İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hüseyin Gönek ve Şahin Toprak Başvurusu (B. No: 2015/4683)

1. Başvuru, terör olaylarından doğan maddi zararların eksik

Başvuru No2015/4683Tarih22 Ocak 2019Okuma18 dk · 3.685 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hüseyin Gönek Ve Şahin Toprak Başvurusu

Karar tarihi
22 Ocak 2019
Başvuru Numarası
2015/4683
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.685 kelime·18 dk okuma·11 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru, terör olaylarından doğan maddi zararların eksik

tazmin edilmesi, manevi zararların ise hiç tazmin edilmemesi nedeniyle mülkiyet

hakkının; buna ilişkin idari ve yargısal sürecin makul sürede

sonuçlandırılmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurular 13/3/2015 ve 23/3/2015 tarihlerinde yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonlarca, başvuruların kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. 2015/5343 numaralı başvurunun konu bakımından hukuki irtibatı

nedeniyle 2015/4683 numaralı başvuru ile birleştirilmesine ve incelemenin

2015/4683 numaralı dosya üzerinden sürdürülmesine karar verilmiştir.

6. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul edilebilirlik ve

esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

7. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

8. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı süresinde beyanda bulunmamıştır.

III. OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ilgili

olaylar özetle şöyledir:

10. Başvurucular Tunceli'nin Ovacık ilçesine bağlı köylerde

ikamet etmekte iken 1994 yılında meydana gelen terör olayları neticesinde

köylerinin boşaltılmasıyla yerleşim yerinden göç etmek zorunda kaldıklarını

iddia etmiş ve 17/7/2004 tarihli ve 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun kapsamında zararlarının

karşılanması talebiyle Tunceli Valiliği Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan

Zarar Tespit Komisyonuna (Komisyon) başvurmuşlardır.

11. Komisyon tarafından yapılan inceme ve değerlendirme sonucu

1. başvurucuya 12.000 TL (Başvuru formunda bu tutar 62.424,23 TL olarak yer

almıştır.), ikinci başvuruya 20.169,30 TL ödenmesine karar verilmiştir. Komisyon

kararı akabinde 5233 sayılı Kanun’un 12. maddesi gereğince davet yazısı ile

birlikte sulhname örneği başvurucuların vekiline

gönderilmiştir. “Yukarıda ayni/nakdi olarak

belirtilen zararımın/zararlarımın karşılanması sonucunda Komisyonun tespitine

esas olay ile ilgili olarak uğradığım zararımın tamamını karşılamış olduğunu

kabul ve taahhüt ederim.” beyanını içeren sulhname

18/4/2012 ve 1/4/2012 tarihinde başvurucular vekili tarafından imzalanmıştır.

12. Başvurucular, özetle zorunlu göçten önce hayvanları olduğu

hâlde Komisyon tarafından buna ilişkin ödeme yapılmadığını belirterek Komisyon

kararında hükmedilen miktarın gerçek zararlarını karşılamadığı ve manevi

tazminata da karar verilmediği iddialarıyla Komisyon kararının iptali istemiyle

dava açmışlardır. Elazığ 2. İdare Mahkemesi davaları

aynı gerekçe ile reddetmiştir. Kararların gerekçesinde imzalanan sulhnamelerle davacının uğradığı zararların tazmin edilmek

suretiyle uyuşmazlığın ortadan kalktığı, tarafları bağlayıcı nitelik taşıyan ve

imzalama aşamasında davacı/davacı vekilinin iradesini fesada uğratan herhangi

bir hususun bulunmadığı görülmekte olan sulhname

sonucu uyuşmazlığın tekrar yargıya taşınmasının mümkün olmadığı belirtilmiştir.

Kararda ayrıca 5233 sayılı Kanun'da manevi zararın tazminine yönelik herhangi

düzenlemeye yer verilmemiş olması karşısında davacının manevi tazminat

talebinin karşılanmamış olması yönüyle de söz konusu Komisyon kararında hukuka

aykırılık bulunmadığı belirtilmiştir.

13. Temyiz üzerine Danıştay Onbeşinci

Dairesi kararların usul ve hukuka uygun olduğu, dilekçelerde ileri sürülen

temyiz nedenlerinin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmediğini

belirterek onanmasına karar vermiştir.

14. Karar düzeltme talebi de aynı Daire tarafından

reddedilmiştir. Nihai kararlar birinci başvuruya 19/2/2015 ikinci başvurucuya

26/2/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Başvurucular süresinde bireysel

başvuruda bulunmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

15. 5233 sayılı Kanun'un 1., 2., 4., 6., 7., 8., geçici 1.,

geçici 4. maddeleri (bkz. Celal Demir,

B. No: 2013/3309, 6/2/2014, §§ 15-21, 23).

16. 5233 sayılı Kanun’un "Zararın

karşılanmasına ilişkin sulhname"

kenar başlıklı 12. maddesi şöyledir:

“Komisyon,

doğrudan doğruya veya bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 8 inci

maddeye göre belirlenen zararı, 9 uncu maddeye göre hesaplanan yaralanma,

engelli hâle gelme ve ölüm hâllerindeki nakdî ödeme tutarını, 10 uncu maddeye

göre ifa tarzını ve 11 inci maddeye göre mahsup edilecek miktarları dikkate

alarak, uğranılan zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler.

Komisyonca, bu esaslara göre hazırlanan sulhname

tasarısının örneği davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi

veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı

yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu

belirtilir.

Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili

temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,

bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından

imzalanır.

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş

sayılması hâllerinde bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye

gönderilir.

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda

ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır.”

17. 5233 sayılı Kanun’un "Zararın

karşılanması" kenar başlıklı 13. maddesinin birinci fıkrası

şöyledir:

“Sulhnamede

belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından

sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla

konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.”

18. 20/10/2004 tarihli ve 25619 sayılı Resmî Gazete'de

yayımlanarak yürürlüğe giren Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların

Karşılanması Hakkında Yönetmelik’in (Yönetmelik) "Zararın

karşılanmasına ilişkin sulhname"

kenar başlıklı 25. maddesi şöyledir:

"Komisyon, doğrudan doğruya veya

bilirkişi aracılığı ile yaptığı tespitten sonra 16 ncı maddeye göre belirlenen zararı, 21 inci maddeye

göre hesaplanan yaralanma, sakatlanma ve ölüm hallerindeki nakdî ödeme

tutarını, 20 nci maddeye göre ifa tarzı ile 23 üncü

ve 24 üncü maddelere göre mahsup edilecek miktarları dikkate alarak, uğranılan

zararı sulh yoluyla karşılayacak safi miktarı belirler. Komisyonca, bu esaslara

göre hazırlanan sulhname tasarısının örneği (EK-E)

davet yazısı ile birlikte hak sahibine tebliğ edilir.

Davet yazısında, hak sahibinin sulhname tasarısını imzalamak üzere otuz gün içinde gelmesi

veya yetkili bir temsilcisini göndermesi gerektiği, aksi takdirde sulhname tasarısını kabul etmemiş sayılacağı ve yargı

yoluna başvurarak zararının tazmin edilmesini talep etme hakkının saklı olduğu

belirtilir.

Davet üzerine gelen hak sahibi veya yetkili

temsilcisi sulhname tasarısını kabul ettiği takdirde,

bu tasarı kendisi veya yetkili temsilcisi ve komisyon başkanı tarafından

imzalanır.

Sulhname tasarısının kabul edilmemesi veya ikinci fıkraya göre kabul edilmemiş

sayılması hâllerinde, bir uyuşmazlık tutanağı düzenlenerek bir örneği ilgiliye

gönderilir.

Sulh yoluyla çözülemeyen uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna

başvurma hakları saklıdır. "

19. Aynı Yönetmelik'in "Zararın

karşılanması" kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

"Sulhnamede

belirlenen zararlar, sulhnamenin imzalanmasından

sonra valinin onayı üzerine ifa tarzına göre Bakanlık bütçesine bu amaçla

konulan ödenekten üç ay içerisinde karşılanır.

Bakanlık, ellibin

Yeni Türk Lirasının üzerindeki aynî ifa veya nakdî ödemelerin Bakan onayı ile

yapılmasını kararlaştırabilir. Bu miktar, her yıl bir önceki yıla ilişkin

olarak 213 sayılı Vergi Usul Kanunu hükümleri uyarınca belirlenen yeniden

değerleme oranında artırılmak suretiyle uygulanır.

(Değişik üçüncü fıkra: 4/6/2018-2018/11862 K.)

Devlet, ödeme nedeniyle genel hükümlere göre sorumlulara rücu eder ve rücu

istemine ilişkin zamanaşımı süreleri bir kat artırılarak uygulanır."

20. Aynı Yönetmelik'in"Nakdî ödemenin şekli ve tutarı" kenar başlıklı 27. maddesi

şöyledir:

"Sulhname

tasarıları hak sahibi veya yetkili temsilcisi ile komisyon başkanı tarafından

imzalandıktan sonra Vali veya Bakan tarafından onaylanır.

Ödemeler sulhname

tasarılarının onay tarih ve sıraları dikkate alınarak yapılır. Nakdi ödemeler

hak sahibi veya sahiplerinin banka hesaplarına yapılır."

21. 6/1/1982 tarihli ve 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü

Kanunu’nun 2. maddesinin (1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı şöyledir:

“1. İdari

dava türleri şunlardır:

...

b) İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel

hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam

yargı davaları,

...”

22. 2577 sayılı Kanunu’nun "Doğrudan doğruya tam yargı davası açılması" kenar

başlıklı 13. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“İdari

eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların idari dava açmadan önce, bu

eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka süretle

öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren

beş yıl içinde ilgili idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini

istemeleri gereklidir. Bu isteklerin kısmen veya tamamen reddi halinde, bu

konudaki işlemin tebliğini izleyen günden itibaren veya istek hakkında altmış

gün içinde cevap verilmediği takdirde bu sürenin bittiği tarihten itibaren,

dava süresi içinde dava açılabilir.”

23. Anayasa Mahkemesinin 25/6/2009 tarihli ve E.2006/79,

K.2009/97 sayılı kararı şöyledir:

"5233 sayılı Yasa, terör eylemleri veya terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının

özellikle yargı yoluna gitmelerine gerek kalmadan, idarece en kısa süre içinde

ve sulh yoluyla karşılanması amacıyla hazırlanmış bir yasadır. Yasa bu yönüyle

zarara uğrayan vatandaş ile devlet arasındaki uyuşmazlıkta yargı yoluna

gidilmeden alternatif bir çözüm yöntemi getirmiştir. Yasakoyucu

bu amaca uygun olarak yargılama hukuku kurallarından farklı hükümler öngörerek

buna ilişkin esasları Yasa'da ayrıntılı olarak kurala bağlamıştır.

...

Terör ve terörle mücadeleden doğan ancak idari

bir eylem veya işlemle nedensellik bağı bulunmayan maddi zararların

karşılanmasına ilişkin 5233 sayılı Yasa'daki düzenlemeler, yasakoyucunun

sosyal hukuk devletinin gereği olarak sorumluluk hukukunun genel ilkelerine

yasayla getirdiği bir istisnadır. İdarenin kusurunun bulunmadığı ancak 'sosyal

risk ilkesi' gereği sulh yoluyla karşılanması gereken zararların nelerden

ibaret olduğunun tespiti, yasakoyucunun takdir

yetkisi içindedir. İtiraz konusu kurallarda yer alan maddi zararların öncelikle

sulh yoluyla karşılanmasına ilişkin hükümlerin bulunmasını bu kapsamda

değerlendirmek gerekir.

5233 sayılı Yasa, idarenin eylem ve işleminin

sonucu olmayan ve herhangibir idari işlem veya

eylemle doğrudan nedensellik bağı da bulunmayan, ancak terör ve terörle mücadele

sırasında meydana gelen zararların da tazmini yolunu açan, bu anlamda idarenin

kusursuz sorumluluk alanını genişleten bir yasadır. Bu Yasa idarenin kusursuz

sorumluluk alanını genişletmekle birlikte, aynı zamanda terör ve terörle

mücadele sırasında meydana gelen zararlardan sadece 'maddi' olan kısmının sulh

yoluyla tazminine ilişkin esas ve usulleri belirlemektedir. Yasa'da bu

zararlardan 'manevi' olan kısmın idareden talep edilemeyeceğine ilişkin bir

hükme yer verilmediği gibi, 12. maddede 'sulh yoluyla çözülemeyen

uyuşmazlıklarda ilgililerin yargı yoluna başvurma hakları saklıdır' denilerek

Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasına paralel bir düzenlemeye yer

verilmiştir. Bu nedenle itiraz konusu ibare, idarenin sorumluluk alanını

daraltan veya idari işlem veya eylemlere karşı yargı yolunu kapatan bir hüküm

içermemektedir."

24. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26/3/2014 tarihli ve

E.2013/1489, K.2014/1219 sayılı ilamının ilgili kısmı şöyledir:

“5233 sayılı Yasa, idarenin terör olaylarına

dayalı kusursuz sorumluluk alanını genişleten, oluşan zararların yargı yoluna

başvurmadan sulh yoluyla ödenmesine öngören, bu yönüyle uyuşmazlığın sadece

maddi zararlara ilişkin kısmının yargı dışı alternatif bir yöntemle

giderilmesini sağlayan, ancak manevi zararların karşılanmasını da engellemeyen

nitelikte bir yasadır.

Nitekim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin

18888/02 nolu başvuruya konu 12/01/2006 günlü Aydın İçyer -

Türkiye kararının 81. paragrafında, 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden

Kaynaklanan Zararların Karşılanması Hakkında Kanunla ilgili olarak 'Tazminat

Kanun’unda yalnız maddi zararlar için tazminat talep etme olanağının bulunduğu

doğru olsa da Kanun’un 12. maddesinin idari mahkemelerde manevi zarar için tazminat

talep etme olanağı verdiği görülmektedir.' ifadesine yer verilmiştir.

Bu durumda, terör olayları nedeniyle meydana

gelen ve sosyal risk ilkesi kapsamında bulunup 5233 sayılı Yasa uyarınca

karşılanmayan ilgililerin ileri sürdükleri manevi zarara bağlı tazminat

taleplerine ilişkin uyuşmazlıklarda, idare hukukunun tazminata ilişkin ilke ve

kuralları çerçevesinde 2577 sayılı Yasanın öngördüğü usullere tabi olarak

manevi tazminat ödenip ödenmeyeceğine ilişkin yargısal incelemesinin yapılması

gerekmektedir.”

25. 5233 sayılı Kanun’un genel gerekçesinde Kanun'un

amaçlarından birinin özetle terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargı

yoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa sürede sulh yoluyla

karşılanması olduğu ifade edilmiştir. Kanun'un 12. maddesinin gerekçesinde ise

sulhun davayı sona erdirici işlem olduğu, sulhname

imzalanmasının dava açılmasını engelleyici olduğu belirtilmiştir.

B. Uluslararası Hukuk

26. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), başvuruya benzer

şekilde terör olaylarından dolayı köyü terke mecbur kalınması nedeniyle

uğranılan zararın tazminine ilişkin sulhname

imzalanmasının ardından köyü terkten önce var olan hayvanlarına ilişkin zararla

manevi zararının tazmin edilmediği iddialarıyla yapılan şikâyetleri kapsayan

bir grup başvuruyu incelediği Akbayır ve

diğerleri/Türkiye (B. No: 30415/08, 28/6/2011) kararında sulhname imzalanmasının taleplerden feragat edilmesini gerektirdiği,

dolayısıyla yerel boyuttaki bu uzlaşmanın tartışmasız olarak ihtilaflı tazminat

hakkında öne sürülen itiraza son verdiği gerekçesiyle başvuruları kabul

edilemez bulmuştur.

27. AİHM, başvuranlar tarafından imzalanan dostane çözüm

beyanlarının (sulhnamelerin) manevi tazminattan söz

etmediğini gözlemlendiğini belirterek dostane çözüme dair bu beyanların(sulhnamenin) ilgili tarafların prosedürü sona erdirmeye

ilişkin açık iradesinin tezahürü olduğunu ifade etmiştir. AİHM; tüm başvuru

sahiplerinin iç hukukta ve AİHM huzurunda avukatlar tarafından temsil

edildiğini, bu hâlde başvuranların hem 5233 sayılı Kanun ve kendi beyanlarının

manevi zarara ilişkin hiçbir talep içermediği iddiasını hem de bu anlaşmaların

sonuçlarından habersiz oldukları iddiasını ileri süremeyeceklerini

belirtmiştir. AİHM'e göre söz konusu düzenleme,

başvuranların prosedürle ilgili her türlü iddiadan feragat etmelerini

gerektirmektedir ve AİHM uluslararası boyutta bu anlaşmanın söz konusu ödemeyle

ilgili anlaşmazlığı tartışmasız bir şekilde sonlandırması nedeniyle

başvuranların şikâyette bulunamayacakları sonucuna ulaşılmıştır (Akbayır ve diğerleri/Türkiye, § 77).

28. AİHM, sürü hayvanlarının farklı türlerine göre besicilikten

elde edilen gelirlerin tazminatının komisyonlarca yanlış değerlendirilmesine

ilişkin şikâyetle ilgili olarak da dostane çözümün kabul edilmesiyle ilgili

yukarıda belirtilen sonuçların da ayrıca bu şikâyete uygulanabilir olduğu

kanaatinde olup AİHM'e göre sulhnamelerin

imzalandığı ve ödemeler gerçekleştiği andan itibaren Avrupa İnsan Hakları

Sözleşmesi (Sözleşme) bağlamında başvuranların mağdur sıfatı yok olmaktadır (Akbayır ve diğerleri / Türkiye, § 78).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

29. Mahkemenin 22/1/2019 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Maddi Zararların Eksik

Tazmin Edildiğine İlişkin Şikâyet Yönünden

a. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

30. Başvurucular 5233 sayılı Kanun kapsamında yapmış oldukları

başvuruların kısmen kabul edilip kısmen reddedildiğini, zararının kabul edilen

kısmı için idare ile sulhname imzalamakla birlikte sulhname dışı bırakılan hayvan zararları ve iki yıllık

eksik süre yönünden dava açtıklarını, nitekim Danıştay Onuncu Dairesinin sulhname dışı bırakılan hususlar için dava açılabileceği

yönünde kararları olduğunu belirterek eksik tazmin nedeniyle mülkiyet hakkının

ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

31. Bakanlık görüşünde Anayasa Mahkemesinin önceki kararlarında

ortaya konulan içtihattan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmadığı

belirtilmiştir.

b. Değerlendirme

32. Başvurucular, terör ve terörle mücadele kapsamında yürütülen

faaliyetler nedeniyle oluşan zararlarının karşılanması amacıyla 5233 sayılı

Kanun kapsamında Komisyona başvurmuş; Komisyon tarafından tespit edilen maddi

zararları öngörülen birim fiyatlara tabi tutularak tazminat miktarı belirlenmiş

(bkz. § 11) ve kararlaştırılan tazminat miktarını içerir sulhname

örneği ile birlikte sulha davet yazısı başvurucular vekiline gönderilmiştir.

Sulh teklifi başvurucular vekili tarafından kabul edilerek başvurucular adına sulhname imzalanmıştır.

33. 5233 sayılı Kanun’un gerek genel gerekçesinden gerekse

içerdiği düzenlemelerden, terör eylemleri ve terörle mücadele kapsamında

yürütülen faaliyetler nedeniyle zarar gören kişilerin maddi zararlarının yargı

yoluna gitmelerine gerek kalmadan idarece en kısa sürede sulh yoluyla

karşılanmasının amaçlandığı, bu çerçevede ilgili hukuk kısmında yer verilen düzenlemelerden

de anlaşılacağı üzere sulhname düzenlenerek

uyuşmazlıkların bir an evvel bitirilmesine özel önem atfedildiği

anlaşılmaktadır.

34. 5233 sayılı Kanun'dan kaynaklı uyuşmazlıklara bakan idare mahkemeleri

ve Danıştay Onbeşinci Dairesi, Kanun'u bu amacını

esas alarak yorumlamış ve sulhname imzalanmasıyla

davacıların uğradıkları zararların tazmin edilmek suretiyle uyuşmazlığın

ortadan kalktığı, dolayısıyla sulhname imzalanmasının

ardından uyuşmazlığın artık yargıya taşınmasının mümkün olmadığı sonucuna

varmışlardır.

35. Sulhname dışı bırakılan bakiye

zarara dair açılan davaların sulhname imzalanmış

olması nedeniyle reddedilmesi yönündeki İdare mahkemeleri ve Danıştayın bu yaklaşımı bireysel başvuru yoluyla Anayasa

Mahkemesine taşınmış ve Mahkeme, -sulhname konusu

paranın ödenmediği iddiasının bulunması durumu hariç- makul bir tazminata

hükmedilmesini temin eden sulhnameyle birlikte

başvurucuların mağdur sıfatının ortadan kalkacağı sonucuna varmıştır. Mahkeme,

mağdur sıfatının ortadan kalkmış olması gerekçesiyle başvuruların kişi

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir (Zübeyit Kaya, B. No: 2013/7674, 21/5/2015, §§

29-43; Faris Arslan, B. No: 2014/1026, 20/5/2015, §§

45-58; Salih Alkan, B. No:

2013/4747, 31/3/2016). Bir başka ifadeyle idare mahkemeleri ve Danıştayın anılan yorumunda mülkiyet hakkı yönünden bir

sorun görülmemiştir.

36. Diğer taraftan Danıştay Onuncu Dairesinin sulhname dışı bırakılan hususlar için dava açılabileceği

yönünde kararlarına rağmen aksi yönde karar verilmesinin mülkiyet hakkını ihlal

ettiği iddiası da daha önce Anayasa Mahkemesi tarafından incelenmiştir. Mahkeme

söz konusu içtihadında,Danıştay dava daireleri

arasındaki iş bölümü kapsamında 5233 sayılı Kanun’dan kaynaklanan davaları ve

temyiz başvurularını inceleme görevi Danıştay Onuncu Dairesine ait iken

Danıştay Genel Kurulunca alınan 25/4/2011 tarihli kararla bu görevin Danıştay Onbeşinci Dairesine devredildiğini, aynı yıl Danıştay Onbeşinci Dairesinin içtihat değişikliğine giderek 5233

sayılı Kanun'un 12. maddesinin madde metni ve gerekçesinden hareketle sulhname imzalanması ile uyuşmazlığın ortadan kalktığından

bakiye zararlar için dava açılamayacağı şeklinde içtihadını oluşturduğunu ve Onbeşinci Dairenin bu içtihadı istikrarlı şekilde

uyguladığının anlaşıldığını belirtmiştir. Anayasa Mahkemesi, derece

mahkemelerince, hukuk kurallarının yorumlanması ve delillerin

değerlendirilmesinde farklılıklar meydana gelmesi ya da önceki çözümün tatminkâr

bulunmaması veya yeni kabul edilmiş bir yasanın yorumlanmasında içtihadın

müstakar hale gelmesi için belli bir zamana ihtiyaç duyulması gibi çeşitli

nedenlerle içtihat değişikliği yaşanabileceğini belirterek söz konusu iddiayı

kabul edilemez bulmuştur (bkz. Ramazan Acar,

B. No: 2013/7939, 15/12/2015; Selvi Ağgül ve diğerleri, B. No: 2013/6201,

21/4/2016).

37. Somut olayda da Anayasa Mahkemesinin anılan içtihatlarından

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır. Şöyle ki olayda, eksik hesaplandığı

iddia edilen zararın miktarı üzerinde başvurucuların idareyle anlaşma sağlamış

ve sulhnameyi imzalamış olmaları sebebiyle maddi

mağduriyetlerinin giderildiği anlaşılmaktadır. Başvurucular, Komisyonun

tespitinde belirlenen ve zararlarının tamamını karşıladığını beyan ettikleri

alacağı tümüyle davalı idareden tahsil ettiklerinden mülkiyet hakkına ilişkin

mağduriyet giderilmiş ve bu hak yönünden mağdurluk statüsü de aynı tarihte sona

ermiştir.Belirtmek gerekir

ki başvurucuar Komisyonun sulhname

teklifini avukatları aracılığıyla kabul etmiş ve sulhnameler

başvurucular adına avukatları tarafından imzalanmıştır. Dolayısıyla

başvurucuların maddi tazminat iddialarını sona erdiren sulhnamenin

bu hukuki sonucundan habersiz oldukları da düşünülemez. Öte yandan başvurucular,

Komisyon tarafından ödenmesine karar verilen tazminat tutarının kendilerine

ödenmediği ya da eksik ödendiği yönünde bir iddiada da bulunmamıştır.

38. Diğer taraftan manevi tazminat, 5233 sayılı Kanun'da

öngörülmediğinden sulhname konusu olamayacağı açık

olup bu kısımda varılan sonuç sadece maddi tazminata ilişkindir. Manevi

tazminat yönünden ayrıca bir değerlendirme yapılacaktır.

39. Açıklanan gerekçelerle eksik maddi tazminattan kaynaklanan

mülkiyet hakkına yönelik şikâyet yönünden başvurucuların mağdurluk statüsünü

kaybettiği anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin kişi

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

2. Manevi Zararların Tazmin Edilmediğine

İlişkin Şikâyet Yönünden

a. Başvurucuların

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

40. Başvurucular, manevi zararlarının tazmin edilmemesi

nedeniyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir.

41. Bakanlık görüşünde, başvurucuların idare mahkemesine

açtıkları davalarda dava dilekçesinde manevi zarara ilişkin taleplerine

yeterince açık şekilde ortaya koymadıkları belirtilmiştir.

b. Değerlendirme

42. 5233 sayılı Kanun kapsamında yapılan başvurularda, manevi

tazminat taleplerinin reddedilmesine ilişkin iddialar daha önce bireysel

başvuruya konu olmuş ve Anayasa Mahkemesinin bu konuda verdiği kararlarında

başvurucuların terör eylemi kapsamında gerçekleşen zararlarının manevi tazminat

ödenmesi ile giderilmesine ilişkin 5233 sayılı Kanun’da hüküm bulunmamakla

birlikte idare hukukunun genel hükümleri kapsamında başvurucuların anılan talep

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir (Özden

Sayar ve Deren Dilara Sayar, B. No: 2013/4022, 13/4/2016, §§ 51-76).

43. Bir başka ifadeyle Anayasa Mahkemesi, 5233 sayılı Kanun'un,

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun verdiği kararlarda (§ 26) da

belirtildiği üzere, maddi zararların özel bir giderim usulü olmakla birlikte

manevi zararların genel hükümlere göre karşılanmasına da engel olmayan bir

kanun olduğunu ve 2577 sayılı Kanun'un 12. ve 13. maddelerinde, idarenin işlem

veya eyleminden kaynaklı olarak hakları ihlal edilenlere tazminat talebinde

bulunabilme imkânı tanındığını belirterek 5233 sayılı Kanun dışında idari yargıda

genel hükümlere başvurularak uğranılan zararın tazmin edilebileceğini

belirtmiştir (Abbas Emre, B. No:

2014/5005, 6/1/2016, § 81).

44. Anılan içtihatlarda ortaya konulduğu üzere 5233 sayılı Kanun

manevi zararların karşılanmasını öngörmemekle birlikte genel hükümlere göre

açılacak tam yargı davasında manevi tazminat istenmesini de engellememektedir.

Bir başka ifadeyle kişiler manevi tazminat taleplerini 5233 sayılı Kanun

kapsamında değil 5233 sayılı Kanun'dan bağımsız olarak tazminat hukukunun genel

prensiplerine göre açacakları davalarda dile getirebilirler.

45. Bu durumda başvurucuların idare mahkemelerinde açtıkları

davaların niteliği ve manevi tazminata ilişkin taleplerini dile getiriliş

biçimleri özel önem taşır. Bir başka deyişle davanın yukarıda belirtilen

içtihada uygun şekilde yani genel hükümler çerçevesinde 2577 sayılı Kanun'un

ilgili maddelerinde belirtilen usullere göre mi açıldığı yoksa manevi tazminat

talebinin 5233 sayılı Kanun'a mı dayandırıldığının ortaya konulması gerekir.

46. Somut olayda başvurucular Komisyon kararının sulhname dışı bırakılan zarar kalemlerine ilişkin kısmının

iptali istemiyle açtıkları davalarda Komisyon tarafından manevi tazminat da

ödenmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Ancak 5233 sayılı Kanun uyarınca kurulan

ve faaliyette bulunan Komisyonun manevi tazminata hükmetmesi beklenemez.

Dolayısıyla başvurucuların Komisyona başvurunun ardından açtıkları davalarını

5233 sayılı Kanun'a dayandırdıkları ve genel hükümlere göre tam yargı davası

açmadıkları anlaşıldığından manevi tazminat isteminin anılan gerekçeyle

reddedilmesinde mülkiyet hakkına yönelik bir ihlal olmadığının açık olduğu

sonucuna varılmıştır.

47. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucuların

İddiaları

48. Başvurucular; mülkten uzak kalınan sürenin eksik

hesaplanması, köyü terkten evvel var olan hayvan varlığına ilişkin iddiaların

dikkate alınmaması, manevi tazminat istemlerinin reddedilmesi nedenleriyle adil

yargılanma hakkının da ihlal edildiğini ileri sürmüşlerdir. Başvurucular ayrıca

5233 sayılı Kanun kapsamında başvurulan idari süreç ve yargılama

prosedürlerinin makul sürede sonuçlandırılmaması nedeniyle makul sürede

yargılanma hakkının ihlal edildiğini iddia etmişlerdir.

2. Değerlendirme

49. Somut olayda sulhname imzalanarak

maddi tazminata ilişkin uyuşmazlığın sona erdirildiğine ilişkin yukarıda

mülkiyet hakkına dair gerekçede belirtilen değerlendirme ve varılan sonuç

gözetildiğinde usul güvencesi olan adil yargılanma hakkı bakımından aynı

şikâyetlerin tekrar incelenmesini gerektiren bir neden bulunmamaktadır. Bu

nedenle başvurucuların bu başlık altındaki mülkiyet hakkı yönünden ileri

sürdükleri benzer mahiyetteki şikayetlerinin incelenmesine gerek görülmemiştir.

50. Diğer taraftan makul sürede yargılanma hakkına ilişkin

şikâyet ise sulhname imzalanmasından bağımsız

olduğundan ve başvurucuların temel şikâyetlerinden ayrıca ele alınabilecek

nitelikte olduğundan makul sürede yargılanma hakkı yönünden inceleme

yapılmıştır.

51. Bireysel başvuru yapıldıktan sonra 31/7/2018 tarihli ve

30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe

giren 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli

ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların

Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

52. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı tarafından

incelenmesi öngörülmüştür.

53. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018,§§

27-36) kararında Anayasa Mahkemesi; yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı ya da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen

bireysel başvurulara ilişkin olarak Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat

Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin yolu ulaşılabilir olma,

başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama kapasitesinin bulunup bulunmadığı

yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini tartışmıştır.

54. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru

yolunun kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması nedenleriyle

ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına makul bir

başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı vetazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel, §§ 27-34). Bu gerekçeler

doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta ulaşılabilir olan ve ihlal

iddialarıyla ilgilibaşarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Adalet Bakanlığı İnsan Hakları

Tazminat Komisyonuna başvuru yolu tüketilmeden yapılan başvurunun

incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna

vararak başvuru yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemezlik

kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36)

55. Mevcut başvuruda söz konusu karardan ayrılmayı gerektiren

bir durum bulunmamaktadır.

56. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez

olduklarına karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Maddi zararların eksik tazmin edildiğine ilişkin iddianın kişi bakımından yetkisizlik nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

2. Manevi zararların tazmin edilmediğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA

22/1/2019 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Mehmet Sadık YAMLI Başvurucular : 1. Hüseyin GÖNEK 2. Şahin TOPRAK Vekilleri : Av. Mehmet Ali KIRDÖK Av. Meral HANBAYAT Av. Ümit SİSLİGÜN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2015/4683, 22 Ocak 2019 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. B. Uluslararası Hukuk
  9. V. İnceleme Ve Gerekçe
  10. A. Mülkiyet Hakkının
  11. B. Makul Sürede
  12. Kabul Edilemez Olduğuna
  13. B. Yargılama giderlerinin başvurucular üzerinde BIRAKILMASINA
  14. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2015/4683
Tarih
22 Ocak 2019

İlgili Kararlar

  • Zeki Parkaz Başvurusu (B. No: 2015/3168)
  • Burak Bayburt ve Zeynep Bayburt Başvurusu (B. No: 2015/12057)
  • Zana Döner Başvurusu (B. No: 2015/5916)
  • İbrahim Soylu Başvurusu (B. No: 2015/14648)
  • Özlem Dertli Başvurusu (B. No: 2015/17535)
  • Nihal Soydan Başvurusu (B. No: 2015/3112)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.