İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hatice Şule Gölçüklü Başvurusu (B. No: 2013/1838)

1. Başvurucu, tarafı olduğu

Başvuru No2013/1838Tarih11 Aralık 2014Okuma16 dk · 3.156 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hatice Şule Gölçüklü Başvurusu

Karar tarihi
11 Aralık 2014
Başvuru Numarası
2013/1838
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.156 kelime·16 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, tarafı olduğu

hukuk davasının makul sürede neticelendirilmemiş olması, mahkemece dinlenilen

mahalli bilirkişilerin yaş ve seçim usulleri uyarınca tarafsız ve yeterli

olmaması ile mahkemece verilen kararın mülkiyet hakkını ihlal etmesi nedeniyle,

Anayasanın 35. ve 36. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürerek, ihlalin tespitiyle

yeniden yargılama yapılmasına, yeniden yargılamanın mümkün olmaması durumunda

uğradığı zararın tazminine karar verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 4/3/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci

Komisyonunca, kabul edilebilirlik incelemesi Bölüm tarafından yapılmak üzere

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm Başkanı tarafından 6/6/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve

olgular ile başvurunun bir örneği görüş için Adalet Bakanlığına gönderilmiştir.

Adalet Bakanlığının 2/8/2013 tarihli yazısı 15/8/2013

tarihinde başvurucu vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili tarafından

26/8/2013 tarihinde Adalet Bakanlığı görüşüne karşı beyan dilekçesi ibraz

edilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

başvuruya konu yargılama dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucunun murisinin de

aralarında bulunduğu bir kısım davacılar tarafından, Milas ilçesi Ovakışlacık köyünde bulunan bazı taşınmazların Şubat 1338

(1922) tarihli tapu kayıtları kapsamında kendilerine ait olduğu ve taşınmazlara

haksız olarak el atıldığından bahisle 7/12/1962

tarihinde müdahalenin önlenmesi davası açılmıştır.

8. Bahse konu davanın derdest

olduğu süreçte, belirtilen davacılar tarafından Milas Sulh Hukuk Mahkemesinin

E.1963/187 sırası üzerinde ortaklığın giderilmesi davası açılmış olup,

yargılama sırasında tarafların aralarında yaptıkları 29/5/1963

tarihli sulh sözleşmesi ile taşınmazların aynen taksimine karar verilmesi talep

edilmiş, taraflarca sunulan sulh sözleşmesi Mahkemece kabul edilerek 30/7/1963

tarihli karar ile taşınmazların aynen taksimine karar verilmiş ve karar temyiz

edilmeksizin 7/8/1963 tarihinde kesinleşmiştir.

9. Milas Asliye Hukuk

Mahkemesince yürütülen yargılama neticesinde, bölgede kadastro tespit

çalışmalarının başladığından bahisle Mahkemenin 26/11/1964

tarih ve E.1962/824 K.1964/635 sayılı görevsizlik kararı ile dosya Milas

Kadastro Mahkemesine devredilerek Mahkemenin E.1065/50 sırasına kaydı

yapılmıştır.

10. Milas Asliye Hukuk

Mahkemesinden görevsizlik kararı ile devredilen ve aynı taşınmazları konu alan

E.1965/58 sayılı tapu iptal ve tescil talepli dosyanın da Mahkemenin E.1965/50

sırası üzerinde birleştirilmesine karar verilmiştir.

11. Milas Kadastro Mahkemesinin

E.1965/50 sayısı üzerinde yürütülen yargılama neticesinde, başvurucu murisinin

de aralarında bulunduğu davacılar tarafından dayanılan tapu kayıtlarının dava

konusu taşınmazlara uymadığı gibi, davacılar tarafından sulh sözleşmesi ile

taksimi sağlanan taşınmazların da hudut ve mevki olarak dava konusu

taşınmazlara uymadığı ve davalılar adına 3402 sayılı Kanun’un 14. ve17.

maddeleri uyarınca iktisap koşullarının gerçekleştiği belirtilerek, başvurucunun

murisinin de aralarında bulunduğu davacıların davasının reddine hükmedilmiştir.

12. İlk derece mahkemesinin 30/3/2011 tarih ve E.1965/50 K.2011/23 sayılı hükmü temyiz

edilmekle, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 10/4/2012 tarih ve E.2012/1515 K.2012/3350

sayılı kararı ile onanmıştır.

13. Onama kararı üzerine yapılan

karar düzeltme başvurusu, Yargıtay 16. Hukuk Dairesinin 4/2/2013

tarih ve E.2012/8877 K.2013/547 sayılı kararı ile reddedilmiştir.

14. Başvurucu tarafından ret

kararının aynı tarihte öğrenildiği beyan edilmiş ve 4/3/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

B. İlgili

Hukuk

15. 12/1/2011 tarihli ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 30. maddesi ile 21/6/1987 tarihli ve 3402 sayılı

Kadastro Kanunu’nun 25. maddesinin birinci fıkrası, 28. maddesinin birinci

fıkrası, 29. maddesinin birinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları, 30. maddesinin

birinci ve ikinci fıkraları, 32. maddesinin birinci fıkrası ve 36. maddesinin

birinci fıkrasının son cümlesi (Bkz. B. No. 2012/12, 17/9/2013, §§ 16–22).

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

16. Mahkemenin 11/12/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

4/3/2013 tarih ve 2013/1838 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

17. Başvurucu, murisinden

intikal eden taşınmazlara ilişkin olarak yürütülen yargılamanın kırk dokuz yılı

aşkın bir süre sonra neticelendirildiğini, mahkemece yapılan yargılama

sırasında dinlenilen mahalli bilirkişilerin yaş ve seçim usulleri uyarınca

tarafsız ve yeterli olmaması nedeniyle yapılan yargılamanın adil olmadığını,

mahkemece adil olmayan bir yargılamaya dayanılarak ve taşınmazların tapu

kayıtlarına itibar edilmeyerek verilen kararın mülkiyet hakkını ihlal ettiğini

belirterek Anayasa’nın 35. ve 36. maddelerinde tanımlanan haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Delillerin

Değerlendirilmesinin Adil Olmadığı İddiası

18. Başvurucu, mahkemece yapılan

yargılama sırasında dinlenilen mahalli bilirkişilerin yaş ve seçim usulleri

uyarınca tarafsız ve yeterli olmaması nedeniyle yapılan yargılamanın adil

olmadığını iddia etmiştir.

19. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, delillerin kabul edilebilirliği ve değerlendirilmesi hususlarının

öncelikle derece mahkemelerinin takdirinde olduğu, derece mahkemelerince

olguların ve hukukun değerlendirilmesindeki farklılıkların temel hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece bireysel başvuru konusu yapılamayacağı, delillerin

değerlendirilmesinde açıkça bir keyfilik bulunmadığı müddetçe derece

mahkemelerinin takdirine müdahale edilemeyeceği ifade edilerek, başvurunun bu

bölümünün kabul edilebilirlik koşullarını taşıyıp taşımadığı ve bu itibarla

açıkça dayanaktan yoksun olup olmadığının değerlendirilmesinde belirtilen

hususların göz önünde bulundurulması gerektiği bildirilmiştir.

20. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı

Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul edilemezliğine

karar verebilir.”

21. Yapılan yargılama sırasında

tanık dinletme hakkı da dâhil olmak üzere delillerin ibrazı ve

değerlendirilmesi ile delillere ilişkin temel usuli

güvencelere riayet edilmesi, adil yargılanma hakkının somut görünümleri

arasında yer almaktadır. Yargılama makamları yargılamanın taraflarınca ileri

sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri gereği gibi incelemek zorundadır.

Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada geçerli olan delil sunma

ve inceleme yöntemlerini denetlemek Anayasa Mahkemesi’nin görevi kapsamında

olmayıp, Mahkemenin görevi delillere ilişkin bazı temel kuralların gözetilmesi

suretiyle başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığının

değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir yargılamanın

yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkeleri

ışığında, taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini sunma ve

inceletme noktasında da uygun imkanların tanınması ve delillere ilişkin

hakkaniyetsizlik iddialarının da yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi

gerekir (B. No. 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

22. Derece mahkemeleri

nezdindeki yargılamalarda izlenilen delil kuralları ve bunların yorumlanması

kural olarak belirtilen hususların değerlendirilmesi açısından daha elverişli

konumda olan söz konusu mahkemelere aittir. Bununla birlikte, delillerin

incelenme ve değerlendirilme yönteminin açık bir hakkaniyetsizlik veya keyfilik

ihtiva etmesi veya bu değerlendirmelerin “silahların eşitliği” ve “çelişmeli yargılama” ilkeleri gözetilerek

yapılmaması durumunda, adil yargılanma hakkının gereklerine uygun bir

delil değerlendirilmesinden söz edilemez.

23. Sözleşme’nin

6. maddesinde, davada kullanılan delillerin ispat güçleri ile ilgili bir

düzenleme bulunmamakla birlikte, AİHM de, delilerin kabul edilebilirliği ile

ilgili olarak, somut davada kullanılan delillerin “silahların eşitliği” ve “çelişmeli

yargılama” ilkeleri gözetilerek tartışılıp tartışılmadığını ya da

söz konusu delillerin yargılamanın bir bütün olarak adil olup olmamasına

etkisini değerlendirmekte (bkz. Tamminen/Finlandiya,

B. No: 40847/98, 15/6/2004, §§ 40-41; Barberà, Messegué ve Jabardo/İspanya,

B. No: 10590/83, 6/12/1988, §§ 68, 81-89) ve birçok kararında, Sözleşme’nin 6.

maddesinin adil yargılanma hakkını güvence altına almakla beraber, öncelikli

olarak ulusal hukuk bağlamında düzenlenmesi gereken bir konu olan delillerin

kabul edilebilirliğine ilişkin bir kural ortaya koymadığını belirtmektedir

(bkz. Schenk/İsviçre, B. No: 10862/84, 12/7/1988, §§

45-46; Desde/Türkiye, B. No: 23909/03, 1/2/2011, §

124).

24. Somut başvuru açısından,

taşınmazın aynına dair uyuşmazlığa ilişkin olarak yapılan keşiflerde dinlenilen

mahalli bilirkişilerin yaş ve seçim usulleri uyarınca tarafsız ve yeterli

olmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddia edilmekle

birlikte, ilk derece mahkemesince tarafların itirazları da nazara alınmak

suretiyle, müteaddit defa keşif mahalli ile davaya konu taşınmazları bilen,

taraflarla husumet ve yakınlığı bulunmayan tarafsız bilirkişilerin tespiti

amacıyla tahkikatlar yaptırıldığı, dosya kapsamında icra edilen üçüncü keşif

olan ve hükme esas alındığı anlaşılan 16/11/2009

tarihli keşifte, mahkemece belirlenen mahalli bilirkişiler hususunda beyanı

alınan taraflar ve vekillerince bilirkişilere herhangi bir itirazlarının

olmadığının beyan edildiği ve belirtilen kişiler arasında başvurucu vekilinin

de yer aldığı görülmektedir. Başvuru dosyası kapsamından,

başvurucunun söz konusu hususta karşılanan itirazları ve vekilinin belirtilen

beyanı dışında, mahalli bilirkişilerin belirlenmesi hususuna ilişkin bir

itirazda bulunulduğuna ve bu kapsamda başvurucuya “silahların eşitliği” ve “çelişmeli

yargılama” ilkelerine aykırı olarak delillerini sunma, inceletme ve

itiraz etme hususlarında uygun olanakların sağlanmadığına ilişkin bir veri

bulunmadığı gibi, Mahkeme’nin delilleri değerlendirmesinde açık bir

hakkaniyetsizlik veya keyfilik bulunduğuna dair bir bulguya da rastlanmamıştır.

25. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun, delillerin değerlendirilmesinin adil yargılanma hakkına aykırılık

oluşturduğu yönündeki iddiasının “açıkça

dayanaktan yoksun” olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Mülkiyet Hakkının İhlali

İddiası

26. Başvurucu, dava konusu

taşınmazlar hakkında Milas Sulh Hukuk Mahkemesinde görülen ortaklığın

giderilmesi davası kapsamında, tapulu olan taşınmazlarına ilişkin taksim

projesi düzenlendiğini, ancak bu proje kapsamında dava konusu taşınmazları

kapsadığı anlaşılan tapu kayıtlarının Milas Kadastro Mahkemesi tarafından

dikkate alınmayarak davanın reddedilmesi nedeniyle, Anayasa’nın 35. maddesinde

tanımlanan mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

27. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, Anayasa’nın 35. maddesinin sadece mevcut mülk ve varlıklara koruma

sağladığı, mülkiyeti kazanma hakkının kişinin bu konudaki menfaati ne kadar

güçlü olursa olsun söz konusu korumadan yararlanamayacağı, somut başvuru açısından

başvurucu murisinin de aralarında bulunduğu davacılar tarafından kendi

mülklerine ait olduğu iddia edilen eski tarihli tapu kayıtlarına dayanıldığı

ancak, sınırları itibarıyla dava konusu taşınmazlara uymadığı tespit edilen

kayıtlara mahkemece itibar edilmediği, yargılama neticesinde söz konusu

kayıtların geçerli tapu kayıtları olmadığının tespit edildiği ve mahkemece

taşınmazların zilyetlik olgusuna istinaden tesciline hükmedildiği ifade

edilerek, başvurucunun mevcut bir mülkünden veya meşru bir beklentisinden söz

edilemeyeceği hususunun göz önünde bulundurulması gerektiği bildirilmiştir.

28. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği

iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.…”

29. 6216 sayılı Kanun’un

“Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Herkes, Anayasada

güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa

Mahkemesine başvurabilir.”

30. Belirtilen hükümler

uyarınca, bir anayasal hak ihlali iddiasının Anayasa Mahkemesinin konu

bakımından yetkisi dâhilinde olabilmesi için, başvurucu tarafından dayanılan

hakkın Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerden olması ve

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu

protokoller kapsamında yer alması, ayrıca başvurucunun ihlal iddiasına temel

alınan hakkın kapsamına giren korunmaya değer bir menfaatinin bulunması

gerekir.

31. Anayasa’nın 35. maddesi

şöyledir:

“Herkes, mülkiyet ve miras haklarına sahiptir.

Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla

sınırlanabilir.

Mülkiyet hakkının

kullanılması toplum yararına aykırı olamaz.”

32. Anayasa’nın 35. maddesinde

yer verilen mülkiyet kavramı, kapsam itibarıyla 4721 sayılı Kanun’da yer alan

mülkiyet kavramı ile sınırlı olmamakla birlikte, taşınmaz mülkiyetinin

Anayasa’nın 35. maddesindeki güvence kapsamına girdiğinde kuşku yoktur.

33. Anayasa’nın 35. maddesi

kapsamındaki hakkının ihlal edildiğini ileri süren başvurucu, böyle bir hakkın

varlığını kanıtlamak zorundadır. Bu nedenle, öncelikle başvurucunun,

Anayasa’nın 35. maddesi uyarınca korunmayı gerektiren mülkiyete ilişkin bir

menfaate sahip olunup olunmadığı noktasındaki hukuki durumunun

değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2013/382, 16/4/2013,

§§ 25–26).

34. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun murislerinin de aralarında bulunduğu bir kısım davacılar

tarafından 1338 (1922) tarihli tapu kayıtlarına istinaden açılan müdahalenin

önlenmesi davası görevsizlik kararı ile Kadastro Mahkemesine devredilerek

birleşen bir diğer dosya ile birlikte kadastro tespitine itiraz davası olarak

görülmeye devam edilmiştir. Yargılama sırasında üç adet keşif icra edilerek bilirkişi

raporları temin edilmiş ve yapılan keşifler sırasında söz konusu tapu

kayıtlarının dava konusu taşınmazları kapsayıp kapsamadığı yönünde tespit

yaptırılarak, kayıtların sınırları bilirkişi ve tanık beyanları ile de tespit

edilmeye çalışılmıştır. İlk derece mahkemesince yapılan değerlendirmeler

neticesinde, davacı murisinin de ararlarında

bulunduğu davacılar tarafından dayanılan eski tarihli tapu kayıtlarının dava

konusu taşınmazlara uymadığı tespit edilerek söz konusu kayıtlara değer

verilmemiş ve davalılar adına 3402 sayılı Kanun’un 14. ve17. maddeleri

uyarınca iktisap koşullarının gerçekleştiği belirtilerek, başvurucunun

murisinin de aralarında bulunduğu davacıların davasının reddine karar verilmiş

olup, talebi reddedilen tarafların söz konusu taşınmazlar üzerinde herhangi bir

kullanımlarının da bulunmadığı hususu dosya kapsamına yansımıştır. Söz konusu

tespitler çerçevesinde başvurucunun dayandığı tapu kayıtlarının ilgili

yargılamaya konu taşınmazlar bağlamında hukuki bir değer taşımadığı ve başvurucu

lehine Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya değer bir menfaat

doğurmadığı anlaşılmaktadır.

35. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 35. maddesi kapsamına giren korunmaya değer bir

menfaati bulunmadığı anlaşıldığından, başvurunun diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin “konu

bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

c. Yargılama Süresinin Makul

Olmadığı İddiası

36. Başvuru formu ile eklerinin

incelenmesi sonucunda, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Esas İnceleme

37. Başvurucu, murisi tarafından

müdahalenin önlenmesi talebiyle açılan davanın makul sürede

sonuçlandırılmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

38. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi’nin makul

sürede yargılanma hakkının ihlali iddiaları kapsamında benimsediği ilkelere yer

verilmek suretiyle, özellikle bir kısım yargılama periyotları

açısından yargılama süresinin uzaması noktasında etkisi olduğu belirtilen taraf

işlemlerine değinilmiştir.

39. Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile AİHM kararlarından

ortaya çıkan ve adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve

haklar, esasen Anayasa’nın 36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının

da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme

yaptığı birçok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı

ışığında yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lafzi içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara,

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer vermektedir Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca

adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle

ve mümkün olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten

Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul

sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği

açıktır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

40. Davanın karmaşıklığı,

yargılamanın kaç dereceli olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama

sürecindeki tutumu ve başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki

menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir davanın süresinin makul olup

olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması gereken kriterlerdir (B. No:

2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

41. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkların

makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, asliye

hukuk mahkemesi nezdinde açılan müdahalenin önlenmesi davasının görevsizlik

kararı ile kadastro mahkemesine devredilmiş olduğu görülmekle, 3402 sayılı

Kanun ve 6100 sayılı Kanun’da yer alan usul hükümlerine göre yürütülen somut

yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama

olduğunda kuşku yoktur (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

49).

42. Medeni hak ve

yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara ilişkin makul süre değerlendirmesinde,

sürenin başlangıcı kural olarak, uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama

sürecinin işletilmeye başlandığı, başka bir deyişle davanın ikame edildiği

tarih olup, somut başvuru açısından bu tarih, 7/12/1962

tarihidir.

43. Başvurucu mirasçı olarak dahili dava edilmek suretiyle yargılama sürecine

katılmıştır. Ancak miras bırakanından intikalle davayı takip etmekte olan

başvurucu açısından da makul süre değerlendirmesinde dikkate alınacak sürenin

başlangıç anı, başvurucunun yargılamaya katıldığı tarih değil, somut olayda

murisi açısından değerlendirmeye esas alınan sürenin başlangıç anı olan 7/12/1962 tarihidir (B. No: 2013/1115, 5/12/2013, § 51).

44. Sürenin bitiş tarihi ise,

çoğu zaman icra aşamasını da kapsayacak şekilde yargılamanın sona erme

tarihidir. Bu kapsamda, somut yargılama faaliyeti açısından sürenin bitiş

tarihinin, başvurucunun karar düzeltme talebi hakkında verilen Yargıtay 16.

Hukuk Dairesinin E.2012/8877 ve K.2013/547 sayılı karar tarihi olan 4/2/2013 tarihi olduğu anlaşılmaktadır.

45. Başvuruya konu yargılama

sürecinin incelenmesinde, yargılamanın konusunun başlangıçta birkaç parsel

taşınmaza ilişkin müdahalenin önlenmesi talebi olduğu, dava konusu taşınmaza

ilişkin kadastro tespit çalışmaları yapılması üzerine dosyanın görevsizlik

kararı ile kadastro mahkemesine devredildiği ve belirtilen mahkeme tarafından

aynı taşınmazları konu alan bir başka dava ile birleştirilmesine hükmedildiği,

yargılama sürecinde üç defa keşif icra edilerek bilirkişi raporu temin edildiği

ve ilk derece mahkemesi tarafından görevsizlik kararını takiben kırk altı yılı

aşkın süre sonra verilen kararın derecattan geçerek

kesinleştiği, yargılamanın taraflarında yüz otuzdan fazla kişinin yer aldığı

görülmektedir.

46. İlgili yargılama evrakının

incelenmesinden, başvuruya konu yargılama sürecinin kısmen asliye hukuk kısmen

kadastro mahkemesi önünde sürdüğü görülmekle, 3402 sayılı Kanun’da yer alan

özel usul hükümleri ile medeni hak ve yükümlülüklere ilişkin uyuşmazlıkları konu

alan yargılama faaliyetleri için geçerli genel usuli

hükümler içeren 6100 sayılı Kanun’a tabi bir yargılama faaliyetinin söz konusu

olduğu ve 3402 sayılı Kanun’da yer alan özel usul hükümleri ile 6100 sayılı

Kanun’un 30. maddesinin, uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi

gerekliliğini ortaya koyduğu anlaşılmaktadır (§ 15).

47. Kadastro mahkemesi ve 6100

sayılı Kanun’un öngördüğü yargılama usullerine tabi mahkemeler nezdindeki

yargılamaların makul sürede tamamlanmadığı yönündeki iddialar Anayasa Mahkemesi

tarafından, özellikle yargılamada sürati temin etmeye hizmet eden özel usul

hükümlerinin nazara alınmadığı göz önünde bulundurularak makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiği yönünde karar verilmiştir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 54-64;

B. No: 2012/12, 17/9/2013, §§ 53-62; B. No: 2013/1115, 5/12/2013, §§ 60-67; 2012/673, 19/12/2013, §§ 37-43).

48. Başvuruya konu davada yer

alan kişi sayısı ve davanın mahiyeti nedeniyle icrası gereken usul işlemlerinin

niteliği başvuruya konu yargılamanın karmaşık olduğunu ortaya koymakla

birlikte, davaya bütün olarak bakıldığında, somut başvuru açısından farklı bir

karar verilmesini gerektirecek bir yön bulunmadığı ve söz konusu elli yılı

aşkın yargılama sürecinde makul olmayan bir gecikmenin olduğu sonucuna

varılmıştır.

49. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

50. Başvurucu, uyuşmazlık

hakkında yeniden yargılama yapılmasını, yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunmaması halinde ise 500.000,00 TL maddi, 1.000.000,00 TL manevi olmak

üzere toplam 1.500.000,00 TL tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

51. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal

bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak

için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

52. Başvurucu tarafından

uyuşmazlık hakkında yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesi talep edilmiş

olup, tespit edilen ihlal açısından yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar

bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun yeniden yargılama yapılması

hususundaki talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

53. Başvurucu tarafından maddi

tazminat talebinde bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia

edilen maddi zarar arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından,

başvurucunun maddi tazminat taleplerinin reddine karar verilmesi gerekir.

54. Başvurucunun tarafı olduğu

uyuşmazlığa ilişkin elli yılı aşkın yargılama süresi nazara alındığında,

yargılama faaliyetinin uzunluğu sebebiyle, yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında, başvurucunun yargılamayı miras

bırakanından intikalle takip ettiği ve yargılama sürecinin uzamasında

başvurucuya isnat edilebilecek uzama periyotları

nazara alınarak, başvurucuya takdiren net 6.650,00 TL

manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

55. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Delillerin değerlendirilmesinin adil olmadığı yönündeki iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”,

2.

Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının “konu bakımından yetkisizlik”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL

EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan makul sürede

yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya net 6.650,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

başvurucunun yargılamanın yenilenmesi ve tazminata ilişkin diğer taleplerinin

REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

11/12/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Hicabi DURSUN Erdal TERCAN Zühtü ARSLAN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Şebnem NEBİOĞLU ÖNER Başvurucu : Hatice Şule GÖLCÜKLÜ Vekili : Av. Kemal BOZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1838, 11 Aralık 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1838
Tarih
11 Aralık 2014

İlgili Kararlar

  • Halil Güneş Başvurusu (B. No: 2014/3594)
  • Mehmet Reşit Arslan ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/583)
  • Bekir Dündar Başvurusu (B. No: 2014/3540)
  • Kadri Temel Başvurusu (B. No: 2013/9129)
  • Erdal Tekin Başvurusu (B. No: 2013/9117)
  • Fikriye Aytin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/6154)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.