (Sadık

Koçak ve diğerleri, § 84; benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. Gafgen/Almanya

[BD], B. No: 22978/05, 1/6/2010, § 116, Fatma Yüksel/Türkiye, 51902/08, 9/4/2013, §§ 48, 49).

78. Başvurucular bireysel

başvuruda bulunduktan sonra 13/5/2013 tarihli dilekçe

ile A.K.nin ölümünde idarenin hizmet kusuru

bulunduğundan bahisle Bakanlık aleyhine 10.000 TL maddi, 70.000 TL manevi

tazminat davası açmışlardır. Bu dava, her ne kadar Mardin İdare Mahkemesinin 22/1/2014 tarihli kararıyla reddedilmiş ise de hâlen temyiz

aşamasında Danıştay nezdinde derdesttir.

79. Somut olayda ölümün

gerçekleşmesinde kamu görevlilerinin kasıt veya ağır ihmallerinin bulunmadığı, olaya

ilişkin yürütülen kapsamlı bir ceza soruşturmasının ardından başvurucular

tarafından ölüm olayında kamu görevlilerinin kusuru olduğundan bahisle tazminat

davası açıldığı, anılan davanın başvurucuların uğradıklarını iddia ettikleri

maddi ve manevi zararlarının tazminini sağlayarak mağduriyetlerini ortadan

kaldırabilecek nitelikte olduğu ancak bu davanın henüz temyiz aşamasında

derdest durumda bulunduğu dikkate alındığında başvurucuların Bakanlık aleyhine

açtıkları tam yargı davasının sonucunu beklemeden ikincil nitelikteki bireysel

başvuru yoluna başvurdukları anlaşılmıştır.

80. Açıklanan nedenlerle

başvurucuların, yakınları olan A.K.nin ölümünde

idarenin gerekli önlemleri almaması sebebiyle kusurlu olup olmadığını tespit

edip yeterli miktarda tazminata hükmedilmesi suretiyle mağdur sıfatlarını sona

erdirebilecek nitelikteki tam yargı davasının sonucunu beklemeden bireysel

başvuruda bulundukları anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Eşitlik

İlkesinin İhlal Edildiği İddiası

81. Başvurucular, müteveffanın

siyasi bir olaydan dolayı cezaevinde bulunduğunu, “Kürt” kökenli olması

nedeniyle cezaevinde ayrımcılığa maruz kaldığını ve bu durumun da yakınlarını

ölüme sürükleyen etkenlerden biri olduğunu belirterek Anayasa’nın 10.

maddesinde tanımlanan eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

82. Anayasa'nın “Kanun önünde eşitlik” kenar başlıklı 10.

maddesi şöyledir:

“Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet,

siyasi düşünce, felsefi inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım

gözetilmeksizin kanun önünde eşittir.

...

Devlet organları ve idare makamları bütün

işlemlerinde kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek

zorundadırlar.”

83. Başvurucuların, Anayasa'nın

10. maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik

iddialarının, bahsi geçen maddelerdeki ifadeler dikkate alındığında soyut

olarak değerlendirilmesi mümkün olmayıp mutlaka Anayasa ve AİHS kapsamında yer

alan diğer temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 33).

84. Başvurucuların, eşitlik

ilkesinin ihlali iddialarının kişinin maddi ve manevi varlığının korunması

hakkı çerçevesinde ve bu hakla bağlantılı olarak ele alınması gerekir.

Dolayısıyla kişinin maddi ve manevi varlığının korunması hakkı bakımından

eşitlik ilkesi, bağımsız nitelikte koruma işlevine sahip olmayıp bu hakkın

kullanılmasını, korunmasını ve başvuru yollarını güvence altına alan

tamamlayıcı nitelikte haklardandır.

85. Ayrımcılık yasağının ihlal

edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için başvuruda, kişinin hangi temel hak

ve özgürlüğü konusunda hangi temele dayalı olarak ayrımcılığa maruz kaldığının

gösterilmesi gerekir. Ayırımcılık iddiasının ciddiye alınabilmesi için

başvurucuların benzer durumdaki başka kişilere yapılan muamele ile yakınlarına

yapılan muamele arasında bir farklılığın bulunduğunu ve bu farklılığın meşru

bir temeli olmaksızın ırk, renk, cinsiyet, din, dil vb. ayırımcı bir nedene

dayandığını makul delillerle ortaya koymaları gerekir. Somut

olayda başvurucular, müteveffanın “Kürt” kökenli olması nedeniyle bulunduğu

Ceza İnfaz Kurumunda ayırımcılığa uğradığını dile getirmiş ancak etnik kökeni

nedeniyle müteveffanın nasıl bir ayrımcı muameleye maruz kaldığını veya bezer

durumdaki diğer tutuklu ve hükümlülerin yararlandığı hangi haklardan yararlanamadığını

ortaya koyabilecek herhangi bir beyanda bulunmaksızın soyut olarak eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

86. Açıklanan nedenlerle

başvurucular, ihlal iddialarını kanıtlayacak herhangi bir delil ileri

sürmeksizin soyut olarak eşitlik ilkesinin ihlal edildiğini ileri

sürdüklerinden başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucuların,

1.

Yaşam hakkı kapsamında yürütülen ceza soruşturmasının etkili olmadığı yönündeki

şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun

olması,

2.

Yaşam hakkının koruması için gerekli tedbirlerin alınmadığı yönündeki

şikâyetlerinin başvuru yollarının

tüketilmemesi,

3.

Eşitlik ilkesinin ihlal edildiğine yönelik şikâyetlerinin açıkça dayanaktan yoksun olması nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B.

Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde bırakılmasına

4/11/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serruh KALELİ

Nuri NECİPOĞLU

Hasan Tahsin GÖKCAN

Rıdvan GÜLEÇ

Raportör Yrd.

:

Bülent ALTINSOY

Başvurucular

:

1. Hanım KILIÇ

2. Berivan KILIÇ

3. Süleyman KILIÇ

4. Gülbahar KILIÇ

5. Helin KILIÇ

6. Vedat KILIÇ

Vekili

:

Av. Rehşan Bataray

SAMAN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1655, 4 Kasım 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. Saman
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1655
Tarih
4 Kasım 2015

İlgili Kararlar

  • Emre Çalıkoğlu Başvurusu (B. No: 2013/4686)
  • Ahmet Temiz Başvurusu (B. No: 2013/3594)
  • Mustafa Ateşoğlu ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1178)
  • Sait Şahin Başvurusu (B. No: 2013/4338)
  • Vatan Partisi Başvurusu (B. No: 2015/8764)
  • Nasrullah Kuran Başvurusu (B. No: 2013/6123)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.