İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Haydar Çaka Başvurusu (B. No: 2014/17305)

1. Başvuru, askerliğe elverişli olunmadığı hâlde askerlik

Başvuru No2014/17305Tarih9 Ocak 2018Okuma17 dk · 3.424 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Haydar Çaka Başvurusu

Karar tarihi
9 Ocak 2018
Başvuru Numarası
2014/17305
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.424 kelime·17 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, askerliğe elverişli olunmadığı hâlde askerlik

hizmeti yaptırılmasından dolayı uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan tam

yargı davasının süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru 4/11/2014 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık, görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucunun Askerlik Şubesi Başkanlığı askerlik meclisince

yapılan muayenesi sonucunda askerliğe elverişli olduğuna karar verilmiştir.

Başvurucu bireysel başvuru formunda, düztaban olması nedeniyle askerliğe

elverişli olmadığını askere sevk işlemlerinin yürütüldüğü süreçte yetkililere

söylediğini ancak bu iddiasının dikkate alınmadığını belirtmektedir.

9. Başvurucu 16/10/2009 tarihinde askere sevk edilmiş, askerlik

hizmetini tamamlayarak 17/1/2011 tarihinde terhis edilmiştir.

10. Askerlik hizmeti sırasında başvurucu hakkında emre

itaatsizlikte ısrar suçundan Diyarbakır 2. Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askeri

Mahkemesinde (Mahkeme) dava açılmıştır. Söz konusu dava başvurucunun

terhisinden sonra da bir müddet devam etmiştir.

11. Mahkeme yargılama sürecinde başvurucunun, askerliğe

elverişlilik durumunun tespiti için İstanbul Gümüşsuyu Asker Hastanesine sevk

edilmesine karar vermiştir.

12. Anılan Hastane tarafından yapılan muayenesi sonucunda

başvurucu hakkında düzenlenen 13/2/2013 tarihli sağlık kurulu raporunda,

başvurucunun küçüklükten beri düztabanlık şikâyetinin mevcut olduğunu

belirttiği ifade edilmiş, "düztaban (kazanılmış)" tanısıyla "Suç tarihinde ve hâlen

barışta askerliğe elverişli değildir. Seferde görev yapar." tespiti yapılmıştır. Söz konusu rapor

26/4/2013 tarihinde Millî Savunma Bakanlığı (MSB) tarafından onaylanarak

kesinleşmiştir.

13. Mahkeme 3/7/2013 tarihinde başvurucunun yokluğunda yapılan

duruşmada, 13/2/2013 tarihli sağlık raporuna istinaden askerliğe elverişli

olmadığı tespit edilen başvurucunun suç tarihinde asker kişi sıfatını

taşımadığından emre itaatsizlikte ısrar suçunun unsurlarının oluşmadığı

gerekçesiyle beraat kararı vermiştir. 25/7/2013 tarihinde kesinleşen söz konusu

karar 5/8/2013 tarihinde başvurucuya tebliğ edilmiştir.

14. Başvurucu, söz konusu hastalık nedeniyle doğuştan askerliğe

elverişli olmadığı hâlde idarece yeterli muayene yapılmadığı için bu durumun

tespit edilememesi sonucu kendisine askerlik yaptırıldığını belirterek bu

sebeple uğradığı zararların tazmini istemiyle 4/10/2013 tarihinde Askeri Yüksek

İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır.

15. AYİM İkinci Dairesi (Daire) oybirliğiyle verdiği kararla

davayı süre aşımı nedeniyle reddetmiştir. 2/4/2014 tarihli kararın gerekçesinde

öncelikle davanın idari işlemden (askerliğe elverişli olmadığı hâlde askere

alma işlemi) doğan bir tam yargı davası niteliğinde olduğu tespit edilmiştir.

Başvurucunun en geç, askerliğe elverişli olmadığının tespit edildiği sağlık

raporunun onaylanarak kesinleştiği 26/4/2013 tarihinde bu işlemi öğrendiği

kabul edilmiştir. Dolayısıyla 4/7/1972 tarihli ve 1602 sayılı mülga Askeri

Yüksek İdare Mahkemesi Kanunu’nun 42. maddesi uyarınca davanın en geç, raporun

onay tarihinden itibaren altmış gün içinde doğrudan veya aynı Kanun'un 35.

maddesi uyarınca davalı idareye ihtiyari müracaatta bulunularak ve bu müracaat

üzerine idarenin cevabının niteliğine göre yine aynı maddede öngörülen usul

uyarınca hesaplanacak süre içinde açılması gerektiği belirtilmiştir. Bu

itibarla başvurucunun 4/10/2013 tarihinde açtığı davanın süresinde olmadığı

ifade edilmiştir. Kararda ayrıca, başvurucunun hakkındaki beraat kararıyla da

söz konusu rapordan haberdar olduğu, dolayısıyla öğrenme tarihi olarak beraat

kararının kesinleştiği 25/7/2013 tarihi esas alınsa bile altmış günlük dava

açma süresinin geçirildiği belirtilmiştir.

16. Başvurucunun karar düzeltme istemi aynı Dairenin 10/9/2014

tarihli kararıyla reddedilmiştir.

17. Nihai karar başvurucuya 8/10/2014 tarihinde tebliğ

edilmiştir.

18. Başvurucu 4/11/2014 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

19. 1602 sayılı mülga Kanun’un 35. maddesinin "İhtiyarı müracaat" kenar başlıklı (a)

bendi şöyledir:

"Kesin

işlem yapmaya yetkili makamlarca tesis edilen idari işlemlerin geri alınması,

kaldırılması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması; üst makamdan, yoksa

işlemi yapmış olan makamdan idari dava açmak için belli olan süre içinde

istenebilir. Bu müracaat işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurur.

Altmış gün içinde cevap verilmez ise, istek

reddedilmiş sayılır.

İsteğin reddi üzerine dava açma süresi başlar

ve müracaat tarihine kadar geçmiş olan süre de hesaba katılır."

20. Aynı Kanun’un "Dava

açma süresi" kenar başlıklı 40. maddesinin birinci fıkrasının

birinci cümlesi şöyledir:

"Askeri

Yüksek İdare Mahkemesinde dava açma süresi her çeşit işlemlerde yazılı bildirim

tarihinden itibaren kanunlarda ayrı süre gösterilmeyen hallerde altmış

gündür."

21. Aynı Kanun’un "İptal

ve tam yargı davaları" kenar başlıklı 42. maddesi şöyledir:

"İlgililer,

haklarını ihlal eden bir idari işlem dolayısıyla Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinde doğrudan doğruya tam yargı davası veya iptal ve tam yargı davaları

ile birlikte açabilecekleri gibi ilk önce iptal davası açarak bu davanın karara

bağlanması üzerine bu husustaki kararın veya kanun yollarına başvurulması

halinde verilecek kararın tebliği veya bir işlemin icrası sebebiyle doğan

zararlardan dolayı, icra tarihinden itibaren altmış gün içinde tam yargı davası

açabilirler. Bu halde de ilgililerin 35 inci madde uyarınca idareye başvurma

hakları saklıdır."

B. Uluslararası Hukuk

1. İlgili Sözleşme

22. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) 6. maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

"Herkes davasının,

medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ... konusunda karar

verecek olan,... bir mahkeme tarafından ... görülmesini isteme hakkına

sahiptir..."

2. Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi İçtihadı

23. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Sözleşme'nin 6.

maddesinin birinci fıkrasının açık bir biçimde mahkeme veya yargı merciine

erişim hakkından söz etmese de maddede kullanılan terimler bir bütün olarak

dikkate alındığında mahkemeye erişim hakkını da garanti altına aldığı sonucuna

ulaşıldığını belirtmiştir (Golder/Birleşik Krallık, B. No: 4451/70,

21/2/1975, §§ 28-36). AİHM'e göre mahkemeye erişim

hakkı Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasında mündemiçtir. Bu çıkarsama,

Sözleşmeci devletlere yeni yükümlülük yükleyen genişletici bir yorum olmayıp 6.

maddenin birinci fıkrasının birinci cümlesinin lafzının Sözleşme'nin amaç ve

hedefleri ile hukukun genel prensiplerinin gözetilerek birlikte okunmasına

dayanmaktadır. Sonuç olarak Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrası,

herkesin medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili iddialarını mahkeme önüne getirme

hakkına sahip olmasını kapsamaktadır (Golder/Birleşik Krallık, § 36).

24. AİHM; adil yargılanmanın bir unsurunu teşkil eden mahkemeye

erişim hakkının mutlak olmadığını, doğası gereği devletin düzenleme yapmasını

gerektiren bu hakkın belli ölçüde sınırlanabileceğini kabul etmektedir. Ancak

AİHM, bu sınırlamaların kişinin mahkemeye erişimini hakkın özünü zedeleyecek

şekilde ve genişlikte kısıtlamaması ve zayıflatmaması gerektiğini ifade

etmektedir. AİHM'e göre meşru bir amaç taşımayan ya

da uygulanan araç ile ulaşılmak istenen amaç arasında makul bir orantılılık

ilişkisi kurmayan sınırlamalar Sözleşme'nin 6. maddesinin birinci fıkrasıyla

uyumlu olmaz (Sefer Yılmaz ve Meryem

Yılmaz/Türkiye, B. No: 611/12, 17/11/2015, § 59; Eşim/Türkiye, B. No: 59601/09, 17/9/2013,

§ 19; Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, § 34).

25. AİHM, dava hakkını süre sınırına bağlayan iç hukuk

hükümlerinin yorumlanmasının öncelikli olarak kamu otoritelerinin ve özellikle

mahkemelerin görevi olduğunu belirtmekte; AİHM'in

rolünün bu yorumun etkilerinin Sözleşme'yle uyumlu

olup olmadığının tespitiyle sınırlı olduğunu ifade etmektedir. Süre sınırı

getiren kuralların uygun adalet yönetiminin güvence altına alınması amacına

dayandığına işaret eden AİHM, bu kuralların veya bunların uygulanmasının

ilgililerin ulaşılabilir başvuru yollarına müracaatlarını engelleyecek

mahiyette olmaması gerektiğini değerlendirmektedir. AİHM, bu bağlamda her bir

olayın somut başvuru yolunun özellikleri ışığında ve Sözleşme'nin 6. maddesinin

birinci fıkrasının amaç ve hedefleri çerçevesinde değerlendirilmesi

gerektiğinin altını çizmektedir (Eşim/Türkiye,

§ 20).

26. AİHM; bu ilkeler uyarınca mahkemelerin dava açılabilmesi

için öngörülen yasal yükümlülükleri uygularken hem yargılama adaletinin

zayıflamasına yol açacak düzeyde aşırı şekilcilikten hem de kanunlarda

öngörülen usule ilişkin gereklilikleri abes hâle getirecek seviyede aşırı

esneklikten kaçınması gerektiğini belirtmektedir. AİHM, kuralların belirlilik

ve iyi adalet yönetimini sağlama amacına hizmet etme işlevlerini yitirmesi

hâlinde ve davaların esasının yetkili mahkeme tarafından karara bağlanmasını

önleyecek birtakım bariyerler oluşturma fonksiyonu görmesi durumunda mahkemeye

erişim hakkının zedeleneceğini ifade etmektedir (Eşim/Türkiye, § 21).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

27. Mahkemenin 9/1/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

28. Başvurucu; askerliğe elverişli olmadığı hâlde idare

tarafından yeterli muayene yapılmadığı için bu durumun tespit edilememesi

sonucu ağrı ve acı içinde kendisine zorla askerlik yaptırıldığını, nitekim

rahatsızlığı nedeniyle hizmeti gereği gibi yerine getiremediği için çoğu zaman

hürriyeti bağlayıcı nitelikte disiplin cezalarına muhatap kaldığını

belirtmektedir. Bu sebeple uğradığı zararın tazmini istemiyle açtığı davanın

süre aşımından reddedilmesi nedeniyle mahkemeye erişiminin engellendiğini ifade

eden başvurucu ayrıca, yargılama sürecinde haksız şekilde dilekçe ret kararı

verilmesinin usul ekonomisine aykırı olduğunu belirtmekte; keza karar düzeltme

isteminin reddine dair kararın gerekçesiz olduğundan, bu karara muhalif kalan

hâkimin görüşüne dahi kararda yer verilmediğinden şikâyet etmektedir.

Başvurucu; işkence ve kötü muamele ile kölelik ve zorla çalıştırma

yasaklarının, ayrıca kişi hürriyeti ve güvenliği ile adil yargılanma haklarının

ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

B. Değerlendirme

29. Anayasa’nın "Hak

arama hürriyeti" kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

"Herkes,

meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı

veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

30. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).

31. Başvurucunun yukarıda yer verilen şikâyetlerinin özü,

askerliğe elverişli olunmadığı hâlde askerlik hizmeti yaptırılmasından dolayı

uğranılan zararın tazmini istemiyle açılan davada mahkemenin dava açma

süresinin başlangıcını tespit etme noktasında hukuk kurallarını hatalı

değerlendirmesi ve uygulaması neticesinde uyuşmazlığın esasının

incelenememesidir. Bu nedenle belirtilen ihlal iddialarının tümü mahkemeye

erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

32. Başvurucunun ayrıca, AYİM’in

kuruluş ve yapısı itibarıyla bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığından, AYİM’in kararlarına karşı başvurulabilecek bir temyiz

merciinin olmamasından ve karar düzeltme taleplerinin aynı daire tarafından

incelenmesinden de şikâyet ettiği görülmektedir. Bununla birlikte belirtilen

şikâyetler benzer nitelikteki başvurularda Anayasa Mahkemesi tarafından

müteaddit defa incelenmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu incelemelerinde AYİM'in bağımsız ve tarafsız bir mahkeme olmadığı

iddiasının açıkça dayanaktan yoksun olması; iki dereceli yargılanma hakkının

ihlal edildiği iddiasının ise belirtilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış temel hak ve özgürlüklerden olmadığı gibi Sözleşme’nin ve buna ek

Türkiye’nin taraf olduğu protokollerden herhangi birinin kapsamına da girmediği

gerekçesiyle konu bakımından yetkisizlik nedenleriyle kabul edilemez olduğuna

istikrarlı bir şekilde karar vermiştir (Ayrıntılı bilgi için bkz. Yaşasın Aslan, B. No: 2013/1134,

16/5/2013; Mahir Akarsu, B. No:

2012/1096, 20/2/2014). Bu sebeple işbu bireysel başvuruda belirtilen şikâyetler

yönünden ayrıca inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

33. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine

karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşılan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin başvurunun kabul edilebilir

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Hakkın Kapsamı ve

Müdahalenin Varlığı

34. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında, herkesin

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve savunma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim hakkı,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün bir

unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine "adil yargılanma"

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye'nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Sözleşme'yi yorumlayan

AİHM, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını

içerdiğini belirtmektedir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur.

San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156, 20/4/2017,§ 34).

35. Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, bir temel hak olmanın yanında diğer temel hak ve özgürlüklerden

gereken şekilde yararlanılmayı ve bunların korunmasını sağlayan en etkili

güvencelerden biridir. Bu bakımdan davanın bir mahkeme tarafından görülebilmesi

ve kişinin adil yargılanma hakkı kapsamına giren güvencelerden fayadalanabilmesi için ilk olarak kişiye iddialarını ortaya

koyma imkânının tanınması gerekir. Diğer bir ifadeyle dava yoksa adil

yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden yararlanmak mümkün olmaz (Mohammed Aynosah, B. No:

2013/8896, 23/2/2016, § 33).

36. Somut olayda idari işlemden doğan zararın tazmini istemiyle

açılan davanın süre aşımından reddedilmesi nedeniyle başvurucunun mahkemeye

erişim hakkına yönelik bir müdahalenin bulunduğu görülmektedir.

b. Müdahalenin İhlal

Oluşturup Oluşturmadığı

37. Anayasa'nın 13. maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler, ... yalnızca

Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak

kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, ... ölçülülük ilkesine aykırı

olamaz."

38. Yukarıda anılan müdahale, Anayasa’nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı takdirde Anayasa’nın 36. maddesinin

ihlalini teşkil edecektir.

39. Bu sebeple müdahalenin somut başvuruya ilişkin olarak

Anayasa’nın 13. maddesinde düzenlenmiş olan kanun tarafından öngörülme, haklı

bir sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

i. Kanunilik

40. Başvurucunun idari işlemden doğan zararının tazmini

istemiyle açtığı davanın altmış günlük dava açma süresi içinde açılmadığı gerekçesiyle

reddedilmesine ilişkin Mahkeme kararının 1602 sayılı mülga Kanun'un 35., 40. ve

42. maddelerine dayandığı görülmektedir. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye

erişim hakkına yönelik müdahalenin kanuni dayanağının mevcut olduğu

anlaşılmıştır.

ii. Meşru Amaç

41. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü güvence

altına alınmıştır. Maddede, hak arama özgürlüğü için herhangi bir sınırlama

nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir şekilde sınırlandırılması

mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel sınırlama nedeni

öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları bulunduğu

kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir sınırlama

nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka maddelerinde yer alan

kurallara dayanılarak bu hakların sınırlandırılması mümkün olabilir. Dava açma

hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım düzenlemenin hak

arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya koyan ve hakkın norm

alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak bu sınırlamalar Anayasa'nın

13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz (AYM, E.2015/96, K.2016/9,

10/2/2016, § 10).

42. İdarenin sürekli bir biçimde dava açılma tehdidi altında

kalmasını engellemek, kamu hizmetinin hızlı, düzenli ve etkin biçimde

yürütülmesini sağlamak düşüncesi ile idariişlem ve

eylemlere karşı yapılacak başvurular ve açılacak davalar kanunlarla belli

sürelere bağlanmıştır (Aynı yönde karar için bkz. Mohammed Aynosah, § 39). Diğer yandan

idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalar için tanınan süreler,

mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da

ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar

hakkında karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne

geçmek ve hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet eder

(AYM, E.2014/92, K.2016/6, 28/1/2016, § 17). Dolayısıyla bu tür durumların

önlenmesi bakımından idari işlem ya da eylemlere karşı açılacak davalarda süre

koşulunun öngörülmesi meşru amaçlara sahiptir.

iii. Ölçülülük

(1) Genel İlkeler

43. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini, kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya

mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını

önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen,

B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52).

44. Dava açma ya da kanun yollarına başvuru için belli sürelerin

öngörülmesi, bu süreler dava açmayı imkânsızlaştırmadıkça -hukuki belirlilik

ilkesinin gereği olarak- mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz. Ancak

mevzuatta öngörülen süre kurallarının hukuka açıkça aykırı olarak yanlış

uygulanması veya bu sürelerin hatalı hesaplanması nedenleriyle kişilerin dava

açma ya da kanun yollarına başvuru haklarını kullanmasına engel olunması

mahkemeye erişim hakkını ihlal edebilir (Özbakım Özel Sağlık Hiz. İnş.

Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., §

38).

45. Hukuki güvenlik ve istikrarın sağlanması bakımından dava

açma hakkının belli bir süreyle sınırlandırılması tek başına mahkemeye erişim

hakkını ihlal etmemekte ise de öngörülen sürenin makul olması, diğer bir

ifadeyle haktan yararlanılmayı imkânsız kılacak veya aşırı derecede

zorlaştıracak derecede kısa olmaması gerekir. Dava açma süresininmakul

olup olmadığı değerlendirilirken dava ile elde edilecek hakkın niteliği,

davanın konusu ve kişinin dava hakkının doğduğunu öğrenme imkânına sahip olup

olmadığı gibi hususlar gözönünde bulundurulmalıdır.

Öngörülen sürenin dava açmak için gerekli araştırma ve hazırlıkların yapılmasına,

gerekiyorsa hukuki ve teknik yardım alınmasına yetecek ve hakkın önemiyle

orantılı bir uzunlukta olmaması durumunda ölçüsüz olduğu söylenebilir (Yaşar Çoban [GK], B. No: 2014/6673,

25/7/2017, § 65).

46. Dava açma süresinin işlemeye başladığı an da mahkemeye

erişim hakkına yapılan müdahalenin ölçülülüğü bağlamında büyük önem

taşımaktadır. Bu kapsamda dava açma süresinin hak sahibinin henüz dava hakkının

doğduğundan haberdar olmadığı ve somut koşullar çerçevesinde haberdar olduğunun

kabulünü haklı kılan nedenlerin bulunmadığı bir dönemde işlemeye başlaması dava

hakkının varlığını anlamsız kılabileceğinden ölçülülük ilkesini zedeleyebilir (Yaşar Çoban, § 66).

47. Öte yandan mahkemeler, dava açma süresi öngören kanun

hükümlerini yorumlarken sınırlamanın istisna olduğu ilkesini gözeterek aşırı

şekilcilikten kaçınmalı ve yorum kurallarının imkân verdiği ölçüde davayı

ayakta tutma yolunda bir yaklaşım benimsemelidir. Bununla birlikte mahkemelerin

sürenin varlık sebebini anlamsız kılma pahasına yorum kurallarının sınırlarını

zorlayarak kanunda öngörülen dava açma süresini bertaraf etmesi hukuki güvenlik

ve istikrar ilkesinin zedelenmesine neden olabilir. Bu nedenle süreye ilişkin

kanun hükümlerinin yorumunda hukuki güvenlik ve istikrar ilkesi ile mahkemeye erişim

hakkı arasındaki hassas denge gözetilmelidir (Yaşar

Çoban, § 67).

(2) İlkelerin Olaya

Uygulanması

48. Başvurucu, dava açma süresinin başlangıç tarihi olarak

sağlık raporunun (terditli olarak beraat kararının)

kesinleşme tarihinin esas alınmasının ve ayrıca 1602 sayılı mülga Kanun'un 43.

maddesinde öngörülen bir yıllık dava açma süresinin uygulanmamasının mahkemeye

erişim hakkını ihlal ettiğini ileri sürmektedir.

49. İdarenin birtakım işlemler tesis etmek veya eylemlerde

bulunmak suretiyle yürüttüğü kamu hizmetlerinin düzenliliğini ve sürekliliğini

sağlamak amacıyla getirilen dava açma süresinin hangi tarihte başlayacağını

belirlemek ve mevzuatı bu yönüyle yorumlamak görevi esasen derece mahkemelerine

aittir. Bireysel başvuruda ikincillik ilkesi gereği, dava açma süresinin

başlatılacağı tarihin belirlenmesi noktasında Anayasa Mahkemesinin bir görevi

bulunmamaktadır. Anayasa Mahkemesinin bu hususta üstleneceği rol, dava açma

süresinin hangi tarihten itibaren başlatılması gerektiğiyle ilgili derece

mahkemelerinin yorumlarının mahkemeye erişim hakkına etkisini somut olayın

koşulları ışığında incelemektir.

50. Bu bağlamda mahkemelerin dava açma süresinin başlatılması

gereken tarih ile ilgili yorumlarının adil yargılanma hakkı kapsamındaki

güvencelerden mahkemeye erişim hakkı yönünden dava açmayı imkânsız kılmaması ya

da aşırı derecede zorlaştırmaması gerekir. Bu yoruma ilişkin değerlendirmenin

yapılmasında ise başvurucuların dava açılmasına sebep olan ve uyuşmazlığın

temelini teşkil eden olgudan ne zaman haberdar olduğu ya da haberdar olması

gerektiğinin gerçekçi bir yaklaşım izlenerek makul ve kabul edilebilir ölçüt ve

tespitlerle ortaya konulmuş olup olmadığı hususu önem taşımaktadır.

51. Bu itibarla derece mahkemelerinin uyuşmazlığın dayanağını

teşkil eden olgunun öğrenildiği tarih ile ilgili her somut olay özelinde

bireyselleştirilmiş bir değerlendirme yapma yolunu tercih etmeleri mahkemeye

erişim hakkının korunmasına yönelik en uygun yaklaşım tarzı olacaktır. Aksi

düşüncenin kabulü ile sadece uyuşmazlığın konusuna ya da davanın türüne göre

genel ve ilkesel bir yaklaşım benimsenerek varsayımdan hareketle olgunun

öğrenildiği, dolayısıyla dava açma süresinin başlatılacağı tarihin belirlenmesi

ve bu yoruma göre geçen süreden sonra öğrenilmiş bir olguya dayalı olarak dava

açılamayacağının kabul edilmesi, dava açılmasını aşırı derecede zorlaştıracak

ve hatta imkânsız hâle getirebilecektir.

52. Olayda başvurucu, zorunlu askerlik hizmetini tamamlayarak 17/1/2011

tarihinde terhis edilmiştir. Askerlik hizmeti sırasında emre itaatsizlikte

ısrar suçundan Diyarbakır 2. Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesinde

hakkında dava açılmış; bu dava, terhisinden sonraki süreçte de devam etmiştir.

Söz konusu davada, suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının tespiti amacıyla

gerekli görülmesi üzerine askerliğe elverişlilik durumunun tespiti için

başvurucu, hastaneye sevk edilmiştir. 26/4/2013 tarihinde kesinleşen sağlık

kurulu raporunda düztaban (kazanılmış) tanısıyla başvurucunun askerliğe

elverişli olmadığı tespit edilmiştir. Bu rapora istinaden başvurucu hakkında

verilen beraat kararı 25/7/2013 tarihinde kesinleşmiştir. Başvurucu, askerliğe

elverişli olmadığı hâlde idarece yeterli muayene yapılmadığı için bu durumun tespit

edilememesi sonucu askerlik yaptırıldığı iddiasıyla tazminat ödenmesi istemiyle

4/10/2013 tarihinde doğrudan (idareye başvurmaksızın) AYİM'de

dava açmıştır.

53. AYİM'in somut uyuşmazlığı, idari

işlemden -askere alma işleminden- doğan bir tam yargı davası olarak nitelediği

ve yargılamada uygulayacağı dava açma süresine ilişkin Kanun hükümlerini de bu

nitelemeye uygun olarak belirlediği görülmektedir (bkz. § 15). AYİM ilgili

Kanun hükümlerini uygularken de başvurucunun en geç, askerliğe elverişli olmadığı

tespitini içeren sağlık raporunun kesinleştiği 26/4/2013 tarihinde; lehine bir

yorumla ise beraat kararının kesinleştiği 25/7/2013 tarihinde uyuşmazlığın

temelini teşkil eden idari işlemden haberdar olduğunu, bu tarihten itibaren

yasal süresi içinde idareye başvurarak ya da doğrudan dava açmadığını

belirtmiştir.

54. Bireysel başvuruya konu olayda başvurucunun tam yargı davası

açmasının sebebi, askerliğe elverişli olmadığı hâlde kendisine zorunlu askerlik

hizmetinin yaptırılmış olmasıdır. Dolayısıyla uyuşmazlığın temelini teşkil eden

"askerliğe elverişli olmama" olgusunun AYİM tarafından dava açma

süresine esas alınan sağlık raporunun (ya da beraat kararının) kesinleşme

tarihi itibarıyla başvurucu tarafından bilinip bilinmediğinin ya da bilinmesi

gerekip gerekmediğinin ortaya konulması, başvurucunun mahkemeye erişim hakkının

ihlal edilip edilmediğinin tespiti açısından önem arz etmektedir.

55. Başvurucu, beraat kararının 5/8/2013 tarihinde tebliğ

edilmesiyle birlikte askerliğe elverişli olmadığına dair sağlık raporundan

haberdar olduğunu belirtmektedir. Bununla birlikte başvuruya konu olayda

düztaban olduğu hususunun gerek askere sevki sırasında gerekse askerlik

hizmetini yürüttüğü ve terhis olduğu sırada başvurucunun bilgisi dâhilinde

olduğu anlaşılmaktadır. Nitekim başvurucu bireysel başvuru formunda, düztaban

olması nedeniyle askerliğe elverişli olmadığını askere sevk işlemlerinin

yürütüldüğü süreçte yetkililere söylediğini ancak bu iddiasının dikkate

alınmadığını belirtmiştir (bkz. § 8). Keza 13/2/2013 tarihli sağlık raporunda

da başvurucunun küçüklükten beri düztabanlık şikâyetinin bulunduğunu belirttiği

yönünde açıklamaya yer verildiği görülmektedir (bkz. § 12). Buna göre somut

olayın koşulları çerçevesinde başvurucunun AYİM'in

dava açma süresinin başlangıcına esas aldığı, sağlık raporunun ya da beraat

kararının kesinleştiği tarihler itibarıyla askerliğe elverişli olmadığı

olgusunu bildiği, dolayısıyla idari işlemden kaynaklı tam yargı davası açılması

için gerekli olan idari işlemin varlığı, zarar ve işlem ile zarar arasında

illiyet bağı koşullarının tümünün oluştuğundan haberdar olduğu sonucuna

varılmıştır.

56. Bu durumda somut olayın özel koşullarında AYİM'in gerek tam yargı davasının dayanağını teşkil eden

uyuşmazlığın hukuki nitelemesiyle gerekse bu nitelemeye göre 1602 sayılı mülga

Kanun'da düzenlenen dava açma süresini ve bu sürenin başlatılacağı tarihi

belirlemesiyle ilgili yorumunun başvurucunun dava açmasını aşırı derecede

zorlaştıracak ya da imkânsız kılacak nitelikte katı bir yorum olmadığı

değerlendirilmiştir. Dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik

müdahalenin ölçülü olduğu sonucuna varılmıştır.

57. Açıklanan nedenlerle başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde

güvence altına alınan adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim

hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil

yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA,

D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE

9/1/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Recai AKYEL

Raportör

:

Gülbin AYNUR

Başvurucu

:

Haydar ÇAKA

Vekili

:

Av. Yusuf

YILMAZ

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2014/17305, 9 Ocak 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Başvurucunun İddiaları
  11. B. Değerlendirme
  12. A. Mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın
  13. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil
  14. D. Kararın bir örneğinin Adalet Bakanlığına GÖNDERİLMESİNE
  15. Yıldırım
  16. Özgüldür
  17. Kömürcü
  18. Yılmaz
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2014/17305
Tarih
9 Ocak 2018

İlgili Kararlar

  • Hakan Ceylan Başvurusu (B. No: 2014/15918)
  • İvme Bilişim ve Sağlık Hizmetleri Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2014/2664)
  • Sabri Yılmaz Başvurusu (B. No: 2014/13344)
  • Senem Arı Çalışkan Başvurusu (B. No: 2014/7971)
  • İyi Haber Yayın Organizasyon Tic. A.ş. Başvurusu (B. No: 2014/13819)
  • Ahmet Korkmaz ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/10265)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.