İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hüseyin Özdemir Başvurusu (B. No: 2013/7455)

1. Başvurucu, 16/6/2005 tarihinde Bakırköy 1. İş Mahkemesinde

Başvuru No2013/7455Tarih25 Mart 2015Okuma27 dk · 5.332 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hüseyin Özdemir Başvurusu

Karar tarihi
25 Mart 2015
Başvuru Numarası
2013/7455
R.G. Tarih- Sayı
18/6/2015-29390
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.332 kelime·27 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvurucu, 16/6/2005 tarihinde Bakırköy 1. İş Mahkemesinde

açtığı alacak ve tazminat davası sonunda hukuka aykırı olarak davanın kısmen

kabulüne karar verildiğini, hükmün Yargıtay 9. Hukuk Dairesince onandığını

belirterek, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri

sürmüş ve tazminat talep etmiştir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 26/9/2013 tarihinde İstanbul 18. Asliye Hukuk

Mahkemesi vasıtasıyla yapılmıştır. İdari yönden yapılan ön incelemede

başvurunun Komisyona sunulmasına engel bir durumun bulunmadığı tespit

edilmiştir.

3. İkinci

Bölüm İkinci Komisyonunca 20/11/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesi

Bölüm tarafından yapılmak üzere, dosyanın Bölüme gönderilmesine karar

verilmiştir.

4. Bölüm

tarafından 12/12/2013 tarihinde, kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin

birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru

konusu olay ve olgular ile başvurunun bir örneği, görüş için Adalet Bakanlığına

gönderilmiştir. Adalet Bakanlığının 17/2/2014 tarihli görüş yazısına karşı

başvurucu beyanlarını sunmuştur.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

6. Başvuru formu ve ekleri ile başvuruya konu yargılama

dosyası içeriğinden tespit edilen ilgili olaylar özetle şöyledir:

7. Başvurucu, 16/6/2005 tarihinde Gönültaş Çorap ve Örme

San. Ltd. Şti. aleyhine Bakırköy 1. İş Mahkemesinde açtığı davada, 1/7/2004

tarihinde davalıya ait işyerinde çalışmaya başladığını, 12/5/2005 tarihinde

işverenin hakarette bulunması üzerine iş akdini haklı nedenle feshettiğini

ileri sürerek, fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla

250,00 TL fazla çalışma ücreti ve 5.000,00 TL manevi tazminatın tahsilini talep

etmiştir.

8. Mahkemece alınan 1/7/2009 tarihli bilirkişi raporunda,

1/7/2004 ilâ 12/5/2005 tarihleri arasındaki fazla çalışma ücreti alacağının

2.572,63 TL olduğu bildirilmiştir.

9. Başvurucu, 7/7/2009 tarihli ıslah dilekçesi ile fazla

çalışma ücreti alacağını 2.572,63 TL'ye yükseltmiştir.

10. Davalı, ıslah edilen kısma yönelik olarak zamanaşımı

definde bulunmuş ve bilirkişiden ek rapor alınmasını talep etmiştir.

11. Bilirkişi 6/4/2010 tarihli ek raporunda, ıslah tarihi

olan 7/7/2009 tarihinden geriye doğru beş yılı geçen alacaklar için

zamanaşımının söz konusu olabileceğini, davalının zamanaşımı savunması esas

alındığında 1/7/2004 ilâ 7/7/2004 tarihleri arasındaki kısım için fazla mesai

alacağının 37,67 TL olduğunu, ancak başvurucunun dava dilekçesi ile 250.00 TL talep ettiğini, zamanaşımı kabul edildiğinde

250,00 TL fazla çalışma alacağının olduğunu bildirmiştir.

12. Mahkemece, 28/12/2010 tarih ve E.2005/2179, K.2010/816

sayılı kararla; 6/4/2010 tarihli ek raporla fazla çalışma ücreti alacağının

başvurucunun ilk dava ile istediği 250,00 TL olarak belirlendiği, dinlenen

tanıkların beyanlarına göre işverenin başvurucuya hakaret ettiğinin sübuta

ermediği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, 250,00 TL fazla çalışma

alacağının dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline, fazlaya

ilişkin talebin reddine karar verilmiştir.

13. Temyiz üzerine, Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 13/6/2013

tarih ve E.2011/14873, K.2013/18342 sayılı ilâmıyla; “dosyadaki yazılara, kararın dayandığı delillerle kanuni gerektirici

sebeplere ve özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik görülmemesine

göre, davacı vekilinin yerinde bulunmayan bütün temyiz itirazlarının reddi ile

usul ve kanuna uygun olan hükmün onanmasına” karar verilmiştir.

14. Başvurucu, 17/2/2010 tarihinde Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine (AİHM) başvurmuş, yargılamanın uzun sürdüğünü belirterek ihlal

iddiasında bulunmuş, başvuru AİHM tarafından 15350/10 sırasına kaydedilmiştir.

15. Başvurucu, 1/10/2012 tarihinde AİHM’e

ek dilekçe göndermiş, yargılamanın halen devam ettiğini ve alacağını tahsil

edemediğini belirterek, adil yargılanma hakkı ile mülkiyet hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüş, AİHM tarafından henüz bir karar verilmemiştir.

16. Başvurucu, 1/7/2013 tarihinde Adalet Bakanlığı İnsan

Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına başvurarak uzun yargılama şikayetinde

bulunmuştur.

17. Yargıtay 9. Hukuk Dairesince verilen onama kararı,

2/9/2013 tarihinde başvurucu tarafından öğrenilmiştir.

18. Başvurucu, 26/9/2013 tarihinde bireysel başvuruda

bulunmuştur.

19. Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu

Başkanlığının 8/1/2014 tarih ve 2014/115 sayılı kararıyla iki dereceli

yargılamada yedi yıl on bir ay yirmi yedi günlük yargılama süresinin makul

olmadığı belirtilerek, başvurucuya 5.700,00 TL tazminat ödenmesine karar

verilmiştir.

B. İlgili Hukuk

20. 12/1/2011 tarih ve 6100 sayılı

Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun “Usul

ekonomisi ilkesi” kenar başlıklı 30. maddesi şöyledir:

“Hâkim, yargılamanın makul süre içinde ve düzenli bir

biçimde yürütülmesini ve gereksiz gider yapılmamasını sağlamakla yükümlüdür.”

21. 30/1/1950 tarih ve 5521

sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 1. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“İş Kanununa göre işçi sayılan

kimselerle (o kanunun değiştirilen ikinci maddesinin Ç, D ve E fıkralarında istisna

edilen işlerde çalışanlar hariç) işveren veya işveren vekilleri arasında iş

akdinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk

uyuşmazlıklarının çözülmesi ile görevli olarak lüzum görülen yerlerde iş

mahkemeleri kurulur.”

22. 22/5/2003 tarihli ve 4857

sayılı İş Kanunu’nun “İşçinin haklı nedenle

derhal fesih hakkı” kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir:

“Süresi belirli olsun veya olmasın işçi,

aşağıda yazılı hallerde iş sözleşmesini sürenin bitiminden önce veya bildirim

süresini beklemeksizin feshedebilir:

…

II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve

benzerleri:

…

b) İşveren işçinin veya ailesi üyelerinden

birinin şeref ve namusuna dokunacak şekilde sözler söyler, davranışlarda

bulunursa veya işçiye cinsel tacizde bulunursa..

…”

23. 22/5/2003 tarih ve 4857

sayılı İş Kanunu’nun 32. maddesinin son fıkrası şöyledir:

“Ücret alacaklarında zamanaşımı süresi beş yıldır.”

24. 22/4/1926 tarih ve 818

sayılı mülga Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi şöyledir:

“Şahsi menfaatleri haleldar olan kimse hata vukuunda zarar

ve ziyan ve hataların hususi ağırlığı icabettiği

surette manevi zarar namiyle nakdi bir meblağ itasını

dava edebilir. Hakim, bu tazminatın itası yerine diğer

bir tazmin sureti ikame yahut ilave edebilir.”

25. 818 sayılı mülga Kanun’un

126. maddesi şöyledir:

“Aşağıdaki alacak veya davalar hakkında beş

senelik müruru zaman cari olur:

…

3-Sanatkarların veya esnafın emeklerinin

karşılığı, perakendecilerin sattıkları malların parası, noterlerin mesleki

hizmetleri karşılığı, başkalarının maiyetinde çalışan veya müstahdemi olan

kimselerin, hizmetçilerin, yevmiyecilerin ve işçilerin ücretleri hakkındaki

davalar

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

26. Mahkemenin 25/3/2015 tarihinde yapmış olduğu toplantıda,

başvurucunun 26/9/2013 tarih ve 2013/7455 numaralı bireysel başvurusu incelenip

gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun İddiaları

27. Başvurucu, 16/6/2005 tarihinde Bakırköy 1. İş

Mahkemesinde açtığı alacak ve tazminat davası sonunda 28/12/2010 tarihinde

davanın kısmen kabulüne karar verildiğini, kısa karar ve gerekçeli kararın

hüküm kısmında manevi tazminatın reddine dair herhangi bir karar bulunmadığını,

gerekçe bölümünde yeterli gerekçe gösterilmeden manevi tazminatın

reddedildiğini, ıslah dilekçesi ile artırdığı kısım zamanaşımına uğramadığı

halde, bilirkişi raporları yanlış değerlendirilerek davanın kısmen reddine

hükmedildiğini, fazla çalışma ücretinin kısmen reddi hususunda yeterli gerekçe

gösterilmediğini, Mahkemece verilen kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesince temyiz

dilekçesinde belirtilen iddialar değerlendirilmeden onandığını, makul sürede

yargılama yapılmadığı için 17/2/2010 tarihinde AİHM'e

başvurduğunu, yine yargılama süresinin uzunluğu nedeniyle 27/6/2013 tarihinde

Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına başvuruda

bulunduğunu, yargılamanın uzun sürdüğünü ve makul sürede sonuçlanmadığını,

yargılama sonunda davanın kısmen reddedildiğini belirterek, mülkiyet ve adil

yargılanma haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

B. Değerlendirme

28. Başvuru dilekçesi ve ekleri incelendiğinde başvurucunun,

yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının

ihlali edildiği iddiasında bulunduğu, manevi tazminat ve fazla çalışma

alacağının gerekçesiz olarak reddedildiğini belirterek mülkiyet ve adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini belirttiği, ayrıca bilirkişi raporunun

yanlış ve hatalı değerlendirilmesi ve zamanaşımı süresinin yanlış hesaplanması

nedeniyle fazla çalışma alacağının kısmen reddine karar verilmesinin de

mülkiyet ve adil yargılanma haklarını ihlal ettiğini ileri sürdüğü

anlaşılmıştır. Anayasa Mahkemesi başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin

nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki nitelendirmeyi bizzat yapar.

Başvurucunun anılan ihlal iddiaları ayrı ayrı değerlendirilmiştir.

1. Kabul Edilebilirlik Yönünden

a. Yargılamanın Makul

Sürede Sonuçlandırılmadığı İddiası

29. Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün “Düşme

kararı” kenar başlıklı 80. maddesi şöyledir:

“(1)Bölümler ya da Komisyonlarca

yargılamanın her aşamasında aşağıdaki hâllerde düşme kararı verilebilir:

….

c) İhlalin ve sonuçlarının ortadan kalkmış olması.

…

(2)Bölümler ya da Komisyonlar;

yukarıdaki fıkrada belirtilen nitelikteki bir başvuruyu, Anayasanın uygulanması

ve yorumlanması veya temel hakların kapsamının ve sınırlarının belirlenmesi ya

da insan haklarına saygının gerekli kıldığı hâllerde incelemeye devam

edebilir.”

30. Başvurucu, başvuru

dilekçesinde, iş akdini haklı nedenlerle feshettiğini, işveren aleyhine açtığı

tazminat ve alacak davasının, makul olmayan bir sürede sonuçlanmadığını

belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

31. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucunun, yargılamanın uzun sürdüğü iddialarına yönelik olarak

Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığına başvurduğunu,

dolayısıyla bu şikâyete ilişkin idari ve yargısal başvuru yollarının tamamının

tüketilip tüketilmediğinin değerlendirilmesi gerektiğini bildirmiştir.

32. Anayasa ve Avrupa İnsan

Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) ortak koruma alanı dışında kalan bir hak

ihlali iddiasını içeren başvurunun kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi

mümkün olmayıp (B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18), Sözleşme metni ile Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarından ortaya çıkan ve adil yargılanma

hakkının somut görünümleri olan alt ilke ve haklar, Anayasa’nın 36. maddesinde

yer verilen adil yargılanma hakkının da unsurlarıdır. Anayasa Mahkemesi de

Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok kararında, ilgili

hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında yorumlamak suretiyle,

Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM içtihadıyla adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil edilen ilke ve haklara, Anayasa’nın 36. maddesi

kapsamında yer vermektedir. Somut başvurunun dayanağını oluşturan makul sürede

yargılanma hakkı da yukarıda belirtilen ilkeler uyarınca adil yargılanma

hakkının kapsamına dâhil olup, ayrıca davaların en az giderle ve mümkün olan süratle

sonuçlandırılmasının yargının görevi olduğunu belirten Anayasa’nın 141.

maddesinin de Anayasa’nın bütünlüğü ilkesi gereği, makul sürede yargılanma

hakkının değerlendirilmesinde göz önünde bulundurulması gerektiği açıktır (B.

No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 38–39).

33. Davanın karmaşıklığı, yargılamanın kaç dereceli olduğu,

tarafların ve ilgili makamların yargılama sürecindeki tutumu ve başvurucunun

davanın hızla sonuçlandırılmasındaki menfaatinin niteliği gibi hususlar, bir

davanın süresinin makul olup olmadığının tespitinde göz önünde bulundurulması

gereken kriterlerdir (B. No: 2012/13, 2/7/2013, §§ 41–45).

34. Anayasa’nın 36. maddesi ve

Sözleşme’nin 6. maddesi uyarınca, medeni hak ve yükümlülükler ile cezai alanda

yöneltilen suçlamalara ilişkin uyuşmazlıkların makul sürede karara bağlanması

gerekmektedir. Başvuru konusu olayda, iş akdinin çalışan tarafından haklı

nedenlerle feshedilmesi üzerine, çalışan tarafından açılan tazminat ve alacak

davası bulunmakta olup, bu sorunun çözümüne yönelik olarak 5521 ve 6100 sayılı

Kanunlarda yer verilen usul hükümlerine göre yürütülen somut yargılama

faaliyetinin, medeni hak ve yükümlülükleri konu alan bir yargılama olduğunda

kuşku bulunmamaktadır.

35. Makul sürede yargılanma

hakkının amacı, tarafların uzun süren yargılama faaliyeti nedeniyle maruz

kalacakları maddi ve manevi baskı ile sıkıntılardan korunması ile adaletin

gerektiği şekilde temini ve hukuka olan inancın muhafazası olup, hukuki

uyuşmazlığın çözümünde gerekli özenin gösterilmesi gereği de yargılama

faaliyetinde göz ardı edilemeyeceğinden, yargılama süresinin makul olup

olmadığının her bir başvuru açısından münferiden değerlendirilmesi gerekir (B.

No:2012/13, 2/7/2013, § 40).

36. Somut olayda başvurucu,

başvuru dilekçesinde, makul sürede yargılama yapılmadığı için 17/2/2010

tarihinde AİHM'e başvurduğunu, yine yargılama

süresinin uzunluğu nedeniyle 27/6/2013 tarihinde Adalet Bakanlığı İnsan Hakları

Tazminat Komisyonu Başkanlığına başvuruda bulunduğunu, yargılamanın uzun

sürdüğünü ve makul sürede sonuçlanmadığını belirterek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

37. Başvurucu, 11/3/2014

tarihinde, Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığınca

8/1/2014 tarih ve K.2014/115 sayılı kararla yargılamanın makul sürede

sonuçlanmamasına ilişkin iddialarının karşılandığını, bu şikâyetinin

sonuçlanmış olduğunu belirterek, yargılamanın uzun sürdüğüne yönelik

şikayetinin adil bir karara ulaşma hakkının ihlali başlığı altında ve bir

gerekçe olarak dikkate alınmasını talep etmiştir.

38. Yargılamanın makul sürede

sonuçlanmaması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlali iddiasının Adalet

Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığınca 8/1/2014 tarih ve

K.2014/115 sayılı kararla sonuçlanmış olduğu, dolayısıyla Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 80. maddesinin (1) numaralı fıkrasının (c)

bendinde düzenlendiği şekilde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kalktığı

anlaşıldığından, başvurucunun makul sürede yargılanma hakkının ihlali iddiası

yönünden düşme kararı verilmesi gerekmektedir.

39. Açıklanan nedenlerle,

başvurucunun, yargılamanın makul sürede sonuçlanmaması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlali iddiasına ilişkin olarak, ihlal ve sonuçları ortadan

kalktığı için başvurunun bu kısmının “düşmesine”

karar verilmesi gerekir.

b. Manevi Tazminat Talebinin Reddedilmesi Nedeniyle Adil

Yargılanma Hakkının İhlali İddiası

40. Anayasa’nın 148. maddesinin

dördüncü fıkrası şöyledir:

“Bireysel başvuruda, kanun yolunda gözetilmesi gereken

hususlarda inceleme yapılamaz.”

41. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Mahkeme, … açıkça dayanaktan yoksun başvuruların kabul

edilemezliğine karar verebilir.”

42. 6216 sayılı Kanun’un 48.

maddesinin (2) numaralı fıkrasında açıkça dayanaktan yoksun başvuruların

Mahkemece kabul edilemezliğine karar verilebileceği belirtilmiştir. Anayasa’nın

148. maddesinin dördüncü fıkrasında ise açıkça dayanaktan yoksun başvurular

kapsamında değerlendirilen kanun yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin

şikâyetlerin bireysel başvuruda incelenemeyeceği kurala bağlanmıştır.

43. Anılan kurallar uyarınca,

ilke olarak derece mahkemeleri önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve

olguların kanıtlanması, delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının

yorumlanması ve uygulanması ile derece mahkemelerince uyuşmazlıkla ilgili

varılan sonucun esas yönünden adil olup olmaması bireysel başvuru incelemesine

konu olamaz. Bunun tek istisnası, derece mahkemelerinin tespit ve sonuçlarının

adaleti ve sağduyuyu hiçe sayan tarzda bariz takdir hatası veya açık keyfilik

içermesi ve bu durumun kendiliğinden bireysel başvuru kapsamındaki hak ve

özgürlükleri ihlal etmiş olmasıdır. Bu çerçevede, kanun yolu şikâyeti

niteliğindeki başvurular, bariz takdir hatası veya açık keyfilik bulunmadıkça

Anayasa Mahkemesince incelenemez (B. No: 2012/1027, 12/2/2013, § 26).

44. Başvurucu, işverenin hakaret

etmesi üzerine iş akdini haklı nedenlerle feshettiğini, Bakırköy 1. İş

Mahkemesinde açtığı manevi tazminat davasının reddedildiğini, ancak kısa karar

ve gerekçeli kararın hüküm kısmında manevi tazminatın reddine dair herhangi bir

karar bulunmadığını belirterek, adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri

sürmüştür.

45. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, Mahkemece, kararın gerekçe bölümünde olay ve olgular ile tarafların

tanıklarının beyanları ayrıntılı şekilde değerlendirilerek, işverenin

başvurucuya hakaret ettiğinin sübuta ermediği ve bu nedenle manevi tazminat

talebinin yerinde olmadığının belirtildiğini, hüküm kısmında manevi tazminatın

reddedildiği açıkça gösterilmemişse de gerekçeli kararın tümünden manevi

tazminatın reddedildiğinin anlaşıldığını bildirmiştir.

46. Bakırköy 1. İş Mahkemesi

tarafından hükmün gerekçesinde, tarafların tanıklarının dinlendiği ve işverenin

başvurucuya hakaret ettiğinin net olarak tespit edilemediği, dolayısıyla

başvurucuya hakaret edildiği iddiası sübuta ermediği için başvurucunun manevi

tazminat talebinin yerinde görülmediği belirtilmiştir. Mahkeme, kısa kararda ve

gerekçeli kararın hüküm kısmında davanın kısmen kabulüne, 250,00 TL fazla

çalışma alacağının davalıdan tahsiline, fazlaya ilişkin talebin reddine karar

verildiğini belirtmiş, dolayısıyla hükmün gerekçesi ve hüküm kısmı dikkate

alındığında, başvurucunun manevi tazminat isteminin reddedildiği anlaşılmıştır.

47. Mahkemenin gerekçesi ve

başvurucunun iddiaları incelendiğinde, iddiaların özünün Derece Mahkemesi

tarafından delillerin değerlendirilmesinde ve hukuk kurallarının

yorumlanmasında isabet olmadığına ve esas itibarıyla yargılamanın sonucuna

ilişkin olduğu anlaşılmaktadır.

48. Başvurucu, yargılama

sürecinde karşı tarafın sunduğu deliller ve görüşlerden bilgi sahibi

olamadığına, kendi delillerini ve iddialarını sunma olanağı bulamadığına, karşı

tarafça sunulan delillere ve iddialara etkili bir şekilde itiraz etme fırsatı

bulamadığına ya da uyuşmazlığın çözüme kavuşturulmasıyla ilgili iddialarının

Derece Mahkemesi tarafından dinlenmediğine ilişkin bir bilgi ya da kanıt

sunmadığı gibi Mahkeme kararında bariz takdir hatası veya açık keyfilik

oluşturan herhangi bir durum da tespit edilememiştir.

49. Açıklanan nedenlerle,

başvurucu tarafından ileri sürülen manevi tazminat taleplerinin reddedilmesine

yönelik ihlal iddialarının kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu, Derece

Mahkemesi kararlarının bariz takdir hatası veya açık keyfilik de içermediği

anlaşıldığından, başvurunun bu kısmının, diğer kabul edilebilirlik koşulları

yönünden incelenmeksizin “açıkça dayanaktan

yoksun olması” nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

c. Manevi Tazminat Kararı Yönünden Gerekçeli

Karar Hakkının İhlali İddiası

50. Başvurucu, manevi tazminat

davasının reddedilmesine yönelik olarak Mahkeme ve Yargıtay kararlarının

gerekçesiz olduğunu ileri sürmüştür.

51. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, kararın gerekçe bölümünde olay ve olgular ile tanıkların beyanları

ayrıntılı olarak değerlendirilerek, işverenin başvurucuya hakaret ettiğinin

sübuta ermediği ve bu nedenle manevi tazminat talebinin yerinde olmadığının

belirtildiğini bildirmiştir.

52. Anayasa’nın 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli

olarak yazılır.”

53. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının

belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, § 30).

54. Derece mahkemeleri,

kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir. Bununla beraber,

ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın sonucuna etkili olması

söz konusu ise, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir yanıt vermek zorunda

olabilir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

55. Temyiz mercilerinin

kararlarının da tamamen gerekçeli olması zorunlu değildir. Temyiz merciinin

yargılamayı yapan mahkemenin kararıyla aynı fikirde olması ve bunu ya aynı

gerekçeyi kullanarak ya da basit bir atıfla kararına yansıtması yeterlidir.

Burada önemli olan husus, temyiz merciinin bir şekilde temyizde dile getirilmiş

ana unsurları incelediğini, derece mahkemesinin kararını inceleyerek onadığını

ya da bozduğunu göstermesidir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 57).

56. Somut olayda başvurucu,

manevi tazminat davasının reddedilmesine yönelik olarak Mahkeme ve Yargıtay

kararlarında gerekçe bulunmadığını, delillerin gerekçede gösterilmediğini

belirterek, gerekçeli karar hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

Mahkemece, tanıkların beyanlarına göre davalının başvurucuya hakaret ettiğinin

net olarak tespit edilemediği, dolayısıyla davalının hakaret ettiğinin sübuta

ermediği, bu nedenle başvurucunun manevi tazminat talebinin yerinde görülmediği

gerekçesiyle manevi tazminat isteminin reddine karar verilmiştir (bkz. § 11).

Yargıtay 9. Hukuk Dairesi tarafından da Mahkemece verilen kararın gerekçesine

atıf yapılarak ve bu gerekçe aynen kabul edilerek hüküm onanmıştır (bkz. § 12).

Dolayısıyla Mahkeme ve Yargıtay kararlarının gerekçesiz olduğundan da söz

edilemez.

57. Açıklanan nedenlerle, manevi

tazminat talebinin reddine ilişkin olarak, gerekçeli karar hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan, başvurucunun bu yöndeki iddiası da “açıkça dayanaktan yoksun” bulunmuştur.

d. Fazla Çalışma Alacağının Reddedilmesi Nedeniyle Gerekçeli

Karar Hakkının İhlali İddiası

58. Başvurucu, Mahkemece yeterli

gerekçe gösterilmeksizin fazla çalışma ücreti alacağının kısmen reddine karar

verildiğini, ıslah dilekçesi ile artırdığı kısım zamanaşımına uğramadığı halde,

bilirkişi raporları yanlış değerlendirilerek davanın kısmen reddine

hükmedildiğini, Mahkemece verilen kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesince temyiz

dilekçesinde belirtilen iddialar değerlendirilmeden onandığını belirterek,

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

59. Anayasa Mahkemesi

başvurucunun ihlal iddialarına ilişkin nitelendirmesi ile bağlı olmayıp hukuki

nitelendirmeyi kendisi yapar. Başvurucunun fazla çalışma alacağının

reddedilmesi ve mahkeme kararının gerekçesiz olması nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlali iddiası Mahkemece verilen kararın yeterli gerekçe içermediği

iddiası yönünden değerlendirilmiş ve bu yönden adil yargılanma hakkının ihlali

iddiası kapsamında incelenmiştir.

60. Başvurucunun, fazla çalışma

alacağının kısmen reddine dair kararın gerekçesiz olması nedeniyle adil

yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasına ilişkin başvurusunun açıkça

dayanaktan yoksun olmaması ve kabul edilemezliğine karar verilmesini

gerektirecek başka bir neden de bulunmaması nedeniyle başvurunun bu kısmının

kabul edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

e. Mülkiyet Hakkının İhlali İddiası

61. Başvurucu, Bakırköy 1. İş

Mahkemesinde açtığı dava sonunda fazla çalışma alacağının kısmen reddine karar

verilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

62. Başvurucunun, mülkiyet hakkının ihlali iddiası, fazla

çalışma alacağının reddedilmesi nedeniyle gerekçeli karar hakkının ihlali

iddiasının esas yönünden incelenmesinden sonra değerlendirilecektir.

2. Esas Yönünden

a. Fazla Çalışma Alacağının Reddedilmesi Nedeniyle Gerekçeli

Karar Hakkının İhlali İddiası

63. Başvurucu, Mahkemece yeterli

gerekçe gösterilmeksizin fazla çalışma ücreti alacağının kısmen reddine karar

verildiğini, ıslah dilekçesi ile artırdığı kısım zamanaşımına uğramadığı halde,

bilirkişi raporları yanlış değerlendirilerek davanın kısmen reddine

hükmedildiğini, Mahkemece verilen kararın Yargıtay 9. Hukuk Dairesince temyiz

dilekçesinde belirtilen iddialar değerlendirilmeden onandığını belirterek,

Anayasa’nın 36. maddesinde tanımlanan adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini

iddia etmiştir.

64. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, dava konusu olay ve olgulara ilişkin delillerin değerlendirilmesi ve

hukuk kurallarının yorumlanması sonucu keyfilik içermeyen bir gerekçe ile karar

verilmesi durumunda adil yargılanma hakkının ihlal edildiğinden söz

edilemeyeceğini bildirmiştir.

65. Başvurucu, Bakanlık görüşüne

katılmadığını, bilirkişi raporunun yanlış değerlendirilmesinin ve gerekçe

gösterilmeden davanın reddedilmesinin adil yargılanma hakkını ihlal ettiğini

belirtmiştir.

66. Anayasa’nın “Hak arama hürriyeti” kenar başlıklı 36.

maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak

suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile

adil yargılanma hakkına sahiptir.”

67. Anayasa’nın “Duruşmaların

açık ve kararların gerekçeli olması” kenar başlıklı 141. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“Bütün

mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.”

68. Sözleşme’nin “Adil

yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“Herkes medeni hak ve yükümlülükleri ile

ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamalar konusunda

karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız bir mahkeme

tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve açık olarak

görülmesini isteme hakkına sahiptir.”

69. Anayasa’nın 36. maddesinin

birinci fıkrasında, herkesin yargı organlarına davacı ve davalı olarak

başvurabilme ve bunun doğal sonucu olarak da iddia, savunma ve adil yargılanma

hakkı güvence altına alınmıştır. Maddeyle güvence altına alınan hak arama

özgürlüğü, kendisi bir temel hak niteliği taşımasının ötesinde, diğer temel hak

ve özgürlüklerden gereken şekilde yararlanılmasını ve bunların korunmasını

sağlayan en etkili güvencelerden birisidir. Bu bağlamda Anayasa’nın, bütün

mahkemelerin her türlü kararlarının gerekçeli olarak yazılmasını ifade eden

141. maddesinin de, hak arama hürriyetinin kapsamının

belirlenmesinde gözetilmesi gerektiği açıktır (B. No: 2013/307, 16/5/2013, §

30).

70. Yapılan yargılama sırasında tanık dinletme hakkı da dâhil

olmak üzere delillerin ibrazı ve değerlendirilmesi adil yargılanma hakkının

unsurlarından biri olarak kabul edilen silahların eşitliği ilkesi kapsamında

kabul edilmekte olup, bu hak ve gerekçeli karar hakkı da makul sürede

yargılanma hakkı gibi adil yargılanma hakkının somut görünümleridir. Anayasa

Mahkemesi de Anayasa’nın 36. maddesi uyarınca inceleme yaptığı birçok

kararında, ilgili hükmü Sözleşme’nin 6. maddesi ve AİHM içtihadı ışığında

yorumlamak suretiyle, Sözleşme’nin lâfzî içeriğinde yer alan ve AİHM

içtihadıyla adil yargılanma hakkının kapsamına dâhil edilen gerekçeli karar

hakkı ve silahların eşitliği ilkesi gibi ilke ve haklara, Anayasa’nın 36.

maddesi kapsamında yer vermektedir (B. No: 2012/13, 2/7/2013,§

38).

71. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması adil yargılanma hakkının unsurlarından biri olmakla beraber,

bu hak yargılamada ileri sürülen her türlü iddia ve savunmaya ayrıntılı şekilde

yanıt verilmesi şeklinde anlaşılamaz. Bu nedenle, gerekçe gösterme

zorunluluğunun kapsamı kararın niteliğine göre değişebilir. Bununla birlikte

başvurucunun ayrı ve açık bir yanıt verilmesini gerektiren usul veya esasa dair

iddialarının cevapsız bırakılmış olması bir hak ihlaline neden olacaktır (B.

No: 2013/1213, 4/12/2013, § 26). Gerekçenin ayrıntısı davanın niteliğine göre

değişmekle birlikte kararın hüküm kısmına dayanak oluşturacak hukuki bir

gerekçenin kısa ve özet de olsa bulunmasının zorunlu olduğu açıktır (B. No:

2012/1034, 20/3/2014, § 33).

72. Kararların gerekçeli olması,

davanın taraflarının mahkeme kararının dayanağını öğrenerek mahkemelere ve

genel olarak yargıya güven duymalarını sağladığı gibi, tarafların kanun yoluna

etkili başvuru yapmalarını mümkün hale getiren en önemli faktörlerdendir.

Gerekçesi bilinmeyen bir karara karşı gidilecek kanun yolunun etkin kullanılması

mümkün olmayacağı gibi bahsedilen kanun yolunda yapılacak incelemenin de etkin

olması beklenemez (B. No: 2012/1034, 20/3/2014, § 34).

73. Mahkeme kararlarının

gerekçeli olması yükümlülüğü Anayasa'da açıkça düzenlenmiş olmakla birlikte

gerekçeli karar hakkı, adil ve hakkaniyete uygun yargılama yapılmasının da

temel şartları arasındadır.

74. Öte yandan derece

mahkemeleri, kendisine sunulan tüm iddialara yanıt vermek zorunda değildir.

Bununla beraber, ileri sürülen iddialardan biri kabul edildiğinde davanın

sonucuna etkili olması söz konusu ise, mahkeme bu hususa belirli ve açık bir

yanıt vermek zorunda olabilir. Böyle bir durumda dahi, ileri sürülen iddiaların

zımnen reddi yeterli olabilir (B. No: 2013/5486, 4/12/2013, § 56).

75. Yargılama makamları

yargılamanın taraflarınca ileri sürülen iddiaları ve gösterdikleri delilleri

gereği gibi incelemek zorundadır. Bununla birlikte, belirli bir davaya ilişkin

olarak delilleri değerlendirme ve gösterilmek istenen delilin davayla ilgili

olup olmadığına karar verme yetkisi esasen derece mahkemelerine aittir (B.

No.2013/2116, 23/1/2014, § 19).

76. Mahkemeler, kararlarını

hangi temele dayandırdıklarını yeterince açık olarak belirtme yükümlülüğü

altındadırlar. Bu yükümlülük, tarafların temyiz hakkını kullanabilmeleri için

gerekli olmasının yanı sıra, tarafların, muhakeme sırasında ileri sürdükleri

iddialarının kurallara uygun bir biçimde incelenip incelenmediğini bilmeleri

için de gereklidir. Kararda tam olarak hangi unsurların bulunması gerektiği

davanın niteliğine ve koşullarına bağlıdır. Bununla birlikte yargılama

sırasında açık ve somut biçimde öne sürülen iddia ve savunmaların davanın

sonucuna etkili olması, başka bir deyişle davanın sonucunu değiştirebilecek

nitelikte bulunması halinde, davayla doğrudan ilgili olan bu hususlara

mahkemelerce makul bir gerekçe ile yanıt verilmesi gerekir. Ancak mahkemelerin

davanın taraflarınca ileri sürülen iddia ve savunmalara şeklen cevap vermiş

olmaları yeterli olmayıp, iddia ve savunmalara verilen cevapların dayanaksız

olmaması, mantıklı ve tutarlı olması da gerekir. Başka bir ifadeyle

mahkemelerce belirtilen gerekçeler, davanın şartları dikkate alındığında makul

olmalıdır (B. No.2013/7800, 18/6/2014, §§ 34-36).

77. Makul gerekçe, davaya konu

olay ve olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi

nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, olay ve

olgular ile hüküm arasındaki bağlantıyı gösterecek nitelikte olmalıdır (B.

No.2013/1235, 13/6/2013, § 24). Mahkemenin davanın sonucuna etkili olduğunu

kabul ettiği bir husus hakkında ilgili ve yeterli bir yanıt vermemesi veya

yanıt verilmesini gerektiren usul ve esasa dair iddia veya savunmaların

cevapsız bırakılması, gerekçeli karar hakkı kapsamında adil yargılanma hakkının

ihlaline neden olabilir.

78. AİHM, ulusal mahkemelerin

vardığı sonucun makul olup olmadığına bakmaktadır. Mahkeme bilirkişi raporunu

yeterli şekilde açıklığa kavuşturmamış, özel ve teknik bilgi ve inceleme

gerektiren konularda, bunu yapmadan sonuca varmışsa makul olmayan bir yaklaşım

söz konusu olmaktadır (bkz. Van Kück /Almanya, B.No: 35968/97, 12/9/2003, §§ 57-64).

79. Delillerin kabul

edilebilirliği, öncelikle ulusal hukuk kurallarına göre milli mahkemelerce

değerlendirilir. AİHM, yargılama sürecini bütün olarak dikkate alarak, bu

süreçte delillerin nasıl sunulduğu da dâhil olmak üzere tüm deliller yönünden

hakkaniyetsiz bir değerlendirme yapılıp yapılmadığını inceler (bkz. Schuler-Zgraggen /İsviçre, B.No: 14518/89, 24/6/1993, § 66).

80. Başvuru konusu olayda,

başvurucu, 1/7/2004 ilâ 12/5/2005 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde

çalışmış, 12/5/2005 tarihinde iş akdini haklı nedenlerle feshetmiştir.

Başvurucu 16/6/2005 tarihinde açtığı davada 1/7/2004 ilâ 12/5/2005 tarihleri

arasındaki fazla çalışma alacağı olarak 250,00 TL'nin davalıdan tahsilini talep

etmiş ve fazlaya ilişkin talep ve dava haklarını saklı tutmuştur. Bakırköy 1.

İş Mahkemesince başvurucunun, davalı işverene ait işyerindeki fazla çalışma

alacağının hesaplanması için bilirkişiden rapor alınmasına karar verilmiş ve

bilirkişi 1/7/2009 tarihli raporunda, 1/7/2004 ilâ 12/5/2005 tarihleri arasında

net fazla çalışma alacağının 2.572,63 TL olduğunu bildirmiştir. Başvurucu,

bilirkişi raporunun okunmasından sonra 7/7/2009 tarihinde ıslah dilekçesi

vererek, fazla çalışma alacağını 2.322,63 TL artırmış ve toplam 2.572,63 TL'nin

tahsilini talep etmiştir.

81. Mahkemece, davalının, ıslah

dilekçesine karşı zamanaşımı definde bulunması ve rapora itiraz etmesi üzerine

bilirkişiden ek rapor alınmasına karar verilmiştir. Bilirkişi 6/4/2010 tarihli

ek raporunda, davalının zamanaşımı savunması değerlendirildiğinde, başvurucunun

ıslah tarihi 7/7/2009 tarihi olup bu tarihten geriye doğru zamanaşımı süresi

olan beş yıl gidildiğinde 7/7/2004 tarihine kadar hesaplama yapıldığını, ıslah

tarihi itibarıyla başvurucunun işe başlama tarihi olan 1/7/2004 ilâ 7/7/2004

tarihleri arasındaki dönem için zamanaşımının söz konusu olabileceğini, bu

dönemdeki net alacağın 37,67 TL olduğunu, bu miktarın ise başvurucunun

16/6/2005 tarihli dava dilekçesindeki ilk talebi olan 250,00 TL'den düşük

olduğunu, bu nedenle ilk talep gibi 250,00 TL'nin aynen alınacağını, sonuç

olarak takdir ve tartışma Mahkemeye ait olmak üzere, davalının fazla çalışma

alacağı için zamanaşımı savunması esas alındığında başvurucunun 250,00 TL

alacağının olduğunu bildirmiştir.

82. Başvurucu, bilirkişi ek

raporunun okunmasından sonra, ıslah dilekçesi doğrultusunda karar verilmesini

talep etmiş, Mahkemece, davanın kısmen kabulüne, 250,00 TL fazla çalışma

alacağının dava tarihinden itibaren yasal faiziyle davalıdan tahsiline, fazlaya

ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. Temyiz üzerine Yargıtay 9. Hukuk

Dairesince hüküm onanmıştır.

83. Mahkeme kararının

gerekçesinde, başvurucunun hizmet süresi ve tanık beyanları dikkate alınarak

belirlenen ücrete göre hesaplanan fazla çalışma alacağının 2.572,63 TL olduğu,

başvurucunun 7/7/2009 tarihinde davasını ıslah ettiği, davalının rapora ve

ıslah dilekçesine itirazları sonucu alınan raporda fazla çalışma alacağının,

başvurucunun ilk dava ile istediği 250,00 TL olarak belirlendiği, toplanan

deliller ve yapılan duruşmaya göre davanın kısmen kabulü gerektiği

belirtilmiştir.

84. Bir davada, maddi olguları

bildirmek tarafların; bunları hukuksal nitelendirmeye tabi tutmak ise hâkimin

görevidir. Taraflarca bildirilip, iddia ve savunmaya dayanak yapılan maddi

olgular mahkemece tam olarak saptanmalı, dayanılan maddi olguların hukuksal nitelendirmesi

ve ilgili hukuk kuralının uygulanması ise mahkemece yapılmalıdır.

85. Fazla çalışma ücreti

alacaklarında, 4857 sayılı Kanun’un 32. maddesi ve 818 sayılı mülga Kanun’un

126. maddesine göre beş yıllık zamanaşımı süresi geçerlidir. Fazla çalışma

ücreti alacağı beş yıllık zamanaşımı süresine tabi olduğu için zamanaşımı

definde bulunulması halinde işçi, fazla çalışma alacağını dava veya ıslah

tarihinden itibaren geriye doğru beş yıl için isteyebilir. Dava veya ıslah

tarihinden itibaren geriye doğru beş yılı geçen alacaklar için davalının

zamanaşımı definde bulunması halinde fazla çalışma alacağının reddine karar

verilebilir.

86. Somut olayda, başvurucu,

1/7/2004 ilâ 12/5/2005 tarihleri arasında davalıya ait işyerinde çalışmış ve

12/5/2005 tarihinde iş akdini feshetmiştir. Başvurucu, 16/6/2005 tarihli dava

dilekçesi ile fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak 250,00 TL fazla çalışma

alacağının ödenmesini talep etmiş, 7/7/2009 tarihli ıslah dilekçesi ile

talebini 2.322,63 TL artırarak toplam 2.572,63 TL istemiştir. Dolayısıyla

davalının zamanaşımı definde bulunduğu da dikkate alındığında, 7/7/2009

tarihinden itibaren geriye doğru beş yılı geçen süre için alacağın zamanaşımına

uğradığı söylenebilir. 7/7/2009 tarihinden itibaren beş yıl geriye gidildiğinde

ise 7/7/2004 tarihine ulaşılmaktadır. O halde başvurucunun 7/7/2004 tarihinden

önceki döneme ait alacaklarını ıslah dilekçesi ile talep etmesi halinde

zamanaşımına uğradığı ileri sürülebilir. Başvurucu, davalıya ait işyerinde

1/7/2004 tarihinde çalışmaya başlamıştır. Bu açıdan değerlendirildiğinde,

başvurucunun işe başladığı 1/7/2004 tarihinden 7/7/2004 tarihine kadar olan

süre için ıslah dilekçesi ile talep ettiği alacağının zamanaşımına uğradığı

söylenebilirse de başvurucunun 16/6/2005 tarihli dava dilekçesi ile 250,00 TL

talep ettiği dikkate alındığında, 16/6/2005 tarihinden itibaren geriye doğru

beş yılı geçen dönem için fazla çalışma alacağının zamanaşımına uğradığı ileri

sürülebilir. Buna göre, 1/7/2004 ilâ 7/7/2004 tarihleri arasındaki dönem için

talep edilen fazla çalışma alacağının zamanaşımına uğrayıp uğramadığının dava

tarihi olan 16/6/2005 tarihine göre değerlendirilmesi, 7/7/2004 tarihinden

sonraki döneme ait alacakların zamanaşımına uğrayıp uğramadığının ise ıslah

tarihi olan 7/7/2009 tarihine göre değerlendirilmesi gerektiği halde Mahkemece

bu hususlarda herhangi tartışma yapılmadığı, hangi gerekçe ile belirtilen

şekilde karar verildiği anlaşılamamaktadır.

87. Mahkemece, başvurucunun dava

ve ıslah dilekçesi ile talep ettiği toplam 2.572,63 TL fazla çalışma alacağının

250,00 TL'sinin hüküm altına alındığı anlaşılmışsa da zamanaşımının nasıl

uygulandığı, bilirkişi ek raporunun ne şekilde değerlendirilerek hükme esas

alındığı, zamanaşımının hangi tarihten başladığı, dava ve ıslah dilekçelerine

göre zamanaşımı süresinin ne zaman dolduğu kararda gösterilmemiştir.

88. Bir mahkeme kararının

gerekçesi, o davaya konu maddi olguların mahkemece nasıl nitelendirildiğini,

kurulan hükmün hangi nedenlere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını

ortaya koyar, maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterir.

Tarafların, hangi nedenle haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp

değerlendirebilmeleri ve hukuka uygunluk denetimini yapabilmeleri için, ortada,

usulüne uygun şekilde oluşturulmuş; hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda

verildiğini kuşkuya yer vermeyecek açıklıkta gösteren bir gerekçe bölümünün

bulunması zorunludur.

89. Somut olayda Mahkemece,

hukuk kuralları resen uygulanarak, başvurucunun verdiği dava dilekçesi ve ıslah

dilekçesi ile davalının zamanaşımı defi incelenerek, başvurucunun, dava ve

ıslah dilekçelerinde talep ettiği alacak miktarlarının zamanaşımına uğrayıp

uğramadığının değerlendirilmesi, talep edilen alacakların zamanaşımı

sürelerinin ayrı ayrı tartışılması, bilirkişi raporu veya ek raporundan

hangisine neden itibar edildiğinin gerekçede belirtilmesi gerekirken, ek

raporun sonuç kısmında belirtilen miktar dikkate alınarak hüküm kurulmuş, raporun

diğer kısımları ile asıl rapor değerlendirilmemiş ve tartışılmamıştır. Ayrıca

Mahkemece, davalının zamanaşımı defi savunmasının kabul edilip edilmediği

kararda belirtilmediği gibi, zamanaşımı süresi ve zamanaşımına uğrama ihtimali

olan alacaklar da ortaya konmamıştır. Bu nedenle, yargılama süreci bir bütün

olarak değerlendirildiğinde başvurucunun gerekçeli karar hakkının ihlal

edildiği sonucuna varılmıştır.

90. Belirtilen nedenlerle,

başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine karar verilmesi gerekir.

b. Mülkiyet Hakkının

İhlali İddiası

91. Başvurucu, Bakırköy 1. İş

Mahkemesinde açtığı dava sonunda fazla çalışma alacağının kısmen reddine karar

verilmesinin mülkiyet hakkını ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

92. Başvurucunun, Derece

Mahkemesi kararının gerekçesiz olması nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal

edildiğine yönelik yukarıda yer verilen ilkeler ışığında yargılamanın

yenilenmesine karar verildiği, mülkiyet hakkının ihlali iddialarının

yargılamanın yenilenmesi davasında değerlendirilebileceği kabul edilerek,

anılan ihlal iddiasının bu aşamada değerlendirilmesine gerek görülmemiştir.

3. 6216 Sayılı Kanun’un 50. Maddesi Yönünden

93. Başvurucu, mülkiyet ve adil yargılanma haklarının ihlal

dildiğini tespitini, 2.572,63 TL maddi, 5.000,00 TL manevi tazminatın

ödenmesini talep etmiştir.

94. Adalet Bakanlığı görüş

yazısında, başvurucunun haklarının ihlal edildiğinin tespiti halinde, daha önce

verilen kararlar doğrultusunda hakkaniyete uygun bir tazminata karar

verilmesinin yerinde olabileceğini bildirmiştir.

95. 6216 sayılı Kanun’un “Kararlar”

kenar başlıklı 50. maddesi şöyledir:

“Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının

ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi

hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere

hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem

niteliğinde karar verilemez.

Tespit edilen ihlal bir

mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için

yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden

yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine

tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu

gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan

kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir.”

96. Başvurunun değerlendirilmesi

neticesinde, fazla çalışma alacağının reddine ilişkin hükümde gerekçeli karar

hakkı yönünden Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği tespit edilmiş

olmakla, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak

üzere kararın ilgili Mahkemesine gönderilmesine karar verilmesi gerekir.

97. Başvurucu tarafından maddi tazminat talebinde de

bulunulmuş olup, mevcut başvuruda Anayasa’nın 36. maddesinin ihlal edildiği

tespit edilmiş olmakla beraber, tespit edilen ihlalle iddia edilen maddi zarar

arasında illiyet bağı bulunmadığı anlaşıldığından, başvurucunun maddi tazminat

talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

98. Başvurucunun makul sürede

yargılama yapılmamasına ilişkin şikâyeti yönünden düşme kararı verildiği için

manevi tazminat talebinin reddine karar verilmesi gerekir.

99. Başvurucu tarafından yapılan ve dosyadaki belgeler

uyarınca tespit edilen 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL vekâlet ücretinden oluşan

toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin başvurucuya ödenmesine karar verilmesi

gerekir.

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A. Başvurucunun,

1. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiği yönündeki iddiasının, ihlal ve sonuçları ortadan kalktığı için

DÜŞMESİNE,

2.

Manevi tazminat talebinin reddi yönünden adil yargılanma hakkının ihlali

iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun olması”

nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Manevi tazminat kararı yönünden gerekçeli karar hakkının

ihlali iddiasının “açıkça dayanaktan yoksun

olması” nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4.

Fazla çalışma alacağının kısmen reddi yönünden gerekçeli karar hakkının ihlali

iddiasının KABUL EDİLEBİLİR OLDUĞUNA,

5.

Fazla çalışma alacağının kısmen reddi yönünden gerekçeli karar hakkının İHLAL

EDİLDİĞİNE,

SONUÇ / HÜKÜM

B. İhlalin ve sonuçlarının

ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere kararın Bakırköy 1.

İş Mahkemesine gönderilmesine,

C. Başvurucunun tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,

D. Başvurucu tarafından yapılan 198,35 TL harç ve 1.500,00 TL

vekâlet ücretinden oluşan toplam 1.698,35 TL yargılama giderinin BAŞVURUCUYA

ÖDENMESİNE,

E. Ödemenin, kararın tebliğini

takiben başvurucunun Maliye Bakanlığına başvuru tarihinden itibaren dört ay

içinde yapılmasına; ödemede gecikme olması halinde, bu sürenin sona erdiği

tarihten ödeme tarihine kadar geçen süre için yasal faiz uygulanmasına,

25/3/2015 tarihinde OY BİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Raportör : Murat AZAKLI Başvurucu : Hüseyin ÖZDEMİR Vekili : Av. İpek KADİRHAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/7455, 25 Mart 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve
  6. Olgular
  7. A. Olaylar
  8. B. İlgili Hukuk
  9. II- Ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve
  10. IV. İnceleme Ve
  11. Gerekçe
  12. A. Başvurucunun İddiaları
  13. B. Değerlendirme
  14. V. Hüküm
  15. E. Ödemenin, kararın tebliğini
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/7455
Tarih
25 Mart 2015

İlgili Kararlar

  • Tülin Soyhan Başvurusu (B. No: 2013/2212)
  • Nedim Erkuş Başvurusu (B. No: 2013/988)
  • Ramazan Odabaşı Başvurusu (B. No: 2013/2172)
  • Osman Erbil Başvurusu (B. No: 2013/2394)
  • Ali Suat Ertosun Başvurusu (B. No: 2013/1047)
  • Hikmet Kopar ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/14061)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.