İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Karar Mehmet Güçlü ve Ramazan Erdem Başvurusu (B. No: 2015/7942)

1. Başvuru, yöneticilik görevinden kanunla alınma

Başvuru No2015/7942Tarih28 Mayıs 2019Okuma30 dk · 6.073 kelime

KÜNYE

İkinci Bölüm Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Mehmet Güçlü Ve Ramazan Erdem Başvurusu

Karar tarihi
28 Mayıs 2019
Başvuru Numarası
2015/7942
R.G. Tarih ve Sayı
5/7/2019-30822
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

6.073 kelime·30 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, yöneticilik görevinden kanunla alınma

nedeniyle mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 6/5/2015 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Konu yönünden tespit edilen hukuki irtibat nedeniyle

2015/7948 numaralı bireysel başvurunun 2015/7942 numaralı bireysel başvuru ile

birleştirilerek incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucular, Millî Eğitim Bakanlığına bağlı kadrolu

öğretmen olup olay tarihinde başvuruculardan Mehmet Güçlü aynı zamanda eğitim

merkezi müdürlüğü, Ramazan Erdem de okul müdürlüğü görevini yürütmektedir.

10. Olay tarihinde yürürlükte bulunan mevzuata göre

yöneticilik görevlerinin yürütülebilmesi yönünden herhangi bir üst sınır

öngörülmemekte, disiplin veya yetersizlik gibi haklı sebeplerle görevden alınma

durumu hariç yöneticilik görevinin emeklilik tarihine kadar sürdürülmesi mümkün

olmaktadır.

11. Ancak 14/3/2014 tarihinde yürürlüğe giren kanuni

değişiklikle Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve kurum müdürlüklerine atama

yapılmasına ilişkin usul esaslar değiştirilmiştir. 14/9/2011 tarihli ve 28054

sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve

Görevleri hakkında 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 37. maddesinin

sekizinci fıkrasında okul ve kurum yöneticiliği görev süresi dört yıl olarak

öngörülmüştür. Öte yandan 1/3/2014 tarihli ve 6528 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle

652 sayılı KHK'ya eklenen geçici 10. maddenin (8) numaralı fıkrasıyla da bu ana

kuralın mevcut yöneticilere uygulanması sağlanmış ve dört yıldan fazla süredir

yöneticilik yapanların bu görevlerine son verilmiştir.

12. Başvurucuların müdürlük görevi, Kanun'un yürürlüğe

girdiği tarihte dört yıllık süreyi doldurmuş olmaları sebebiyle Kanun gereğince

kendiliğinden sona ermiştir. Başvurucuların müdürlük görevinin sona ermesi

sebebiyle ek ders ücreti ve maaş farkı gibi mali haklarında azalma meydana gelmiştir.

13. Başvurucular müdürlük görevlerinden alınmalarına

neden olan işlemin iptali istemiyle Malatya İdare Mahkemesinde (Mahkeme) dava

açmışlardır. Başvurucular dava dilekçelerinde kanun koyucunun yetki gaspı

yaparak idarenin görev alanında olan atama işlemini kanun hükmüyle yaptığını ve

kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı davrandığını ileri sürmüşlerdir.

Başvurucular ayrıca kanun ile yöneticilik görevine son verilmesi suretiyle hak

arama hürriyetinin ihlal edildiğini belirtmiş, son olarak özlük ve mali

haklarının da kısıtlandığını ifade etmişlerdir. Başvurucular bu gerekçelerle

söz konusu yasal düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olduğunu iddia etmiş ve Anayasa

Mahkemesine başvurulmasını derece mahkemesinden talep etmişlerdir.

14. Mahkeme, esasını incelemeksizin davayı reddetmiştir.

Mahkeme, davacıların görevine son verilmesinin doğrudan kanun ile

gerçekleştirildiğini vurgulamış ve ortada idari davaya konu olabilecek bir

işlemin bulunmadığını ifade etmiştir.

15. Başvurucular bu karara karşı Malatya Bölge İdare

Mahkemesinde (Bölge İdare Mahkemesi) itiraz yoluna başvurmuşlardır. Bölge İdare

Mahkemesi, mahkeme kararını onamıştır. Başvurucuların karar düzeltme istemi

Bölge İdare Mahkemesinin 4/3/2015 tarihli kararlarıyla reddedilmiştir. Nihai

karar 6/4/2015 tarihinde başvurucular vekiline tebliğ edilmiştir.

16. Başvurucular 6/5/2015 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ

HUKUK

A. Ulusal Hukuk

17. 652 sayılı KHK'nın 37. maddesinin (8) numaralı

fıkrasının olay tarihinde yürürlükte bulunan hâli şöyledir:

"...

(8) Okul ve kurum müdürleri; yazılı

ve/veya sözlü olarak yapılacak okul veya kurum müdürlüğü sınavında başarılı

olmak kaydıyla, hizmet süreleri, performans ve yeterlikleri dikkate alınarak il

millî eğitim müdürünün teklifi üzerine vali tarafından atanır. Bu fıkranın

uygulanmasına ilişkin usûl ve esaslar yönetmelikle düzenlenir.

..."

18. 6528 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle değiştirilen 652

sayılı KHK'nın 37. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

"...

(8) Okul ve Kurum Müdürleri, İl Millî

Eğitim Müdürünün teklifi üzerine, Müdür Başyardımcısı ve Yardımcıları ise Okul

veya Kurum Müdürünün inhası ve İl Millî Eğitim Müdürünün teklifi üzerine Vali

tarafından dört yıllığına görevlendirilir. Bu görevlendirmelerin süre

tamamlanmadan sonlandırılması, süresi dolanların yeniden görevlendirilmesi ile

bu fıkranın uygulanmasına ilişkin diğer usul ve esaslar yönetmelikle

düzenlenir. Bu fıkra kapsamındaki görevlendirmeler özlük hakları, atama ve

terfi yönünden kazanılmış hak doğurmaz.”

..."

19. 6528 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle eklenen 652

sayılı KHK'nın geçici 10. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

"(8) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla halen Okul ve

Kurum Müdürü, Müdür Başyardımcısı ve Yardımcısı olarak görev yapanlardan görev

süresi dört yıl ve daha fazla olanların görevi, 2013-2014 ders yılının bitimi

itibarıyla başka bir işleme gerek kalmaksızın sona erer. Görev süreleri dört

yıldan daha az olanların görevi ise bu sürenin tamamlanmasını takip eden ilk

ders yılının bitimi itibarıyla başka bir işleme gerek kalmaksızın sona

erer."

B. Uluslararası

Hukuk

20. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM)Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının medeni

hak ve uyuşmazlıklar kolunun uygulanabilirliğine ilişkin içtihadını Regner/Çek

Cumhuriyeti ([BD], B. No: 35289/11, 19/9/2017, § 99-112) kararında

toparlamıştır. Kararın ilgili kısımları şöyledir:

"99. AİHM 'medeni' kol bağlamında

6. maddenin uygulanabilir olması için Sözleşme'de korunup korunmadığından

bağımsız olarak ulusal hukukta tanınan -en azından savunulabilir bir temeli

bulunan- bir 'hak' ile ilgili bir 'uyuşmazlık' olması gerektiğini tekrarlar.

Uyuşmazlık samimi ve ciddi olmalıdır. Uyuşmazlık sadece bir hakkın gerçek varlığıyla

değil, hakkın kapsamı ve uygulanma şekliyle de ilgili olabilir. Son olarak

yargılamanın sonucu söz konusu hak için doğrudan belirleyici olmalıdır. Ancak

hafif bağlantılar ya da uzak sonuçlar 6. maddenin devreye girebilmesi için

yeterli olmaz .

100.

AİHM hakkın varlığıyla

ilgili olarak, ulusal hukukun ilgili hükümlerinin ve ulusal mahkemelerin

bunlara ilişkin yorumlarının başlangıç noktası olması gerektiğini tekrarlar. 6.

maddenin (1) numaralı fıkrası 'hak ve yükümlülükler' için taraf devletin maddi

hukukunda herhangi bir somut içerik garanti etmez. AİHM taraf devletin ulusal

hukukunda yasal bir temeli bulunmayan maddi bir hakkı 6. maddenin (1) numaralı

fıkrasının yorumu yoluyla türetmeyebilir.

101. Bu çerçevede AİHM ulusal kanun

koyucu tarafından ihdas edilen hakların maddi veya usule ilişkin ya da

alternatifli olarak bu ikisinin bir kombinasyonu da olabileceğini gözlemler.

102. Ulusal hukukta tanınan ve

mahkemeler kanalıyla icra ettirilebilme usul güvencesiyle desteklenmiş bir

maddi hakkın bulunduğu hallerde 6. maddenin (1) numaralı fıkrası bağlamında

hakkın var olduğu hususunda şüphe yoktur. Kanun hükmünün lafzının [otoritelere] takdir yetkisi

bahşetmesi tek başına hakkın varlığını dışlayan bir unsur olarak görülemez.

Gerçekte 6. madde başvurucunun hakkına müdahale sonucunu doğuran takdir

yetkisine dayalı kararlara ilişkin davalara da uygulanır.

103. Ancak 6. madde ulusal kanun koyucu

tarafından -herhangi bir hak bahşetmeksizin- mahkemelerde ileri sürülmesi

mümkün olmayan belli avantajlar sağladığı hallerde uygulanmaz. Aynı durum bir

kimsenin ulusal mevzuattaki haklarının, bunların tanınacağına dair basit bir

umut ile sınırlı olduğu ve hakkın tanınmasının bütünüyle otoritelerin takdirine

ve keyfiyetine bağlı bulunduğu haller yönünden de geçerlidir.

104. Ulusal mevzuatın bir kişinin maddi

bir hakkını tanıdığı fakat şu veya bu sebeple bu hakkın mahkemeler aracılığıyla

tespitini veya icra edilmesini temin edecek yasal araçlar öngörmediği haller de

olabilmektedir. Bu durum -örneğin- ulusal hukukta yargısal muafiyet öngörüldüğü

hallerde söz konusu olur. Buradaki muafiyet maddi hakkı güçlendirmekten ziyade

ulusal mahkemelerin hakkın tespiti yetkisine yönelik getirilen prosedürel bir

kısıtlama olarak görülmektedir.

105. Bazı durumlarda ulusal hukuk

bireyin öznel bir hakkını tanımamasına karşın işlemin keyfi olduğu veya yetki

aşımı içerdiği ya da usul hataları bulunduğu yolundaki iddialarını inceletmek

için dava açma hakkı bahşetmektedir. Bu durum, kamu otoritelerinin bir avantajı

veya ayrıcalığı tanımak veya buna ilişkin isteği reddetmek hususunda mutlak

takdir yetkisini haiz olduğu ve kanunun kişiye bu hakla ilgili olarak tanıdığı,

mahkemelere başvuru hakkının kullanımı üzerine mahkemelerin bu işlemi hukuka

aykırı bularak iptal edebildiği hallerde önem taşır. Böyle bir durumda 6.

maddenin (1) numaralı fıkrası avantaj ya da ayrıcalığın bir kere tanınmakla

medeni bir hakka vücut vermesi koşuluyla uygulanabilir.

106. İlgili hakkın 'medeni' karakteri

ile ilgili olarak AİHM öncelikle işçi ve işveren arasında akdedilen iş

sözleşmesine dayalı alelade [özel] hukuk kapsamındaki istihdam ilişkilerinin her iki

taraf -sırasıyla, sözleşmede kararlaştırılan hizmeti sunan ve bu hizmet alımı

karşılığında sözleşmede kararlaştırılan ücreti ödeyen taraflar-açısından 'medeni'

hak doğurduğunu gözlemler.

Devlet dahil kamu tüzel kişisi ile

kamuda çalışanı arasındaki istihdam ilişkisi de yürürlükteki ulusal mevzuata

göre özel kişiler ile kamu hizmeti yürüten bir kamu kurumu arasındaki ilişkiyi

düzenleyen iş hukuku hükümlerine dayalı olabilir. Öte yandan özel sektöre

uygulanabilir iş hukuku hükümleri ile kamu hizmetine uygulanabilir belli

hükümlerin bileşiminden oluşan karma sistemler de bulunabilir.

107. Vilho Eskelinen ve diğerleri

içtihadında üretilen kriterlere göre, kamu hizmetlerinde istihdam edilen kamu

çalışanlarıyla ilgili olarak iki koşul gerçekleşmedikçe taraf devlet AİHM

önünde başvurucuyu 6. maddede yer alan korumanın kapsamı dışına çıkarmak

bakımından başvurucunun kamu görevlisi statüsüne dayanamaz. Birincisi, devlet

kendi ulusal hukukunda söz konusu görev veya kamu çalışanı kategorisi için dava

yolunu kapalı tuttuğunu açık bir biçimde düzenlemelidir. İkincisi, dava yolunun

kapalı hale getirilmesi objektif temele dayalı bir devlet yararı ile

haklılaştırılmalıdır. Dava yolunun kapalı tutulmasının haklılaştırılabilmesi

için bir işveren olarak devletin, ilgili kamu görevlisinin kamu gücünün

kullanımına katıldıklarını veya kamu görevlisi ile devlet arasında özel bir

güven veya sadakat bağının var olduğunu ileri sürmesi yetmez. Devletin aynı

zamanda söz konusu somut uyuşmazlığın konusunun kamu gücünün kullanımına

ilişkin olduğunu veya özel bağı tartışmaya açtığını gösterme yükümlülüğü

bulunmaktadır. Bu yüzden devlet ile kamu görevlisi arasındaki ilişkinin

özelliği, olağan iş uyuşmazlıklarının -aylık, ikramiye ve diğer özlük haklarına

ilişkin ihtilaflar gibi- 6. maddenin garantilerinin dışında bırakılması

bakımından kural olarak haklı bir temel olarak görülemez. Esasında 6. maddenin

uygulanacağı yönünde bir karinenin varlığı kabul edilmelidir. Ulusal hukuka

göre kamu görevlisinin dava açma hakkının bulunmadığını ve kamu görevlisinin 6.

maddenin kapsamının dışında tutulmasının haklı bir temelinin bulunduğunu

göstermek taraf devletin yükümlülüğündedir.

108. AİHM Vilho Eskelinen ve diğerleri

kararında ortaya konulan kriterler kamu görevlileriyle ilgili olarak kamu

hizmetine alınma ya da atama, derece veya terfi, naklen atanma, göreve son

verme dahil olmak üzere oldukça farklı türde uyuşmazlığa uygulanageldiğini

vurgulamaktadır. AİHM kamu çalışanı icra memurunun disiplin soruşturması sonucu

kamu görevinden ihraç edilmesine ilişkin başvuruyu incelediği Bayer/Almanya

kararında (B. No: 8453/04, 16/7/2009, § 38) daha açık bir şekilde, 'aylık,

ikramiye ve diğer özlük hakları' ile ilgili uyuşmazlıkların, 'olağan iş

uyuşmazlıklarının' Eskelinen testi kapsamında 6. maddenin uygulanması gereken

tadadi örneklerinden ibaret olduğuna karar vermiştir. AİHM Olujić

kararında (Olujić/Hırvatistan, B. No: 22330/05, 5/2/2009, § 34) Eskelinin

kararındaki 6. maddenin uygulanabilirliği karinesinin kamu görevinden

çıkarılmaya ilişkin davalarda da uygulanacağına karar vermiştir.

...

111. AİHM bir mahkeme başkanının atama

işleminin yargısal denetimi ile ilgili bir davada da 6. maddenin uygulanabilir olduğuna

karar vermiştir (Tsanova-Gecheva/Bulgaristan, B. No: 43800/12, 15/9/2015, §§

84-85). AİHM 6. maddenin yükselmeyi veya bir kadroda bulunmayı garanti

etmediğini kabul etmekle birlikte atama ve yükselme süreçlerinde adalet ve

hakaniyetin gözetilmesi ve kamu hizmetine girmede eşit muamele görme hakkının,

ulusal mahkemeler bunların varlığını tanıdığı ve başvurucu tarafından bu

bağlamda ileri sürülen hususları incelediği sürece ulusal hukukta tanınan bir

hak olarak görülebileceğini belirtmektedir.

..."

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 28/5/2019 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

22. Başvurucular müdürlük görevlerine son verilmesine

ilişkin işlemin iptali talebiyle açtıkları davanın idari davaya konu olabilecek

bir işlemin varlığından söz edilemeyeceği ve davanın esasının incelenme olanağı

bulunmadığı gerekçesiyle incelenmeksizin reddine karar verilmesi nedeniyle

eşitlik ilkesinin, adil yargılanma ve etkili başvuru haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüşlerdir.

B. Değerlendirme

23. Anayasa'nın iddianın değerlendirilmesinde dayanak

alınacak "Hak arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin

birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahiptir."

24. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucuların diğer haklarla bağlantı kurarak ileri sürdüğü iddiaların

adil yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkı yönünden incelenmesi

gerektiği değerlendirilmiştir.

1. Uygulanabilirlik

Yönünden

25. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrası ile

30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama

Usulleri Hakkında Kanun'un 45. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa'da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ek

protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir başka ifadeyle Anayasa ve

Sözleşme'nin ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren

başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün değildir (Onurhan

Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

26. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında;

herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak başvurabilme, bunun doğal

sonucu olarak da iddiada bulunma, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence

altına alınmıştır. 3/10/2001 tarihli ve 4709 sayılı Kanun'un Anayasa'nın 36.

maddesinin birinci fıkrasına adil yargılanma ibaresinin eklenmesine

ilişkin 14. maddesinin gerekçesinde "değişiklikle Türkiye

Cumhuriyeti'nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelerce de güvence altına

alınmış olan adil yargılama hakkı[nın] metne dahil" edildiği

belirtilmiştir. Dolayısıyla Anayasa'nın 36. maddesine söz konusu ibarenin

eklenmesinin amacının Sözleşme'de düzenlenen adil yargılanma hakkını anayasal

güvence altına almak olduğu anlaşılmaktadır (Yaşar Çoban [GK], B. No:

2014/6673, 25/7/2017, § 54). Bu itibarla Anayasa'da güvence altına alınan adil

yargılanma hakkının kapsam ve içeriği belirlenirken Sözleşme'nin "Adil

yargılanma hakkı" kenar başlıklı 6. maddesinin ve buna ilişkin AİHM

içtihadının da gözönünde bulundurulması gerekir (Onurhan Solmaz,§ 22).

27. Sözleşme, bir kişinin sahip olduğunu ileri

sürebileceği tüm hak ve yükümlülükler bakımından adil yargılanma hakkını

güvenceye almamaktadır. Sözleşme'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6.

maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve ilkelerin medeni hak ve

yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç isnadının

esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek hakkın kapsamı

bu konularla sınırlandırılmıştır. Hak arama hürriyetinin ihlal edildiği

gerekçesiyle bireysel başvuruda bulunabilmek için ya başvurucunun medeni hak ve

yükümlülükleriyle ilgili bir uyuşmazlığın tarafı olması ya da başvurucuya

yönelik bir suç isnadının esası hakkında karar verilmiş olması gerektiği

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla bahsedilen hâller dışında kalan adil yargılanma

hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular Anayasa ve Sözleşme'nin ortak

koruma alanı kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu olamaz (Onurhan

Solmaz, § 23).

28. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı suç isnadına bağlı yargılamaların yanında bir kimsenin medeni

hak ve yükümlülüklerinin karara bağlanmasıyla ilgili yargılamalarda da

uygulanır. Anayasa'nın 36. maddesinin (1) numaralı fıkrasının medeni meselelerde

uygulanabilmesi için ortada hukuk düzeni tarafından kişiye tanınmış veya en

azından savunulabilir temeli bulunan bir hakkın bulunması gerekir. Bu

hakkın Anayasa'da doğrudan veya dolaylı olarak tanımlanan ve güvence altına

alınan bir hakka ilişkin olması zorunlu değildir. Bu bakımdan kanunla kişilere

tanınan hak ve ayrıcalıklar da -mahkemelerde ileri sürülebilmesi koşuluyla-

Anayasa'nın 36. maddesi bağlamında hak kavramına dâhildir. İkinci olarak bu

hakla ilgili olarak ilgili kişinin menfaatini etkileyen bir uyuşmazlık mevcut

olmalıdır. Öte yandan bu uyuşmazlık ihtilaf konusu hakkın tespiti ve bu haktan

yararlanılması bakımından belirleyici bir nitelik arz etmelidir.

29. Bir hakkın bulunup bulunmadığının tespitinde hakkın

tanınması hususunda yetkili otoritelere takdir yetkisi verilip verilmediği de

büyük önem taşımaktadır. Bir hakkın kişiye tanınıp tanınmaması hususunda

yetkili otoritelere mutlak takdir yetkisi tanınmış ise Anayasa'nın 36. maddesi

bağlamında adil yargılanma hakkının kapsamına giren bir hakkın varlığından söz

edilemeyecektir. Buna karşılık ilgili hakkın bahşedilmesi hususunda kamu

otoritelerine tanınan takdir yetkisi mutlak nitelikte değilse sırf takdir

yetkisinin varlığına dayanarak hak sahibi olduğunu iddia eden kişinin bu hakkı

elde etmek için başlattığı uyuşmazlık, adil yargılanma hakkının kapsamı dışında

tutulamaz. Öte yandan idarenin takdir yetkisinin geniş olduğu hâllerde de

idarenin takdirini kullanması sonucu yaptığı tasarrufun yargı mercilerince

iptal edilmesi mümkün ise hakkın varlığı kabul edilmelidir.

30. Bununla birlikte davaya konu edilmesine imkân

bulunmayacak derecede önemsiz birtakım hak ve menfaatlerin Anayasa'nın 36.

maddesi bağlamında hak olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.

31. İşçi ile işveren arasındaki iş sözleşmesinden doğan

hak ve menfaatlerin medeni hak olarak değerlendirilmesi gerektiği

hususunda kuşku bulunmamaktadır. Buna karşılık kamu hukuku kurallarına göre

istihdam edilen kamu çalışanları ile devlet arasındaki ilişkinin her zaman

medeni hak niteliği taşıdığı söylenemeyecektir. Kamu çalışanları ile devlet

arasındaki ilişkinin medeni hak kapsamı dışında kalan boyutları da bulunabilir.

Bununla birlikte kamu çalışanlarına tanınan hak ve ayrıcalıkların da kural

olarak medeni niteliğinde olduğu vurgulanmalıdır. Ne var ki istisnai de olsa

kamu çalışanlarına tanınan hak ve ayrıcalıkların medeni hak kapsamında

değerlendirilmemesi mümkündür. Bu bağlamda kamu çalışanlarına statü hukukuyla

tanınan hak ve ayrıcalıkların medeni karakterde olmadığının kabul edilebilmesi

için iki koşulun birlikte gerçekleşmesi gerekir.

32. Birincisi, kamu çalışanlarına bahşedilen hakkın

mahkemelerde dava konusu edilemez nitelikte olması gerekir. Diğer bir ifadeyle

bu hakla ilgili uyuşmazlıklara karşı dava yolunun kapalı tutulması gerekir. Şu

hâlde kamu çalışanları ile ilgili olarak dava konusu edilebilir her türlü hak

ve menfaatin medeni hak niteliğinde olduğu ifade edilebilir. İkincisi söz

konusu hak ve menfaate ilişkin uyuşmazlığa karşı dava yolunun kapatılmasının

haklı bir nedene dayanması gerekir. Haklı nedenin varlığından söz edilebilmesi

için dava yolu kapatılan uyuşmazlığın kamu gücünün kullanımıyla ilgili olması

ve kamu görevlisi ile devlet arasındaki güven ve sadakat ilişkisini tartışmaya

açtığının gösterilmesi lazımdır. Bu itibarla salt ilgilinin kamu gücü kullanan

bir kamu görevlisi olması ve bu kişinin devlet ile özel bir güven ve sadakat

ilişkisi içinde bulunması bu kişiyle ilgili her türlü uyuşmazlığa karşı dava

yolunun kapalı tutulmasını haklı hâle getirmez. Bu noktada önem taşıyan husus,

ihtilaf konusu uyuşmazlığın kendisinin kamu gücünün kullanımıyla ilgili

olmasıdır.

33. Somut olay açısından başvuruya konu şikâyetin medeni

hak ve yükümlülükler ile ilgili bir uyuşmazlık olup olmadığı adil yargılanma

hakkının kapsamının tespiti açısından önem taşımaktadır.

34. Başvurucuların müdür olarak görevlendirildikleri

dönemde yürürlükte olan mevzuat, disiplin ve görevde yetersizlik gibi nedenler

hariç emekli olacakları tarihe kadar müdürlük görevini yürütmelerine imkân

tanımaktadır. Emeklilik tarihine kadar müdürlük görevini yürütebilmelerinin

başvuruculara mevzuatla tanınan maddi bir hak olduğunun kabulü gerekir. Öte

yandan başvurucuların müdürlük görevinden dolayı maaş ve ek ders ödemeleri

yönünden birtakım avantajlara sahip oldukları not edilmelidir. Bu parasal

avantajların da mevzuatla tanınan bir hak olarak görülmesi gerektiği

değerlendirilmiştir. Sonuç olarak başvuruculara mevzuatla tanınan bir hakkın

bulunduğu kanaatine varılmıştır.

35. Bundan sonraki aşamada bu hakkın dava konusu

edilebilir olup olmadığı incelenmelidir. Türk hukuk sisteminde müdürlükten alma

işlemine karşı idari yargıda iptal davası açılabileceği hususunda bir kuşku

bulunmamaktadır. Dolayısıyla müdürlükten alınma işleminden kaynaklanan

uyuşmazlığın medeni hak ve yükümlülük kapsamında değerlendirilmesi

gerektiği anlaşılmaktadır.

36. Bu noktada Anayasa Mahkemesi somut olayda medeni

hakkın varlığına ilişkin tespitte bulunurken başvurucuların kanunla

görevden alınmış olmalarını ve kanuna karşı derece mahkemelerinde dava

açılamamasını dikkate almayacaktır. Zira medeni hakkın varlığı, ilgili

uyuşmazlığın doğduğu tarihteki koşullara göre belirlenmelidir.

2. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

37. Somut olayda başvurucuların müdürlük görevi 652

sayılı KHK'ya eklenen geçici 10. maddenin (8) numaralı fıkrası gereğince

kendiliğinden sona ermiştir. Dolayısıyla somut olayda kanuna karşı bireysel

başvuruda bulunulamayacağı kuralı ile çelişen bir yön bulunup bulunmadığı

incelenmelidir.

38. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında, yasama işlemlerinin doğrudan bireysel başvuru konusu yapılamayacağı

düzenlenmiştir. Bir yasama işleminin temel hak ve özgürlüğün ihlaline neden

olması durumunda doğrudan yasama işlemi aleyhine değil ancak yasama işleminin

uygulanması mahiyetindeki işlem, eylem ve ihmallere karşı bireysel başvuru

yapılabilir (Süleyman Erte, B. No: 2013/469, 16/4/2013, § 17; Serkan

Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 37).

39. Kanuna karşı doğrudan bireysel başvuruda bulunulması

mümkün olmamakla birlikte kanunun uygulanması üzerine uygulama işlemi veya

eylemine karşı bireysel başvuruda bulunulmasına herhangi bir engel

bulunmamaktadır. Ayrıca kanunun uygulanması üzerine yapılacak bireysel

başvuruda ihlalin kanundan kaynaklandığının ileri sürülmesine ve Anayasa

Mahkemesinin bu kanunun hak ihlaline yol açıp açmadığını incelemesinin önünde

bir mâni yoktur. Dahası söz konusu kanun maddesinin başvurucunun ileri sürdüğü

şikâyet bağlamında ihlale neden olup olmadığını incelemek Anayasa Mahkemesinin

anayasal görevi ve yükümlülüğüdür.

40. Bu durumda somut olayda doğrudan kanuna karşı mı

yoksa kanunun uygulanmasına karşı mı bireysel başvuruda bulunulduğunun tespiti

gerekmektedir. 652 sayılı KHK'ya eklenen geçici 10. maddenin (8) numaralı

fıkrası, yürürlüğe girdiği anda başvurucuların da dâhil olduğu yöneticilerin bu

görevlerinin kendiliğinden sona ermesini öngörmektedir. Dolayısıyla bu Kanun

yürürlüğe girmekle etkisini göstermekte, diğer bir ifadeyle yürürlüğe girdiği

anda uygulanmış olmaktadır. Şu hâlde başvurucular tarafından yapılan bireysel

başvurunun kanunun uygulanmasına yönelik olduğu açıktır.

41. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Esas

Yönünden

a. Hakkın

Kapsamı ve Müdahalenin Varlığı

42. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve

savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim

hakkı, Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün

bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerle de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan AİHM, Sözleşme'nin 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini

belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B.

No: 2014/13156, 20/4/2017, § 34).

43. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak

arama özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve

özgürlüklerden gereken şekilde yararlanmayı ve bunların korunmasını sağlayan en

etkili güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından

görülebilmesi ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden

faydalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya koyma imkânının

tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil yargılanma hakkının

sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B.

No: 2013/8896, 23/2/2016, § 33).

44. Mahkemeye erişim hakkı bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir (Özkan Şen, B. No: 2012/791,

7/11/2013, § 52).

45. Başvurucuların müdürlük görevlerine 6528 sayılı

Kanun'un 25. maddesiyle 652 sayılı KHK'ya eklenen geçici 10. maddenin (8)

numaralı fıkrasıyla son verilmiştir. Türk hukuk sisteminde müdürlükten alınmaya

ilişkin idari işleme karşı dava açılabileceği hususunda bir tereddüt

bulunmamaktadır. Ancak somut olayda doğrudan müdürlük görevine kanunla son

verilmesi sebebiyle başvurucuların görevlerine son verilmesine ilişkin

tasarrufun hukukiliğini idari yargı önünde denetlettirme imkânları kalmamıştır.

Dolayısıyla başvurucuların mahkemeye erişim haklarına müdahalede bulunulduğu

sonucuna ulaşılmaktadır.

b. Müdahalenin

İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

46. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ...

yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve

ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

47. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesini ihlal

edecektir. Bu sebeple müdahalenin Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen ve somut

başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir sebebe dayanma,

ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup olmadığının

belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

48. Müdahalenin kanuna dayalı olması öncelikle şeklî

manada bir kanunun varlığını zorunlu kılar. Şeklî manada kanun, Türkiye Büyük

Millet Meclisi (TBMM) tarafından Anayasa'da belirtilen usule uygun olarak kanun

adı altında çıkarılan düzenleyici yasama işlemidir. Hak ve özgürlüklere

müdahale edilmesi ancak yasama organınca kanun adı altında çıkarılan

düzenleyici işlemlerde müdahaleye imkân tanıyan bir hükmün bulunması şartına

bağlıdır. TBMM tarafından çıkarılan şeklî anlamda bir kanun hükmünün

bulunmaması hak ve özgürlükler alanına yapılan müdahaleyi anayasal temelden

yoksun bırakır (Ali Hıdır Akyol ve diğerleri [GK], B. No: 2015/17510,

18/10/2017, § 56).

49. Bununla beraber Anayasa Mahkemesinin daha önceki

kararlarında da belirtildiği üzere kanunla düzenleme zorunluluğu, hakka

yapılacak müdahalenin uygulamasının kanunun çerçevesini aşmayacak şekilde

tüzük, yönetmelik, tebliğ ve genelge gibi yürütme organının çıkaracağı ikincil

düzenlemelerle yapılmasına mâni değildir (Tahsin Erdoğan, B. No:

2012/1246, 6/2/2014, § 60). Temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasına

ilişkin konularda temel esaslar, ilkeler ve genel çerçeve kanunla

belirlendikten sonra uzmanlığa ve idare tekniğine ilişkin hususların yürütme

organınca çıkarılacak düzenleyici işlemlerle tanzim edilmesi mümkündür (AYM,

E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015).

50. Öte yandan temel hak ve özgürlüklere müdahalenin

dayanağını oluşturan kanunun hukuk devleti ilkesinin gereklerine de uygun

olması gerekir. Anayasa'nın 2. maddesinde Cumhuriyet'in nitelikleri arasında

sayılan hukuk devleti, Anayasa'nın tüm maddelerinin yorumlanması ve

uygulanmasında gözönünde bulundurulması zorunlu olan bir ilkedir. Hukuk devleti

ilkesi kanunların genel ve soyut olmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda

bireysel ve subjektif işlemlerin kanunla yapılması hukuk devleti ilkesini

zedeleyebilir.

51. Başvurucuların yöneticilik görevlerine son

verilmesini idari yargıda dava konusu edememelerinin sebebi göreve son vermenin

kanuni düzenlemenin (6528 sayılı Kanun'un 25. maddesiyle 652 sayılı KHK'ya

eklenen geçici 10. maddenin (8) numaralı fıkrasının) doğrudan bir sonucu

olmasıdır. Dolayısıyla başvurucuların mahkemeye erişim haklarına doğrudan bir

kanun hükmüyle müdahale edilmiştir. Bu durumda bu kanunun hukuk devleti

ilkesinin bir gereği olan kanunların genelliği ilkesine aykırı olup olmadığının

incelenmesi gerekir.

52. Anayasa Mahkemesi norm denetimi kapsamında verdiği

birçok kararında bazı kamu görevlilerinin naklen atanması veya yöneticilik

görevine son verilmesi sonucunu doğuran kanuni düzenlemeleri kanunların

genelliği ilkesi yönünden incelemiştir.

53. Anayasa Mahkemesi, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile

Çevre ve Orman Bakanlığının Çevre ve Şehircilik Bakanlığına devredilen

birimlerinde görev yapan bazı üst düzey kamu görevlilerinin bu görevlerinin

sona ermesini öngören düzenlemeyi kanunların genelliği ilkesine aykırı

bulmamıştır. Anayasa Mahkemesi anılan kararda şunları vurgulamıştır (AYM,

E.2011/100, K.2012/191, 29/11/2012)

"...dava konusu kuralla tek bir

kişi hakkında bireysel nitelikte bir yürütme işlemi tesis edilmeyip, aksine

genel ve soyut bir kural getirilmektedir. Soyut bir kuralın gerçekte tek bir

kişiyi ya da sınırlı sayıda kişiyi ilgilendiriyor olması onun soyut niteliğini

ortadan kaldırmaz. Bireysel nitelikte bir işlemden söz edilebilmesi için somut

olarak bir kişinin hukuki durumunda değişiklik yapan bir irade açıklamasının

bulunması gerekir. Dava konusu kuralla doğrudan somut bazı kişilerin hukuki

durumunda değişiklik yapılmasına yönelik bir irade açıklamasında

bulunulmadığından bireysel işlemin varlığından söz edilemez. Kuralda belirtilen

kadrolarda görev yapan kişilerin hukuki durumlarının düzenlemenin sonucundan

etkilenmiş olması, bu sonucu değiştirmez."

54. Anayasa Mahkemesi benzer birçok düzenlemeyi aynı

gerekçelerle kanunların genelliği ilkesine aykırı bulmamıştır (AYM, E.2008/105,

K.2010/123, 30/12/2010; AYM, E.2011/100, K.2012/191, 22/2/2013; AYM, E.2008/72,

K.2011/59, 30/3/2011; AYM, E.2014/57, K.2014/81, 10/4/2014). Anayasa

Mahkemesinin anılan kararları gözetildiğinde yöneticilik görevine son verme

sonucunu doğuran yasal düzenlemenin yapılması tek başına kanunların genelliği

ilkesine aykırılık teşkil etmez. Bir kanunun sınırlı sayıda kişiye uygulanması

onun soyut olma özelliğini ortadan kaldırmaz. Nitekim somut olayda uygulanan

652 sayılı KHK'nın geçici 10. maddenin (8) numaralı fıkrası iptal davası

yoluyla Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiş ve anılan kuralın hukuk devleti

ilkesine aykırı olmadığı saptanmıştır (AYM, E.2014/88, K.2015/68, 13/7/2015).

55. Sonuç olarak başvurucuların mahkemeye erişim

haklarına yapılan müdahalenin hukuk devleti ilkesinin gerektirdiği nitelikleri

haiz bir kanuni dayanağının bulunduğu kanaatine ulaşılmaktadır.

ii. Meşru Amaç

56. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez.

Anayasa Mahkemesi kararlarında, Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan hak ve

özgürlükler ile devlete yüklenen ödevlerin özel sınırlama sebebi gösterilmemiş

hak ve özgürlüklere sınır teşkil edebileceği kabul edilmektedir (AYM,

E.2010/83, K.2012/169, 1/11/2012; E.2012/108, K.2013/64, 22/5/2013; E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014; E.2014/177, K.2015/49, 14/5/2015; Hüseyin Dayan, B. No:

2013/5033, 13/4/2016, § 46).

57. 6528 sayılı Kanun'un 22. maddesiyle değiştirilen 652

sayılı KHK'nın 37. maddesiyle ikinci görev niteliğindeki eğitim kurumu

yöneticiliği görevlendirmelerine ilişkin usul ve esaslarda değişiklikler

yapılmıştır. Kuralda, okul ve kurum yöneticiliği görev süresi dört yıl olarak

öngörülmüştür. Anılan Kanun'un başvuruya konu müdahalenin kaynağını oluşturan

25. maddesiyle 652 sayılı KHK'ya eklenen geçici 10. maddenin (8) numaralı

fıkrasıyla da bu ana kuralın mevcut yöneticilere uygulanmasını sağlamakta ve

dört yıllık görev süresini dolduranların müdürlük görevinin sona ermesi

düzenlenmektedir.

58. Dolayısıyla başvurucuların görevine kanun ile son verilmesinin

amacının getirilen yeni sistemin mevcut yöneticilere de uygulanmasını sağlamak

olduğu anlaşılmaktadır.

59. Anayasa'nın 128. maddesinde de "Devletin,

kamu iktisadî teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare

esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği

aslî ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür.

Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve

yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri

kanunla düzenlenir." denilmektedir.

60. Belirtilen kuralda memurlar ve diğer kamu

görevlilerinin nitelik ve atamalarının kanunla düzenlenmesi öngörülmekle kanun

koyucuya geniş takdir yetkisi tanınmaktadır. Kanun koyucuya tanınan bu takdir

yetkisinin özünde bir sınırlama yetkisi de içerdiği anlaşılmaktadır.

Dolayısıyla kanun koyucu kamu idaresinin güncel ihtiyaçlarını gözeterek eğitim

kurumlarında yöneticilik görevine ilişkin usul ve esaslarda değişiklik ile bu

doğrultuda kamu görevlilerinin birtakım hak ve özgürlüklerinde bazı

sınırlamalar yapabilir.

61. Somut olayda mahkemeye erişim hakkına yönelik bir

müdahale söz konusu olsa da bunun Anayasa'nın 128. maddesinde kanun koyucuya

tanınan, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin nitelik ve atanma usullerini

belirleme hususundaki takdir yetkisinden bağımsız olarak düşünülmesi mümkün

değildir. Bu durumda Anayasa'nın 128. maddesine dayanılarak yapılan sistem

değişikliğinin mevcut yöneticilere uygulanması amacıyla başvurucuların mahkemeye

erişim haklarına yapılan müdahalenin anayasal açıdan meşru bir amaç taşıdığı

sonucuna ulaşılmaktadır.

iii. Ölçülülük

(1) Genel

İlkeler

62. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014).

63. Ölçülülük ilkesi, elverişlilik, gereklilik ve

orantılılık olmak üzere üç alt ilkeden oluşmaktadır. Elverişlilik öngörülen

müdahalenin ulaşılmak istenen amacı gerçekleştirmeye elverişli olmasını,

gereklilik ulaşılmak istenen amaç bakımından müdahalenin zorunlu olmasını yani

aynı amaca daha hafif bir müdahale ile ulaşılmasının mümkün olmamasını,

orantılılık ise bireyin hakkına yapılan müdahale ile ulaşılmak istenen amaç

arasında makul bir dengenin gözetilmesi gerekliliğini ifade etmektedir (AYM,

E.2011/111, K.2012/56, 11/4/2012; E.2013/66, K.2014/19, 29/1/2014; E.2016/16,

K.2016/37, 5/5/2016; Mehmet Akdoğan ve diğerleri, B. No: 2013/817, 19/12/2013,

§ 38).

64. Müdahale için seçilen aracın gerekliliğinin

değerlendirilmesi öncelikli olarak ilgili kamu makamlarının yetkisindedir.

Müdahale ile ulaşılmak istenen somut kamu yararı amacının gerçekleştirilmesi

yetkili idarelerin sorumluluğunda olup amaca ulaşılmasında ne tür bir aracın

daha etkili ve verimli sonuçlar doğuracağı hususunda sorumlu ve yetkili

otoriteler, en isabetli kararı verebilecek konumdadır. Bu nedenle hangi aracın

seçileceği konusunda idarelerin belli ölçüde takdir yetkisi bulunmaktadır. Ne

var ki seçilen aracın gerekliliğine ilişkin olarak idarelerin sahip olduğu

takdir yetkisi sınırsız değildir. Tercih edilen aracın müdahaleyi ulaşılmak

istenen amaca nazaran bariz bir biçimde ağırlaştırması durumunda Anayasa

Mahkemesince müdahalenin gerekli olmadığı sonucuna ulaşılması mümkündür. Ancak

Anayasa Mahkemesinin bu kapsamda yapacağı denetim seçilen aracın isabet

derecesine yönelik olmayıp hak ve özgürlükler üzerinde oluşturduğu müdahalenin

ağırlığına dönüktür (Recep Tarhan ve Afife Tarhan, B. No: 2014/1546,

2/2/2017, § 70).

65. Orantılılık, kamu yararının korunması ile bireyin hak

ve özgürlükleri arasında adil bir dengenin sağlanmasını gerektirmektedir.

Öngörülen tedbirin bireyi olağan dışı ve aşırı bir yük altına sokması durumunda

müdahalenin orantılı, dolayısıyla ölçülü olduğundan söz edilemez. Bu itibarla

uygulanan tedbirle başvuruculara aşırı ve orantısız bir yük yüklenip yüklenmediğinin

tespiti gerekmektedir (Ali Diren, B. No: 2015/13108, 18/4/2018, § 61)

(2)İlkelerin Olaya Uygulanması

66. Başvurucuların mahkemeye erişim haklarına yapılan

müdahaleyi oluşturan yasal düzenlemenin amacının Millî Eğitim Bakanlığına bağlı

okul ve kurumların yöneticilerinin görevlendirilmelerine ilişkin olarak

getirilen yeni sistemin mevcut yöneticilere de uygulanmasını sağlamak olduğu

yukarıda belirtilmiştir (bkz. § 61). Kanun koyucu Millî Eğitim Bakanlığına

bağlı okul ve kurumların yöneticilerinin görev sürelerini dört yıl olarak

sınırlamış ve buna bağlı olarak da kanuni düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih

itibarıyla yönetici olarak görev yapanlardan görev süresi dört yıl ve daha

fazla olanların görevinin 2013-2014 ders yılının bitimi itibarıyla başka bir

işleme gerek kalmaksızın sona ermesini öngörmüştür.

67. Anayasa Mahkemesi norm denetimi kapsamında verdiği

birçok kararında bazı kamu görevlilerinin naklen atanması veya yöneticilik

görevine son verilmesi sonucunu doğuran kanuni düzenlemeleri Anayasa'nın 36.

maddesi bağlamında ele almıştır. Anayasa Mahkemesi yukarıda atıfta bulunulan

(bkz. § 53) ve Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığının

Çevre ve Şehircilik Bakanlığına devredilen birimlerinde görev yapan bazı üst

düzey kamu görevlilerinin bu görevlerinin sona ermesini öngören düzenlemeyi

Anayasa'nın 36. maddesine aykırı bulmadığı kararında şu tespitleri yapmıştır:

"...Ayrıca dava konusu kuralla,

kaldırılan Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile Çevre ve Orman Bakanlığının bazı

kadrolarında görev yapan kamu görevlilerinin bakanlık müşaviri ve araştırmacı

kadrolarına atanmış sayılmalarının öngörülmesi, anılan bakanlıkların

kaldırılması sonucu ortaya çıkan hukuki ve fiilî zorunluluklar nedeniyledir.

Buna göre söz konusu işlemin sebep unsuru, Bayındırlık ve İskân Bakanlığı ile

Çevre ve Orman Bakanlığının kaldırılması olup yürürlükte bulunan kanunlara

dayanılarak ve kamu görevlisinin öznel durumu dikkate alınarak idarece tesis

edilen naklen atama işlemlerinden tamamen farklıdır. Söz konusu hukuki ve fiili

zorunluluklar nedeniyle kazanılmış haklar korunarak başka kadrolara atama

yapılması, kanun koyucunun takdir alanı içindedir."

68. Anayasa Mahkemesi, Maliye Bakanlığında muhasebat

kontrolörü, millî emlak kontrolörü, devlet bütçe uzmanı, mali suçları araştırma

uzmanı, devlet muhasebe uzmanı, devlet gelir politikaları uzmanı ve devlet

malları uzmanlarının maliye uzmanlığı kadrolarına; muhasebe denetmeni, millî

emlak denetmeni, muhasebe uzmanı ve millî emlak uzmanlarının ise defterdarlık

uzmanlığı kadrolarına atanmalarını öngören kanuni düzenlemeyi incelediği iptal

başvurusunda ise şu gerekçeyle normu Anayasa'nın 36. maddesine aykırı

bulmamıştır (AYM, E.2011/145, K.2013/70, 6/6/2013):

"Anayasa'nın hak arama hürriyetini

düzenleyen 36. maddesinin birinci fıkrasında, 'Herkes, meşru vasıta ve

yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı

olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.' denilerek yargı

mercilerine davacı ve davalı olarak başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak

da iddia, savunma ve adil yargılanma hakkı güvence altına alınmıştır. Dava

konusu kurallarla, Maliye Bakanlığının anılan kadrolarında yapılan

değişiklikler, söz konusu unvanların kaldırılması sonucu ortaya çıkan hukukî ve

fiili zorunluluklar nedeniyledir. Buna göre söz konusu işlemin sebep unsuru,

Maliye Bakanlığındaki bazı kadroların kaldırılması olup yürürlükte bulunan

kanunlara dayanılarak ve kamu görevlisinin öznel durumu dikkate alınarak

idarece tesis edilen naklen atama işlemlerinden farklıdır. Genel nitelikte

olduğu sonucuna ulaşılan yasal düzenlemeyle oluşturulan bu durumun, sebep

unsuru yönünden hukuka uygun olup olmadığının tespitinin anayasal bir sorun

olduğu ve bu yöndeki denetimin Anayasa Mahkemesince yapılması gerektiği açıktır.

Anılan atama işleminin doğrudan kanunla değil, idari işlemle yapılmasının

öngörülmesi durumunda dahi kanunlara uygunluk denetimi yapmakla sınırlı bir

yetkiye haiz olan idari yargı yerlerinin, işlemin sebep unsurunun Anayasa'ya

uygun olup olmadığını tartışması ve bu yönde bir denetim yapması mümkün

olmadığından bu işlemin doğrudan kanun hükmünde kararnameyle yapılmasının hak

arama hürriyetini sınırladığı söylenemez."

69. Anayasa Mahkemesi buna karşılık Gençlik ve Spor

Bakanlığı Merkez Teşkilatı ile Spor Genel Müdürlüğünde yönetici kadrolarında

bulunanların görevlerinin hiçbir işleme gerek kalmaksızın sona ermesini öngören

düzenlemeyi ise hukuk devleti ilkesine aykırı bularak iptal etmiştir. Anayasa

Mahkemesinin gerekçesi şöyledir (AYM, E.2015/61, K.2016/172, 2/11/2016, § 110):

"110. 6639 sayılı Kanun’un 22.

maddesiyle 638 sayılı KHK’ya eklenen geçici 12. maddede, Gençlik ve Spor

Bakanlığının bağlı kuruluşu olan Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel

Müdürlüğüne ait Bölge Müdürlüklerinin kapatılması ve kapatılan Bölge

Müdürlüklerinin kullanımında olan her türlü taşınır ile taşıt, araç, gereç ve

malzeme, varsa her türlü borç ve alacaklar, yazılı ve elektronik ortamdaki her

türlü kayıtlar ve diğer dokümanlar ile personelin Kredi ve Yurtlar İl Müdürlüklerine

devredilmesi öngörülmüş, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Spor Genel Müdürlüğünün

teşkilat yapısına ilişkin herhangi bir değişikliğe gidilmemiştir. Yüksek

Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü teşkilatında yapılan

değişiklikler ise Gençlik ve Spor Bakanlığı merkez teşkilatı ile Spor Genel

Müdürlüğünün merkez ve taşra teşkilatında yer alan bazı kadrolarda bulunanların

görevlerinin sona ermesini gerektiren hukukî ve fiilî zorunluluk olarak

değerlendirilemez."

70. Anayasa Mahkemesinin anılan kararlarından -kanunların

genelliği ilkesine aykırı olmasa bile- kanunla göreve son verilmesine ilişkin

yasal düzenlemelerin hak arama hürriyetine ve hukuk devleti ilkesine aykırı

olmaması için göreve son vermenin kanunla yapılmasını gerektiren zorlayıcı nedenlerin

bulunması ve göreve son vermenin ilgililerin subjektif durumlarından ziyade

objektif nitelik taşıyan bu zorlayıcı nedene dayanması gerektiği

anlaşılmaktadır.

71. Somut olayda kanunla başvurucuların görevine son

verilmesinin nedeni Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve kurum yöneticiliği

görevinin dört yıl ile sınırlandırılmış olmasını öngören bir sistem

değişikliğine gidilmiş olmasıdır. Yapılan sistem değişikliğinin mevcut

yöneticilere uygulanmasını sağlamak amacıyla geçiş hükmü niteliğinde bir

düzenleme yapılmış ve mevcut yöneticilerden dört yılını dolduranların görev

süresinin sona ermesi öngörülmüştür. Dolayısıyla kanunla göreve son verilmesini

gerektiren zorlayıcı bir nedenin bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu itibarla

mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin gereklilik ve elverişlilik

kriterini taşıdığı sonucuna ulaşılmıştır.

72. Son olarak müdahalenin orantılı olup olmadığı hususu

incelenmelidir. Müdahalenin orantılı olup olmadığının değerlendirilmesinde

mahkemeye erişimin kısıtlandığı maddi hakkın niteliği ve dava açılabilmesi

durumunda mahkemenin yapacağı incelemenin niteliği de gözönünde

bulundurulmalıdır.

73. Başvurucuların görevlerine son verilmesinin subjektif

durumları dikkate alınarak yapılan bir tasarruf olmadığının altı çizilmelidir.

Diğer bir ifadeyle başvurucuların görevlerine disipline aykırı bir fiil veya

liyakatsizlik gibi kendi kişisel durumlarından kaynaklanan bir nedenle değil

sistem değişikliği sonucu oluşan hukuki ve fiilî zorunluluklar sebebiyle son

verilmiştir. İdare tarafından tesis edilen yöneticilik görevine son verme

işleminde işlemin muhatabı olan kişinin şahsiyeti büyük önem taşımakta ve sırf

ilgili kişinin hukuk dünyasında değişiklik yapılması amaçlanmaktadır. Oysa

başvuruya konu olayda başvurucuların görevine kanunla son verilirken

başvurucuların şahsi özellikleri dikkate alınmadığı gibi onların hukuk dünyasında

değişiklik yapılması da amaçlanmamaktadır. Düzenlemenin bir sonucu olarak

başvurucuların hukuk dünyasında değişiklik meydana gelmekle birlikte asıl amaç

bu değildir.

74. İdare tarafından kişilerin subjektif durumları

dikkate alınarak tesis edilen yöneticilik görevine son verilmesi işleminin dava

konusu edilebilmesi, ilgili kişinin hak ve menfaatlerinin korunması bakımından

büyük önem taşımaktadır. Zira yöneticilik görevine son verilen kişi, görevden

alınmasının haklı bir sebebe dayanmadığını veya idarenin gösterdiği sebebin

gerçeği yansıtmadığını ispatlamak suretiyle işlemin iptalini temin edebilir.

Ancak somut olayda başvurucuların kişisel durumları dikkate alınarak

görevlerine son verilmesi söz konusu olmadığından bu işleme karşı dava açma imkânı

getirilmesinin de bir anlamı bulunmamaktadır. Çünkü dava konusu işlem yönünden

başvurucuların mahkemede tartıştıracakları husus, değinilen sistem

değişikliğinin hukuka aykırı olup olmadığıdır. Söz konusu sistem değişikliği

kanunla yapıldığından bunun hukukiliği de artık anayasal bir soruna

dönüşmüştür. Diğer bir ifadeyle Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okul ve kurum

yöneticilerinin görev süresinin dört yıl ile sınırlanmasını ve bunun mevcut

yöneticilere de uygulanmasını öngören değişiklikler kanunla yapıldığından

bunların (alelade) hukuktan ziyade Anayasa'ya uygun olup olmadığını

denetlenmesi gerekecektir. Bu denetimin de idari yargı yerlerince değil Anayasa

Mahkemesince yapılacağı açıktır.

75. Bu durumda başvurucular tarafından idare mahkemesinde

açılacak bir davanın başarısızlıkla sonuçlanacağı aşikardır. Başarısızlıkla

sonuçlanacağı açık olan bir dava yolunun kapalı tutulması başvurucuya aşırı bir

külfet yükleyen orantısız bir tedbir olmaz. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi

13/7/2015 tarihli ve E.2014/88, K.2015/68 sayılı kararıyla başvurucuların

aralarında bulunduğu yöneticilerin görevlerinin sona ermesini öngören kuralı

incelemiş ve Anayasa'ya uygun bulmuştur.

76. Sonuç olarak başvurucuların yöneticilik görevlerine

kanunla son verilmesi suretiyle mahkemeye erişim haklarına yapılan müdahalenin

açılacak muhtemel bir davada tartışılacak meselenin sıradan bir hukuka uygunluk

konusu olmayıp anayasal bir konu olduğu gözetildiğinde başvuruculara orantısız

bir külfet yüklemediği ve kamu menfaatleri ile bireysel yarar arasında

kurulması gereken adil dengeyi zedelemediği sonucuna ulaşılmaktadır.

77. Açıklanan gerekçelerle Anayasa'nın 36. maddesinde

güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde

BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına

GÖNDERİLMESİNE 28/5/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Engin YILDIRIM Üyeler : Recep KÖMÜRCÜ Celal Mümtaz AKINCI Muammer TOPAL Recai AKYEL Raportörler : Ayhan KILIÇ Tuğba TUNA IŞIK Başvurucular : 1. Mehmet GÜÇLÜ 2. Ramazan ERDEM Vekili : Av. Nurullah GÜLER

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2015/7942, 28 Mayıs 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. IV. İlgili
  10. Hukuk
  11. A. Ulusal Hukuk
  12. B. Uluslararası
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Başvurucuların
  16. B. Değerlendirme
  17. E.2011/100, K.2012/191, 29/11/2012)
  18. A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin
  19. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  20. C. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde
  21. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2015/7942
Tarih
28 Mayıs 2019

İlgili Kararlar

  • İlhan İşbilen Başvurusu (B. No: 2016/3704)
  • İrfan Yaşar Başvurusu (B. No: 2016/9185)
  • E.s.g. Başvurusu (B. No: 2017/4528)
  • Mehmet Emin Öztekin Başvurusu (B. No: 2016/58283)
  • Metin Güneş Başvurusu (B. No: 2017/23083)
  • Y.t. Başvurusu (B. No: 2016/22418)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.