İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hidayet Karaca Başvurusu (B. No: 2015/7254)

1. Başvuru, tahliye kararına rağmen serbest bırakılmama ve

Başvuru No2015/7254Tarih12 Aralık 2018Okuma23 dk · 4.660 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hidayet Karaca Başvurusu (2)

Karar tarihi
12 Aralık 2018
Başvuru Numarası
2015/7254
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.660 kelime·23 dk okuma·17 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, tahliye kararına rağmen serbest bırakılmama ve

tutukluluğun makul süreyi aşması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 30/4/2015, 14/12/2015 ve 5/2/2016 tarihlerinde

yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan ön

incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvurucu tarafından yapılan 2016/2281 sayılı başvuru

2015/19666 sayılı başvuru ile, bu başvuru dosyası ise kişi ve konu bakımından

hukuki irtibat bulunması nedeniyle 2015/7254 sayılı dosya ile birleştirilmesine

ve incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği (2015/7254 ve 2015/19666

sayılı başvurular bakımından) bilgi için Adalet Bakanlığına (Bakanlık)

gönderilmiştir. Bakanlık, görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanlarını Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.2016/2281 sayıl başvuru 2015/19666 sayılı başvuru ile

birleştirilmiş olması ve şikâyetlerin aynı mahiyette olması nedeniyle

Bakanlıktan görüş sorulmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal

Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

A. Tutuklamaya ve Serbest

Bırakılmamaya İlişkin Süreç

10. Başvurucu; olay tarihinde, uluslararası yayın yapan

Samanyolu Televizyonunun da (STV) bünyesinde bulunduğu Samanyolu Yayın Grubunun

grup başkanlığı görevini yürütmektedir. Adı geçen televizyon kanalı ve yayın

grubuna bağlı diğer kanallar Fetullahçı Terör

Örgütü/Paralel Devlet Yapılanmasının (FETÖ/PDY) amacı doğrultusunda yayınlar

yaptığı ve kamuoyu oluşturmaya çalıştığı gerekçesiyle 27/7/2016 tarihli 29783

mükerrer sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak

yürürlüğe giren 668 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile kapatılmıştır.

11. 2009 yılında Tahşiyeciler grubuna yönelik düzenlenen soruşturma ve

kovuşturmaya sebebiyet verdikleri iddiasıyla başvurucuyla birlikte gazeteci,

yapımcı, senarist, yönetmen ve emniyet görevlilerinin de dâhil olduğu kişiler

hakkında iftira, sahtecilik ve kişiyi hürriyetinden yoksun kılma suçlarından

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığıncasoruşturma

başlatılmıştır.

12. Başvurucu, anılan soruşturma kapsamında 14/12/2014 tarihinde

gözaltına alınmıştır.

13. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, başvurucuyu tutuklanması

istemiyle İstanbul 1. Sulh Ceza Hâkimliğine sevk etmiştir. Anılan Hâkimlik

18/12/2014 tarihinde başvurucunun terör örgütü yöneticiliği suçundan

tutuklanmasına karar vermiştir. Mahkemenin tutuklama kararının gerekçesi

şöyledir:

“…Şüphelinin

örgütün yayın politikasına uygun yayınlar yaparak örgüt yöneticisi olduğu

yönünde kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunduğu,

yüklenen suçun yasada öngörülen ceza miktarı, işlendiği iddia edilen suçun

önemli ve ciddi sayılan katalog suçlardan olması nedeniyle tutuklama nedeninin

‘kanun gereğince’ var sayıldığı, şüphelinin tutuklanmasına engel bir halinin

(tutuklama yasağı ve yargılama engeli bulunmaması gibi) bulunmadığı, alması

muhtemel ceza göz önüne alındığında kaçma şüphesinin bulunduğu, işin önemi,

verilmesi beklenen ceza veya güvenlik önlemi değerlendirildiğinde Anayasa’nın

13. maddesinde ifade olunan ‘ölçülülük ilkesi’ uyarınca, daha hafif koruma önlemi

olan adli kontrol tedbiri uygulamasının bu aşamada soruşturmaya konu suç ve

şüpheli açısından ‘yetersiz’ kalacağı ve amaca hizmet etmeyeceği kanaatine

varılarak 5271 sayılı CMK’nın 100 ve devamı maddeleri

gereğince TUTUKLANMASINA”

14. Başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin müdafileri,

20/4/2015 tarihinde İstanbul 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9. ve 10. (bütün)

Sulh Ceza Hâkimlerinin reddini ve tahliye taleplerini içeren dilekçeleri

İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesine (nöbetçi asliye ceza mahkemesi olan)

vermiştir.

15. İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi 21/4/2015 tarihinde,

İstanbul Sulh Ceza Hâkimliklerinin tümüne yazı yazmış, dilekçelerde ileri

sürülen hâkimin reddinin sebepleri konusunda yazılı olarak görüş bildirmelerini

hâkimliklerden istemiştir.

16. İstanbul 4. Sulh Ceza Hâkimliği, İstanbul 29. Asliye Ceza

Mahkemesinin görüş bildirme istemine cevap vermemiş; diğer sulh ceza

hâkimlikleri ise görüş bildirilmesi istemine 22/4/2015 tarihinde cevap

vermiştir. Hâkimliklerin cevap yazılarında özetle sulh ceza hâkimlerinin reddi

taleplerini inceleme, bu konuda karar verme yetki ve görevinin yine sulh ceza

hâkimliklerine ait olduğu, hâkimin reddi müessesesinin kovuşturma aşamasına ait

bir işlem olduğu, hâkimin reddi sebepleri mevcut olsa dahi bu talebin öncelikle

ilgili mahkeme veya hâkimliğe yapılması gerektiği ve sulh ceza hâkimlerinin

tamamının bu şekilde reddedilmesinin mümkün olmadığı ifade edilmiştir.

17. Öte yandan İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi 21/4/2015

tarihinde, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına yazı yazarak ilgili soruşturma

dosyalarını tahliye talepleri hakkındaki görüşleriyle birlikte gönderilmesini

istemiştir. Cumhuriyet Başsavcılığı, asliye ceza mahkemelerinin tahliye

talepleriyle ilgili olarak karar verme yetkisinin bulunmadığını belirterek

görüş bildirmemiş ve soruşturma dosyalarını göndermemiştir.

18. İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi "mahkemece hâkimin reddi talepleri ile ilgili yapılan

değerlendirmenin dosyanın esası ile ilgili bir değerlendirme olmadığı, şüphelilerin

tamamının tutuklu bulunduğu, dolayısıyla işin acele işlerden olduğu,

dolayısıyla soruşturma dosyaları ve reddi hâkim talepleri konusunda görüşlerin

istenilmesine rağmen gönderilmemesinin reddi hâkim talepleri konusunda

incelemeye ve bir karar vermeye hukuken engel teşkil etmediği"

gerekçesiyle incelemesini "şüpheliler

müdafilerinin dilekçeleri, yazılı ve CD ortamındaki dilekçe ekleri, ilgili

savcılıklardan ve Sulh Ceza Hâkimliklerinden gelen yazı cevapları ve

görüşleri" üzerinden gerçekleştirmiştir. Mahkeme 24/4/2015

tarihinde İstanbul 1., 2., 3., 4., 5., 6., 7., 8., 9. ve 10. (bütün) sulh ceza

hâkimlerinin reddi taleplerinin kabulüne, şüphelilerin tahliye talepleri

konusunda karar vermek üzere 24/4/2015 tarihinde asliye ceza mahkemesi

nöbetçisi olan İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi M.B.nin

görevlendirilmesine karar vermiştir.

19. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından talepte

bulunulması üzerineİstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği

25/4/2015 tarihinde, İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesinin hâkimlerin reddi

isteminin kabulüne ve görevlendirmeye ilişkin kararlarının yok hükmünde

olduğunun tespitine karar vermiştir.

20. İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği, aynı tarihte İstanbul 32.

Asliye Ceza Mahkemesine bir yazı yazarak tahliye taleplerine bakma görev ve

yetkisinin kendilerinde bulunduğunu belirtmiş ve ilgili taleplerin

gönderilmesini istemiştir.

21. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi, İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca soruşturma dosyalarının gönderilmemesi ve tahliye talepleri konusunda

görüş bildirilmemesi üzerine tutukluluğun

devamı yönünde mütalaada bulunulduğunu değerlendirerek tahliye

talepleri konusundaki incelemesini işin

tahliye yönünden değerlendirilmesinde bir sakınca olmadığı

gerekçesiyle şüpheli müdafilerinin sunduğu bazı belge ve CD'ler üzerinden

gerçekleştirmiştir. Mahkeme 25/4/2015 tarihinde başvurucunun da aralarında

olduğu tüm şüphelilerin tahliyesine karar vermiştir.

22. Diğer taraftan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından

talepte bulunulması üzerine İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliği 25/4/2015

tarihinde, İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesinin tahliyeye ilişkin kararlarının

yok hükmünde olduğunun tespitine ve şüphelilerin tutukluluk hâllerinin devamına

karar vermiştir. Kararda "İstanbul Adliyesindeki tüm Sulh Ceza

Hâkimliklerinin reddine ve tutuklu şüphelilerin tahliye istemine ilişkin

taleplerin Asliye Ceza Mahkemesi veya Ağır Ceza Mahkemelerince

değerlendirilmesinin ve bu değerlendirmeler neticesinde tahliye talebinin reddi

veya kabulü yönünde bir karar verilmesi halinde verilen bu kararların hukuken

yasal mevzuatımıza göre mümkün olmadığı, verilen bu kararların da hukuken

geçersiz, uygulanabilirliği olmayan ve mutlak butlan ile batıl olan veya diğer

bir anlatımla yok hükmünde sayılan kararlar niteliğinde olduğu" ifade

edilmiştir.

23. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi 26/4/2015 tarihinde

tahliye müzekkerelerini İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına göndermiştir.

Başsavcılık, İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/4/2015 tarihli kararına

atıf yaparak şüpheliler hakkında düzenlenen tahliye müzekkerelerini İstanbul

32. Asliye Ceza Mahkemesine iade etmiştir.

24. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi 27/4/2015 tarihinde

şüphelilerin tahliyesine ilişkin müzekkereleri yeniden İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığına göndermiş, Başsavcılık bunları yeniden İstanbul 32. Asliye Ceza

Mahkemesine iade etmiştir.

25. Tahliye müzekkerelerinin ikinci kez iade edilmesi üzerine

İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi 27/4/2015 tarihinde, tahliye

müzekkerelerinin yeniden Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine dair bir

karar vermiştir.

26. Öte yandan İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi 27/4/2015

tarihinde, İstanbul 10. Sulh Ceza Hâkimliğinin 25/4/2015 tarihli kararlarının

yok hükmünde olduğunun tespitine karar vermiştir.

27. İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi 29/4/2015 tarihinde;

önceki kararlarda görevsiz olunmasına rağmen dilekçelerin değerlendirilerek

soruşturma aşamasında olan işlerle ilgili hâkimin reddi taleplerinin kabulüne

karar verildiğini, hukuki yanılgıya düşülerek verilmiş olan bu kararların usul

ve yasaya aykırı olduğunu, mahkemenin görevine girmeyen bir hususta karar

verdiğini belirterek önceki kararlarının yok hükmünde sayılmasına karar

vermiştir.

28. İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi de 28/4/2015 tarihinde "... hazırlık soruşturmalarında hâkim

tarafından verilmesi gerekli kararları almak, işleri yapmak, bunlara karşı

yapılan itirazları incelemek yetkisinin münhasıran Sulh Ceza Hâkimliğine ait

olduğu, Asliye Ceza Mahkemelerinin soruşturma aşamasındaki işler ile ilgili

olarak tutuklama ve tahliye kararı verme yetkilerinin olmadığı, Mahkememizce

verilen 25/04/2015 tarihli ... karar ile mahkememizce verilen tahliye kararı[nın] mahkememizin

görevsiz bulunması nedeniyle yok hükmünde sayılmasıgerektiği

..." gerekçesiyle tahliyeye ilişkin kararlarının yok hükmünde

sayılmasına karar vermiştir.

29. Başvurucu 26/4/2015 tarihinde (2015/7254 sayılı başvuru

yönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. Sonraki Süreç

30. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 17/9/2015 tarihinde

başvurucunun da aralarında olduğu şüphelilerin terör örgütü kurma ve yönetme,

silahlı terör örgütüne üye olma, iftira ve resmî belgede sahtecilik suçlarını

işlediklerinden bahisle cezalandırılmaları istemiyle aynı yer Ağır Ceza

Mahkemesinde kamu davası açılmıştır.

31. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/281 sayılı

dosyası üzerinden kovuşturma aşaması başlamıştır. 2/10/2015 tarihinde Mahkeme

tensip incelemesiyle birlikte başvurucunun tutukluluğunun devamına karar

vermiştir.

32. Başvurucunun bu karara itiraz üzerine incelemeyi yapan

İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi 23/10/2015 tarihinde itirazın reddine karar

vermiştir.

33. Anılan karar18/11/2015 tarihinde başvurucu tarafından

öğrenilmiştir.

34. Başvurucu 14/12/2015 tarihinde (2015/19666 sayılı başvuru

yönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.

35. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi 25/12/2015tarihli celsede

başvurucunun tutukluluğunun devamına karar vermiştir.

36. Başvurucunun bu karara itirazı üzerine incelemeyi yapan

İstanbul 15. Ağır Ceza Mahkemesi 5/1/2016 tarihinde itirazın reddine karar

vermiştir.

37. Anılan karar20/1/2016 tarihinde başvurucu tarafından

öğrenilmiştir.

38. Başvurucu 5/2/2016 tarihinde (2016/2281 sayılı başvuru

yönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.

39. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin 3/11/2017 tarihli

kararıyla başvurucunun terör örgütü kurma ve yönetme suçundan 18 yıl, iftira

suçundan 4 yıl veresmî belgede sahtecilik suçundan 9

yıl hapis cezasıyla mahkûmiyetine ve tutukluluk hâlinin devamına karar

verilmiştir.

40. Dava, bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla

istinafta derdesttir.

41. Başvurucu, eldeki başvurulardan önce Anayasa Mahkemesine

6/11/2015 tarihinde bireysel başvuruda (B. No: 2015/144) bulunmuştur. Söz

konusu başvuruda başvurucu, bazı temel insan haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Başvurucu;

i Savcılık makamı tarafından ifadesi

alınırken sözünün kesilmesi ve yanıltıcı beyanlarla soru sorulması nedeniyleadil yargılanma hakkının,

ii. Kamu görevlilerinin yakalama ve gözaltı işlemleri

sırasındaki eylemleri nedeniyle kötü muamele yasağının,

iii. Tabii hâkim ilkesine aykırı, tarafsız ve bağımsız olmayan

bir mahkeme tarafından tutuklanması, tutuklama kararının şartlarının

oluşmaması, tutuklama kararı gerekçesinin ilgili ve yeterli olmaması, gözaltına

alma koşullarının oluşmaması ve makul şüphenin bulunmaması, hukuka aykırı

delilin kuvvetli suç şüphesi sayılarak tutuklama kararı verilmesi, soruşturma

dosyasına erişiminin kısıtlanması, gözaltı süresinin aşılması, sorgu sürecinde

geçen sürenin uzun olması ve gazetecilik faaliyeti nedeniyle tutuklanması

nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının,

iv. Mesleki faaliyetleri nedeniyle hakkında soruşturma yapılması

ve bu kapsamda tutuklanması nedeniyle ifade özgürlüğünün ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

42. Anayasa Mahkemesi 14/7/2015 tarihinde adil yargılanma

hakkının ihlal edildiği iddiası yönünden başvuru

yollarının tüketilmemiş olması, kötü muamele yasağının ihlal

edildiği iddiası yönünden başvuru yollarının

tüketilmemiş olması, gözaltı süresinin aşıldığı iddiası yönünden başvuru yollarının tüketilmemiş olması,

doğal hâkim, tarafsız ve bağımsız hâkim ilkelerinin ihlal edildiği iddiası

yönünden açıkça dayanaktan yoksun olması, tutuklamanın

hukuki olmadığı iddiası yönünden açıkça

dayanaktan yoksun olması, tutuklanma dolayısıyla ifade özgürlüğünün

ihlal edildiği iddiası yönünden açıkça

dayanaktan yoksun olması ve soruşturma

dosyasına erişimin kısıtlanması yönünden açıkça

dayanaktan yoksun olması nedenleriyle kabul edilemezlik kararı

vermiştir (Hidayet Karaca [GK],

B. No: 2015/144, 14/7/2015).

C. İstanbul 29. Asliye

Ceza Mahkemesi Hâkimi M.Ö. ileİstanbul 32. Asliye

Ceza Mahkemesi Hâkimi M.B. Hakkındaki Süreç

43. Başvurucunun da aralarında bulunduğu şüphelilerin İstanbul

sulh ceza hâkimlerinin tümünün reddi taleplerini kabul eden İstanbul 29. Asliye

Ceza Mahkemesi Hâkimi M.Ö. ile bu kişilerin tümünün tahliye taleplerini kabul

eden İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi Hâkimi M.B. hakkında disiplin ve ceza

soruşturması başlatılmıştır. Bu kapsamda anılan hâkimler 27/4/2015 tarihinde

görevden el çektirilmişler (sonrasında meslekten de çıkarılmışlardır) ve

30/4/2015 ve 1/5/2015 tarihlerinde tutuklanmışlardır.

44. Hâkimler M.Ö. ve M.B. hakkında kamu davası açılmış; Yargıtay

16. Ceza Dairesi 24/4/2017 tarihinde, adı geçen kişilerin söz konusu kararları

-kendilerinin de üyesi oldukları- FETÖ/PDY liderinin ve yöneticilerinin

talimatıyla verdiğini belirterek (anılan soruşturmalara ilişkin bilgiler için

bkz. Aydın Yavuz ve diğerleri [GK],

B. No: 2016/22169, 20/6/2017, § 30) silahlı terör örgütü üyesi olma suçundan 9

yıl hapis ve görevi kötüye kullanma suçundan 1 yıl hapis cezalarıyla

cezalandırılmalarına karar vermiştir. Dairenin görevi kötüye kullanma suçu

yönünden yaptığı değerlendirmelerin ilgili bölümleri şöyledir:

"... Türk Ceza Muhakemesi Hukuku

yönünden, gerek mülga 1402 sayılı CMUK'un 21 vd.maddelerinde

gerekse mer'i 5271 sayılı CMK'nın 22 ve devamı

maddelerinde yer alan düzenlemeler subjektif

tarafsızlıkla ilgili olup hakimin reddi hakkına ilişkindir.Bu

nedenle şüpheli/sanık,müşteki/katılan ya da

Cumhuriyet savcısının hakimi reddetmesi mümkün ise de mahkeme veya hakimliği

bir kurum olarak reddetmesi mümkün değildir.Keza

heyet halinde çalışan bir mahkemenin veya bir adliyede veya yargı çevresinde

bulunan tüm mahkemelerin veya hakimlerinin toplu reddi usulü de yoktur ...

...

5271 sayılı CMK'nın

22 vd.maddelerinde yer alan

hakimin reddi müessesesinin, kural olarak kovuşturma aşaması ile ilgili olduğu

görülse de,gerek ilgili madde metinlerinde açıkça

“şüpheli” kavramına yer verilmesi gerekse yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından yargılanma hakkını teminat altına alan AS'nin 6.ve Anayasanın 36.maddelerinin emredici

düzenlemeleri karşısında soruşturma safhasında da hakimin reddinin mümkün

olduğunun kabulünde zorunluluk bulunmaktadır. Zira red,

hakimin tarafsızlığını temin bakımından getirilmiş bir

kurumdur.

28.06.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6545

sayılı Kanunla, sulh ceza mahkemeleri kaldırılmış ve münhasıran soruşturma

aşamasında görevli sulh ceza hakimlikleri kurulmuştur. Adından da anlaşılacağı

üzere bu hakimlikler, “mahkeme” niteliği taşımazlar, çünkü dava görmezler,

sadece soruşturma aşaması ile ilgili tedbir taleplerini ve itirazları inceleyip

karara bağlarlar.

Soruşturma aşamasında tarafsızlığından şüphe

duyulan sulh ceza hakiminin, gerek kişisel gerekse

olgusal olarak somutlaştırılmak suretiyle reddi mümkündür. Ancak objektif

tarafsızlık gerekçesiyle tüm sulh ceza hakimleri reddedilemez.

6545 sy.kanunla

Sulh Ceza Hakimlerinin reddine dair özel bir usul getirilmediğine göre bu

konuda genel hükümlerin uygulanması gerektiğinde şüphe olmamalıdır.

Bu durumda red,

reddedilen hakimliğe yapılacak yazılı başvuru ile yapılmalıdır.Reddi istenen hâkim, ret sebepleri

hakkındaki görüşlerini yazılı olarak bildirerek (CMK m.26/1-3) evrakı yargı

çevresi içinde bulunduğu asliye ceza mahkemesine (CMK m.27/2) (Prof.Dr.Yener Ünver-Prof.Dr.Hakan

Hakeri Ceza Muhakemesi Hukuku 12.baskı sh.191) gönderir.Ret isteminin kabulü halinde, davaya bakmakla bir

başka hâkim veya mahkeme görevlendirilir.. (CMK m.27/4).

Red talebini kabul eden Asliye Ceza Mahkemesi hakiminin tahliye

taleplerini değerlendirmek üzere her hangi bir hakimi

görevlendirip görevlendiremeyeceğine gelince;

5235 sayılı Kanunun değişik 10. maddesi ile

CMK m.101/1, 103, 108/1 ve 268/3 incelendiğinde, soruşturma aşamasında

tutuklama ve tahliye kararlarını yalnızca sulh ceza hakimliği ve hakimi verebilir. Tutukluluğa itirazı ise, CMK m.268/3

uyarınca sadece bir başka sulh ceza hakimliği ve hakimi inceleyebilir.Soruşturma aşamasında tutuklama ve

tahliye konusunda asliye ceza mahkemesine ve hakimine yetki verilmemiştir.

Asliye ceza mahkemesi, ancak kabul ettiği iddianamenin kovuşturmasını

yürütürken tutuklama tedbiri ile ilgili kararlar verebilir. Bunun dışında

Anayasa ve kanunlar asliye ceza mahkemelerine, doğrudan veya dolaylı olarak

soruşturma aşamasına müdahale etme yetkisi vermemiştir.(Prof.Dr.Ersan ŞEN yorumluyorum 13syf. 313-315) Bu nedenle

Asliye Ceza Mahkemesi red talebini yerinde görürse

ancak aynı yer ya da yargı çevresinde bulunan bir başka sulh ceza hakimini

görevlendirebilir.

...

... Somut olayda, İstanbul 29. Asliye Ceza

Mahkemesi hakimi sanık M.Ö.nün mutad

uygulama gereğince taleple ilgili dilekçe ve eklerini 5271 sy.CMK’nın

24.maddesi gereğince görüş yazıları da eklenerek iade edilmek üzere reddedilen

hakimlere göndermesi,evrakın tekrar gelmesi durumunda

ise yukarda açıklandığı üzere Türk Ceza Muhakemesi hukukunda uygulanma yeri

bulunmayan ve esasen haklı bir gerekçeye de dayanmadığı Anayasa Mahkemesincetespit edilen 'objektif tarafsızlık' iddiasına

müstenit taleplerin reddine karar vermesi gerekirken hiç birisi ilgili

Cumhuriyet savcılarınıngörüş yazılarında belirtilen gerekçelerlegönderilmemiş ve bu şekilde söz konusu

soruşturma dosyaları kendisi tarafından incelenmemiş olmasına vetamamı toplu olarak reddedilmiş durumdaki İstanbul Sulh

Ceza Hakimlerinin,kendilerine yönelik olarak yapılan

bu toplu reddi hakim taleplerini inceleme yetkisinin bulunmadığına yönelik

olumsuz görüş yazılarına rağmen, talep dilekçelerini CMK’nın

8 vd.maddelerinde öngörülen şartları da taşımadığı

halde birleştirerek 32. Asliye Ceza hakimi sanık M.B.yi

görevlendirmesi ve buna ilişkin müzekkereyi 24/04/2015 günü mesai bitiminden

sonra saat 17:28’de imzalamasıyla UYAP üzerinden, fiziken

de aynı gün İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi personelinin kalemi kapatıp

adliyeden ayrılmasından sonra Hakim M.B.nin doğrudan

kendisine, hakim odasında 29. Asliye Ceza Mahkemesi zabıt katibi Ö.A.

marifetiyle göndermesi ... sanık Hakim M.B.nin ...

5235 sayılı Kanun'un, 6545 sayılı Kanunla değişik 10. Maddesi gereğince

soruşturma aşamasında tutukluluğa ilişkin tüm kararları verme yetkisinin Sulh

Ceza Hakimliğine ait olduğu ve asliye ceza mahkemelerinin soruşturma

evresindeki işlemlerle ilgili bir yetkisinin bulunmamasına rağmen, 29. Asliye

Ceza Mahkemesi hakimi M.Ö.nün kanuna aykırı şekilde

görevlendirme kararına dayanarak, toplam 594 adet klasörden oluşan belgeleri

incelemeden ... gece saat 22.00-22.30 sıralarında kararların yazımını

bitirerek, koridorda bekleyen avukatlara tebliğ ettirmesi ... karşısında;

Suç tarihi itibariyle hakim olan sanıkların

verdikleri kararların esasen de sorunlu oldukları görülmekle birlikte,bu durumun müsnet suç

yönünden yargısal faaaliyet kapsamında

değerlendirilmesi ve verilen kararlara karşı kanun yollarına baş vurulabileceği

ileri sürülse de yukarda izah edildiği üzere, kamu düzenine ilişkin görevle

ilgili kuralları görmezden gelip yargılama hukukuna ilişkin işleyiş ve düzeni

yok sayarak, 'mahkemeler üstü' bir tavırla örgüt liderinin talimatı üzerine

kurgulandığında şüphe bulunmayan plan doğrultusunda tam bir örgütsel

organizasyon, gizlilik ve adanmışlık hali içerisinde, fiil ve eylem birliği

ile, aynı örgüt mensubu olmaktan soruşturulan altmışüç

şüpheli ile ilgili hakimin reddi ve tahliye taleplerini, mutad

işleyiş ve uygulama dışına çıkıp,mesai saati dışında,

verilecek kararlarla ilgili denetim mekanizmalarını bertaraf edecek, olayı bir

oldu bitti fırsatçılığı içerisinde sonuçlandıracak bir gizlilikle ve eşgüdümle

hareket ederek görevli olmadıkları halde kabul eden sanıkların, karar verme

süreci ile ilgili hukuka aykırı eylemleriyle görevlerinin gereklerine aykırı

davrandıklarında şüphe yoktur..."

45. Anılan mahkûmiyet hükmü, Yargıtay Ceza Genel Kurulunca

26/9/2017 tarihli kararla onanarak kesinleşmiştir. Kararın ilgilibölümleri

şöyledir:

"... İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca

yürütülmekte olup beş yüz doksan dört klasörden oluşan yedi ayrı soruşturma

dosyasında biri gazeteci, diğerleri emniyet görevlisi olan altmış üç şüphelinin

FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne üye olma, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini

ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye

teşebbüs, devletin gizli kalması gereken bilgileri siyasal veya askeri casusluk

amacıyla temin etme gibi çok sayıda suçtan tutuklu bulunduğu, bu şüphelilerin

müdafilerinin farklı tarihlerdeki tahliye istemlerinin İstanbul Sulh Ceza

Hakimliklerinin kararlarıyla reddedildiği, keza altmış üç şüpheliden otuz

altısının, haklarında tutuklama nedeni bulunmadığını ileri sürerek yaptıkları

bireysel başvurunun Anayasa Mahkemesince 08.04.2015 tarihinde kabul edilemez

bulunduğu,

Bu süreç sonunda, FETÖ/PDY silahlı terör

örgütü lideri Fethullah Gülen'in "www.he.o"

isimli internet sitesinde yayınlanan "Mukaddes Çile ve İnfak

Kahramanları" başlıklı vaaz/sohbet görünümlü kriptolu/örgütsel

konuşmasıyla altmış üç tutuklu şüphelinin serbest bırakılmasının sağlanması

için talimat verdiği, bunun üzerine 20.04.2015 tarihinde şüphelilerin

müdafileri olan yirmi avukat tarafından İstanbul Adliyesindeki tüm sulh ceza

hakimliklerinde görevli hakimlerin reddiyle şüphelilerin tahliye edilmesi

istemli elli bir adet dilekçeden oluşan evrakın uygulanan prosedüre aykırı

olarak tarama ve kayıt işlemlerinden geçirilmeksizin günün muhabere nöbetçisi

İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi sanık M.Ö.ye odasında teslim

edildiği, sanık M.Ö.nün reddi hakim taleplerini kabul

ederek, muhabere nöbetçisi İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi hakimi sanık M.B.yi tahliye istemleri konusunda karar vermek üzere

24.04.2015 tarihinde görevlendirdiği, sanık M.B.nin

de 25.04.2015 tarihinde talepleri kabul ederek tutuklu bulunan şüphelilerin

tamamının tahliyesine karar verdiği olayda;

Silahlı terör örgütü üyesi olma suçu

bakımından;

Terör örgütlerinin; amaç suçun işlenmesi

yolunda güven, disiplin ve sıkı irtibata önem veren, iş bölümüne dayalı,

hiyerarşik düzene sahip yapılar olarak istihbarat, gizlilik, güvenlik ve

denetim konularında duyarlı oldukları, örgütün hiyerarşik yapısına dahil

olmayan, irtibat halinde olmadıkları, güvenilir bulmadıkları,

denetleyemedikleri, gizlilik ve güvenlik kurallarıyla hiyerarşiye uymayan

kişilerin faaliyetlerine izin vermeyecekleri, bu kapsamda FETÖ/PDY silahlı

terör örgüt lideri Fethullah Gülen'in 19.04.2015 günü

örgütün yayın organlarından "www.herkul.org" isimli internet

sitesinde yayınlanan talimatı doğrultusunda, FETÖ/PDY silahlı terör örgütü

üyeliği ve bu örgütün faaliyeti çerçevesinde işlenen suçlara ilişkin yedi ayrı

soruşturma dosyasında tutuklu olan altmış üç şüphelinin müdafiliğini yapan yirmi

avukatın, örgüt liderinin talimatından bir gün sonra 20.04.2015 tarihinde toplu

halde verdikleri elli bir adet dilekçeye istinaden dosyaları kısmen dahi olsa

incelemeden ve delillere temas etmeksizin, altmış üç şüphelinin tamamının

istisnasız olarak tahliyelerini sağlamak için örgüt tarafından verilen görevi

yerine getirmek üzere birlikte harekete geçen ve ancak "adanmış" bir

örgüt mensubunca yapılabilecek bir yöntem ve üslupla, hukuka açıkça aykırı bir

zeminde bulunduklarını bilerek önceden tasarlanmış, amaç ve örgütsel

faaliyetleri yönünden bilinçli olarak söz konusu usulsüz ve hukuka aykırı

kararları veren sanıkların FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün amaçlarını

gerçekleştirmesine hizmet ettikleri ve FETÖ/PDY silahlı terör örgütü

mensuplarının kullanımı için oluşturulmuş ve münhasıran bu terör örgütünün

mensupları tarafından kullanıldığı bilinen ByLock

iletişim sistemini kullanmak suretiyle örgütün hiyerarşik yapısına dahil

oldukları ve böylelikle silahlı terör örgütüne üye olma suçunu işledikleri

anlaşılmaktadır.

...

Görevi kötüye kullanma suçu bakımından ise;

Sanıkların inceleme konusu davada yaptıkları

ağır hukuka aykırılıkların, mesleki kıdemleri ve yetkili çalıştıkları

mahkemelerdeki görev süreleri dikkate alındığında, beşeri hata ve mesleki

tecrübesizlik kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmaması, reddi hakim

taleplerinin kabul edilip tahliye kararları verildiği anda şüphelilere haksız

bir menfaat sağlanması karşısında; FETÖ/PDY silahlı terör örgütünce organize edilen

tahliye planını hayata geçiren sanıklar M.Ö. ve M.B.nin,

verilecek kararlarla ilgili denetim mekanizmalarını bertaraf edecek şekilde tam

bir örgütsel organizasyon, gizlilik ve adanmışlık hali içerisinde, iştirak

halinde söz konusu soruşturma evrakını incelemeden verdikleri hukuka aykırı

kararlarla şüphelilerin tamamının tahliye edilmesine karar vererek, aynı

örgütün mensubu olmaktan haklarında soruşturma yürütülen altmış üç şüpheliye

menfaat sağladıkları ve bu şekilde sanıkların, görevlerinin gereklerine aykırı

hareket etmek suretiyle FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün faaliyeti kapsamında

... görevi kötüye kullanma suçunu ayrı ayrı işledikleri kabul edilmelidir

..."

IV. İLGİLİ HUKUK

46. İlgili hukuk için bkz.

Hüseyin Korkmaz (B. No: 2014/16835, 18/7/2018, §§ 42-50).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

47. Mahkemenin 12/12/2018 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Tutukluluğun Makul

Süreyi Aştığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

48. Başvurucu; tutuklanmasını gerektirecek herhangi bir suç

bulunmadığını, dolayısıyla tutuklanmasının hukuki olmadığını, tutukluluğun

devamına ilişkin ve tutukluluğa itirazın reddi kararlarında yeterli bir gerekçe

bulunmadığını, kişiselleştirme yapılmadan kararlar verildiğini, ileri sürülen

iddialarının karşılanmadığını, bu kararlarda tutuklama nedenlerinin ve

tutuklamanın dayandığı somut delil ile bulguların gösterilmediğini,

tutuklulukta geçen sürenin makul olmadığını belirterek kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

49. Bakanlık görüşünde; başvurucu hakkında istenen cezaların

niteliği, müşteki ve sanık sayısı ve davanın karmaşıklığı gibi faktörler

dikkate alındığında yargılamanın özenli yürütüldüğü ve tutukluluğun devamına

ilişkin kararlarda ilgili ve yeterli gerekçenin gösterildiği, dolayısıyla

tutukluluk süresinin makul olduğu ifade edilmiştir.

50. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formundaki iddialarını tekrarlamıştır.

2. Değerlendirme

51. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16). Somut başvuruda başvurucunun şikâyetinin özü

tutukluluk süresinin makul süreyi aştığına ilişkindir. Bu nedenle başvurucunun

şikâyetinin Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası bağlamında kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

52. Anayasa'nın 148. maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi

şöyledir:

"Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun

yollarının tüketilmiş olması şarttır."

53. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un "Bireysel başvuru hakkı" kenar başlıklı 45.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

"İhlale neden olduğu ileri sürülen işlem,

eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru yollarının

tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması gerekir."

54 Yukarıda belirtilen Anayasa ve Kanun hükümleri gereğince

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincillik niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur (Ayşe Zıraman ve Cennet Yeşilyurt, B. No: 2012/403,

26/3/2013, § 17).

55. Anayasa Mahkemesi, tutukluluğun kanunda öngörülen azami

süreyi veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurular

bakımından bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla ilk derece

mahkemesince mahkûmiyet hükmü verilmiş ise hüküm kesinleşmemiş olsa da

4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 141. maddesinde

öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi gereken etkili bir hukuk

yolu olduğu sonucuna varmıştır (Ahmet

Kubilay Tezcan, B. No: 2014/3473, 25/1/2018, §§ 24-27; Ekrem Atıcı, B. No: 2014/15609, 8/3/2018,

§§ 27-30).

56. Bireysel başvuruda bulunduktan sonra 3/11/2017 tarihinde mahkûmiyetine karar verilen (bkz. § 35)

başvurucunun tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddiası, 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesi kapsamında açılacak davada incelenebilir. Bu madde

kapsamında açılacak dava sonucuna göre başvurucunun tutukluluğunun makul süreyi

aştığının tespiti hâlinde görevli mahkemece başvurucu lehine tazminata da

hükmedilebilecektir. Buna göre 5271 sayılı Kanun'un 141. maddesinde belirtilen

dava yolu, başvurucunun durumuna uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir

hukuk yoludur ve bu olağan başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel

başvurunun incelenmesi bireysel başvurunun ikincillik

niteliği ile bağdaşmamaktadır.

57. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutukluluğun makul

süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden

bireysel başvuru yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Tahliye Kararına

Rağmen Serbest Bırakılmamaya İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

ve Bakanlık Görüşü

58. Başvurucu; İstanbul Sulh Ceza Hâkimlerinin tümünün reddine

ve tahliyeye ilişkin talepte bulunduğunu, İstanbul 29. Asliye Ceza Mahkemesince

hâkimlerin reddi isteminin kabul edildiğini ve tahliye talebini karara bağlamak

üzere İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesinin görevlendirdiğini ve bu Mahkeme

tarafından da tahliyesine karar verildiğini, buna rağmen İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığınca anılan tahliye kararının yerine getirilmediğini, serbest

bırakılmasının hukuka aykırı bir şekilde engellendiğini belirterek adil

yargılanma hakkı, etkili başvuru hakkı ve kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

59. Bakanlık görüşünde; hâkimlerin reddi ve tahliye taleplerinin

kabulüne dair verilen kararların görevli olmayan mahkeme tarafından verildiği

ve hukuken geçerli bir mahkeme kararından bahsedilemeyeceği, dolayısıyla

başvurucu hakkında verilmiş geçerli bir tahliye kararının bulunmadığı ifade

edilmiştir.

60. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyanında başvuru

formundaki iddialarını tekrarlamıştır.

2. Değerlendirme

61. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

62. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan, §

16). Başvurucunun serbest bırakılmasına ilişkin mahkeme kararının

uygulanmadığına ve bu karara rağmen hürriyetinin kısıtlanmasına devam

edildiğine yönelen bu bölümdeki iddialarının mahkemeye erişim hakkına ilişkin

genel ilkeler ışığında Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve sekizinci fıkraları

bağlamında, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

63. Anayasa Mahkemesi Hüseyin

Korkmaz (bkz. §§ 88-109) kararında; benzer bir soruşturma kapsamında

İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesince verilen tahliye kararına rağmen serbest

bırakılmanın hukuka aykırı bir şekilde engellendiği yönündeki iddianın

tahliyeye ilişkin İstanbul 32. Asliye Ceza Mahkemesi kararının yetkili bir

yargı mercii tarafından verilmiş bir karar olduğunun kabulünün mümkün

olmadığını ve başvurucunun söz konusu tahliye kararı sonrasındaki tutulmasının

hukuki bir temelinin bulunmadığının söylenemeyeceğini de belirterek açıkça

dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varmıştır.

64. Somut başvuruda aynı mahiyetteki iddialara ilişkin olarak

anılan kararda varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

65. Açıklanan gerekçelerle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. Tutukluluk İncelemelerinin Duruşmasız Olarak

Yapıldığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiası

66. Başvurucu, yargılama sırasındaki tutukluluk incelemelerinin

hâkim önüne çıkarılmaksızın dosya üzerinden yapıldığını ve iki duruşmalı

tutukluluk incelemesi arasında dört aydan fazla bir sürenin geçtiğini

belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

67. Başvurucu; ayrıca 14/8/2015 tarihli tutukluluk incelemesinin

Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) yoluyla yapılmak istendiğini ancak buna

katılmak istemediğini, 13/9/2015 tarihinde yapılan tutukluk incelemesinde ise

hâkim huzuruna çıkarılmadığını ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

68. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası şöyledir:

"Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti

kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu

kısıtlamanın kanuna aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak

amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahiptir."

69. Anayasa'nın 19. maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca

hürriyeti kısıtlanan bir kimsenin durumu hakkında kısa sürede karar verilmesini

ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest bırakılmasını

sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkı bulunmaktadır.

Burada belirtilen bir yargı merciine başvurma hakkı, suç isnadıyla

hürriyetinden yoksun bırakılan kimseler bakımından tahliye talebinin yanı sıra

tutuklama, tutukluluğun devamı ve tahliye talebinin reddi kararlarına karşı

yapılan itirazların incelenmesi sırasında da uygulanması gereken bir güvencedir

(Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,

4/12/2013, §§ 122, 123).

70. 5271 sayılı Kanun’un 108. maddesinde, soruşturma evresinde

şüphelinin tutukevinde bulunduğu süre içinde ve en geç otuzar günlük süreler

itibarıyla tutukluluk hâlinin devamının gerekip gerekmeyeceği hususunda

Cumhuriyet savcısının istemi üzerine sulh ceza hâkimi tarafından 100. madde

hükümleri gözönünde bulundurularak kovuşturma

evresinde ise tutuklu sanığın tutukluluk hâlinin devamının gerekip

gerekmeyeceğine her oturumda veya koşullar gerektirdiğinde, oturumlar arasında

ya da en geç otuz günlük süre içinde hâkim veya mahkemece resen karar

verileceği hükme bağlanmıştır.

71. 5271 sayılı Kanun'un 108. maddesine göre şüpheli veya

sanığın istemi olmaksızın tutukluluğun resen incelenmesi durumunda hürriyeti

kısıtlanan kişiye tanınan yargı merciine başvurma hakkı kapsamında bir

değerlendirme yapılmadığından bu incelemeler Anayasa'nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası kapsamına dâhil değildir (Firas Aslan ve Hebat Aslan, B. No:

2012/1158, 21/11/2013 § 32; Faik Özgür Erol ve diğerleri, B. No:

2013/6160, 2/12/2015, §§ 23, 24).

72. Başvurucu hakkında yapılan bu tutukluluk incelemelerinin

5271 sayılı Kanun'un 108. maddesine göre yapıldığı görülmektedir. Söz konusu

incelemelerin başvurucunun tahliye talebini incelemek ya da hakkında verilen

tutukluluğun devamına ilişkin karara yapılan itirazı değerlendirmek üzere

yapılmadığı anlaşılmaktadır.

73. Dolayısıyla tutukluluğun gözden geçirilmesi yönünde resen

yapılan bu incelemeler Anayasa'nın 19. maddesinin kapsamına dâhil olmadığından konu bakımından mahkemenin yetkisi kapsamı

dışında kalmaktadır.

74. Açıklanan

gerekçelerle başvurucunun bu kısmının diğer kabul edilemezlik koşulları

yönünden incelenmeksizin konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Tutukluluğun makul süreyi aşması nedeniyle kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tahliye kararına rağmen serbest bırakılmama nedeniyle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Tutukluluk incelemelerinin hâkim/mahkeme önüne

çıkarılmaksızın yapılması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın konu bakımından

yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

12/12/2018 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan

:

Burhan ÜSTÜN

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Hicabi DURSUN

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Hüseyin

TURAN

Başvurucu

:

Hidayet

KARACA

Vekili : Av. Ahmet Serdar GÜNEŞ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/7254, 12 Aralık 2018 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. A. Tutuklamaya ve Serbest
  7. B. Sonraki Süreç
  8. C. İstanbul 29. Asliye
  9. IV. İlgili Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Tutukluluğun Makul
  12. B. Tahliye Kararına
  13. C. Tutukluluk İncelemelerinin Duruşmasız Olarak
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  15. Özgüldür
  16. Gökcan
  17. Hakyemez
  18. Turan
  19. Karaca
  20. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/7254
Tarih
12 Aralık 2018

İlgili Kararlar

  • Alper Kınalı Başvurusu (B. No: 2015/17153)
  • Ahmet Bilgin ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/11709)
  • İfakat Kasar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/5947)
  • Firdes Kurt Başvurusu (B. No: 2015/6338)
  • S.y. Başvurusu (B. No: 2015/14397)
  • Faruk Akar ve Yalçın Alpay Başvurusu (B. No: 2014/14382)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.