İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hasip Kaplan Başvurusu (B. No: 2014/2420)

1. Başvuru, bir siyasi parti hakkında ulusal ölçekte yayımlanan

Başvuru No2014/2420Tarih8 Kasım 2017Okuma16 dk · 3.268 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hasip Kaplan Başvurusu (2)

Karar tarihi
8 Kasım 2017
Başvuru Numarası
2014/2420
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.268 kelime·16 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, bir siyasi parti hakkında ulusal ölçekte yayımlanan

bir gazetede yer alan haber üzerine açılan tazminat davasının reddedilmesi

nedeniyle şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkının ihlal edildiği

iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 12/2/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

7. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda

bulunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

9. Ulusal ölçekte yayımlanan Yeni Şafak gazetesinin 18/8/2011

tarihli nüshasında,aralarında başvurucunun da bulunduğu bazı Barış ve Demokrasi

Partisi (BDP) milletvekillerinin fotoğraflarına da yer verilen "Katil Sizsiniz" başlıklı haber

yayımlanmıştır. Haber metninin ilgili kısımları şu şekildedir:

"KATİL SİZSİNİZ

Türkiye Çukurca'da şehit düşen 11 askerimiz için gözyaşı dökerken, bu

kanlı tablonun baş sorumlusu demokrasi kılıfı ile her fırsatta terörü yücelten

BDP oldu. Kandil'in sözünden çıkmayan, kardeşlik projesini sabote etmek için

her yolu deneyen, canlı bombayı 'şehit' ilan eden BDP katliamların ortağı

haline geldi.

...

BDP, söylemini 'terörü' yüceltip tehdit unsuru olarak kullanma üzerine

şekillendirdi. Demokratik açılım sürecinin ilk günlerinde Cumhurbaşkanı

Abdullah Gül, "Güzel günler olacak" derken, BDP'li A.T.

"Türkiye'yi çok fena günler bekliyor" ifadeleriyle tehditkâr bir

üslup kullandı.

BDP, tüm adımlarını Öcalan ve Kandil'in emirleri doğrultusunda attı.

Hain saldırılara insanlık adına 'dur' demek ve eleştiri getirmek yerine

suskunluğa büründü. Dağa eleman yetiştirdi, masum insanları katledenleri

'şehit' ilan etti. Zorla kepenk kapattırıp, teröristlerin yasını tutturdu.

...

Türkiye'deki artan şiddet olaylarının en önemli sorumlularından biri

olarak gösterilen BDP'liler 11 şehit için yayınladığı cılız 'taziye' mesajında

bile tehdit kullandı. Parti adına yazılı açıklama yapan Grup Başkanı S.D.,

"Barışın önünün açılması için büyük çaba sarfettik. Ancak bütün bu

çabalarımız karşılıksız kaldı. Yaşadığımız günler daha fazla tehditle

geçiştirilebilecek günler değildir" dedi.

Yeni Anayasa, demokratik Türkiye vaadinin millet tarafından seçim

sandıklarında tam destek görmesiyle birlikte terör örgütü PKK'nın kanlı

eylemleri hız kazandı. Son olarak dün Hakkari'nin Çukurca ilçesinden duyulan 11

şehit haberi, tüm Türkiye'yi bir kez daha yasa boğarken gözler, tek sermayesi

'terör' olan Barış ve Demokrasi Partisi'ne (BDP) çevrildi. Terör örgütü PKK'nın

eylemlerine insanlık adına 'dur' demek bir yana olumsuz tek eleştiri getirmeyen

BDP, son 1 ayda gerçekleşen katliamlar karşısında yine sessiz kalmayı tercih

etti. PKK'nın dağ kadrosuna büyük şehirlerden eleman devşirmek için gençlik

kolları teşkilâtlarını seferber eden, sivilleri hedef alan canlı bombaları

şehit ilan eden, hiçbir sosyal meselesine ilgi duymadığı Kürt vatandaşlara

zorla terörist yası tutturan BDP, örgüte verdiği doğrudan destekle katliamların

ortağı oldu.

ÖRGÜTÜN DEMOKRASİ KILIFLI UZANTISI

Yakin geçmişte 'Kürt'lerin temsilcisiyiz' iddiasıyla kurulan ve sözde

siyaset yapan partilerin devamı olan BDP, politik tavrını sadece 'terör' ve 'terör

örgütü PKK' üzerinden şekillendirdi. Diğer siyasi partiler gibi 'ekonomi,

kadın, tarım veya sağlık' gibi alanlarda parti programı geliştirmeyen BDP, tüm

adımlarını terörist başı Abdullah Öcalan ve Kandil'in emirleri doğrultusunda

attı. Terörü yücelten söylemi siyasete sokan BDP, sorunun çözümüne katkı sunmak

yerine ülke gündemini germek ve ayrımcılığı körüklemek için teröristleri şehit

ilan etmekten, Doğu ve Güneydoğu'da yaşayan vatandaşlara zorla terörist yası

tutturmaktan geri durmadı. BDP, bu tavrıyla siyasi parti olmaktan çok PKK'nın

Türkiye'deki 'demokrasi kılıflı' uzantısı izlenimi verdi.

BDP, söylemini sürekli 'terörü' yüceltme ve tehdit unsuru olarak

kullanma üzerine şekillendirdi. Bu amaçla ilk olarak A.T. gibi partinin ılımlı

isimleri yönetimden tasfiye edildi. Yerlerine, Kürt sorununu çözmekten çok

tırmandırmak için gayret sarf eden şahin kanadın temsilcileri getirildi. Şahin

kanadın temsilcileri, bütün açıklamalarında şiddeti körükledi. Demokratik

açılım sürecinin başladığı günlerde Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, "Güzel

günler olacak" derken, BDP'li A. T. "Türkiye'yi çok fena günler

bekliyor" diyerek tehditkâr üslubunu ortaya koydu.

AÇILIMA KÖSTEK OLDULAR

'Kürtlerin temsilcisiyiz' iddiasını ağzından düşürmeyen BDP, terör

örgütü çizgisinde yürüttüğü siyaset kapsamında bölge halkının hak ettiği hayat

standardını ve taleplerini görmezden geldi. Bu amaçla iktidar partisi

tarafından başlatılan 'Milli birlik, beraberlik ve kardeşlik' projesini

baltalamak için PKK ile ortak hareket etti. Demokratik açılım kapsamında

'inkâr' politikası bir tarafa bırakılırken TRT 6 aracılığıyla anadilde yayın

yapılması sağlandı. Ülke çapında Kürtçe özel kurslar açılarak anadillerini

bilmeyen Kürt kökenli vatandaşlara kolaylık sağlandı. Bölgedeki yerleşim

yerlerinin isimleri eski isimleriyle yazılmaya ve söylenmeye başlandı. Dersim,

Norşin kelimeleri bizzat Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından zikredildi.

Doğrudan bölge insanının yararına olan bu girişimler ise bölge insanını ve Kürt

kökenlileri temsil ettiğini söyleyen BDP tarafından kesinlikle destek görmedi.

Açılım değil destek olmak sürekli olarak köstek olmayı tercih ettiler. Açılımla

ilgili olarak yapılan yasal düzenlemelere BDP'li vekiller TBMM'de el

kaldırmadı. Ülkeye huzur ve barış gelmesi adına BDP çatısı altında siyaset

yapmaya çalışan bazı milletvekillerinin de bu süreçte susması dikkat çekici

bulundu."

10. Başvurucu, anılan haber üzerine kişilik haklarının ihlal

edildiği iddiasıyla Yeni Şafak gazetesi sahibi Şirket aleyhine manevi tazminat

davası açmıştır. Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi 16/2/2012 tarihinde, dava

konusu haberde davacının (başvurucu)

mensubu

bulunduğu ve ülkeyi yönetmeye talip siyasi partinin ülkede gerçekleşen terör

eylemlerine karşı takındığı tavrın eleştirildiği, bu durumun basın yoluyla

düşünce açıklaması ve eleştiri hakkı kapsamında kaldığı gerekçesiyle davayı

reddetmiştir.

11. Başvurucunun kararı temyiz etmesi üzerine Yargıtay 4. Hukuk

Dairesi 16/4/2013 tarihinde, usul ve yasaya uygun olduğu gerekçesiyle kararı

onamıştır. Başvurucunun onama kararına karşı bulunduğu karar düzeltme istemi de

aynı Dairenin 28/11/2013 tarihli kararıyla reddedilmiştir. Ret kararı

başvurucuya 13/1/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

12. Başvurucu 12/2/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

13. 11/1/2011 tarihli ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 58.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Kişilik hakkının zedelenmesinden zarar gören, uğradığı manevi zarara

karşılık manevi tazminat adı altında bir miktar para ödenmesini isteyebilir."

B. Uluslararası Hukuk

14. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 10.

maddesinin ilgili kısmışöyledir:

“1. Herkes ifade özgürlüğü

hakkına sahiptir. Bu hak, kamu makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke

sınırları gözetilmeksizin, kanaat özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de

verme özgürlüğünü de kapsar...

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu

özgürlüklerin kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal

güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu

düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, (...) için gerekli olan

bazı formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

15. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine (AİHM) göre ifade özgürlüğü, demokratik toplumun temelini oluşturan

ana unsurlardandır. AİHM ifade özgürlüğüne ilişkin kararlarında, ifade

özgürlüğünün toplumun ilerlemesi ve bireyin gelişmesi için gerekli temel

şartlardan birini teşkil ettiğini yinelemektedir. AİHM'e göre 10. maddenin 2.

paragrafı saklı tutulmak üzere ifade özgürlüğü sadece toplum tarafından kabul

gören, zararsız veya ilgisiz kabul edilen "bilgi" ve

"fikirler" için değil incitici, şoke edici ya da endişelendirici

bilgi ve düşünceler için de geçerlidir. Bu, yokluğu hâlinde "demokratik

bir toplum"dan söz edemeyeceğimiz çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık

fikirliliğin bir gereğidir. AİHM, 10. maddede güvence altına alınan bu hakkın

bazı istisnalara tabi olduğunu ancak bu istisnaların dar yorumlanması ve bu

hakkın sınırlandırılmasının ikna edici olması gerektiğini vurgulamıştır (Handyside/Birleşik Krallık, B. No:

5493/72, 7/12/1976, § 49; Von

Hannover/Almanya (No. 2), B. No: 40660/08 ve 60641/08, 7/2/2012, §

101).

16. AİHM, demokratik bir

toplumda basının oynadığı temel rolün altını birçok kez çizmiştir. AİHM'e göre

-her ne kadar başkalarının şöhret ve haklarının korunmasıyla ilgili olarak bazı

sınırları aşmaması gerekse de- basının görev ve sorumluluklarının bilincinde

olarak kamu yararını ilgilendiren her konuyu iletme görevi vardır. AİHM, basının

böyle konularda bilgi ve fikir yaymadan ibaret olan görevine kamunun bu fikir

ve bilgileri alma hakkı eklendiğini hatırlatmıştır. AİHM’e göre bu görevi

olmasa basın, vazgeçilmez kamusal “gözetleyici” (watchdog) rolünü oynayamaz (Bladet

Tromsø ve Stensaas/Norveç

[BD], B. No: 21980/93, 20/5/1999, §§ 59, 62;Pedersen

ve Baadsgaard/Danimarka [BD], B. No: 49017/99, 17/12/2004, § 71; Von Hannover/Almanya (No. 2), § 102).

17. AİHM, Radio France/Fransa (B. No: 53984/00,

30/3/2004, § 37) kararındabasın özgürlüğünün kapsamının demokrasi ile yakın

ilişkisinin doğal sonucu olarak bir dereceye kadar abartıya ve hatta

kışkırtmaya izin verecek şekilde geniş yorumlanması gerektiğini belirtmiştir:

"Mahkeme "görev ve

sorumluluklar"ın, ifade özgürlüğünün doğasından kaynaklandığını yineler.

10. madde tarafından kamusal yararlara ilişkin meselelerin aktarılması

içingazetecilere sağlanan güvencenin şartı, gazetecilik etiğine uygun

olarakonların kesin ve güvenilir bilgi sağlamak konusunda iyi niyet sahibi

olmalarıdır (örneğin bkz.Bladet Tromsø and Stensaas/Norveç, § 65;Colombani ve

diğerleri/FransaB. No: 51279/99,25/06/2002, §65).

Ne var ki basın özgürlüğü belli dereceye kadar abartmaya hatta kışkırtmaya

(provocation) izin verir (bkz. özellikle, Bladet Tromsø and Stensaas/Norveç, §

59)..."

18. AİHM, bir gazete makalesinde hakaret içerdiği iddia edilen

beyanlara karşı bir kimsenin itibarının korunması hakkını özel yaşam kapsamında

görmektedir (White/İsveç, B. No:

42435/02, 19/12/2006, §§ 19, 30). AİHM'e göre kamusal bir tartışma bağlamında

ve yayımlanan yazılar nedeniyle eleştirilmiş olsa bile bir kişinin itibarı,

kişisel kimliğinin ve manevi bütünlüğünün bir parçasını oluşturur (Pfeifer/Avusturya, B. No: 12556/03,

15/11/2007, § 35; Axel Springer AG/Almanya,

B. No: 39954/08, 7/2/2012, § 83).

19. AİHM, ifade özgürlüğü ile başkalarının hak ve

özgürlüklerinin çatışması hâlinde şöhret ve itibarı söz konusu olan kişi bir

siyasetçi ise ilke olarak ifade özgürlüğü lehine bir değerlendirme yapmaktadır.

AİHM, Lingens/Avusturya(B. No:

9815/82, 8/7/1986, § 42) kararında politikacıların kendilerine yöneltilen ağır

eleştirilere tahammül etmek durumunda olduğunu vurgulamıştır:

"... Basın özgürlüğü, halka siyasal

liderlerinin düşünce ve davranışlarını tanıma ve onlar hakkında fikir oluşturma

imkanı verir. Daha genel olarak siyasal tartışma özgürlüğü Sözleşme'ye hakim

olan demokratik toplum anlayışının tam da merkezinde yer alır.

Bir siyasetçiyle ilgili eleştirilerin kabul

edilebilir sınırları, özel bir şahısla ilgili eleştiri sınırına göre daha geniştir.

Bir siyasetçi, özel şahıstan farklı olarak, her sözünü ve eylemini bilerek ve

kaçınılmaz bir biçimde, gazetecilerin ve halkın yakın denetimine açar.

Siyasetçi kendisine yönelik eleştirilere karşı daha geniş bir hoşgörü göstermek

zorundadır..."

20. Sosyal görevini yerine getirebilmesi için basının özgür

olması kadar sorumluluk bilinci ile hareket etmesinin de şart olduğunu ifade

eden AİHM, basın özgürlüğünde belli ölçüde abartıya ve hatta tahrik yoluna

başvurmak mümkün olsa da (Prager ve

Oberschlick/Avusturya, B. No: 15974/90, 26/4/1995, § 38) bu

özgürlüğün aynı zamanda ilgililerin meslek ahlakına saygı göstererek doğru ve

güvenilir bilgi verecek şekilde ve iyi niyetli olarak hareket etmelerini

zorunlukıldığını da ifade etmiştir (Bladet

Tromsø ve Stensaas / Norveç [BD], § 65).

21. Gerçekten de kötü niyetli olarak gerçeğin çarpıtılması kabul

edilebilir eleştiri sınırlarını aşabilir. Gerçeğe uygun bir beyana kamuoyunun

gözünde yanlış bir imaj uyandırabilecek vurgular, değer yargıları, varsayımlar

hatta imalar eşlik edebilmektedir. Dolayısıyla AİHM'e göre haber verme görevi

zorunlu olarak ödev ve sorumluluklar ile basın kuruluşlarının kendiliğinden

uymaları gereken sınırlar içermektedir. Bu durum özellikle basında yer alan

söylemlerde isimleri zikredilen kişilerin ciddi şekilde itham edilmeleri

hâllerinde geçerlidir (Mater/Türkiye,

B. No: 54997/08, 16/7/2013, §§ 54, 55). Bu doğrultuda AİHM, bir kişinin

siyasetçi ya da kamuoyunca tanınmış bir insan olmasının uyuşmazlık konusu

ifadelerin yalnızca değer yargısı içerdiği durumlarda dahi yeterli olgusal

temele sahip olduğunun gösterilmesi ihtiyacını ortadan kaldırmadığını da kabul

etmiştir (Petrina/Romanya, B. No:

78060/01, 14/10/2008, §§ 45-50).

22. AİHM, Thorgeir

Thorgeirson/İzlanda (B. No: 13778/88, 25/6/1992, §§ 63-69) kararında, gazeteci olan başvurucunun

ülkede artan polis şiddeti olaylarını eleştirdiği yazısı nedeniyle kamu

görevlisine hakaret suçundan mahkûmiyetine karar verilmesi nedeniyle ifade

özgürlüğünün ihlal edildiği iddiasını incelemiştir. Kararda başvurucunun söz

konusu yazıda, geçmişte yaşanan polis şiddetiyle ilgili üçüncü kişilerden

öğrendiği "söylenti" niteliğindeki olaylara ve ülkede polis şiddeti

olduğu yönünde genel kamuoyu düşüncesine yer verdiği belirtilmiştir. AİHM,

başvurucunun yazısında yer verdiği polis şiddeti olaylarına benzer hikâyeleri

birçok insandan dinlediği ve bunların artık yalan olarak nitelendirilmesinin

pek mümkün olmadığı şeklindeki ifadesi de gözönüne alındığında ileri sürdüğü

iddiaları kanıtlayamaması nedeniyle cezalandırılmasının başvurucuyu makul

olmayan bir ispat yükü altında bıraktığına kanaat getirmiştir. AİHM ilgili

yargılama sürecinde söz konusu iddiaların tamamıyla yanlış ya da uydurulmuş

olduğunun kesinlikle ispatlanamadığı değerlendirmesinde de bulunmuştur. Anılan

yazının konusunu, özellikle yakın zamanda gerçekliği konusunda şüphe bulunmayan

bir polis şiddeti olayının akabinde yazılmasını ve bu konuda ilgili makamların

dikkatini çekme amacını da dikkate alan AİHM, başvurucunun cezalandırılması

nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

23. Mahkemenin 8/11/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

24. Başvurucu;

i. Söz konusu haber içeriğinde yer alan "Türkiye, Çukurca'da şehit düşen 11 askerimiz için

gözyaşı dökerken, bu kanlı tablonun baş sorumlusu demokrasi kılıfı ile her

fırsatta terörü yücelten BDP oldu. Kandil'in sözünden çıkmayan ... BDP

katliamların ortağı haline gelmiştir ... BDP tüm adımlarını Öcalan ve Kandil'in

emirleri doğrultusunda attı ... Dağa eleman yetiştirdi ... Zorla kepenk

kapattırdı ..." şeklindeki ifadelerin kendisi ve üyesi olduğu

BDP hakkında yalan, iftira, hakaret ve hatta hedef gösterici nitelikte

olduğunu, gerçeğe ve hukuka aykırı, maksatlı beyan, yorum ve isnatlarla

fotoğraflı olarak gazetede yer alış biçimi de dikkate alındığında kendisinin

hedef hâline getirildiğini, ayrıca haberin yer aldığı gazetenin Türkiye

genelindeki okuyucu potansiyeli düşünüldüğünde saldırının ağırlığının

fazlasıyla arttığını ve telafisi mümkün olmayan bir zarar doğurduğunu

belirterek anılan haber üzerine açtığı tazminat davasının reddedilmesi

nedeniyle şeref ve itibarının korunmasını isteme hakkının,

ii. "Katil Sizsiniz"

başlığıyla verilen haberde Çukurca'da hayatını kaybeden on bir askerin

ölümünden diğer BDP milletvekilleriyle birlikte kendisinin sorumlu tutulması

nedeniyle ise masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

25. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesinin ve AİHM'in ifade

özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkının dengelenmesine

ilişkin içtihatlarına ve kabul edilen ilkelere değinilerek esas incelemesinde

gözönüne alınmak üzere Mahkemenin dikkatine sunulmuştur.

26. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formunda yer verdiği iddiaları yinelemiştir.

2. Değerlendirme

27. İddianın değerlendirilmesinde dayanak alınacak Anayasa'nın

17. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

28. Anayasa’nın 5. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Devletin temel amaç ve görevleri, …

Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve

mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti

ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve

sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddî ve manevî varlığının gelişmesi için

gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.”

29. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

30. Masumiyet karinesi, kişinin suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar yargılama makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak

nitelendirilmemesini ve suçlu muamelesine tabi tutulmamasını güvence altına

alır. Anayasa Mahkemesi, yargılama makamları veya diğer devlet görevlilerinin

ifadeleri veya kışkırtmasına dayanmayan basın ve yayın organlarındaki yazılar

ya da bazı küçük düşürücü haberlerle ilgili şikâyetleri bir bütün olarak şeref

ve itibarın korunmasını isteme hakkı kapsamında değerlendirmektedir (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, §

26; Kadir Sağdıç [GK], B. No:

2013/6617, 8/4/2015, § 31). Bu doğrultuda başvurucunun başvuru konusu haberde,

Çukurca'da hayatını kaybeden askerlerin ölümünden kendisinin sorumlu tutulması

nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğine dair iddiası, şeref ve

itibarın korunması hakkı kapsamında incelenecektir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

31. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir nedeni de bulunmadığı anlaşılan şeref

ve itibarın korunması hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

32. Bireyin şeref ve itibarı, Anayasa'nın 17. maddesinde yer

alan "manevi varlık" kapsamında yer almaktadır. Devlet, bireyin

manevi varlığının bir parçası olan şeref ve itibarına keyfî olarak müdahale

etmemek ve üçüncü kişilerin saldırılarını önlemekle yükümlüdür (Adnan Oktar (3), B. No: 2013/1123,

2/10/2013, § 33). Başka bir deyişle kişisel itibarın korunması hakkı,

Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasının koruması altındadır. Şeref ve

itibarı etkileyen sözel saldırılar veya basın ve yayın yolu ile yapılan

yayınlara karşı bireyin korunmaması hâlinde Anayasa'nın 17. maddesinin birinci

fıkrası ihlal edilmiş olabilir.

33. Devletin bireylerin maddi ve manevi varlığının korunması ile

ilgili pozitif yükümlülükleri çerçevesinde şeref ve itibarın korunması hakkı

ile diğer tarafın Anayasa’da güvence altına alınmış olan ifade özgürlüğünden

yararlanma hakkı arasında adil bir denge kurması gerekir. Mevcut olaydaki gibi

başvurularda başvurunun sonucu prensip olarak başvurunun ihtilaflı haber ve

sözlerin sahibi tarafından Anayasa’nın 26. maddesine dayanılarak yapılmış

olması ile bu makaleye veya sözlere konu olan kişi tarafından Anayasa’nın 17.

maddesinin birinci fıkrasına dayanılarak yapılmış olmasına göre değişmez. Aksi

hâlde Anayasa’nın anılan maddelerinde korunan hakların dengelenmesinde, benzer

olaylarda çelişkili sonuçlar ortaya çıkabilir. Yargı mercilerinin bu iki

maddede düzenlenen haklar arasında Anayasa’nın 13. maddesinde ve bu maddenin

uygulanmasına ilişkin Anayasa Mahkemesi içtihadında ortaya konulan kriterlere

uygun bir denge kurmaları gerekir (Bekir

Coşkun [GK],B. No: 2014/12151, 4/6/2015, § 47).

34. Bu kapsamda ifade özgürlüğü ile şeref ve itibarın korunması

hakkı arasında Anayasa Mahkemesi içtihadına uygun bir denge kurulmasıyla ilgili

olarak uygulanması gereken kriterler; haber, makale veya fotoğrafların basında

çıkmasının kamu yararına yönelik bir tartışmaya yapacağı katkı, hedef alınan

kişinin ünlülük derecesi ve haber veya makalenin konusu, ilgili kişinin önceki

davranışı, yayının içeriği, şekli ve sonuçları ilehaber veya makalenin

yayımlanma şartlarının söz konusu haberde yer alan olayların geçtiği dönemde

ülkede meydana gelen olaylar ışığında değerlendirilmesi gerekliliği olarak

belirlenmiştir (İlhan Cihaner (2),

B. No: 2013/5574, 30/6/2014, §§ 67-73).

35. Haberde hedef alınan kişinin ünlülük derecesi ve haber veya

makalenin konusuyla ilgili olarak siyasetçilerin ve kamu görevlerinin özellikle

görevleriyle ilgili ya da toplumun genelini ilgilendiren konularda şeref ve

itibarın korunmasını isteme hakkı yönünden diğer bireylere nazaran daha dar bir

korumadan yararlanacakları kabul edilmektedir. Bununla birlikte kamunun

bilgilenme hakkı kamuda tanınan kişilerin, kamu görevlilerinin ve özellikle de

siyasi kişiliklerin özel hayatlarının çeşitli boyutlarına belli bazı durumlarda

üstün gelebilse de yayımlanan haberler ile onlara eşlik eden fotoğraf ve

yorumların bu kişilerin sadece özel hayatlarıyla ilgili detaylar hakkında

olması ve belli bir kesimin bu konudaki merakını gidermek dışında bir amaç

taşımaması durumunda ifade özgürlüğünün daha dar yorumlanması gerekmektedir (İlhan Cihaner (2), §§ 68-70).

36. Somut davanın kendine has koşullarında mahkemelerin

başvurucuyu eleştiri sınırını aşan bir müdahaleden korumakta yetersiz kalıp

kalmadıkları incelenmelidir. Bu bağlamda somut başvuruda taraflar arasındaki

ihtilaflardan biri de başvuru konusu haberin maddi vakıaların açıklanması veya

değer yargısı olarak nitelendirilmesi ile ilgilidir. Bu noktada maddi olgular

ile değer yargısı arasında dikkatli bir ayrıma gidilmelidir. Maddi olgular

ispatlanabilse de değer yargılarının doğruluğunu ispatlamanın mümkün olmadığı

dikkate alınmalıdır (İlhan Cihaner (2),

§ 64). Öte yandan yeterli bir olgusal temele sahip olması beklenmekle birlikte

yargılamaya konu bir yazının bütün olarak ele alındığında kamu yararını

ilgilendirmesi, değer yargısı kavramının geniş yorumlanması gerekliliğini

ortaya çıkarabilir. Bir suç isnadının sağlam bir nedene dayandığının ortaya

konmasında aranan kesinlik derecesinin kamu yararı ile ilgili bir konuda

gazetecilerin değer yargısı içeren ifadeleri bakımından da aranmasını beklemek

basın özgürlüğünün amacı ile bağdaşmaz (Yıldız

Oto Ağca (3), B. No: 2014/1032, 29/6/2016, § 22).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

37. Başvuru konusu haber, Çukurca ilçesinde yaşanan terör

olaylarında Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK) on bir mensubunun hayatını

kaybetmesine ilişkindir. Haberde özet olarak bölgede yaşananların

aktarılmasından sonra BDP, yaşanan olaya yeterli tepkiyi vermediği ve genel

olarak PKK terör örgütüyle araya konulması gereken mesafeyi koymadığı

gerekçesiyle eleştirilmektedir. Bu bağlamda haberin kamuya yönelik bir tartışma

başlatma amacı taşıdığı ve kamuyu ilgilendirdiği konusunda şüphe yoktur.

38. Başvurucunun şikâyet ettiği "Katil Sizsiniz" şeklindeki manşet ile BDP’nin dağa

eleman yetiştirdiği ve zorla kepenk kapattırdığına dair ifadeler oldukça ciddi

ithamlar içermekte ve lafzi yorumla suç isnadında bulunmaktadır. Bununla

beraber söz konusu ifadeler haberin bütünüyle birlikte değerlendirilmelidir.

Gazeteye göre BDP, PKK terör örgütünü meşrulaştırmakta ve bir siyasi parti

olarak söz konusu terör eylemlerine ve şiddete karşı gerekli ve yeterli tepkiyi

gösterememektedir. Dolayısıyla gazeteye göre bölgede yaşanan şiddette, terör

eylemlerinde ve terörle bağlantılı olaylarda BDP’nin sorumluluğu bulunmaktadır.

Bu itibarla başvurucunun şikâyet ettiği ifadelerin somut olgusal iddialar

olmaktan çok BDP’ye yönelik değer yargıları olduğu sonucuna varılmıştır.

39. Bu doğrultuda başvurucunun siyasetçi kimliği ve haber

konusunun kamuyu ilgilendiren niteliği de dikkate alındığında, özellikle BDP

tarafından teröristlerin şehit ilan edilmesi ve BDP'li bir milletvekilinin sarf

ettiği, gazete tarafından tehdit olarak yorumlanan sözler bağlamında, gazetenin

şikâyet edilen manşetle yaptığı eleştirinin kabul edilebilir eleştiri

sınırlarını aştığından bahsedilemez.

40. Başvurucu, söz konusu gazetenin ülkedeki okuyucu potansiyeli

düşünüldüğünde haberde kendi fotoğrafına yer verilmesi nedeniyle hedef

gösterildiğini ve zarar tehlikesi altında bırakıldığını da iddia etmektedir.

Haberin yayımlandığı dönemde BDP Grup Başkan vekilliği görevini yürütmekte olan

başvurucunun, partisiyle ilgili olarak yapılan bir haberde fotoğrafına yer

verilmesinin, basın özgürlüğü karşısında siyasetçilerin katlanması gereken

yükümlülükler kapsamında kaldığı değerlendirilmiştir.

41. Açıklanan nedenlerle derece mahkemelerince tarafların

haklarının değerlendirilmesinde açık bir dengesizlik bulunmadığı

anlaşıldığından, Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan şeref ve

itibarın korunmasını isteme hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan şeref ve

itibarın korunmasını isteme hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkının İHLAL

EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

8/11/2017 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman

Alifeyyaz PAKSÜT

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Raportör Yrd.

:

Ceren Sedef

EREN

Başvurucu

:

Hasip KAPLAN

Vekili

:

Av. Ramazan

DEMİR

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/2420, 8 Kasım 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. "Katil Sizsiniz
  7. Örgütün Demokrasi Kılıflı Uzantısı
  8. Açılıma Köstek Oldular
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. A. Ulusal Hukuk
  11. B. Uluslararası Hukuk
  12. V. İnceleme Ve Gerekçe
  13. B. Şeref ve itibarın korunmasını isteme hakkının İHLAL
  14. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Özgüldür
  17. Topal
  18. M. Emin KUZ
  19. Eren
  20. Demir
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/2420
Tarih
8 Kasım 2017

İlgili Kararlar

  • M. Y. Başvurusu (B. No: 2014/7149)
  • Mehmet Mustafa Ekinci Başvurusu (B. No: 2014/17113)
  • Ebru Bayram Başvurusu (B. No: 2014/15024)
  • Aıgul Mavlıanova Başvurusu (B. No: 2016/6293)
  • Tekin Mehmetoğlu Başvurusu (B. No: 2014/13438)
  • Orhan Kayahan Başvurusu (B. No: 2014/1970)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.