İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Serkan Güngör Başvurusu (B. No: 2014/20224)

1. Başvuru; tutukluluğun makul süreyi aşması, tutukluluk ve

Başvuru No2014/20224Tarih30 Ekim 2018Okuma29 dk · 5.702 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Serkan Güngör Başvurusu

Karar tarihi
30 Ekim 2018
Başvuru Numarası
2014/20224
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.702 kelime·29 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; tutukluluğun makul süreyi aşması, tutukluluk ve

tutukluluğa ilişkin itiraz incelemelerinin duruşmasız olarak yapılması ve bu

incelemeler sırasında alınan savcılık görüşünün bildirilmemesi nedenleriyle

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının, yargılamanın makul sürede

sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 26/12/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarına ve

bu kapsamda sunulan görüşlerine atfen başvuru hakkında görüş sunulmayacağını

bildirmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir

soruşturma kapsamında 25/6/2010 tarihinde gözaltına alınmış ve terör örgütüne

üye olma suçundan 29/6/2010 tarihinde İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince

tutuklanmıştır.

9. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı 10/11/2011 tarihli

iddianamesiyle başvurucunun silahlı terör örgütüne üye olma ve resmî belgede

sahtecilik suçlarından cezalandırılması istemiyle kamu davası açmıştır.

10. İddianamede başvurucunun ve diğer şüphelilerin Türkiye

Cumhuriyeti Anayasası'nı zorla değiştirip yerine Marksist-Leninist ilkelere

dayalı bir sistem getirme amacında olan Maoist Komünist Partisi (MKP) ve

Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİKKO) terör örgütünün üyesi oldukları,

yakalama öncesinde bu örgüt içerisinde Tunceli kırsalında silahlı faaliyet

yürüttükleri, örgütsel eylem ve faaliyetlerini yurt dışında sürdürmeye karar

vermeleri üzerine yurt dışına illegal yollardan çıkmaya çalıştıkları, bu amaçla

göçmen kaçakçılığını kendisine iş ve meslek edinen ve geçimini bu yolla

sağlayan şüpheli H.Ö. ile anlaştıkları, bu amaçla İstanbul Silivri'de bir

benzin istasyonunda buluştukları esnada kolluk görevlilerince yakalandıkları ve

üzerlerinde başkaları adına düzenlenmiş sahte kimliklerin ele geçirildiği

belirtilmiştir.

11. Dava, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2010/339 sayılı

dosyasında görülmeye başlamıştır.

12. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesince 22/11/2010 tarihinde

tensip incelemesi yapılmış ve yapılan inceleme sonucunda diğer şüphelilerle

birlikte başvurucunun "Suç vasfı, delil

durumu, isnad edilen suçun mahiyeti, suçun CMK 100. maddesinde gösterilen

suçlardan olduğu" gerekçesiyle tutukluluk hâlinin devamına

karar verilmiştir.

13.Başvurucu, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2010/339

sayılı dosyasında tutuklu iken Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü

başka bir soruşturma kapsamında Tekirdağ 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 11/1/2011

tarihli kararı ile başvurucunun Malatya'da hazır edilmek üzere tutuklanmasına

karar verilmiştir.

14. Başvurucunun ifadesi Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca

10/3/2011 tarihinde alınmıştır.

15. İfade alma işlemi sırasında 9/1/2000 tarihinde Tunceli ili

Ovacık ilçesi Yenikonak isimli köyde Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist

(TKP ML/TİKKO) örgüt üyelerinin bulunduğu evde meydana gelen ve altı güvenlik

görevlisinin şehit olduğu, altı güvenlik görevlisinin de yaralandığı olaya ve

yine 30/1/1999 tarihinde Tunceli ili Hozat ilçesi Aliboğazı mevkiinde meydana

gelen ve bir güvenlik görevlisinin şehit olduğu, beş güvenlik görevlisinin de

yaralandığı olaya ilişkin başvurucunun da anılan eylemlere katıldığına dair

tanık ifadeleri başvurucuya okunmuş ve bunlarla ilgili savunması istenmiştir.

16. Başvurucu ifadesinde yasadışı yollardan Yunanistan'ın Atina

şehrine gitmek isterken İstanbul Silivri'de bir dinlenme tesisinde durduğu

sırada kolluk görevlilerince yakalandığını, hâlen İstanbul'da MKP terör

örgütüne üye olmak suçundan yargılandığını, üzerine atılı suçu işlemediğini

beyan etmiştir.

17. Malatya Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma

kapsamında başvurucu 11/3/2011 tarihinde "...üzerine

atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, atılı suç için kanunda

öngörülen cezanın üst sınırı, delillerin tamamının toplanmamış olması, kuvvetli

suç şüphesinin varlığını gösteren olguların bulunması..."

gerekçeleriyle anayasal düzeni zorla değiştirmeye kalkışma suçundan

tutuklanmıştır.

18. Malatya Cumhuriyet Başsavcılığının 7/5/2011 tarihli

iddianamesiyle başvurucu hakkında "Devletin

anayasal düzenini zorla değiştirmeye teşebbüs" suçundan Malatya

3. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu davası açılmıştır. İddianamede olay

tutanaklarından ve eylemlere katılan diğer örgüt üyelerinin beyanlarından yola

çıkılarak başvurucunun iki eyleme de katıldığı belirtilmiştir.

19. Bu dava (CMK mülga 250. madde ile görevli) Malatya 3. Ağır

Ceza Mahkemesinin E.2011/49 sayılı dosyasında görülmeye başlamıştır.

20. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi 3/6/2011 tarihli ilk

duruşmada "...atılı suçun niteliği,

mevcut delil durumu, tutuklulukta geçirdiği süre, tutuklamadan beklenen gayenin

adli kontrol hükümleri ile karşılanamayacak olması..."

hususlarını dikkate alarak başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir.

21. 22/9/2011 tarihli duruşmada bu gerekçelere ek olarak

başvurucunun yakalandığı koşullara ve kaçma şüphesine dayanılarak tutukluluk

hâlinin devamına karar verilmiştir.

22. E.2010/339 sayılı dosyada İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi

16/11/2011 tarihinde başvurucu yönünden dosyanın tefrikine karar vermiştir.

Tefrik edilen dosya İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesinin 2011/181 sayılı esasına

kaydedilmiştir.

23. İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesi 18/11/2011 tarihinde E.2011/181

sayılı dosyanın Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2011/49 sayılı dosyasıyla

birleştirilmesine karar vermiştir.

24. 18/10/2012 tarihli duruşmada Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi "...sanığın üzerine atılı suçun niteliği,

sanığın üzerine atılı suçun cezasının yasadaki alt ve üst sınırı, tanıkların

kolluk ve aşama beyanları ile tanık Ö.A.nın beyanları ve tüm dosya içeriği ile

mevcut delil durumu nazara alınarak kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların bulunması, tutuklulukta geçirdiği süre, tutuklamadan beklenen gayenin

adli kontrol hükümleri ile karşılanamayacak olması, sanığın yakalanarak

gözaltına alındığı hususu da dikkate alındığında ve sanığın üzerine atılı suçun

yasadaki cezasının alt ve üst sınırlarına göre kaçma şüphesi hususları dikkate

alınarak..." başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar

vermiştir.

25. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi 13/3/2014 tarihine kadar aynı

gerekçelerle başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

26. Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi 13/3/2014 tarihinde 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun mülga 250. madde ile görevli

mahkemelerin kapatılması üzerine dava dosyasının Tunceli Ağır Ceza Mahkemesine

devredilmesine karar vermiştir.

27. Dosyanın devredildiği Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi 14/5/2014

tarihli ilk duruşmada "...tüm dosya

içeriğine göre, sanığın atılı suçu işlediği yönünde kuvvetli suç şüphesini

gösteren delillerin bulunması, sanığın dosyaya yansıyan eylemi, kaçma,

delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme, tanık, mağdur veya başkaları

üzerinde baskı yapma olasılığının bulunması nedeniyle tutuklama nedenlerinin

varlığı, sanığın eylemi için öngörülen ceza miktarı, sanığın CMK'nun 100/3.

maddesinde sayılan suçlardan birini işlediği hususunda yoğun şüphenin varlığı

nedeniyle de tutuklama nedenlerinin bulunması, sanığın hakkında CMK'nun 109.

maddesinde belirtilen adli kontrol tedbirlerinin bu aşamada yetersiz kalacağı,

tutuklama şartlarının oluştuğu ve halen devam ettiği, tutuklamanın bu aşamada

ölçülü olduğu" gerekçeleriyle başvurucunun tutukluluk hâlinin

devamına karar vermiştir.

28. Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi 11/6/2014, 2/7/2014, 6/8/2014,

3/9/2014, 1/10/2014, 21/11/2014 tarihli duruşmalarda aynı gerekçelerle

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

29. 11/6/2014, 2/7/2014, 6/8/2014, 3/9/2014, 1/10/2014

tarihlerinde tutukluluk hâlinin devamına ilişkin kararlara yapılan itirazlar

Erzincan Ağır Ceza Mahkemesinin sırasıyla 7/7/2014, 22/8/2014, 16/9/2014,

14/10/2014 tarihli kararlarıyla reddedilmiştir.

30. Başvurucu son olarak 21/11/2014 tarihli duruşmada verilen

tutukluluk hâlinin devamına ilişkin karara itiraz etmiş, itirazı Erzincan Ağır

Ceza Mahkemesinin 28/11/2014 tarihli kararı ile reddedilmiştir.

31. Ret kararı 18/12/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

32. Başvurucu 26/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

33. Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi 19/12/2014, 22/12/2014 tarihli

duruşmalarda da ilk duruşmada gösterdiği gerekçelerle tutukluluğun devamına

karar vermiştir.

34. Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi 9/1/2015 tarihli kararı ile

başvurucunun Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın tamamını veya bir kısmını tağyir

ve tebdil veya ilgaya ve bu kanun ile teşekkül etmiş olan Büyük Millet

Meclisini iskata veya vazifesini yapmaktan men'e cebren teşebbüse yönelik vahim

nitelikli eylemlerinden dolayı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası,resmî

evrakta sahtecilik suçundan 4 yıl 6 ay hapis cezası ile cezalandırılmasınave

tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

35. Tunceli Ağır Ceza Mahkemesinin mahkûmiyet kararı Yargıtay

16. Ceza Dairesinin 17/3/2016 tarihli ilâmıyla onanmıştır.

IV.İLGİLİ HUKUK

36. 5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

nedenleri" kenar başlıklı 100. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

"(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren somut delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli

veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi

beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama

kararı verilemez.

(2)

Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması

veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.

b) Şüpheli veya sanığın davranışları;

1. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3)

Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı

halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza

Kanununda yer alan;

...

10. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde

302, 303, 304, 307, 308),

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

..."

37.5271 sayılı Kanun'un "Tutuklama

kararı" kenar başlıklı 101. maddesinin (1), (2) ve (5) numaralı

fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi

tarafından, kovuşturma evresinde sanığın tutuklanmasına Cumhuriyet savcısının

istemi üzerine veya re'sen mahkemece karar verilir. Bu istemlerde mutlaka

gerekçe gösterilir ve adlî kontrol uygulamasının yetersiz kalacağını belirten

hukukî ve fiilî nedenlere yer verilir.

(2)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla

gerekçelendirilerek açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa

sözlü olarak bildirilir, ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine

verilir ve bu husus kararda belirtilir.

...

(5) Bu madde ile 100 üncü madde gereğince

verilen kararlara itiraz edilebilir."

38. 5271 sayılı Kanun'un "Şüpheli

veya sanığın salıverilme istemleri" kenar başlıklı 104.

maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Soruşturma ve kovuşturma evrelerinin

her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.

(2)

Şüpheli veya sanığın tutukluluk hâlinin devamına veya salıverilmesine hâkim

veya mahkemece karar verilir. Ret kararına itiraz edilebilir."

39.5271 sayılı Kanun'un "Usul"

kenar başlıklı 105. maddesi şöyledir:

"103 ve 104 üncü maddeler uyarınca

yapılan istem üzerine, merciince Cumhuriyet savcısı, şüpheli, sanık veya

müdafiin görüşü alındıktan sonra, üç gün içinde istemin kabulüne, reddine veya

adlî kontrol uygulanmasına karar verilir. (Ek cümle: 24/11/2016-6763/23 md.)

103 üncü maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesi uyarınca yapılan istemler

hariç olmak üzere örgüt faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlar bakımından bu

süre yedi gün olarak uygulanır. Duruşma dışında bu karar verilirken Cumhuriyet

savcısı, şüpheli, sanık veya müdafiinin görüşü alınmaz. Bu kararlara itiraz edilebilir."

40. 5271 sayılı Kanun'un

"Tutukluluğun incelenmesi" kenar başlıklı 108. maddesi

şöyledir:

"(1) Soruşturma evresinde şüphelinin

tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler itibarıyla

tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda, Cumhuriyet

savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100 üncü madde hükümleri

göz önünde bulundurularak, şüpheli veya müdafii dinlenilmek suretiyle karar

verilir.

(2)

Tutukluluk durumunun incelenmesi, yukarıdaki fıkrada öngörülen süre içinde

şüpheli tarafından da istenebilir.

(3)

Hâkim veya mahkeme, tutukevinde bulunan sanığın tutukluluk hâlinin devamının

gerekip gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde oturumlar

arasında ya da birinci fıkrada öngörülen süre içinde de re'sen karar

verir."

41. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

istemi" kenar başlıklı 141. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

ilgili bölümü şöyledir:

"Suç soruşturması veya kovuşturması

sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında

yakalanan, tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen,

...

d) Kanuna uygun olarak tutuklandığı hâlde

makul sürede yargılama mercii huzuruna çıkarılmayan ve bu süre içinde hakkında

hüküm verilmeyen,

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını,

Devletten isteyebilirler."

42. 5271 sayılı Kanun'un "Tazminat

isteminin koşulları" kenar başlıklı 142. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Karar veya hükümlerin

kesinleştiğinin ilgilisine tebliğinden itibaren üç ay ve her hâlde karar veya

hükümlerin kesinleşme tarihini izleyen bir yıl içinde tazminat isteminde

bulunulabilir.

(2)

İstem, zarara uğrayanın oturduğu yer ağır ceza mahkemesinde ve eğer o yer ağır

ceza mahkemesi tazminat konusu işlemle ilişkili ise ve aynı yerde başka bir

ağır ceza dairesi yoksa, en yakın yer ağır ceza mahkemesinde karara

bağlanır."

43.5271 sayılı Kanun’un "İtirazın

Cumhuriyet savcısına ve karşı tarafa tebliği ile inceleme ve araştırma

yapılması" kenar başlıklı 270. maddesi şöyledir:

"(1) İtirazı inceleyecek merci, yazı ile

cevap verebilmesi için itirazı, Cumhuriyet savcısı ve karşı tarafa

bildirebilir. Merci, inceleme ve araştırma yapabileceği gibi gerekli gördüğünde

bunların yapılmasını da emredebilir.

(2)

(Ek: 11/4/2013-6459/20 md.) 101 ve 105 inci maddeler uyarınca yapılan itiraz

üzerine Cumhuriyet savcısından görüş alınması durumunda, bu görüş şüpheli,

sanık veya müdafiine bildirilir. Şüpheli, sanık veya müdafii üç gün içinde

görüşünü bildirebilir."

44. 5271 sayılı Kanun'un "Karar"

kenar başlıklı 271. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

"Kanunda yazılı olan hâller saklı kalmak

üzere, itiraz hakkında duruşma yapılmaksızın karar verilir. Ancak, gerekli

görüldüğünde Cumhuriyet savcısı ve sonra müdafi veya vekil dinlenir."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

45. Mahkemenin 30/10/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişi Hürriyeti ve

Güvenliği Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Tutukluluk ve Tutukluluğa İtiraz

İncelemelerinde Alınan Savcılık Görüşünün Bildirilmediğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

46. Başvurucu; davanın görüldüğü mahkemede yapılan tutukluluk

incelemeleri sırasında ve tutukluluğun devamı kararına yönelik itirazlarının

incelemesi sırasında alınan savcılık görüşünün kendisine bildirilmediğini,

dolayısıyla bu görüşleri değerlendirme imkânından yoksun bırakıldığını,

böylelikle tutukluluk ve tutukluluğa itiraz incelemeleri sırasında silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine riayet edilmediğini belirterek

Anayasa'nın 19. maddesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

47. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

48. Başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

i. Tutukluluk

İncelemeleri Yönünden

49. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca

hürriyeti kısıtlanan bir kimsenin kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini

ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını

sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkı bulunmaktadır.

Burada belirtilen bir yargı merciine başvurma hakkı, suç isnadıyla

hürriyetinden yoksun bırakılan kimseler bakımından tahliye talebinin yanı sıra

tutuklama, tutukluluğun devamı ve tahliye talebinin reddi kararlarına karşı

yapılan itirazların incelenmesi sırasında da uygulanması gereken bir güvencedir

(Mehmet Haberal, B. No: 2012/849, 4/12/2013, §§ 122-123).

50. Bununla birlikte 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesine göre

şüpheli veya sanığın istemi olmaksızın tutukluluğun resen incelenmesi

durumunda, hürriyeti kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine başvurma hakkı

kapsamında bir değerlendirme yapılmadığından, bu incelemeler Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamına dâhil değildir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 32; Faik Özgür Erol ve diğerleri, B. No:

2013/6160, 2/12/2015 § 24).

51. Başvurucunun Anayasa Mahkemesine sunduğu belgelerden

tutuklulukla ilgili incelemelerin yapıldığı mahkeme kararlarına ilişkin

şikâyetinin resen yapılan tutukluluk incelemelerine yönelik olduğu sonucuna

varılmıştır.

52. 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesi uyarınca mahkemeler

tarafından resen yapılan tutukluluk incelemeleri, Anayasa'nın 19. maddesinin kapsamına

dâhil değildir.

53. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk incelemeleri

sırasında alınan Savcılık görüşünden haberdar edilmediği iddiasının konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Tutukluluğa İtiraz

İncelemeleri Yönünden

54. Başvurucu, başvuru dilekçesinde spesifik olarak hangi

tutukluluğa itirazın reddi kararından şikâyetçi olduğunu belirtmemiştir. Ancak

Anayasa Mahkemesine sunmuş olduğu belgelerde 8/4/2014, 7/7/2014, 22/8/2014,

16/9/2014, 14/10/2014, 28/11/2014 tarihlerinde itirazın reddi kararları yer

almaktadır. Bu nedenle başvurucunun şikâyetleri bu kararlarla sınırlı olarak

incelenecektir.

(1) 8/4/2014,

7/7/2014, 22/8/2014, 16/9/2014 ve 14/10/2014 Tarihlerinde Tutukluluğa İtirazın

Reddi Kararları Yönünden

55. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un 47. maddesinin (5) numaralı

fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü'nün 64. maddesinin (1) numaralı fıkrası

gereği bireysel başvurunun başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu

öngörülmemiş ise ihlalin öğrenildiği tarihten itibaren otuz gün içinde

yapılması gerekir.

56. Tutukluluğa itirazın incelenmesi sırasında alınan Savcılık

görüşünün bildirilmediği şikâyeti, itirazın reddi kararının öğrenilmesinden

sonra otuz günlük başvuru süresi içinde bireysel başvuruya konu edilebilir.

Ancak itirazın reddedilmesine bağlı şikâyetlerin her bir itirazın reddi kararı

açısından ayrı ayrı süre yönünden incelenmesi gerekir. Zira bu durumda devam

eden bir müdahale söz konusu değildir. İtirazın reddedilmesiyle birlikte

müdahale sona ermektedir. Bu durumda bireysel başvurunun her bir itirazın reddi

kararının tebliğ edilmesinden itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

57. Somut olayda 8/4/2014 tarihli itirazın reddi kararı

15/4/2014 tarihinde,7/7/2014 tarihli itirazın reddi kararı 14/7/2014 tarihinde,

16/9/2014 tarihli itirazın reddi kararı 23/9/2014 tarihinde, 14/10/2014 tarihli

itirazın reddi kararı 22/10/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

22/8/2014 tarihli itirazın reddi kararının ne zaman tebliğ edildiği tespit

edilememişse de bu itirazın reddi kararının da en geç 16/9/2014 tarihli

itirazın reddi kararının tebliğ edildiği 23/9/2014 tarihinde öğrenildiğinin

kabul edilmesi gerekir. Başvurucunun bu tarihlerden itibaren otuz günlük

başvuru süresi geçtikten sonra 26/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunduğu anlaşılmıştır.

58. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

(2)28/11/2014 Tarihli İtirazın Reddi Kararı

Yönünden

59. Tutukluluk hâline itirazda bulunulan bir davada Cumhuriyet

savcısı ve tutuklunun davaya katılma hakkı bulunmaktadır. Ayrıca tutukluluk

hâline itiraz başvurusunda Cumhuriyet savcısı ve tutuklu arasında silahların

eşitliği ilkesinin gözetilmesi gerekir (Firas

Aslan ve Hebat Aslan, B. No: 2012/1158, 21/11/2013, § 76).

60. Silahların eşitliği, başvurucunun soruşturma dosyasına

ulaşabilmesine imkân verilmesini gerektiren bir ilkedir. Cumhuriyet savcısının

görüşlerine etkili bir şekilde cevap verebilme imkânı, kural olarak

başvurucunun söz konusu belgelere ulaşması hâlinde mümkün olabilir. Bu

gerekliliğin hangi şekilde yerine getirileceğini belirlemek kanun koyucuya ait

olmakla beraber tarafların beyanlarının birbirlerine bildirilmesi ve bu

beyanlara cevap verebilme imkânına sahip olmaları gerekir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, § 77).

61. Somut olayda başvurucu Tunceli Ağır Ceza Mahkemesinin

21/11/2014 tarihli tutukluluk hâlinin devamına dair kararınaitiraz etmiştir.

İtiraz mercii olan Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi 28/11/2014 tarihli kararıyla

başvurucunun itirazını reddetmiştir. Başvuru formu ve eklerinde Mahkemenin

Cumhuriyet savcısından görüş sorduğuna ya da Savcılık tarafından Mahkemeye

görüş bildirildiğine dair bilgi ya da belge sunulmamıştır. Ayrıca itirazın

reddine ilişkin kararda Savcılıktan görüş sorulduğu veya Savcılığın Mahkemeye

görüş bildirildiği yönünde bir ifadeye yer verilmemiştir. Dolayısıyla anılan

kararın verilmesi sürecinde Savcılıktan görüş alındığı ve bu görüşün

başvurucuya bildirilmediği yönünde bir olgu tespit edilememiştir.

62. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Tutukluluk ve Tutukluluğa

İtiraz İncelemelerinin Duruşmasız Olarak Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

63. Başvurucu; hakkındaki davanın görüldüğü mahkemede yapılan

tutukluluk incelemeleri sırasında duruşma açılmadığını ve tutukluluğun dosya

üzerinden yapılan incelemeler sonucunda verilen kararlarla devam ettirildiğini,

ayrıca tutukluluğun devamı kararına yönelik itirazların incelemesi sırasında

duruşma yapılmadığını ve itirazların dosya üzerinden gerçekleştirilen inceleme

sonunda reddedildiğini, böylelikle tutukluluk ve tutukluluğa itiraz

incelemeleri sırasında silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerine

riayet edilmediğini belirterek Anayasa'nın 19. maddesinin ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

64.Başvurucunun bu başlık altındaki iddiaları Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrası kapsamında değerlendirilmiştir.

i. Tutukluluk

İncelemeleri Yönünden

65. Başvurucunun tutuklulukla ilgili incelemelerin yapıldığı

mahkeme kararlarına ilişkin şikâyetinin resen yapılan tutukluluk incelemelerine

yönelik olduğu sonucuna varılmıştır.

66. 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesi uyarınca Mahkemeler

tarafından resen yapılan tutukluluk incelemeleri, Anayasa'nın 19. maddesinin

kapsamına dâhil değildir.

67. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluk incelemeleri

duruşmasız olarak yapıldığı iddiasının konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

ii. Tutukluluğa İtiraz

İncelemeleri Yönünden

68. Başvurucu, başvuru dilekçesinde spesifik olarak hangi tutukluluğa

itirazın reddi kararından şikâyetçi olduğunu belirtmemiştir. Ancak Anayasa

Mahkemesine sunmuş olduğu belgelerde 8/4/2014, 7/7/2014, 22/8/2014, 16/9/2014,

14/10/2014, 28/11/2014 tarihli itirazın reddi kararları yer almaktadır. Bu

nedenle başvurucunun şikâyetleri bu kararlarla sınırlı olarak incelenecektir.

(1) 8/4/2014,

7/7/2014, 22/8/2014, 16/9/2014, 14/10/2014 Tarihli Tutukluluğa İtirazın Reddi

Kararları Yönünden

69. Tutukluluğa itirazın incelenmesinin duruşmasız olarak

gerçekleştirildiği şikâyeti, itirazın reddi kararının öğrenilmesinden sonra

otuz günlük başvuru süresi içinde bireysel başvuruya konu edilebilir. Ancak

itirazın reddedilmesine bağlı şikâyetlerin her bir itirazın reddi kararı

açısından ayrı ayrı süre yönünden incelenmesi gerekir. Zira bu durumda devam

eden bir müdahale söz konusu değildir. İtirazın reddedilmesiyle birlikte

müdahale sona ermektedir. Bu durumda bireysel başvurunun her bir itirazın reddi

kararının tebliğ edilmesinden itibaren otuz gün içinde yapılması gerekir.

70. Somut olayda 8/4/2014 tarihli itirazın reddi kararı

15/4/2014 tarihinde,7/7/2014 tarihli itirazın reddi kararı 14/7/2014 tarihinde,

16/9/2014 tarihli itirazın reddi kararı 23/9/2014 tarihinde, 14/10/2014 tarihli

itirazın reddi kararı 22/10/2014 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

22/8/2014 tarihli itirazın reddi kararının ne zaman tebliğ edildiği tespit

edilememişse de bu itirazın reddi kararının da en geç 16/9/2014 tarihli

itirazın reddi kararının tebliğ edildiği 23/9/2014 tarihinde öğrenildiğinin kabul

edilmesi gerekir. Başvurucunun bu tarihlerden itibaren otuz günlük başvuru

süresi geçtikten sonra 26/12/2014 tarihinde bireysel başvuruda bulunduğu

anlaşılmıştır.

71. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının süre aşımı nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

(2)

28/11/2014 Tarihli İtirazın Reddi Kararı Yönünden

72. Başvurucu, Tunceli Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada

22/11/2014 tarihinde yapılan duruşmaya müdafii ile birlikte bizzat katılmış;

başvurucu müdafii, tutukluluğa ilişkin itirazlarını ve tahliye talebini sözlü

olarak mahkemeye bildirmiştir. Duruşma sonunda tahliye talebi kabul edilmeyerek

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına karar verilmiş; anılan karara yönelik

itiraz Erzincan Ağır Ceza Mahkemesince dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda

28/11/2014 tarihinde verilen kararla reddedilmiştir.

73. Dolayısıyla Tunceli Ağır Ceza Mahkemesi tarafından

başvurucunun ve müdafiinin katıldığı, tahliyeye ilişkin beyan ve taleplerinin

sözlü olarak alındığı, başvurucunun yüzüne karşı tutukluluğun devamına karar

verildiğinin açıklandığı tarih (22/11/2014) ile Erzincan Ağır Ceza Mahkemesince

başvurucunun tutukluluğa yönelik itirazının duruşmasız olarak incelendiği tarih

(28/11/2014) arasında yalnızca altı günlük bir zaman dilimi bulunmaktadır.

74. Anayasa Mahkemesi daha önce verdiği kararlarda tutukluluğa

itiraz incelemesinin başvurucuların dinlenilmesinden bir ay iki gün sonra(Hikmet Yayğın, § 35); bir ay yirmi sekiz gün sonra (Mehmet Haberal, § 128) duruşmasız olarak yapılmasının Anayasa'nın 19.

maddesinin sekizinci fıkrasını ihlal etmediği sonucuna varmıştır.

75. Resen ya da talep üzerine tutukluluk hakkında verilmiş tüm

kararların bir başka mahkeme önünde itiraza konu edilebildiği ceza usul

sisteminde, başvuruya konu dava bakımından tüm itirazların duruşmalı

incelenmesi tutukluluk bakımından yargılamanın itiraz merciinde tekrar edilmesi

anlamına gelecektir. Bu durumda başvurucunun ve müdafiinin sözlü olarak

dinlenilmesinden ve tutukluluğun devamına ilişkin kararın tefhim edilmesinden

altı gün sonra yapılan itiraz incelemesinin duruşmasız olmasının silahların

eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerini ihlal ettiği söylenemez.

76. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğa itiraz

incelemesinin duruşmasız olarak yapıldığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin

bulunmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

77. Başvurucu; tutukluluğun devamına karar veren Mahkemenin her

seferinde aynı matbu gerekçelerle tahliye taleplerini reddettiğini,

tutukluluğun makul süreyi aştığını, ret kararlarında somut gerekçelerin

gösterilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

78. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre içinde

yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı isteme

hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır

bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir güvenceye

bağlanabilir."

79. Başvurucunun bu başlık altındaki iddiaları Anayasa'nın 19.

maddesinin yedinci fıkrası kapsamında değerlendirilmiştir.

i. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

80. Tutukluluk hâli sona ermiş olan başvurucuların (devam eden

tutukluluk hâlinden farklı olarak) tutukluluğun kanunda öngörülen azami süreyi

ya da makul süreyi aştığı şikâyetleri yönünden iddia edilen ihlalin tespitini

ve tazminat ödenmesini sağlayabilecek bir hukuk yolu mevcut ise öncelikle bu

yolu tüketmeleri gerekir. 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinin (1) numaralı

fıkrası ile öngörülen tazminat yolu, bir yandan başvurucuların maruz kaldığı

tutukluluk nedenleri ve süresinin uzunluğunun tespiti, diğer yandan da

uğranılan zararın tazmini imkânını sağladığından anılan şikâyetler açısından

erişilebilir ve elverişli bir çözüm olanağı ve makul ölçüde bir başarı olanağı

sunmaktadır (Hamit Kaya, B. No:

2012/338, 2/7/2013, §§ 46-48).

81. Somut olayda Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda

bulunulduktan sonra ilk derece mahkemesince 9/1/2015 tarihinde başvurucu

hakkında mahkûmiyet hükmü tesis edilmiş ve hükümle birlikte tutukluluğun

devamına karar verilmiştir. Anılan mahkûmiyet hükmü, bireysel başvuru henüz

sonuçlanmadan Yargıtay 16. Ceza Dairesinin 17/3/2016 tarihli ilamı ile onanarak

kesinleşmiştir. Başvurucu, mahkûmiyet hükmünün kesinleştiği 17/3/2016

tarihinden itibaren kural olarak 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesine dayanarak

tazminat talebinde bulunma imkânına sahiptir. Bununla birlikte başvuru konusu

olayın özelliği dikkate alındığında başvurucu açısından bireysel başvurunun

karara bağlandığı tarih itibarıyla tazminat talebinde bulunmak için Kanun'da

öngörülen süre (bkz. § 45) geçmiş bulunmakta ve bu sürenin geçirilmesinde

başvurucuya herhangi bir kusur izafe edilememektedir. Kaldı ki başvuru tarihi

itibarıyla başvurucunun mağduriyetini giderebilecek nitelikte tüketilmesi

gereken bir başvuru yolunun bulunmadığı da açıktır (Benzer yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Abdullah Akyüz

[GK], B. No: 2013/9352, 2/7/2015, §§ 48, 49).

82. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan tutukluluğun

makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Esas Yönünden

83. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasında bir ceza

soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın makul sürede

bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı

isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

84. Tutukluluk süresinin makul olup olmadığı her davanın kendi

özelliklerine göre değerlendirilmelidir. Anayasa'nın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu

sayılamaz.” şeklinde ifadesini bulan masumiyet karinesi, yargılama

süresince kişinin hürriyetinin esas, tutukluluğun ise istisna olmasını

gerektirmektedir. Masumiyet karinesine rağmen tutukluluğun devamı ancak kişi

hürriyetine nazaran daha ağır bir kamu yararının mevcut olması durumunda haklı

görülebilir. Bu nedenle bir davada tutukluluğun makul süreyi aşmamasını

gözetmek öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla belirtilen kamu

yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece mahkemeleri tarafından

değerlendirilmesi ile serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararlarda bu olgu

ve olayların ortaya konması gerekir (Murat

Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61, 62).

85. Devam eden tutukluluğun hukuka aykırı olduğu iddiasıyla

yapılan bireysel başvurularda şikâyetlerin temel amacı tutukluluğun hukuka

aykırı olduğunun ya da devamını haklı kılan neden veya nedenlerin bulunmadığının

tespitidir. Bu tespit yapıldığı takdirde buna bağlı olarak ilgilinin tutukluluk

hâlinin devamına gerekçe olarak gösterilen hukuki nedenlerin varlığı sona

erecek ve böylece kişinin serbest kalmasının yolu açılabilecektir. Bu amaçla

yapılan bir başvuruda, itiraz kanun yolunda çelişmeli yargılama ve/veya

silahların eşitliği gibi ilkelere uygun olarak bir inceleme yapılıp yapılmadığı

da dikkate alınacaktır. Dolayısıyla belirtilen nedenlerle ve serbest

bırakılmayı temin edebilecek bir karar alma amacıyla yapılacak bireysel

başvuruların -olağan kanun yolları tüketilmek şartıyla- tutukluluk hâli devam

ettiği sürece yapılabilmesi mümkündür (Korcan

Pulatsü, B. No: 2012/726, 2/7/2013, § 30).

86. Kişilerin suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının

yanı sıra bu kişilerin kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla tutuklama tedbirine başvurulabilir.

Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun devamı

için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra uzatmaya ilişkin

kararlarda tutuklama nedenlerinin devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte

gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler ilgili

ve yeterli görüldüğü takdirde

yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı,

organize suçlara dair olup olmadığı veya sanık sayısı gibi faktörler sürecin

işleyişinde gösterilen özenin değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu

unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda

bir sonuca ulaşılabilir (Savaş Çetinkaya,

B. No: 2012/1303, 21/11/2013, § 53).

87. Dolayısıyla Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci fıkrasının

ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilmesinde esas olarak serbest bırakılma

taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine bakılmalı ve tutuklu bulunan

kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz başvurularında sunulan belgeler

çerçevesinde kararların yeterince gerekçelendirilmiş olup olmadığı dikkate

alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği

yönünde kuvvetli belirti ve tutuklama nedeninin varlığı devam ettiği sürece

ilke olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesi

gerekir (Murat Narman,§§ 63, 64).

88. Hukuka uygun

olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve

tutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke

olarak belli bir süreye kadar tutukluluk hâlinin makul kabul edilmesi gerekir.

Diğer taraftan özgürlük hakkı adli makamlarla güvenlik görevlilerinin özellikle

organize suçlarla etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye

neden olabilecek biçimde yorumlanmamalıdır (Hanefi

Avcı, B. No: 2013/2814, 18/6/2014, § 69).

89. Makul sürenin hesaplanmasında sürenin başlangıcı,

başvurucunun ilk kez yakalanıp gözaltına alındığı durumlarda bu tarih, doğrudan

tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir. Sürenin sonu ise kural olarak

kişinin serbest bırakıldığı ya da ilk derece mahkemesince hüküm verildiği

tarihtir (Savaş Çetinkaya, § 56).

90. Tutukluluk süresinin hesabında ilk derece mahkemesi önünde

yargılama aşamasında geçen sürelerin dikkate alınması gerekir. Zira kişi

yargılanmakta olduğu davada ilk derece mahkemesi kararıyla mahkûm edilmişse bu

kişinin hukuki durumu bir suç isnadına bağlı olarak tutuklu olma kapsamından

çıkmakta ve tutmanın nedeni ilk derece mahkemesince verilen hükme bağlı olarak

tutma hâline dönüşmektedir (Ramazan Aras,

B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 67).

91. Somut olayda başvurucu 25/6/2010 tarihinde gözaltına

alınması ile ilk derece mahkemesinin 9/1/2015 tarihli kararı ile hapis cezası

ile cezalandırılmasına karar verilmesi arasında 4 yıl 6 ay 15 gün bir suç

isnadına bağlı olarak tutulmuştur. Bu durumda makul süre açısından dikkate

alınması gereken tutukluluk süresi 4 yıl 6 ay 15 gündür.

92. Başvurucu resmî evrakta sahtecilik ve terör örgütüne üye

olma suçlarını işlediği iddiasıyla tutuklanmış hakkında bu suçlardan kamu

davası açılmıştır. Başvurucu daha sonra başka bir soruşturma kapsamında "Devletin anayasal düzenini zorla değiştirmeye teşebbüs"

suçundan tutuklanmış ve bu suçtan da hakkında kamu davası açılmıştır. Başvurucu

hakkındaki bu davalar daha sonra birleştirilmiştir. Başvurucunun isnat edilen

suçlar yönünden kuvvetli suç şüphesi altında olduğu tutukluluğa ilişkin

kararlarda açıkça belirtilmiştir. Başvurucu hakkında tutuklama ve tutukluluğun

devamı kararlarında atıf yapılan ve iddianamede gösterilen delillerin (§ 10,18)

içeriği dikkate alındığında tutukluluğun ön şartı olan kuvvetli suç şüphesi

yönünden Mahkeme kararlarının açıklayıcı ve yeterli olduğu görülmektedir.

93. Tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinde yer alan

tutuklama nedenlerine ilişkin açıklamalar incelendiğinde kaçma şüphesine,

yakalanma koşullarına, delillerin karartılması ihtimalinin bulunmasına, isnat

edilen suça ilişkin yaptırımın ağırlığına ve suçun 5271 sayılı Kanun'un 100.

maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan ve Kanun gereği "tutuklama nedeni varsayılabilen" suçlar

arasında olmasına, adli kontrol hükümlerinin yetersiz kalacağına ve tutuklama

tedbirinin ölçülü olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. §§ 20, 24, 27, 28).

Başvurucunun yurtdışına kaçmak isterken sahte kimlikle yakalanmış olması

dikkate alındığında yakalama koşullarına atıf yapılması kaçma şüphesi açısından

yeterli bir gerekçe oluşturmaktadır. Öte yandan isnat edilen suçlamanın

niteliği ile bir bütün olarak soruşturma/kovuşturma konusu edilen olayların

özellikleri dikkate alındığında tutukluluğun devamı kararlarındaki

gerekçelerin, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve tutulmanın meşruluğunu

haklı gösterecek özen ve içerikte olduğu; dolayısıyla tutukluluk hâlinin

devamına ilişkin bu gerekçelerin tutukluluk süresi itibarıyla ilgili ve yeterli

olduğu sonucuna varılmıştır.

94. Somut olayda başvurucunun 25/6/2010 tarihinde göz altına alındığı,

29/6/2010 tarihinde tutuklandığı, 10/10/2011 tarihinde hakkında iddianame

düzenlendiği, İstanbul 12. Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılama süresinde

başvurucu ve diğer beş sanığın savunma yapmak için süre talep ettiği,

başvurucunun ikinci duruşmada hazır edilemediği için savunma yapamadığı, üçüncü

duruşmada başvurucunun dosyanın Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesindeki dosyayla

birleştirilmesini ve savunmasını anılan mahkemede yapmak istediği, üçüncü

duruşmada davanın başvurucu yönünden Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesindeki

dosyayla birleştirilmek üzere tefrikine karar verildiği anlaşılmıştır. Malatya

3. Ağır Ceza Mahkemesindeki yargılama sürecinde on yedi duruşma yapıldığı, ilk

duruşmada başvurucu ve müdafiinin dosyaya gelen belgeler ve katılma talepleri hakkında

savunma yapmak için süre istediği, ikinci duruşmada başvurucunun savunmasını

yaptığı, mahkeme tarafından başvurucu aleyhinde beyanda bulunan tanıklar için

talimat yazıldığı, üçüncü duruşmada bazı tanıklar yönünden talimat cevabının

verildiği, bazı tanıklar yönünden adreslerinin tespit edilememesi nedeniyle

cevap verilemediği, bunun üzerine tekrar talimat yazıldığı, daha sonraki

celselerde bu talimatların cevabının beklendiği, altıncı duruşmada bazı

talimatların ikmal edildiği, başvurucunun talimatla alınan tanık beyanlarına

ilişkin savunma yaptığı ve bir tanığın ifadesinin çelişkili olduğunu ifade

etmesi üzerine bu tanığın ayrıntılı ifadesinin alınması için tekrar talimat

yazıldığı, sonraki duruşmalarda talimatların cevabının beklendiği, ikmal edilen

talimatlarda başvurucu tarafından ileri sürülen eksiklikler için müzekkereler

yazıldığı ve bunların cevabının beklendiği, on dördüncü duruşmada savcılığın

esas hakkındaki mütalaasını sunduğu, başvurucunun esas hakkındaki mütalaaya

karşı savunma yapmak için süre istediği, on beşinci duruşmada savcılığın ek

mütaala sunduğu, başvurucunun da tanık dinletme talebinde bulunduğu ve ek

mütaalaya karşı savunma için süre istediği, on altıncı duruşmada başvurucunun

gösterdiği tanıkların dinlendiği, gerekli usul işlemleri yapılmasına rağmen

talimatı ikmal edilemeyen bir tanığın dinlenmesinden vazgeçilmesine karar

verildiği, on yedinci duruşmada başvurucunun esas hakkında savunma yapmak için

süre istediği anlaşılmıştır. Dosyanın devredilmesinden sonra Tunceli Ağır Ceza Mahkemesinde

on duruşma yapıldığı, bu duruşmalarda yazılan müzekkerelerin cevabının

beklendiği başvurucuya talebi üzerine savunma yapmak için süre verildiği,

dördüncü duruşmada başvurucu müdafiinin tevsii tahkikat talebinde bulunduğu,

dinlenemeyen bazı tanıkların dinlenmesini istediği, mahkemece taleplerinin

reddedildiği, beşinci duruşmada başvurucu müdafiinin taleplerini yenilediği

taleplerin reddedilmesi üzerine başvurucu müdafiinin reddi hakkim talebinde

bulunduğu, bu nedenle dosyanın red istemi hakkında karar vermek için Erzincan

Ağır Ceza Mahkemesine gönderildiği, sonraki duruşmalarda başvurucunun savunma

yapmak için süre talep ettiği, sekizinciduruşmadamahkemece esas hakkındaki

savunmalarınıbildirmemeleri durumunda bu haklarından vazgeçmiş sayılacaklarının

başvurucu müdafilerine bildirilmesine, başvurucunun müdafilerinin duruşmaya

katılmamalarıdurumunda;zorunlu müdafi görevlendirilmesine karar verildiği,

dokuzuncu duruşmada, başvurucu müdafilerinin katılmaması nedeniyle başvurucuya

zorunlu müdafi tayin edildiği, bu müdafiye savunma yapması için süre verildiği,

onuncu duruşmada da başvurucunun mahkumiyetine karar verildiği tespit

edilmiştir. Bu tespitler gözönünde bulundurulduğunda yargılamayı yapan

Mahkemelerce genel olarak davanın yürütülmesinde bir özensizlik gösterildiği

tespit edilmemiştir. Bu itibarla genel olarak soruşturma ve kovuşturma

süreçlerinin yürütülmesinde bir özensizlik olduğu söylenemez.

95. Başvurucu hakkındaki tutukluluğun devamına ilişkin

kararların gerekçelerinin hürriyetten yoksun bırakılmanın meşru nedenlerinin

belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olması ve soruşturma/kovuşturma

süreçlerinin yürütülmesinde bir özensizliğin tespit edilmemiş olması dikkate

alındığında yaklaşık 4 yıl 6 ay 15 günlük tutukluluk süresinin makul olduğu sonucuna

varılmıştır (Benzer yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016,§§ 50-64; Yıldırım Ataş, B. No: 2014/4459,

26/10/2016, §§50-64).

96. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 19. maddesinde güvence

altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

B. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

97. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

98. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

99. Ferat Yüksel (B.

No: 2014/13828, 12/9/2018) kararında

Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya da yargı

kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği iddiasıyla

31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara ilişkin olarak

Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilir

olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup

bulunmadığı yönlerinden inceleyerek etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).

100. Anılan kararda özetle; anılan başvuru yolunun kişileri mali

külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle

ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir

başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat ödenmesine imkân

tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi olanakları sunması

nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama imkânına sahip olduğu

hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat

Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi,

ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma

ve yeterli giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna

başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun

ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının

tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35,36).

101. Mevcut başvurularda söz konusu karardan ayrılmayı

gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

102. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutukluluk incelemeleri sırasında alınan savcılık

görüşünün bildirilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutukluluğa itiraz incelemesi sırasında alınan savcılık

görüşünün bildirilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın 8/4/2014, 7/7/2014, 22/8/2014, 16/9/2014,

14/10/2014 tarihlerindeki tutukluluğa itirazın reddi kararları yönünden süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

3. Tutukluluğa itiraz incelemesi sırasında alınan savcılık

görüşünün bildirilmemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın 28/11/2014 tarihli itirazın reddi kararı yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

4. Tutukluluk incelemelerinin duruşmasız olarak yapılması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın konu bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmasız olarak yapılması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın 8/4/2014, 7/7/2014, 22/8/2014, 16/9/2014, 14/10/2014 tarihlerindeki

tutukluluğa itirazın reddi kararları yönünden

süre aşımı nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Tutukluluğa itiraz incelemesinin duruşmasız olarak yapılması

nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın 28/11/2014 tarihli itirazın reddi kararı yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

7. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

8. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi

hürriyeti ve güvenliği haklarının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

30/10/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin YILDIRIM

Üyeler

:

Recep KÖMÜRCÜ

Muammer TOPAL

M. Emin KUZ

Recai AKYEL Raportör Yrd. : Yusuf Enes KAYA Başvurucu : Serkan GÜNGÖR Vekili : Av. Ercan KANAR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/20224, 30 Ekim 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. Iv.ilgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kişi Hürriyeti ve
  9. B. Adil Yargılanma
  10. A. 1. Tutukluluk incelemeleri sırasında alınan savcılık
  11. B. Anayasa'nın 19. maddesinde güvence altına alınan kişi
  12. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  13. M. Emin KUZ
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/20224
Tarih
30 Ekim 2018

İlgili Kararlar

  • Abdulbaki Ertakuş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/1689)
  • Selim Çobanoğlu Başvurusu (B. No: 2015/10652)
  • Tarhan Tekstil Turz. İnş. San. ve Tic. Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2015/3115)
  • Ramazan Fatih Uğurlu Başvurusu (B. No: 2015/2461)
  • Aydın Gür Başvurusu (B. No: 2015/3640)
  • Rasim Burak Cica Başvurusu (B. No: 2015/14217)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.