İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hayrettin Kaya Başvurusu (B. No: 2013/2293)

1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle 1992 yılında köyünü

Başvuru No2013/2293Tarih8 Eylül 2014Okuma26 dk · 5.149 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hayrettin Kaya Başvurusu

Karar tarihi
8 Eylül 2014
Başvuru Numarası
2013/2293
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.149 kelime·26 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, terör olayları nedeniyle 1992 yılında köyünü

terk etmek zorunda kaldığını, uğradığı zararların

karşılanması amacıyla tazminat komisyonuna yaptığı başvurudan ve akabinde

açtığı davadan bir sonuç alamadığını ve başvurusunun karara bağlanmasının yaklaşık

8 yıl sürdüğünü belirterek Anayasa’da düzenlenen mülkiyet ve adil yargılanma

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 26/3/2013 tarihinde

Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön

incelemede başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca, 27/6/2013

tarihinde kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına,

dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm tarafından 17/9/2013

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 25/9/2013

tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı, görüşünü 25/11/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan

görüş başvurucuya 26/11/2013 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucu, karşı beyanlarını 4/12/2013 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, Diyarbakır ili, Kulp ilçesi, Akbulak köyünde ikamet etmekte iken 1992 yılında meydana

gelen terör olayları nedeniyle köyünden göç etmiştir.

9. Başvurucu, 1992–2002 yılları arasında malvarlığına

ulaşamaması nedeniyle uğradığı zararların karşılanması talebiyle, 7/9/2004 tarihinde 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Doğan Zararların Karşılanması Hakkındaki Kanun kapsamında kurulan Diyarbakır

Valiliği Zarar Tespit Komisyonu Başkanlığına (Komisyon) başvuruda bulunmuştur.

(Komisyon kayıtlarında başvuru tarihi 23/11/2004

olarak yer almaktadır.)

10. Komisyon, 5/3/2008 tarih ve 2008/4-9733

sayılı kararıyla söz konusu yerleşim yerinin terör nedeniyle boşaltılmadığını,

keşif ve tespit raporunda müracaatçının evinin sağlam olduğunu tespit etmiş

ancak terör kaygısıyla arazilerini bir süre ekip biçememesi ve mal varlığına

ulaşamaması nedeniyle oluşan zararlarının tazmini amacıyla 5.836,59 TL

ödenmesine karar vermiştir. Başvurucunun Komisyonca belirlenen zarar miktarını

kabul etmemesi üzerine 31/12/2008 tarihli uyuşmazlık

tutanağı düzenlenmiştir.

11. Başvurucu, Komisyonun verdiği kısmen ret kararının iptali

talebiyle 16/2/2009 tarihinde Diyarbakır İdare

Mahkemesine dava açmıştır. Mahkeme, 24/12/2009 tarih,

E.2009/324 ve K.2009/2585 sayılı kararıyla söz konusu yerleşim yerinin tamamen

boşaltılan yerlerden olmadığı ve başvurucunun sübjektif güvenlik algısı

nedeniyle göç etmesinden dolayı uğradığı zararların 5233 sayılı Kanun

kapsamında idarece karşılanmasının mümkün olmayacağı gerekçesiyle davanın

reddine karar vermiştir.

12. Başvurucu tarafından temyiz edilen karar, Danıştay 15.

Dairesinin 6/11/2012 tarih, E.2011/5489 ve K.2012/7177

sayılı kararıyla onanmıştır.

13. Onama kararı üzerine başvurucu, bireysel başvuru

öncesinde tüketilmesi zorunlu bir hukuk yolu olmadığı ve sonuç alamayacağı

düşüncesiyle, karar düzeltme yoluna başvurmamıştır.

14. Başvurucu, Danıştay 15. Dairesinin temyiz talebinin

reddine ilişkin kararının 4/3/2013 tarihinde kendisine

tebliğinden sonra 26/3/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun’un “Amaç”

kenar başlıklı 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun amacı, terör eylemleri veya

terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle maddî zarara

uğrayan kişilerin, bu zararlarının karşılanmasına ilişkin esas ve usulleri

belirlemektir.”

16. Aynı Kanun’un “Kapsam”

kenar başlıklı 2. maddesi şöyledir:

“Aşağıda belirtilen zararlar bu Kanunun

kapsamı dışındadır:

…

d) Terör dışındaki ekonomik ve sosyal

sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle

bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar.”

17. Aynı Kanun’un “Zarar

tespit komisyonları” kenar başlıklı 4. maddesi şöyledir:

“Zarar tespit komisyonları illerde; bu Kanun

kapsamında yapılacak başvurular üzerine on gün içinde kurulur. Komisyon, bir

başkan ve altı üyeden oluşur. Valinin görevlendireceği vali yardımcısı

komisyonun başkanı; maliye, bayındırlık ve iskân, tarım ve köyişleri,

sağlık, sanayi ve ticaret konularında uzman ve o ilde görev yapan kamu

görevlilerinden vali tarafından belirlenecek birer kişi ile baro yönetim

kurulunca baroya kayıtlı olanlar arasından görevlendirilecek bir avukat

komisyonun üyesidir. Komisyonun başkan ve üyeleri her yıl ocak ayının ilk

haftasında yeniden belirlenir. Eski üyeler yeniden görevlendirilebilirler. İş

yoğunluğuna göre aynı ilde birden fazla komisyon kurulabilir.”

18. Aynı Kanun’un “Başvurunun

süresi, şekli, incelenmesi ve sonuçlandırılması” kenar başlıklı 6.

maddesi şöyledir:

“(Değişik: 28/12/2005

- 5442/3 md.) Zarar gören veya mirasçılarının veya yetkili

temsilcilerinin zarar konusu olayın öğrenilmesinden itibaren altmış gün içinde,

her hâlde olayın meydana gelmesinden itibaren bir yıl içinde zararın

gerçekleştiği veya zarar konusu olayın meydana geldiği il valiliğine

başvurmaları hâlinde gerekli işlemlere başlanır. Bu sürelerden sonra yapılacak

başvurular kabul edilmez.

…”

19. Aynı Kanun’un “Karşılanacak

Zararlar” kenar başlıklı 7. maddesi şöyledir:

“Bu Kanun hükümlerine göre sulh yoluyla

karşılanabilecek zararlar şunlardır:

a) Hayvanlara, ağaçlara, ürünlere ve diğer

taşınır ve taşınmazlara verilen her türlü zararlar.

b) Yaralanma, engelli hâle gelme ve ölüm

hâllerinde uğranılan zararlar ile tedavi ve cenaze giderleri.

c) Terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle kişilerin mal varlıklarına ulaşamamalarından

kaynaklanan maddî zararlar.”

20. Aynı Kanun’un “Zararın

Tespiti” kenar başlıklı 8. maddesi şöyledir:

“7 nci

maddede belirtilen zararlar, zarar görenin beyanı, adlî, idarî ve askerî

mercilerdeki bilgi ve belgeler göz önünde tutularak olayın oluş şekli ve zarar

görenin aldığı tedbirlere göre, zarar görenin varsa kusur veya ihmalinin de göz

önünde bulundurulması suretiyle, hakkaniyete ve günün ekonomik koşullarına

uygun biçimde komisyon tarafından doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile

belirlenir.”

21. Aynı Kanun’un geçici 1. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun yürürlüğe

girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara

başvurmaları hâlinde, 19.7.1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih

arasında işlenen 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4

üncü maddeleri kapsamına giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle

mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler

ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri

uygulanır.

Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru

tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır.”

22. Aynı Kanun’un geçici 3. maddesi şöyledir:

“Bu Kanunun geçici 1 inci maddesi ve bu Kanuna

28/12/2005 tarihli ve 5442 sayılı Kanunla eklenen

geçici 1 inci madde gereğince yapılan başvuruların sonuçlandırılma süresi,

maddelerde öngörülen sonuçlandırılma süresinin bitiminden itibaren bir yıl

uzatılmıştır. Bu sürenin de bitmesi ve başvuruların sonuçlandırılamamış olması

halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi her defasında bir yılı aşmamak üzere

uzatabilir.”

23. Aynı Kanun’un geçici 4. maddesi şöyledir:

“(Ek: 24/5/2007-5666/1

md.) Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren

bir yıl içinde ilgili valilik ve kaymakamlıklara başvurmaları halinde,

19/7/1987 tarihi ile bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarih arasında işlenen 3713

sayılı Terörle Mücadele Kanununun 1 inci, 3 üncü ve 4 üncü maddeleri kapsamına

giren eylemler veya anılan tarihler arasında terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler ile özel hukuk tüzel

kişilerinin maddî zararları hakkında da bu Kanun hükümleri uygulanır.

Bu maddeye göre yapılan başvurular, başvuru

tarihinden itibaren iki yıl içinde sonuçlandırılır. Bu sürenin de bitmesi ve

başvuruların sonuçlandırılamamış olması halinde, Bakanlar Kurulu bu süreyi her

defasında bir yılı aşmamak üzere uzatabilir.”

24. 5233 sayılı Kanun’un geçici 4. maddesi gereğince yapılan

başvuruların sonuçlandırılma süresi, son olarak 20/7/2013

tarih ve 28713 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan

24/6/2013 tarih ve 2013/5034 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı Eki Kararın 1.

maddesiyle, 2/4/2012 tarih ve 2012/2996 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile

uzatılan sürenin bitiminden itibaren bir yıl uzatılmıştır.

25. Danıştay 10. Dairesinin 30.12.2008 tarih ve E.2008/4141,

K.2008/9584 sayılı kararı şöyledir:

“…Öte yandan; kişilerin malvarlıklarına ulaşamamaları nedeniyle uğradıkları zararların

5233 sayılı Yasa uyarınca tazmini; köyün, idarece veya köy halkı tarafından

tamamen boşaltılması halinde mümkün olabileceğinden; Mahkemece bozma

kararı üzerine davacının ikamet ettiği köyün boşaltılıp boşaltılmadığının

araştırılmasından sonra bir karar verilmesi gerektiği tabiidir.

…”

26. Danıştay 10. Dairesinin 31/12/2008

tarih ve E.2008/5548, K.2008/9733sayılı kararı şöyledir:

“…5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan maddelerinin

değerlendirilmesinden; kişilerin malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle

uğradıkları zararın 5233 sayılı Yasa uyarınca tazmininin, terörle mücadele

kapsamında yürütülen faaliyetler sonucu meydana gelmesi şartına bağlı

bulunduğu; başka bir ifadeyle, köyün, idarece

veya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması halinde söz konusu zararların

tazmini yoluna gidilebileceği; güvenlik kaygısına dayansa dahi,

terör olayları sonucu köyü terk edenlerin malvarlıklarına ulaşamaması nedeniyle

uğradıkları zararın, sadece köyün idarece veya köy halkı tarafından tamamen boşaltılması

halinde ve köyün boşaltılmasından köye dönüşün başladığı tarihe kadar geçen

süreçle sınırlı olarak tazmininin mümkün olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Zira,

boşaltılan bir köye dönüşün başlaması, o köyde güvenli bir şekilde yaşayabilme

olanaklarına kavuşulduğu anlamına gelmektedir. Köye dönüş için sağlanması

zorunlu olan asgari güvenlik düzeyi ölçütünün ise objektif olması gerektiği;

başka bir anlatımla, köye geri dönen ve dönmeyen kişilere göre değişmemesi

gerektiği de tabiidir.

Bu kabule göre,

uyuşmazlığa konu olayda, davacının terör olayları sonucu terk ettiği Yoncalıbayır Köyü'nde bulunan malvarlığına ulaşamamasından

kaynaklanan zararının; sadece köyün boşaltılmasından, köye dönüşün başladığı

tarihe kadar geçen süreçle sınırlı kalmak kaydıyla tazmini olanaklı

bulunduğundan, davalı idarece yaptırılan bilirkişi incelemesi sonucu 1 yıllık

süre üzerinden hesaplanan miktarın ödenmesi yolundaki dava konusu işlemde

hukuka aykırılık bulunmamaktadır.

…”

27. Danıştay 10. Dairesinin 20.2.2009 tarih ve E.2008/6679,

K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir

“…Dava konusu olayda;

komisyonca düzenlenen tutanaklarda da belirtildiği üzere, Alluç

Köyü'nde herhangi bir terör olayının meydana gelmediği; bununla birlikte, 1993

yılında bölgede yaşanan terör olayları nedeniyle köye geçici köy koruculuğu

sisteminin getirildiği, koruculuğu kabul edenlerin köyde ikamet etmeye devam

ettiği, diğerlerinin ise koruculuğu kabul etmedikleri için ve yaşanan terör

olayları sonucu duydukları güvenlik kaygısı nedeniyle köyden göç ettikleri

hususlarında çekişme bulunmamaktadır.

Buna göre, sadece geçici köy korucularının yaşadığı köyün,

güvenli bir yerleşim yeri olduğundan bahsedilemeyeceği açık olup; güvenlik

kaygısı nedeniyle köyü terk eden davacının 5233 sayılı Yasa

kapsamında uğradığı bir zararı olup olmadığının tespiti ve saptanan zararının

tazmini gerekirken, başvurusunun reddedilmesine ilişkin dava konusu işlemde

hukuka uyarlık bulunmamakta ise de; bu husus, temyize konu kararın bozulmasını

gerektirecek nitelikte görülmemektedir.

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

28. Mahkemenin 8/9/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 26/3/2013 tarih ve 2013/2293 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

29. Başvurucu, Akbulak

köyünün 1992 yılında terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında idarece

yürütülen askeri operasyonlar nedeniyle güvenlik kaygısıyla boşaltıldığını,

2002 yılına kadar köyde kalan malvarlığına erişemediğini, uğradığı zararların

karşılanması amacıyla yaptığı idari başvurudan ve akabinde açtığı davadan sonuç

alamadığını ve başvurusunun karara bağlanmasının yaklaşık 8 yıl sürdüğünü

belirterek Anayasa’da düzenlenen adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlal

edildiğini ileri sürmüş, tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

30. Başvurucu, terör olayları nedeniyle

vatandaşların zorunlu göçe tabi tutulduğunu, Akbulak

köyünün gayri resmi olarak boşaltıldığını, uğradığı zararların karşılanması

amacıyla yaptığı idari başvurudan ve ardından açtığı davadan Akbulak köyünün tamamen boşalan yerleşim yerlerinden biri

olmadığı gerekçesiyle reddedildiği için bir sonuç alamadığını, oysa Akbulak köyünde birden fazla terör eylemi ve silahlı çatışma

gerçekleştiğini, Akbulak İlköğretim Okulunun

1992-2003 yılları arasında kapalı kaldığını, bu nedenlerle köyü terk etmek

zorunda kaldığını ve köyde bulunan taşınmazlarından yararlanamadığını tüm

bunlardan dolayı mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Bakanlık görüşünde, mülkiyet

hakkının ihlal edildiği yönündeki şikâyet değerlendirilirken, Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesinin (AİHM) mülkiyet hakkı konusunda benimsediği ilkelere

değinilmiş, mülkiyetin korunması hakkının mutlak bir hak olmayıp devlete, özel

ve tüzel kişilere ait olan mülkleri yasalarda belirtilen koşullar altında

kullanma ve hatta bu kişileri bunlardan mahrum etme yetkisi de tanınabileceği,

bu kapsamda ülkenin Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde 1985 yılından itibaren güvenlik

sorunları nedeniyle bazı köy ve kasabaların boşaltıldığı ve AİHM’nin ilgili

şahısların köylerine girişlerinin reddedilmesinin, başvuranların mülkiyet

haklarına bir müdahale teşkil ettiği sonucuna vardığı, bu karardan sonra bu

kişilerin zararlarının karşılanması amacıyla 5233 sayılı Kanun’un kabul

edildiği ifade edilmiştir.

32. Bakanlık görüşünde, ayrıca AİHM’nin

özellikle silahlı çatışmalar, genel şiddet, insan hakları ihlalleri göz önüne

alındığında, yetkili makamların, olağanüstü hal bölgesinde güvenliği sağlamak

için istisnai tedbirler almalarını mecbur tutan bu müdahalenin dayanaktan

yoksun olmadığı, bu müdahale nedeniyle meydana gelen zararları gidermek için

oluşturulan iç hukuk yolunun ulaşılabilir ve etkin olduğu, temel olayların

tespit edilmesi veya maddi tazminat hesaplaması gibi konulardaki

değerlendirmelerin iç hukuk yolu olarak Komisyon tarafından yapılacağı sonucuna

vardığı görüşüne yer verilmiştir.

33. Bakanlık görüşünde somut olayla ilgili özetle şu

değerlendirmeler yapılmıştır: Mevcut başvuruda başvurucu Diyarbakır ili, Kulp

ilçesi, Akbulak köyünde ikamet etmekte iken meydana

gelen terör olayları nedeniyle 1992 yılında köyünü terk etmiştir. Başvurucunun

başvurusu sonrasında Komisyon tarafından yapılan araştırma sonucunda Akbulak köyünün terör nedeniyle tamamen boşalmamış olduğu

tespitinde bulunmakla birlikte terör kaygısıyla arazilerini bir süre ekip

biçememesi nedeniyle oluştuğu belirlenen zararını tazmini amacıyla 5.836,59 TL

ödenmesine karar verilmiştir. Başvurucu tarafından bu miktarın kabul edilmemesi

üzerine Komisyon tarafından uyuşmazlık tutanağı düzenlenmiş, başvurucu da bu

karara karşı idare mahkemesinde dava açmıştır. İdare mahkemesi tarafından dava

hakkında yapılan araştırmada 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesine uygun olarak

ilgili kurum ve kuruluşlardan bilgi ve belge temininde bulunulmuş, Akbulak köyünün boşaltılmadığı, her beş yılda bir muhtarlık

seçimlerinin yapıldığı, köye koruculuk sisteminin getirilmediği, yıllar

itibariyle köydeki nüfusun bildirildiği tespit edilmiştir. Tüm bu somut

araştırmalar sonrasında Mahkeme söz konusu köyün terör olayları nedeniyle

tamamen boşalan köylerden olmadığı sonucuna vararak başvurucunun davasını

reddetmiştir. Bu karara karşı başvurucu tarafından temyiz başvurusunda

bulunulmuşsa da bu talep Danıştay tarafından reddedilmiştir. Böylelikle

başvurunun 5233 sayılı Kanun kapsamında olmadığı kesinleşmiş kararla tespit

edilmiştir.

34. Başvurucu, başvurunun esası hakkındaki Bakanlık görüşüne

karşı sunduğu beyanında Adalet Bakanlığının görüşüne katılmadığını belirtmiş,

İdare Mahkemesine sunduğu dava dilekçesinde yer verdiği iddiaları özetleyerek

yinelemiştir.

35. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrası ile 6216

sayılı Kanun’un 49. maddesinin (6) numaralı fıkrasında, bireysel başvurulara

ilişkin incelemelerde kanun yolunda gözetilmesi gereken hususların incelemeye

tabi tutulamayacağı, 6216 sayılı Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı

fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvuruların Mahkemece kabul

edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 24).

36. Anılan kurallar uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri

önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ile derece

mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun esas yönünden adil olup

olmaması bireysel başvuru incelemesine konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece

mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda

bariz bir takdir hatası içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun

yolu şikâyeti niteliğindeki başvurular bariz bir takdir hatası veya açık

keyfilik içermedikçe Anayasa Mahkemesince esas yönünden incelenemez (B. No:

2012/1027, 12/2/2013, § 26).

37. Başvurucunun iddiaları incelendiğinde, idari başvuru ve

yargılama aşamasında taşınmaz mallarına erişememekten dolayı uğradığı zararın

usulünce tespit edilemediği, talep edilmesine rağmen tanıklarının komisyon ve

mahkeme aşamasında dinlenmediği, ileri sürdüğü iddia ve sunduğu delillerinin

yeterince araştırılmadığı ve zararının tazmin edilmediği, bu nedenlerle

mülkiyet hakkının ihlal edildiği ileri sürülmektedir.

38. Başvurucunun taleplerinin reddine ilişkin 5/3/2008 tarihli Komisyon kararı ve derece mahkemelerinin

karar gerekçeleri incelendiğinde, iddiaların özünün 5233 sayılı Kanun’un

kapsamına ilişkin hükümler içeren 2. maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendinde

yer verilen “Terör dışındaki ekonomik ve sosyal

sebeplerle uğranılan zararlar ile güvenlik kaygıları dışında kendi istekleriyle

bulundukları yerleri terk edenlerin bu sebeple uğradıkları zararlar.”

ifadesinin Komisyon ve derece mahkemeleri tarafından yorumlanmasında ve ileri

sürülen iddia ve delillerin değerlendirilmesinde isabet olmadığına ve esas

itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

39. Başvurucu her ne kadar iddialarını

mülkiyet hakkına dayanarak ileri sürmüşse de, başvurucunun dava ve temyiz

dilekçelerinde de aynen ileri sürdüğü bu iddialarının idari makamların ve

mahkemelerin delilleri değerlendirmesine ve konuya ilişkin hukuk kurallarının

mahkeme tarafından yorumlanmasına ilişkin olduğu, nihai olarak lehine olmayan

mahkeme kararının sonucundan şikâyet edildiği, bununla birlikte başvurucunun

ileri sürdüğü iddiaların ve delillerin derece mahkemeleri tarafından

değerlendirilerek karşılandığı anlaşılmaktadır.

40. Nitekim Diyarbakır 1. İdare Mahkemesinin 24/12/2009 tarih ve E.2009/324, K.2009/2585 sayılı kararında

5233 sayılı kanun kapsamında hangi hallerde uğranılan zararların tazmin

edilebileceği şu şekilde ifade edilmiştir:

“5233 sayılı Yasanın yukarıda aktarılan

maddelerinin değerlendirilmesinden; "terör eylemleri" veya

"terörle mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler" sonucunda bir

yerleşim yerinin tamamen boşalmış/boşaltılmış olması nedeniyle malvarlığına

ulaşamayan kişilerce uğranılan maddi zararın, sözü edilen Yasa hükümlerine göre

idarece sulh yoluyla ödenmesi gerekir. Bir başka deyişle, bir yerleşim yerinin güvenlik

nedeniyle idarece veya güvenlik kaygısıyla o yerleşim yerinde yaşayan ha/k

tarafından "tamamen" boşaltılmış olması halinde yerleşim yerinin

boşaltılmasından yerleşim yerine dönüşün başladığı tarihe kadar Yasada tek tek

sayılmak suretiyle belirlenen maddi zararın idarece karşılanması mümkündür.

Dolayısıyla, güvenlik kaygısına dayanılarak bir yerleşim yerinin kısmen

boşalmış olması nedeniyle malvarlığına ulaşılamamasından kaynaklanan maddi

zararın idarece ödenmesine yasal olanak bulunmamaktadır.

Yerleşim yerinin kısmen boşalmış olması, o

yerleşim yerinde güvenli bir şekilde yaşayabilme olanağını sağlayan asgari

güvenlik şartlarının idarece yerine getirilmiş olduğunun nesnel bir

göstergesidir. Güvenlik kaygısının, yerleşim yerinde sürek)i

yasayan kişilere ve sözü edilen kaygı nedeniyle aynı yerleşim yerini terk eden

kişilere göre değişmemesi gerekmektedir. Terör olayları nedeniyle toplumda

oluşan korku ve endişe karşısında her bireyin farklı tepki göstermesi

mümkündür. Bu nedenle, kişiden kişiye değişebilen bir duygu olan güvenlik

kaygısının yukarıda belirtildiği şekilde nesnel bir ölçüte dayandırılması

zorunludur. Ancak, bir yerleşim yerinde meydana gelen terör olayları nedeniyle

yerleşim yerinde sadece köy korutulan ile bunların aileleri kalmış, diğer köy

halkının yerleşim yerini terk etmiş olması halinde, bir başka İfade ile bu

şekilde bir yerleşim yeri kısmen boşalmış ise yerleşim yerini kısmen terk eden

köy halkının da güvenlik kaygısıyla köyden ayrıldığının kabul edileceği ve bu

nedenden dolay» malvarlığına ulaşılamamasından

kaynaklanan maddi zararın 5233 sayılı Yasa hükümlerine göre idarece

karşılanacağı açıktır.”

41. Mahkemenin kararında Diyarbakır ili Kulp ilçesi Akbulak köyüne ilişkin şu değerlendirmelere yer verilerek

davacının (başvurucunun) uğradığını ileri sürdüğü zararların 5233 sayılı Kanun

kapsamında tazmininin mümkün olmadığına ve davanın reddine şu gerekçeyle karar

verilmiştir:

“…

Dava dosyasında ve

Mahkememizin 2008/2392 sayılı dava dosyasında yer alan bilgi ve belgelerden;

Diyarbakır ili Kulp ilçesi Akbulak köyünün

boşaltılmadığı, köyde geçici köy koruculuğu sisteminin getirilmediği, Genel

Nüfus Sayımları ve tespitlerine göre 1990 yılında 970, 1997 yılında 615, 2000

yılında ise 877 kişinin köyde yaşadığı, 1995 yılı Milletvekili Genel

Seçimlerinde 241, 1999 yılı Milletvekili Genel Seçimlerinde 246 oy kullanıldığı

görülmüştür.

Bu nedenle yukarıda yer verilen açıklamalara

göre Kulp ilçesi Akbulak köyünün boşalan yerleşim

yerlerinden olmaması nedeniyle davacının subjektif

güvenlik kaygısıyla da olsa köyden göç etmesinden dolayı uğradığını ileri

sürdüğü zararın, 5233 sayılı Yasa kapsamında karşılanmasına olanak

bulunmamaktadır.

…”

42. Mahkemenin belirtilen kararı, ilgili hükmün (5233 sayılı

Kanun’un 2. maddesi) yorumu kapsamında başvurucunun zararının tazmin

edilebilmesi için köyün ya da mezranın tamamen boşalmış/boşaltılmış olması veya

anılan yerleşim yerlerinde sadece geçici köy korucularının kalması şartını

arayan Danıştayın yerleşik içtihatlarına (§§ 25–27)

uygun olup, herhangi bir keyfilik içermemektedir.

43. Böylelikle başvurucunun mülkiyetinde bulunan mallarını

terör dolayısıyla terk etmediği Danıştayın onaması

sonucu kesinleşen mahkeme kararıyla belirlenmiştir. Bakanlığın görüşünde de

ifade edildiği üzere bunun doğal sonucu ise başvurucunun mülkiyet hakkına 5233

sayılı Kanun’un kapsamına girecek şekilde müdahalede bulunulmadığıdır. Anayasa

Mahkemesi açısından bu tespitten ayrılmayı gerektirecek herhangi bir husus

bulunmadığından mülkiyet hakkı açısından ayrı bir değerlendirme yapılmayacaktır

(benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Akbayır ve

Diğerleri/Türkiye, 30415/08, 28/6/2011, §§ 85-88).

44. Açıklanan nedenlerle, başvurucu

tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu,

mülkiyet hakkı kapsamında bir inceleme yapılmasının mümkün olmadığı ve derece

mahkemesi kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği

anlaşıldığından başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkının İhlal

Edildiği İddiası

45. Başvurunun incelenmesi neticesinde, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin

iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul edilemezliğine karar

verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı anlaşıldığından

başvurunun bu bölümünün kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

46. Başvurucu, terör olayları dolayısıyla uğramış olduğu

zararın tazmini için başvurduğu komisyonun incelemesinin ve devamındaki

yargılamanın yaklaşık 8 yıl sürdüğünü ve bu sürenin uzun olması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

47. Bakanlık görüşünde, makul sürede yargılanma hakkının

ihlal edildiği yönündeki şikâyetin kabul edilebilirliği değerlendirilirken,

öncelikle AİHM ve Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetki konusunda

benimsediği ilkelere değinilmiş, adil yargılanmanın alt unsurların biri olan “makul sürede yargılanma hakkı” kapsamında

değerlendirme yapılması gerektiği ve yargılanma süresinin uzunluğunun

incelendiği durumlarda sadece bireysel başvurunun başlangıcı olan 23/9/2012 tarihinden sonraki dönemin değil, bu süreye kadar

geçen sürecin de dikkate alınmakta olduğu ifade edilmiştir.

48. Bakanlık görüşünde, AİHM’ye göre hukuk ve idari davalarda

sürenin kural olarak davanın mahkemeye getirildiği anda başladığını, ancak

idari davalarda sürenin idari yargıda dava açılmadan önce söz konusu işlem

aleyhine idareye başvuru yapılmasıyla da başlayabileceği belirtilmiştir.

49. Bakanlık görüşünde ayrıca, yargılama süresinin makul olup

olmadığına her olayın kendine özgü koşulları ve özellikle davanın karmaşık olup

olmadığı, başvurucunun yargılama süresince gösterdiği tavır ve davranışlar,

kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama organlarının tutumları, davacının

başvurucu açısından taşıdığı önem gibi ölçütler dikkate alınarak karar

verildiği görüşüne yer verilmiştir.

50. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

51. Somut başvurunun dayanağını oluşturan “makul sürede yargılanma hakkı” Anayasa

Mahkemesinin bu konuda daha önce aldığı kararlarda belirtildiği üzere, adil

yargılanma hakkının kapsamına dâhil olup, davaların en az giderle ve mümkün

olan süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın

141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği, makul sürede

yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği

açıktır (B. No:2012/1198, 7/11/2013, § 35-39).

52. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması olup, davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli

olduğu, tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve

başvurucunun davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken hususlardır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §

40–46). Bu nedenle başvuruya konu yargılama süresinin makul olup olmadığı bu

hususlar dikkate alınarak değerlendirilecektir.

53. Ancak belirtilen kriterlerden

hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama

sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin

toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi

açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§ 46).

54. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olmakla beraber, bazı özel durumlarda

girişimin niteliği göz önünde tutularak uyuşmazlığın ortaya çıktığı daha önceki

bir tarih başlangıç tarihi olarak kabul edilebilmektedir (B.No:

2012/1198, 7/1/2013, § 45). Somut başvuru açısından

benzer bir durum söz konusu olup makul süre değerlendirmesinde nazara alınacak

zaman diliminin başlangıç tarihi, başvurucunun terör olayları nedeniyle

uğradığını ileri sürdüğü zararların giderilmesi amacıyla Komisyona başvurduğu

kayıt altına alınan 23/11/2004 tarihidir. Bu

doğrultuda idari makama başvurulması ile başlayan süreç ile yargılamada geçen

süreler ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

55. Somut başvuruda başvurucunun terör olayları nedeniyle

uğradığı zararların giderilmesi amacıyla 23/11/2004

tarihinde Komisyona başvurduğu, Komisyonun 5/3/2008 tarihli kararıyla “2 yıl mal varlığına ulaşamama nedeniyle”

toplam 5.836,59 TL ödenmesine karar verdiği, başvurucunun sulhname

tasarısını kabul etmemesi nedeniyle 31/12/2008 tarihli uyuşmazlık tutanağının

düzenlendiği, bu suretle idari başvurunun karara bağlanmasının yaklaşık 4 yıl 1

ay sürdüğü görülmektedir.

56. İdari karar alma ve yargılama sürecinin uzamasında

yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, işlemlerin süratle sonuçlandırılması

hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden kaynaklanabileceği gibi, yapısal

sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36.

maddesi, hukuk sisteminin, idari başvuruları ve davaları makul bir süre içinde

karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını

yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu devlete yüklemektedir

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44). Bu kapsamda,

personel ve yargıç sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı nedeniyle

yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamların sorumluluğu

gündeme gelmektedir (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, §

55).

57. Anayasa Mahkemesinin bu başvuruya benzer başka

başvurularla ilgili daha önce verdiği kararlarda (B. No: 2013/3007, 2013/3008,

2013/3202 ve 2013/3309, 6/2/2014), bu konuda gereken

çabanın gösterilmesi ve zamanında yeterli önlemlerin alınması koşuluyla, geçici

olarak iş yükünde meydana gelen olağanüstü artıştan kaynaklanan belli bir

süreye kadar yaşanan gecikmelerden devletin sorumluluğunun ortaya çıkmayacağı

ancak, bu tarz gecikmelerin yapısal bir soruna dönüşmesi ve halihazırda

uygulanan yöntemlerin yetersiz hale gelmesi durumunda devletin, yaşanan

gecikmelerden sorumlu hale geleceği kabul edilmiştir (B. No: 2013/3007,

6/2/2014, § 65).

58. Bakanlık görüşünde de ifade edildiği üzere 5233 sayılı

Kanun’un yürürlüğe girmesinden sonra Ekim 2012 tarihine kadar tüm komisyonlara

toplam 361.279 başvuru yapılmış, bu başvurulardan 307.789’u karara

bağlanmıştır. Yine bu tarih itibarıyla, ülke genelinde kurulan toplam 105

komisyondan 66’sı çalışmasını tamamlamış ancak 39 komisyon çalışmaya devam

etmiştir.

59. 5233 sayılı Kanun’un 2. maddesi uyarınca, tazminat

komisyonları, 12/4/1991 tarih ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1., 3. ve 4. maddeleri kapsamına giren eylemler veya terörle

mücadele kapsamında yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören gerçek kişiler

ile özel hukuk tüzel kişilerinin maddî zararlarının sulhen

karşılanması amacıyla kurulmuştur. Ancak, komisyonlara gelen başvuruların çok

büyük çoğunluğunu 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesine dayalı olarak

1987-2004 yılları arasında gerçekleşen aynı kapsamdaki eylem ve faaliyetler

nedeniyle oluşan zararların tazmini amacıyla yapılan başvurular

oluşturmaktadır. 5233 sayılı Kanun’un yürürlüğe girmesiyle birlikte bu döneme

ilişkin bir anda çok yüksek miktarda başvurunun geldiği anlaşılmaktadır. Diğer

yandan, 5233 sayılı Kanun’un geçici 1. maddesi ile bu döneme ilişkin

başvuruların anılan Kanun’un yürürlüğe girmesinden itibaren 1 yıl içinde yapılabileceği

belirtilmiş fakat bu süre son olarak 5233 sayılı Kanun’a 5666 sayılı Kanunla

eklenen geçici 4. madde ile 30/5/2008 tarihine kadar

uzatılmıştır. Dolayısıyla komisyonlara bir dönem çok sayıda başvuru yapıldığı,

fakat söz konusu başvuru yoğunluğunun devam etmesinin mümkün olmadığı

anlaşılmaktadır.

60. Yukarıda belirtilen ilkeler çerçevesinde, 5233 sayılı

Kanun uyarınca oluşturulan idari başvuru yolunda iş yükündeki artış geçici olup

her bir başvurunun karara bağlanmasında yaşanan gecikmelere ilişkin makul süre

değerlendirmesi yapılırken bu olgunun dikkate alınması gerektiği görülmektedir.

Bu durumda, yaşanan gecikmelerin makul sürede yargılanma hakkının ihlaline yol

açıp açmadığı konusunda bir karara varabilmek için 5233 sayılı Kanunla kurulan

bu sistemin etkili bir şekilde işlemesi noktasında yetkili kişilerin yeterli

çabayı gösterip göstermediklerinin ve gerekli önlemleri alıp almadıklarının

ortaya konulması gerekmektedir.

61. 5233 sayılı Kanun kapsamında

yapılan başvurularda bu komisyonların anılan Kanun’un 7. ve 8. maddeleri

uyarınca karşılanacak zararları tespit ettiği, bu çerçevede, her bir başvuruda

yapılan talebe bağlı olarak, uğranılan zararların tespiti amacıyla keşifler

yaptığı, ayrı ayrı ziraat, kadastro, inşaat vb. teknik bilirkişi raporları

aldığı, başvurucuların taşınmazlarının değerini ve bu taşınmazlardan tarım

arazisi niteliğinde olanlarının özelliklerine (yetişen tarla bitkisi, endüstri

bitkisi, sebze, meyve ağacı olmasına) bağlı olarak gelirlerini hesapladığı

görülmektedir. 360.000’in üzerinde başvuru için çok değişken ve

ayrıntılı hesaplamalar yapılmak suretiyle her bir başvurucunun zararlarının

tespiti amacıyla yürütülen bu işlemlerin komisyonlar açısından oldukça karmaşık

ve zaman alıcı olduğu ortadadır (B. No: 2013/3007, 6/2/2014,

§ 69, benzer değerlendirmeler içeren AİHM kararı için bkz. Akbayır ve Diğerleri/Türkiye, 30415/08, 28/6/2011, § 69-70).

62. Bu çerçevede, 5233 sayılı Kanun kapsamında Diyarbakır

ilinden yapılan başvurular hakkında karar almak üzere anılan Kanun’un 4.

maddesi uyarınca bir komisyon kurulduğu, başvuru sayısının çokluğu nedeniyle

komisyon sayısının 26/5/2005 tarihinde 3'e ve daha

sonra 6’ya kadar çıkarıldığı, 2012 yılına kadar 6 komisyon halinde çalışıldığı,

kurulan komisyonlara toplam olarak yaklaşık 51.148 başvuru yapıldığı, 5233

sayılı Kanun’un yürürlülük tarihi olan 27/7/2004

tarihinden 2006 yılı sonuna kadar yaklaşık 42.594 başvuru yapıldığı

anlaşılmaktadır. Komisyona 2004 yılı öncesi olaylara ilişkin sadece 30/5/2008 tarihine kadar başvuruların yapılabildiği, bu

tarihten sonra 5233 sayılı Kanun kapsamında sadece yeni ortaya çıkan olaylara

ilişkin başvuru yapılabileceği, dolayısıyla toplam başvuru sayısındaki artışın

çok sınırlı olduğu, 15/4/2014 tarihi itibarıyla yapılan toplam 51.148

başvurudan 50.832’sinin karara bağlandığı, komisyon sayısının bire düştüğü ve

sadece 316 başvurunun komisyon önünde derdest olduğu anlaşılmaktadır.

63. Görüldüğü gibi komisyonlara, belli bir dönem çok yoğun

başvuru yapılmış ancak belirli bir tarihten sonra (30/5/2008)

başvuru sayısında çok sınırlı bir artış gerçekleşmiştir. Komisyonlar bu

tarihten sonra mevcut başvuruların karara bağlanması için çalışmaktadırlar.

Başvuru sayısının çok yüksek olduğu dönemlerde Batman (B. No: 2013/3007, 6/2/2014, § 70) ve Siirt (B. No: 2013/3054, § 74)

örneklerinde de görüldüğü üzere, illerde kurulan komisyonların sayısının

arttırıldığı, iş yükünün erimesi sonrasında bu sayının düşürüldüğü ve işi biten

komisyonların kapatıldığı görülmektedir. Hem ülke genelinde hem de Diyarbakır

ilinde komisyonlarda karara bağlanmamış başvuruların sayısına bakıldığında çok

az sayıda başvurunun kaldığı anlaşılmaktadır.

64. Ülke genelinde ve Diyarbakır ilinde karara bağlanan

başvuru sayısı ve her bir başvuru kapsamında ayrı ayrı yürütülmesi gereken

işlemler göz önünde bulundurulduğunda, komisyonların çok yoğun bir şekilde

çalıştıklarının kabulü gerekmektedir. Komisyonların oluşumunu düzenleyen 5233

sayılı Kanun’un 4. maddesinde belirtildiği üzere, bu komisyonların yürüttüğü

işlemleri yerine getirebilmek için sadece belirli niteliklere sahip kişilerin

komisyon üyesi olabilmesi ve bu komisyon üyelerinin yarı zamanlı görev alan

kamu görevlileri oldukları dikkate alındığında bir il içinde kurulan komisyon

sayısının belirli bir sayının üzerinde arttırılması da mümkün görünmemektedir

(2013/3007, 6/2/2014, § 72).

65. Somut olayda, Komisyon kayıtlarından anlaşıldığı

kadarıyla, 23/11/2004 tarihinde Komisyona

başvurulduğu, başvuru tarihinden yaklaşık 3 yıl 3 ay sonra Komisyonun 5/3/2008

tarihli kararıyla “2 yıl mal varlığına

ulaşamama nedeniyle” başvurucuya toplam 5.836,59 TL ödenmesine karar

verildiği, başvurucunun sulhname tasarısını kabul

etmemesi nedeniyle yaklaşık 10 ay sonra 31/12/2008 tarihli uyuşmazlık

tutanağının düzenlendiği, bu suretle idari başvurunun karara bağlanmasının 4

yıl 1 ay sürdüğü görülmektedir.

66. Başvurunun karara bağlanmasında yaşanan bu gecikmenin

Komisyona daha önce yapılmış diğer başvuruların incelenmesi nedeniyle ortaya

çıktığı açıktır. Yukarıda açıklanan nedenlerle de geçici olarak ortaya çıkan bu

iş yükü artışının yapısal bir soruna dönüştüğü ve yetkililerin bu konuda

üzerine düşeni yapmadıkları söylenemeyecektir.

67. Başvuruya konu yargılama süreci incelendiğinde, Komisyon

tarafından uyuşmazlık tutanağının düzenlenmesinden sonra 16/2/2009

tarihinde dava dilekçesinin Diyarbakır İdare Mahkemesine sunulması suretiyle bu

sürecin başladığı, dosyanın ilk incelemesinin ve taraflara tebligat

işlemlerinin yapıldığı, Diyarbakır İdare Mahkemesinin 2008/2392 sayılı dava

dosyasında ara karar ile 5233 sayılı Kanun’un 8. maddesi uyarınca dava konusu

köy hakkında ilgili mercilerden bilgi ve belgelerin istenilmesine karar

verildiği ve bu talebin sonucunun beklendiği ve 24/12/2009 tarihinde davanın

reddine karar verdiği anlaşılmaktadır.

68. Başvurucu tarafından 5/2/2010

tarihinde kararın temyiz edilmesi üzerine İlk Derece Mahkemesince 6/2/2010

tarihinde temyiz ilk inceleme tutanağı düzenlenerek dosya temyiz incelemesi

için 22/3/2010 tarihinde Danıştay’a gönderilmiştir. Temyiz talebine ilişkin

olarak yaklaşık 2 yıl 7 ay sonra 6/11/2012 tarihinde

Danıştay 15. Dairesince onama kararı verilmiştir.

69. Bu kararla birlikte neticelenen yargılama faaliyetinin

toplam 3 yıl 8 ay 20 gün sürdüğü (16/2/2009-6/11/2012

tarihleri arası) anlaşılmaktadır.

70. Başvuru konusu yargılama süreci değerlendirildiğinde,

ilgili dava dosyasının Diyarbakır 1. İdare Mahkemesince verilen ara karar ile

bilgi ve belgelerin istenilmesi nedeniyle yaklaşık 10 ayda esasa ilişkin

kararın verildiği, karara ilişkin temyiz talebinin yaklaşık 2 buçuk yıl sonra

Danıştay tarafından karara bağlandığı anlaşılmaktadır. Ülke genelinde tazminat

komisyonlarının aldıkları kararlar sonrasında açılan davalar nedeniyle ilgili

Danıştay 10. Dairesine bu konuda kısa sürede çok sayıda temyiz dosyasının geldiği,

ilgili Danıştay dairesinin halihazırda var olan iş yükünün yanı sıra ortaya

çıkan bu yeni iş yükünün gecikmeye yol açtığı, 14/2/2011

tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren

6110 sayılı Kanun ile Danıştay daire sayısının 13’ten 15’e çıkarıldığı, üye

sayısının arttırıldığı ve birden fazla heyet halinde karar alma imkanının

getirildiği, 5233 sayılı Kanun’un uygulanmasından doğan uyuşmazlıklara ilişkin

yaklaşık 11.000 temyiz başvurusunun yeni kurulan Danıştay 15. Dairesine

devredildiği, anılan Dairenin bu konuda gelen davalar hakkında çok sayıda

(yaklaşık 22.000) karar verdiği ve 2013 yılı sonu itibarıyla bu konuda derdest

dosya sayısının 2.400 olduğu dikkate alındığında, yukarıda yer verilen ilkeler

çerçevesinde (§§ 56-57) geçici iş yükü artışına bağlı olarak ortaya çıkan

gecikmenin yapısal bir soruna dönüştüğü ve yetkililerin bu konuda üzerine

düşeni yapmadıkları söylenemez. Bu nedenle, her ne kadar temyiz talebinin

karara bağlanması göreceli olarak uzun sürmüşse de, yargılamada geçen toplam süre

dikkate alındığında kayda değer bir gecikmenin yaşanmadığı görülmektedir.

71. Başvurucunun idari başvurusunun karara bağlanması ile

devamında açılan davanın neticelenmesi için geçen toplam sürenin (23/11/2004-6/11/2012 tarihleri arası) yaklaşık 7 yıl 11 ay

olduğu görülmektedir.

72. Sonuç olarak, idari başvuru

sürecinde komisyonlarda incelenen toplam başvuru sayısı, komisyonda her bir

başvuru kapsamında yürütülen keşif, bilirkişi raporları alınması vb.

faaliyetlerin bütünü düşünüldüğünde detaylı hesaplamalar yapılmasının gerekmesi

ve işlemlerin karmaşık olması, söz konusu başvuru öncesi çok sayıda başvuru

yapılması (Başvurucunun dosya sıra numarası 3455’tir.) ve bunların karara

bağlanması, bunların yanı sıra yargılama sürecinde davanın ilk derece mahkemesinde

10 ayda ve Danıştay’da temyiz başvurusunun 2 buçuk yılda karara bağlanmasının

bu konuda kısa sürede çok sayıda dosyanın gelmesinden kaynaklanması ancak,

ortaya çıkan bu gecikmenin yapısal bir soruna dönüştüğünün ve yetkililerin bu

konuda üzerine düşeni yapmadıklarının söylenemeyeceği (§ 70) ve idari davanın

toplamda 3 yıl 8 ay 20 günde ilk derece ve temyiz aşamalarından geçerek

kesinleşmesi gibi davanın tüm koşulları dikkate alındığında, toplamda 7 yıl 11

ayda başvurunun karara bağlanmasında kamu otoritelerine ve yargılama

organlarına atfedilebilecek bir gecikmenin olduğu söylenemez.

73. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın 36. maddesinin

gerektirdiği makul sürede yargılanma hakkının ihlal edilmediğine karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Mülkiyet hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olduğu görülmekle “açıkça

dayanaktan yoksunluk” nedeniyle, KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3.

Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

8/9/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Nuri NECİPOĞLU Hicabi DURSUN Hasan Tahsin GÖKCAN Raportör : Cüneyt DURMAZ Başvurucu : Hayrettin KAYA

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2293, 8 Eylül 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. K. 2009/1227 sayılı kararı şöyledir
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun İddiaları
  14. B. Değerlendirme
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2293
Tarih
8 Eylül 2014

İlgili Kararlar

  • Mustafa Ünlü Başvurusu (B. No: 2013/735)
  • Kazım Albayrak Başvurusu (B. No: 2014/3836)
  • Ö.k.a. Başvurusu (B. No: 2013/9095)
  • Turgay Çamlı Başvurusu (B. No: 2012/1266)
  • Faruk Mete Başvurusu (B. No: 2013/8489)
  • Cengiz Gezgin Başvurusu (B. No: 2013/8738)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.