İçeriğe geç
AC
Birinci Bölüm Başvuru No: 2013/9782 Tarih:

Hatice Can Başvurusu (B. No: 2013/9782)

Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

TÜRKİYE CUMHURİYETİ

ANAYASA MAHKEMESİ

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

HATİCE CAN BAŞVURUSU

(Başvuru Numarası: 2013/9782)

Karar Tarihi: 17/7/2014

BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, mahkeme kararı

ile hüküm altına alınan alacağın geç ödenmesi ve faiz oranının enflasyon

oranının altında kalması nedeniyle Anayasa’nın 35., 36. ve 138. maddelerinde

tanımlanan haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüş, tazminat talebinde

bulunmuştur.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 23/12/2013

tarihinde Nizip 1. Asliye Hukuk Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve

eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına

engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Üçüncü

Komisyonunca, 23/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

4. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

5. Başvurucu tarafından,

Gaziantep ili, Nizip ilçesi, Keklik köyünde bulunan 101 ada 306 parsel sayılı

taşınmazına takdir edilen kamulaştırma bedelinin arttırılması için Nizip Asliye

Hukuk Mahkemesinde dava açılmıştır. Mahkemenin 3/2/1999 tarih ve E.1998/1864,

K.1999/230 sayılı kararı ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, kararın

temyizi üzerine Yargıtay 5. Hukuk Dairesinin 27/12/1999 tarih ve E.1999/19423,

K.1999/21523 sayılı kararı ile onanarak kesinleşmiştir.

6. Mahkeme tarafından

hükmedilen kamulaştırma bedelinin 3.369,20 TL'lik kısmı (yasal faiziyle

birlikte) başvurucuya 2/8/2001 tarihinde ödenmiştir. Başvurucu, geriye kalan

alacaklarının tahsili amacıyla Nizip İcra Dairesine başvurarak ilamlı icra

takibinde bulunmuş, takip üzerine başvurucuya 22/12/2009 tarihinde alacağın son

kısmı olarak 939,28 TL ödenmiştir.

7. Başvurucu, yukarıda

belirtilen Mahkeme kararında adil yargılanma ve mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini belirterek,faiz başlangıç tarihinin

kararın kesinleşme tarihi esas alınarak yıllık enflasyon oranlarında

belirlenmesi gerekirken yasal faize hükmedilmesi nedeniyle uğradığını ileri

sürdüğü maddi zarara karşılık 2.000 Avro, kararın geç icra edilmesi nedeniyle

uğradığını ileri sürdüğü manevi zarara karşılık 1.000 Avro ve yaptığı yargılama

giderleri nedeniyle uğradığını ileri sürdüğü zarara karşılık 1.000 Avro

tazminatın ödenmesi istemiyle 25/1/2010 tarihinde 7434/10 başvuru numarasıyla

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuru yapmıştır. AİHM, yapılan bu

başvuru hakkında halen karar vermiş değildir.

8. 9/1/2013 tarih ve 6384

sayılı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat

Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair Kanun’un yürürlüğe girmesinin ardından

başvurucu, 7/3/2013 tarihinde Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu

Başkanlığına (Komisyon) başvuru yaparak, AİHM başvuru formuna atıfla, aynı

taleplerinin 6384 sayılı Kanun hükümlerine göre sonuçlandırılmasını istemiştir.

9. Komisyon, 29/8/2013 tarih ve

K.2013/421 sayılı kararıyla, başvurucunun “kesinleşmiş

mahkeme kararının süresinde icra edilmesini isteme hakkının” ihlal

edildiğinin anlaşıldığı, buna göre, AİHM’in konuya

ilişkin yerleşik içtihatları göz önünde bulundurularak, hakkaniyet ölçüsünde ve

taleple bağlı kalınarak takdiren toplam 2.700,00

TL’nin 6384 sayılı Kanun'un 7. maddesi gereğince tazminat olarak ödenmesine,

Komisyonun 6384 sayılı Kanun'un kapsamını düzenleyen 2. maddesi gereğince,

yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmaması ve mahkeme kararlarının icra

edilmemesi veya geç ya da eksik icra edilmesine yönelik iddiaları incelemekle

yetkili olduğu belirtilerek, başvurucu tarafından dilekçede yer verilen diğer

ihlal iddiası ve talepleri yönünden yetkisizlik nedeniyle “karar verilmesine yer olmadığına” karar

vermiştir

10. Başvurucu bu karara karşı

Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz etmiş ve AİHM’e

yaptığı başvurudaki taleplerini yinelemiştir.

11. Ankara Bölge İdare Mahkemesi

6/11/2013 tarih ve İ.2013/157, K.2013/133 sayılı kararı ile itirazın reddine

karar vermiştir.

12. Karar, başvurucuya 5/12/2013

tarihinde tebliğ edilmiştir.

B. İlgili

Hukuk

13. 6384 sayılı Kanun’un 1., 2.,

4., 6., 7. ve 8. maddeleri şöyledir:

“Amaç

MADDE 1 – (1) Bu Kanunun amacı, Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenmek suretiyle çözümüne dair

esas ve usullerin belirlenmesidir.

Kapsam

MADDE 2 – (1) Bu Kanun;

a) Ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile

özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı,

b) Mahkeme kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği,

iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılmış

başvuruları kapsar.

(2) Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Türkiye'nin taraf

olduğu ek protokoller kapsamında korunan haklara ilişkin Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesinin yerleşik içtihatları doğrultusunda Ülkemiz aleyhine verilen ihlal

kararlarının yoğunluğu dikkate alınmak suretiyle, Adalet Bakanlığınca teklif

edilecek diğer ihlal alanları bakımından da Bakanlar Kurulu kararıyla bu Kanun

hükümleri uygulanabilir.

(3) İdari nitelikteki soruşturmalardan kaynaklanan

başvurular hakkında bu Kanun hükümleri uygulanmaz.

…

Komisyon ve çalışma esasları

MADDE 4 – (1) Bu Kanun kapsamında yapılacak müracaatlar

hakkında karar vermek üzere Bakanlığın merkez, bağlı ve ilgili kuruluşlarında

çalışan hâkim ve savcılar arasından Adalet Bakanı tarafından atanacak dört kişi

ile Maliye Bakanı tarafından Maliye Bakanlığı personeli arasından atanacak bir

kişiden oluşan toplam beş kişilik bir Komisyon kurulur. Komisyon Başkanı bu

üyeler arasından Adalet Bakanı tarafından seçilir.

(2) 9 uncu madde hükmü saklı kalmak üzere Komisyon

üyelerine, müracaatlar sonuçlandırılıncaya kadar başka bir görev verilmez.

(3) Komisyon, üye sayısının salt çoğunluğuyla toplanır ve

toplantıya katılanların salt çoğunluğuyla karar verir.

(4) Komisyonun sekretarya hizmetleri Bakanlık tarafından

yürütülür.

(5) Kamu kurum ve kuruluşları ile yargı mercileri,

Komisyonun görevi kapsamında ihtiyaç duyduğu her türlü bilgi ve belgeyi

gecikmeksizin Komisyona göndermek zorundadır.

…

Müracaatın reddi

MADDE 6 – (1) Komisyon;

a) Müracaat konusu başvurunun, Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesince öngörülen iç hukuk yollarının tüketilmesi koşulu dışındaki diğer

kabul edilebilirlik şartlarını taşımadığını,

b) Komisyona süresinde müracaat edilmediğini,

c) Müracaat edenin hukuki menfaati olmadığını,

ç) Müracaatın 2 nci

madde kapsamına girmediğini,

tespit ederse müracaatı reddeder.

Müracaat hakkında karar ve karara itiraz

MADDE 7 – (1) Komisyon, müracaat hakkında dokuz ay içinde

karar vermek zorundadır.

(2) Komisyon, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin emsal

kararlarını da gözetmek suretiyle müracaat konusunda gerekçeli olarak karar

verir.

(3) Komisyon kararlarına karşı tebliğ tarihinden itibaren on

beş gün içinde Komisyon aracılığıyla Ankara Bölge İdare Mahkemesine itiraz

edilebilir. İtiraz dilekçesi müracaata ilişkin diğer tüm belgelerle birlikte

derhal itiraz merciine gönderilir. Bu itiraz öncelikli işlerden sayılarak üç ay

içinde karara bağlanır. Mahkeme tarafından Komisyon kararı yerinde görülmezse

işin esası hakkında karar verilir. İtiraz üzerine verilen kararlar kesindir.

(4) Ödenmesine karar verilen tazminat, kararın

kesinleşmesinden itibaren üç ay içinde Bakanlık tarafından ödenir. Ödemeye

ilişkin düzenlenecek kâğıtlar damga vergisinden, yapılacak işlemler harçlardan

müstesnadır.

Kararın ilgili adli veya idari mercie bildirimi

MADDE 8 – (1) Komisyona yapılan müracaat sonucunda

Komisyonun kesinleşen kararlarının bir örneği müracaata konu işlemin yapıldığı

adli veya idari mercie gönderilir.

(2) Müracaata konu işlem henüz sonuçlandırılmamışsa ilgili

adli veya idari merci tarafından bu işlem ivedilikle sonuçlandırılır.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

14. Mahkemenin 17/7/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 23/12/2013 tarih ve 2013/9782

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

15. Başvurucu, kesinleşmiş mahkeme

kararında belirlenen alacağın çok uzun süre sonra ödendiğini ve bu durum

nedeniyle Anayasa’nın 36. maddesinde düzenlenen “adil yargılanma hakkının” ve Anayasa’nın 138. maddesinin

ihlal edildiği, kamulaştırma artırım bedelinin bir kısmının mahkeme kararının

kesinleşmesinden yaklaşık 1,5 yıl sonra, geri kalan kısmının ise yaklaşık 10

yıl sonra ödendiğini, yasal faizin enflasyon oranı karşısında çok düşük

kaldığını ve 6384 sayılı Kanun yürürlüğe girmemiş olsaydı AİHM’in

önceki kararlarını da emsal almak suretiyle bu konuda tazminata hükmedeceğini

belirterek Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen “mülkiyet hakkının” ihlal edildiğini ileri sürmüş, maddi ve

manevi tazminat talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

16. Başvuru dilekçesinde,

başvurucu, adil yargılanma hakkının ve mülkiyet hakkının ihlal edilmesinden

şikâyet etmektedir. Bu sebeple başvurucunun iddiaları iki ayrı şikâyet

çerçevesinde değerlendirilmiştir. Bunun yanında 6384 sayılı Kanun ile

oluşturulan yeni iç hukuk yolunun, konu ve zaman bakımından Anayasa

Mahkemesinin yetkisinde olup olmadığının ortaya konulması gerekmektedir.

1. Konu ve

Zaman Bakımından Yetki

17. Sözleşme’nin 46. maddesi

bağlamında AİHM, Türkiye’nin en geç kararın kesinleşmesini takip eden bir yıl

içinde Sözleşme’nin 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve 13. maddesi

bağlamındaki makul süre aşımı şikâyetleri hakkında yeterli ve uygun bir tatmin

sağlayabilecek bir iç hukuk yolu oluşturması gerektiğine karar vermiştir. AİHM

bu iç hukuk yolunun, kendisine sunulacak olan benzer başvuruların yığılmasını

engellemek amacıyla, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunun açılması

tarihine kadar yapılacak olan ve kendi önünde halen derdest olan başvurularla

ilgili olduğunu da vurgulamıştır (Ümmühan

Kaplan/Türkiye, B. No: 24240/07, 20/3/2012, § 75).

18. 6384 sayılı Kanun, AİHM’e yapılmış bazı başvuruların tazminat ödenmek

suretiyle çözümüne dair esas ve usullerin belirlenmesi amacıyla kabul

edilmiştir. Kanun, ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar ile özel

hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı, mahkeme kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da

hiç icra edilmediği iddiasıyla AİHM’e yapılmış

başvurular ile Sözleşme ve Türkiye'nin taraf olduğu ek protokoller kapsamında

korunan haklara ilişkin AİHM’in yerleşik içtihatları

doğrultusunda Türkiye aleyhine verilen ihlal kararlarının yoğunluğu dikkate

alınmak suretiyle, Bakanlar Kurulu tarafından kabul edilen diğer ihlal

alanlarını kapsamaktadır.

19. Bu Kanun ile kurulan

Komisyon, başvurunun, AİHM’ce öngörülen iç hukuk

yollarının tüketilmesi koşulu dışındaki diğer kabul edilebilirlik şartlarını

taşıyıp taşımadığını, süresinde başvuru yapılıp yapılmadığını, başvuranın

hukuki menfaatinin olup olmadığını veya başvurunun Kanun’un 2. maddesi

kapsamına girip girmediğini ilk başta inceleyecek ve şartları taşımayan

başvuruları reddedecektir.

20. Bu durumda, 6384 sayılı

Kanun ile getirilen ve AİHM’in de tüketilmesi gereken

bir iç hukuk yolu olarak kabul ettiği Komisyon’un görev alanına giren

hususlarda aldığı karara karşı Ankara Bölge İdare Mahkemesine yapılan itiraz

üzerine verilen kararın ardından süresi içinde Anayasa Mahkemesine yapılan

başvurular, başvuruya konu kamu gücü işlem, eylem ve ihmali 23/9/2012 tarihinden

önce kesinleşmiş olsalar da 6384 sayılı Kanun ile getirilen sistemin iç hukuk

yolu olarak kabul edilmesi nedeniyle bu Kanun uyarınca Komisyonun yetki alanına

giren şikayetler bakımından Anayasa Mahkemesinin konu ve zaman bakımından

yetkisi dâhilinde olduğunun kabul edilmesi gerekir (B. No: 2013/9785,

17/7/2014, § § 18-30).

2. Mahkeme

Kararının Geç İcra Edildiği İddiası Yönünden

21. Başvurucu, kesinleşmiş

mahkeme kararında belirlenen alacağın çok uzun süre sonra ödenmesi nedeniyle

Anayasa’nın 36. ve 138. maddelerinin ihlal edildiğini ileri sürmektedir.

22. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin

kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine

başvurabilir. Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının tüketilmiş

olması şarttır.”

23. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı

45. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve

özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf

olduğu protokoller kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal

edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir.”

24. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar”

kenar başlıklı 46. maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuru ancak ihlale yol açtığı ileri sürülen

işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle güncel ve kişisel bir hakkı doğrudan

etkilenenler tarafından yapılabilir.

25. Anayasa’nın 148. maddesinin

üçüncü ve 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin (1) numaralı fıkraları uyarınca,

Anayasa’da güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi ve buna ek Türkiye’nin taraf olduğu protokoller kapsamındaki

herhangi birinin kamu gücü tarafından ihlal edildiğini iddia eden herkese

Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapma hakkı tanınmıştır (B. No: 2012/22,

25/12/2012, § 24).

26. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuru hakkına sahip olanlar”

başlıklı 46. maddesinde kimlerin bireysel başvuru yapabileceği sayılmış olup,

anılan maddenin (1) numaralı fıkrasına göre; bir kişinin Anayasa Mahkemesine

bireysel başvuruda bulunabilmesi için üç temel ön koşulun birlikte bulunması

gerekmektedir. Bu önkoşullar, başvuruya konu edilen ve ihlale yol açtığı ileri

sürülen kamu gücü eylem veya işleminden ya da ihmalinden dolayı, başvurucunun “güncel bir hakkının ihlal edilmesi”, bu

ihlalden dolayı kişinin “kişisel olarak”

ve “doğrudan” etkilenmiş olması

ve bunların sonucunda başvurucunun kendisinin “mağdur”

olduğunu ileri sürmesi gerekir (B. No: 2013/6179, 20/3/2014, § 24).

27. AİHM, Sözleşme’nin 34.

maddesinde yer alan“mağdur” kelimesi ile ihtilaf konusu eylem ya da

ihmalden doğrudan etkilenen kişinin kast edildiğini belirtmektedir (Brumarescu/Romanya [BD], B. No: 28342/95,

28/10/1999, § 50).

28. Başvuru konusu olayda,

başvurucunun kamulaştırma bedelinin artırılması için açtığı dava 27/12/1999

tarihinde kesinleşmiş, Mahkeme tarafından hükmedilen kamulaştırma bedelinin 3.369,20

TL'lik kısmı (yasal faiziyle birlikte) başvurana 2/8/2001 tarihinde ödenmiş,

geriye kalan alacaklarının tahsili amacıyla başvurucu icra takibinde bulunmuş,

takip üzerine başvurana 22/12/2009 tarihinde alacağın son kısmı olan 939,28 TL

ödenmiştir. Başvuran, kararın geç icra edilmesi nedeniyle uğradığını ileri

sürdüğü manevi zarara karşılık 1.000 Avro tazminatın ödenmesi istemiyle

25/1/2010 tarihinde 7434/10 başvuru numarasıyla AİHM’e

başvurmuş, başvurusu incelenme aşamasında iken 6384 sayılı Kanun yürürlüğe

girmiş ve başvurucu AİHM’e yaptığı başvuru ve

taleplerini 6384 sayılı Kanun uyarınca kurulan Komisyona iletmiştir. Komisyon

29/8/2013 tarihli kararı ile “kesinleşmiş

mahkeme kararının süresinde icra edilmesini isteme hakkının” ihlal

edildiğini tespit etmiş ve karar tarihindeki kur üzerinde 1000 Avro karşılığı

2.700 TL’nin takdiren başvurucuya ödenmesine karar

vermiştir. Başvurucu tarafından karara karşı yapılan itiraz Ankara Bölge İdare

Mahkemesince reddedilmiştir.

29. 6384 sayılı Kanun uyarınca

kurulan Komisyon, mahkeme kararının geç icra edilmesi nedeniyle başvurucunun

hak ihlaline uğradığını tespit etmiş ve uğranılan hak ihlali nedeniyle talep

edilen tazminat miktarının tamamının ödenmesine karar vermiş, bu karara karşı

yapılan itiraz başvurusu da reddedilmiştir.

30. Buna karşılık başvurucu,

6384 sayılı Kanun ile oluşturulan iç hukuk yolunun AİHM’in

Ümmühan Kaplan/Türkiye kararında

belirttiği ilkeleri (§ 17) taşımadığı yahut Komisyon tarafından ödenmesine

karar verilen tazminat tutarının kendisine ödenmediği yönünde bir iddiada da

bulunmamıştır.

31. Bu durumda, 6384 sayılı

Kanun ile kurulan Komisyon tarafından mahkeme kararının geç icra edilmesi

nedeniyle başvurucunun adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinin tespit

edildiği ve bu ihlal sebebiyle talep edilen tazminat tutarının tamamının

başvurucuya ödenmesine karar verildiği görülmekle, mahkeme kararının geç icra

edilmesiyle ortaya çıkan ihlalin gideriminin

sağlanması ve bundan dolayı ihlalin güncelliğini yitirmesi nedenleriyle bireysel

başvuru tarihi itibarıyla başvurucunun mağdur statüsünün bulunmadığı sonucuna

varmak gerekmiştir.

32. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun, bireysel başvuru tarihi itibarıyla mağdur statüsü

bulunmadığından, başvurunun bu bölümünün diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin “kişi yönünden

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

3. Mülkiyet

Hakkının İhlal Edildiği İddiası

33. Başvurucu, kamulaştırma

artırım bedelinin bir kısmının mahkeme kararının kesinleşmesinden yaklaşık 1,5

yıl sonra, geri kalan kısmının ise yaklaşık 10 yıl sonra ödendiğini, yasal

faizin enflasyon oranı karşısında çok düşük kaldığını ve 6384 sayılı Kanun

yürürlüğe girmemiş olsaydı AİHM’in önceki kararlarını

da emsal almak suretiyle bu konuda tazminata hükmedeceğini belirterek

Anayasa’nın 35. maddesinde düzenlenen “mülkiyet

hakkının” ihlal edildiğini iddia etmiştir.

34. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un geçici

1. maddesinin (8) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, 23/9/2012 tarihinden sonra kesinleşen nihai işlem

ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları inceler.”

35. Anılan hüküm uyarınca

Anayasa Mahkemesinin yetkisinin zaman bakımından başlangıcı 23/9/2012 tarihi

olup, Mahkeme, ancak bu tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar

aleyhine yapılan bireysel başvuruları inceleyebilecektir. Anayasa Mahkemesinin

yetki kapsamının anılan tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da

içerecek şekilde genişletilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/947, 12/2/2013, §

16).

36. Anayasa Mahkemesinin zaman

bakımından yetkisi için kesin bir tarihin belirlenmesi ve Mahkemenin yetkisinin

geriye yürür şekilde uygulanmaması hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir (B.

No: 2012/51, 25/12/2012, § 18).

37. 6384 sayılı Kanun ile

getirilen iç hukuk yoluna, ceza hukuku kapsamındaki soruşturma ve kovuşturmalar

ile özel hukuk ve idare hukuku kapsamındaki yargılamaların makul sürede

sonuçlandırılmadığı veya mahkeme kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya

da hiç icra edilmediği konuları ile Bakanlar Kurulu kararlarıyla belirlenen

konularla sınırlı olmak üzere başvuru imkanı

getirilmiş olup, bu konular dışında Komisyonun bir yetkisi bulunmamaktadır.

38. Başvuru konusu olayda,

başvurucu, mahkeme kararının geç icra edilmesi ve hüküm altına alınan alacağa

uygulanan faiz oranının enflasyon oranından az olması nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmekte ise de,

ilgili mahkeme kararı 27/12/1999 tarihinde kesinleşmiş ve 22/12/2009 tarihinde

alacağın son kısmı da ödenmiştir.

39. Bu durumda, başvurucunun

mülkiyet hakkına ilişkin şikâyetleri 23/9/2012 tarihinden önce kesinleşen

mahkeme kararına dayanması, mahkeme kararında belirlenen alacağın son kısmının

22/12/2009 tarihinde ödenmesi ve Tazminat Komisyonunca karar verildiği tarih

itibarıyla şikayet konusu hakkında Komisyona bir yetki

verilmemiş olması hususları bir arada değerlendirildiğinde, başvurunun mülkiyet

hakkına ilişkin ihlal iddiaları zaman bakımından Anayasa Mahkemesinin yetkisi

dışında kalmaktadır.

40. Açıklanan nedenlerle,

başvuru konusu ihlal iddiasının 23/9/2012 tarihinden öncesine ait olduğu

anlaşıldığından, başvurunun bu bölümünün diğer kabul edilebilirlik şartları

yönünden incelenmeksizin “zaman bakımından

yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1.

Mahkeme kararının geç icra edildiği iddiasının “kişi yönünden yetkisizlik”,

2.

Mülkiyet hakkının ihlal edildiği iddiasının “zaman

bakımından yetkisizlik”,

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına,

17/7/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Zehra Ayla PERKTAŞ

Burhan ÜSTÜN

Nuri NECİPOĞLU

Zühtü ARSLAN

Raportör

:

Bahadır YALÇINÖZ

Başvurucu

:

Hatice CAN

Vekili

:

Av. Abdulkadir MERT

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/9782, 17 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası