İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hatice Turhan Başvurusu (B. No: 2016/4642)

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle

Başvuru No2016/4642Tarih20 Kasım 2019Okuma16 dk · 3.111 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hatice Turhan Başvurusu

Karar tarihi
20 Kasım 2019
Başvuru Numarası
2016/4642
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.111 kelime·16 dk okuma·19 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tıbbi ihmal sonucu zarara uğranılması nedeniyle

kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının; yargılamanın uzun sürmesi

nedeniyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına

ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 7/3/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

6. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

7. Başvurucu 16/10/2008 tarihinde akşam saatlerinde doğum

belirtilerinin başlaması üzerine Antalya Eğitim ve Araştırma Hastanesine

(Hastane) başvurmuştur. Yatışı yapılan başvurucu 17/10/2008 günü saat 12.45

sıralarında Berra adında bir kız çocuğu dünyaya

getirmiştir. Doğum sonrası ilk muayenesinde genel durumu iyi olan bebeğin

sonraki gün yapılan muayenesinde emmede azalma ve yeni doğan reflekslerinde hipoaktivite

(ağır hareket etme) tespit edilmiş, havale geçirmesi nedeniyle yeni doğan yoğun

bakım ünitesinde takip edilen bebek 27/10/2008 tarihinde ileri tetkik ve tedavi

amacıyla Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine sevk edilmiştir. Yirmi

sekiz gün boyunca tedavi gören bebek düzenli nöroloji muayenesi ve fizik tedavi

uygulanması önerisiyle taburcu edilmiştir. 15/7/2009 tarihli sağlık kurulu

raporunda hipoksik ensefalopati, motor retardasyon ve paraparezi

tanısıyla bebekte %60 oranında vücut fonksiyon kaybı bulunduğu tespit

edilmiştir.

A. İdari Soruşturmaya İlişkin Süreç

8. Başvurucunun tıbbi ihmal iddiasıyla şikâyette bulunması

üzerine Antalya Valiliği ilgili sağlık personeli hakkında ön inceleme

başlatmıştır. İnceleme sonucu düzenlenen 21/8/2009 tarihli raporda; alınan

ifadelere ve bilirkişi raporlarına göre doğumun doğal seyrinde devam ettiği,

doğum sonunda bebeğin genel durumunun iyi olarak tespit edildiği, bununla

birlikte doğum esnasında bir hipoksinin (dokularda oksijen oranının azalması)

oluşma ihtimalinin bulunduğu, durumun personelin ihmalinden kaynaklanıp

kaynaklanmadığı kesin olarak tespit edilemediğinden ilgili doktor ve ebeler

hakkında soruşturma izni verilmesi yönünde görüş bildirilmiştir. Antalya Valisi

3/9/2009 tarihinde soruşturma izni verilmesine karar vermiş, karara yapılan

itirazlar Antalya Bölge İdare Mahkemesinin 9/12/2009 tarihli kararıyla

reddedilmiştir.

B. Ceza Soruşturmasına

İlişkin Süreç

9. Soruşturma izni verilmesi üzerine Antalya Cumhuriyet

Başsavcılığı (Başsavcılık) görevi kötüye kullanma nedeniyle olay hakkında

soruşturma başlatmış, bu kapsamda müştekinin bebeğinin özürlü doğmasında

şüpheli doktor ve ebelerin kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda Adli Tıp

Kurumu (ATK) Başkanlığından rapor istemiştir.

10. ATK dosya üzerinde yaptığı incelemede, doğumla ilgili travayda

çekilen NST (Non

Stres Test-Bebeğin, anne karnında iken yeterli oksijen alıp

almadığının kontrolü için kullanılan, kalp atışlarını takip ederek kaydeden kardiyotokografi

aleti ile yapılan test) çıktılarının aslına ihtiyaç duyduğunu bildirmiştir.

Hastane ise bu talebe, daha önce gönderilen evrak asılları dışında Hastanede

kalan dosya fotokopilerinde NST çıktılarının bulunmadığı yönünde cevap

vermiştir.

11. ATK 3. Adli Tıp İhtisas Kurulu (Kurul) tarafından küçüğün

muayenesi yapılmak suretiyle hazırlanan 18/3/2011 tarihli bilirkişi raporunda;

bebeğin ilk muayenesinde genel durumunun iyi ve yeni doğan reflekslerinin doğal

olduğu, mevcut tıbbi belgelere göre normal doğum kararının doğru olduğu,

gebenin travayda (doğum eyleminde) ÇKS'nin (çocuk kalp sesi) yakından takip edildiği, bebeğin intrauterin

(rahim içi) sıkıntıda olduğunu gösteren bulguların mevcut olmadığı

belirtilmiştir. Raporda ayrıca, gebede prenatal

dönemde herhangi bir patolojinin söz konusu olmadığı, doğumdan yirmi dört saat

sonra başlayan sistemik ve nörolojik bulguların

neonatal inme ile ilişkili olabileceği, bu

tür inmelerin büyük kısmında sebebin belli olmadığı, doğum yaptıran hekim ve

sağlık personeli ile doğumdan sonra bebeği takip ve tedavi eden personelin

eylemlerinin tıp kurallarına uygun olduğu ifade edilmiştir.

12. Başsavcılık 3/10/2012 tarihli kararıyla kovuşturmaya yer

olmadığına karar vermiştir. Kararda şüpheli ifadeleri ve bilirkişi raporu

neticesinde şüphelilerin atılı suçu işlediğine dair müştekinin soyut iddiası

dışında hakkında kamu davası açılmasına yeterli delil bulunmadığı

belirtilmiştir.

13. Başvurucu ve eşi NST kayıtlarının, doğum sırasındaki tıbbi

olguların elektronik olarak kaydedildiği ve sonradan müdahale edilemeyen

objektif veriler olduğunu, ATK'nın bu kayıtları

incelemeden varsayıma dayalı olarak düzenlediği rapora itibar edilemeyeceğini

belirterek Başsavcılığın kararına itiraz etmiştir. Manavgat 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin 28/12/2012 tarihli kararıyla itiraz reddedilmiştir.

C. İdari Yargıda Açılan

Tam Yargı Davasına İlişkin Süreç

14. Başvurucu ve eşi, doğum sırasındaki tıbbi ihmal nedeniyle

uğradıkları zararların tazmini talebiyle 28/12/2009 tarihinde Sağlık

Bakanlığına (Bakanlık) başvuruda bulunmuşlardır. Bakanlık 15/2/2010 tarihli

işlemiyle talebi kabul etmediğini başvurucuya bildirmiştir.

15. Başvurucu ve eşi 22/4/2010 tarihinde Bakanlık aleyhine

Antalya 1. İdare Mahkemesinde manevi tazminat davası açmışlardır. Dava

dilekçesinde; bebeğin başı çıkımda göründüğü hâlde doğumun gerçekleşmesi için

gerekli müdahalenin yapılmadığı, kayıt altına alınan teknik verilerin gereği

gibi değerlendirilmediği, normal yoldan doğum için iki saat kırk beş dakika bu

şekilde beklendiği, suni sancıyla doğurtulan bebeğin ağlama tepkisi vermediği

ve emme refleksinin olmadığı, doğum öncesi kontrollerinde sağlıklı olan bebeğin

doğum sırasındaki gecikme nedeniyle sakat kaldığı belirtilmiştir.

16. İdare Mahkemesi 18/3/2011 tarihli ATK raporunu temin edip

inceledikten sonra 16/11/2012 tarihli kararıyla davayı reddetmiştir. Karar

gerekçesinde Kurulca hazırlanan bilirkişi raporu hükme esas alınarak olayda

idarenin tazmin sorumluluğunu gerektirecek ağır hizmet kusurunun bulunmadığı

belirtilmiştir.

17. Başvurucu ve eşi tarafından NST kayıtları olmadan hazırlanan

bilirkişi raporuna itibar edilemeyeceği iddiasıyla temyiz edilen karar,

Danıştay Onbeşinci Dairesinin 12/6/2014 tarihli

toplantısında onanmış, karar düzeltme istemi de Dairenin 17/12/2015 tarihli

kararıyla reddedilmiştir.

18. Nihai karar 11/2/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiştir.

19. 7/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

20. İlgili hukuk için bkz. Fesih

Aydar (B. No: 2015/4259, 10/1/2019, §§ 24-30) kararı.

V. İNCELEME VE GEREKÇE

21. Mahkemenin 20/11/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Kişinin Maddi ve

Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

22. Başvurucu; bebeğin başı çıkımda görünmesine ve doğumun

normal seyrinde gitmediği NST kayıtlarından anlaşılmasına rağmen gerekli

müdahale yapılmayarak uzun süre beklendiğini, bu esnada oksijensiz kalan

bebeğin bir kısım beyin hücresinin öldüğünü, NST kayıtları temin edilmeden

maddi gerçeğin ortaya çıkarılamayacağını, bu kayıtların hasta dosyasında

saklanmamasının ayrıca kusur oluşturduğu belirtilerek yaşam, vücut bütünlüğünün

korunması ve kişisel verilerin gizlenmesi haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

2. Değerlendirme

23. Anayasa’nın “Kişinin

dokunulmazlığı, maddi ve manevi varlığı” kenar başlıklı 17.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Herkes, yaşama, maddî ve manevî

varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir."

24. Anayasa'nın 56. maddesinin üçüncü fıkrası şöyledir:

"Devlet, herkesin hayatını, beden ve ruh

sağlığı içinde sürdürmesini sağlamak; insan ve madde gücünde tasarruf ve verimi

artırarak, işbirliğini gerçekleştirmek amacıyla sağlık

kuruluşlarını tek elden planlayıp hizmet vermesini düzenler."

25. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

26. Anayasa’nın 17. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu

belirtilmekte olup söz konusu düzenleme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 8.

maddesi çerçevesinde özel hayata saygı hakkı kapsamında güvence altına alınan

fiziksel ve zihinsel bütünlüğün korunması hakkına karşılık gelmektedir.

27. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında, kasıt söz konusu

olmaksızın hekim kusuru nedeniyle vücut bütünlüğünün zarar gördüğü şeklindeki

tıbbi ihmale dair şikâyetleri Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında

düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında

incelemiştir (Melahat Sönmez, B.

No: 2013/7528, 9/9/2015; Ahmet Sevim,

B. No: 2013/474, 9/9/2015; Hilmi Düzgüner, B. No: 2014/9690, 11/5/2017).

28. Anılan kararlar doğrultusunda somut olayda başvurucunun

tıbbi ihmale dayalıtüm şikâyetlerinin Anayasa'nın 17.

maddesinin birinci fıkrasında düzenlenen kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma hakkı kapsamında incelenmesi gerekmektedir.

a. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

29. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Esas Yönünden

i. Genel İlkeler

30. Anayasa'nın 17. maddesinin birinci fıkrasında herkesin maddi

ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahip olduğu belirtilmektedir.

Bu kapsamda anılan Anayasa hükmü ile kişinin maddi ve manevi varlığının

bütünlüğü gerek kamusal yetkilerle donatılmış kişilerin gerekse özel kişilerin

müdahalelerine karşı güvence altına alınmıştır (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 40).

31. Anayasa’nın 17. maddesinin amacı, esas olarak bireylerin

maddi ve manevi varlığına karşı devlet tarafından yapılabilecek keyfî

müdahalelerin önlenmesidir. Bunun yanı sıra devletin tıbbi müdahaleler

nedeniyle kişilerin maddi ve manevi varlığını etkili olarak koruma ve maddi ve

manevi varlığına saygı gösterme şeklinde pozitif yükümlülüğü de bulunmaktadır (Ahmet Acartürk, B. No: 2013/2084,

15/10/2015, § 49). Nitekim

Anayasa’nın 56. maddesinde de belirtildiği üzere pozitif yükümlülük, sağlık

alanında yürütülen faaliyetleri de kapsamaktadır (İlker Başer ve diğerleri, B. No: 2013/1943, 9/9/2015, § 44).

32. Devlet, bireylerin yaşam hakkı ile maddi ve manevi

varlıklarını koruma hakkı kapsamında ister kamu isterse özel sağlık kuruluşları

tarafından yerine getirilsin sağlık hizmetlerini hastaların yaşamları ile maddi

ve manevi varlıklarının korunmasına yönelik gerekli tedbirlerin alınabilmesini

sağlayacak şekilde düzenlemek zorundadır (Ahmet

Acartürk,§

51).

33. İlke olarak tıbbi ihmallere ilişkin şikâyetler konusunda

temel başvuru yolu, hukuki sorumluluğu tespit adına takip edilecek olan hukuk

veya idari tazminat davası yoludur (Nail Artuç, B. No: 2013/2839, 3/4/2014, § 38).

34. Maddi ve manevi varlığı koruma hakkı kapsamında hukuki

sorumluluğu ortaya koymak adına adli ve idari yargıda açılacak tazminat

davalarının makul derecede dikkatli ve özenli inceleme şartını yerine getirmesi

gerekmektedir. Derece mahkemelerinin bu tür olaylara ilişkin yürüttükleri yargılamalarda

Anayasa’nın 17. maddesinin gerektirdiği seviyede derinlik ve özenle bir

inceleme yapıp yapmadıklarının ya da ne ölçüde yaptıklarının da Anayasa

Mahkemesi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Zira derece mahkemeleri

tarafından bu konuda gösterilecek hassasiyet, yürürlükteki yargı sisteminin

daha sonra ortaya çıkabilecek benzer hak ihlallerinin önlenmesinde sahip olduğu

önemli rolün zarar görmesine engel olacaktır (Yasin

Çıldır, B. No: 2013/8147, 14/4/2016, § 57; Tevfik Gayretli, B. No: 2014/18266,

25/1/2018, § 32).

35. Diğer taraftan belirtmek gerekir ki olayların oluşumuna

ilişkin delillerin değerlendirilmesi öncelikle idari ve yargısal makamların

ödevidir. Aynı şekilde başvuru dosyasında bulunan tıbbi bilgi ve belgelerden

hareketle bilirkişilerin vardığı sonuçların doğruluğu hakkında fikir yürütmek

Anayasa Mahkemesinin görevi değildir (Mehmet

Çolakoğlu, B. No: 2014/15355, 21/2/2018, § 47). Ancak kişinin maddi

ve manevi varlığını koruma hakkı kapsamında yerine getirmek zorunda olduğu usul

yükümlülüklerinin somut olayda yerine getirilip getirilmediğinin nesnel bir

şekilde değerlendirilmesi için ilgili anayasal kurallar bağlamında derece

mahkemelerinin kendilerine tanınmış takdir yetkileri çerçevesinde hareket edip

etmediklerinin denetlenmesi gerekir. Bu bağlamda müdahaleyi haklı göstermek

için öne sürülen gerekçelerin ilgili ve yeterli olup olmadığı incelenmelidir (Murat Atılgan, B. No: 2013/9047, 7/5/2015,

§ 44).

36. Bu bağlamda derece mahkemelerinin gerekçeleri, tarafların

kanun yoluna başvuru imkânını etkili şekilde kullanabilmesini sağlayacak

surette ayrıntılı olarak ortaya konulmalı; ulaşılan sonuçlar yeterli

açıklıktaki bilimsel görüş ve raporlar gibi somut, nesnel verilere

dayandırılmalıdır (Murat Atılgan,

§ 45).

ii. İlkelerin Olaya

Uygulanması

37. Anayasa Mahkemesi yukarıda değinilen Anayasa'nın 17. maddesi

kapsamında devlete düşen pozitif yükümlülüklerin somut olay bağlamında yerine

getirilip getirilmediğini denetlemek durumundadır (Tevfik Gayretli, § 36). Bu sebeple başvuruya konu olay,

devletin kişinin maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına ilişkin

pozitif yükümlülüğü kapsamında incelenmiştir.

38. Başvurucu; doğum esnasında hatalı ve geç yapılan müdahale

nedeniyle bebeğinin oksijensiz kaldığını, bu durumu tespit eden NST kayıtları

incelenmeden karar verilmesinin hatalı olduğunu iddia etmektedir.

39. Tıbbi müdahale sonucunda vücutta sakatlık ya da maddi ve

manevi varlığı zedeleyen diğer rahatsızlıkların meydana geldiği vakıalarda

müdahalenin tıp biliminin güncel ve genel kabul gören kurallarına uygun olarak

gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğinin tespiti büyük ölçüde teşhis ve tedavi

sürecindeki kayıtların incelenmesiyle mümkün olabilmektedir. Bu nedenle bu

kayıtların tutulması, saklanması ve gerektiğinde yargısal mercilere ibraz

edilmesi büyük önem taşımaktadır. Teşhis ve tedavi sürecindeki verilerin

kaydedilmesi ve makul bir süre saklanması sorumluluğu, tıbbi müdahaleyi

gerçekleştiren sağlık kuruluşuna aittir.

40. Somut olayda bebeğin doğumdaki sağlık durumunun takibi

amacıyla NST ve ÇKS olmak üzere iki ayrı kayıt tutulduğu anlaşılmaktadır. ATK

yaptığı incelemede dosyada bulunmayan NST kayıtlarına ihtiyaç duyarak bu

kayıtların temin edilmesini talep etmiştir. Bu durum ATK'nın

konuya ilişkin değerlendirmesinde NST kayıtlarına bir değer atfettiğini

göstermektedir. Bununla birlikte ATK, bahse konu kayıtların Hastane arşivinde

mevcut olmadığının bildirilmesi üzerine dosyada bulunan ÇKS kayıtlarını

incelemek suretiyle kanaatini oluşturmuştur. ATK bu noktada NST kayıtlarının

niteliği, olayı aydınlatmadaki elverişliliği, bu kayıtların temin

edilememesinin yapılan değerlendirmeye etkisi ile ÇKS kayıtlarının NST ile aynı

işlevi görüp görmediği hususlarında bir açıklama yapmamıştır.

41. Diğer taraftan derece mahkemeleri, hasta hakkında tutulan

tüm tıbbi kayıtları saklama ve istenildiğinde yetkili mercilerin incelemesine

sunma yükümlülüğünün sağlık kuruluşuna ait olduğu hususunu gözetmeden ve bu

durumun kusur sorumluluğuna ne yönde etki edeceğini değerlendirmeden ATK raporu

doğrultusunda hüküm kurmuştur. Netice itibarıyla kararlarda başvurucunun esaslı

iddialarına karşı makul ve yeterli ölçüde yanıt verilmemiştir.

42. Buna göre uyuşmazlığın çözümü için esaslı olan tıbbi ihmal

iddialarının ATK raporunda tüm yönleriyle ele alınıp aydınlatılmadığı

anlaşılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu raporu dayanak alan derece

mahkemelerinin, başvurucunun iddialarını Anayasa'nın 17. maddesinin

gerektirdiği özen ve derinlikte incelediği, kararlarında konuyla ilgili ve

yeterli gerekçelere yer verdiği söylenemez. Bu durumda kamu makamlarının,

başvuru konusu olaydaki pozitif yükümlülüklerini yerine getirmediği sonucuna

ulaşılmıştır.

43. Açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 17. maddesinin birinci

fıkrasında güvence altına alınan kişinin maddi ve manevi varlığını koruma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

44. Başvurucu, yargılamanın uzun sürmesi nedeniyle makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

2. Değerlendirme

45.31/7/2018 tarihli ve 30495 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013

tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı

Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde

eklenmiştir.

46. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

47. Anayasa Mahkemesi Ferat Yüksel Ferat Yüksel (B. No:

2014/13828, 12/9/2018) kararında; yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının

getirilmesine ilişkin yolu, ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek

etkililiğini tartışmıştır (Ferat Yüksel, § 26).

48. Ferat Yüksel kararında özetle; anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı

sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul

edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel,

§§ 35, 36).

49. Mevcut başvurunun bu kısmı yönünden söz konusu karardan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

50. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanun'un

50. Maddesi Yönünden

51. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 50. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun

hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı

verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması

gerekenlere hükmedilir…

(2)

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve

sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili

mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan

hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava

açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme,

Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir."

52. Anayasa Mahkemesinin Mehmet

Doğan ([GK], B. No: 2014/8875, 7/6/2018) kararında, ihlal sonucuna

varıldığında ihlalin nasıl ortadan kaldırılacağının belirlenmesi hususunda

genel ilkeler belirlenmiştir.

53. Mehmet Doğan

kararında özetle; uygun giderim yolunun belirlenebilmesi açısından öncelikle

ihlalin kaynağının belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır. Buna göre ihlalin

mahkeme kararından kaynaklandığı durumlarda 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(2) numaralı fıkrası ile Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün

79. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendi uyarınca kural olarak ihlali

ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın

bir örneğinin ilgili mahkemeye gönderilmesine hükmedilir (Mehmet Doğan, §§ 57-58).

54. Mehmet Doğan

kararında Anayasa Mahkemesi, yeniden yargılama yapmakla görevli derece

mahkemelerinin yükümlülüklerine ve ihlalin sonuçlarını gidermek amacıyla derece

mahkemelerince yapılması gerekenlere ilişkin açıklamalarda bulunmuştur. Buna

göre Anayasa Mahkemesinin, tespit edilen ihlalin giderilmesi amacıyla yeniden

yargılama yapılmasına hükmettiği hâllerde ilgili usul kanunlarında düzenlenen

yargılamanın yenilenmesi kurumundan farklı olarak yargılamanın yenilenmesi

sebebinin varlığının kabulü ve önceki kararın kaldırılması hususunda derece

mahkemesinin herhangi bir takdir yetkisi bulunmamaktadır. Zira ihlal kararı

verilen hâllerde yargılamanın yenilenmesinin gerekliliği hususundaki takdir

derece mahkemelerine değil ihlalin varlığını tespit eden Anayasa Mahkemesine

bırakılmıştır. Derece mahkemesi Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında belirttiği

doğrultuda ihlalin sonuçlarını gidermek üzere gereken işlemleri yapmakla

yükümlüdür (Mehmet Doğan, § 59).

55. Bu bağlamda derece mahkemesinin öncelikle yapması gereken

şey, bir temel hak veya özgürlüğü ihlal ettiği veya idari makamlar tarafından

bir temel hak veya özgürlüğe yönelik olarak gerçekleştirilen ihlali

gideremediği tespit edilen önceki kararını kaldırmaktır. Derece mahkemesi,

kararın kaldırılmasından sonraki aşamada ise Anayasa Mahkemesi kararında tespit

edilen ihlalin sonuçlarını gidermek için gereken işlemleri yapmak durumundadır.

Bu çerçevede ihlal, yargılama sırasında gerçekleştirilen usule ilişkin bir

işlemden veya yerine getirilmeyen usule ilişkin bir eksiklikten kaynaklanıyorsa

söz konusu usul işleminin, hak ihlalini giderecek şekilde yeniden (veya daha

önce hiç yapılmamışsa ilk defa) yapılması icap etmektedir. Buna karşılık

ihlalin, idari işlem veya eylemin kendisinden ya da (derece mahkemesince

yapılan veya yapılmayan usul işlemlerinden değil de) derece mahkemesi kararının

sonucundan kaynaklandığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespit edildiği

hâllerde derece mahkemesinin, usule dair herhangi bir işlem yapmadan doğrudan

mümkün olduğunca dosya üzerinden önceki kararının aksi yönünde karar vererek

ihlalin sonuçlarını ortadan kaldırması gerekir (Mehmet Doğan, § 60).

56. Başvurucu, anayasal haklarının ihlal edildiğinin tespiti ve

tazminat ödenmesi talebinde bulunmuştur.

57. Başvuruda, başvurucunun doğuma ilişkin tıbbi ihmal iddiası

yönünden derece mahkemelerince konuyla ilgili ve yeterli bir gerekçe ortaya

konulmadığından kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

58. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlalinin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmasında hukuki

yarar bulunduğundan kararın bir örneğinin yeniden yargılama yapılmak üzere

Antalya 1. İdare Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

59. Yeniden yargılama yapılmak üzere dosyanın yetkili yargı

merciine gönderilmesine karar verilmesi nedeniyle başvurucunun tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

60. Dosyadaki belgelerden tespit edilen 239,50 TL harç ve 2.475

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 2.714,50 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Kişinin maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

2. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin

maddi ve manevi varlığını koruma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Kararın bir örneğinin kişinin maddi ve manevi varlığını

koruma hakkına yönelik ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden

yargılama yapılmak üzere Antalya 1. İdare Mahkemesine (E.2010/436, K.2012/1423)

GÖNDERİLMESİNE,

D. Tazminata ilişkin talebin REDDİNE,

E. 239,50 TL harç ve 2.475 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam

2.714,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucun Hazine ve

Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına,

ödemede gecikme olması hâlinde bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine

kadar geçen süre için yasal FAİZ UYGULANMASINA,

G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

20/11/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Recep

KÖMÜRCÜ

Üyeler

:

Engin

YILDIRIM

Celal Mümtaz

AKINCI

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Raportör

:

Engin GÜNDÜZ

Başvurucu

:

Hatice

TURHAN

Vekili

:

Av. Rumi

MERCAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/4642, 20 Kasım 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. İdari Soruşturmaya İlişkin Süreç
  7. B. Ceza Soruşturmasına
  8. C. İdari Yargıda Açılan
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Kişinin Maddi ve
  12. B. Makul Sürede
  13. C. 6216 Sayılı Kanun'un
  14. B. Anayasa’nın 17. maddesinde güvence altına alınan kişinin
  15. F. Ödemenin, kararın tebliğini takiben başvurucun Hazine ve
  16. G. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  17. Kömürcü
  18. Yıldırım
  19. Akıncı
  20. Turhan
  21. Mercan
  22. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/4642
Tarih
20 Kasım 2019

İlgili Kararlar

  • Cemile Günaydın Başvurusu (B. No: 2015/5074)
  • Aligül Alkaya ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/12506)
  • A.t. Başvurusu (B. No: 2015/300)
  • Musa Zorbay Başvurusu (B. No: 2014/4582)
  • Adalet Sevin Başvurusu (B. No: 2016/3693)
  • Emine Nalan Oğul ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2016/8240)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.