İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İbrahim Şendil Başvurusu (B. No: 2013/4495)

1. Başvurucu, Göçmen Konutları Projesi kapsamında alınan

Başvuru No2013/4495Tarih17 Temmuz 2014Okuma27 dk · 5.467 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İbrahim Şendil Başvurusu

Karar tarihi
17 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2013/4495
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.467 kelime·27 dk okuma·15 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, Göçmen Konutları Projesi kapsamında alınan

konut için avans olarak ödenen ve konut taksit ödemelerinden mahsup edilmeyen

tutarın tahsili amacıyla Ankara 7. Tüketici Mahkemesinde açtığı davanın

reddedildiğini belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma hakları ile eşitlik

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 27/6/2013 tarihinde Anayasa Mahkemesine doğrudan

yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari yönden yapılan ön incelemesinde

Komisyona sunulmasına engel bir eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm Birinci Komisyonunca, 11/11/2013 tarihinde,

kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme

gönderilmesine karar verilmiştir.

4.

İkinci Bölümün 12/12/2013 tarihli ara kararı gereğince başvurunun, kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına ve bir örneğinin görüş

için Adalet Bakanlığına gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Adalet

Bakanlığı, 14/2/2014 tarihli yazı ile yargılamanın makul sürede

sonuçlanmadığına dair ihlal iddialarına ilişkin görüş sunulmayacağını, diğer

ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu bildirmiş, başvurucu

vekili 7/3/2014 tarihli dilekçesinde, Adalet Bakanlığı görüşüne katılmadığını

belirterek başvuru dilekçesindeki iddialarını tekrar etmiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile Bakanlık görüşünde ifade

edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 1989 yılında zorunlu göçe tabi tutulması

sonucu Bulgaristan'dan Türkiye'ye gelmiş, Ankara ili Pursaklar

ilçesine yerleştirilmiştir.

8. Başvurucu, 14/2/2008 tarihinde Başbakanlık, Toplu Konut

İdaresi Başkanlığı (TOKİ) ve T.C. Ziraat Bankası A.Ş. aleyhine Ankara 20.

Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı davada, Türkiye'ye geldikten sonra Türkiye'nin

değişik yerlerinde göçmen evlerinin yapıldığını, bu evlerden Ankara’da bulunan

bir konuta sahip olmak için toplam 12,40 TL peşinat ve avans ödediğini, bu

miktarın, konutun maliyet hesabı çıkarıldıktan sonra evin taksit miktarlarından

mahsup edilmesi gerektiği halde, mahsup işleminin gerçekleştirilmediğini ileri

sürerek, 12,40 TL'nin günün ekonomik koşullarına göre güncellenmesini, fazlaya

ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla 6.500,00 TL'nin tahsilini talep etmiştir.

9. Mahkemece, 26/3/2008 tarih ve E.2008/60, K.2008/10 sayılı

kararla işbölümü itirazı kabul edilerek, dosya Ankara

2. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmiştir.

10. Ankara 2. Asliye Ticaret Mahkemesince, 18/6/2008 tarih ve

E.2008/195, K.2008/352 sayılı kararla; davanın konut satışından kaynaklanan

uyuşmazlık niteliğinde olduğu ve davaya bakma görevinin Tüketici Mahkemelerine

ait olduğu gerekçesiyle dava dilekçesinin Mahkemenin görevsizliği nedeniyle

reddine, dosyanın Ankara Tüketici Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

11. Yargılamaya Ankara 7. Tüketici Mahkemesinde devam

edilmiş, başvurucu anılan Mahkemede, 20/11/2009 tarihinde verdiği ıslah

dilekçesi ile talebini 13.336,00 TL'ye yükseltmiştir.

12. Ankara 7. Tüketici Mahkemesi, 8/6/2010 tarih ve

E.2008/575, K.2010/284 sayılı kararla; başvurucunun konut almak için avans

yatırdığı, yatırılan tutarın konut taksit ödemelerinden mahsup edilmediği,

paranın Banka nezdinde Devlet Bakanlığı adına açılan hesapta tutulduğu, hesabın

daha sonra TOKİ'ye devredildiği gerekçesiyle Ziraat Bankası A.Ş. aleyhine

açılan davanın reddine, TOKİ ve Başbakanlık aleyhine açılan davanın kabulüne,

12,40 TL’nin rayiç değerinin hesaplanması sonucu, 6.500,00 TL'nin dava

tarihinden, 6.836,00 TL'nin ıslah tarihinden itibaren yasal faiziyle tahsiline

karar vermiştir.

13. TOKİ ve Başbakanlık tarafından temyiz üzerine, Yargıtay

13. Hukuk Dairesinin 1/2/2011 tarih ve E.2010/11392, K.2011/1356 sayılı

ilamıyla hüküm onanmıştır.

14. TOKİ tarafından yapılan karar düzeltme istemi üzerine,

Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2/6/2011 tarih ve E.2011/6284, K.2011/8726 sayılı

ilamıyla; davalı TOKİ'nin, başvurucu tarafından yapılan ödemelerin taksit

ödemelerinden mahsup edildiğini karar düzeltme safhasında bildirdiği, ödeme

definin yargılamanın her aşamasında ileri sürülebileceği, başvurucunun yaptığı

ödemelerin taksit ödemelerinden mahsup edilip edilmediğinin araştırılması

gerektiği belirtilerek, onama kararının kaldırılmasına, Mahkeme hükmünün

bozulmasına karar verilmiştir.

15. Mahkemece bozma kararına uyularak yapılan yargılama

sonunda, 27/12/2012 tarih ve E.2011/843, K.2012/1552 sayılı kararla; “başvurucunun 1991 ve 1992 yıllarında, kesin maliyet

hesabı çıkarıldığında mahsup edilmek üzere, 12,40 TL yatırdığı, proje

kapsamında Başbakanlık Göçmen Konutları Bürosu, Emlak Bankası ve Emlak

Bankasının devredildiği Banka ve TOKİ’den gelen yazı cevaplarına ve kurumlar

arası yapılan iç yazışma kayıtlarına göre mahsup işleminin yapıldığını kabul

etmek gerektiği, göçmen konutları projesi kapsamında Çorlu, Ankara, Sincan,

İkitelli, Pendik ve Görüklü'de yapılan konutlar için

yatırılan avansların mahsup edildiği, bu nedenle Ankara Pursaklar,

Bursa Kestel ve Tekirdağ'da yapılan konutlar için alınan avansların da mahsup

işlemine tabi tutulduğunu kabul etmenin zorunlu olduğu, Yüksek Yargıtay

yerleşik içtihadının da bu doğrultuda olduğu, tüm deliller, tapu kaydı örneği,

ödeme makbuz örnekleri, bankadan gelen yazı cevapları, aynı nitelikteki emsal

dosyalar, emsal bilirkişi raporları, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin bu konudaki

yerleşik uygulaması, bozma ilamı ve tüm dosya içeriğine göre yatırılan avansın

mahsup edildiğinin anlaşıldığı” gerekçeleriyle davanın reddine karar

verilmiştir.

16. Temyiz üzerine, Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 6/5/2013

tarih ve E.2013/11377, K.2013/11493 sayılı ilamıyla; “dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun

gerektirici nedenlere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik

bulunmamasına göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün

onanmasına, karar düzeltme yolu kapalı olmak üzere” karar

verilmiştir.

17. Karar, 28/5/2013 tarihinde başvuruya tebliğ edilmiştir.

18. Başvurucu, 27/6/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

B. İlgili Hukuk

19. 12/1/2011 tarih ve 6100

sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

20. 22/4/1926 tarih ve 818

sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 113. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Asıl borç tediye ile veya sair bir surette sakıt olduğu

takdirde kefalet ve rehin ve sair fer'i haklar dahi

sakıt olur.”

21. 11/1/2011 tarih ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun

131. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Asıl borç ifa ya da diğer bir sebeple sona erdiği takdirde,

rehin, kefalet, faiz ve ceza koşulu gibi buna bağlı hak ve borçlar da sona

ermiş olur.”

22. 18/6/1927 tarih ve mülga 1086 sayılı Hukuk Usulü

Muhakemeleri Kanunu’nun 440. maddesi şöyledir:

“I. Yargıtay kararlarına karşı tefhim veya tebliğden

itibaren 15 gün içinde aşağıdaki sebeplerden dolayı karar düzeltilmesi

istenebilir;

1- Temyiz dilekçesi ve kanuni süresi içinde verilmiş olması şartiyle karşı tarafın cevap dilekçesinde ileri sürülüp

hükme etkisi olan itirazların kısmen veya tamamen cevapsız bırakılmış olması,

2- Yargıtay kararında birbirine aykırı fıkralar bulunması,

3- Yargıtay incelemesi sırasında hükmün

esasını etkileyen belgelerde bir hile veya sahteliğin ortaya çıkması.

4- Yargıtay kararının usul ve kanuna aykırı

bulunması,

II. Yargıtay evvelce cevapsız bırakılan itirazları kendi

görüşüne göre hükme etki yapacak nitelikte bulmazsa karar düzeltilmesi isteği

üzerine vereceği kararda bu itirazları reddederken herbiri

hakkında gerekçe göstermek zorundadır.

…”

23. 23/2/1995 tarih ve mülga 4077 sayılı Tüketicinin

Korunması Hakkında Kanun’un 23. maddesinin birinci ve ikinci fıkraları

şöyledir:

“Bu Kanunun uygulanmasıyla ilgili olarak

çıkacak her türlü ihtilaflara tüketici mahkemelerinde bakılır. Tüketici

mahkemelerinin yargı çevresi, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca belirlenir.

Tüketici mahkemeleri nezdinde tüketiciler,

tüketici örgütleri ve Bakanlıkça açılacak davalar her türlü resim ve harçtan

muaftır. Tüketici örgütlerince açılacak davalarda bilirkişi ücretleri, 29 uncu

maddeye göre kaydedilen bütçede öngörülen ödenekten Bakanlıkça karşılanır.

Davanın, davalı aleyhine sonuçlanması durumunda, bilirkişi ücreti 6183 sayılı

Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümlerine göre davalıdan

tahsil olunarak 29 uncu maddede düzenlenen esaslara göre bütçeye gelir

kaydedilir. Tüketici mahkemelerinde görülecek davalar Hukuk Usulü Muhakemeleri

Kanununun Yedinci Babı, Dördüncü Faslı hükümlerine göre yürütülür.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

24. Mahkemenin 17/7/2014 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 27/6/2013 tarih ve 2013/4495 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

25. Başvurucu, 1989 yılında Bulgaristan'dan zorunlu göçe tabi

tutularak Türkiye'ye geldiğini, Pursaklar’da Göçmen Konutları Projesi kapsamında 12,40

TL avans olarak ödeme yaptığını, daha sonra da konutun taksitlerini ödediğini,

ancak avans ödemesinin taksitlerden mahsup edilmediğini, yaptığı ödemenin

iadesi amacıyla açtığı davanın Ankara 7. Tüketici Mahkemesince kabul

edildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince onandığını, TOKİ

tarafından karar düzeltme isteminde bulunulduğunu, karar düzeltme dilekçesinde,

yargılamanın hiçbir safhasında ileri sürülmeyen, avans ödemesinin taksitlerden

mahsup edilerek ödendiğinin iddia edildiğini, Yargıtay 13. Hukuk Dairesince

1086 sayılı Kanun'un 440. maddesine aykırı olarak bu maddede sayılmayan karar

düzeltme sebeplerinin dışında bir sebeple karar düzeltme istemi kabul edilerek

hükmün bozulduğunu, halbuki karar düzeltme sebeplerinin sınırlı olduğunu,

mahsup şeklinde ödeme iddiasının karar düzeltme safhasında ileri

sürülemeyeceğini, nitekim emsal dosyalarda da bu iddia ileri sürüldüğü halde

Yargıtay 13. Hukuk Dairesince reddedildiğini, Mahkemece bozma kararına uyularak

dosyada aleyhine hiçbir delil veya rapor bulunmamasına rağmen davanın reddine

karar verildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince 6/5/2013

tarihinde gerekçe gösterilmeksizin hükmün onandığını, benzer iddialarla açılan

davaların derece Mahkemeleri ve Yargıtay tarafından kabul edildiğini, aynı

binada yan yana dairelerde oturan kişiler için farklı sonuç ortaya çıktığını,

hatta oğlu tarafından aynı iddialarla açılan dava kabul edildiği halde kendi

açtığı davanın reddedildiğini, eşitlik ilkesinin de bu şekilde ihlal

edildiğini, davanın 14/2/2008 tarihinde açıldığını ve 6/5/2013 tarihinde sona

erdiğini, yargılamanın uzun sürdüğünü, Yargıtay 13. Hukuk Dairesince davanın

tarafları arasında eşitsizlik yaratıldığını, eşitliğin kamu kuruluşu lehine

bozulduğunu, avans olarak ödediği bedelin iade edilmediğini belirterek,

mülkiyet ve adil yargılanma hakları ile kanun önünde eşitlik ilkesinin ihlal

edildiğini ileri sürmüş ve tazminat talep etmiştir.

B. Değerlendirme

26. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, başvurucunun,

Ankara 7. Tüketici Mahkemesinde açtığı alacak davasının reddedilmesinin

mülkiyet ve adil yargılanma hakları ile eşitlik ilkesini ihlal ettiğini ileri

sürdüğü anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi, başvurucunun ihlal iddialarına

ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar.

Başvurucunun, adil yargılanma hakkı ile eşitlik ilkesinin ihlali iddiaları,

yargılama sonucunda verilen kararın gerekçesiz olduğuna yönelik olup, bu

iddialar adil yargılanma hakkının ihlali iddiası kapsamında

değerlendirilmiştir. Başvurucunun makul sürede yargılama yapılmaması ve karar

düzeltme isteminin kabulüne karar verilmesi nedeniyle adil yargılanma hakkının

ihlali iddiaları ile mülkiyet hakkının ihlali iddiası ayrıca

değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Karar Düzeltme

İsteminin Kabulü Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

27. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

28. 30/3/2011 tarih ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun'un

48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

29. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

30. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

31. Somut olayda başvurucu, Göçmen Konutları Projesi kapsamında avans

olarak ödediği bedelin iadesi amacıyla açtığı davanın Ankara 7. Tüketici

Mahkemesince kabul edildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince

onandığını, TOKİ tarafından karar düzeltme isteminde bulunulduğunu, karar

düzeltme dilekçesinde, yargılamanın hiçbir safhasında ileri sürülmeyen, avans

ödemesinin taksitlerden mahsup edilerek ödendiğinin iddia edildiğini, Yargıtay

13. Hukuk Dairesince 1086 sayılı Kanun'un 440. maddesine aykırı olarak bu

maddede sayılmayan karar düzeltme sebeplerinin dışında bir sebeple karar düzeltme

istemi kabul edilerek hükmün bozulduğunu, hâlbuki karar düzeltme sebeplerinin

sınırlı olduğunu, mahsup şeklinde ödeme iddiasının karar düzeltme safhasında

ileri sürülemeyeceğini, nitekim emsal dosyalarda da bu iddia ileri sürüldüğü

halde Yargıtay 13. Hukuk Dairesince reddedildiğini belirterek, adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

32. Mahkemece, tarafların tüm

delilleri toplanmış ve bilirkişilerden rapor alınmıştır. Mimar, hukukçu ve mali

müşavirden oluşan üç kişilik bilirkişi heyeti, başvurucunun yatırdığı peşinat

ve taksitlerin, kalan borcun hesaplanması sırasında kredi borcundan

düşülmediğini, bu miktarın güncellemesi yapıldığında 13.336,00 TL’ye ulaştığını

bildirmişlerdir. Mahkeme, tüm delilleri değerlendirerek, başvurucunun konut

almak için avans yatırdığı, bu tutarın taksitlerden mahsup edilmediği, konutun

başvurucuya teslim edildiği, yatırılan bedelin TOKİ’ye devredildiği

gerekçesiyle, başvurucunun ödediği 12,40 TL’nin güncellenerek 13.336,00 TL’nin

davalı TOKİ ve Başbakanlıktan tahsiline karar verilmiştir.

33. Davalıların temyizi üzerine

Yargıtay 13. Hukuk Dairesince hüküm onanmıştır. Davalı TOKİ’nin karar düzeltme

talebinde bulunduğu ve bu istemde, başvurucunun yatırdığı avansın taksit

ödemeleri sırasında nazara alınarak taksitlerden mahsup edildiğini ileri

sürdüğü anlaşılmıştır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, ödeme definin davanın her

aşamasında ileri sürülebileceği gerekçesiyle, davalının bu iddiası

doğrultusunda başvurucunun yatırdığı avansın taksit ödemelerinden mahsup edilip

edilmediğinin araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği

belirtilerek onama kararının ortadan kaldırılmasına ve hükmün bozulmasına karar

vermiştir.

34. Gerek 818 sayılı mülga

Kanun’un 113. maddesine göre gerekse 6098 sayılı Kanun’un 13. maddesinin

birinci fıkrasına göre ifa, borcun sona erme sebeplerinden birisidir. İfa,

yargılamanın her aşamasında gerçekleşebileceği gibi, yargılamanın her

safhasında da ileri sürülebilecek bir iddiadır. Somut olayda, davalı TOKİ karar

düzeltme dilekçesinde, başvurucunun yatırdığı avans tutarının taksit ödemeleri

sırasında nazara alınarak taksitlerden mahsup edildiğini ileri sürmüş, Yargıtay

13. Hukuk Dairesince, davalının bu iddiasının değerlendirilmesi için hüküm

bozulmuştur. Öte yandan, mülga 1086 sayılı Kanun’un halen yürürlükte olan 440.

maddesine göre, Yargıtay kararının usul ve kanuna aykırı bulunması nedeniyle

karar düzeltme talebinde bulunulabileceği dikkate alındığında, Yargıtay 13.

Hukuk Dairesinin kararının hukuk kurallarının ve delillerin yorumlanması sonucu

verildiği anlaşılmıştır.

35. Başvurucu, karar düzeltme

incelemesi sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Yargıtay tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt sunmadığı gibi

Yargıtay kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik oluşturan herhangi

bir durum da tespit edilememiştir.

36. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen iddiaların kanun yolu şikâyeti niteliğinde

olduğu, Yargıtay kararının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Gerekçeli Karar Hakkına İlişkin Adil Yargılanma Hakkının

İhlal Edildiği İddiası ile Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı İddiası

37. Başvurucu, Derece Mahkemesi ve Yargıtay kararlarının

gerekçesiz olduğunu belirterek, Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan "adil yargılanma hakkı"nın ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

38. Başvurucunun gerekçeli karar hakkı ve makul sürede

yargılanma hakkına ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun olmadığı gibi

kabul edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de

bulunmadığından başvurunun bu şikâyetler bakımından kabul edilebilir olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Esas Yönünden

a. Gerekçeli

Karar Hakkına İlişkin Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiği İddiası

39. Başvurucu, Anayasa’nın 36.

maddesinde tanımlanan "adil yargılanma hakkı"nın

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

40. Adalet Bakanlığı, 14/2/2014 tarihli görüş yazısı ile adil

yargılanma hakkının ihlali iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olduğunu

bildirmiştir.

41. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

42. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak

yazılır.”

43. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

44. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmekte olup, bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede

yargılanma hakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar

hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§

38).

45. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması, adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B.

No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26). Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine göre

değişmekle birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki bir

gerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır (B. No:

2012/1034, 20/3/2014, § 33).

46. Kararların gerekçeli olması,

davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve

genel olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi, tarafların kanun yoluna

etkili başvuru yapmalarını mümkün hale getiren en önemli faktörlerdendir.

Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin

kullanılması mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak

incelemenin de etkin olması beklenemez (B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 34).

47. Kanun yolu mahkemelerince

verilen karar gerekçelerinin ayrıntılı olmaması, ilk derece mahkemesi

kararlarında yer verilen gerekçelerin onama kararlarında kabul edilmiş olduğu

şeklinde yorumlanmakla beraber (B. No: 2012/1269, 8/5/2014, § 53),

başvurucuların dile getirmesine rağmen ilk derece mahkemesinin de tartışmadığı

esaslı hususlara ilişkin temyiz başvurularıyla başvurucuların usuli haklarının ihlal edildiğine yönelik somut

şikâyetlerinin temyiz incelemesinde tartışılmaması gerekçeli karar hakkının

ihlali olarak görülebilir (B. No: 2012/603, 20/2/2014, § 49).

48. Somut olayda başvurucu, Göçmen Konutları Projesi kapsamında avans

olarak ödediği bedelin iadesi amacıyla açtığı davanın Ankara 7. Tüketici Mahkemesince

kabul edildiğini, temyiz üzerine Yargıtay 13. Hukuk Dairesince hükmün

onandığını, karar düzeltme istemi sonucu kararın bozulduğunu, Mahkemece bozma

kararına uyularak dosyada aleyhine hiçbir delil veya rapor bulunmamasına rağmen

davanın reddine karar verildiğini, hükmün Yargıtay tarafından onandığını,

Mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğunu belirterek, adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

49. Başvurucu tarafından açılan

davada davalılar, başvurucunun ödediği peşinat ile kuraya katılmadan konut

aldığını savunarak davanın reddini talep etmişlerdir. Başvurucu, dava

dilekçesinde, borçlanma sözleşmesi, makbuzlar, banka kayıtları, başka bir

mahkemenin emsal dosyası ve her türlü delil olarak, delillerini bildirmiştir.

50. Mahkemece, devir anlaşması,

borçlanma sözleşmesi, ödeme planları ile tarafların tüm delilleri toplanmış ve

bilirkişilerden rapor alınmıştır. Mimar, hukukçu ve mali müşavirden oluşan üç

kişilik bilirkişi heyeti 28/10/2009 tarihli raporlarında, konut bedelinin 10,00

TL’sinin peşin ödenmesi halinde 3. derecede tahsis önceliği tanınacağının ve

konutların teslim edildiği güne kadar ödenmiş peşinat ve taksitlerin toplamının

inşaat maliyetinden düşüleceğinin bilgilendirme ve tanıtım amaçlı hazırlanan broşürde

yer aldığını, başvurucunun 1991 ve 1992 yıllarında yedi taksit halinde ilk

taksit 10,00 TL olmak üzere toplam 12.40 TL ödediğini, konutla ilgili kesin

maliyet hesabının çıkartıldığını, ancak dosyadaki belgelere göre, başvurucunun

yatırdığı peşinat ve taksitlerin, kalan borcun hesaplanması sırasında kredi

borcundan düşülmediğini, bu miktarın güncellemesi yapıldığında 13.336,00 TL’ye

ulaştığını bildirmişlerdir. Mahkeme, tüm delilleri değerlendirerek,

başvurucunun konut almak için avans yatırdığı, bu tutarın taksitlerden mahsup

edilmediği, konutun başvurucuya teslim edildiği, yatırılan bedelin TOKİ’ye

devredildiği gerekçesiyle, başvurucunun ödediği 12,40 TL’nin güncellenerek

13.336,00 TL’nin davalı TOKİ ve Başbakanlıktan tahsiline karar vermiştir.

51. Davalıların temyizi üzerine

Yargıtay 13. Hukuk Dairesince hüküm onanmıştır. Davalı TOKİ tarafından karar

düzeltme talebinde bulunulmuş ve bu istemde, başvurucunun yatırdığı avansın

taksit ödemeleri sırasında nazara alınarak taksitlerden mahsup edildiğini ileri

sürdüğü anlaşılmıştır. Yargıtay 13. Hukuk Dairesi, ödeme definin davanın her

aşamasında ileri sürülebileceği gerekçesiyle, davalının bu iddiası

doğrultusunda başvurucunun yatırdığı avansın taksit ödemelerinden mahsup edilip

edilmediğinin araştırılarak sonucuna göre karar verilmesi gerektiği

belirtilerek onama kararının ortadan kaldırılmasına ve hükmün bozulmasına karar

vermiştir.

52. Yukarıda da belirtildiği

üzere, 818 sayılı mülga Kanun’un 113. maddesi ve 6098 sayılı Kanun’un 13.

maddesinin birinci fıkrasına göre ifa, borcun sona erme sebeplerinden

birisidir. İfa, yargılamanın her aşamasında gerçekleşebileceği gibi,

yargılamanın her safhasında da ileri sürülebilecek bir iddiadır.

53. Mahkemece bozma kararına

uyularak, Ziraat Bankasından banka borçlanma sözleşmesi, borçlandırma senedi,

ek sözleşme, hesap döküm listesi ve borç kapama hesap ekstresi istenmiş, yine

TOKİ’den dava konusu taşınmaz ile ilgili tanzim edilen kesin hesap özeti talep

edilmiş, anılan belgelerin gelmesinden sonra bilirkişilerden ek rapor

alınmasına karar verilmiştir. Anılan belgelerin okunmasından sonra Mahkeme,

mevcut delillere göre bilirkişi incelemesinden vazgeçildiğini belirterek

davanın reddine karar vermiştir. Mahkemece, Banka ve TOKİ’den gelen yazı

cevaplarına ve kurumlar arası yapılan iç yazışma kayıtlarına göre mahsup

işleminin yapıldığını kabul etmek gerektiği, göçmen konutları projesi

kapsamında birçok yerde yatırılan avansların mahsup edildiği, bu nedenle

başvurucunun aldığı konut için yatırdığı avansın da mahsup işlemine tabi

tutulduğunu kabul etmenin zorunlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiştir.

54. Somut olayda başvurucunun Göçmen Konutları Projesi kapsamında avans

olarak ödeme yaptığı sabit olup, nitekim davalı TOKİ de başvurucunun ödeme yaptığını

kabul etmiş, ancak bu miktarın taksitlerden mahsup edildiğini ileri sürmüştür.

55. Yargılama makamları

yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri

gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin

olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili

olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (Benzer

yöndeki AİHM kararı için bkz. Barbera Messegue ve Jabardo/İspanya,

B.No:10590/83, 6/12/1988, § 68). Mevcut yargılamada

geçerli olan delil sunma ve inceleme yöntemlerinin adil yargılanma hakkına

uygun olup olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında

olmayıp, Mahkemenin görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil

olup olmadığının değerlendirilmesidir. Genel anlamda hakkaniyete uygun bir

yargılamanın yürütülebilmesi için silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama

ilkeleri ışığında, taraflara iddialarını sunmak hususunda uygun olanakların

sağlanması şarttır. Taraflara tanık delili de dâhil olmak üzere delillerini

sunma ve inceletme noktasında da uygun imkânların tanınması gerekir. Bu

anlamda, delillere ilişkin dengesizlik veya hakkaniyetsizlik iddialarının da

yargılamanın bütünü ışığında değerlendirilmesi gerekir (B. No: 2013/1213,

4/12/2013, § 27).

56. Mahkemece, Banka ve TOKİ’den

gelen yazı cevaplarına ve kurumlar arası yapılan iç yazışma kayıtlarına göre

mahsup işleminin yapıldığını kabul etmek gerektiği, göçmen konutları projesi

kapsamında birçok yerde yatırılan avansların mahsup edildiği, bu nedenle

başvurucunun aldığı konut için yatırdığı avansın da mahsup işlemine tabi

tutulduğunu kabul etmenin zorunlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiştir (§ 15). Mahkemece, gerekçede anılan belgeler açıkça

değerlendirilmediği gibi, bu yönde bilirkişi incelemesi de yapılmadığı, farklı

yerlerde yapılan konutlar için ödenen avansın mahsup edildiği belirtilerek ve

bu varsayım üzerine, başvurucunun aldığı konut için ödediği avansın da mahsup

edildiğini kabul etmenin zorunlu olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar

verilmiştir. Yargıtay tarafından da Mahkemece verilen bu gerekçe kabul edilerek

hüküm onanmıştır (§ 16).

57. Görüldüğü üzere başvurucu tarafından açılan alacak

davasında, başvurucunun avans olarak davalıya ödeme yaptığı kabul edilmesine ve

Mahkemece somut delillere dayalı olarak 8/6/2010 tarihinde davanın kabulüne

karar verilmesine rağmen, bu kararın bozulmasından sonra, davalı TOKİ’nin,

avans ödemesinin taksitlerden mahsup edildiği savunması yeterince açıklığa

kavuşturulmadan, varsayım üzerine davanın reddine karar verildiği

anlaşılmıştır. Dolayısıyla Mahkemenin, davanın kabulüne dair ilk kararında

vardığı sonucun tam tersi bir sonuca varsayımla ulaşması ve bunu ikna edici

şekilde gerekçelendirememesi adil bir yargılama olmadığını göstermektedir.

Başvurucu, tüketilmesi gereken ve etkili kanun yolu olan temyiz yolunda da aynı

iddiayı dile getirmiş ise de Yargıtay kararında da bu iddia karşılanmamış ve

Derece Mahkemesinin iddiayı cevapsız bırakması tutumu aynen kabul görmüştür. Bu

şekilde, başvurucunun Göçmen Konutları

Projesi kapsamında avans olarak yaptığı ödemenin, davalı TOKİ’nin

savunması doğrultusunda taksitlerden mahsup edilip edilmediği yeterince

tartışılmamış, tarafların iddia ve savunmaları karşılanmamıştır. Bu nedenle,

yargılama süreci bir bütün olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli

karar hakkının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

58. Belirtilen nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Yargılamanın Makul Sürede Tamamlanmadığı

İddiası

59. Başvurucu, 14/2/2008

tarihinde Ankara 7. Tüketici Mahkemesinde açtığı alacak davasının makul sürede

tamamlanmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

60. Adalet Bakanlığı, makul sürede yargılanma hakkına ilişkin

olarak görüş sunulmayacağını bildirmiştir.

61. Anayasa’nın “Hak arama

hürriyeti” kenar başlıklı 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle

yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil

yargılanma hakkına sahiptir.”

62. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılması, yargının görevidir.”

63. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili

uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

64. Sözleşme metni ile AİHM kararlarından ortaya çıkan ve

adil yargılanma hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın

36. maddesinde yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı bir çok kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve

AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle, gerek Sözleşme’nin lafzi

içeriğinde yer alan gerek AİHM içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına

dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi kapsamında yer

vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

65. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan

süratle sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de, Anayasa’nın bütünselliği ilkesi gereği,

makul sürede yargılanma hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması

gerektiği açıktır.

66. Anayasa’nın 36. maddesi ve Sözleşme’nin 6. maddesi

uyarınca, medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda yöneltilen suçlamalara

ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması gerekmektedir. Başvuru

konusu olayda, Göçmen Konutları Projesi

kapsamında avans olarak ödenen bedelin iadesi talebiyle açılan alacak davası

bulunmakta olup, bu sorunun çözümüne yönelik olarak mülga 1086 sayılı Kanun ile

6100 sayılı Kanun’da yer verilen usul hükümlerine göre yürütülen somut

yargılama faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama

olduğunda kuşku bulunmamaktadır.

67. Makul sürede yargılanma hakkının amacı, tarafların uzun

süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz kalacakları maddi ve manevi baskı ile

sıkıntılardan korunması ile adaletin gerektiği şekilde temini ve hukuka olan

inancın muhafazası olup, hukuki uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin

gösterilmesi gereği de yargılama faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden,

yargılama süresinin makul olup olmadığının her bir başvuru açısından münferiden

değerlendirilmesi gerekir (B. No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

68. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

69. Ancak, belirtilen kriterlerden hiçbiri makul süre

değerlendirmesinde tek başına belirleyici değildir. Yargılama sürecindeki tüm

gecikmelerin ayrı ayrı tespiti ile bu kriterlerin toplam etkisi

değerlendirilmek suretiyle, hangi unsurun yargılamanın gecikmesi açısından daha

etkili olduğu saptanmalıdır (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 46).

70. Yargılama faaliyetinin makul sürede gerçekleşip

gerçekleşmediğinin saptanması için, öncelikle uyuşmazlığın türüne göre

değişebilen, başlangıç ve bitiş tarihlerinin belirlenmesi gereklidir.

71. Medeni hak ve yükümlülüklerle ilgili uyuşmazlıklara

ilişkin makul süre değerlendirmesinde, sürenin başlangıcı kural olarak,

uyuşmazlığı karara bağlayacak yargılama sürecinin işletilmeye başlandığı, başka

bir deyişle davanın ikame edildiği tarih olup, bu tarih somut başvuru açısından

14/2/2008 tarihidir.

72. Davanın ikame edildiği tarih ile Anayasa Mahkemesinin

bireysel başvuruların incelenmesi hususundaki zaman bakımından yetkisinin

başladığı tarihin farklı olması halinde, dikkate alınacak süre, 23/9/2012

tarihinden sonra geçen süre değil, uyuşmazlığın başlangıç tarihinden itibaren

geçen süredir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 51).

73. Sürenin bitiş tarihi ise, yargılamanın sona erme

tarihidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 52).

74. Tüketici mahkemelerinin görevi mülga 4077 sayılı Kanun’un

23. maddesinde düzenlenmiştir. Anılan maddede, bu Kanun’un uygulanmasıyla

ilgili her türlü ihtilafa tüketici mahkemelerinde bakılacağı, tüketici

mahkemeleri nezdinde açılan davaların harçlardan muaf olduğu ve bu mahkemelerde

basit yargılama usulüne göre yargılama yapılacağı belirtilmiştir.

75. Bu şekilde kanun koyucu, tüketiciyi koruma amacını

dikkate alarak genel mahkemelerin dışında özel bir tüketici davalarının

yargılaması sistemi oluşturmuş ve bu davaların, konunun uzmanı mahkemelerce

mümkün olduğunca hızlı, basit ve ucuz bir biçimde sonuçlandırılmasını

amaçlamıştır.

76. Adil yargılanma hakkı Devlete, uyuşmazlıkların makul süre

içinde nihai olarak sonuçlandırılmasını garanti edecek bir yargı sistemi kurma

ödevi yükler. Tüketici Mahkemesinde açılan alacak davasında derhal bir yargı

kararı verilmesinde, tüketici konumundaki başvurucunun önemli bir kişisel

yararı bulunmaktadır. Bu nedenle tüketici mahkemelerinde görülen

uyuşmazlıkların ivedilikle çözülmesi hususunda yargı organlarının özel bir

itina göstermesi gerekir.

77. 6100 sayılı Kanun’un 30.

maddesinde uyuşmazlıkların makul sürede çözümlenmesi gerektiği belirtilmiştir.

Tüketici mahkemelerinde görülecek davalar gerek mülga 1086 sayılı Kanun ve

gerekse 6100 sayılı Kanun’a göre, basit yargılama usulüne göre yürütülür.

78. Basit yargılama usulü, 6100 sayılı Kanun’un 316. maddesinde

yer alan davalar ile kanunlarda açıkça belirtilen bazı davalarda uygulanan ve

yazılı yargılama usulünden daha basit ve çabuk işleyen, daha kısa bir

incelemeye ihtiyaç duyan ve daha kolay bir inceleme ile sonuçlandırılabilecek

dava ve işler için kabul edilmiş bir yargılama usulüdür (B. No: 2013/772,

7/11/2013, § 65).

79. 6100 sayılı Kanun’un 317. maddesi ve devamı maddelerde

yer alan bu usulde davalar, mahkemeye sunulan dilekçe ile açılmakta ve

davalının, dava dilekçesinin kendisine tebliğinden itibaren iki hafta içinde

cevap dilekçesini mahkemeye sunması gerekmektedir. Bu süre bir defaya mahsus

olmak üzere en fazla iki hafta uzatılabilmektedir. Basit yargılama usulünde

cevaba cevap ve ikinci cevap aşamaları bulunmamaktadır. Mahkemeler, 6100 sayılı

Kanun’un 320. maddesine göre mümkünse tarafları duruşmaya davet etmeden dosya

üzerinden karar verirler. Duruşmalı yargılamada aynı maddeye göre mahkemelerin,

tahkikatı ilk duruşma hariç, kural olarak iki duruşmada tamamlaması ve

duruşmalar arasındaki sürenin de bir aydan uzun olmaması gerekmektedir. Ancak

istisnai hallerde ikiden fazla duruşma yapılabileceği gibi, duruşma araları da

bir aydan fazla tutulabilmektedir.

80. Başvuru konusu olayda, başvurucunun, 14/2/2008 tarihinde

Ankara 20. Asliye Hukuk Mahkemesinde açtığı alacak davası sonunda Mahkemece,

26/3/2008 tarihli kararla iş bölümü nedeniyle dava dosyasının Ankara 2. Asliye

Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiştir.

81. Anılan Mahkemece de 18/6/2008 tarihinde Mahkemenin

görevsizliğine ve dosyanın Ankara Tüketici Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmiştir.

82. Ankara 7. Tüketici Mahkemesince yargılamanın basit

yargılama usulüne göre yapılmasına karar verilerek tarafların delilleri

toplanmış, sözleşmeler ve ödeme tabloları incelenmiş, bilirkişi heyetinden

rapor alınarak 8/6/2010 tarihinde davanın kabulüne karar verilmiştir.

83. Davalıların temyizi üzerine, 1/2/2011 tarihinde hüküm

onanmış, karar düzeltme istemi sonucu, 2/6/2011 tarihinde hükmün bozulmasına

karar verilmiştir.

84. Mahkemece bozma kararına uyularak, ilgili kurumlardan

belgeler istenmiş ve bu belgeler ile diğer tüm deliller değerlendirilerek

27/12/2012 tarihinde davanın reddine karar verilmiştir.

85. Başvurucunun temyizi üzerine Yargıtay 13. Hukuk

Dairesince 6/5/2013 tarihinde, karar düzeltme yolu kapalı olarak hüküm onanmış

ve aynı tarihte kesinleşmiştir.

86. Yargılamanın başından itibaren iki dereceli yargılama

sisteminde davanın 5 yıl 2 ay 22 gün sürdüğü belirlenmiştir.

87. Yargılama sürecinde davanın taraflarının yargılamayı

geciktirici yöndeki işlem ve davranışları kural olarak, yargılamanın uzamasında

taraf kusuru olarak kabul edilmekte ise de, yargılama

makamlarının ilgili usuli imkânları kullanmak suretiyle

bu girişimleri engelleme sorumluluğu bulunmaktadır. Bu kapsamda, taraflarca

muhtelif celselerde mazeret dilekçeleri sunulduğu görülmekle birlikte,

başvurucunun tutumunun yargılamanın uzamasına özellikle bir etkisi olduğu

tespit edilememiştir.

88. Başvurunun değerlendirilmesi neticesinde, başvuruya konu

alacak davası; hukuki meselenin çözümündeki güçlük, maddi olayların

karmaşıklığı, delillerin toplanmasında karşılaşılan engeller, taraf sayısı gibi

kriterler dikkate alındığında karmaşık olmaktan uzaktır. Başvurucunun tutum ve

davranışlarıyla ve usuli haklarını kullanırken

özensiz davranmasıyla yargılamanın uzamasına önemli ölçüde sebep olduğu da

söylenemez.

89. Başvurunun konusu olan alacak davasında yargılama

sürecindeki gecikmeler ayrı ayrı değerlendirildiğinde, Mahkemece yapılan

yargılama süreçleri ve temyiz süreçleriyle beraber yargılamanın makul olmayan

uzun bir süre olan 5 yıl 2 ay 22 günde tamamlandığı görülmektedir. Tüketici

mahkemelerinde görülen alacak davalarının niteliği, başvurucu açısından

taşıdığı değer ve başvurucunun davadaki menfaati dikkate alındığında, bu

sürenin makul olmadığı açıktır.

90. Belirtilen nedenlerle, başvurucunun Anayasa’nın 36.

maddesinde güvence altına alınan makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğine karar verilmesi gerekir.

c. Mülkiyet Hakkının İhlal Edildiği İddiası

91. Başvurucu, Ankara 7.

Tüketici Mahkemesinde açtığı davanın reddine karar verilmesinin mülkiyet

hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

92. Başvurucunun, Derece

Mahkemesi kararının gerekçesiz olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğine yönelik yukarıda yer verilen ilkeler ışığında yargılamanın

yenilenmesine karar verildiği, mülkiyet hakkının ihlali iddialarının

yargılamanın yenilenmesi davasında değerlendirilebileceği kabul edilerek,

anılan ihlal iddiasının bu aşamada değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

93. Başvurucu, mülkiyet ve adil yargılanma hakları ile

eşitlik ilkesinin ihlali nedeniyle avans olarak yatırdığı bedelin bilirkişi

raporlarıyla güncellenmiş değeri olan 13.336,00 TL tazminatın, 634,25 TL

yargılama giderinin ve 3.418,00 TL vekâlet ücretinin ödenmesini talep etmiştir.

94. Adalet Bakanlığı görüş yazısında, başvurucunun haklarının

ihlal edildiğinin tespiti halinde, daha önce verilen kararlar doğrultusunda

hakkaniyete uygun bir tazminata karar verilmesinin yerinde olabileceğini

bildirmiştir.

95. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemez.

Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından

kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında

hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya

genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama

yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı

ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar

verir.”

96. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, gerekçeli karar hakkı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal

edildiği tespit edilmiş olmakla, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapmak üzere dosyanın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar

verilmesi gerekir.

97. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde de

bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği

tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar

arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

98. Başvurucunun, makul sürede yargılama yapılmaması

nedeniyle manevi tazminat talep etmediği anlaşıldığından bu konuda

değerlendirme yapılmamıştır.

99. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Karar düzeltme isteminin kabulü nedeniyle

adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2.

Gerekçeli karar hakkına ilişkin adil yargılanma hakkının ihlali iddiasının

KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

3.

Makul sürede yargılama yapılmadığı şikâyetinin KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

B. Başvurucunun

1.

Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan gerekçeli karar hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

2. Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına

alınan makul sürede yargılanma hakkının İHLAL EDİLDİĞİNE

C. İhlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama

yapmak üzere dosyanın Ankara 7. Tüketici Mahkemesine gönderilmesine,

D. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

E. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye

Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede

gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar

geçen süre için yasal faiz uygulanmasına, 17/7/2014 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Serdar ÖZGÜLDÜR Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Raportör : Murat AZAKLI Başvurucu : İbrahim ŞENDİL Vekili : Av. Mehmet Zeki KÖSE

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/4495, 17 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. II. Yargıtay evvelce cevapsız bırakılan itirazları kendi
  12. IV. İnceleme Ve
  13. Gerekçe
  14. A. Başvurucunun İddiaları
  15. B. Değerlendirme
  16. B. Başvurucunun
  17. F. Ödemelerin, kararın tebliğini takiben başvurucunun Maliye
  18. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/4495
Tarih
17 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • Feridun Kayacan Başvurusu (B. No: 2012/1321)
  • Musa Yılmaz Acar Başvurusu (B. No: 2013/1664)
  • Mehmet Kökmen ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9783)
  • Mahmut Tanal Başvurusu (B. No: 2014/11368)
  • Ferruh İlvan Başvurusu (B. No: 2013/1648)
  • Hıdır Memicil Başvurusu (B. No: 2013/1420)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.