İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hüseyin Gönel Başvurusu (B. No: 2013/2491)

1. Başvurucu, işçilik

Başvuru No2013/2491Tarih17 Temmuz 2014Okuma20 dk · 3.992 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hüseyin Gönel Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2013/2491
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.992 kelime·20 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, işçilik

alacaklarının tahsili amacıyla açtığı davanın sonuçlanmasının yaklaşık 7 yıl

sürmesi ve uzun süren yargılamaya bağlı olarak bir kısım alacaklarının

zamanaşımına uğraması nedenleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüştür.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 15/4/2013

tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 6/6/2013 tarihinde kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. İkinci Bölümün 24/7/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş

için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet Bakanlığı’nın 16/9/2013 tarihli görüş yazısı 24/9/2013 tarihinde başvurucu

vekiline tebliğ edilmiş, başvurucu vekili Adalet Bakanlığı cevabına karşı

beyanlarını yasal süresi içinde 7/10/2013 tarihinde ibraz etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile

ilgili dava dosyasında yer aldığı şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. 1/10/2002 tarihinden beri şoför ve

çiftlik görevlisi olarak çalışan başvurucunun iş akdi, 1/11/2003 tarihinde

işverenin mirasçıları tarafından feshedilmiştir.

8. Başvurucu, kıdem ve ihbar

tazminatları ile yıllık izin, ücret alacağı ve fazla mesai alacaklarının

tahsili amacıyla, 25/4/2006 tarihinde Ankara 4. İş

Mahkemesinde (Mahkeme) alacak davası açmıştır.

9. Mahkemece 20/03/2007

tarihli duruşmada başvurucu vekiline müvekkili ile görüşüp hizmet tespit davası

açıp açmadığı hususunda beyanda bulunması istenmiştir.

10. Başvurucu 30/5/2007

tarihinde Ankara 1. İş Mahkemesinde 2007/422 esasına kayıtlı hizmet tespit

davası açmıştır.

11. Başvurucu 30/5/2007

tarihli duruşmada başka bir mahkemede hizmet tespit davası açtığını Mahkemeye

bildirmiş, Mahkeme aynı tarihli ara kararında dosyanın ilgili Mahkemesinden istenmesine

karar vermiştir.

12. Başvurucu, 27/11/2007 tarihli duruşmada, açtığı hizmet tespit davasının

bekletici mesele yapılmasını Mahkemeden talep etmiş, Mahkeme bu talebi aynı

tarihli kararında kabul etmiş ve sonraki duruşmalarda da aynı şekilde ara

kararlar vermeye devam etmiştir.

13. Ankara 1. İş Mahkemesinin 4/3/2009 tarihli kararıyla başvurucunun 1/1/2002-1/11/2013

tarihleri arasında hizmet akdi ile ve asgari ücretle çalıştığı tespit

edilmiştir.

14. Mahkeme Ankara 1. İş

Mahkemesinde görülen tespit davasının kesinleşmesinden sonra yargılamaya devam

ederek başvurucunun kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, ücret ve fazla

mesai alacaklarının miktarının belirlenmesi için dosyayı bilirkişiye göndermiş,

10/10/2011 tarihinde bilirkişi raporu dosyaya

sunulmuştur.

15. Başvurucu, alacak miktarına

ilişkin 10/10/2011 tarihli bilirkişi raporuna

istinaden 18/10/2011 tarihli dilekçesi ile ıslah talebinde bulunmuştur.

Davalılar ise, 4/11/2011 tarihli dilekçeleriyle, 5

yıllık zamanaşımı süresine tabi alacak kalemleri bakımından zamanaşımı def’i

ileri sürmüşlerdir. Başvurucu ise 22/11/2011 tarihli

duruşmada 1. İş Mahkemesi dosyasının bekletici mesele yapılmış olduğunu bu

nedenle zamanaşımı itirazının yerinde olmadığını ifade etmiştir.

16. Mahkeme, davalıların

zamanaşımı itirazını dikkate alan ek bir rapor düzenlenmesi için dosyayı

yeniden bilirkişiye göndermiş ve 14/12/2011 tarihli ek

bilirkişi raporuyla başvurucunun ücret ve yıllık izin ücreti ile fazla mesai

alacaklarının ıslah edilen kısmının zamanaşımına uğradığı tespit edilmiştir.

17. Mahkeme, 8/5/2012

tarih ve E.2006/315, K.2012/1004 sayılı kararıyla, Ankara 1. İş Mahkemesinin

E.2007/422, K.2009/45 sayılı kesinleşmiş kararına göre başvurucunun

1/10/2002–1/11/2003 tarihleri arasında asgari ücretle toplam bir yıl bir ay

süreyle çalıştığını, iş akdinin işveren tarafından haklı neden olmaksızın

feshedildiğini belirlemiş ve zamanaşımı def’ini dikkate alarak 14/12/2011

tarihli ek bilirkişi raporunda belirlenen miktarlara göre davanın kısmen

kabulüne karar vermiştir.

18. Temyiz incelemesini yapan

Yargıtay 22. Hukuk Dairesi 14/3/2013 tarih ve

E.2012/15864, K.2013/5246 sayılı kararıyla ilk derece mahkemesi kararını

onamış, karar aynı tarihte kesinleşmiştir.

19. Kesinleşen karar başvurucuya

12/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

20. 18/6/1927 tarih ve 1086 sayılı Hukuk

Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 83. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İki taraftan her biri usule mütaallik olarak yaptığı muameleyi tamamen veya kısmen

ıslah edebilir. Aynı davada her taraf ancak bir kere ıslah hakkını

kullanabilir.”

21. 1086 sayılı Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu’nun 84. maddesi şu şekildedir:

“Islah, tahkikata tabi olan davalarda tahkikat

bitinceye kadar ve tabi olmayanlarda muhakemenin hitamına kadar yapılabilir.”

22. 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun 107. maddesi şu şekildedir:

“(1) Davanın açıldığı tarihte alacağın

miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden

beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hallerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi

asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası

açabilir. (2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı

veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda

davacı, iddianın genişletilme yasağına tabi olmaksızın davanın başında

belirtmiş olduğu talebini artırabilir. (3) Ayrıca, kısmi eda davasının

açılabildiği hallerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın

var olduğu kabul edilir.”

23. 6100 sayılı Hukuk

Muhakemeleri Kanunu’nun 177. maddesinin 1. fıkrası şu şekildedir:

“ Islah, tahkikatın sona ermesine kadar

yapılabilir.”

24. 22/5/2003 tarih ve 4857 sayılı İş

Kanunu’nun 32. maddesinin son fıkrası şu şekildedir:

“Ücret alacaklarında zamanaşımı süresi beş

yıldır.”

25. 4857 sayılı Kanunun 59.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş sözleşmesinin, herhangi bir nedenle sona

ermesi halinde işçinin hak kazanıp da kullanmadığı yıllık izin sürelerine ait

ücreti, sözleşmenin sona erdiği tarihteki ücreti üzerinden kendisine veya hak

sahiplerine ödenir. Bu ücrete ilişkin zamanaşımı iş sözleşmesinin sona erdiği

tarihten itibaren başlar.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

26. Mahkemenin 17/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun

15/4/2013 tarih ve 2013/2491 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği

düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

27. Başvurucu, işçilik

alacaklarının tahsili amacıyla açtığı davanın, makul süre sınırını aşarak

yaklaşık 7 yılda tamamlandığını ve uzun süren yargılama sebebiyle bir kısım

alacaklarının zamanaşımına uğradığını belirterek adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş, alacaklarının zamanaşımına uğraması nedeniyle oluşan

maddi kayıplar için 10.000,00 TL maddi tazminat ve yargılamanın uzun sürmesi

dolayısıyla yaşamış olduğu mağduriyetten dolayı 20.000,00 TL manevi tazminat

taleplerinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

28. Başvurucunun şikâyetleri

açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi bu şikâyetler için diğer kabul

edilemezlik nedenlerinden herhangi biri de bulunmamaktadır. Bu nedenle, başvuru

hakkında kabul edilebilirlik kararı verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Mahkemeye Erişim Hakkı Yönünden

29. Başvurucunun yargılamanın

uzun sürmesi nedeniyle bazı alacaklarının zamanaşımına uğradığını ve buna bağlı

olarak adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Başvurucunun

bu iddiası mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmiştir.

30. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında; mahkemeye erişim hakkının mutlak bir hak olmayıp sınırlamalara tabi

olduğunu ancak sınırlamaların hakkın özüne zarar verecek nitelikte olmaması

gerektiği belirtildikten sonra, ıslah ile dava konusunun artırılması halinde

artırılan kısım için zamanaşımının hangi tarihte kesileceği konusunda açık bir

düzenleme bulunmadığı ve bu konuyla ilgili çeşitli yaklaşımların bulunduğunu,

Yargıtay Genel Kurulu kararına göre dava konusunun artırılmasının kısmi ıslah

niteliğinde olması nedeniyle ıslah edilen kısma ilişkin dava zamanaşımının

ancak ıslah tarihinde kesileceğini, bu nedenle ıslah edilen kısma ilişkin

zamanaşımı defi ileri sürülebileceğini belirterek, somut olayda Yargıtay 22.

Hukuk Dairesinin zamanaşımının sadece dava edilen miktar için kesildiğini kabul

ettiğini, başvuruya konu davanın kıdem ve ihbar tazminatı, yıllık izin, ücret

ve fazla mesai alacaklarının tahsiline ilişkin olduğu ve bu alacakların davanın

açıldığı tarihte hesaplanabilir nitelikte olduğunu, başvurucunun avukatının bu

alacak miktarlarını kaba hatlarıyla hesaplaması gerektiğini belirterek

mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediği yönünde görüş bildirilmiştir.

31. Başvurucu, Adalet

Bakanlığının görüşüne karşı beyanında başvuru dilekçesindeki ifadelerini

yinelemiştir.

32. Başvurucunun uzun süren

yargılama nedeniyle bir kısım alacaklarının ıslah tarihi itibariyle

zamanaşımına uğradığı şikâyetinin mahkemeye erişim hakkı kapsamında incelenmesi

gerekir.

33. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

34. Sözleşme’nin “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini istemek hakkına sahiptir. …”

35. Adil yargılanma hakkının en

temel unsurlarından biri olan mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı mahkeme

önüne taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına gelmektedir. (B. No: 2012/791, 7/11/2013,

§ 52). AHİM, mahkemeye etkili erişim hakkını “hukukun

üstünlüğü” ilkesinin temel unsurlarından biri olarak kabul etmekte

ve mahkemeye etkili erişim hakkının, mahkemeye başvuru konusunda tutarlı bir

sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin mahkemeye ulaşmada açık,

pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını gerektirdiğini ifade etmektedir. Bu

sebeple hukuki belirsizliklerin ya da uygulamadaki belirsizliklerin tarafların

mahkemeye erişimine zarar verdiği durumlarda bu hakkın ihlâl edildiğine karar

verilmektedir (Geffre/Fransa, B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34).

36. Mahkemeye erişim hakkı,

kural olarak mutlak bir hak olmayıp, sınırlandırılabilen bir haktır. Bununla

birlikte getirilecek sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek şekilde

kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve başvurucu üzerinde

ağır bir yük oluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013,

§ 38). Devletler bir davanın açılabilirliğine ilişkin

olarak takdir hakları gereği bazı sınırlamalar getirebilir ve bu davalar

niteliği gereği düzenleyici işlemlere konu olabilir. Bununla birlikte, bu

sınırlamalar dava açmak isteyen bir kişinin mahkemeye erişim hakkının özüne

zarar verecek seviyeye ulaşmamalıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Edificaciones March Gallego

S.A./İspanya, B. No: 28028/95, 19/2/1998, §

34 ve Rodríguez Valín/İspanya,

B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22)

37. Belli bir hakkın mahkemede

ileri sürülebilmesi ya da hak arama hürriyeti kapsamında bir davanın

açılabilmesi için öngörülecek süreler hukuk güvenliği ilkesi gereği olup, adil

yargılama hakkının ihlali olarak değerlendirilemez. Anılan süreler,

mahkemelerin zamanın geçmesi nedeniyle güvenilirliği kalmayan, eksik ya da

ulaşılması zor kanıtlara dayanarak uzak geçmişte meydana gelmiş olaylar hakkında

karar vermelerini istemekle oluşabilecek adaletsizliklerin önüne geçmek ve

hukuk güvenliğini sağlamak gibi önemli ve meşru amaçlara hizmet ederler. Süre

sınırlaması getiren bu müdahaleler, devletin takdir yetkisi içinde olup,

ulaşılmak istenen meşru amaçla orantılı oldukça ve hakkın özünü zedelemedikçe

Anayasa'da yer alan hak arama hürriyetini engellemiş sayılmazlar. (Stubbings ve Diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:

22083/93; 22095/93 § 51, 22/10/1996)

38. Bunun yanında bir mahkemeye

başvuru hakkının yasal bir takım şartlara tabi tutulması kabul edilebilir olsa

da, mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan âdil yargılanma hakkını

ihlâl edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından

düzenlenen usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı

gevşeklikten kaçınmalıdırlar (Walchli/Fransa,

B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29).

39. Başvuruya konu dava 1086

sayılı Kanunu’nun yürürlükte olduğu zamanda açılmış ve 6100 sayılı Kanun

yürürlüğe girdikten sonra sonuçlanmıştır. 1086 sayılı Mülga Kanun’un ıslah

yoluyla netice-i talebin artırılamayacağını düzenleyen 87. maddesinin son

cümlesinin Anayasa Mahkemesinin 20/7/1999 tarih ve E.1999/1,

K.1999/33 sayılı kararı ile iptal edilmesi sonucunda ıslah yolu ile dava

konusunun artırılması mümkün hale gelmiştir.

40. 6100 sayılı Kanun’un 107.

maddesi ile 1086 sayılı Kanun’da düzenlenmeyen yeni bir dava çeşidi olarak “Belirsiz alacak davası” düzenlenmiştir.

Buna göre, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve

kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun

imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da

değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilecektir. Alacak

miktarının tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı,

iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş

olduğu talebini artırabilecektir. Madde gerekçesinde belirsiz alacak davasının

özellikle, zararın baştan belirlenemediği, ancak bir incelemeden sonra tam

olarak tespit edilebileceği tazminat taleplerinde uygulanabilir olduğu

belirtilmektedir. Söz konusu inceleme büyük oranda bilirkişi incelemesine

işaret etmektedir.

41. 1086 sayılı Kanun’da

belirsiz alacak davası düzenlenmediğinden uygulamada bilirkişi raporu

sonrasında tespit edilen tutar üzerinden ek dava açılması söz konusu iken,

Anayasa Mahkemesinin iptal kararı sonrasında ek dava açılması yerine ıslah

yoluyla dava konusunun bilirkişi raporu doğrultusunda talebin artırılması

yoluna gidilmekte idi.

42. Somut olayda başvurucu

fazlaya ilişkin haklarını saklı tutmak suretiyle, ihbar tazminatı, yıllık izin

ücreti, ücret alacağı ve fazla mesai kalemlerinin her biri için 100’er TL

alacak talebinin iş akdinin sona erdiği tarihten itibaren işleyecek en yüksek

mevduat faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 10/10/2011 tarihli bilirkişi raporunda tespit edilen alacak

miktarlarına istinaden başvurucu 18/10/2011 tarihinde ıslah talebinde bulunmuş,

davalı taraf ise 4/11/2011 tarihli dilekçesi ile ıslah edilen kısma ilişkin

zamanaşımı def’i ileri sürmüştür. İleri sürülen zamanaşımı def’i sonrasında

istenen ek bilirkişi raporuna göre, ihbar ve kıdem tazminatı için zamanaşımı

süresi 10 yıl olduğundan 1/11/2003 yılında sona eren

iş akdi bakımından bu alacakların zamanaşımına uğramadıkları ancak zamanaşımı

süreleri 5 yıl olan yıllık izin, ücret alacağı ve fazla mesai alacaklarının

zamanaşımına uğradıkları doğrultusunda ek bilirkişi raporu düzenlenmiştir.

Mahkeme, ek bilirkişi raporu doğrultusunda davanın kısmen kabulüne karar

vererek zamanaşımına uğrayan alacak kalemleri için dava dilekçesindeki talep

miktarlarını esas alarak karar vermiştir.

43. Bu durumda başvurucunun dava

tarihinde talep etmediği alacaklarını ıslah edebildiği, ancak davalının zaman

aşımı def’ini ileri sürmesiyle Mahkemenin 5 yıllık zamanaşımı süresi dolan

alacakları yönünden ıslah talebini reddettiği anlaşılmaktadır.

44. 6100 sayılı Kanun’da

düzenlenen belirsiz alacak davasının koşullarından birinin, davanın açıldığı

tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak

belirleyebilmesinin alacaklıdan beklenememesi veya imkânsız olması olduğundan,

belirsiz alacak davasına ilişkin içtihatlar alacağın miktarının dava tarihinde

hesaplanmasının mümkün olup olmadığı konusunda kullanılabilecek kriterleri sunmaktadır.

45. “Fazla

mesai ve kıdem tazminatı istemi için talep konusunun miktarının taraflar

arasında tartışmasız veya açıkça belirli olduğundan söz edilmesi mümkün

değildir. İşçilik alacaklarının özelliği de dikkate alınarak, bu alacaklarda,

talep konusunun miktarının taraflar arasında tartışmasız veya açıkça belirli

olduğunu söylemek mutlak olarak doğru olmadığı gibi, aksinin kabulü de doğru

değildir. Bu nedenle, talep konusu işçilik alacakları belirli olup olmadığının

somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi ve sonuca gidilmesi daha doğru

olacaktır.”(Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu, E.2012/9-838, K.2012/715, 17/10/2012)

46. Zamanaşımı def’i ile ilgili

olarak ise Yargıtay Hukuk Genel Kurulu bir kararında, müddeabihin

artırılmasının kısmi ıslah olarak kabul edilmesi sebebiyle ıslah edilen kısma ilişkin

zamanaşımının ancak ıslah tarihinde kesileceği, bu nedenle de bu kısma ilişkin

olarak zamanaşımı def’inin ileri sürülebileceğini belirtmiştir (E.2012/4-824,

K.2013/305, 06/03/2013). Somut başvuruya konu davanın

temyiz incelemesini yapan Yargıtay 22. Hukuk Dairesinin görüşü de bu yöndedir.

47. Somut başvuruya konu dava

kıdem ve ihbar tazminatları, yıllık izin, ücret ve fazla mesai alacaklarına

ilişkindir. Yargıtay içtihatlarında, işçi alacaklarına ilişkin miktarlar

davanın açıldığı tarihte tam ve kesin olarak tespiti mümkün olup olmadığının

somut olayın özelliğine göre değerlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir. Teknik ve hukuki uzmanlık gerektiren

hesaplamalar yapması her durumda beklenmemekle beraber, başvurucunun hizmet

akdi ile ne kadar süre ile çalıştığını bilmesi gerektiği açıktır. Niteliği

itibarıyla somut davaya konu alacakların dava açıldığı tarih itibarıyla ilgili

mevzuata göre en azından hukuken daha altında ücret kabul edilmeyen asgari

ücret rakamları üzerinden hesaplaması mümkün görünmektedir.

48. Islah edilen alacakla ilgili

olarak ise; zamanaşımı konusundaki genel hükümler, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu

ve iş davalarına bakan Yargıtay dairesinin zaman aşımı def’inin ileri

sürülebileceği konusundaki içtihatları avukatla temsil edilen başvurucu için

hukuki durumun önceden bilinemeyecek şekilde bir hukuki belirsizlik

taşımadığını göstermektedir.

49. Ayrıca zamanaşımına sebep

olan unsurlar ayrı ayrı ele alındığında, öncelikle 5 yıllık zamanaşımı

süresinin geçmesinde en büyük payın başvurucuya ait olduğu görülmektedir. Zira

başvurucu iş akdi 1/11/2003 tarihinde feshedildiği

halde alacak davasını 25/4/2006 tarihinde yani yaklaşık 2 yıl 6 ay sonra dava

açarak zamanaşımı süresinin yarısının geçmesine sebep olmuştur. Bunun yanında

başvurucu çalıştığı hizmet süresinin tespiti amacıyla başka bir mahkemede dava

açarak sonucunun beklenmesini her duruşmada Mahkemeden istemiştir. Başvurucunun hukuki yardım aldığı ve hizmet tespit davasının diğer

dava için zamanaşımı süresini durdurduğuna dair bir yasa hükmünün bulunmadığı

gözetildiğinde hizmet tespit davası açmış olması aynı ilişkiden doğan diğer

davasını takip etmeyi engelleyen bir durum olmayıp, başvurucunun davasını takip

ederek zamanaşımına uğramaması için gereken özeni gösterme sorumluluğu dava

süresince devam etmektedir.

50. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan “mahkemeye erişim hakkının” ihlal

edilmediğine karar verilmesi gerekir.

b. Makul Sürede Yargılanma Hakkı

51. Başvurucu, işçilik

alacaklarının tahsili amacıyla açtığı davanın, makul süre sınırını aşarak

yaklaşık 7 yılda tamamlanması nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

52. Adalet Bakanlığı görüşünde,

yargılama süresinin makul olup olmadığını incelerken her olayın kendine özgü

koşullarını, davanın karmaşık olup olmadığını, yargılama süresince tarafların

gösterdiği davranışlar ve yetkili makamların tutumlarını, davanın başvurucu

açısından taşıdığı önem gibi hususları dikkate alındığını belirtmiş, somut

başvuruda davanın yaklaşık yedi yıl sürdüğünü ve yargılamanın uzun sürmesinde

başvurucu tarafça ara kararların yerine getirilmemesi, ek süre istenmesi ve

mazeret dilekçesi vermesi hususlarının da etkili olduğu belirtilmekle birlikte,

asıl uzamaya neden olan faktörün başvurucunun açtığı hizmet tespit davasının

bekletici mesele yapılması olduğu ifade edilmiş, başvurucunun yargılama

süresinin uzun olduğuna yönelik şikâyetleri incelenirken bu hususların da göz

önünde bulundurulması gerektiği yönünde beyanda bulunulmuştur.

53. Başvurucu, Adalet

Bakanlığının görüşüne karşı beyanında, başvuru dilekçesindeki beyanlarını

yinelemiştir.

54. Anayasa’nın 36. maddesinin “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı

birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

55. AİHS’nin “Adil yargılanma hakkı” başlıklı 6.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar … konusunda karar

verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından

davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak görülmesini

isteme hakkına sahiptir …”

56. Somut başvurunun dayanağını

oluşturan makul sürede yargılanma hakkı, adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil olup, Anayasa’nın 141. maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi

gereği, bu hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği

açıktır (Bkz., B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 39).

Başvuru konusu olayda, kıdem ve ihbar tazminatları ile yıllık izin, ücret ve

fazla mesai alacaklarının tahsili amacıyla açılan davanın yargılamasının,

medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda kuşku

bulunmamaktadır.

57. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/673, 19/12/2013, § 27).

58. Makul süre incelemesinde;

yargılamaya intikal eden maddi vakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava

malzemesinin veya uygulanacak hukuk kurallarının karmaşık olması; tarafların

genel olarak yargılama sürecindeki tutumu, yargılama sürecinin uzamasındaki

etkisi ve usuli haklarını kullanırken gereken dikkat

ve özeni gösterip göstermedikleri; yargı makamları yanında dava süreciyle

ilgili kamu gücü kullanan tüm devlet organlarına atfedilebilir yapısal sorunlar

ve organizasyon eksikliğinden kaynaklanan bir gecikme olup olmadığı ve

yargılamanın süratle sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilip

gösterilmediği; başvurucu için hukuki korumanın bir an önce

gerçekleştirilmesindeki yararının ne olduğu gibi davanın niteliği ve niceliğine

ilişkin birçok hususun birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekmektedir

(B. No: 2013/772, 7/11/2013, § 58)

59. Kanun koyucu iş hukukunun

çalışanı koruyucu niteliğini ve iş davalarının özelliklerini dikkate alarak

genel mahkemeler dışında özel bir iş yargılaması sistemi oluşturmuş ve iş

davalarının konunun uzmanı mahkemelerce mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz

bir biçimde sonuçlandırılmasını amaçlamıştır. Bu doğrultuda 5521 sayılı

Kanun’da, yazılı yargılama usulüne göre daha çabuk sonuçlanması amacıyla iş

mahkemelerinde sözlü yargılama usulünün uygulanacağı öngörülmüş ve başvurucunun

açtığı hizmet tespiti davasında da bu hüküm uyarınca, 6100 sayılı Kanun’un

yürürlüğe girdiği tarih olan 1/10/2011 tarihine kadar

1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun 473 ila 491. maddelerinde

düzenlenen sözlü yargılama usulü uygulanmıştır (B. No: 2013/3442, 20/3/2014, §

39).

60. 6100 sayılı Kanun’un 30.

maddesinde uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiş, bu

amaçla 6100 sayılı Kanun’un 447. maddesiyle daha önce yürürlüğe girmiş olan

kanunlarda yer alan sözlü ve seri yargılama usulleri kaldırılmış ve bunun

yerine iş hukuku uyuşmazlıklarına da uygulanmak üzere basit yargılama usulü

getirilmiştir. Bu durumda hizmet tespiti davalarında takip edilmesi gereken

yargılama usulü de 6100 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği 1/10/2011

tarihinden itibaren basit yargılama usulü olmuştur (B. No: 2013/772, 7/11/2013,

§ 64).

61. Somut başvuruda makul süre

incelemesi yapılırken işçilik alacağı davasının başvurucu için taşıdığı değer

ve başvurucunun kişisel yararı göz önünde bulundurularak, yargılama sürecindeki

gecikmeler ve gecikmeye neden olan unsurlar ile bunların gecikmedeki toplam

etkisinin tespiti gerekmektedir.

62. Başvuruya konu süreç, dava

tarihi olan 25/4/2006 tarihinde başlamış, Yargıtay 22.

Hukuk Dairesinin 14/3/2013 tarihli onama kararı ile sona ermiştir. Bu durumda

yargılama süreci yaklaşık 7 yıl sürmüştür. Yargılama sürecinin yaklaşık 6

yıllık kısmı ilk derece yargılamasında geçerken 1 yıllık kısmı ise kanun yolu

incelemesinde geçmiştir. İlk derece yargılaması toplam 22 celseden oluşmaktadır

ve celse araları ortalama 3 aydır.

63. İlk derece yargılamasının 27/11/2007 tarihli duruşmadan 20/07/2010 tarihli duruşmaya

kadar yaklaşık 2 yıl 8 aylık kısmının başvurunun açtığı hizmet tespit davasının

sonucunun beklenilmesi için geçtiği anlaşılmakla birlikte yargılamanın

uzamasının tek sebebinin bu olmadığı görülmektedir.

64. Mahkemece 20/7/2010

tarihinde yapılan duruşmada dosyanın bilirkişiye gönderilmesi kararı verilerek

4 ay sonraya duruşma günü verilmiş olmasına rağmen 4 ay sonra yapılan duruşmada

dosyanın bilirkişi incelemesine gönderilmediği anlaşılmış, bunun üzerine

mahkeme, bilirkişiye göndermeyi ertelemiş ve tanıkların dinlenmesi sonrasında

gönderilmesi kararı almıştır. Tanıkların dinlenmesi aşamasının tamamlanmasından

sonra dosyanın bilirkişiye gönderildiği ve 10/10/2011

tarihli bilirkişi raporunun 7 ay sonra geldiği de göz önünde bulundurulduğunda

dosyanın bilirkişiye geç gönderilmesi ve bilirkişi raporunun hazırlanmasının

gecikmesi de yargılama süresinin uzamasında bir etkendir.

65. Ayrıca gerek idari birimlere

gerekse diğer mahkemelerin Mahkemenin yazdığı müzekkerelere zamanında cevap

vermemesi ve talimatların zamanında yerine getirilmemesi ve bu nedenle

Mahkemenin delil ve tanık ifadelerini toplamada gecikmesi de yargılamanın

uzamasına sebep olmuştur.

66. Başvurucu vekilinin 20/3/2007 tarihli duruşmada alınan 1 No.lu ara kararın

yerine getirilmemesi, 31/5/2007 tarihli duruşmada ise önceki duruşmada alınan

ara kararın gereğini yerine getirmek için süre istemesi, 25/3/2008 ve

10/12/2009 tarihli duruşmalarda mahkemeye mazeret dilekçesi vermesi yargılama

sürecinin uzamasına etki etse de bu etkinin yaklaşık 7 yıl süren yargılamada

süresi içinde önemli yer tutmadığı anlaşılmıştır.

67. Başvurunun konusu davada yargılamanın

makul süreyi aşarak yaklaşık 7 yılda tamamlanmasının temel nedenlerinin duruşma

aralıklarının uzun tutulması, tespit davasının bekletici mesele yapılarak

sonucunun beklenmesi, bilirkişiye dosyanın geç gönderilmesi, Mahkemece gerek

idari birimlere gerekse diğer mahkemelere yazılan müzekkere ve talimatların

gereğinin zamanında yerine getirilmemesidir.

68. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, başvuruya konu hizmet tespiti davası; delillerin toplanmasında ve

tanıklara ulaşmada karşılaşılan ve devletin sorumluluğunda olan zorluklar

dışında (Bkz., B. No: 2013/3442, 20/3/2014, § 44, 45) hukuki

meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların karmaşıklığı, delillerin

toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf ve tanık sayısı gibi kriterler

dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır.

69. Adalet Bakanlığı görüşünde,

işçilik alacaklarının tahsili istemiyle açılan alacak davasının 7 yıla yakın

bir sürede karara bağlanmasının en büyük nedeninin tespit davasının bekletici

mesele yapılması olduğunu belirtmiş olsa da bu sürenin toplam yargılama

süresinin % 40’lık bir kısmını oluşturduğu görülmektedir. Yargıtay’ın hizmet

tespiti davasının işçilik alacakları istemli açılan davalarda bekletici mesele

yapılması gerekliliğine ilişkin kararları olmakla birlikte (Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, E.2006/6640,

K.2006/27071, 16/10/2006), yargılama sürecinin kalan

kısmı ve uzamaya neden olan sebepler ile iş ilişkisinden kaynaklanan

uyuşmazlıkların niteliği, başvurucu açısından taşıdığı değer ve başvurucunun

davadaki menfaati dikkate alındığında, yaklaşık 7 yıl süren davanın makul

sürede tamamlanmadığı sonucuna varılmıştır.

70. Açıklanan nedenlerle,

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan “makul sürede yargılanma hakkı”nın ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

71. Başvurucu, mahkemeye erişim

ve makul sürede yargılanma haklarının ihlal edildiğini belirterek 10.000,00 TL

maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

72. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar” kenar başlıklı 50. maddesi

şöyledir:

“(1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal

edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemez.

(2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.

…”

73. Başvurucu başvuruya konu iş

mahkemesinde görülen işçilik alacağı davasının uzun sürmesi nedeniyle bazı

alacaklarının zamanaşımına uğradığını iddia ederek maddi tazminat talep etmişse

de başvurucunun makul süre dışındaki, bu şikâyeti hakkında ihlal olmadığı

yönünde karar verilmiştir. Başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan makul

sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği tespit edilmiş olmakla beraber,

tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar arasında illiyet bağı

bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat talebinin reddine

karar verilmesi gerekir.

74. Başvuruya konu iş

mahkemesinde görülen işçilik alacağı davasının, başvurucunun kişisel yararı ve

davanın başvurucu için taşıdığı değer de göz önünde bulundurulduğunda, yaklaşık

yedi yıl sürmesi sebebiyle başvurucuya yalnızca ihlal tespitiyle

giderilemeyecek olan manevi zararı karşılığında takdiren

6.500,00 TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

75. Başvurucu tarafından yapılan

ve dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,38 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurunun KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılamanın makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

D. Başvurucuya takdiren 6.500,00 TL

manevi TAZMİNATÖDENMESİNE, başvurucunun tazminata ilişkin diğer taleplerinin

REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

H. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

17/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Raportör : Selami ER Başvurucu : Hüseyin GÖNEL Temsilci : Av. Mustafa ŞENGÜL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/2491, 17 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 47792/99, 11/10/2001, § 22)
  16. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye
  17. D. Başvurucuya takdiren 6.500,00 TL
  18. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/2491
Tarih
17 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • Bilal Karhan Başvurusu (B. No: 2014/3895)
  • Mansur Yavaş ve Cumhuriyet Halk Partisi Başvurusu (B. No: 2014/5425)
  • Nejdet Atalay Başvurusu (B. No: 2014/184)
  • İbrahim Can Kişi Başvurusu (B. No: 2012/1052)
  • Mahmut Tanal Başvurusu (B. No: 2014/11438)
  • Bekir Resuloğlu Başvurusu (B. No: 2013/3253)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.