İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Musa Yılmaz Acar Başvurusu (B. No: 2013/1664)

1. Başvurucu, hakkında açılan ceza

Başvuru No2013/1664Tarih16 Temmuz 2014Okuma21 dk · 4.203 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Musa Yılmaz Acar Başvurusu

Karar tarihi
16 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2013/1664
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

4.203 kelime·21 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, hakkında açılan ceza

davasının 13 yıl sürmesi, hükme esas alınan bilirkişi raporunun katılan taraf

kurumun mensuplarınca hazırlanması ve beyanları hükme esas alınan tanığın

savcılık ile mahkeme huzurundaki ifadelerinin değerlendirmeye alınmadığı

gerekçeleriyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürerek

tazminata ve yeniden yargılama yapılmasına karar verilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, başvurucu vekili

tarafından 4/3/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine

doğrudan yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede başvurunun Komisyona

sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm Birinci Komisyonunca,

25/3/2013 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine

karar verilmiştir.

4. Bölüm, 4/12/2013

tarihinde yapılan toplantıda kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin

birlikte yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular 6/12/2013 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir.

Adalet Bakanlığı, görüşünü 4/2/2014 tarihinde Anayasa

Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 5/2/2014

tarihinde bildirilmiştir. Başvurucu, Adalet Bakanlığının görüşüne karşı

beyanlarını 24/2/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Adalet

Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 1997 yılında, Ordu İli

Kumru İlçesinde doktor olarak çalışmıştır.

9. Başvurucu dışındaki bir kısım

sanıklar hakkında resmi evrakta sahtecilik suçundan Ünye Cumhuriyet

Başsavcılığının 26/5/1999 tarihli iddianamesi ve

24/9/1999 tarihli ek iddianamesiyle Ünye Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası

açılmıştır.

10. Ünye Ağır Ceza Mahkemesi 28/12/1999 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyayı Ordu

Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir.

11. Ordu Ağır Ceza Mahkemesi, 31/1/2000 tarihli kararı ile Ünye Ağır Ceza Mahkemesinden

görevsizlikle gelen dosya ile kendi esasında kayıtlı 1999/201 esas sayılı dava

dosyasının birleştirilmesine karar vermiştir.

12. Ünye Cumhuriyet Başsavcılığı, 31/5/2000 tarihli iddianamesiyle bir kısım başka sanıklar

hakkında yalan tanıklık suçundan cezalandırılmaları için Ünye Ağır Ceza

Mahkemesine kamu davası açmıştır. Ünye Ağır Ceza Mahkemesi bu dava dosyasının 24/10/2000 tarihli kararı ile Ordu Ağır Ceza Mahkemesinin

1999/201 esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmesine karar vermiştir.

13. Başvurucunun, 1997 yılında

hastaları muayene etmeden reçete yazdığı iddiasıyla Ünye Cumhuriyet

Başsavcılığının 1/12/2000 tarihli iddianamesiyle,

resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılması için Ünye Ağır Ceza

Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

14. Başvurucu hakkında açılan davanın,

Ünye Ağır Ceza Mahkemesinin 26/4/2001 tarihli kararı

ile Ordu Ağır Ceza Mahkemesinin 1999/201 esas sayılı davası ile

birleştirilmesine karar verilmiştir.

15. Başvurucu hakkında ayrıca 18/10/2001 tarihli ek iddianameyle dolandırıcılık suçundan

cezalandırılması için bu kez Ordu Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır.

16. Ordu Ağır Ceza Mahkemesinin

1999/201 Esas sayılı dava dosyası üzerinden yapılan yargılama sonucunda

Mahkemenin 6/2/2002 tarihli kararı ile başvurucu dâhil

tüm sanıkların cezalandırılmalarına karar verilmiştir.

17. Temyiz üzerine Yargıtay 6. Ceza

Dairesinin 18/2/2004 tarihli ilamı ile karar bozularak

dosya Ordu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

18. Ordu Ağır Ceza Mahkemesi 27/12/2004 tarihinde görevsizlik kararı vererek dosyayı Ünye

Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir.

19. Ünye Ağır Ceza Mahkemesinin 2005/43

Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda Mahkemenin 12/6/2007 tarihli kararı ile başvurucu hakkında devam eden

kamu kurumunu dolandırmak suçundan açılan kamu davasının dava zamanaşımının

dolması sebebiyle düşürülmesine ancak başvurucunun resmi evrakta sahtecilik

suçundan cezalandırılmasına karar verilmiştir.

20. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Ceza

Dairesinin 15/5/2008 tarihli ilamı ile karar bozulmuş,

dosya tekrar Ünye Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

21. Ünye Ağır Ceza Mahkemesinin

2008/133 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda Mahkemenin 17/11/2009 tarihli kararı ile başvurucunun “evrakta sahtekarlık” suçundan 2 yıl 11 ay

hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiştir.

22. Temyiz üzerine Yargıtay 11. Ceza

Dairesinin 11/12/2012 tarihli ilamı ile karar

onanmıştır.

B. İlgili

Hukuk

23. 1/3/1926 tarih ve 765 sayılı Mülga Türk

Ceza Kanunu’nun 339. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Bir memur memuriyetini icrada tamamen veya kısmen sahte bir

varaka tanzim eder veya hakiki bir varakayı tağyir ve tahrif eyler ve bundan

dolayı umumi ve hususi bir mazarrat tevellüt edebilirse üç seneden on seneye

kadar ağır hapis cezasına mahküm olur. Eğer işbu

varaka sahteliği ispat edilmedikçe muteber olan evrak kabilinden ise ağır hapis

cezası beş seneden on iki seneye kadar verilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 16/7/2014

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 4/3/2013 tarih ve 2013/1664

numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

25. Başvurucu, hakkında devam eden ceza davasının yaklaşık 13

yıl sürmesi nedeniyle yargılamanın makul sürede sonuçlandırılmadığını, hükme

dayanak olan bilirkişi raporunun katılan Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK)

mensubunca hazırlanması ve karara esas alınan tanık beyanının yine katılan

SSK’nın başka bir mensubunca alınmış olması, ancak aynı tanığın bu ifadesini

yalanlayan savcılık ve mahkeme beyanlarının dikkate alınmaması nedeni ile

silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürerek adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

a. Hükmün Tarafsız Olmayan Bilirkişi Raporuna

Dayandırıldığı İddiası

26. Başvurucu, hükme esas alınan

bilirkişi raporlarından biri olan 30/4/1999 tarihli

raporun, katılan SSK’nın bir mensubunca hazırlanmış olması nedeniyle taraflı

olduğunu ve bu nedenle dezavantajlı duruma getirildiğini dolayısıyla adil

yargılanma hakkı kapsamında korunan silahların eşitliği ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

27. Adalet Bakanlığı görüşünde, silahların eşitliği

ilkesinin, davanın taraflarının usuli haklar bakımından

aynı koşullara tabi tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf

bir duruma düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme

önünde dile getirme fırsatına sahip olması anlamına geldiği belirtilmiş ve

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) içtihatları hatırlatılmıştır.

28. Adalet Bakanlığı, Ünye Ağır Ceza

Mahkemesinin Yargıtay incelemesinden de geçen esasa ilişkin kararını,

başvurucunun ileri sürdüğü tek bilirkişi raporuna değil değişik zamanlarda

farklı bilirkişi kurullarınca yapılan incelemeler neticesinde temin edilen

raporlara dayandırdığını belirtmiştir.

29. Başvurucu Adalet Bakanlığının

görüşüne karşı dosyada başkaca raporların bulunmasının, taraflı olan raporun

delil olarak değerlendirilmesini meşrulaştırmayacağını, 4/12/2004

tarih ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 64. maddesi (3) numaralı

fıkrasının “Kanunların belirli konularda

görevlendirdiği resmî bilirkişiler öncelikle atanırlar. Ancak kamu görevlileri,

bağlı bulundukları kurumla ilgili davalarda bilirkişi olarak atanamazlar.” hükmünü

amir olduğunu, dava dosyasının katılanı ile bilirkişisinin aynı kurum olduğunu

belirterek silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiği iddiasını

tekrarlamıştır.

30. 30/3/2011 tarih ve 6216 sayılı Anayasa

Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un, “Bireysel başvuru usulü” kenar başlıklı 47.

maddesinin (3) ve (6) numaralı fıkraları şöyledir:

“(3) Başvuru dilekçesinde başvurucunun ve varsa

temsilcisinin kimlik ve adres bilgilerinin, işlem, eylem ya da ihmal nedeniyle

ihlal edildiği ileri sürülen hak ve özgürlüğün ve dayanılan Anayasa

hükümlerinin, ihlal gerekçelerinin, başvuru yollarının tüketilmesine ilişkin

aşamaların, başvuru yollarının tüketildiği, başvuru yolu öngörülmemişse ihlalin

öğrenildiği tarih ile varsa uğranılan zararın belirtilmesi gerekir. Başvuru dilekçesine, dayanılan deliller ile

ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların aslı ya da örneğinin ve

harcın ödendiğine dair belgenin eklenmesi şarttır.

…

(6) Başvuru evrakında herhangi bir eksiklik bulunması

hâlinde, Mahkeme yazı işleri tarafından eksikliğin giderilmesi için başvurucu

veya varsa vekiline onbeş günü geçmemek üzere bir

süre verilir ve geçerli bir mazereti olmaksızın bu sürede eksikliğin

tamamlanmaması durumunda başvurunun reddine karar verileceği bildirilir.”

31. 6216 sayılı Kanun’un, “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar başlıklı 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı

fıkraları şöyledir:

“(1)Bireysel başvuru hakkında kabul edilebilirlik kararı

verilebilmesi için 45 ila 47 nci maddelerde öngörülen

şartların taşınması gerekir.

(2) Mahkeme, Anayasanın uygulanması ve yorumlanması veya

temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi açısından önem taşımayan

ve başvurucunun önemli bir zarara uğramadığı başvurular ile açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

32. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün bireysel başvuruların içeriğini düzenleyen “Bireysel başvuru formu ve ekleri” başlıklı

59. maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“…

(2) Başvuru formunda aşağıdaki hususlar yer alır:

…

ç) Kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem,

eylem ya da ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti.

d) Bireysel başvuru kapsamındaki haklardan hangisinin hangi

nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin gerekçeler ve delillere ait özlü

açıklamalar.

e) Başvurucunun güncel ve kişisel bir temel hakkının

doğrudan zedelendiği iddiasının dayanakları.

…

h) Başvurucunun talepleri.

…

(3) Başvuru formuna aşağıdaki belgeler ya da onaylı

örnekleri eklenir:

…

e) Dayanılan belgelerin asılları ya da onaylı örnekleri.

…

(4) Başvurucu ihlal iddiasına dayanak gösterdiği üçüncü

fıkradaki belgelere herhangi bir nedenle erişememesi hâlinde bunun gerekçelerini

belirtir. Mahkeme gerekli gördüğü takdirde bu bilgi ve belgeleri resen toplar.

…”

33. İçtüzüğün “Formun ve eklerinin hazırlanmasına ilişkin ilkeler”

başlıklı 60. maddesi şöyledir:

“(1) Başvuru formu, İçtüzüğün 59 uncu maddesine uygun olarak

düzenlenir ve aynı maddede belirtilen belgeler ya da onaylı örnekleri başvuru

formuna eklenir.

(2) Başvuru formu okunaklı ve başvurunun esasına yönelik

özlü bilgileri içerir şekilde hazırlanır. Başvuru formunun ekler hariç on

sayfayı geçmesi hâlinde başvurucunun ayrıca başvuru formuna olayların özetini

eklemesi gerekir.

(3) Başvurucu, başvuru formunun ekinde sunduğu belgeleri,

tarih sırasına göre numaralandırarak her bir belgeyi tanımlayıcı başlıklar

hâlinde dizi pusulasına bağlar.”

34. İçtüzüğün “Form ve eklerinin ön incelemesi ve eksiklikler”

başlıklı 66. maddesi şöyledir:

“(1) Bireysel Başvuru Bürosu gelen başvuruları şeklî

eksiklikler bulunup bulunmadığı yönünden inceler. Başvuru formunda veya

eklerinde herhangi bir eksiklik tespit edilmesi hâlinde, bunların

tamamlattırılması için başvurucuya, varsa avukatına veya kanuni temsilcisine onbeş günü geçmemek üzere bir süre verilir.

(2) Eksikliklerin tamamlattırılmasına dair yazıda

başvurucuya geçerli bir mazereti olmaksızın verilen sürede eksiklikleri

tamamlamadığı takdirde başvurusunun reddine karar verileceği bildirilir.

(3) Başvurunun; süresinde yapılmadığı, 59 uncu ve 60 ıncı maddelerdeki şekil şartlarına uygun olmadığı ve tespit

edilen eksikliklerin verilen kesin sürelerde tamamlanmadığı hâllerde

Komisyonlar Başraportörü tarafından reddine karar

verilir ve başvurucuya tebliğ edilir. Bu karara tebliğ tarihinden itibaren yedi

gün içinde Komisyona itiraz edilebilir. Bu konuda Komisyonların verdiği

kararlar kesindir.”

35. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin

(3) numaralı, 48. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları ile İçtüzüğün 59.

maddesinin ilgili fıkraları uyarınca Anayasa Mahkemesine başvuru konusu

olaylarla ilgili delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak iddialarını kanıtlamak başvurucuya düşer.

36. Başvurucunun, kamu gücünün işlem,

eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak ve özgürlük ile

dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan deliller ile

ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya

kararların aslı ya da örneğini başvuru dilekçesine eklemesi şarttır. Başvuru

dilekçesinde kamu gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da

ihmaline dair olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru

kapsamındaki haklardan hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği ve buna ilişkin

gerekçeler ve deliller açıklanmalıdır (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 20).

37. 6216 sayılı Kanun’un 47. maddesinin

(6) numaralı fıkrasına göre başvuru evrakında herhangi bir eksiklik bulunması

hâlinde, Anayasa Mahkemesi başvurucudan, eksikliğin tamamlanmasını ister.

İçtüzüğün 66. maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre Mahkemenin başvurucudan

giderilmesini isteyebileceği eksiklikler, şekli eksikliklerdir. İlk olarak

Mahkeme, usulünce doldurulmamış olan başvuru formunun usulüne uygun olarak

doldurulmasını isteyebilir. İkinci olarak ise başvurucunun ihlal iddiasına

dayanak gösterdiği bilgi, belge ve deliller başvuru dilekçesine eklenmemiş ise

dayanılan bu belgelerin tamamlanması istenebilir (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 21).

38. Öte yandan İçtüzüğün 59. maddesinin

(4) numaralı fıkrası uyarınca, başvurucunun iddialarını dayandırdığı

belgelerden bir bölümü başvurucunun elinde olmaması nedeniyle sunulamamışsa bu

durum ayrıca başvuru formunda açıklanmalıdır. Başvurucunun, ilgililerin elinde

olan belgeleri Anayasa Mahkemesinin yardımı olmadan alamayacağını ikna edici

şekilde açıklaması ve gerekli diğer bilgi ve belgeleri de sunmasına bağlı

olarak Anayasa Mahkemesi, gerekli gördüğü bilgi, belge ve delilleri

ilgililerden isteyebilir (B. No:

2013/276, 9/1/2014, § 22).

39. Yukarıda belirtilen koşullar yerine

getirilmediği takdirde Anayasa Mahkemesi başvuruyu açıkça dayanaktan yoksun

olduğu gerekçesiyle kabul edilemez bulabilir. İddiaların dayanaktan yoksun

olmadığı konusunda Anayasa Mahkemesinde yeterli kanaat oluşması, başvurucu tarafından

ileri sürülen iddiaların niteliğine bağlıdır. Başvurucunun başlangıçta, başvuru

hakkında kabul edilemezlik kararı verilmesini önlemek için başvuru formu ve

eklerinde iddialarını destekleyici belgeleri sunması ve gerekli açıklamaları

yapması zorunludur (B. No: 2013/276, 9/1/2014, § 23).

40. Dosya kapsamından, başvurucunun

mahkumiyeti ile sonuçlanan kararda, hükme esas alınan 25/2/1999

tarihli, 30/4/1999 tarihli ve 17/2/2001 tarihli üç bilirkişi raporu ile

8/8/2000 tarihli kurum başmüfettiş raporunun bulunduğu anlaşılmaktadır.

41. Başvurucu, dilekçesinde, 30/4/1999 tarihli raporun SSK mensuplarınca hazırlandığını

ve bu nedenle hükme esas alınamayacağını belirtmiş ancak söz konusu raporu

dosyaya arz etmemiş ve raporun niçin arz edilmediğini veya edilemediğini ikna

edici bir şekilde de açıklayamamıştır. Kaldı ki 7/1/2014

tarihli yazı ile başvurucudan ihlal iddiasının dayanağı olan belgeleri Anayasa

Mahkemesine ibraz etmesi istenmiş, ancak başvurucunun iddiasının dayanağı olan

rapor Anayasa Mahkemesine sunulmadığı gibi başvurucu herhangi bir bilgi ve

belgenin ilgililerden istenmesi için Mahkemeden bir talepte de bulunmamıştır.

42. Anayasa Mahkemesine yapılan

bireysel başvurularda başvurucuların başvurularını takip etme yükümlülükleri

vardır. Bu yükümlülüğün bir gereği olarak başvuru formu titizlikle

doldurulmalı, ihlal iddiasının dayanağı olan tüm olaylar gösterilmeli,

başvuruyu aydınlatacak ve hükmün esasını etkileyecek argümanları

destekleyici tüm belgeler başvuru dilekçesine eklenmelidir. Şayet bir belge

elde edilememişse, bunun da nedenleri açıklanmalıdır.

43. Somut başvuruda başvurucu bu

iddiasının temel dayanağı olan belgeyi başvuru dilekçesine eklememiş, şikayete konu belgenin yargılama sürecinde tarafsızlığı

ortadan kaldıran hangi yönlerinin bulunduğunu da somut ifadeler ile

anlatamamış, söz konusu belgeyi elde edememişse bunun nedenlerini de

açıklamamıştır. Başvurucunun yukarıda zikredilen koşulları yerine getirmeyerek

iddialarının temel dayanağı olan belgeleri Anayasa Mahkemesine ibraz

etmediğinden başvurusunun esasının incelenmesi imkânı bulunmamaktadır.

44. Açıklanan nedenlerle, ileri sürülen

bu ihlal iddiasının başvurucu tarafından kanıtlanmamış olması sebebiyle, diğer kabul edilebilirlik koşulları yönünden

incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun” olan iddianın kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Hükmün Katılan

Kurum Mensubunca İfadesi Alınan Tanık Beyanına Dayandırıldığı İddiası

45. Başvurucu, katılan kurum

müfettişlerince dinlenen tanığın beyanlarının hükme esas alındığını, ancak aynı

tanığın ilk beyanlarının doğru olmadığına ilişkin Savcılık ve Mahkeme huzurunda

verdiği yeminli ifadelerinin bulunduğunu, buna rağmen bu ifadelere itibar

edilmeyip mahkumiyet kararı verildiğini, bu nedenle

silahların eşitliği ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

46. Adalet Bakanlığı görüşünde,

delillerin kabul edilebilirliği veya değerlendirilmesi gibi konuların öncelikle

yerel mahkemeleri ilgilendirdiğinin AİHM içtihatlarında da açık olduğunu

belirtmiştir. Ayrıca yerel mahkemelerce olguların veya hukukun

değerlendirilmesinde ortaya çıkan yanlışların, Anayasa ve AİHS tarafından

güvence altına alınan haklar ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece bireysel

başvuruya konu edilemeyeceğini, Anayasa Mahkemesinin de bu yönde kararları

olduğunu ifade etmiştir.

47. Adalet Bakanlığı, somut olayda

ifadeleri hükme esas olarak alınan tanığın beyanlarının SSK başmüfettişince

alındığını, bu bağlamda kurum müfettişlerinin işlemlerinin yasal dayanağının

bulunduğunu, müfettişlerce düzenlenen raporların yargıda her zaman önem arz

ettiğini ayrıca yerel mahkemenin başka tanıkların da ifadelerine başvurup

bunları tartışarak sonuca ulaştığını belirtmiştir.

48. Başvurucu Adalet Bakanlığının

görüşlerine karşı cevabında, söz konusu tanığın, kurum müfettişine verdiği

ifadelerin doğru olmadığını belirten Savcılık ve Mahkeme huzurunda verilmiş

beyanları olduğunu, hükümde bu beyanlara hiç yer verilmediğini ifade etmiş;

aleyhe başka tanık beyanlarının bulunmasının, hukuka aykırı olarak hükme esas

alınan beyanları meşrulaştırmayacağını belirtmiştir.

49. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

50. 6216 sayılı

Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan

yoksun başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

51. 6216 sayılı

Kanun’un 48. maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği

belirtilmiştir. Anayasa’nın 148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça

dayanaktan yoksun başvurular kapsamında değerlendirilen kanun yolunda

gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

52. Anılan kurallar

uyarınca, ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay

ve olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013,

§ 26).

53. Başvuru konusu

olayda derece mahkemesince tanık olarak kabul edilen şahsın değişen

beyanlarından hangisine itibar edileceği meselesi karar veren mahkemenin

takdirinde olan bir husustur. Başvurucu, yargılama sürecinde

karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi olamadığına, kendi

delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı tarafça sunulan

delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı bulamadığına ya

da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının derece Mahkemesi

tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi

Mahkemenin kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

54. Mahkemenin

gerekçesi ve başvurucunun iddiası incelendiğinde, iddianın özünün derece

mahkemesi tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna ilişkin

olduğu anlaşılmaktadır.

55. Açıklanan

nedenlerle, başvurucu tarafından ileri sürülen iddianın kanun yolu şikâyeti

niteliğinde olduğu, İlk Derece Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya

açık keyfilik de içermediği anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer

kabul edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle, kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Yargılamanın Makul Sürede Sonuçlandırılmadığı

İddiası

56. Açıkça dayanaktan

yoksun olmayan ve kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir

neden de görülmeyen başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

gerekir.

2. Esas Yönünden

57. Başvurucu, yargılamasının makul

olmayan bir sürede sonuçlandığını iddia etmiştir.

58. Adalet Bakanlığı başvurucunun bu

iddiasına ilişkin görüş bildirmemiştir.

59. Makul sürede yargılanma hakkının

amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları

maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği

şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın

çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı

edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru

açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2012/673, 19/12/2013, § 27).

60. Yargılama süresinin makul olup

olmadığı incelenirken davanın karmaşıklığı, başvurucunun yargılama süresince

gösterdiği tavır ve davranışlar, kamu otoritelerinin ve özellikle de yargılama

makamlarının tutumları, davanın başvurucu açısından taşıdığı önem ve söz konusu

yargılama bir ceza yargılaması ise başvurucunun tutuklu olup olmadığı gibi

hususların dikkate alınması gerekir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,

§§ 41-45; B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 41).

61. Yargılamaya intikal eden maddi

vakıalar ve ispat araçlarından oluşan dava malzemesinin veya uygulanacak hukuk

kurallarının karmaşık olması, yargılama faaliyetinin süresi üzerinde etkili

olabilir. Bu nedenle her bir başvuru açısından sürenin değerlendirilmesi, çoğu

zaman hem niteliğe hem de niceliğe ilişkin bir inceleme yapılmasını gerektirir

(B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 42).

62. Yargılama faaliyetinin süresine

ilişkin değerlendirmede, ilgili makamların tutumunun da göz önünde

bulundurulması gerekir. Bu kapsamda sadece yargı makamları değil, Devletin kamu

gücü kullanan tüm organlarına atfedilebilir bir gecikme olup olmadığı

incelenmelidir. Yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Anayasa’nın 36. maddesi, hukuk sisteminin, mahkemelerin

davaları makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere

adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesini

gerektirir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 44).

63. Ancak belirtilen kriterlerden

hiçbiri makul süre değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir.

Yargılama sürecindeki tüm gecikme periyotlarının ayrı ayrı tespiti ile bu

kriterlerin toplam etkisi değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun

yargılamanın gecikmesi açısından daha etkili olduğu saptanmalıdır (B. No:

2012/13, 2/7/2013, § 46).

64. Yargılama faaliyetinin makul sürede

gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne

göre değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin saptanması gereklidir (B. No:

2012/1198, 7/11/2013, § 43). Ceza muhakemesinde

yargılama süresinin makul olup olmadığı değerlendirilirken sürenin başlangıcı,

bir kişiye suç işlediği iddiasının yetkili makamlar tarafından bildirilmesi

veya isnattan ilk olarak etkilendiği arama ve gözaltı gibi bir takım

tedbirlerin uygulanması anıdır (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Eckle/Almanya, B. No: 8130/78, 15/7/1982, §§ 73–75). Ceza yargılamasında sürenin sona

erdiği tarih, suç isnadına ilişkin nihai kararın verildiği, yargılaması devam

eden davalar açısından ise Anayasa Mahkemesinin makul süre şikâyetleriyle

ilgili kararını verdiği tarihtir (B. No: 2012/695, 9/1/2014,

§ 35).

65. Somut olayda Kumru Cumhuriyet

Savcılığı tarafından 1/3/1999 tarihinde görevi kötüye

kullanmak ve sahtecilik suçlamaları ile başvurucunun ifadesi alınmış ardından

başvurucu hakkında Ünye Cumhuriyet Başsavcılığının 1/12/2000 tarihli

iddianamesiyle resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılması için Ünye

Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmıştır. Başvurucu hakkında daha sonra 18/10/2001 tarihli ek iddianameyle de dolandırıcılık

suçundan cezalandırılması için bu kez Ordu Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası

açılmıştır.

66. 1/12/2000 tarihli iddianame ile açılan dava

diğer bir kısım sanıkların yargılandığı Ordu Ağır Ceza Mahkemesinin 1999/201

esas sayılı dava dosyası ile birleştirilmiş, Ordu Ağır Ceza Mahkemesince

6/2/2002 tarihli karar ile başvurucu dâhil tüm sanıkların cezalandırılmalarına

karar verilmiştir. Ancak karar başvurucu tarafından temyiz edilmiş, temyiz

incelemesi neticesinde Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 18/2/2004

tarihli ilamı ile bozularak dosya Ordu Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

67. Ordu Ağır Ceza Mahkemesi 27/12/2004 tarihli kararı ile görevsizlik kararı vererek

dosyayı Ünye Ağır Ceza Mahkemesine göndermiştir. Ünye Ağır Ceza Mahkemesinin

2005/43 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda Mahkemenin 12/6/2007 tarihli kararı ile başvurucu hakkında, kamu

kurumunu dolandırmak suçundan açılan kamu davasının dava zamanaşımının dolması

sebebiyle düşürülmesine, resmi evrakta sahtecilik suçundan ise cezalandırılmasına

karar verilmiştir. Bu kararın temyizi üzerine Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 15/5/2008 tarihli ilamı ile karar tekrar bozularak dosya

Ünye Ağır Ceza Mahkemesine gönderilmiştir.

68. Ünye Ağır Ceza Mahkemesinin

2008/133 Esas sayılı dosyasında yapılan yargılama sonucunda Mahkemenin, 17/11/2009 tarihli kararı ile başvurucunun “evrakta sahtekarlık” suçundan 2 yıl 11 ay

hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verilmiş, temyiz üzerine Yargıtay 11.

Ceza Dairesinin 11/12/2012 tarihli ilamı ile karar onanarak kesinleşmiştir.

69. Başvurucunun, uzun yargılama

şikayeti ile ilgili dikkate alınması gereken süre, Kumru Cumhuriyet

Başsavcılığınca başvurucunun ifadesinin alındığı 1/3/1999

tarihi ile Yargıtay 11. Ceza Dairesinin 11/12/2012 tarihli onama kararı

arasında geçen toplam 13 yıl 9 ay 10 günlük süredir.

70. Yargılama sürecinin uzamasında

yetkili makamlara atfedilecek gecikmeler, yargılamanın süratle

sonuçlandırılması hususunda gerekli özenin gösterilmemesinden

kaynaklanabileceği gibi, yapısal sorunlar ve organizasyon eksikliğinden de

ileri gelebilir. Zira Anayasa’nın 36. maddesi ile Sözleşme’nin 6. maddesi,

hukuk sisteminin, mahkemelerin davaları makul bir süre içinde karara bağlama

yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil yargılama koşullarını yerine

getirebilecek biçimde düzenlenmesi sorumluluğunu yüklemektedir (B. No: 2012/13,

2/7/2013, § 44).

71. Bu kapsamda, yargı sisteminin

yapısı, mahkeme kalemindeki rutin görevler sırasındaki aksamalar, hükmün

yazılmasındaki, bir dosyanın veya belgenin bir mahkemeden diğerine

gönderilmesindeki ve raportör atanmasındaki

gecikmeler, yargıç ve personel sayısındaki yetersizlik ve iş yükü ağırlığı

nedeniyle yargılamada makul sürenin aşılması durumunda da yetkili makamların

sorumluluğu gündeme gelmektedir (B. No: 2013/695, 9/1/2014, § 40).

72. Başvuruya konu yargılama faaliyeti

açısından söz konusu olan 13 yıl 9 ay 10 günlük yargılama süresinin 6 yıllık

bölümünün kanun yolu incelemesinde geçtiği nazara alındığında somut başvuru

açısından özellikle değerlendirilmesi gereken yapısal sorunlar ve organizasyon

eksikliklerinin yol açtığı gecikmeler AİHM tarafından da müteaddit defalar

incelemeye tabi tutulmuştur. Bu kapsamda, bir yapısal sorun olması ve yargılama

sisteminde çözüm bekleyen uyuşmazlıkların uzun bir müddet zarfında artması ve

birikmesi sonucu yargılamalarda makul sürenin aşılması durumunda, Sözleşme’nin

6. maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmaktadır (B. No: 2012/1198, 7/11/2013, § 56). Zira devlet, yargılama sisteminde çözüm

bekleyen uyuşmazlıkların artmasına rağmen, yargılama faaliyetinin makul sürede

gerçekleştirilebilmesi için gerekli tüm tedbirleri almakla yükümlüdür. Bu

yükümlülük, hukuk sisteminin adil yargılama koşullarını yerine getirebilecek

biçimde düzenlenmesi sorumluluğunun bir görünümüdür.

73. Başvuru dosyasının incelenmesinde,

başvurucunun isnat edilen suçtan haberdar olduğu tarih ile hakkında derece

mahkemesince ilk kez hüküm verilmesi arasında 2 yıl 11 ay 5 gün geçtiği ancak

derece mahkemesince verilen kararın üç defa temyiz edildiği tespit edilmiştir.

Derece mahkemesinin kararı ile ilk temyiz incelemesi neticesinde verilen 18/2/2004 tarihli bozma kararı arasında ise 2 yıl geçmiştir.

Bu bozma kararı sonrasında dosya kendisine gönderilen ilk derece mahkemesinin

görevsizlik kararı vererek dosyayı Ünye Ağır Ceza Mahkemesine göndermesi de 10

ay sürmüştür. Görevsizlik kararı üzerine dosya kendisine gelen ilk derece

mahkemesinin esasa ilişkin kararının çıkması 2 yıl 6 ay; tekrar bozma kararı

ile neticelenen ikinci temyiz incelemesi ise yaklaşık 11 ay sürmüştür. İkinci

temyiz incelemesinde verilen bozma kararı sonrası ilk derece mahkemesinin

yeniden esas hakkında karar vermesi için 1 yıl 6 ay geçmiş, bu kararın Yargıtayca onanarak kesinleşmesi ise 3 yıl 1 ayı bulmuştur.

74. Bu bağlamda yargı sisteminin

yapısından kaynaklanan iş yükü ve organizasyon eksikliğinin somut başvuruya

ilişkin yargılama süresinin uzaması üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu

anlaşılmaktadır. Ancak Anayasa’nın 36. maddesi ile

Sözleşme’nin 6. maddesi gereğince, yargılama sisteminin, mahkemelerin davaları

makul bir süre içinde karara bağlama yükümlülüğü de dâhil olmak üzere adil

yargılama koşullarını yerine getirebilecek biçimde düzenlenmesi zorunluluğu göz

önünde bulundurulduğunda, hukuk sisteminde var olan yapısal ve organizasyona

ilişkin eksikliklerin, yargılama faaliyetinin makul sürede

gerçekleştirilmemesini izah edemeyeceği açıktır.

75. Yargılama süresinin makul olup

olmadığının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gereken davadaki sanık

sayısı, davanın karmaşıklığı, atılı suçun vasıf ve mahiyeti, söz konusu suç

için öngörülen cezanın miktarı gibi unsurların hiçbiri somut davadaki yargılama

süresinin makul olarak değerlendirilmesine olanak vermemektedir. Başvurucunun

tutumunun da yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu tespit

edilmemiştir.

76. Dört sanığın yargılandığı ve

karmaşık nitelikte olmayan davanın yürütülmesindeki izlenen yöntem dikkate

alındığında, 21/3/1999 tarihinde ifadesi alınmakla

başlayıp 11/12/2012 tarihli Yargıtay ilamı ile sonuçlanan davadaki toplam 13

yıl 9 ay 10 günlük yargılama süresi makul olarak değerlendirilemez.

77. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın

36. maddesinde güvence altına alınan “makul

sürede yargılanma hakkı”nın

ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi Yönünden

78. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedileceği

belirtilmiş; ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

79. Başvuruda, Anayasa’nın 36.

maddesinin ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

80. Başvurucu, mağduriyetinin

giderilmesi amacıyla yeniden yargılama yapılmasının sağlanmasını, lehine

30.000,00 TL manevi ve cezaevinde kalacağı süre dikkate alınarak mahrum kalınan

kazanç oranında 161.730,45 TL maddi tazminat ile yargılama ücret ve giderlerine

hükmedilmesini; başvuru dosyası üzerindeki incelemenin duruşmalı yapılmasını

talep etmektedir.

81. Anayasa Mahkemesi başvurucunun

sadece ihlal tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüde manevi zarar görmüş olduğunu

kabul etmektedir. Dolayısıyla, davaya ilişkin olayları dikkate alarak

başvurucuya takdiren 14.950,00 TL manevi tazminat

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

82. Başvurucu tarafından yapılan ve

dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 198,35 başvuru harcı ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya

ödenmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurunun,

1. Davada

verilen hükmün silahların eşitliği ilkesini ihlal ettiği yönünden ileri sürülen

iddialar bakımından “açıkça dayanaktan

yoksun” olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Yargılamanın makul süreyi aştığına yönelik iddia bakımından KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. Yargılamanın makul süreyi aşması nedeniyle Anayasa’nın 36.

maddesinin İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 14.950,00 TL manevi TAZMİNAT ÖDENMESİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL başvuru harcı ve 1.500,00

TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

16/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Serruh KALELİ Üyeler : Zehra Ayla PERKTAŞ Burhan ÜSTÜN Nuri NECİPOĞLU Zühtü ARSLAN Raportör : Yunus HEPER Başvurucu : Musa Yılmaz ACAR Vekili : Av. Metin FEYZİOĞLU

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/1664, 16 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. E. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucuların Maliye
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/1664
Tarih
16 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • Mehmet Kökmen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9783)
  • Mahmut Tanal Başvurusu (B. No: 2014/11368)
  • Ferruh İlvan Başvurusu (B. No: 2013/1648)
  • Hıdır Memicil Başvurusu (B. No: 2013/1420)
  • Cahit Tekin Başvurusu (B. No: 2013/2744)
  • Teoman Yeğenoğlu Başvurusu (B. No: 2013/5338)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.