İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hasan Hendek Başvurusu (B. No: 2016/69748)

1. Başvuru, uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması,

Başvuru No2016/69748Tarih29 Mayıs 2019Okuma30 dk · 6.048 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hasan Hendek Başvurusu

Karar tarihi
29 Mayıs 2019
Başvuru Numarası
2016/69748
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.048 kelime·30 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki olmaması,

tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılması,

tutukluluğun makul süreyi aşması ve soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının; tutukluluk sürecindeki bazı

uygulamalar nedeniyle kötü muamele yasağının; tutuklu bulunulan ceza infaz

kurumunda açık ve kapalı görüş ile telefonla görüşme haklarına getirilen

kısıtlamalar nedeniyle de haberleşme hürriyeti ile özel hayata ve aile hayatına

saygı hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/11/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî bir darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış, bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmesine karar verilmiş ve olağanüstü hâl

19/7/2018 tarihine kadar birçok kez uzatılmıştır. Kamu makamları ve yargı

organları -olgusal temellere dayanarak- bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok

uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı

Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak

isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No:

2016/22169, 20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde darbe

girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa bile

FETÖ/PDY ile bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok

sayıda kişi hakkında Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından soruşturma

başlatılmıştır. Bu kapsamda teşebbüsün savuşturulduğu gün Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığınca -aralarında Yüksek Mahkeme üyelerinin de bulunduğu- üç bine

yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile bağlantılarının bulunduğu iddiasıyla

başlatılan soruşturmada bu kişilerin büyük bölümü hakkında gözaltı ve tutuklama

tedbirlerine başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 51, 350).

10. Başvurucu, en son Afyonkarahisar Cumhuriyet savcısı olarak

görev yapmıştır.

11. Darbe teşebbüsünden sonra başvurucu hakkında Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ağır cezalık suçüstü hâli bulunduğu

değerlendirilerek FETÖ/PDY hiyerarşik yapılanmasında yer aldığı iddiasıyla

soruşturma başlatılmıştır.

12. Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) İkinci Dairesinin

16/7/2016 tarihli kararı ile -Afyonkarahisar Cumhuriyet savcısı olarak görev

yapmakta olan- başvurucunun görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiştir

(24/8/2016 tarihinde başvurucu, meslekten ihraç edilmiştir.).

13. Başvurucu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının HSYK kararıyla

görevden uzaklaştırılanlar hakkında soruşturma işlemlerinin yapılması yönündeki

yazısı üzerine Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı (Başsavcılık) tarafından

gözaltına alınmıştır.

14. Öte yandan Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı 16/7/2016

tarihinde soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği gerekçesiyle 4/12/2004

tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 153. maddesinin (2) numaralı

fıkrasına göre şüphelinin ve müdafiinin dosya

içindeki belgeleri incelemelerinin ve belgelerden örnek almalarının

kısıtlanmasına karar verilmesini Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğinden talep

etmiştir. Hâkimlik, dosya içeriğinin incelenmesi ve belgelerden örnek

alınmasının yürütülen soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebileceği

gerekçesiyle 17/7/2016 tarihinde dosya içeriğinin incelenmesinin veya

belgelerden örnek alınmasının kısıtlanmasına karar vermiştir.

15. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde Savcılıkta müdafii

huzurunda verdiği ifadesinde genel olarak üzerine atılı suçlamaları kabul

etmediğini, somut olayda tutuklama koşullarının bulunmadığını ifade etmiştir.

16. Başvurucu 19/7/2016 tarihinde tutuklanması istemiyle

Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğine sevk edilmiştir.

17. Başvurucu sorgusunda "Ben

C. Savcılığında bu konuda ifade vermiştim, C Savcısı bana ifademi alması

sırasında hakkımda TCK 314/2 maddesi gereğince soruşturma yürütüldüğünü, bundan

dolayı ifade vermemi belirtti, şu anda bana okumuş olduğunuz Ankara C.

Başsavcılığının ihbar nitelikli yazısı içerikli talimat ekindeki dosyada benim

aleyhimdeki suçlama ve delillerin neler olduğunu öğrenmek istiyorum, ayrıcaHSYK tarafından açığa alındığımı haricen öğrendim,

açığa alınma sebeplerimi de bilmiyorum, Savcılıktaki ifademi aynen tekrar

ediyorum ve kısaca özetlemem gerekirse 18 yıllık C. Savcılığı ve yargı sistemi

içerisindeki diğer görevlerim sırasında Hakim ve Savcıların bağımsızlığına ve

tarafsızlığına onların en büyük silahı olduğuna inandım, dolayısıyla bu inançta

bir yargı mensubu olarakbir terör örgütü ile ilişkim

olduğu suçlamasını kabul etmiyorum, bu şekilde çok ciddi iddianın tarafıma

somut delillerle bildirilmesi gerekmektedir, hali hazırda aleyhimdeki

delillerin de neler olduğunu bilmemekteyim, hele hele 15/07/2016 tarihinde

gerçekleştirilmeye çalışılan ve hiç bir akıl ve vicdan sahibinin kabul etmeyeceği

bir darbe teşebbüsünden sonra hakkımda böyle bir suçlamanın yapılması da

özellikle kabul etmeyeceğim bir durumdur, bu şekildeki suçlamaları da

kesinlikle kabul etmem, bu konuda dediğim gibi C. Savcılığında ayrıntılı ifade

verdim, dosyada açığa alınma yazımdan başka somut bir delil bulunup

bulunmadığını öğrenmek istiyorum, evimde yapılan aramada herhangi bir delil

bulunup bulunmadığını da bilmiyorum, zaten olması da mümkün değildir, ayrıca

meslek hayatımda kullanmış olduğum harici Disck'i

Emniyete kendim teslim ettim, evliyim, 4 çocuğum var, 12 Temmuz'da en küçük

çocuğum dünyaya gelmiştir, sezeryandır, şu anda eşim

ve çocuk bakıma muhtaçtır, ayrıca çocuğuma bakacak kimse yoktur, ayrıca

aleyhimdeki delillerin de dikkate alınarak bu hususta karar verilmesini talep

ediyorum, kaçma şüphem yoktur, ...Üniversitede yıllarımda kendi bekar evimde

kaldım, cemaate bağlı hiç bir evde kalmadım, Fetö

cemaatine parasal yardımda bulunmadım, ben C. Savcısı ve Hakimlerin herhangi

bir siyasi ve dinsel bir fikirle bir hareket tarzı geliştirmemesi, aksine

bağımsız ve tarafsız bir şekilde hukuk dağıtma fiilini yerine getirmesi

düşüncesindeyim, bu düşüncede bir yargı mensubu olarak legal yada illegal

herhangi bir oluşum, dernek ve suç örgütü vb. şeylerle irtibatlı değilim, üzerime

atılı suçlamaları kabul etmiyorum, darbe teşebbüsü olduğu günü evimdeydim,

çocuklarımla birlikte oturuyordum, bebek iznini kullanmaktaydım, 10 günlük

doğum izni 25 Temmuz 2016 yılında bitecekti, hem dosyadaki delil durumu hem de

insani durumum yani eşimin sezeryanla doğum yapmış

olup ameliyatlı olması bakacak kimsemiz olmadığı dikkate alınarak tutuksuz

yargılanmak üzere serbest bırakılmamı, Hakimliğiniz aksi kanaatteyse adli

kontrol tedbiri uygulanmasını talep ediyorum..." şeklinde

beyanda bulunmuştur.

18. Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğinin 19/7/2016 tarihli

kararıyla tutuklama talebinin reddine ve başvurucu hakkında adli kontrol

tedbiri uygulanmasına karar verilmiştir. Bu kararın gerekçesinin ilgili

kısımları şöyledir:

"Şüpheli Hasan Hendek'in üzerine atılı

'Silahlı Terör Örgütüne Üye Olma' suçuna ilişkin yapılan değerlendirmede mevcut

dosya ve deliller hep birlikte nazara alındığındaşüphelinin

sabit ikametgah sahibi olması, şüphelinin delilleri yok etme gizleme veya

değiştirme girişiminde somut davranışları bulunmadığı, şüphelinin 7 gün evvel

eşinin sezaryanla doğum yapmış oluşu ve 7 günlük

bebeğinin oluşu, doğum sebebi ile şüphelinin doğum iznini kullanmakta olduğu bu

sebeple ileride telafisi güç mağduriyetlere sebep olabileceği, ayrıca izinli

halde iken kendisinin rızası dahilinde Emniyete giderek ifadesini vermek

istemesini belirtmiş oluşu ve tutuklamanın tedbir mahiyetinde istisnai önlem

oluşu da hep birlikte nazara alınarak C. Başsavcılığının tutuklama talebinin

reddi ile, yerine adli kontrol altına alınmasının yeterli olacağından,

şüphelinin yurt dışına çıkmama yükümlülüğünde tutulmak ve CMK [Ceza

Muhakemesi Kanunu] nun

109/3-j maddesi gereğince konutunu terketmemek

suretiyle adli kontrol altına alınmasına ...[karar verildi]."

19. Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı 20/7/2016 tarihinde,

Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğinin bu kararına itiraz etmiştir.

20. Başsavcılığın itirazını değerlendiren Afyonkarahisar Sulh

Ceza Hâkimliği 20/7/2016 tarihinde, itirazın kabulü ile bu defa başvurucu

hakkında tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkarılmasına karar vermiştir.

21. Başvurucu, çıkarılan yakalama kararı sonrasında

Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğinin 20/7/2016 tarihli kararıyla

tutuklanmıştır. Bu kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"Hakkında hakimliğimizce yakalama emri

çıkartılmış olan üzerine atılı silahlı terör örgütüne üye olma suçunun vasıf ve

mahiyeti, mevcut delil durumu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ihbarı, HSYK

2. Dairesi'nin şüpheli hakkında düzenlemiş olduğu Fetullahçı

Terör Örgütü üyesi olmaktan dolayı 16/07/2016 tarihli Hakimlikten açığa alınma

kararı bulunduğu, soruşturmaya konu suçun CMK 100/3 maddesinde sayılan katalog

suçlardan olduğu, suç için öngörülen cezanın alt ve üst haddi, verilmesi

muhtemel ceza, dosya kapsamında şüphelinin isnat edilen eylemi işlediğine dair

kuvvetli suç şüphesi ve deliller altında olduğu kanaatine varılması, delillerin

tam olarak toplanmamış olması, bu nedenle şüphelinin kişiler üzerinde baskı

girişiminde bulunması hususlarında ve bu kapsamda delillerin karartılma

şüphesinin mevcudiyeti, soruşturma dosyasının bütün haliyle elde edilen

bulgular bakımından mevcut deliller ile ilişkilendirilmiş olması nazara alınarakşüpheli Hasan Hendek'in 2802 Sayılı Hakimler ve

Savcılar Kanunun 94. maddesi atfıyla CMK 100 ve devamı maddeleri gereğince

tutuklanmasına ...[karar verildi]."

22. Başvurucunun bu karara 25/7/2016 tarihinde yaptığı itiraz,

Bolvadin Sulh Ceza Hâkimliğinin 28/7/2016 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

Kararın gerekçesinin ilgili kısımları şöyledir:

"...Şüpheli Hasan Hendek'in üzerine atılı

5271 sayılı 314/2. maddesinde yer alan örgüte üye olma suçunu işlediğine dair,

Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 2. ve 3. Dairesinin 16/07/2016 tarihli

kararları, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 16/07/2016 tarihli yazıları ve

soruşturma dosyası, birlikte değerlendirildiğinde şüphelinin üzerine atılı suçu

işlediği hususunda kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösterir olguların

bulunması, atılı suçun 5271 sayılı CMK'nun 100/3-11.

maddesinde sayılan suçlardan olması, bu nedenle aynı kanunun 100/3. Maddesi

gereğince tutuklama nedeninin varlığının kabul edilebileceği, delillerin bu

aşamada henüz tam olarak toplanmamış oluşu, atılı suç için kanunda görülen

cezanın alt ve üst sınırı nedeniyle adli kontrol hüküm tedbirinin yetersiz

kalacağı şüphelinin üzerine atılı suçun niteliği gereğince henüz toplanmayan delillerin

karartma şüphesinin bulunması ayrı ayrı dikkate alınarak itirazın reddine karar

vermek gerekmiştir."

23. Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliği 8/9/2016 tarihinde,

Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığının talebi üzerine başvurucunun da

aralarında bulunduğu çok sayıda şüphelinin tutukluluk durumunu incelemiş ve "...Şüpheliler

...Hasan Hendek, ...'in üzerlerine atılı suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil

durumu, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının ihbarı, HSYK 2. Dairesi'nin

şüpheliler hakkında düzenlemiş olduğu Fetullahçı

Terör Örgütü üyesi olmaktan dolayı 16/07/2016 tarihli Hakimlikten açığa alınma

kararı bulunduğu, kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların

bulunması, suça dair yasada yazılı cezanın üst haddi, verilmesi muhtemel ceza,

delillerin tam olarak toplanmamış olması, bu nedenle şüphelilerin kişiler

üzerine baskı girişiminde bulunması hususlarında ve bu kapsamda delillerin

karartılma şüphesinin mevcudiyeti ve bu aşamada işin önemine göre adli kontrol

tedbirlerinin yetersiz kalabileceği hususları da dikkate alınarakve

soruşturmanın bulunduğu aşama..." gerekçesiyle tutukluluğun devamına karar vermiştir.

24. Başvurucu bu karara itiraz etmiş, Bolvadin Sulh Ceza

Hâkimliğince 3/10/2016 tarihinde itirazın kesin olarak reddine karar verilmiştir.

25. Başvurucu, anılan kararı 6/10/2016 tarihinde öğrenmiştir.

26. Başvurucu 4/11/2016 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

27. Afyonkarahisar Cumhuriyet Başsavcılığı; darbeye teşebbüs

eyleminin Türkiye Cumhuriyeti'nin başkentini, millî iradenin temsil yeri olan

Türkiye Büyük Millet Meclisini ve Cumhurbaşkanlığı Külliyesi ile devletin

istihbarat ve kolluk güçlerini hedef aldığını, terör eyleminin örgütün kamuda

yapılanmış mensupları tarafından gerçekleştirildiğini, bu nedenlerle soruşturmanın

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülmesinin gerektiğini belirterek

18/10/2016 tarihinde yetkisizlik kararı vermiştir.

28. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı 6/1/2017 tarihli ve 29940

Mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 680 sayılı

Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde

Kararname'nin 7. maddesi ile 24/2/1983 tarihli ve 2802 sayılı Hâkimler ve

Savcılar Kanunu'nun 93/1. maddesinde, hâkim ve savcıların kişisel suçları

hakkında soruşturma yapılma yetkisinin ilgilinin görev yaptığı yerin bağlı

olduğu bölge adliye mahkemesinin bulunduğu yerdeki il Cumhuriyet başsavcılığına

ait olduğu şeklinde değişiklik yapılmış olması gerekçesiyle 11/1/2017 tarihinde

yetkisizlik kararı vererek dosyayı Antalya Cumhuriyet Başsavcılığına

göndermiştir.

29. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı 28/7/2017 tarihli iddianame

ile başvurucunun silahlı terör örgütü yöneticisi olma suçunu işlediğinden

bahisle cezalandırılması istemiyle Antalya 9. Ağır Ceza Mahkemesinde kamu

davası açmıştır.

30. İddianamede, başvurucunun FETÖ/PDY hiyerarşisi içinde yer

aldığı ileri sürülmüştür. İddianamede bu suçlamaya esas alınan olgular şöyle

özetlenebilir:

i. Antalya İl Emniyet Müdürlüğünün 4/2/2017 tarihli yazısının

içeriğine göre başvurucunun ByLock programını kullanmış olduğu

belirtilmiştir.

ii. Şüpheli sıfatıyla 10/1/2017 tarihinde ifadesi alınan A.Ş.

beyanında; Bakanlık ve HSYK'nın çeşitli birimlerinde

çalıştığını, bu nedenle adli yargıda görev yapan ve FETÖ/PDY'ye

müzahir olan birçok kişiyi tanıdığını, bunlardan birisinin de başvurucu

olduğunu belirtmiştir.

iii. Şüpheli sıfatıyla 3/11/2016 tarihinde ifadesi alınan O.A.;

başvurucuyu aynı mesleği icra etmeleri nedeniyle tanıdığını, başvurucunun

beyanlarının Fetullah Gülen'i över mahiyette

olduğunu, bu nedenle başvurucunun FETÖ/PDY'ye mensup

olduğunu düşündüğünü ifade etmiştir.

iv. Şüpheli sıfatıyla 17/2/2017 tarihinde ifadesi alınan M.G.,

Teftiş Kurulunda beraber çalıştığı başvurucunun FETÖ/PDY mensubu olduğunu ifade

etmiştir.

v. Başvurucunun HSYK başmüfettişi olduğu dönemde 15/3/2012

tarihinden 1/7/2014 tarihine kadar Avrupa Adaletin Etkinliği Komisyonu (CEPEJ) Sekreteryasında

secondment

yöntemiyle görevlendirildiği belirtilmiştir.

31. Antalya 9. Ağır Ceza Mahkemesi 8/8/2017 tarihinde

iddianamenin kabulüne karar vermiş ve başvurucu hakkındaki yargılama,

Mahkemenin E.2017/258 sayılı dosyası üzerinden tutuklu olarak sürdürülmüştür.

32. Yapılan yargılama sonucunda Antalya 9. Ağır Ceza

Mahkemesinin 8/2/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne üye

olma suçundan 6 yıl 3 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

Aynı kararla başvurucunun tahliyesine de hükmolunmuştur. Kararın gerekçesinin

ilgili bölümü şöyledir:

"...FETÖ/PDY isimli silahlı terör örgütü

ile irtibatlı olduğu gerekçesiyle Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun

24/08/2016/426 tarihli kararı ile meslekten ihraç edildiği ve bu kararın

29/11/2016/434 tarih sayı kararıyla kesinleştiği, sanığın [TELEFON]

numaralı gsm hattı ile 35528703010157 imei numaralı cihaz üzerinden 26/08/2014 tarihinden

itibaren FETÖ/PDY silahlı terör örgütü yönetici ve mensupları tarafından örgüt

içi gizli haberleşmede kullanılan ByLock programının

kullanıcısı olduğu, celbedilen karşı IP bilgilerinden

de anlaşılacağı üzere bu programı kullandığı sırada adresleri ile uyumlu yerde

bulunan baz istasyonları üzerindenbağlantı sağladığı,

yine tanık beyanlarından da örgüt üyesi olduğu ve örgüt toplantılarına

katıldığının anlaşıldığı, sanığın bu suretle üzerine atılı suçu işlediği sabit

olmakla inkara yönelik savunmasına itibar edilmeyerek Fettullahcı

Terör Örgütü Paralel Devlet Yapılanması (FETÖ/PDY) silahlı terör örgütünün

hiyerarşik yapısına örgüt üyesi olarak dahil olduğu anlaşıldığından, eylemine

uyan TCK'nın 314/2, 3713 sayılı Terörlü Mücadele Kanununun 5/1. TCK'nun 62 ve 58/9. Maddeleri gereğince

cezalandırılmasına..."

33. Hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup bireysel

başvurunun incelendiği tarih itibarıyla davanın istinaf incelemesi devam

etmektedir.

IV. İLGİLİ HUKUK

34. İlgili hukuk için bkz. Adem Türkel (B. No: 2017/632, 23/1/2019, §§ 24-39) kararı.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

35. Mahkemenin 29/5/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kötü Muamele Yasağının

İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Başvurucunun İddiaları

36. Başvurucu; tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunda

iyileştirme faaliyetlerinden ve sosyal faaliyetlerden faydalanma hakkının

-terörle bağlantılı suçlardan tutuklananlar haricindeki diğer hükümlü ve

tutuklulardan farklı olarak- tamamen yasaklandığını, ceza infaz kurumunda somut

bir gerekçe gösterilmeksizin tek kişilik odada tutulduğunu ve burada belli

haklardan mahrum bırakıldığını belirterek kötü muamele yasağının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

37. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

38. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

39. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

40. Anılan Anayasa ve Kanun hükümlerine göre bireysel başvuru

yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve özgürlüklere saygı, devletin tüm

organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin ihmal edilmesi nedeniyle ortaya

çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve yargısal makamların görevidir. Bu

nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal edildiğine ilişkin iddiaların

öncelikle hukuk sisteminde mevcut idari merciler ve/veya derece mahkemeleri

önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme

kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, §§ 16, 17).

41. Ceza infaz kurumundaki tutulma koşullarına ilişkin

şikâyetler yönünden ilgili mevzuat (ilgili mevzuat için bkz. Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No:

2016/23672, 11/1/2018, §§ 47-50) gereğince başvurucunun iddialarını

iletebileceği ve yapıldığını iddia ettiği kötü muameleye derhâl son verilmesini

isteyebileceği idari ve yargısal mercilerin bulunduğu görülmektedir. İlgili

hükümler kapsamında başvurucu, şikâyetlerini öncelikle yetkili yargısal

mercilere iletip tutulma yeri ve koşulları sebebiyle kötü muameleye maruz

bırakıldığını ileri sürebilecek ve bu koşulların en kısa zamanda uygun hâle

getirilmesini isteyebilecekken bu yollara başvurmamıştır (benzer yöndeki bir

değerlendirme için bkz. Mehmet Baransu, B. No: 2015/8046, 19/11/2015, § 30).

Başvurucunun şikâyetleri dikkate alındığında mevcut başvuru yollarının

ulaşılabilir, şikâyetleri açısından telafi imkânına sahip ve bir çözüm sağlayabilecek

nitelikte olmadığını söyleyebilmeyi mümkün kılan bir sebep bulunmadığından

başvuru yollarının tüketilmesi kuralına istisna tanınmasını gerektiren bir

durumun da olmadığı görülmektedir (benzer yöndeki bir değerlendirme için bkz. Didem Tütenk, B.

No: 2013/7525, 10/6/2015, §§ 40, 41).

42. Dolayısıyla başvurucunun şikâyetlerini, varsa bu konudaki

kanıtlarını öncelikle ve süresinde yetkili idari ve yargısal mercilere

iletmeden, hak ihlali iddialarını öncelikle bu makamların değerlendirmesini ve

çözüme kavuşturmasını beklemeden doğrudan Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuruda bulunduğu anlaşılmaktadır.

43. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kötü muamele yasağının

ihlal edildiği iddiasıyla ilgili olarak idari ve/veya yargısal başvuru yolları

tüketilmeden bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Haberleşme Hürriyeti

ile Özel Hayata ve Aile Hayatına Saygı Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

44. Başvurucu; tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunda açık ve

kapalı görüş ile telefonla görüşme haklarına kısıtlamalar getirildiğini, bu

uygulamaların sadece kendisine ve kendisi ile benzer suçlardan tutuklu olanlara

uygulandığını belirterek kötü muamele yasağının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

45. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.

2. Değerlendirme

46. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Başvurucunun açık ve kapalı görüş haklarının

sınırlandırılmasına yönelik şikâyetinin özel hayata ve aile hayatına saygı

hakkına, telefonla görüşme hakkının sınırlandırılmasına yönelik şikâyetinin ise

haberleşme hürriyetine ilişkin olduğu anlaşılmış ve bu kapsamda bir

değerlendirme yapılmıştır.

47. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu

gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak

ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler

olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu

gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair

olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkin

gerekçe ve deliller açıklanmalıdır (Veli

Özdemir, B. No: 2013/276, 9/1/2014, §§ 19, 20).

48. Somut olayda başvurucu, özel hayata ve aile hayatına saygı

hakkı ile haberleşme hürriyetinin ihlal edildiği iddiaları yönünden ihlal

iddialarının konusunu belirtir şekilde somut bilgi, belge ve kanıt sunmadan

soyut bir şekilde birtakım iddialarda bulunmuş; bu kapsamda bu şikâyetlerle

ilgili olarak herhangi bir hukuki sürecin yaşanıp yaşanmadığını somut olarak

belirtmemiştir.

49. Bu nedenlerle başvuruya konu ihlal iddialarıyla ilgili

deliller sunarak olaya ilişkin iddialarını kanıtlamak ve hangi Anayasa hükmünün

ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle hukuki iddialarını

ortaya koymak yükümlülüğü başvurucuya ait olmasına rağmen başvurucu tarafından

yerine getirilmemiştir.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun bu kapsamda kalan

iddialarının temellendirilmemiş olduğu anlaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

51. Başvurucu; kuvvetli

suç şüphesi olmaksızın ve görevinden kaynaklanan güvencelere riayet

edilmeksizin görevli olmayan bir mahkeme tarafından tutuklandığını, olayda

tutuklama nedenlerinin bulunmadığını ve tutuklamanın ölçüsüz bir tedbir

olduğunu, adli kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağının

değerlendirilmediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

52. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

53. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi

şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere

bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, Anayasanın

sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine

ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

54. Anayasa'nın "Temel

hak ve hürriyetlerin kullanılmasının durdurulması" kenar

başlıklı 15. maddesi şöyledir:

"Savaş, seferberlik, sıkıyönetim veya

olağanüstü hallerde, milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlâl

edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde temel hak ve hürriyetlerin

kullanılması kısmen veya tamamen durdurulabilir veya bunlar için Anayasada

öngörülen güvencelere aykırı tedbirler alınabilir.

Birinci fıkrada belirlenen durumlarda da, savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen

ölümler dışında, kişinin yaşama hakkına, maddî ve manevî varlığının bütünlüğüne

dokunulamaz; kimse din, vicdan, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz

ve bunlardan dolayı suçlanamaz; suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu

mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz."

55. Anayasa'nın "Kişi

hürriyeti ve güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci

fıkrası ile üçüncü fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve güvenliğine

sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan

kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini

veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu

kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla

tutuklanabilir."

56. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

§ 16). Başvurucunun şikâyetinin özü, tutukluluğun hukuki olmadığına ilişkindir.

Dolayısıyla başvurucunun bu bölümdeki iddialarının Anayasa'nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrası bağlamında kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında

incelenmesi gerekir.

i. Uygulanabilirlik

Yönünden

57. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 187-191).

Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen ve tutuklama tedbirine konu olan

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi, anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir

[GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, § 57).

58. Başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin hukuki

olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır.

Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının başta Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan güvencelere aykırı

olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15.

maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 193-195, 242).

ii. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

(1) Genel

İlkeler

59. İlgili genel ilkeler için bkz. Salih Sönmez (B. No: 2016/25431, 28/11/2018, §§ 99-104)

kararı.

(2) İlkelerin

Olaya Uygulanması

60.Somut olayda öncelikle başvurucunun tutuklanmasının kanuni

dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

61. Başvurucu, darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY mensubu olduğu iddiasıyla yürütülen soruşturma kapsamında

silahlı terör örgütü üyesi olma suçlamasıyla 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesi

uyarınca tutuklanmıştır.

62. Diğer taraftan başvurucu, 2802 sayılı Kanun'da -hâkimlerle

ilgili- öngörülen usule ilişkin güvencelerin hiçbirine riayet edilmeksizin

yetkili ve görevli olmayan mahkemece tutuklandığını iddia etmektedir.

63. Tutuklama kararı veren Hâkimlikçe 2802 sayılı Kanun'un 94.

maddesine dayanılmıştır (bkz. § 21). 2802 sayılı Kanun'a göre suçun ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâli

kapsamında işlenmesi durumunda uygulanacak soruşturma usulü Kanun'un 94.

maddesinde hüküm altına alınmıştır. Bu maddeye göre "Ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü hâllerinde hazırlık

soruşturması genel hükümlere göre yapılır. Hazırlık soruşturması yetkili

Cumhuriyet savcıları tarafından bizzat yürütülür. Bu halde durumun hemen Adalet

Bakanlığına bildirilmesi zorunludur." Benzer yönde diğer bir

düzenleme de 5271 sayılı Kanun'un 161. maddesinin 8. fıkrasında yer alan "Türk Ceza Kanununun

302, 309, 311, 312, 313, 314, 315 ve 316 ncı

maddelerinde düzenlenen suçlar hakkında, görev sırasında veya görevinden dolayı

işlenmiş olsa bile Cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılır.

01.11.1983 tarihli ve 2937 sayılı Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununun 26. maddesi hükmü

saklıdır." şeklindeki hükümdür. 2802 sayılı Kanun'un 94.

maddesinin uygulanma koşulları açısından ayrıca ağır ceza mahkemesinin görevi

ve suçüstü kavramının da değerlendirilmesi gerekmektedir.

64. Başvurucuya isnat edilen ve 5237 sayılı Kanun'un 314.

maddesinde düzenlenen silahlı terör örgütü üyesi olma suçunun ağır cezalık (ağır

ceza mahkemelerinin görev alanında bulunan) suçlardan olduğu hususunda kuşku

bulunmadığı gibi başvurucunun da aksi yönde bir iddiası yoktur (Adem Türkel, §§ 28-34, 54).

65. Yargıtayın yerleşik uygulamasına

göre silahlı terör örgütü üyesi olma suçu temadi eden suçlardandır (Adem Türkel, §§ 36-39; aynı doğrultuda

Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 6/3/2008 tarihli ve E.2007/2495, K.2007/1358

sayılı; 9/3/2011 tarihli ve E.2010/16588, K.2011/1626 sayılı; 6/11/2014 tarihli

ve E.2014/6090, K.2014/10958 sayılı; Yargıtay 5. Ceza Dairesinin 12/10/2010

tarihli ve E.2010/8491, K.2010/7430 sayılı kararları).

66. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulu; darbe teşebbüsü

sonrasında başlatılan soruşturmalar kapsamında Cumhuriyet savcısı olarak görev

yapan bir şüpheli hakkında silahlı terör örgütüne (FETÖ/PDY) üye olma,

Anayasa'yı ihlal etme, cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Büyük Millet

Meclisini ve Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini

yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçlarından İstanbul

23. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davada bu Mahkeme ile Yargıtay 16. Ceza

Dairesi arasında çıkan olumsuz görev uyuşmazlığının giderilmesine ilişkin

kararında, anılan suçun temadi eden suçlardan olduğunu belirtmiş ve isnat

edilen suçların kişisel suç olduğuna da değinerek ağır ceza mahkemesinin

görevsizlik kararının kaldırılmasına karar vermiştir (bkz. § 34; aynı

doğrultudaki kararlar için -diğerleri arasından- bkz. Yargıtay Ceza Genel

Kurulunun 10/10/2017 tarihli ve E.2017/YYB-996, K.2017/403 sayılı; 10/10/2017

tarihli ve E.2017/YYB-998, K.2017/388 sayılı kararları).

67. Ayrıca Yargıtay Ceza Genel Kurulu, iki hâkim (anılan

hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla yaptıkları bireysel

başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunduğuna

dair karar için bkz. Mustafa Başer ve Metin

Özçelik, B. No:

2015/7908, 20/1/2016, §§ 134-161) hakkında darbe teşebbüsü öncesinde

-görevleriyle bağlantılı eylemler dolayısıyla- işledikleri ileri sürülen

silahlı terör örgütü (FETÖ/PDY) üyesi olma ve görevi kötüye kullanma

suçlarından mahkûmiyetlerine ilişkin olarak Yargıtay 16. Ceza Dairesince ilk

derece mahkemesi sıfatıyla verilen hükmün temyiz incelemesi sırasında bu

kişiler tarafından ileri sürülen "hâkim

ve Cumhuriyet savcılarının ağır cezayı gerektiren suçüstü hâli hariç

yakalanamayacakları, sorguya çekilemeyecekleri ve tutuklanamayacakları

kuralının ihlal edildiği, olayda suçüstü hâlinin de bulunmadığı"

yönündeki iddiaları incelerken "Yargıtayın istikrar bulan ve süregelen kararlarında

açıklandığı üzere; mütemadi suçlardan olan silahlı terör örgütüne üye olma

suçunda, daha önce örgütün kendisini feshetmesi, kişinin örgütten ayrılması

gibi bazı özel durumlar hariç olmak üzere kural olarak temadinin yakalanmayla

kesileceği, dolayısıyla suçun işlendiği yer ve zaman diliminin buna göre

belirlenmesi gerektiği, bu nedenle silahlı terör örgütüne üye olma suçundan

şüpheli konumunda bulunan hâkim ve Cumhuriyet savcıları yakalandıkları anda

ağır ceza mahkemesinin görevine giren suçüstü halinin mevcut olduğu"

değerlendirmesinde bulunmuş ve bu husustaki temyiz itirazlarını kabul

etmemiştir.

68. Yukarıda yer verilen veya atıf yapılan Yargıtay kararları

ile başvurucunun 15/7/2016 tarihinde başlayan ve ertesi gün de devam eden darbe

teşebbüsünün savuşturulması sırasında gözaltına alınıp darbe teşebbüsünün

arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve yargı makamlarınca silahlı bir terör

örgütü olduğuna karar verilen FETÖ/PDY üyesi olma suçundan tutuklanması

birlikte dikkate alındığında başvurucuya isnat edilen silahlı terör örgütü

üyesi olma suçu yönünden suçüstü hâlinin bulunduğu yönünde soruşturma

mercilerince yapılan değerlendirmelerin olgusal ve hukuki temelden yoksun ve

keyfî olduğunun kabulü mümkün görülmemiştir. 2802 sayılı Kanun'un 94. maddesi

gereğince soruşturmanın genel hükümlere göre yapılacağı anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla bu soruşturmada tutuklama tedbirine genel yetkili yargı organı

olarak sulh ceza hâkimliklerince karar verilebilecektir. Bu durumda

başvurucunun görev yaptığı yerdeki sulh ceza hâkimliğince tutuklanmasının

olgusal ve hukuki temelden yoksun ve keyfî olduğunun kabulü mümkün

görülmemiştir.

69. Dolayısıyla somut olayın koşullarında başvurucunun kanuna

aykırı olarak tutuklandığı iddiası yerinde değildir. Bu itibarla başvurucu

hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

70. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan tutuklama tedbirinin

meşru bir amacının olup olmadığı ve ölçülülüğü incelenmeden önce tutuklamanın

ön koşulu olan suçun işlendiğine dair

kuvvetli belirti bulunup bulunmadığının değerlendirilmesi gerekir.

71. Başvurucu hakkında düzenlenen iddianamede ve mahkûmiyet

kararında, başvurucunun FETÖ/PDY üyelerinin kendi aralarındaki iletişimi

sağladığı ifade edilen ByLock

uygulamasının kullanıcısı olduğu belirtilmiştir (bkz. §§ 30, 32).

72. Anayasa Mahkemesi, ByLock uygulamasının özellikleri gözönüne alındığında kişilerin bu uygulamayı

kullanmalarının veya kullanmak üzere elektronik/mobil cihazlarına

yüklemelerinin soruşturma makamlarınca FETÖ/PDY ile olan ilgi bakımından bir

belirti olarak değerlendirilebileceğini belirtmektedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 106, 267).

Buna göre soruşturma makamlarınca ve tutuklama tedbirine karar veren

mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi olmakla suçlanan başvurucunun ByLock uygulamasını kullanmasının

somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli belirti olarak kabul edilmesi, anılan programın

özellikleri itibarıyla temelsiz ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez (Selçuk Özdemir, § 74).

73.Başvurucu hakkında uygulanan ve kuvvetli suç şüphesinin

bulunması şeklindeki ön koşulu yerine gelmiş olan tutuklama tedbirinin meşru

bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu değerlendirmede

tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar da dâhil olmak üzere somut

olayın tüm özelliklerinin dikkate alınması gerekir.

74. Darbe teşebbüsü sırasında gerçekleşen vahim olayların

toplumda oluşturduğu kaygı, teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY'nin örgütlenmesinin karmaşıklığı ve bu yapılanmanın arz

ettiği tehlike (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§§ 15-19, 26) darbe teşebbüsüne ilişkin faaliyetler kapsamında ülke genelinde

binlerce kişi tarafından icra edilen, suç oluşturabilecek nitelikteki on

binlerce eylemin aynı anda işlenmesi, bunun yanı sıra çoğunluğu önemli yerlerde

kamu görevlisi olan on binlerce şüpheli hakkında doğrudan darbeyle ilişkili

olmasa da FETÖ/PDY'ye mensubiyet nedeniyle ivedilikle

soruşturma yapılması ihtiyacı birlikte dikkate alındığında soruşturma konusu

olaylara ilişkin delillerin sağlıklı bir şekilde toplanabilmesi ve

soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için tutuklama dışındaki koruma

tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 271; Selçuk Özdemir,

§ 78).

75. Darbe teşebbüsüyle bağlantılı veya darbe teşebbüsüyle

bağlantılı olmasa bile teşebbüsün faili olduğu belirtilen FETÖ/PDY ile

bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında ortaya çıkan kargaşadan

yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde delillere etki edilmesi

ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha fazladır. Diğer taraftan

FETÖ/PDY'nin ülkedeki neredeyse tüm kamu kurum ve

kuruşlarında örgütlenmiş olması, yüz elliyi aşkın ülkede faaliyet göstermesi ve

ciddi seviyede uluslararası ittifaklarının bulunması, bu yapılanma ile ilgili

olarak soruşturmaya tabi tutulan kişilerin yurt dışına kaçmasını ve yurt

dışında barınmasını büyük ölçüde kolaylaştıracaktır (aynı yöndeki

değerlendirmeler için bkz. Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 272; Selçuk Özdemir,

§ 79).

76. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı terör

örgütü üyesi olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup (Adem Türkel, §§ 28-32) isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin

Burçak, B. No: 2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405, 25/5/2017, § 66).

Ayrıca anılan suç 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında

yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni

varsayılabilen suçlar arasındadır (Adem Türkel, § 25; Gülser Yıldırım

(2) [GK], B. No: 2016/40170, 16/11/2017, § 148).

77. Somut olayda Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğince

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken işlendiği iddia olunan silahlı

terör örgütüne üye olma suçunun vasıf ve mahiyetine, suçun 5271 sayılı Kanun'un

100. maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan katalog suçlar arasında

olmasına, suça ilişkin kanunda öngörülen yaptırımın ağırlığına, delillerin

toplanmamış olmasına dayanıldığı görülmektedir (bkz. § 21).

78. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel

koşullar ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Afyonkarahisar

Sulh Ceza Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığı söylenemez.

79. Öte yandan başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın

13. ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım

(2), § 151).

80. Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu makamlarını

ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin -özellikle organize

olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir şekilde mücadelesini

aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde yorumlanmamalıdır (aynı

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No: 2015/9756,

16/11/2016, § 214; Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle

bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY ile bağlantılı soruşturmaların kapsamı ve niteliği

ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de (gizlilik, hücre tipi

yapılanma, her kurumda örgütlenmiş olma, kendisine kutsallık atfetme, itaat ve

teslimiyet temelinde hareket etme gibi) dikkate alındığında bu soruşturmaların

diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

81. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Afyonkarahisar Sulh Ceza Hâkimliğinin başvurucu hakkında uygulanan

tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu sonucuna varmasının (bkz. § 21) keyfî ve

temelsiz olduğu söylenemez.

82. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın hukuki

olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

83. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına

tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'da bu hakka dair (13. ve 19.

maddelerde) yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden

Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme

yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

2. Tutukluluk İncelemelerinin Hâkim/Mahkeme

Önüne Çıkarılmaksızın Yapıldığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiası

84. Başvurucu, tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın dosya üzerinden yapıldığını ileri sürmüştür.

85. Bakanlık görüşünde, itiraz incelemesinin yapıldığı tarih

itibarıyla hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama süresinin 1 ay 19 gün olduğu, bu

sürenin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesinin önceden

verdiği kararlarla birlikte değerlendirildiğinde olağan dönemde dahi makul

olduğu belirtilmiştir. Bakanlık görüşünde ayrıca bu sürenin olağan dönemde

makul kabul edilmemesi durumunda dahi, hâkim/mahkeme önüne çıkarılmama

durumunun ve bu duruma ilişkin yasal düzenlemelerin, olağanüstü hal döneminde,

Anayasa'nın 15. maddesi hükmü ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS)

15. maddesi uyarınca yapılan derogasyon bildirimi,

darbe teşebbüsü sonrasında gözaltına alınan ve adli işlem yapılan kişi sayısı,

çok sayıda soruşturmanın bulunması, çok sayıda yargı mensubunun FETÖ/PDY ile

ilgisi nedeniyle açığa alınması ve/veya ihraç edilmesi hususları dikkate

alındığında, durumun gerektirdiği ölçüde bir tedbir olduğu ifade edilmiştir.

b. Değerlendirme

86. Anayasa Mahkemesi Aydın

Yavuz ve diğerleri (§§ 326-359) kararında; 15 Temmuz 2016 tarihinde

yaşanan darbe teşebbüsü ve sonrasında ilan edilen olağanüstü hâl döneminde

ortaya çıkan koşulları dikkate alarak darbe teşebbüsü, FETÖ/PDY ve terörle

ilgili suçlardan dolayı tutuklanan kişilerin tutukluluk incelemelerinin belirli

bir süre duruşmasız olarak yapılmasının Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci

fıkrasıyla bağdaşmasa da olağanüstü yönetim usullerinin benimsendiği dönemde

temel hak ve özgürlüklerin güvence rejimini düzenleyen Anayasa'nın 15. maddesi

kapsamında meşru görülebileceğini belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi Erdal Tercan ([GK], B. No: 2016/15637, 12/4/2018, § 246)

kararında, bu kapsamda yaptığı incelemede darbe teşebbüsünden sonraki süreçte

darbe teşebbüsü ve teşebbüsün arkasındaki yapılanma olan FETÖ/PDY veya terörle

bağlantılı suçlardan tutuklanan kişilerin tutukluluk incelemelerinin on sekiz

aya kadar hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın yapılmasının olağanüstü hâl

döneminde kişi hürriyeti ve güvenliği hakkını ihlal etmediği sonucuna

varmıştır.

87. Somut olayda başvurucu 20/7/2016 tarihinde tutuklanmış,

yaklaşık 18 ay sonra 11/1/2018 tarihinde hâkim önüne çıkarılmıştır. 11/1/2018

tarihinden sonra 8/2/2018 tarihinde yapılan duruşmaya da başvurucunun müdafiiyle birlikte katıldığı, bu duruşmada tutukluluk durumunun

incelendiği ve başvurucunun mahkûmiyeti ile birlikte tahliyesine karar

verildiği görülmektedir. Tutuklama konusu suçun niteliği ve tutukluluğun

hâkim/mahkeme önüne çıkarılmaksızın devam ettirildiği süreler dikkate

alındığında anılan karardaki sonuçtan ayrılmayı ve farklı bir değerlendirme

yapmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

88. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

89. Başvurucu; tutukluluğunun makul süreyi aştığını, şablon gerekçelerle

tutukluluğunun devam ettirildiğini, tutukluluğa itirazlarında ileri sürdüğü

gerekçeler irdelenmeden itirazlarının formül gerekçelerle reddedildiğini

belirterek Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci ve sekizinci fıkralarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

90. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

91. Bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve

özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin

ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi idari ve

yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiğine ilişkin iddiaların öncelikle hukuk sisteminde mevcut idari merciler

ve/veya derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu makamlar tarafından

değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, §§ 16, 17).

92. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye

edilmiş ise asıl dava sonuçlanmamış da olsa -ilgili Yargıtay içtihatlarına atıf

yaparak- 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma

imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk yolu olduğunu belirtmektedir (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515,

28/9/2016, §§ 48-62; İrfan Gerçek,

B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45).

93. Somut olayda bireysel başvuruda bulunduktan sonra 8/2/2018

tarihinde tahliyesine karar verilen başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak

davada incelenebilir. Bu madde kapsamında açılacak dava sonucuna göre

başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi aştığının tespiti hâlinde görevli

mahkemece başvurucu lehine tazminata da hükmedilebilecektir. Buna göre 5271

sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen dava yolu, başvurucunun durumuna

uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yoludur ve bu olağan başvuru

yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik niteliği ile bağdaşmamaktadır.

94. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul

süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

4. Soruşturma Dosyasına

Erişimin Kısıtlandığına İlişkin İddia

a. Başvurucunun İddiaları

95.Başvurucu; soruşturma dosyasındaki gizlilik kararı nedeniyle suçlamalara

ilişkin temel delillere erişemediğini, tutukluluğa etkili bir şekilde itiraz

edemediğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

96. Bakanlık, bu iddiaya ilişkin olarak görüş bildirmemiştir.

b. Değerlendirme

97. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime yönelik

olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin özgürlüklerinden mahrum

bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki etkisini birçok

kararında incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya tutuklanan

kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki iddiaların

bildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat edilen

suçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu bağlamda

başvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları bilip

bilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ ve

diğerleri [GK], B. No: 2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, §§ 248-257).

98. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa ilişkin

kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin

dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde başvurucunun

tutukluluğuna temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar olduğu, bunların

içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk durumuna karşı

itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı görülmektedir.

99. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kötü muamele yasağının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Haberleşme hürriyeti ile özel hayata ve aile hayatına saygı

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutuklamanın hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ

OLDUĞUNA,

4. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutukluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

29/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Üyeler

:

Burhan ÜSTÜN

Hicabi DURSUN

Kadir ÖZKAYA

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör : Ömer MENCİK Başvurucu : Hasan HENDEK Vekili : Av. Halil Tuncer ERGÜLER

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2016/69748, 29 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. V. İnceleme Ve Gerekçe
  8. A. Kötü Muamele Yasağının
  9. B. Haberleşme Hürriyeti
  10. C. Kişi Hürriyeti ve Güvenliği Hakkının İhlal
  11. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  12. Gökcan
  13. Hakyemez
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2016/69748
Tarih
29 Mayıs 2019

İlgili Kararlar

  • Hubyar Eğitim Vakfı Başvurusu (B. No: 2016/3644)
  • Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Karar Mehmet Güçlü ve Ramazan Erdem Başvurusu (B. No: 2015/7942)
  • İlhan İşbilen Başvurusu (B. No: 2016/3704)
  • İrfan Yaşar Başvurusu (B. No: 2016/9185)
  • E.s.g. Başvurusu (B. No: 2017/4528)
  • Mehmet Emin Öztekin Başvurusu (B. No: 2016/58283)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.