İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Nejdet Atalay Başvurusu (B. No: 2014/184)

1. Başvurucu, tutuklanmasını haklı

Başvuru No2014/184Tarih16 Temmuz 2014Okuma25 dk · 5.036 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Nejdet Atalay Başvurusu

Karar tarihi
16 Temmuz 2014
Başvuru Numarası
2014/184
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.036 kelime·25 dk okuma·18 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvurucu, tutuklanmasını haklı

gösterecek somut olay, olgu ve bilgi olmadığı halde tutuklandığını, derece

mahkemelerinin formül gerekçelerle tahliye taleplerini reddettiğini,

tutukluluğun makul süreyi aştığını, belediye başkanı seçildikten sonra tutuklu

bulundurulmalarının siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik bir müdahale

olduğunu, emsal nitelikteki Anayasa Mahkemesi kararının kendisi hakkında

uygulanmadığını, yargılama sırasında tabii hakim ilkesinin gözetilmediğini

ileri sürerek Anayasa’nın 10., 19., 37. ve 67. maddelerinin ihlal edildiğini

iddia etmiş ve tahliye edilerek tazminata hükmedilmesini talep etmiştir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 6/1/2014 tarihinde Batman

1. Ağır Ceza Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde Komisyona sunulmasına engel bir

eksikliğin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Birinci Bölüm İkinci Komisyonunca,

29/1/2014 tarihinde başvurunun kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar verilmiştir.

4. Bölüm, 12/2/2014 tarihinde yapılan

toplantıda kabul edilebilirlik ve esas hakkındaki incelemenin birlikte

yapılmasına karar vermiştir.

5. Başvuru konusu olay ve olgular

12/2/2014 tarihinde Adalet Bakanlığına bildirilmiştir. Adalet Bakanlığı,

görüşünü 20/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

6. Adalet Bakanlığı tarafından Anayasa

Mahkemesine sunulan görüş başvurucuya 20/3/2014 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucu, karşı beyanlarını 31/3/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve ekleri ile Adalet

Bakanlığının görüşünde ifade edildiği şekliyle olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, 29/3/2009 tarihinde

yapılan yerel seçimlerde, Batman Belediye Başkanı olarak seçilmiştir.

9. 24/12/2009 tarihinde gözaltına

alınan başvurucu, Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/12/2009 tarih ve

2009/73 sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır.

10. Başvurucu hakkında, örgütün

faaliyetlerini düzenlemek suretiyle örgütü yönetme, 2911 sayılı Toplantı ve

Gösteri Yürüyüşleri Hakkında Kanun’a muhalefet ile terör örgütü propagandası

yapma suçlarını işlediğinden bahisle kamu davası açılmıştır.

11. Başvurucu Anayasa Mahkemesinin

4/12/2013 tarih ve B. No: 2012/1272 sayılı kararına dayanarak, yargılamasının

devam ettiği Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinden 6/12/2013 tarihinde

tahliyesini talep etmiştir.

12. Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi,

başvurucunun talebini 11/12/2013 tarih ve E.2010/444 sayılı kararıyla

reddetmiştir.

13. Diyarbakır 6. Ağır Ceza

Mahkemesinin 11/12/2013 tarihli ret kararına karşı başvurucu, 20/12/2013

tarihinde Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesine itiraz etmiştir.

14. İtirazı inceleyen Diyarbakır 4.

Ağır Ceza Mahkemesi, başvurucunun itirazını 24/12/2013 tarih ve 2013/701

Değişik İş sayılı kararı ile reddetmiştir. Başvurucu anılan ret kararının

2/1/2014 tarihinde kendisine tebliğ edildiğini bildirmiştir.

15. Başvurucu Diyarbakır 2. Ağır Ceza

Mahkemesince 1/7/2014 tarihinde tahliye edilmiştir. Başvurucu hakkındaki ceza

davası ilk derece mahkemesi önünde derdesttir.

B. İlgili Hukuk

16. 3713 sayılı Terörle Mücadele

Kanunu’nun 7. maddesi şöyledir:

“Cebir ve şiddet kullanılarak;

baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleriyle, 1 inci maddede

belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar,

yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314 üncü maddesi

hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün

yöneticisi olarak cezalandırılır.”

17. 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun

314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“Bu kısmın dördüncü ve beşinci

bölümlerinde yer alan suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya

yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası

ile cezalandırılır.

Birinci fıkrada

tanımlanan örgüte üye olanlara, beş yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”

18. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi

Kanunu’nun 100. maddesinin (3) numaralı fıkrası şöyledir:

“Aşağıdaki suçların işlendiği

hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var

sayılabilir:

a)

26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine

Karşı Suçlar (Madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

…”

19. 5271 sayılı Kanun’un 102. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Ağır ceza mahkemesinin görevine

giren işlerde, tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde,

gerekçesi gösterilerek uzatılabilir; uzatma süresi toplam üç yılı geçemez.”

20. 5271 sayılı Kanun’un 104.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Soruşturma ve kovuşturma

evrelerinin her aşamasında şüpheli veya sanık salıverilmesini isteyebilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

21. Mahkemenin 16/7/2014 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda, başvurucunun 6/1/2014 tarih ve 2014/184 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

22. Başvurucu;

i. Tutuklanmasını haklı gösterecek somut olay, olgu ve bilgi

olmadığı halde tutuklandığını, yerel mahkemelerin formül gerekçelerle tahliye

taleplerini reddettiğini, uzun bir süredir tutuklu olduğunu ileri sürerek

Anayasa’nın 19. maddesinin,

ii. 29/3/2009 tarihinde Batman Belediye Başkanı olarak seçildiğini,

Anayasa’nın 67. maddesinde seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi

parti içinde siyasi faaliyette bulunma hakkının güvence altına alınmasına

rağmen belediye başkanı seçildikten sonra tahliye edilmemesi nedeniyle görevini

fiilen yerine getiremediğini, tutukluluk halinin belediye başkanı olarak siyasi

faaliyette bulunma ve temsil hakkını engellemesi nedeniyle seçilme hakkına bir

müdahale olduğunu, belediye başkanı seçildikten sonraki tahliye taleplerinin

reddine ilişkin mahkeme kararlarında seçilme ve temsil hakkıyla yargılamanın

tutuklu olarak sürdürülmesindeki kamu yararı arasında makul dengenin

gözetilmediğini, belediye başkanı olduktan sonra tutuklu kaldığı süre de

gözetildiğinde seçilme ve siyasi faaliyette bulunma hakkına yönelik müdahalenin

ölçülü ve demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığını ileri

sürerek Anayasa’nın 67. maddesinin,

iii. Yerel seçimler ile belediye başkanı olarak seçilmesinin ardından

ilk derece mahkemesinin tutuklama tedbiri konusundaki tutumunda hiçbir

değişiklik gözlenmediğini, 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi

Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması ve Basın Yayın Yoluyla İşlenen

Suçlara İlişkin Dava ve Cezaların Ertelenmesi Hakkında Kanun’un yürürlüğe

girmesinin ardından derece mahkemelerince verilen kararlarda hedeflenen meşru

amaçla yapılan müdahale arasında gözetilmesi gereken denge açısından lehlerine

olan adli kontrol tedbirlerinin yeterince dikkate alınmadığını, Anayasa

Mahkemesinin 4/12/2013 tarih ve B. No: 2012/1272 sayılı kararını emsal

göstererek Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesine yaptıkları başvuruların klişe

gerekçelerle reddedildiğini, Anayasa’nın 153. maddesinin son fıkrasına göre

Anayasa Mahkemesinin kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını

bağlamasına ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Yargılama Usulüne

Dair Kanunun 50. maddesi uyarınca da Anayasa Mahkemesinin kararlarının

gereğinin yerine getirilmesinin bir zorunluluk olmasına rağmen derece

mahkemesinin tutuklama kararında ısrar etmesinin kanun önünde eşitlik ilkesini

ihlal ettiğini ileri sürerek Anayasa’nın 10. maddesinin,

iv. 6352 sayılı Kanun’un 105. maddesi ile 5271 sayılı Kanun’un 250.,

251. ve 252. maddelerinin yürürlükten kaldırıldığını, ancak aynı Kanun’un

geçici 2. maddesinin (4) numaralı fıkrasında

yer alan “Ceza Muhakemesi Kanununun

yürürlükten kaldırılan 250. maddesinin birinci fıkrasına göre görevlendirilen

mahkemelerde açılmış olan davalara, kesin hükümle sonuçlandırılıncaya kadar bu

mahkemelerce bakmaya devam olunur. Bu davalarda, yetkisizlik veya görevsizlik

karan verilemez. 12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 10

uncu maddesinin kovuşturmaya ilişkin hükümleri bu davalarda da uygulanır.”

şeklindeki hükme göre aynı suçlara

bakmakla yetkili iki ayrı mahkeme kurulduğunu, “tabii/olağan mahkeme” ilkesinin bir uyuşmazlığı yargılayacak

olan mahkemenin o uyuşmazlığın doğmasından önce kanunen belli olması ve

yargılanacak olayın meydana geldiği anda o olay için kanunun önceden öngördüğü

mahkeme anlamına geldiğini, bu mahkemenin hâkiminin de “tabii hâkim” olduğunu, bir uyuşmazlığın

ancak doğumu anında görevli ve yetkili olan mahkeme tarafından

görülebileceğini, tabii hâkim ilkesine göre davanın olaydan sonra çıkarılacak

bir kanunla kurulacak bir mahkeme tarafından görülemeyeceğini, tabii hâkim

ilkesinin sonucu olarak “olağanüstü/istisnai”

mahkemelerin kurulamayacağını, 6352 sayılı Kanun’un 75. maddesiyle 3713 sayılı

Kanun’un 10. maddesinin yeniden düzenlenerek bu Kanun kapsamına giren suçların

soruşturma ve kovuşturma usulleri yeniden düzenlenerek yeni mahkemelerin

kurulmasının tabii hâkim ilkesine aykırı olduğunu ileri sürerek Anayasa’nın 37.

maddesinin,

ihlal

edildiğini iddia etmiştir.

B. Değerlendirme

1. Kabul Edilebilirlik

Yönünden

a. Kişi Özgürlüğü ve Güvenliği

Hakkının İhlali İddiası

i. Tutukluluğun Somut Olgu ve Olaylara

Dayanmadığı İddiası

23. Başvurucu, tutuklanmasını haklı

gösterecek somut olay, olgu ve bilgi olmadığı halde tutuklandığını ileri

sürmüştür. Başvurucunun bu iddialarının Anayasa’nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrası kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

24. Adalet Bakanlığı, görüşünde bu

şikâyetle ilgili ayrı bir değerlendirme yapmamıştır.

25. Başvurucu, söz konusu iddia ile

ilgili olarak, başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekrarlamıştır.

26. 6216 sayılı Kanun’un “Bireysel başvuruların kabul edilebilirlik şartları ve

incelenmesi” kenar

başlıklı 48. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, açıkça dayanaktan yoksun

başvuruların kabul edilemezliğine karar verebilir.”

27. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci

fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke

olarak konduktan sonra, ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda

gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar

sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının

kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan

herhangi birinin varlığı halinde söz konusu olabilir (B. No: 2012/239,

2/7/2013, § 43).

28. Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü

fıkrasında, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin, ancak

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla

veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hallerde

hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin

tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti

bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur.

Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle

desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin

niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır.

29. Ancak bu nitelemeye bağlı olarak

kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında delillerin

yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Zira tutukluluğun

amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin

tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya

ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna

göre, suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile

ceza yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete

gerekçe oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (B. No:

2012/1272, 4/12/2013, § 73).

30. Tutukluluk, 5271 sayılı Kanun'un

100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi ancak

hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren olguların

ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde tutuklanabilir. Maddede tutuklama

nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre, (a) şüpheli veya

sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular

varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları; 1) delilleri yok etme, gizleme

veya değiştirme, 2) tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması

girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa tutukluluk kararı

verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli şüphe bulunması

halinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste halinde

belirtilmiştir (B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 46).

31. Diğer yandan, Anayasa'da yer alan

hak ve özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin

yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi

kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa'ya bariz şekilde aykırı yorumlar ile

delillerin takdirinde açıkça keyfilik halinde hak ve özgürlük ihlaline

sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda incelenmesi gerekir.

Aksinin kabulü bireysel başvurunun getiriliş amacıyla bağdaşmaz (B. No:

2012/239, 2/7/2013, § 49).

32. Başvurucu 24/12/2009 tarihinde

gözaltına alınmış ve Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 25/12/2009 tarih ve

2009/73 sorgu sayılı kararıyla tutuklanmıştır. Tutuklamaya gerekçe olarak, “… hakkında mevcut delillerin toplanmamış olması,

yüklenen suçun niteliği, atılı suçun CMK. 100/3 maddesinde sayılı katolog suçlardan olması” gösterilmiştir.

Başvurucu hakkında savcılıkça düzenlenen iddianame incelendiğinde, yasadışı PKK

terör örgütü adına faaliyet yürüten KCK/TM yapılanması bünyesinde KCK

sözleşmesinin 14. maddesinin 2. fıkrasının (d) bendinde yer alan Ekoloji ve

Yerel Yönetimler Komitesinden emir ve talimat alarak örgütsel faaliyetleri

düzenlediği, yapılan görevlendirme neticesinde aynı maddenin 5. fıkrasında yer

alan Mali Alan Merkezi kapsamında faaliyetleri düzenlediği, ikametinde ve

KCK/TM yapılanması içerisinde faaliyet gösteren örgüt üyelerinin ikametlerinde

yapılan aramada örgütsel dokümanların ele geçirildiği iddiasıyla, örgütün

faaliyetlerini düzenlemek suretiyle örgütü yönetme, 2911 sayılı Kanun’a

muhalefet ile terör örgütü propagandası yapma suçlarını işlediğinden bahisle

kamu davası açıldığı görülmektedir.

33. Somut olayda başvurucu, söz konusu

iddiasını soyut olarak dile getirmekle yetinmiş ve bu konuda herhangi bir

açıklamada bulunmamıştır. Dava dosyasının incelenmesinden, tutuklama kararının,

Derece Mahkemesinin bu konudaki hukuki yetki ve görevi çerçevesinde verildiği

anlaşılmaktadır. Başvuru dosyasında bunun aksini ifade eden herhangi bir husus

da yer almamaktadır. Bu durumda başvurucunun, suç işlediğinden şüphelenilmesi

için somut olgu ve bilgi bulunmadığı halde tutuklandığı ve tutukluluğun

sürdürüldüğü iddiasının yerinde olmadığı sonucuna varılmıştır. Tutukluluğun

devamına dair kararların ilgili ve yeterli olup olmadığı meselesinin ise

tutukluluğun makul olup olmadığının incelenmesi sırasında ele alınması gerekir.

34. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

“tutuklanmasını haklı gösterecek somut olay,

olgu ve bilgi olmadığı halde tutuklandığı”na ilişkin iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması” sebebiyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

ii. Tutukluluğun Makul Süreyi Aştığı

İddiası

35. Başvurucunun, tutukluluğun makul

süreyi aştığı ve formül gerekçelerle tutukluluğun devamına karar verildiğine

ilişkin şikâyetleri açıkça dayanaktan yoksun değildir. Ayrıca başka bir kabul

edilemezlik nedeni de bulunmadığı için başvurunun bu şikâyetlere ilişkin

kısmının kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

b. Adil Yargılanma Hakkının İhlali

İddiası

36. Başvurucu, hakkındaki davanın “tabii hâkim ilkesi”ne aykırı olarak olağanüstü

bir mahkeme tarafından görüldüğünden şikâyet etmişlerdir.

37. Adalet Bakanlığı görüşünde, adil

yargılanma hakkının, davaların yasayla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir

mahkeme tarafından görülmesini gerektirdiğini, Sözleşme’nin 6. maddesinin

mahkemelerin yasayla kurulması şartını öngördüğünü, bu düzenlemenin amacının

mahkemenin bağımsızlığını sağlamak üzere demokratik bir toplumda yargı

sistemini yürütmenin takdirine bırakmamak ve bu sistemin parlamento tarafından

düzenlenmesini sağlamak olduğunu, Sözleşme’nin 6. maddesinin yasayla

kurulmaları koşuluyla özel mahkemelerin kurulmasını engellemediğini, Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) Keser/Türkiye

kararında (B. No: 29321/11, 15/10/2013, §§ 25-28) Hakimler ve Savcılar Yüksek

Kurulu tarafından yetkilendirilen Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemelerinin,

yetkileri Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 250. maddesinde belirlenen mahkemeler

olduğunu belirterek söz konusu şikayeti açıkça dayanaktan yoksun bulduğunu

belirtmiştir.

38. Başvurucu, söz konusu iddia ile

ilgili olarak, başvuru dilekçesindeki beyanlarını tekrarlamıştır.

39. Anayasa’nın 148. maddesinin üçüncü

fıkrası ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri

Hakkında Kanunu’nun 45. maddesinin (1) numaralı fıkrası gereğince Anayasa

Mahkemesine yapılan bir bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu

gücü tarafından müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına

alınmış olmasının yanı sıra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (Sözleşme) ve

Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına da girmesi gerekir. Bir

başka ifadeyle, Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalan bir

hak ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar

verilmesi mümkün değildir (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

40. Anayasa Mahkemesi, olayların

başvurucu tarafından yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve

olguların hukuki tavsifini kendisi takdir eder. Başvurucunun, haklarındaki

davanın tabii hâkim ilkesine aykırı olarak olağanüstü bir mahkeme tarafından

görüldüğü yönündeki şikâyetlerinin Anayasa’nın 36. maddesinde yer alan “adil

yargılanma hakkı” kapsamında değerlendirilmesi gerekir.

41. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci

fıkrasında herkesin meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı

mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma

hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Anayasa’da adil yargılanma hakkının

kapsamı düzenlenmediğinden bu hakkın kapsam ve içeriği, Sözleşme’nin “adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6.

maddesi çerçevesinde belirlenmelidir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, § 38).

42. 6216 sayılı Kanun’un 45. maddesinin

(2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu ileri sürülen

işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve yargısal başvuru

yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce tüketilmiş olması

gerekir.”

43. Bu hüküm uyarınca Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunmak için ihlale neden olduğu iddia edilen

işlem veya eylem için idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının tüketilmiş

olması gerekir.

44. Zira temel hak ve özgürlüklere

saygı, devletin tüm organlarının uyması gereken bir ilke olup bu ilkeye uygun

davranılmadığı takdirde ortaya çıkan ihlale karşı öncelikle yetkili idari

mercilere ve derece mahkemelerine başvurulmalıdır. Anayasa Mahkemesine bireysel

başvuru, ikincil nitelikte bir kanun yoludur. Temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle genel yargı mercilerinde olağan kanun yolları

vasıtasıyla çözüme kavuşturulması gerekir. Bireysel başvuru yoluna, iddia

edilen hak ihlallerinin bu olağan denetim mekanizması içinde giderilememesi

durumunda başvurulabilir (B. No: 2012/946, 26/3/2013, §§ 17-18). Başvurucu

hakkındaki dava, derece mahkemesi önünde derdesttir. Dolayısıyla bu şikâyet

bakımından başvuru yolları henüz tüketilmemiştir.

45. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

hakkındaki davanın “tabii hâkim ilkesi”ne

aykırı olarak olağanüstü bir mahkeme tarafından görüldüğü iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması”

nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

c. Eşitlik İlkesinin İhlali İddiası

46. Başvurucu, Anayasa’nın 10.

maddesinde düzenlenen “kanun önünde eşitlik

ilkesi”nin

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

47. Adalet Bakanlığı görüşünde, Anayasa

Mahkemesi içtihatlarına göre, başvurucunun Anayasa’nın 10. maddesinde

düzenlenen eşitlik ilkesi ve Sözleşme’nin 14. maddesinde düzenlenen ayrımcılık

yasağının ihlal edildiğine yönelik iddialarının, bahsi geçen maddelerdeki

ifadeler dikkate alındığında, Anayasa ve Sözleşme kapsamında yer alan diğer

temel hak ve özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerektiğini (B. No:

2012/1049, 26/3/2013, § 33; B. No: 2013/1337, 16/5/2013, § 20), başka bir ifadeyle

ayrımcılık yasağının ihlal edilip edilmediğinin tartışılabilmesi için, ihlal

iddiasının, kişinin hangi temel hak ve özgürlüğü konusunda ayrımcılığa maruz

kaldığı sorularına cevap verilmesi gerektiğini belirtmiştir.

48. Bakanlık, başvurucu ile benzer durumda olan kişilerin

başvuruları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesinin kararlarını emsal göstererek

tahliye talep ettiği, ancak talebinin reddedildiği iddiasıyla ilgili olarak;

Anayasa Mahkemesince, aynı hukuki metne ya da duruma ilişkin olarak, aynı derecedeki

bağımsız yargı mercileri arasındaki yorum ve içtihat farklılıkları ile temyiz

mercilerinin, uyuşmazlıklara ilişkin yorum farklılıklarının tek başına adil

yargılanma hakkının ihlali niteliğinde kabul edilemeyeceğine karar verdiğini

ifade etmiştir (B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 45).

49. Başvurucu, söz konusu iddia ile ilgili olarak, başvuru

dilekçesindeki beyanlarını tekrarlamıştır.

50. Başvurucunun, Anayasa’nın 10.

maddesinin ihlal edildiğine yönelik iddialarının, soyut olarak değerlendirilmesi

mümkün olmayıp, mutlaka Sözleşme kapsamında yer alan diğer temel hak ve

özgürlüklerle bağlantılı olarak ele alınması gerekir (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 33).

51. Başvurucunun, eşitlik ilkesinin

ihlali iddiasının esas olarak kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkı çerçevesinde ve

bu hakla bağlantılı olarak ele alınması gerekir. Dolayısıyla kişi özgürlüğü ve

güvenliği hakkı bakımından eşitlik ilkesi, bağımsız nitelikte koruma işlevine

sahip olmayıp, bu hakkın kullanılmasını, korunmasını ve başvuru yollarını

güvence altına alan tamamlayıcı nitelikte haklardandır (B. No: 2012/1049,

26/3/2013, § 34).

52. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

Anayasa’nın 10. maddesinin ihlal edildiği yönündeki iddiasının, Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği yönündeki iddialar çerçevesinde

değerlendirilmesi gerekir.

d. Seçme, Seçilme ve Siyasi Faaliyette

Bulunma Hakkının İhlali İddiası

53. Başvurucu, belediye başkanı olarak

seçildikten sonra tutuklandığını ve tutukluluğu nedeniyle görevini fiilen

yerine getiremediğini ileri sürmüştür.

54. Adalet Bakanlığı görüşünde, serbest

seçim hakkının Avrupa kamu düzeninin temel unsuru olan demokrasinin en önemli

ilkelerinden biri olduğunu, seçme ve seçilme hakkının mutlak nitelikte bir hak

olmadığını, Sözleşme’nin taraf devletlere seçme ve seçilme hakkının kapsam ve

uygulamasını belirleme konusunda geniş bir takdir hakkı verdiğini, seçme ve

seçilme hakkının kullanımının belli şartlara bağlanabileceğini, Anayasa

Mahkemesinin de benzer nitelikteki başvurulara ilişkin 4/12/2013 tarihli iki

kararında yer verilen ilkelere göre seçilme, seçilme ve bağımsız olarak veya

bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette bulunma hakkının güvence altına

alındığını ve takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğu belirtilmiştir.

55. Başvurucu, söz konusu iddia ile ilgili olarak, başvuru

dilekçesindeki beyanlarını tekrarlamıştır.

56. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalan bir hak ihlali iddiasını içeren başvurunun esasının

incelenmesi mümkün değildir. Başvurucunun iddiasının Anayasa’nın 67. maddesinin

birinci fıkrası ve Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün

3. maddesi çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

57. Anayasa’nın “Seçme, seçilme ve siyasî faaliyette bulunma hakları”

başlıklı 67. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Vatandaşlar, kanunda gösterilen

şartlara uygun olarak, seçme, seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasî parti

içinde siyasî faaliyette bulunma ve halkoylamasına katılma hakkına sahiptir.”

58. Sözleşme’ye Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesi

şöyledir:

“Yüksek Sözleşmeci Taraflar, yasama

organının seçilmesinde halkın kanaatlerinin özgürce açıklanmasını sağlayacak

şartlar içinde, makul aralıklarla, gizli oyla serbest seçimler yapmayı taahhüt

ederler.”

59. AİHM, “serbest seçim hakkı”nı

Avrupa kamu düzeninin temel unsuru olan demokrasinin en önemli ilkelerinden

biri olarak kabul etmektedir. AİHM, Sözleşme’ye Ek 1

No.lu Protokol’ün 3. maddesince korunan hakların, hukukun üstünlüğüne dayanan

etkili ve anlamlı bir demokrasinin temellerinin kurulması ve sürdürülmesi için

hayati öneme sahip olduğunu belirtmiştir (Mathieu-Mohin ve Clerfayt/Belçika,

B. No: 9267/81, 2/3/1987, § 47; Ždanoka/Letonya [BD], B. No: 58278/00,

16/3/2006, § 103; Yumak ve Sadak/Türkiye

[BD], B. No: 10226/03, 8/7/2008 § 105).

60. AİHM, Sözleşme’ye

Ek 1 No.lu Protokol’ün 3. maddesindeki serbest seçim hakkını, “yasama organı”nın seçimi ya da bu organın

iki meclisi varsa en azından bir meclisin seçimi ile sınırlı olarak değerlendirmektedir

(Gorizdra/Moldova (kk.),

B. No: 53180/99, 02/07/2002, hukuk kısmı, § 2; Cherepkov/Rusya (kk.), B. No: 51501/99, 25/01/2000, hukuk kısmı, § 1).

61. AİHM, serbest seçim hakkının

kapsamını, yasama yetkisine sahip olmayan yerel yönetimlerin seçimlerini

içerecek kadar genişletmemiş ve yerel seçimlerin, ulusal yasaları yerel düzeyde

uygulayarak parlamentonun desteklenmesi işlevine sahip olduğunu belirtmiştir.

AİHM ayrıca, belediye seçimlerinin (Cherepkov/Rusya (kk.), B. No: 51501/99, 25/01/2000), bölgesel seçimlerin

(Malarde/France (kk.),

B. No: 46813/99, 5/9/2000), il genel meclisi seçimlerinin (Santoro/Italy, B. No: 36681/97,

16/1/2003), belediye ve ilçe meclisi seçimlerinin (Mółka/Poland (kk.),

B. No: 56550/00, 11/4/2006) Sözleşme’ye Ek 1 No.lu

Protokol’ün 3. maddesinde belirlenen serbest seçim hakkının kapsamında

olmadığına karar vermiştir.

62. Anayasa’nın 67. maddesinde seçme,

seçilme ve bağımsız olarak veya bir siyasi parti içinde siyasi faaliyette

bulunma hakkı güvence altına alınmıştır. Anayasa Mahkemesine yapılan bir

bireysel başvurunun esasının incelenebilmesi için, kamu gücü tarafından

müdahale edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış

olmasının yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu ek protokollerinin kapsamına

da girmesi gerekir. Somut olayda, belediye başkanı seçilen başvurucunun

tutuklanması nedeniyle bu görevini yerine getiremediğine ilişkin iddiası,

Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanı dışında kalmaktadır.

63. Açıklanan nedenlerle, başvurucunun

tutukluluğu nedeniyle belediye başkanlığı görevini yerine getiremediğine

ilişkin iddiasının, Anayasa ve Sözleşme’nin

ortak koruma alanı dışında kaldığı anlaşıldığından “konu bakımından yetkisizlik” nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

2. Esas

Yönünden

64. Başvurucu, tahliye taleplerinin

formül gerekçelerle reddedildiğini ve makul olmayan bir süredir tutuklu

olduğunu ileri sürmüştür.

65. Adalet Bakanlığı görüşünde, Anayasa

Mahkemesi ve AİHM’in tutukluluk süresinin

hesaplanmasıyla ilgili ilkelerine değinerek somut olayda başvurucunun

25/12/2009 tarihinde tutuklandığını, başvuru tarihi itibariyle yaklaşık dört

yıl iki aydır tutuklu olduğunu, tutuklamaya ilişkin konularda AİHM kararlarlarına göre belli bir süreye kadar tutukluluğun

devamı için makul şüphe ya da inandırıcı nedenlerin aranmasının yeterli

olduğunu, somut olayda başvurucunun atılı suçu işlediğine dair inandırıcı

delillerin bulunup bulunmadığının, toplam tutukluluk süresi ve tutukluluk konusundaki

ulusal mahkeme kararlarının gerekçelerinin, davanın kapsamının ve

karmaşıklığının, sanık sayısının, isnat olunan suçun organize suç olmasının,

yargılama süresince derece mahkemesine izafe edilebilecek herhangi bir ihmal

veya hareketsiz kalmanın bulunup bulunmadığının ve yargılamanın sürdürülüp

tamamlanmasında mahkemenin kendinden beklenen her türlü dikkat ve özeni

gösterip göstermediğinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ve bu konudaki

takdirin Anayasa Mahkemesine ait olduğunu ifade etmiştir.

66. Başvurucu, dört yılı aşan bir

süredir tutuklu olduğunu, klişe gerekçelerle tutukluluğunun devamına karar

verildiğini, adli kontrol tedbirlerinin dikkate alınmadığını, delilleri yok

etme, gizleme ve değiştirme ihtimalinin bulunmadığını ifade etmiş ve başvuru

formundaki iddialarını tekrarlamıştır.

67. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrası şöyledir:

“Tutuklanan

kişilerin, makul süre içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma

sırasında serbest bırakılmayı isteme hakları vardır. Serbest bırakılma

ilgilinin yargılama süresince duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine

getirilmesini sağlamak için bir güvenceye bağlanabilir.”

68. Anayasa’nın 19. maddesinin yedinci

fıkrasında bir ceza soruşturması kapsamında tutuklanan kişilerin, yargılamanın

makul sürede bitirilmesini ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest

bırakılmayı isteme haklarına sahip olduğu güvence altına alınmıştır.

69. Tutukluluk süresinin makul olup

olmadığı konusunun, genel bir ilke çerçevesinde değerlendirilmesi mümkün

değildir. Bir sanığın tutuklu olarak bulundurulduğu sürenin makul olup

olmadığı, her davanın kendi özelliklerine göre değerlendirilmelidir.

Anayasa’nın 38. maddesinde “Suçluluğu hükmen

sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz” şeklinde ifadesini

bulan masumiyet karinesi, yargılama süresince kişinin hürriyetinin esas,

tutukluluğun ise istisna olmasını gerektirmektedir. Tutukluluğun devamı ancak

masumiyet karinesine rağmen Anayasa’nın 19. maddesinde güvence altına alınan

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkından daha ağır basan gerçek bir kamu yararının

mevcut olması durumunda haklı bulunabilir (B. No: 2012/1137, 2/7/2013, § 61).

70. Bir davada tutukluluğun belli bir

süreyi aşmamasını sağlamak, öncelikle derece mahkemelerinin görevidir. Bu amaçla,

yukarıda belirtilen kamu yararı gereğini etkileyen tüm olayların derece

mahkemeleri tarafından incelenmesi ve serbest bırakılma taleplerine ilişkin

kararlarda bu olgu ve olayların ortaya konulması gerekir (B. No: 2012/1137,

2/7/2013, § 62).

71. Tutuklama tedbirine kişilerin

suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmasının yanı sıra bu kişilerin

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla

başvurulabilir. Başlangıçtaki bu tutuklama nedenleri belli bir süreye kadar tutukluluğun

devamı için yeterli görülebilirse de bu süre geçtikten sonra, uzatmaya ilişkin

kararlarda tutuklama nedenlerinin hâlâ devam ettiğinin gerekçeleriyle birlikte

gösterilmesi gerekir. Bu gerekçeler “ilgili” ve “yeterli”

görüldüğü takdirde, yargılama sürecinin özenli yürütülüp yürütülmediği de

incelenmelidir. Davanın karmaşıklığı, organize suçlara dair olup olmadığı veya

sanık sayısı gibi faktörler sürecin işleyişinde gösterilen özenin

değerlendirilmesinde dikkate alınır. Tüm bu unsurların birlikte değerlendirilmesiyle

sürenin makul olup olmadığı konusunda bir sonuca ulaşılabilir (B. No:

2012/1137, 2/7/2013, § 63). Tutukluluk süresinin makul seviyede kalması için

ilgili makamların almış oldukları önlemler de dâhil olmak üzere tüm bu

unsurların birlikte değerlendirilmesiyle sürenin makul olup olmadığı konusunda

bir sonuca ulaşılabilir (B. No: 2014/85, 3/1/2014, § 43).

72. Dolayısıyla Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edilip edilmediğinin değerlendirmesinde

esas olarak, serbest bırakılma taleplerine ilişkin kararların gerekçelerine

bakılmalı ve tutuklu bulunan kişiler tarafından yapılan tutukluluğa itiraz

başvurularında sunulan belgeler çerçevesinde kararların yeterince

gerekçelendirilmiş olup olmadığı göz önüne alınmalıdır. Öte yandan hukuka uygun

olarak tutuklanan bir kişinin, suç işlediği yönünde kuvvetli belirti ve

tutuklama nedenlerinden biri veya birkaçının varlığı devam ettiği sürece ilke

olarak belli bir süreye kadar tutukluluk halinin makul kabul edilmesi gerekir

(B. No: 2012/1137, 2/7/2013, §§ 63-64).

73. Diğer taraftan özgürlük hakkı, adli

makamlarla güvenlik görevlilerinin özellikle organize suçlarla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek biçimde

yorumlanmamalıdır. Nitekim AİHM, Sözleşme’nin 5. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (c) bendinin, Sözleşme’ye Taraf

Devletlerin güvenlik görevlilerinin bilhassa organize olanlar olmak üzere

suçlulukla etkili olarak mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep

olabilecek biçimde uygulanmaması gerektiğini vurgulamaktadır (Dinç ve Çakır/Türkiye, B. No. 66066/09,

9/7/2013, § 46).

74. Bir kişinin gerekçeden tamamen yoksun bir yargı

kararıyla tutuklanması ve tutukluluğun uzatılması kabul edilemez (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz: Nakhmanovich/Rusya, B. No: 55669/00, 2/3/2006, § 70; Belevitskiy/Rusya, B. No: 72967/01, 1/3/2007, § 91).

Bununla beraber tutukluluğu meşru kılan gerekçeler gösterilerek bir zanlı

ya da sanığın tutuklanmasının keyfi olduğunu söylemek mümkün değildir. Ancak aşırı

derecede kısa gerekçelerle ve hiçbir yasal hüküm gösterilmeden tutuklama kararı

vermek ya da tutukluluğu devam ettirmek bu çerçevede değerlendirilmemelidir

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz: Mooren/Almanya [BD], B. No: 11364/03, 9/7/2009,

§ 79).

75. İtiraz veya temyiz merciinin,

itiraz veya temyiz incelemesine konu mahkeme kararına ve bu karardaki

gerekçelere katıldığı durumlarda, buna ilişkin kararını ayrıntılı olarak

gerekçelendirmemesi, kural olarak, gerekçeli karar hakkına aykırılık teşkil etmez

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz: García Ruiz/İspanya,

B. No: 30544/96, 21/1/1999, § 26).

76. Makul sürenin hesaplanmasında

sürenin başlangıcı, başvurucunun daha önce yakalanıp gözaltına alındığı

durumlarda bu tarih, doğrudan tutuklandığı durumlarda ise tutuklama tarihidir.

Sürenin sonu ise kural olarak kişinin serbest bırakıldığı tarihtir. Ancak

kişinin, tutuklu olarak yargılanmakta olduğu davada mahkumiyetine karar

verilmiş ise mahkûmiyet tarihi itibarıyla da tutukluluk hali sona erer (B. No:

2012/237, 2/7/2013, §§ 66, 67).

77. Dava dosyası incelendiğinde

başvurucunun, 1/4/2013, 18/4/2013 ve son olarak da 6/12/2013 tarihinde tahliye

talebiyle mahkemeye başvurduğu görülmektedir. Başvurucunun 1/4/2013 tarihli

tahliye talebi Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 4/4/2013 tarihli kararıyla,

“… isnat olunan suçun vasıf ve mahiyeti,

sanıkların üzerine atılı suçlarla ilgili tanık beyanları, aramalarda ele

geçirilen belge ve dokümanlar, dijital malzemelere ilişkin inceleme

tutanakları, telefon görüşmeleri ve ortam dinlemeleri, görüntü inceleme ve

fotoğraftan tespit tutanakları, teknik araçlarla izleme ve dinleme çözüm

tutanakları, doküman inceleme tutanakları, olay tespit tutanakları ve fiziki

takip tutanaklarına göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların

bulunması, sanıkların delilleri yok etme gizleme, değiştirme, tanıklar üzerinde

baskı yapma olasılıklarının bulunması, suçların 5271 sayılı Kanun’un 100/3

maddesinde sayılan katolog suçlardan olması ve isnat

edilen suçlar için öngörülen ceza miktarı, sanıkların kaçma şüphesinin

bulunması ...” gerekçesiyle reddedilmiş ve tutukluluk halinin

devamına karar vermiştir.

78. Başvurucunun 18/4/2013 tarihli

tahliye talebi Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinin 18/4/2013 tarihli

kararıyla, “… olay tutanakları, iletişim tespit tutanakları ve fotoğraftan tespit

tutanakları ile tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesinin varlığını

gösteren olguların bulunması, suçların 5271 sayılı Kanun’un 100/3 maddesinde

sayılan katolog suçlardan olması ve isnat edilen

suçlar için öngörülen ceza miktarı, sanıkların kaçma şüphesinin bulunması,

tutuklama tedbirinin makul ve dosya kapsamında uyumlu olması …”

gerekçesiyle reddedilmiş ve tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.

79. Başvurucu son olarak, 6/12/2013

tarihinde tahliye talebiyle Mahkemeye başvurmuş, ancak talebi Diyarbakır 6.

Ağır Ceza Mahkemesinin 11/12/2013 tarihli kararıyla, “… isnat edilen suçun vasıf ve mahiyeti, sanıkların

üzerine atılı suça ilişkin gizli tanık beyanları, fiziki takip ve tespit

tutanakları, olay tutanakları, iletişim tespit tutanakları ve fotoğraftan

tespit tutanakları ile tüm dosya kapsamına göre kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren olguların bulunması, suçların 5271 sayılı Kanun’un 100/3

maddesinde sayılan katolog suçlardan olması ve isnat

edilen suçlar için öngörülen ceza miktarı, sanıkların kaçma şüphesinin

bulunması, tutuklama tedbirinin makul ve dosya kapsamında uyumlu olması …”

gerekçesiyle reddedilmiş ve tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.

80. Başvurucu Diyarbakır 6. Ağır Ceza

Mahkemesinin 11/12/2013 tarihli ret kararına itiraz etmiş, ancak itirazı

Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 24/12/2013 tarih ve 2013/701 Değişik İş

sayılı kararıyla “Diyarbakır 6. Ağır Ceza

Mahkemesinin 11/12/2013 tarihli

ara kararıyla verilen tutukluluk halinin devamına ilişkin kararında herhangi

bir isabetsizlik bulunmadığı …” gerekçesiyle reddedilmiş ve

tutukluluk hallerinin devamına karar vermiştir.

81. Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya

değiştirilmesini önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan

ve kanunda gösterilen diğer hâllerde tutulabilirler. Bu şartların tutukluluk

süresince devam ediyor olması, tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve

meşruiyeti bakımından olmazsa olmaz bir koşul olmakla birlikte bu durumun devam

edip etmediğinin ilgili ve yeterli gerekçelerle ortaya konulması ve yürütülen

işlemlerde gerekli özenin gösterilmesi gerekir (B. No: 2012/338, 2/7/1013, §

70).

82. Somut olayda başvurucu 24/12/2009

tarihinde tutuklanmış olup yargılaması derece mahkemesi önünde devam

etmektedir. Başvurucu Diyarbakır 2. Ağır Ceza Mahkemesince 1/7/2014 tarihinde

tahliye edilmiştir. Buna göre başvurucu, yaklaşık 4 yıl 6 ay boyunca

özgürlüğünden mahrum kalmıştır.

83. Derece mahkemelerince verilen

tutukluluğa itiraz ve itirazın reddine dair kararların gerekçeleri

incelendiğinde, bu gerekçelerin tutukluluğun devamının hukuka uygunluğu ve

tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olmadığı ve aynı

hususların tekrarı niteliğinde olduğu görülmektedir. Somut olaydaki tutukluluk

halinin devamına ilişkin bu gerekçelerin ilgili ve yeterli olduğu söylenemez. İlgili

ve yeterli olmayan gerekçelere dayanılarak başvurucunun özgürlüğünden mahrum

bırakıldığı dikkate alındığında söz konusu tutukluluk süresi makul olarak

değerlendirilemez.

84. Açıklanan nedenlerle, Anayasa’nın

19. maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

3. 6216 Sayılı Kanunun 50. Maddesi

Yönünden

85. 6216 sayılı Kanun’un 50. maddesinin

(1) numaralı fıkrasında, esas inceleme sonunda ihlal kararı verilmesi hâlinde

ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedileceği belirtilmiş; ancak yerindelik denetimi yapılamayacağı, idari

eylem ve işlem niteliğinde karar verilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

86. Başvuruda, Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının ihlal edildiği sonucuna varılmıştır.

87. Başvurucu, uğradığı zarar

karşılığında 20.000,00 TL manevi tazminat talebinde bulunmuştur. Başvurucuya,

özgürlük ve güvenlik hakkına yönelik müdahale nedeniyle yalnızca ihlal

tespitiyle telafi edilemeyecek ölçüdeki manevi zararının varlığı ve somut

olayın özelliklerini dikkate alarak takdiren 5.000,00

TL manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerekir.

88. Başvurucu tarafından yapılan ve

dosyadaki belgeler uyarınca tespit edilen 209,90 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet

ücretinden oluşan toplam 1.709,90 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine

karar verilmesi gerekir.

89. Kararın bir örneğinin ilgili

mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. “Tutukluluğun somut olgu ve olaylara dayanmadığı” yönündeki

iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. “Hakkındaki davanın tabii hâkim ilkesine aykırı olarak olağanüstü bir

mahkeme tarafından görüldüğü” yönündeki iddiasının “başvuru yollarının tüketilmemiş olması” nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. “Tutukluluğu nedeniyle belediye başkanlığı görevini yerine getiremediği”

yönündeki iddiasının “konu bakımından

yetkisizlik” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. “Tahliye taleplerinin formül gerekçelerle reddedildiği ve uzun bir

süredir tutuklu olduğu” yönündeki iddialarının KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

B. “Tahliye taleplerinin formül

gerekçelerle reddedildiği ve tutukluluğun makul süreyi aştığı” iddiası yönünden Anayasa’nın 19.

maddesinin yedinci fıkrasının İHLAL EDİLDİĞİNE,

C. Başvurucuya 5.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE

ve tazminata ilişkin diğer taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucular tarafından yapılan toplam 209,90 TL harç ve

1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.709,90 TL yargılama giderinin

BAŞVURUCUYA ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğinden sonra Maliye Bakanlığına yapılacak

başvuru tarihinden itibaren dört ay içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması

halinde, bu sürenin sona erdiği tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için

yasal faiz uygulanmasına,

F. Kararın bir örneğinin ilgili mahkemesine gönderilmesine,

16/7/2014

tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar

verildi.

Başkan

:

Serruh

KALELİ

Üyeler

:

Zehra Ayla PERKTAŞ

Burhan ÜSTÜN

Nuri NECİPOĞLU

Zühtü ARSLAN

Raportör

:

Serhat ALTINKÖK

Başvurucu

:

Nejdet

ATALAY

Vekili : Av. Mustafa YILDIZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2014/184, 16 Temmuz 2014 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili Hukuk
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucunun
  14. B. Değerlendirme
  15. B. No: 56550/00, 11/4/2006) Sözleşme’ye Ek 1 No.lu
  16. B. “Tahliye taleplerinin formül
  17. C. Başvurucuya 5.000,00 TL manevi tazminat ÖDENMESİNE
  18. E. Ödemenin, kararın tebliğinden sonra Maliye Bakanlığına yapılacak
  19. Kaleli
  20. Atalay
  21. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2014/184
Tarih
16 Temmuz 2014

İlgili Kararlar

  • İbrahim Can Kişi Başvurusu (B. No: 2012/1052)
  • Mahmut Tanal Başvurusu (B. No: 2014/11438)
  • Bekir Resuloğlu Başvurusu (B. No: 2013/3253)
  • Mehmet Yiğiner Başvurusu (B. No: 2014/1944)
  • Emine Sağırlıbaş ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/9793)
  • Turgut Ketken Başvurusu (B. No: 2012/1006)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.