İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm
İkinci BölümBaşvuru No: 2014/17112Tarih: 30 Ekim 2018

Hasan Gülbahar Başvurusu (B. No: 2014/17112)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

HASAN GÜLBAHAR BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2014/17112)

Karar Tarihi: 30/10/2018

İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; mahsup talebinin reddedilmesi nedeniyle kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının, müdafi yardımından yararlandırılmama, kanun yararına

bozma aşamasında Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının ve Adalet Bakanlığının

görüşünden haberdar edilmeme nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 30/10/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü sunmuştur.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

9. Adana 2 No.lu Devlet Güvenlik Mahkemesinin (DGM) 18/5/1983

tarihli kararı ile başvurucunun müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına

karar verilmiştir.

10. Malatya Ağır Ceza Mahkemesinin 1/8/1991 tarihli kararı ile

16/1/1989 tarihinden geçerli olmak üzere başvurucunun koşullu salıverilmesine

ve bihakkın tahliye tarihinin 12/1/2017 olduğuna karar verilmiştir.

11. Başvurucunun deneme süresi içerisinde 3/1/1995 tarihinde

işlemiş olduğu ikinci suç nedeniyle Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin (Kayseri

DGM) 25/4/1996 tarihli kararıyla 18 yıl 9 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına karar verilmiştir (Bu mahkûmiyet hükmü yeniden değerlendirme

sonrasında 12 yıl 6 ay hapis cezasına indirilmiştir.).

12. Bu mahkûmiyet kararı üzerine Malatya Ağır Ceza Mahkemesinin

30/4/1997 tarihli kararı ile ikinci suç tarihi olan 3/1/1995 tarihi ile

bihakkın tahliye tarihi olan 16/1/2017 tarihleri arasındaki sürenin aynen

infazına karar verilmiştir.

13. Koşullu salıvermenin geri alınması dolayısıyla aynen

infazına karar verilen ceza infaz edilirken Malatya 1. Ağır Ceza Mahkemesince

30/4/2013 tarihinde yürürlüğe giren 11/4/2013 tarihli ve 6459 sayılı Kanun'un

25. maddesiyle 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkında Kanun'a eklenen geçici 5. maddesindeki "7 Kasım 1982 tarihinden önce işlemiş olduğu bir

suç dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkûm olan kişi hakkında, mahkum

olduğu cezanın infazı sürecinde koşullu salıverildikten sonra deneme süresi

içinde işlediği yeni bir suç sebebiyle koşullu salıverilme kararı geri

alınamaz." şeklindeki düzenleme gereğince başvurucunun

18/2/1997 tarihli koşullu salıverilmenin geri alınması yönündeki kararın kaldırılmasına,

başka bir suçtan tutuklu veya hükümlü değil ise derhâl tahliyesine, şu ana

kadar infaz ettiği sürenin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin (Kayseri DGM)

25/4/1996 tarihli kararı ile verilen 12 yıl 6 ay hapis cezasından mahsubu

hususunda ise ilgili Mahkeme tarafından değerlendirilmesi gerektiğinden bu

hususta karar verilmesine yer olmadığına karar vermiştir.

14. Koşullu salıverilmenin geri alınması kararının

kaldırılmasından sonra başvurucunun 30/4/2013 tarihinde Ankara 11. Ağır Ceza

Mahkemesinin 25/4/1996 tarihli kararı ile almış oluğu 12 yıl 6 ay hapis

cezasının infazına başlanmıştır.

15. Başvurucu 30/4/2013 tarihli dilekçesi ile söz konusu infazda

geçirdiği sürelerin 12 yıl 6 ay hapis cezasından mahsubuna karar verilmesini

talep etmiştir.

16. Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi 3/5/2013 tarihli kararıyla;

başvurucu hakkında mahsubu istenen sürenin şartla salıverildikten sonra

3/1/1995 tarihinde işlemiş olduğu ikinci suç nedeniyle aynen infazına karar

verilen süre olduğunu, bu sürelerin mahsup şartlarına uymadığını, başvurucunun

1/3/1926 tarihli ve 765 sayılı mülga Türk Ceza Kanunu'nun 17. maddesi gereğince

şartla salıverilme kararının geri alınması sonrası kalan cezasını yasal

şartları içerisinde infaz ettiğini, 6459 sayılı Kanun uyarınca başvurucunun

infaz etmiş olduğu karar kaldırılmış ise de infazda geçen ve hükümlülüğe

sayılan bu sürelerin başvurucu lehine infazda kazanılmış bir hak teşkil

edemeyeceğini, suç tarihi itibarıyla ve hâlen yürürlükte bulunan yasal mevzuat

içerisinde cezanın infaz edildiğini belirtilerek mahsup talebinin reddine karar

vermiştir.

17. İtiraz üzerine Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/5/2013

tarihli kararı ile itirazın kabulüne, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin

3/5/2013 tarihli kararının kaldırılmasına, 30/4/1997-30/4/2013 tarihleri

arasında infazda geçen sürenin Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/4/1996

tarihli kararı ile almış olduğu 12 yıl 6 ay hapis cezasından mahsubuna kesin

olarak karar vermiştir.

18. Bu karara karşı kanun yararına bozma yoluna gidilmiş ve

Yargıtay 9. Ceza Dairesi 5/6/2014 tarihli ilamıyla kanun yararına bozma

talebini yerinde görerek Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 10/5/2013 tarihli

kararının bozulmasına karar vermiştir. Kararın ilgili bölümü şöyledir:

"...Dosya kapsamına göre, hükümlü Hasan

Gülbahar hakkında Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin 01.07.2005 tarih 1994/28

esas, 1996/30 sayılı ilamı ile müebbet hapis cezasına mahkumiyetine dair şartla

tahliyeden geri alınan cezasının infazının yapıldığı süreçte 30.04.2013

tarihinde yayınlanarak yürürlüğe giren 6459 Sayılı Kanun uyarınca 27.11.1982

tarihinden önce işlenen suçlarda şartla tahliye olduktan sonra deneme süresinde

işlediği suç nedeniyle şartla tahliyenin geri alınamayacağı hükmü gereği

infazın durdurulması nedeniyle esasen şartlı tahliye ile infazın sona ermeyip

bihakkın tahliye tarihine kadar infazın devam ettiği, 6459 sayılı Kanunun 25

maddesi ile ancak 30 Nisan 2013 tarihinden sonra cezaevinde geçirilen sürenin

şartları varsa başka cezasından 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 63. maddesi

uyarınca mahsubunun gerekeceği, infazda kazanılmış haktan bahsedilemeyeceğinden

hükümlünün şartla tahliyeden geri alınan cezasının infazına başlandığı

30.04.1997 ile infazın durduğu 30.04.2013 tarihleri arasındaki sürenin sırada

bekleyen Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 1994/28 esas, 1996/30 sayılı ilamıyla

verilen 12 yıl 6 ay hapis cezasından mahsubunun mümkün olmadığının

gözetilmeyerek itirazın reddi yerine yazılı şekilde kabulüne karar verilmesinde

isabet görülmediğinden bahisle ... kanun yararına bozma talebine dayanılarak

düzenlenen bozma isteği incelenen dosya kapsamına nazaran yerinde

görüldüğünden, Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 10.05.2013 tarih ve 2013/82

değişik iş sayılı ek kararının CMK’nın 309. maddesi

uyarınca BOZULMASINA [karar verildi]."

19. Bozma kararı üzerine Ankara 3. Ağır Ceza Mahkemesi 12/9/2014

tarihinde mahsup talebinin reddine karar veren Ankara 11. Ağır Ceza

Mahkemesinin 3/5/2013 tarihli kararında bir isabetsizlik bulunmadığından Ankara

12. Ağır Ceza Mahkemesinin10/5/2013 tarihli kararının kanun yararına bozma

ilamı doğrultusunda kaldırılmasına ve başvurucunun itirazının reddine kesin olarak

karar vermiştir.

20. Başvurucu bu kararı yakalanarak gönderildiği ceza infaz

kurumunda 9/10/2014 tarihinde öğrenmiştir.

21. Başvurucu 30/10/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

1. Kanun Metinleri

22. 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 7.

maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Hapis cezasının ertelenmesi, koşullu

salıverilme ve tekerrürle ilgili olanlar hariç; infaz rejimine ilişkin

hükümler, derhal uygulanır."

23. 5237 sayılı Kanun'un 63. maddesi şöyledir:

"Hüküm kesinleşmeden önce gerçekleşen ve

şahsî hürriyeti sınırlama sonucunu doğuran bütün hâller nedeniyle geçirilmiş

süreler, hükmolunan hapis cezasından indirilir."

24. 6459 sayılı

Kanun'un 25. maddesiyle 5275 sayılı Kanun'a eklenen geçici 5. maddesi şöyledir:

"7 Kasım 1982 tarihinden önce işlemiş

olduğu bir suç dolayısıyla hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum olan kişi

hakkında, mahkum olduğu cezanın infazı sürecinde koşullu salıverildikten sonra

deneme süresi içinde işlediği yeni bir suç sebebiyle koşullu salıverilme kararı

geri alınmaz."

25. 765 sayılı mülga Kanun'un 17. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Şartla salıverilmiş olan hükümlü, geri

kalan süre içinde işlediği kasıtlı bir cürümden dolayı şahsi hürriyeti

bağlayıcı bir cezaya mahkum olur veya mecbur olduğu şartları yerine getirmez

ise, şartla salıverilme kararı geri alınır. Bu takdirde suçun işlendiği

tarihten sonraki kısım hükümlünün ceza süresine mahsup edilmeyerek aynen

çektirilir ve şartla salıverilmeye esas teşkil eden hükmün infazı ile ilgili

olarak bir daha şartla salıverilmeden yararlanamaz."

2. Yargıtay Kararları

26. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31/1/2006 tarihli ve

E.2006/1-4, K.2006/7 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:

"...

Tutuklama, ceza yargılamasının güvenli

yürümesini ve amacına erişmesini sağlamaya yönelik ve yargılama hukuku

açısından zorunlu hallerde hakimin verdiği karara dayanan bir önlemdir.

Yargılamadaki amaca göre önleyici bir koruma önlemi olduğu kadar kişi özgürlüğü

ve güvenliğini kısıtlayan bir içerik de taşımaktadır. Bu nedenle mukayeseli

hukukta, sistemler ve sistemlerin dayandığı prensipler farklı olmakla birlikte,

kendisine ceza verilmiş olan şahsın, bu cezasından daha önce sınırlandırılmış

özgürlük sürelerinin hükmedilen cezasından indirilmesi kabul edilmiştir.

Mevkufiyetin (tutukluluğun) mahsubu olarak adlandırılan bu kurumdan amaç,

kendisine ceza verilmiş mahkûmun bu cezasından daha evvel çekilmiş, özgürlüğü

sınırlayıcı önlemler nedeniyle özgürlüğünden yoksun kaldığı sürelerin tamamen

veya kısmen indirilmesinden ibarettir.

Mahsup konusunda, 1 Haziran 2005 tarihinde

yürürlükten kaldırılan 765 sayılı Ceza Yasamızın 40. maddesinin 1. Fıkrasındaki

... ve 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe giren 5237 sayılı Yasanın 63. Maddesindeki

... hükümler ile, her iki yasada da mahsubun mecburiliği

(hukukî) sistemi kabul edilmiş, benzer düzenlemelere 1632 sayılı Askeri Ceza

Yasasının 177 ve 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü

Yasasının 251/1 maddelerinde de yer verilmiştir. Bu sisteme göre, mahkûm kusuru

ile tutuklu kalmış olsa dahi, tutukluluk süresinin verilen cezadan indirilmesi

zorunludur. Bu sistemde yargıcın görevi, indirim yapılması için gerekli yasal

koşulların doğup doğmadığını kontrol, doğmuş ise yapılan indirimin hesabında

hata yapılıp, yapılmadığını denetlemekten ibarettir. Mahsubun hukuki esası

hakkında, bu kurumun cezanın hafifletilmesi nedenlerinden biri olduğu, evvelce

çekilmiş bir ceza olduğu, hususi af olduğu konusunda çeşitli görüşler bulunmakta

ise de, mahsup, suçlu olduğu henüz kesin olarak bilinmeyen kişilerin

özgürlüklerinden yoksun bırakılması dolayısıyla ortaya çıkan haksızlıkları

gidermek için başvurulan ve kişisel özgürlükleri anayasal düzeyde güvence

altına alan, önleyici amaçlarla yoksun bırakılan özgürlüğün iadesi için kabul

edilen hukuki bir kurumdur ...

...

Görüldüğü gibi, 765 sayılı Yasanın 40 ve

benzer düzenlemeleri içeren 5237 sayılı Yasanın 63. maddeleri uyarınca,

mahkûmiyet hükmü kesinleşmeden önce gerçekleşen tutukluluk veya özgürlüğün

kısıtlanması sonucunu doğurantüm süreler ceza

mahkûmiyetinden indirilecektir.

Tutuklu kalınan sürenin mahkûmiyetten mahsup

edilebilmesi için, tutukluluğun mahsup yapılacak suça konu mahkûmiyete ait

olması gerekmeyip, sanığın tutuklu kaldığı suçtan dolayı verilecek hükmün

kesinleşmesinden önce, işlemiş olduğu diğer bir suç nedeniyle de tutuklu

kalınan sürenin mahsubu olanaklıdır. Burada önemli olan husus, mahsuba konu

mahkûmiyete ait suçun, tutuklu kalınan suçtan verilen hükmün kesinleşmesinden

önce işlenmesidir.

..."

27. Yargıtay 8. Ceza Dairesinin 28/7/2008 tarihli ve

E.2008/10163, K.2008/9423 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:

"...

Hükümlü fazla tutuklu kaldığı sürenin ...

cezasından mahsubunu talep etmiş, bu talep Gürpınar Asliye Ceza Mahkemesinin

... kararı ile 'Şartla tahliye bir hak değildir, tutuklulukta geçen süre

bihakkın tahliye ... tarihini de aşmamıştır.' gerekçesi ile reddedilmiş[tir].

765 sayılı TCK.nun

40. ve 5237 sayılı TCK.nun 63. maddelerinin ... hükmü

karşısında, mahsup işleminin yapılabilmesi için tutuklu kalınan suçtan verilen

kararın kesinleşme tarihinden önce bir başka suçun yada suçların işlenmesinin

yeterli olacağı, kaldı ki aynı suç tarihinde işlenen suçlardan birinde fazla

tutuklu kalınan günlerin diğer suçtan verilen hükümden mahsubunun gerekeceği

gözetilmeden reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı[dır.]"

28. Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 20/9/2010 tarihli ve

E.2008/9433, K.2010/18844 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:

"...

Somut olayda uyuşmazlık, Ankara 4. Ağır Ceza

Mahkemesi’nce yerine getirilmesine karar verilen 9 yıl hapis cezası ile ilgili

olarak 647 sayılı Kanun’a göre hak edilen koşullu salıverilme süresinden fazla

yattığı sürenin, İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen 10 yıl 6 ay hapis

cezası nedeniyle koşullu salıverilinceye kadar cezaevinde yatacağı süreden

mahsup edilip edilmeyeceği noktasında toplanmaktadır.

... hükümlünün Türkiye’ye nakledildiği

tarihte, infazı gereken İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 21.09.2006 tarihli

hükmü ile verilen 10 yıl 6 ay hapis cezası da bulunduğundan, her iki hapis

cezasının toplanmasından sonra koşullu salıverilme süresinin hesap edilmesi ve

buna göre müddetname düzenlenmesi gerekirken, hükümlü

hakkında Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince verilen yerine getirme kararında

belirtilen 9 yıl hapis cezasından şartla tahliye kararı verildikten sonra, daha

önce hükme bağlanan hapis cezasının infazına başlanması doğru değildir. Ancak,

hükümlünün, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen 9 yıl hapis cezası ile

ilgili olarak koşullu salıverilmesine karar verilmiş olduğundan, gelinen

aşamada, bu ceza yönünden artık infazın fiilen devamı olanaklı olmadığından,

647 sayılı Kanun’a göre hesap edilen koşullu salıverilme süresinden fazla

yattığı sürenin İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nce verilen 10 yıl 6 ay hapis

cezası nedeniyle hesap edilen koşullu salıverme tarihine kadar cezaevinde

yatması gereken süreden mahsup edilmesi gerekmektedir.

..."

29. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 17/12/2012 tarihli ve

E.2012/20277, K.2012/27572 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:

"...

Davacı; haksız yere cezaevinde kaldığı 940 gün

için maddi ve manevi zararlarının tazminini talep etmiş, mahkemece davacının

cezaevinde kaldığı 4 yıl 1 ay 9 günden, yargılama sonucu toplamda aldığı 2 yıl

22 ay 7 gün hapis cezası düşüldükten sonraki 3 ay 2 günlük tutukluluk süresi

esas alınarak buna göre bulunan 92 gün üzerinden davacıya tazminat verilmesine

karar verilmiştir.

Davacı ... 17/11/2003 tarihinde tutuklanmış ve

26/12/2007 tarihinde tahliye edilmiştir. Davacının tahliyesinden sonra da

yargılamaya devam edilmiş ve 02/06/2010 tarihinde davacı hakkında üzerine atılı

suçlardan toplam 2 yıl 22 ay 7 gün hapis cezasına hükmedilmiş olup, davacının

cezaevinde kaldığı toplam süre 4 yıl 1 ay 9 gün (1499 gün) olarak tespit

edilmiştir.

Bu sonuçlara göre, davacı hakkında hükmedilen

ceza ve tutuklu kaldığı süreye bakıldığında, davacının cezaevinde kaldığı fazla

süre 3 ay 2 gündür. Ancak; davacının yargılanması kısa sürede sonuçlanmış olsaydı

veya daha az tutuklu kalmış olsaydı 2 yıl 22 ay 7 gün hapis cezasından sanığın

suç tarihi itibariyle 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunun 19.

maddesine göre hükümlü sayılması nedeniyle ve iyi halli olmak koşuluyla

cezaevinde kalması gereken toplam süre 559 gün olacaktı. Buna karşılık tutuklu

olduğu ve hükümlü statüsüne geçememesi nedeniyle 940 gün fazladan cezaevinde

kalmış, yani cezası kesinleşip hükümlü statüsünü almadığından kanunun infazda

öngördüğü indirimden yararlanamamıştır.

Somut olayda çözümlenmesi gereken sorun;

davacının yargılandığı suçlardan uzun süre tutuklu kalmasa veya ceza davası

daha önce sonuçlanmış olsaydı, cezaevinde kalması gereken sürenin daha az

olacak olduğunu ileri sürerek tazminat isteyip isteyemeyeceğidir.

...

... davacının koruma tedbirine konu mahkum

olduğu ceza davasında tutuklu kaldığı 4 yıl 1 ay 9 günlük tutukluluk süresinin

sonuçta aldığı cezalar nazara alındığında haddinden fazla uzun olduğu ve adı

geçen Sözleşmenin 5/3. maddesine aykırılık oluşturduğu gözetilip, tazminat

miktarının buna göre belirlenmesi gerekirken, sonuçta aldığı cezadan fazla

tutuklu kaldığı 92 gün esas alınıp, bu süre üzerinden eksik maddi ve manevi

tazminata hükmedilmesi Kanuna aykırı[dır.]"

30. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin 5/6/2013 tarihli ve

E.2013/8445, K.2013/15368 sayılı ilamının ilgili bölümü şöyledir:

"...

Tazminat davasının dayanağını teşkil eden

Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin ... ilamı ile davacının Uyuşturucu Madde

Ticareti Yapma suçundan 14.04.2008 tarihinde tutuklandığı ve 16.02.2010

tarihine kadar 1 yıl 10 ay 8 gün süre ile tutuklu kaldığı, yargılama sonucunda

eyleminin uyuşturucu madde kullanma suçuna dönüştüğü belirlenerek TCK'nın

191/2, 62. Maddeleri uygulanmak suretiyle 1 yıl 5 ay 5 gün hapis cezasına

hükmedildiği ve anılan ilamın temyiz edilmeksizin 24.02.2010 tarihinde

kesinleştiği, ceza dava dosyası içersindeki müddetnameye göre davacının anılan suçtan koşullu

salıverilme tarihinin 02.04.2009 olduğu ve bu tarihte tahliye edildiği,

16.02.2010 tarihi arasında toplam 320 gün fazladan tutuklu kalınan sürenin

tazminat istemine konu kabul edilmesi gerektiği ..."

B. Uluslararası Hukuk

1. Sözleşme Metinleri

31. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) "Özgürlük ve güvenlik hakkı"

kenar başlıklı 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili bölümü şöyledir:

"Herkes özgürlük ve güvenlik hakkına

sahiptir. Aşağıda belirtilen haller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun

olmadan hiç kimse özgürlüğünden yoksun bırakılamaz:

a) Kişinin, yetkili bir mahkeme tarafından

verilmiş mahkumiyet kararı sonrasında yasaya uygun olarak tutulması;

..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin İçtihadı

32. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) göre kanun gereği

yetkilendirilmiş, yürütme organı ve taraflardan bağımsız ve yeterli güvencelere

sahip yargısal organ olarak Mahkemece verilen ve özgürlükten mahrumiyete yol

açan her türlü mahkûmiyet kararı,

Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi kapsamına girmektedir

(Engel ve diğerleri/Hollanda, B.

No: 5100/71, 5101/71, 5102/71, 5354/72, 5370/72, 8/6/1976, § 68). Anılan bentte

belirtilen sonra ifadesi,

tutmanın sadece zaman bakımından mahkûmiyetin ardından gelmesi anlamına

gelmemektedir. Aynı zamanda tutma, mahkûmiyetin bir sonucu olmalı, mahkûmiyetin

ardından ve mahkûmiyete bağlı olarak veya mahkûmiyet sebebiyle gerçekleşmelidir

(Weeks/Birleşik Krallık, B. No: 9787/82,

2/3/1987, § 42).

33. AİHM, Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a)

bendinin, bir mahkûmun af yasasından ya da erkenden şartlı tahliye veya kesin

tahliye durumlarından yararlanmasını güvence altına almadığını belirtmektedir (Alican Demir/Türkiye, B. No: 41444/09,

25/2/2014, § 89). Ancak yetkili makamların bu tür bir tedbirden faydalanmak

için kanunda belirtilen koşulları yerine getiren herkese herhangi bir takdir

yetkileri bulunmadan bu tedbiri uygulamakla yükümlü olmaları hâlinde durum

farklı olacaktır (Del Rio Prada/İspanya [BD], B. No: 42750/09, 21/10/2013,

§ 126).

34. AİHM; hapis cezasının hatalı bir şekilde hesaplanması

dolayısıyla kişinin fazla hapis yatmasını (Pezone/İtalya, B. No: 42098/98, 18/12/2003, §§ 31-38), kişinin

ulusal hukuk sisteminin öngördüğünden daha uzun bir süre hapsedilmesini (Grava/İtalya, B. No: 43522/98, 10/7/2003, §§

31-46; Şahin Karataş/Türkiye, B.

No: 16110/03, 17/6/2008) Sözleşme'nin 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ihlali olarak kabul etmiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 30/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiaları ve Bakanlık Görüşü

36. Başvurucu; mahsup talebinin reddine ilişkin kararın hukuka

aykırı olduğunu, hakkındaki mahkûmiyetlerin birbirinden bağımsız olmadığını,

infaz sürecinde bu iki ceza yönünden bir süreklilik bulunduğunu, derece

mahkemelerince bu infaz süreçlerinin ayrı ele alındığını, ikinci cezanın

birinci cezanın infazına olan etkisi değerlendirilmeden ilgili kanun

hükümlerince uyarlama yapılmadan bir inceleme yapıldığını, bu durumun kanuna

dayanmayan bir cezanın ortaya çıkmasına neden olduğunu, aynı durumda olan başka

kişiler karşısında kendisine eşit davranılmadığını belirterek Anayasa'nın 10.,

19. ve 36. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

37. Bakanlık görüşünde; Yargıtayın

yerleşik uygulamalarına göre infazda kazanılmış hak olmadığını, sonradan

yapılan yasal düzenlemenin geriye dönük kazanılmış hak teşkil etmeyeceğini,

aksi takdirde infaz sisteminin hükümlü lehine değiştirilmesi veya af çıkartılma

hâlinde de kazanılmış hak iddiasının ileri sürülebileceğini bu yorumun ceza

hukuku ilkeleriyle bağdaşmayacağını ileri sürmüştür.

38. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında bu konuda

Yargıtay ceza daireleri arasında görüş birliği olmadığını, bu durumun kanunilik

şartına aykırı olduğunu, infazda kazanılmış hak olmayacağının ne anlama

geldiğinin derece mahkemesi kararlarında açıklanmadığını ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

39. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

40. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında herkesin kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konulduktan sonra

ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin

özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı olarak sayılmıştır.

Dolayısıyla kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının kısıtlanması ancak Anayasa'nın

anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan herhangi birinin varlığı

hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B.

No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

41. Kişilerin fiziksel hürriyetlerini güvence altına alan

Anayasa'nın 19. maddesinin, kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkân tanığı

durumlardan biri de maddenin ikinci fıkrasında "Mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine

getirilmesi" olarak belirlenmiştir. Bu nedenle yargı

organlarınca verilecek mahkûmiyet kararları kapsamında hapis cezasının veya

güvenlik tedbirlerinin infaz edilmesi kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal

etmez (Tahir Canan (2), B. No:

2013/839, 5/11/2014, § 33).

42. Mahkemelerce verilmiş mahkûmiyet kararlarının yerine

getirilmesi dolayısıyla ortaya çıkan özgürlükten yoksun bırakma hâlleri,

Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası kapsamına dâhil ise de anılan kural,

mahkûmiyet kararının değil tutmanın hukuka uygun olmasını güvence altına

almaktadır. Dolayısıyla bu güvence kapsamında, kişi hakkında hükmedilen hapis

cezasının yerindeliği veya orantılılığı incelemeye tabi tutulamaz (Günay Okan, B. No: 2013/8114, 17/9/2014, §

18).

43. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen "Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı

cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" ile

bağlantılı bir ihlal iddiası söz konusu ise Anayasa Mahkemesinin görevi kişinin

hürriyetten yoksun bırakılmasının kısmen ya da tamamen bu koşullarda

gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmekle sınırlıdır. Bir kimse Anayasa'da

yer alan diğer sebepler (yakalama, gözaltı ve tutuklama gibi) dışında ancak "Mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı

cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi" kapsamında

hürriyetinden yoksun bırakılabilir. Eğer tutmanın kısmen veya tamamen bu

koşulları taşımadığı tespit edilirse bu durumun meşru bir amacının olduğundan

veya ölçülü olduğundan söz edilemez ve doğrudan kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkı ihlal edilmiş olur.

44. Bir mahkûmiyet kararının infazına ilişkin olarak Anayasa'nın

19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Bununla birlikte Anayasa'nın 19.

maddesinin amacı kişileri keyfî bir şekilde hürriyetten yoksun bırakılmaya

karşı korumak olup maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi hürriyetine

getirilecek sınırlamaların da maddenin amacına uygun olması gerekir (Abdullah Ünal, B. No: 2012/1094, 7/3/2014,

§ 38). Bir kimsenin "Mahkemelerce

verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine

getirilmesi" kapsamında hürriyetinden yoksun bırakıldığının

söylenebilmesi için herşeyden önce hürriyeti

kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirinin bir mahkeme tarafından verilmesi

gerekir. Nitekim Anayasa Mahkemesi bir askere üstü tarafından verilen oda hapsi

cezasının yetkili bir mahkeme

tarafından verilmediğini belirterek Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci

fıkrasının ihlal edildiğine karar vermiştir (Hasan

Baki Gülcan, B. No:2013/760, 12/3/2015, §§ 36-50). İkinci olarak

yerine getirilecek kararın hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik

tedbirlerine ilişkin olması gerekir. Ceza veya güvenlik tedbiri içermeyen bir

karara dayanılarak bir kimsenin hürriyetinden yoksun bırakılması mümkün

değildir. Son olarak hürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilen

hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirinin kapsamını aşmaması gerekir.

45. Bu itibarla Anayasa Mahkemesince hükümlülerin ceza infaz

kurumlarında kalacağı süreyi doğrudan veya dolaylı olarak etkileyen durumların

Anayasa'nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı

kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini kabul edilmiştir (İbrahim Uysal, B. No: 2014/1711, 23/7/2014,

§ 26; Günay Okan, § 13). Koşullu

salıverme kuralları gereği ceza infaz kurumunda kalınması gereken süre,

hürriyeti bağlayıcı cezanın yerine getirilmesinin kapsamına dâhildir. Mahsup

ise koşullu salıverme süresinin belirlenmesiyle ve dolayısıyla ceza infaz

kurumunda kalınması gereken süre ile doğrudan ilgilidir (Ercan Bucak (2), B. No: 2014/11651, 16/2/2017, § 41).

46. Mahkeme tarafından verilen bir mahkûmiyet kararının

infazının sağlanması ve bu bağlamda ceza infaz kurumunda tutulma süresi

bakımından, ceza mahkemesinin kararına uygun hareket edilmesi kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının korunması açısından zorunludur. Dolayısıyla hükümlülerin

ceza infaz kurumunda kalacakları sürenin, mahkûmiyet kararına ve ilgili

mevzuata uygun olması Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasının birinci

cümlesi kapsamında güvence altına alınmıştır (İbrahim

Uysal, § 32). Bununla birlikte Anayasa'da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz (Abdullah

Ünal, § 39). 5237 sayılı Kanun'un mahsuba ilişkin hükümlerinin nasıl

uygulanacağı ve bu itibarla hukuk kurallarının yorumu ve somut olaylara

uygulanması derece mahkemelerinin takdir yetkisi kapsamındadır (Ercan Bucak (2),§ 42).

47. Koşullu salıverilme cezanın çektirilmesinin

kişiselleştirilmesi, başka bir deyişle ceza infaz kurumundaki tutum ve

davranışlarıyla (iyi hâliyle) topluma uyum sağlayabileceği izlenimini veren

hükümlünün şarta bağlı olarak ödüllendirilmesidir. Suçlunun kendisine verilen

cezadan daha kısa bir sürede uslanması, eyleminden pişmanlık duyması ve bunu

iyi davranışıyla kanıtlaması durumunda ceza infaz kurumunda daha fazla kalması

gereksiz olabilir. Bu durumda koşullu salıverilme, infaz sistemindeki en etkili

araçtır. Koşullu salıverilmenin en önemli ögeleri, cezanın belirli bir süre

çekilmiş olması, hükümlünün bu süre içinde iyi hâl göstermesi, koşullu

salıverildikten sonra gözetim altında kalması ve koşullu salıverilmenin

gereklerine uyulmaması durumunda koşullu salıverilme kararının geri

alınabilmesidir (Günay Okan, §

20; AYM, E.2001/4, K.2001/332, 18/7/2001).

48. Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrası bir hükümlünün

koşullu salıvermeden otomatik olarak yararlandırılmasını güvence altına

almamaktadır. Ancak koşullu salıvermeden yararlanmak için Kanun'da öngörülen

tüm şartları taşıyan hükümlüler bakımından ilgili yargı organlarının takdir

yetkisinin bulunmadığı (belli bir sürenin çekilmiş olduğu) durumlarda koşullu

salıverme hükümlerinin uygulanmaması, kişilerin keyfî olarak hürriyetlerinden

yoksun bırakılmalarını yasaklayan Anayasa'nın 19. maddesi ile bağdaşmayacaktır

(Konuya ilişkin AİHM'nin yaklaşımı bakımından bkz. § 24).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

49. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun iddialarının özü, koşullu

salıverme kararının geri alınmasına kadar infaz edilen sürelerin ikinci

mahkûmiyet nedeniyle verilen hapis cezasından mahsup edilmemesi nedeniyle daha

uzun bir süre hürriyetinden yoksun bırakılması olduğundan, başvurunun kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

50. Somut olayda başvurucunun koşullu salıverilmesinden sonra

deneme süresi içinde işlediği ikinci suç nedeniyle başvurucu hakkındaki koşullu

salıverme kararı geri alınmıştır. Geri alınan koşullu salıverme sonrasında

cezanın infazı devam ederken yapılan kanun değişikliği ile başvurucunun

durumundaki kişiler yönünden koşullu salıvermenin geri alınamayacağı

düzenlenmiştir. Mahkeme de bunun üzerine başvurucu hakkındaki koşullu

salıvermenin geri alınması kararını kaldırmıştır. Koşullu salıvermenin geri

alınması kararı kaldırılmasına rağmen -geri alınan bu karara dayanılarak-

başvurucunun tutulduğu bu süre (koşullu salıverme tarihinden sonraki tutulduğu

sürenin) bir başka suçtan aldığı cezadan mahsup edilmemiştir. Bu durum

başvurucunun mahsup talep ettiği ceza bağlamında hapiste kalma süresinin

uzamasına neden olacaktır. Bu sürenin bir başka suçtan verilen cezadan

mahsubuna ilişkin yargı organlarının mahsuba karar verme bakımından takdir

yetkilerinin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Zira hukuk sistemimizde mahsubun mecburiliği söz konusudur. Bu durumda başvurucunun hukuk

sistemince belirlenenden daha fazla bir süre hürriyetinden yoksun kalmasının Anayasa'nın

19. maddesinin ikinci fıkrası kapsamında (mahkemece verilmiş hürriyeti

kısıtlayıcı cezanın infazı olarak) hukuka uygun bir tutma niteliğinde bulunduğu

söylenemeyecektir.

51. Başvurucunun hukuk sistemince belirlenenden daha fazla bir

süre hürriyetinden yoksun kalmasının hukuki bir temeli bulunmadığından uzayan

bu tutma süresinin kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile bağdaşmadığı sonucuna

varılmıştır.

52. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun Anayasa'nın 19.

maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Müdafi Yardımından

Yararlandırılmamaya İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

53. Başvurucu mahsup talebiyle ilgili incelemelerde bulunan

mahkemelerde müdafi yardımından yararlandırılmadığını ileri sürmüştür.

54. Bakanlık, başvurunun bu kısmıyla ilgili görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 47. maddesinin (3), 48.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları uyarınca bireysel başvuruda, kamu

gücünün neden olduğu iddia edilen ihlale dair olayların tarih sırasına göre özeti

yapılmalı, bireysel başvuru kapsamındaki hakların ne şekilde ihlal edildiği ve

buna ilişkin gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

56. Başvuruya konu ihlal iddiasıyla ilgili deliller sunarak

olaya ilişkin iddialarını ve hangi Anayasa hükmünün ihlal edildiğine ilişkin

açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını kanıtlama yükümlülüğü

başvuruculara ait olmasına rağmen başvurucu tarafından; yukarıda belirtilen iddialar

soyut şekilde ileri sürülmüş; müdafi yardımından yararlanma talebinin ne zaman

ileri sürüldüğüne ve mahkemelerce bu taleplerin hangi sebeplerle

karşılanmadığına dair Anayasa Mahkemesine bir bilgi ya da belge sunulmamıştır.

Dolayısıyla söz konusu iddiaların temellendirilmemiş şikâyet kapsamında kabul

edilmesi gerekmektedir.

57. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Kanun Yararına Bozma

Kararına İlişkin İhlal İddiaları

a. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

58. Başvurucu; kanun yararına bozma sürecinde Bakanlığın ve

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının iddialarına karşı koyma olanağı

tanınmadığını, Bakanlığın kanun yararına bozma istemli başvurusundan haberdar

edilmediğini, bu suretle silahların eşitliği ilkesinin ve adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

59. Bakanlık, başvurunun bu kısmıyla ilgili görüş

bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

60. 6216 sayılı Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına

göre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından ihlal

edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının yanı

sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme'ye

ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan hak ihlali iddiasını içeren başvurular bireysel

başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz,

B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

61. Sözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve

ilkelerin medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç

isnadının esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın

kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında

kalan adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular, Anayasa ve

Sözleşme kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz (Onurhan Solmaz, § 23).

62. Somut olayda başvurucunun ihlal iddiasının suç isnadı altında bulunulan bir aşamaya

ilişkin olmadığı, dolayısıyla adil yargılanma hakkı kapsamına girmediği

anlaşılmaktadır (Ersan Şen, B.

No: 2014/14865, 23/2/2017).

63. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

64. 6216 sayılı Kanun'un "Kararlar"

kenar başlıklı 50. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

65. Başvurucu 50.000 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

66. Başvuruda Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

67. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlalinin sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 3.

Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

68. Başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yönelik

müdahale nedeniyle yalnızca ihlal tespitiyle ve yeniden yargılamayla

giderilemeyecek olan manevi zararları karşılığında başvurucuya net 3.000 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

69. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 206,10 TL harç ve 1.980

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.186,10 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Müdafi yardımından yararlandırılmamaya ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Kanun yararına bozma kararına ilişkin ihlal iddialarının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin ihlalin sonuçlarının ortadan

kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere Ankara 3. Ağır Ceza

Mahkemesine (2014/892 Değişik İş) GÖNDERİLMESİNE,

D. Başvurucuya net 3.000 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE,

tazminata ilişkin diğer taleplerin REDDİNE,

E. 206,10 TL harç ve 1.980 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.186,10 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

30/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL

Raportör Yrd.

:

Yusuf Enes

KAYA

Başvurucu

:

Hasan

GÜLBAHAR

Vekili

:

Av. Metin

NARİN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/17112, 30 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

Karar Bilgileri

  • Mercii: Anayasa Mahkemesi
  • Bölüm: İkinci Bölüm
  • Başvuru No: 2014/17112
  • Tarih: 30 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • Yalçın Uzan Başvurusu (B. No: 2015/9336)
  • Engin Çırakoğlu Başvurusu (B. No: 2014/8520)
  • Serkan Güngör Başvurusu (B. No: 2014/20224)
  • Abdulbaki Ertakuş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/1689)
  • Selim Çobanoğlu Başvurusu (B. No: 2015/10652)
  • Tarhan Tekstil Turz. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/3115)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.