İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İbrahim Can Kişi Başvurusu (B. No: 2012/1052)

1. Başvurucu, Askeri Yüksek İdare

Başvuru No2012/1052Tarih23 Temmuz 2014Okuma15 dk · 2.980 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İbrahim Can Kişi Başvurusu

Karar tarihi
23 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2012/1052
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

2.980 kelime·15 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, Askeri Yüksek İdare

Mahkemesinde (AYİM) görülen tam yargı davası kapsamında bilirkişi raporu ile

tespit edilen maddi zararını öğrendikten sonra talep sonucuna ilişkin ıslah

talebinin kabul edilmemesi ile hak ettiği maddi tazminatın önemli bir kısmından

mahrum kaldığını ve bu nedenle adil yargılanma, mülkiyet ve etkili başvuru

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talebinde bulunmuştur.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 12/12/2012 tarihinde

Anayasa Mahkemesine doğrudan yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinde Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı

tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 26/9/2013

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından

yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm tarafından 7/1/2014

tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş için Adalet

Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 7/1/2014

tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, yazılı görüşünü 6/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Bakanlık görüş yazısı, başvurucuya 14/3/2014

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu Bakanlık görüşüne cevaplarını içeren

dilekçesini 19/3/2014 tarihinde sunmuştur.

III. OLAYLAR VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru dilekçesi ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, askerlik yükümlülüğünü yerine getirmek üzere 27/5/2009 tarihinde acemi eğitim birliğine katılmış, burada

eğitimini tamamlamasının ardından 16/9/2009 tarihinde Van ili Özalp ilçesindeki

6. Hudut Alayı 2. Hudut Taburu 7. Hudut Bölük Komutanlığı emrine verilmiştir.

9. Başvurucu, anılan askeri birlikteki görevine devam

ederken 9/8/2010 tarihinde 03:00 ilâ 05:00 saatleri

arasındaki nöbet görevi sırasında gözünde acı ve görme bozukluğu şikâyetiyle

amirlerine müracaat etmesi üzerine, ertesi gün bağlı bulundukları Tabur

Komutanlığı revirine gönderilmiş, burada yapılan muayenesi sonucunda Van Asker

Hastanesine sevk edilmiştir.

10. Başvurucunun 11/8/2010 tarihinde

Van Asker Hastanesinde yapılan muayenesi sonucunda “sol gözde minimal vitre içi hemoraji-sol makülopati” teşhisi konulmuş ve ileri tetkik ve

tedavi için Ankara Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA) Hastanesine sevk

edilmiştir.

11. Başvurucu, askerlik görevine ilişkin süreyi tamamladığı 25/8/2010 tarihinde terhis edilmiştir.

12. Ankara GATA Hastanesinde yapılan muayene ve tedavi işlemleri

sonucunda 28/12/2010 tarihli tabip raporu ile

başvurucunun sol gözünün 0,2 düzeyinde görebildiği tespit edilerek “sol göz moküler hol”

tanısı ile üç ayda bir kontrol önerilmiş ve “Durumu

A/9 F-1'e uyar. Askerliğe elverişlidir. Komando ve askeri şoför olamaz.

Kıtasına taburcusu uygundur.” sonucuna ulaşıldığı tespit edilmiştir.

13. Başvurucu, 4/1/2011 tarihinde

Milli Savunma Bakanlığına başvuruda bulunarak tazminat talep etmiştir. 60

günlük kanuni süre içerisinde idarenin cevap vermemesi üzerine başvurucu, 17/3/2011 tarihinde adli yardım talebiyle tam yargı davası

açmıştır.

14. AYİM İkinci Dairesinin 30/3/2011

tarih ve E.2011/478, K.2011/433 sayılı kararıyla başvurucunun adli yardım

talebinin kabulüne, 4/7/1972 tarih ve 1602 sayılı Askeri Yüksek İdare Mahkemesi

Kanunu'nun 45. maddesinin (B) bendi gereğince dava dilekçesinin reddine karar

verilmiştir.

15. Bu karar üzerine 28/4/2011

tarihinde AYİM’e sunulan yenilenmiş dava dilekçesi

ile başvurucunun sol güzünde meydana gelen %80 oranındaki görme kaybının davalı

idarenin hizmet kusuru sonucu meydana geldiği iddiası ile başvurucu lehine

50.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi; diğer davacılar (başvurucunun anne

ve babası) lehine ayrı ayrı 2.500,00 TL manevi tazminat talep edilmiştir.

16. GATA Adli Tıp Ana Bilim Dalı Başkanlığı tarafından

yapılan muayene sonucunda başvurucunun sol gözündeki fonksiyonel kaybın duyu ve

organlarından birinin işlevinin tamamen yitimi niteliğinde olduğu, %23,2

oranında meslekte kazanma gücünü kaybettiği tespit edilmiştir. Aynı kurumun Göz

Hastalıkları Ana Bilim Dalı öğretim üyesince düzenlenen görüş yazısında ise

başvurucunun gözünde meydana gelen hasarın yeni gelişen akut bir durum olduğu,

buna yol açan sebebin ise termal ya da künt bir travma olabileceği bildirilmiştir.

17. AYİM’e sunulan 5/3/2012

tarihli bilirkişi raporu ile başvurucunun %23,2 olarak tespit edilen

maluliyetine ilişkin olarak 96.249,00 TL maddi tazminat ödenmesi gerektiği

mütalaasında bulunulmuştur.

18. Başvurucu,16/3/2012 tarihli

dilekçe ile maddi tazminat talebini 96.249,00 TL ve manevi tazminat talebini

ise 15.000,00 TL olarak ıslah etmek istediğini Yüksek Mahkemeye bildirmiştir.

19. AYİM İkinci Dairesinin 4/4/2012

tarihli kararı ile başvurucunun askerlik görevi sırasında oluşan maluliyetinin

idarenin hizmet kusurundan kaynaklandığı sonucuna ulaşılarak başvurucuya

50.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminat verilmesine, dava tarihinden

ödeme tarihine kadar yıllık %9 oranında hesaplanacak kanuni faiz yürütülmesine,

diğer davacıların (başvurucunun anne ve babası) manevi tazminat taleplerinin

reddine, başvurucudan alınan 210,00 TL bilirkişi ücretinin davalı idare

tarafından başvurucuya ödenmesine oy çokluğuyla karar verilmiştir.

20. Aynı kararda 1602 sayılı Kanun’un

46. maddesinin dördüncü fıkrasındaki “taraflar

sürenin geçmesinden sonra verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere

dayanarak hak iddia edemezler” kuralı gereğince, idari yargıda iddia

ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi yasağı bulunduğu ve davacıların

süresi dışında talep sonucunu ıslah yoluyla arttırmalarının mümkün olmadığı

gerekçeleriyle başvurucunun ıslah talebinin reddine karar verilmiştir.

21. Başvurucu 21/6/2012 tarihli

dilekçe ile AYİM kararına karşı karar düzeltme yoluna başvurmuş olup, AYİM

İkinci Dairesinin 14/11/2012 tarih ve E.2012/565, K.2012/1031 sayılı kararı ile

karar düzeltme talebinin reddine karar verilmiştir. Bu karar başvurucuya 29/11/2012 tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

22. 11/4/2013 tarih ve 6459 sayılı İnsan Hakları

ve İfade Özgürlüğü Bağlamında Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair

Kanun’un 1. maddesi ile değişik 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü

fıkrası şöyledir:

“Taraflar sürenin geçmesinden sonra

verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler.

(Ek cümle: 11/4/2013-6459/1 md.)

Ancak, tam yargı davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya

diğer usul kuralları gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı

ödenmek suretiyle bir defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın

artırılmasına ilişkin dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa

tebliğ edilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

23. Mahkemenin 23/7/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 12/12/2012 tarih ve 2012/1052 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

24. Başvurucu, AYİM’de

açtığı tam yargı davasının yargılaması kapsamında, davaya konu gerçek zararı

öğrenmesini müteakiben maddi tazminata ilişkin talep sonucunu ıslah yoluyla

arttırdığını, AYİM’in idari yargıdaki talep sonucunu

değiştirme yasağını gerekçe göstererek bu talebini kabul etmeyip, dava

dilekçesinde talep edilen miktar olan 50.000,00 TL tazminata hükmettiğini, bu

şekilde hak ettiği tazminatın sadece yarısına kavuşabildiğini, bu şekilde adil

yargılanma, mülkiyet ve etkili başvuru haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş

ve tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

25. Anayasa Mahkemesi, başvurucu tarafından yapılan hukuki

nitelendirme ile bağlı olmaksızın, olay ve olguların hukuki tavsifini kendisi

takdir eder. Buna göre başvurucunun şikâyetinin özü, yargılama sırasında alınan

bilirkişi raporunda belirlenen tazminat alacağı miktarının dava açarken talep

ettiğinden fazla olan kısmını talep edememesi veya bir mahkeme önüne

götürememesine, dolayısıyla, adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer

alan mahkemeye erişim hakkına ilişkindir. Bu nedenle, Anayasa’nın 35. ve 40. maddeleri

çerçevesinde ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek görülmemiştir.

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

26. Asker kişilerin, askeri idarenin eylem ve işlemlerinden

doğan kişisel zararlarının tazmininin, Anayasa ve Sözleşme’de

düzenlenen adil yargılanma hakkının koruma alanı kapsamında yer aldığı

konusunda tereddüt yoktur (B. No: 2012/791, 7/11/2013,

§§ 26-30).

27. Açıklanan nedenlerle, açıkça dayanaktan yoksun olmayan ve

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden bulunmayan

başvurunun, kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

28. Bakanlık görüş yazısında, AİHM içtihatlarına atıf

yapılarak, özellikle tazminat davalarında yargılamanın uzun sürdüğü durumlarda,

alacaklı miktarın dengelenmesi bakımından öngörülen gecikme faizinin enflasyon

oranı karşısında yetersiz kalması sonucu takdir edilen tazminatın hatırı

sayılır ölçüde değer kaybına uğramasının Sözleşme’nin ihlali olarak

nitelendirildiği, bu durumun ise meydana gelen zarar ile takdir edilen tazminat

arasında gözetilmesi gereken adil dengenin sağlanması bakımından sakıncalar

doğuracağı, bu sakıncanın giderilebilmesi için iç hukuk sisteminde dava

açılması sırasında dava dilekçesinde belirlenen meblağın ıslah işleminde olduğu

gibi yeniden değerlendirilmesini yargılama aşamasında talep edebilme olanağının

ilgililere sağlanmasının gerekli olduğu, 30/4/2013

tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe

giren 6459 sayılı Kanunla idari yargılama usulüne ıslah müessesinin dâhil

edilmesi ile yapısal sorunun çözüme kavuşturulduğu bildirilmiştir.

29. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı beyan dilekçesinde,

uğradığı zararın gerçek miktarının yargılama safhasında 5/3/2012

tarihli bilirkişi incelemesi ile ortaya çıktığını, müteakip ıslah talebinin

ilgili Kanun hükmü gereğince reddedildiğini, bu nedenle gerçek zararının

karşılanmadığını, karardan yaklaşık altı ay sonra bu sorunun çözümüne yönelik

kanuni düzenleme yapılarak olası ihlallerin önünün kesildiğini, bu şekilde bu

durumun hak ihlali oluşturduğunun kabul edilmiş olduğunu, ancak karar

kesinleştikten sonra yapılan bu düzenlemeden yararlanarak oluşan zararının

karşılanmasının mümkün olmadığını, sonuç olarak uğradığı zararın 41.249,00 TL

olduğunu bildirmiştir.

30. Mahkemeye erişim hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde

düzenlenen adil yargılanma hakkının güvenceleri arasında yer almaktadır (B. No:

2012/144, 2/10/2013, § 28; B. No: 2012/791, 7/11/2013,

§ 51; B. No: 2012/1061, 21/11/2013, § 28; B. No: 2013/711, 3/4/2014, § 41).

31. Mahkemeye erişim hakkı, bir uyuşmazlığı ve uyuşmazlık

kapsamında bir talebi, mahkeme önüne taşıyabilmek ve bunların etkili bir

şekilde karara bağlanmasını isteyebilmek anlamına gelmektedir. Kişinin

mahkemeye başvurmasını engelleyen veya mahkeme kararını (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 52) ya da kişinin bizatihi mahkemeye başvurmuş

olmasını anlamsız hale getiren sınırlamalar, mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebilir.

32. Mahkemeye etkili erişim hakkı, mahkemeye başvuru

konusunda tutarlı bir sistemin var olmasını ve dava açmak isteyen kişilerin

mahkemeye ulaşmada açık, pratik ve etkili fırsatlara sahip olmasını

gerektirmektedir. Özellikle hukuki belirsizlikler ya da uygulamadaki

belirsizlikler kişilerin mahkemeye erişim hakkını ihlâl edebilmektedir (Aynı

yöndeki AİHM kararı için bkz. Geffre/Fransa,

B. No: 51307/99, 23/1/2003, § 34). Bu nedenle,

mahkemeler usul kurallarını uygularken bir yandan âdil yargılanma hakkını ihlâl

edebilecek aşırı şekilcilikten, diğer yandan da yasalar tarafından düzenlenen

usul kurallarının ortadan kaldırılması sonucunu doğurabilecek aşırı

gevşeklikten kaçınmalıdırlar (Aynı yöndeki AİHM kararı için bkz. Walchli/Fransa, B. No: 35787/03, 26/7/2007, § 29; Eşim/Türkiye,

B.No: 59601/09, 17/9/2013, § 21).

33. Anayasa’nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte, bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı sınırları

bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede herhangi bir

sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da, Anayasa’nın başka maddelerinde yer

alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması da mümkün olabilir. Dava

açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir kısım

düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları ortaya

koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak bu

sınırlamalar Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz

(AYM, E.2010/83, K.2012/169, K.T. 1/11/2012).

34. Anayasa’nın “Temel hak

ve hürriyetlerin sınırlanması” kenar başlıklı 13. maddesine göre

temel hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’nın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Ayrıca bu sınırlamalar, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum

düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.

35. AİHM de mahkemeye erişim hakkının

dayanağı olan Sözleşme’nin 6. maddesinde adil yargılanma hakkın

sınırlandırılması rejimi düzenlenmemiş olmasına rağmen, bunun hiçbir surette

mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılamayacağı anlamını taşımadığını, hakkın

niteliği gereği, mahkemeye erişim konusunda devletin bir takım sınırlama ve

düzenlemeler yapmasının kaçınılmaz olduğunu ve bu nedenle sözleşmeci

devletlerin bu konuda bir takdir alanına sahip olduklarını kabul etmektedir. Ancak, bu sınırlamaların hakkın

özüne zarar vermeyecek nitelikte, meşru bir amaca dayalı ve kullanılan aracın

sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile bireyin

hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey

aleyhine katlanılması zor külfetler yüklenmemiş olması gerekir (bkz. Ashingdane/Birleşik Krallık, B. No: 8225/78, 28/5/1985, § 57; García Manibardo/İspanya, B. No:

38695/97, 15/2/2000, § 36; Sabri

Güneş/Türkiye, B. No: 27396/06, 24/5/2011, § 56).

36. Sonuç itibariyle mutlak olmayan ve sınırlandırılabilen

mahkemeye erişim hakkına ilişkin sınırlandırmaların, hakkın özünü zedeleyecek

şekilde kısıtlamaması, meşru bir amaç izlemesi, açık ve ölçülü olması ve

başvurucu üzerinde ağır bir yük oluşturmaması gerekir (B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).

37. Dava açılması konusundaki kısıtlamalar, kural olarak

mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil eder. Bu kısıtlamalar, süre ve benzeri

bir takım usuli şartlar öngörülerek doğrudan doğruya

olabileceği gibi, mahkeme önünde devam eden bir davanın taraflarının, dava

konusu hak veya menfaate yönelik tasarruflarının sınırlandırılması şeklinde de

tezahür edebilir. Bir tazminat veya tam yargı davasına konu olan alacağa

ilişkin talep miktarının, yargılama safahatı kapsamında arttırılamaması

nedeniyle, alacağın belirli bir kısmına erişilememiş olması da, belirtilen

anlamda dava açılması ile ilgili bir kısıtlama olarak, mahkemeye erişim hakkı

kapsamında incelenmesi gerekli olan bir konudur.

38. Tazminat alacağının miktarı, ancak bilirkişi incelemesi

ve benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi çerçevesinde

belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği gereği, hak

kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak bilinmesi veya

öngörülmesi mümkün değildir. Dava açılması aşamasında karşı karşıya kalınan bu

belirsizliğin, talep miktarının sonradan düzeltilmesi (ıslah) yoluyla aşılması

da 30/4/2013 tarihi öncesinde 1602 sayılı Kanun gereği

mümkün değildir (B. No: 2012/791, 7/11/2013, § 56). Buna göre, hak kaybına

uğramaması bakımından davacı tarafın, dava devam ederken, talep sonucunu ıslah

etme ihtiyacının doğması kaçınılmazdır.

39. Somut olayda başvurucu, maruz kaldığı maluliyet nedeniyle

50.000,00 TL maddi ve 20.000,00 TL manevi tazminat talep etmiştir. Yargılama

kapsamında alınan bilirkişi raporunda, başvurucuya 96.249,00 TL maddi tazminat

ödenmesi gerektiği mütalaasında bulunulmuştur. Bu şekilde, hak ettiği maddi

tazminat miktarının, talep ettiğinden fazla olduğunu öğrenen başvurucu, maddi

tazminat talebini 96.249,00 TL ve manevi tazminat talebini ise 15.000,00 TL

olarak ıslah etmek istediğini Yüksek Mahkemeye bildirmiştir. AYİM, başvurucunun

ıslah taleplerini 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fıkrası

gereğince, idari yargıda iddia ve savunmanın değiştirilmesi ve genişletilmesi

yasağı bulunduğu ve davacıların süresi dışında talep sonucunu ıslah yoluyla

arttırmalarının mümkün olmadığı gerekçeleriyle reddetmiş ve dava dilekçesinde

talep edilen miktarları esas alarak karar vermiştir. Başvurucunun, talebini

güncelleyememesi ile tazminat alacağının belirli bir miktarından mahrum kalmış

olmasının, mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale oluşturduğu açık olup,

1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fıkrası, bu müdahalenin dayanağını

teşkil etmektedir.

40. 1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fırkasında,

“Taraflar sürenin geçmesinden sonra

verecekleri savunmalara veya ikinci dilekçelere dayanarak hak iddia edemezler.”

ifadesi hükme bağlanmıştır. Her ne kadar aynı fıkraya 6459 sayılı Kanun’un 1.

maddesi ile eklenen “Ancak, tam yargı

davalarında dava dilekçesinde belirtilen miktar, süre veya diğer usul kuralları

gözetilmeksizin nihai karar verilinceye kadar, harcı ödenmek suretiyle bir

defaya mahsus olmak üzere artırılabilir ve miktarın artırılmasına ilişkin

dilekçe otuz gün içinde cevap verilmek üzere karşı tarafa tebliğ edilir.”

cümlesi ile tam yargı davaları bakımından bir istisna öngörülerek, dava

dilekçesinde talep edilen miktarın bir defaya mahsus olmak üzere arttırılmasına

imkan tanınmışsa da, başvuruya konu AYİM kararı 14/11/2012

tarihinde kesinleşmiş olup, başvurucunun 30/4/2013 tarihinde yürürlüğe giren bu

düzenlemeden yararlanması da mümkün olmamıştır.

41. Adil yargılanma hakkı, demokratik hukuk devletinin

vazgeçilmez unsurlarından biri olup, tüm bireyler açısından mümkün olan en

geniş şekilde güvence altına alınmalıdır. Diğer taraftan hukuki eylem, işlem ve

kuralların sürekli dava tehdidi altında bulunması hukuk devletinin unsurları

olan hukuki istikrar ve hukuki güvenlik ilkeleriyle bağdaşmaz. Bu nedenle hak

arama özgürlüğü ile hukuki istikrar ve hukuki güvenlik gerekleri arasında makul

bir denge gözetilmelidir (AYM, E.2010/83, K.2012/169, K.T. 1/11/2012).

1602 sayılı Kanun’un 46. maddesinin dördüncü fırkasındaki düzenleme ile askeri

idare aleyhine açılan davaların ve bu davalar kapsamında sunulan taleplerin

disipline edilmesinin hedeflendiği, daha ciddi takip edilmeleri sağlanarak

davaların sürüncemede kalması ve belirsizliklerin önlenmesinin amaçlandığı

anlaşılmaktadır. Anayasa’nın 141. maddesinin dördüncü fıkrasındaki davaların en

az giderle ve mümkün olan süratle sonuçlandırılması bağlamında

değerlendirilebilecek bu amaçların meşru olduğu açıktır.

42. Hakkın özü, dokunulduğunda söz konusu temel hak ve

özgürlüğü anlamsız kılan asli çekirdeği ifade etmekte olup, bu yönüyle her

temel hak açısından kişiye dokunulmaz asgari bir alan güvencesi sağlamaktadır.

Bu çerçevede, hakkın kullanılmasını önemli ölçüde güçleştiren, hakkı

kullanılamaz hale getiren veya ortadan kaldıran sınırlamaların, hakkın özüne

dokunduğu kabul edilmelidir (AYM, E.2002/112, K.2003/33, K.T. 10/4/2003). Ölçülülük ilkesinin amacı da, temel hak ve

özgürlüklerin gereğinden fazla sınırlandırılmasının önlenmesidir. Anayasa

Mahkemesi kararları uyarınca ölçülülük ilkesi, sınırlama için kullanılan aracın

sınırlama amacını gerçekleştirmeye uygun olmasını ifade eden elverişlilik,

sınırlayıcı önlemin sınırlama amacına ulaşmak bakımından zorunlu olmasına

işaret eden zorunluluk ve araçla amacın orantısız bir ölçü içinde bulunmaması ile

sınırlamanın ölçüsüz bir yükümlülük getirmemesini deyimleyen

oranlılık unsurlarını içermektedir (AYM, E.2012/100, K.2013/84, K.T. 4/7/2013).

43. Bu noktada, belirtilen ölçütlere

riayetle bir sınırlandırma yapılıp yapılmadığının tespiti için, müdahale teşkil

ettiği ve mahkemeye erişim hakkının ihlalini sonuçladığı

iddia edilen önlemin temelini oluşturan meşru amaç karşısında, bireye düşen

fedakârlığın ağırlığının göz önünde bulundurulması ve gözetilen kamusal yararın

gerekleri ile bireyin temel hakkının korunması arasında adil bir dengenin

kurulup kurulmadığının belirlenmesi zorunludur. Anayasa’nın 13. maddesi vasıtasıyla

Anayasa’da yer alan tüm temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması hususunda

geçerli olan bu denge, mahkemeye erişim hakkının sınırlandırılmasında da göz

önünde bulundurulmalıdır.

44. Somut başvuruya konu yargılamada ıslaha yönelik talep

hakkı kısıtlanan başvurucu, bilirkişi tarafından hesaplanan 96.249,00 TL maddi

tazminatın ancak 50.000,00 TL’lık kısmına

kavuşabilmiştir. Bu şekilde tazminat alacağının kayda değer bir kısmından

mahrum kalan ve lehine adli yardım kararı verilmiş olması itibarıyla maddi

durumunun elverişsiz olduğu anlaşılan başvurucunun, katlanmak zorunda

bırakıldığı külfetin, hedeflenen meşru amaçlarla orantısız olduğu; dolayısıyla

müdahalenin ölçülü olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

45. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine

karar verilmesi gerekir.

C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

46. Başvurucu, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması

bakımından, 41.249,00 TL zararının tazminini talep etmiştir.

47. Bakanlık, Anayasa Mahkemesinin benzer başvurularda

verdiği ihlal kararlarında hükmettiği tazminat miktarları çerçevesinde

hakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesinin yerinde olacağı yönünde

görüş bildirmiştir.

48. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

49. Somut başvuru açısından, başvurucunun ıslah talebinin

dikkate alınmadığı AYİM kararı sonucunda başvurucunun, tazminat alacağının

belirli bir bölümünden mahrum kaldığı ve bu nedenle mahkemeye erişim hakkının

ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır. Tespit edilen ihlal sonucunda

başvurucunun, 41.249,00 TL tutarında maddi zarara uğradığı açık olup, maddi

zararla sınırlı olan ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması bakımından

yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar görülmemiştir. Bu nedenle ihlalin

sonuçlarının ortadan kaldırılması için başvurucuya 41.249,00 TL maddi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

50. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 172,50 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

nedenlerle;

A. Başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği yönündeki iddiasının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye

erişim hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 41.249,00 TL maddi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 172,50 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.672,50 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

23/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Raportör : Recep ÜNAL Başvurucu : İbrahim Can KİŞİ Vekili : Av. Vefa TOKLU

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2012/1052, 23 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olaylar Ve
  7. Olgular
  8. A. Olaylar
  9. B. İlgili Hukuk
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun
  13. B. Değerlendirme
  14. C. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden
  15. A. Başvurucunun, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan
  16. B. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye
  17. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2012/1052
Tarih
23 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • Mahmut Tanal Başvurusu (B. No: 2014/11438)
  • Bekir Resuloğlu Başvurusu (B. No: 2013/3253)
  • Mehmet Yiğiner Başvurusu (B. No: 2014/1944)
  • Emine Sağırlıbaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9793)
  • Turgut Ketken Başvurusu (B. No: 2012/1006)
  • Hatice Can Başvurusu (B. No: 2013/9782)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.