İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hüseyin Özkan Başvurusu (B. No: 2016/6323)

1. Başvuru; iş kazasından kaynaklanan tazminatın ıslah

Başvuru No2016/6323Tarih13 Ocak 2021Okuma27 dk · 5.450 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm Hüseyin Özkan Başvurusu

Karar tarihi
13 Ocak 2021
Başvuru Numarası
2016/6323
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.450 kelime·27 dk okuma·16 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; iş kazasından kaynaklanan tazminatın ıslah

ile artırılan kısmının zamanaşımı gerekçesi ile reddedilmesi ve aleyhe yüksek vekâlet

ücretine hükmedilmesi nedenleriyle mahkemeye erişim hakkının, yargılamanın uzun

sürmesi nedeniyle makul sürede yargılanma hakkının, iş kazasına ilişkin

savcılık tarafından etkili soruşturma yapılmaması nedeniyle maddi ve manevi

varlığını koruma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru 30/3/2016 tarihinde yapılmıştır.

3. Başvuru, başvuru formu ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından başvurunun kabul

edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte yapılmasına karar verilmiştir.

6. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu, İstanbul'da çocuk bezi üretimi yapan bir

fabrikada çalışmaktayken 20/8/2004 tarihinde iş kazası geçirmiş ve kaza

neticesinde sağ el işaret parmağının bir kısmını kaybetmiştir.

A. Ceza Soruşturmasına İlişkin Süreç

9. Başvurucu hakkında Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca

(Savcılık) Adli Tıp Kurumundan (ATK) rapor alınmış ve 24/8/2004 tarihli raporda

başvurucunun hayati tehlikesinin olmadığı, 15 gün iş gücünden mahrum kalacağı

ifade edilmiştir.

10. Savcılık 29/11/2004 tarihli kararla takipsizlik

vermiştir. Takipsizlik karar gerekçesinde ATK raporuna atıf yapılmış ve

başvurucunun şikâyetçi olmadığı, kamu adına da takibata gerek duyulmadığı

belirtilmiştir.

B. İş Mahkemesine İlişkin Süreç

11. Başvurucu, geçirdiği iş kazasında sağ el işaret

parmağını kısmen yitirmesi nedeniyle işveren aleyhine 7/12/2006 tarihinde 1.000

TL maddi, 10.000 TL manevi tazminat istemiyle dava açmıştır. İstanbul 2. İş

Mahkemesi (Mahkeme) yargılamada tarafların nihai kusur durumlarının ve

başvurucunun maluliyet oranının açıklığa kavuşturulması için öncelikli olarak

4/12/2008 tarihindeki üçüncü duruşmada İstanbul Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğü

Bakırköy Sosyal Güvenlik Merkezinden (SGM) iş kazasına ilişkin tahkikat

raporunun istenmesine karar vermiştir. Tahkikat raporu 11/3/2011 tarihli

yazıyla Mahkemeye gönderilmiş, rapor 12/5/2011 tarihli onuncu duruşmada okunmuş

ve tarafların incelemesi için süre verilmiş, ayrıca maluliyet tespiti için

Bağcılar SGM'ye müzekkere yazılmasına karar verilmiştir. 23/10/2012 tarihli

yazıyla başvurucunun maluliyetiyle ilgili olarak meslekte kazanma gücü kaybı

oranının %4.2 olarak tespit edildiği Bağcılar SGM tarafından Mahkemeye

bildirilmiştir.

12. Mahkeme 14/3/2013 tarihli on beşinci duruşmada iş

kazasındaki kusur durumunun belirlenmesi için bilirkişi görevlendirilmesine

karar vermiştir. Bilirkişi raporu 6/5/2013 tarihinde hazırlanmış ve raporda

başvurucunun %25, iş verenin %75 kusurlu olduğu tespit edilmiştir. Tarafların

mazereti üzerine duruşmalar ertelenmiş, 14/5/2014 tarihli on sekizinci

duruşmaya gelindiğinde kusur oranına ilişkin bilirkişi raporunun tarafların

incelemesinden sonra hesap bilirkişiye verilmesine karar verilmiştir. 21/7/2014

tarihli hesap bilirkişi raporuna göre başvurucunun maddi zararı 17.548,08 TL

olarak belirlenmiştir. Rapor başvurucuya 1/9/2014 tarihinde tebliğ edilmiş, başvurucu

22/9/2014 tarihinde maddi tazminat talebini 17.548,08 TL olarak artırarak ıslah

dilekçesini mahkemeye sunmuştur.

13. Mahkeme 11/11/2014 tarihli gerekçeli kararında iş

kazasına ilişkin kusur durumlarını ve maluliyet oranını belirten raporlara yer

vermiş, aynı zamanda tazminat davalarında zamanaşımı süresinin on yıl olduğunu,

zararlandırıcı sigorta olayının 20/8/2004 tarihinde meydana geldiğini

belirterek davalı tarafın da zamanaşımı itirazını dikkate alıp maddi tazminatın

ıslahla artırılan kısmı yönünden reddine karar vermiştir. Başvurucunun dava

açarken talep ettiği tazminat miktarları üzerinden değerlendirme yaparak

davanın kısmen kabulüyle 1.000 TL maddi ve 7.000 TL manevi tazminatın kaza

tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte başvurucuya ödenmesine,

başvurucu lehine 1.000 TL nispi, 1.500 TL maktu vekâlet ücretine, davalı Şirket

lehine 1.985,76 TL nispi, 1.500 TL maktu vekâlet ücretine hükmetmiştir.

14. Başvurucu, ıslah talebinin reddedilmesinin ve

reddedilen miktar üzerinde vekâlet ücretine hükmedilmesinin hukuka aykırı

olduğunu ileri sürerek temyiz talebinde bulunmuştur. Yargıtay 21. Hukuk Dairesi

25/6/2015 tarihli kararla temyiz talebini reddetmiş, mahkeme kararını

onamıştır.

15. Onama kararı 3/3/2016 tarihinde başvurucuya tebliğ

edilmiş, 30/3/2016 tarihinde bireysel başvuruda bulunulmuştur.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. İlgili

Mevzuat

16. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 18/6/1927 tarihli

ve 1086 sayılı mülga Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun 83. maddesi şöyledir:

''İki

taraftan her biri usule mütaallik olarak yaptığı muameleyi tamamen veya kısmen

ıslah edebilir. Aynı davada her taraf ancak bir kere ıslah hakkını

kullanabilir.''

17. 1086 sayılı mülga Kanun'un 84. maddesi şöyledir:

''lslah, tahkikata tabi olan davalarda

tahkikat bitinciye kadar ve tabi olmıyanlarda muhakemenin hitamına kadar

yapılabilir.''

18. Karar tarihinde yürürlükte bulunan 12/1/2011 tarihli

ve 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesinin (1) ve (2)

numaralı fıkraları şöyledir:

"Davanın

açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak

belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu

hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek

suretiyle belirsiz alacak davası açabilir.

Karşı tarafın verdiği bilgi veya

tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak

belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına

tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir."

19. 6100 sayılı Kanun'un 176. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Taraflardan

her biri, yapmış olduğu usul işlemlerini kısmen veya tamamen ıslah

edebilir."

20. 6100 sayılı Kanun'un 177. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

'' Islah, tahkikatın sona ermesine kadar

yapılabilir.''

21. 22/4/1926 tarihli ve 818 sayılı mülga Borçlar

Kanunu'nun dava tarihi itibarıyla yürürlükte olan 125. maddesi şöyledir:

''Bu kanunda başka suretle hüküm mevcut

olmadığı takdirde, her dava on senelik müruru zamana tabidir.''

22. Karar tarihinde yürürlükte bulunan 11/1/2011 tarihli

ve 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 146. maddesi şöyledir:

''Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça,

her alacak on yıllık zamanaşımına tabidir.''

23. 6100 sayılı Kanun’un 323. maddesinin ilgili bölümü

şöyledir:

“(1) Yargılama giderleri şunlardır:

...

ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun

gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti.

...”

24. 6100 sayılı Kanun’un 326. maddesinin ilgili kısmı

şöyledir:

“(1) Kanunda yazılı hâller dışında,

yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar

verilir.

(2) Davada iki taraftan her biri kısmen

haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre

paylaştırır.”

25. 6100 sayılı Kanun'un 178. maddesinin (1) numaralı

fıkrası şöyledir:

"Islah eden taraf, ıslah sebebiyle

geçersiz hâle gelen işlemler için yapılan yargılama giderleri ile karşı tarafın

uğradığı ve uğrayabileceği zararları karşılamak üzere hâkimin takdir edeceği

teminatı, bir hafta içinde, mahkeme veznesine yatırmak zorundadır. Aksi hâlde,

ıslah yapılmamış sayılır."

26. 19/3/1969 tarihli ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu'nun

164. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

"Avukatlı ücreti, avukatın hukukî

yardımının karşılığı olan meblâğı veya değeri ifade eder.''

27. 1136 sayılı Kanun'un 169. maddesi şöyledir:

"Yargı mercilerince karşı tarafa

yükletilecek avukatlık ücreti, avukatlık ücret tarifesinde yazılı miktardan az ve

üç katından fazla olamaz.''

B. Yargıtay

Kararları

28. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17/1/2018 tarihli ve

E.2017/4-3013, K.2018/47 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"...Yerel mahkemece Özel Daire

bozma kararına uyulmasından sonra davanın zamanaşımı nedeniyle reddine, davalı

kendisini vekille temsil ettirdiğinden 1.980,-TL maktu vekâlet ücretinin

davacıdan alınarak davalıya verilmesine yönelik direnme kararı verilmiştir.

Direnme kararı davacı ... vekili ile

davalı vekili tarafından temyiz edilmiştir.

Direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulu

önüne gelen uyuşmazlık, alacağın zamanaşımına uğraması nedeniyle davanın

reddine karar verilmesi durumunda davada kendini vekille temsil ettiren davalı

yararına maktu vekâlet ücretine mi, yoksa nisbi vekâlet ücretine mi

hükmedileceği noktasında toplanmaktadır.

...

Mahkemenin davanın esası hakkında

yargılama yapabilmesi (davayı esastan inceleyebilmesi) için varlığı veya

yokluğu gerekli olan hâller, dava (yargılama) şartlarıdır. Davanın esası

hakkında inceleme yapılabilmesi için varlığı gerekli hâllere, olumlu dava

şartları (görev, hukuki yarar gibi); yokluğu gerekli hâllere ise olumsuz dava

şartları denilmektedir (kesin hüküm gibi).

Dava şartları dava açılabilmesi için

değil, mahkemenin davanın esası hakkında inceleme yapabilmesi (davanın esasına

girebilmesi) için gerekli olan şartlardır. Buna davanın dinlenebilmesi şartları

da denir.

Dava şartlarından biri olmadan açılan

dava da açılmış (var) sayılır, yani derdesttir. Ancak mahkeme, dava

şartlarından birinin bulunmadığını tespit edince, davanın esası hakkında

inceleme yapamaz, davayı dava şartı yokluğundan (usulden) reddetmekle

yükümlüdür.

Dava şartlarının bulunup bulunmadığı

davada hâkim tarafından kendiliğinden (re’sen) gözetilir; taraflar bir dava

şartının noksan olduğu davanın görülmesine (esastan karara bağlanmasına)

muvafakat etseler bile, hâkim davayı usulden reddetmekle yükümlüdür.

Avukatlık Asgari Ücret Tarifesinin 7.

maddesinde “Görevsizlik, yetkisizlik, dava ön şartlarının yokluğu veya husumet

nedeniyle davanın reddinde, davanın nakli ve açılmamış sayılmasında ücret”

başlığını taşımakta; maddenin ikinci fıkrasında ise “davanın dinlenebilmesi

için kanunlarda öngörülen ön şartın yerine getirilmemiş olması ve husumet

nedeniyle davanın reddine karar verilmesinde, davanın görüldüğü mahkemeye göre

tarifenin ikinci kısmının ikinci bölümünde yazılı miktarları geçmemek üzere

üçüncü kısımda yazılı avukatlık ücretine hükmolunur” düzenlemesi bulunmaktadır.

Şu hâle göre tarifenin açıklanan 7.

maddesinin ikinci fıkrası hükmü gereğince; konusu para veya para ile

değerlendirilmesi mümkün bulunan bir şey olan davanın dava şartlarından birinin

bulunmaması (noksan olması) nedeniyle usulden reddine ilişkin kararda, vekâlet

ücreti nispi tarifeye göre takdir edilir; ancak bu nispi vekalet ücretinin

miktarı maktu vekâlet ücretini geçemez.

Mahkemece işin esasına girilip inceleme

yapılarak esastan karar verildiğinin anlaşılması durumunda nispi vekâlet ücreti

verilmesinin gerekecek olması karşısında, eldeki davada işin esasına girilerek

karar verilip verilmediği hususunun aydınlığa kavuşması önem taşımaktadır.

Somut olayda alacağın zamanaşımına

uğramasından dolayı davanın reddine karar verilmesi nedeniyle

"zamanaşımı" kavramı ile ilgili genel bir açıklama yapılmasında yarar

vardır.

Bilindiği üzere özel hukukta teknik bir

kavram olan zamanaşımı, bir hakkın kazanılmasında veya kaybedilmesinde yasanın

kabul etmiş olduğu sürenin tükenmesi anlamına gelmektedir.

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun

(TBK) 146-161 (mülga 818 sayılı Borçlar Kanununun 125-140.)maddeleri arasında

düzenlenen zamanaşımı, hakkın ileri sürülmesini engelleyici nitelikte olup,

alacak hakkı alacaklı tarafından, yasanın öngördüğü süre ve koşullar içinde

talep edilmediğinde etkin bir hukuki himayeden, başka bir deyişle, dava yoluyla

elde edilebilme olanağından yoksun bırakılmaktadır. Zamanaşımına uğrayan

alacağın tahsili hususunda Devlet kendi gücünü kullanmaktan vazgeçmekte,

böylece söz konusu alacağın ödenip ödenmemesi keyfiyeti borçlunun iradesine

bırakılmaktadır. Şu hâlde zamanaşımına uğrayan alacak ortadan kalkmamakla

beraber, artık doğal bir borç (Obligatio Naturalis) hâline gelmektedir. Ancak

belirtmek gerekir ki, alacağın salt zamanaşımına uğramış olması onun eksik bir

borca dönüşmesi için yeterli değildir; bunun için borçlunun, kendisine karşı

açılmış olan alacak davasında alacaklıya yönelik bir def'ide de bulunması

gerekir (HGK’nın 05.05.2010 gün ve 2010/8-231 E., 2010/255 K. sayılı kararı).

Zamanaşımı hukuki niteliği itibariyle

maddi hukuktan kaynaklanan bir def'i olup; usul hukuku anlamında ise bir

savunma aracıdır (Kuru B.: Hukuk Muhakemeleri Usulü, Cilt: II, sh.1761;

Canbolat F.: “Def’i ve İtiraz Arasındaki Farklar ve İleri Sürülmesinin Hukuki

Sonuçları”, ERÜHFD, Cilt: III, Sayı:1, Kayseri 2008, sh.255 vd.).

Zamanaşımı def'i, davalının aslında var

olan bir borcunu özel bir nedenle yerine getirmekten kaçınmasına olanak veren

bir haktır. Bu hakkı kullanıp kullanmamak tamamen borçluya kalmıştır. Diğer bir

anlatımla, davalı tarafından zamanaşımı def'i ileri sürülmedikçe, o hak ve

alacak için yasanın öngördüğü zamanaşımı süresi dolmuş olsa bile hâkim bunu

kendiliğinden göz önüne alamaz (818 sayılı BK m.140, 6098 sayılı TBK m.161).

Zamanaşımı usule müteallik bir mesele

değildir. Zamanaşımı hakkın esasına müteallik bir meseledir (Von Tuhr, Andreas:

Borçlar Hukuku (C. Edege Çevirisi), Ankara 1983, Cilt:I-II, sh.688).

Yukarıda yapılan açıklamalar ışığında

somut olay değerlendirildiğinde; Turizm Kanununa dayalı talih oyunları salonu

işletilmesinden kaynaklanan katkı payı alacağı istemine ilişkin davacı Bakanlık

tarafından açılan eldeki davada alacağın zamanaşımına uğramış olması gerekçesi

ile davanın reddine karar verilmiştir.

Görüldüğü üzere mahkemece yapılan bu

değerlendirme işin esasına yönelik bir değerlendirme olup, doğrudan dava şartı

yokluğu nedeniyle usulden verilmiş bir ret kararı niteliğinde değildir.

Bu durumda mahkemece verilen karar

esastan verilmiş bir ret kararı niteliğinde olduğundan, yargılamada kendisini

vekil ile temsil ettirmiş davalı yararına hüküm tarihindeki Avukatlık Asgari

Ücret Tarifesi gereğince nispi vekâlet ücreti verilmesi gerekir.

Yerel mahkemece hatalı değerlendirme ile

ön şart yokluğundan ret kararı verildiği gerekçesi ile davalı yararına maktu

vekâlet ücreti verilmesi usul ve yasaya aykırıdır.

Hâl böyle olunca yerel mahkemece, Hukuk

Genel Kurulunca da benimsenen Özel Daire bozma kararına uyulması gerekirken

önceki kararda direnilmesi usul ve yasaya aykırıdır."

29. Yargıtay 9. Hukuk Dairesinin 26/05/2011 tarihli ve

E.2009/14448, K.2011/15657 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"Hukuk Muhakemeleri Kanununun 423

ncü maddesinin 6 ncı bendinde açıkça belirtildiği gibi, vekalet ücreti bir

yargılama gideridir. Bu nedenle, 29/5/1997 gün, 4/6 sayılı İçtihadı Birleştirme

Kararında yazılı olduğu şekilde, yargılama giderlerinden olan avukatlık parası,

diğer yargılama giderlerinde olduğu gibi mahkemece kendiliğinden hükme bağlanır.

Davada haklı çıkan taraf kendisini vekil ile temsil ettirmiş ise, vekalet

ücreti diğer yargılama giderleri gibi haksız çıkan taraftan alınarak haklı

çıkan tarafa verilir (HUMK. M.416, M.417)

Yargılama harç ve giderleri, HUMK.’un

417. maddesi uyarınca kural olarak davada haksız çıkan tarafa yükletilmesi

gerekir. Bu durumda yapan taraf haklı ise yaptığı gider karşı tarafa

yükletilmeli, haksız ise yapılan yargılama gideri üzerinde bırakılmalıdır.

Yargılama harç ve giderlerinin davada

haksız çıkmış olan tarafa yükletilmesine ilişkin ana kuralın (HUMK.m.417, I)

bazı ayrık halleri vardır. Kanun, "kanunen musarrah olan hallerden

maadasında" deyimi ile, bunu kasdetmiştir. Bu ayrık haller:

....

6) Islah yapan, davayı kazanmış olsa

bile, ıslah giderinden kendisi sorumludur.

...

Yukarıda sayılan istisnalar dışında tüm

davalarda ana kuralın uygulanması gerekir. HUMK.nun 417. maddesinde kanunen

sayılan haller dışında mahkeme giderlerinin aleyhine hüküm verilenden alınması

gerekir. Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, yargılama

giderlerinin kabul/ret oranına göre paylaştırılması gerekir(Dairemizin

30.10.2008 gün ve 2008/30384 Esas, 2008/29515 Karar sayılı ilamı)."

30. Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 18/9/2014 tarihli ve

E.2014/142, K. 2014/5754 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"... Zamanaşımı def'i,usule ilişkin

kanunlarda değil, maddi hukuka ilişkin kanunlarda düzenlendiğinden uyuşmazlığın

esasına ilişkin bir savunma nedenidir. Zira, uyuşmazlık noktaları açıklığa

kavuşup, belirli hale geldikten sonra, uyuşmazlıkla ilgili süreler hakkında

karar vermek de mümkün hale gelmiş olur. Uyuşmazlık noktaları tam olarak

belirlenmeden, uyuşmazlığın esası ile ilgili, maddi hukuka dahil olan bir

konuda karar verilemez.

Bu durumda mahkemece, ıslah tarihi

itibariyle zamanaşımına uğradığı kabul edilen ıslah ile arttırılan miktar

yönünden davanın esastan reddedildiği gözetilerek, kendisini vekille temsil

ettiren davalı yararına karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari

Ücret Tarifesi'nin 12/1. maddesi uyarınca reddedilen miktar üzerinden nispi

vekalet ücreti verilmesi gerekirken, maktu vekalet ücretine hükmedilmesi doğru

olmamış, kararın bu nedenle davalı yararına bozulması gerekmiş..."

31. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 6/5/2019 tarihli ve

E.2018/1608, K.2019/3470 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

"... davanın zamanaşımı nedeniyle

reddi halinde davalı lehine hükmedilecek vekalet ücreti konusunda özel bir düzenleme

bulunmayıp, somut uyuşmazlıkta da davalı yararına karar tarihinde yürürlükte

bulunan AAÜT hükümleri uyarınca, davanın reddedilen tutarı üzerinden nispi

vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken, mahkemece bu husus gözden

kaçırılarak, olayda uygulanma yeri bulunmayan Avukatlık Asgari Ücret

Tarifesi'nin 7/2. maddesi uyarınca maktu vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru

olmadığı,..."

V. İNCELEME VE GEREKÇE

32. Mahkemenin 13/1/2021 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Adil

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddialar

1. Mahkemeye

Erişim Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Islah

İsteğinin Reddi Yönünden

i. Başvurucunun

İddiaları

33. Başvurucu; Mahkemenin maluliyetin kaza tarihinde

kesinleştiği kabulünün hatalı olduğunu, kaza tarihinde maluliyetin tespitinin

mümkün olmadığını, davasının belirsiz alacak davası gibi kabul edilmesi

gerektiğini, maluliyet ve kusur oranlarının tespit edildiği rapor tarihleri

dikkate alınmadan maddi tazminat isteğinin zamanaşımı nedeniyle reddedilmesinin

Anayasa'nın 35., 36. ve 40. maddelerinde güvence altına alınan haklarını ihlal

ettiğini ileri sürmüştür.

ii. Değerlendirme

34. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Başvurucunun şikâyetlerinin özü maluliyetten doğan maddi ve manevi

tazminat davasında müddeabihin artırılan kısmının zamanaşımından reddedilmesine

ilişkin olduğundan ihlal iddialarının mahkemeye erişim hakkı kapsamında

incelenmesi gerektiği değerlendirilmiştir.

35. Anayasa'nın 36. maddesinin birinci fıkrasında,

herkesin yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddiada bulunma ve

savunma hakkına sahip olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla mahkemeye erişim

hakkı, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan hak arama özgürlüğünün

bir unsurudur. Diğer yandan Anayasa'nın 36. maddesine adil yargılanma

ibaresinin eklenmesine ilişkin gerekçede, Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerce de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ni (Sözleşme)

yorumlayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Sözleşme'nin 6. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının mahkemeye erişim hakkını içerdiğini belirtmektedir (Özbakım

Özel Sağlık Hiz. İnş. Tur. San. ve Tic. Ltd. Şti., B. No: 2014/13156,

20/4/2017,§ 34).

36. Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru kapsamında yaptığı

değerlendirmelerde mahkemeye erişim hakkının bir uyuşmazlığı mahkeme önüne

taşıyabilmek ve uyuşmazlığın etkili bir şekilde karara bağlanmasını

isteyebilmek anlamına geldiğini; kişinin mahkemeye başvurmasını engelleyen veya

mahkeme kararını anlamsız hâle getiren, bir başka anlatımla mahkeme kararını

önemli ölçüde etkisizleştiren sınırlamaların mahkemeye erişim hakkını ihlal

edebileceğini ifade etmiştir (Özkan Şen, B. No: 2012/791, 7/11/2013, §

52).

37. Dava açmayı imkânsız kılacak ya da aşırı

zorlaştıracak ölçüde kısa olmadıkça dava açma ya da kanun yollarına başvurma

için belli sürelerin öngörülmesi, hukuki belirlilik ilkesinin bir gereğidir ve

tek başına bu durum mahkemeye erişim hakkına aykırılık oluşturmaz (Remzi

Durmaz, B. No: 2013/1718, 2/10/2013, § 27). Bu nedenle usul kurallarını

uygularken mahkemelerin yargılamanın hakkaniyetine zarar getirecek ölçüde katı

şekilcilikten ve kanunla öngörülmüş usul şartlarının ortadan kalkmasına neden

olacak aşırı esneklikten kaçınmaları gerekir (Kamil Koç, B. No:

2012/660, 7/11/2013, § 65).

38. Somut olayda başvurucu 20/8/2004 tarihinde

gerçekleşen iş kazasından sonra 7/12/2006 tarihinde fazlaya ilişkin hakları

saklı tutulmak kaydıyla 1.000 TL maddi tazminat talepli dava açmış ve 22/9/2014

tarihli dilekçe ile bu talebini 17.548,08 TL olarak ıslah etmiştir. Mahkeme, iş

kazasının meydana geldiği tarihten itibaren başlayan zamanaşımının ıslah

tarihinde dolmuş olduğu gerekçesiyle davayı reddetmiştir (bkz. § 13).

39. Anayasa Mahkemesine yapılan -somut başvuruya benzer

nitelikte olan- Gülhan Dursun (B. No: 2016/9312, 27/11/2019) başvurusuna

konu olayda, başvurucunun murisinin iş kazasında hayatını kaybetmesi üzerine

açtığı tazminat davasında davacı tarafça dava değeri ıslah edilmiş; mahkeme

neticede davanın ıslah ile artırılan kısmın zamanaşımına uğradığını belirterek

buna yönelik talebi reddetmiştir. Anayasa Mahkemesi, bu başvuruda davanın ıslah

ile artırılan kısmının reddedilmesini mahkemeye erişim hakkı kapsamında

incelemiştir. Anılan kararda, ıslaha konu alacağın zamanaşımı nedeniyle reddedilmesinin

başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir müdahale teşkil ettiği, 818

sayılı mülga Kanun'un 125. ve 6098 sayılı Kanun’un 146. maddelerine göre

verilen ret kararıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yapılan müdahalenin

kanuni dayanağının bulunduğu, dava hakkının on yıllık süre koşuluyla

sınırlandırılmasının meşru bir amaca yönelik olduğu ifade edilmiştir.

40. Anılan kararda; müteveffanın ölümüyle davacı

açısından zararın gelişim göstermediği, bu nedenle dava zamanaşımı süresinin

olay tarihinden itibaren on yıl içinde sona ereceği, ayrıca ıslah talebine

karşı davalı tarafça zamanaşımı definin ileri sürülebileceğinin öngörülebilir

olduğu, tazminat miktarı tam olarak belirlenebilir olmasa da başvurucunun

zararını yaklaşık olarak hesaplamak suretiyle zamanaşımı süresi içinde ıslah

talebinde bulunmasının -somut olayın koşulları gözetildiğinde- mümkün olduğu

belirtilmiştir. Anayasa Mahkemesi, somut olay koşullarında başvurucunun

tazminat davasıyla eş zamanlı olarak yürütülen ceza yargılamasındaki belge ve

raporlara dayanarak uğradığı maddi zararın yaklaşık tutarını haricen uzman

kişilere hesaplattırarak ıslah talebinde bulunmasının mümkün olduğunu ifade

etmiştir (Gülhan Dursun, §§ 60-62).

41. Anayasa Mahkemesi sonuç olarak ıslah talebinin zamanaşımı

süresi içinde yapılması gerektiğine ilişkin kuralın belirli ve öngörülebilir

olduğunu, mahkemenin özensizliğinden kaynaklı olarak bilirkişi raporunu

zamanında elde edilememiş ise de başvurucunun yaklaşık zararını haricen

hesaplayarak zamanaşımı süresi içinde ıslah imkânına sahip olduğunu ancak kendi

kusuruyla bundan yararlanmadığını belirtmiş; bu kapsamda ıslah ile artırılan

miktara yönelik tazminat talebinin on yıllık zamanaşımı süresi nedeniyle

reddedilmesinin başvurucuya aşırı bir külfet yüklemediği sonucuna ulaşarak

mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediğine karar vermiştir (Gülhan Dursun,

§ 68)

42. Somut olay yukarıda yer verilen ilkeler bakımından

değerlendirildiğinde öncelikle başvurucunun sağlık durumunda değişikliğin söz

konusu olmadığı, bir başka deyişle iş kazası nedeniyle parmağının durumuna

ilişkin yeni olumsuz bir gelişme saptanmadığı (dolayısıyla zararının artmadığı)

anlaşılmaktadır. Zararın artmadığı, gelişme göstermediği durumlarda on yıllık

zaman aşımı süresinin olay tarihinden başlayacağına ilişkin yasal durum ve

içtihadın da öngörülebilir olduğu görülmektedir. Diğer taraftan on yıllık süre

içinde Mahkemece yaptırılan muhtelif bilirkişi incelemeleri sonucu başvurucunun

maluliyet oranı ile kusur oranının belirlendiği ve avukat yardımından da

yararlanan başvurucunun anılan bilirkişi raporlarına bağlı olarak hak edilen

tazminat tutarını en azından yaklaşık olarak belirleyerek davasını ıslah

etmesine engel bir durumun olmadığı anlaşılmaktadır. Tüm bu hususlar birlikte

değerlendirildiğinde Mahkemenin yorumunun başvurucunun ıslah imkânını imkânsız

hâle getirmediği kanaatine varılmıştır.

43. Yukarıda yer verilen tespitler ışığında başvuruya

konu olay değerlendirildiğinde başvurucunun ıslaha konu dava değerinin

artırılan kısmı yönünden davanın zamanaşımından reddedilmesine ilişkin

uygulamanın kanuni bir dayanağının ve meşru amacının bulunduğu, yapılan

müdahalenin hukuki güvenlik ve belirlilik ilkeleri bağlamında öngörülebilirlik

sınırları içinde ve gözetilen meşru amaç ile korunmak istenen hak açısından

orantılı olduğu, dolayısıyla başvurucunun mahkemeye erişim hakkına yönelik bir

ihlalin olmadığının açık olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

44. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

b. Aleyhe

Vekâlet Ücretine Hükmedilmesi Yönünden

i. Başvurucunun

İddiaları

45. Başvurucu; yargılama sonucunda aleyhine hükmedilen

vekâlet ücretinin yüksek olduğunu, tazminat bedeline yakın vekâlet ücretine

hükmedildiğini belirterek mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini iddia

etmektedir.

ii. Değerlendirme

46. Anayasa’nın 36. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:

“Herkes, meşru vasıta ve yollardan

faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve

savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.”

(1) Kabul

Edilebilirlik Yönünden

47. Açıkça dayanaktan yoksun olmadığı ve kabul

edilemezliğine karar verilmesini gerektirecek başka bir neden de bulunmadığı

anlaşılan mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul

edilebilir olduğuna karar verilmesi gerekir.

(2) Esas

Yönünden

(a) Müdahalenin Varlığı ve Hakkın Kapsamı

48. Mahkemeye erişim hakkına ilişkin genel ilkeler için

bkz. §§ 35-37.

49. Vekâlet ücreti yargılama gideri olup bununla davacı

veya davalının o dava nedeniyle aldıkları hukuki yardım karşılığında avukata

ödedikleri ücretin telafisi amaçlanmaktadır (AYM, E.2013/95, K.2014/176,

13/11/2014). Dava aşamasında kimin lehine ya da aleyhine olacağı önceden belli

olmayan bu ücret yükümlülüğü, bir usul kuralı olup mahkemeye erişim hakkı ile

ilişkilidir (Serkan Acar, B. No: 2013/1613, 2/10/2013, § 38).

Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen

değer oranında lehine veya aleyhine vekâlet ücretine hükmedilmesine yönelik

düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına müdahale teşkil etmektedir (Serkan

Acar, § 39; Muhbet Adanır ve diğerleri, B, No: 2014/10261,

8/12/2016, § 101).

50. Başvuruya konu davada İş Mahkemesi tarafından

başvurucu aleyhine 1.985 TL nispi, 1.500 TL maktu olmak üzere 3.485,76 TL

vekâlet ücretine hükmedilmekle başvurucunun mahkemeye erişim hakkına müdahale

edildiği açıktır.

(b) Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

51. Anayasa’nın 13. maddesi şöyledir:

“Temel

hak ve hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili

maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir.

Bu sınırlamalar, Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve

lâik Cumhuriyetin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”

52. Adil yargılanma hakkının görünümlerinden biri olan

mahkemeye erişim hakkı, mutlak bir hak olmayıp bu hakkın sınırlandırılması

mümkündür. Ancak mahkemeye erişim hakkına müdahalede bulunulurken temel hak ve

özgürlüklerin sınırlandırılmasına ilişkin genel ilkeleri düzenleyen Anayasa'nın

13. maddesinin gözönünde bulundurulması gerekmektedir (Murat Kara ve

diğerleri, B. No: 2014/6042, 9/3/2017, § 59).

53. Yukarıda anılan müdahale Anayasa'nın 13. maddesinde

belirtilen koşullara uygun olmadığı müddetçe Anayasa'nın 36. maddesini ihlal

eder.

54. Bu sebeple müdahalenin Anayasa'nın 13. maddesinde

öngörülen ve somut başvuruya uygun düşen, kanun tarafından öngörülme, haklı bir

sebebe dayanma, ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

(i) Kanunilik

55. Başvuru konusu olayda 1136 sayılı Kanun'un 164. ve

169. maddesi ile 6100 sayılı Kanun’un 178. maddesinin (1) numaralı fıkrası ve

326. maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca başvurucu aleyhine vekâlet

ücretine hükmedilmiştir. Dolayısıyla müdahalenin kanuni dayanağının bulunduğu

anlaşılmaktadır.

(ii) Meşru Amaç

56. Anayasa'nın 36. maddesinde, hak arama özgürlüğü için

herhangi bir sınırlama nedeni öngörülmemiş olmakla birlikte bunun hiçbir

şekilde sınırlandırılması mümkün olmayan mutlak bir hak olduğu söylenemez. Özel

sınırlama nedeni öngörülmemiş hakların da hakkın doğasından kaynaklanan bazı

sınırları bulunduğu kabul edilmektedir. Ayrıca hakkı düzenleyen maddede

herhangi bir sınırlama nedenine yer verilmemiş olsa da Anayasa'nın başka

maddelerinde yer alan kurallara dayanarak bu hakların sınırlandırılması mümkün

olabilir. Dava açma hakkının kapsamına ve kullanım koşullarına ilişkin bir

kısım düzenlemelerin hak arama özgürlüğünün doğasından kaynaklanan sınırları

ortaya koyan ve hakkın norm alanını belirleyen kurallar olduğu açıktır. Ancak

bu sınırlamalar Anayasa'nın 13. maddesinde yer alan güvencelere aykırı olamaz

(AYM, E.2014/112, K.2014/203, 25/12/2014).

57. 1136 sayılı Kanun'un bahsi geçen hükümlerinde (bkz. §

55) avukatlık ücreti ve yargı mercilerince hükmedilebilecek vekâlet ücreti

oranlarına yer verilmiş; 6100 sayılı Kanun’un 178. maddesinin (1) numaralı

fıkrasında ıslah talebinde bulunan kişinin yargılama giderlerinden de ıslah talebi

oranında sorumlu olacağı, 326. maddesinin (2) numaralı fıkrasında ise

yargılamada iki tarafın haklı çıkması durumunda tarafların haklılık oranına

göre yargılama giderlerine hükmedileceği düzenleme altına alınmıştır.

58. Hukuk yargılamalarında uygulanan ve Avrupa İnsan

Hakları Mahkemesi kararlarında da geçen "kaybeden öder"

ilkesi, tarafların yargılamadaki başarı oranına göre kazanılan veya kaybedilen

değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme masraflarına hükmedilmesine ilişkin

düzenlemeleri ifade eder (Hüseyin Sezen, B. No: 2013/1793, 18/9/2014, §

50). Bu ilkedeki amaç gereksiz başvuruların önlenerek dava sayısının

azaltılmasını ve böylece mahkemelerin gereksiz yere meşgul edilmeksizin

uyuşmazlıkları makul sürede bitirebilmesini sağlamaktır (Mürsel Malkoç

[GK], B. No: 2013/9466, 27/10/2015, § 29). Bu sebeple yapılan

müdahalenin meşru bir amaca yönelik olduğu anlaşılmıştır.

(iii) Ölçülülük

[1] Genel İlkeler

59. Anayasa'nın 13. maddesi uyarınca hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında dikkate alınacak ölçütlerden biri olan ölçülülük, hukuk

devleti ilkesinden doğmaktadır. Hukuk devletinde hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılması istisnai bir yetki olduğundan bu yetki ancak durumun

gerektirdiği ölçüde kullanılması koşuluyla haklı bir temele oturabilir.

Bireylerin hak ve özgürlüklerinin somut koşulların gerektirdiğinden daha fazla

sınırlandırılması, kamu otoritelerine tanınan yetkinin aşılması anlamına

geleceğinden hukuk devletiyle bağdaşmaz (AYM, E.2013/95, K.2014/176, 13/11/2014).

60. Taraflardan birinin yargılamadaki başarı oranına göre

kazanılan veya kaybedilen değer oranında lehine veya aleyhine mahkeme

masraflarının hükmedilmesine yönelik düzenlemeler mahkemeye erişim hakkına

müdahale oluşturmakta ise de abartılı, zorlama veya ciddiyetten yoksun

talepleri disipline etmeye yönelik orantılı müdahaleler makul görülebilir.

Ancak bu sınırlamaların hakkın özüne zarar vermeyecek nitelikte ve kullanılan

aracın sınırlama amacı ile orantılı olması, kamu yararının gerekleri ile

bireyin hakları arasında kurulmaya çalışılan adil dengeyi bozacak şekilde birey

aleyhine katlanılması zor külfetler yüklememiş olması gerekir (Özkan Şen,

§§ 61, 62).

61. Bir hukuki uyuşmazlığı mahkeme önüne taşıyan

başvurucuların reddedilen dava konusu miktar üzerinden hesaplanan avukatlık

ücretini karşı tarafa ödemeye mahkûm edilmeleri ihtimali veya olgusu, belirli

dava koşulları çerçevesinde mahkemeye başvurmalarını engelleme ya da mahkemeye

başvurmalarını anlamsız kılma riski taşımaktadır. Bu kapsamda davanın özel

koşulları çerçevesinde masrafların makullüğü ve orantılılığı, mahkemeye erişim

hakkının asgari sınırını teşkil etmektedir (Özkan Şen, § 54).

[2] İlkelerin Olaya Uygulanması

62. Başvuru konusu olayda başvurucu 1.000 TL maddi,

10.000 TL manevi tazminat talepli dava açmıştır. Bilirkişi raporu üzerine ıslah

talebiyle maddi tazminat talebini artırmış, 17.584,08 TL maddi tazminat

talebinde bulunmuştur.

63. Tazminat alacağının miktarı ancak bilirkişi

incelemesi ve benzeri araştırmalardan sonra mahkemenin takdir yetkisi

çerçevesinde belirlenebilen bir olgudur. Tazminat müessesesinin bu özelliği

gereği, hak kazanılan tazminat miktarının dava açılmadan önce tam olarak

bilinmesi veya öngörülmesi mümkün değildir. Bu sebeple kanun koyucu davacıların

gereksiz yere yüksek harç ve vekâlet ücreti giderine maruz kalmalarını önlemek

amacıyla kısmi dava açma ve sonradan tazminat taleplerini ıslah yoluyla artırma

imkânı getirmiştir. Bu kapsamda tarafların yargılamadaki çıkarları gözetilerek

bir tarafa ıslah imkânı getirilirken diğer tarafa da zamanaşımı defini

kullanabilme imkânı sağlanmıştır. Dava açtıktan sonra ıslah talebinde

bulunulduğunda alacağın zamanaşımı süresi dolduysa tazminat talebini artıran

tarafın zamanaşımı defiyle karşılaşacağı hukuken öngörülebilir bir durumdur.

Dolayısıyla 6100 sayılı Kanun (bkz. § 25) ve Yargıtay kararları (bkz. §§ 28-31)

dikkate alındığında ıslah talebi reddedildiği takdirde reddedilen miktar

üzerinden nispi vekâlet ücretine hükmedileceği de açıktır. Nitekim Yargıtay

Hukuk Genel Kurulu da bu konuda davanın/ıslahın zamanaşımı defisi nedeniyle

reddedildiği durumlarda mahkemenin değerlendirmesinin işin esasına yönelik bir

değerlendirme olduğunu ve doğrudan dava şartı yokluğu nedeniyle usulden

verilmiş bir ret kararı niteliğinde olmadığını belirterek nispi vekâlet

ücretine hükmedilmesi gerektiğini belirtmiştir (bkz. § 28).

64. Başvuruya konu olayda iş kazası 20/8/2004 tarihinde

meydana gelmiştir. İş kazası sebebiyle işverene karşı açılacak tazminat

davasına ilişkin zamanaşımı süresi Mahkemenin tespitine göre 20/8/2014

tarihinde dolmaktadır. Başvurucu ise 22/9/2014 tarihinde ıslah talebinde

bulunmuştur. Mahkeme ıslahla artırılan tutar yönünden zamanaşımı süresinin

dolduğu gerekçesiyle davayı reddetmiş ve reddedilen miktar üzerinden başvurucu

aleyhine 1.985,76 TL nispi vekâlet ücretine hükmetmiştir. Başvurucu; tahkikat

ve bilirkişi raporlarının vaktinde temin edilememesi nedeniyle yargılama

sürecinin uzadığını, bu nedenle de zamanında ıslah talebinde bulunamadığını

belirtmiştir.

65. Yargılama süreci incelendiğinde Mahkemenin iş

kazasına ilişkin zararın tespitine yönelik gerekli araştırmaları yaptığı ancak

istediği belgeleri vaktinde temin edemediği, raporların geç elde edilmesi

nedeniyle de yargılama sürecinin uzadığı açıktır. Ancak bu raporların

teminindeki sürecin uzamasında taraflarından kaynaklanan nedenlerin

bulunmadığını da söylemek mümkün değildir (bkz. § 12). Başvurucunun zamanaşımı

süresinin dolduğu tarihten sonra ıslah talebinde bulunduğunun altını çizmek

gereklidir. On yıllık zamanaşımı süresinin kısmi dava açıldığı hâllerde de

geçerli olduğu hususunda bir tereddüt bulunmadığına göre başvurucunun

zamanaşımı süresinin dolmasından sonra verdiği ıslah dilekçesi ile artırılan

tutara yönelik davanın reddedileceği ve bunun üzerinden de başvuru aleyhine

vekâlet ücretine hükmedileceği öngörülebilir niteliktedir. Öngörülebilir olan

bu durum karşısında başvurucunun ıslah talebinde bulunmuş olmasının doğurduğu

sonuçlara katlanması olağan karşılanabilir.

66. Öte yandan tarafların kusur durumlarının ve

başvurucunun maluliyet oranının zamanaşımı süresi içinde açıklığa

kavuşturulduğu, başvurucunun uğradığı zararın miktarını yaklaşık olarak bile

olsa belirleyebilecek durumda olduğu da gözetilmelidir (bkz. §§11,12).

67. Tüm bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde her ne

kadar başvurucu, lehine hükmedilen tazminat tutarının yarıya yakın kısmı kadar

vekâlet ücreti ödemek zorunda kalmış ise de ıslah yoluyla artırılan miktara

ilişkin davanın reddi üzerinden başvurucu aleyhine nispi vekâlet ücretine

hükmedilmesinin başvurucuya ağır bir külfet yüklemediği sonucuna varılmıştır.

Maktu vekâlet ücreti yönünden ise manevi tazminat talebinin kısmen reddi

durumunda Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'ne göre hükmedilecek miktar karar tarihinde

belirli olduğundan öngörülemez nitelikte değildir.

68. Açıklanan gerekçelerle başvuruya konu müdahale ölçülü

olduğundan başvurucunun Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan

mahkemeye erişim hakkının ihlal edilmediğine karar verilmesi gerekir.

2. Makul Sürede

Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

a. Başvurucunun

iddiaları

69. Başvurucu, makul sürede yargılanma hakkının ihlal

edildiğini ileri sürmüştür.

b. Değerlendirme

70. Bireysel başvuru sonrasında 31/7/2018 tarihli ve

30495 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 25/7/2018 tarihli ve 7145 sayılı

Kanun'un 20. maddesiyle 9/1/2013 tarihli ve 6384 sayılı Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesine Yapılmış Bazı Başvuruların Tazminat Ödenmek Suretiyle Çözümüne Dair

Kanun'a geçici madde eklenmiştir.

71. 6384 sayılı Kanun'a eklenen geçici maddeye göre

yargılamaların uzun sürmesi ve yargı kararlarının geç veya eksik icra edilmesi

ya da icra edilmemesi şikâyetiyle Anayasa Mahkemesine yapılan ve bu maddenin

yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla Anayasa Mahkemesi önünde derdest olan

bireysel başvuruların başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle verilen kabul

edilemezlik kararının tebliğinden itibaren üç ay içinde yapılacak müracaat

üzerine Adalet Bakanlığı İnsan Hakları Tazminat Komisyonu Başkanlığı (Tazminat

Komisyonu) tarafından incelenmesi öngörülmüştür.

72. Ferat Yüksel (B. No: 2014/13828, 12/9/2018)

kararında Anayasa Mahkemesi yargılamaların makul sürede sonuçlandırılmadığı ya

da yargı kararlarının geç veya eksik icra edildiği ya da hiç icra edilmediği

iddiasıyla 31/7/2018 tarihinden önce gerçekleştirilen bireysel başvurulara

ilişkin olarak Tazminat Komisyonuna başvuru imkânının getirilmesine ilişkin

yolu ulaşılabilir olma, başarı şansı sunma ve yeterli giderim sağlama

kapasitesinin bulunup bulunmadığı yönlerinden inceleyerek bu yolun etkililiğini

tartışmıştır.

73. Ferat Yüksel kararında özetle anılan başvuru yolunun

kişileri mali külfet altına sokmaması ve başvuruda kolaylık sağlaması

nedenleriyle ulaşılabilir olduğu, düzenleniş şekli itibarıyla ihlal iddialarına

makul bir başarı şansı sunma kapasitesinden mahrum olmadığı ve tazminat

ödenmesine imkân tanıması ve/veya bu mümkün olmadığında başka türlü telafi

olanakları sunması nedenleriyle potansiyel olarak yeterli giderim sağlama

imkânına sahip olduğu hususunda değerlendirmelerde bulunulmuştur (Ferat Yüksel,

§§ 27-34). Bu gerekçeler doğrultusunda Anayasa Mahkemesi, ilk bakışta

ulaşılabilir olan ve ihlal iddialarıyla ilgili başarı şansı sunma ve yeterli

giderim sağlama kapasitesi olduğu görülen Tazminat Komisyonuna başvuru yolu

tüketilmeden yapılan başvurunun incelenmesinin bireysel başvurunun ikincil

niteliği ile bağdaşmayacağı sonucuna vararak başvuru yollarının tüketilmemiş

olması nedeniyle kabul edilemezlik kararı vermiştir (Ferat Yüksel, §§ 35, 36).

74. Somut başvuru yönünden de söz konusu karardan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

75. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının başvuru

yollarının tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemez olduklarına karar

verilmesi gerekir.

3. Adil Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin Diğer İhlal İddiaları

76. Başvurucu, parmağının bir kısmının kesilmesi sonucu

talep ettiği manevi tazminatın Mahkemece gerçekten uzak, araştırma

yapılmaksızın değerinin çok altında belirlendiğini, emsal kararlara göre

yargılama sonucunun adil olmadığını, hakkaniyete aykırı karar verildiğini,

manevi tazminat miktarının düşük belirlenmesinin nedeninin Mahkeme ve temyiz

merciinin karar gerekçelerinde yer almadığını, Yargıtay kararının da gerekçesiz

olduğunu belirterek adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

77. Başvurucunun manevi tazminata ilişkin yargılamanın

sonucuna yönelik şikayetleri yönünden Anayasa Mahkemesinin Rasim Numan

Myymyun, (B. No: 2018/5939, 14/10/2020) kararı gereğince, Mahkeme ve temyiz

merciinin kararlarının gerekçesiz olduğuna ilişkin şikâyetleri yönünden ise Abdullah

Topçu (B. No: 2014/8868, 19/4/2017) ve Yasemin Ekşi (B. No:

2013/5486, 4/12/2013) kararları gereğince ileri sürülen iddiaların açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

B. Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal

Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

iddiaları

78. Başvurucu; işveren tarafından kendisine uygun bir iş

verileceği, tazminat ödeneceği şeklinde açıklama yapıldığını, bu sebeple

şikâyetçi olmadığını, adli tıptan 15 günlük iş göremezlik raporu verildiğini

belirtilen rapora göre kamu adına resen soruşturma yapılması gerektiğini,

parmağının bir kısmının kopmasıyla maddi ve manevi bütünlüğünün zedelendiğini,

etkili soruşturma yapılmadığını ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

79. Anayasa Mahkemesi 23/9/2012 tarihinden sonra

kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılacak bireysel başvuruları

inceler. Dolayısıyla Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi ancak bu

tarihten sonra kesinleşen nihai işlem ve kararlar aleyhine yapılan bireysel

başvurularla sınırlıdır. Kamu düzenine ilişkin bu düzenleme karşısında anılan

tarihten önce kesinleşmiş nihai işlem ve kararları da içerecek şekilde yetki kapsamının

genişletilmesi mümkün değildir (G.S., B. No: 2012/832, 12/2/2013, § 14).

80. Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından yetkisi için

kesin bir tarihin belirlenmesi ve yetkisinin geriye yürür şekilde uygulanmaması

hukuk güvenliği ilkesinin bir gereğidir (Zafer Öztürk, B. No: 2012/51,

25/12/2012, § 18).

81. Nihai işlem veya kararların anılan tarihten önce

kesinleştiğinin tespiti hâlinde ilgili şikâyetler bakımından başvurunun kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir. Anayasa Mahkemesinin yargı yetkisine

ilişkin bu tespitinin bireysel başvuru incelemesinin her aşamasında

yapılabilmesi mümkündür (Korcan Pulatsü, B. No: 2012/726, 2/7/2013, §

32).

82. Başvuruya konu olayda, yürütülen ceza soruşturması

29/11/2004 tarihinde takipsizlik kararıyla neticelenmiştir. Takipsizlik

kararına itiraz edilmediği için karar kesinleşmiştir. Dolayısıyla ihlal

iddialarına konu yargı kararının Anayasa Mahkemesinin zaman bakımından

yetkisinin başladığı 23/9/2012 tarihinden önce kesinleştiği anlaşılmaktadır.

83. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının zaman

bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Islah isteğinin reddedilmesi dolayısıyla mahkemeye

erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Aleyhe yüksek vekâlet ücretine hükmedilmesi nedeniyle

mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın KABUL EDİLEBİLİR

OLDUĞUNA,

3. Makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiğine

ilişkin iddianın başvuru yollarının tüketilmemesi nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin

diğer ihlal iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Maddi ve manevi varlığını koruma hakkının ihlal

edildiğine ilişkin iddianın zaman bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL

EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Aleyhe yüksek vekalet ücretine hükmedildiği iddiası

yönünden Anayasa'nın 36. maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma hakkı

kapsamındaki mahkemeye erişim hakkının İHLAL EDİLMEDİĞİNE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 13/1/2021 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Kadir ÖZKAYA Üyeler : Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Rıdvan GÜLEÇ Basri BAĞCI Raportör : Tuğba YILDIZ Başvurucu : Hüseyin ÖZKAN Vekili : Av. Ahmet İNEL

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2016/6323, 13 Ocak 2021 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru
  5. Süreci
  6. III. Olay Ve
  7. Olgular
  8. A. Ceza Soruşturmasına İlişkin Süreç
  9. B. İş Mahkemesine İlişkin Süreç
  10. IV. İlgili Hukuk
  11. A. İlgili
  12. B. Yargıtay
  13. V. İnceleme Ve Gerekçe
  14. A. Adil
  15. B. Maddi ve Manevi Varlığını Koruma Hakkının İhlal
  16. A. 1. Islah isteğinin reddedilmesi dolayısıyla mahkemeye
  17. B. Aleyhe yüksek vekalet ücretine hükmedildiği iddiası
  18. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  19. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2016/6323
Tarih
13 Ocak 2021

İlgili Kararlar

  • Khemze Ismaılov ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2018/8739)
  • Osman Karaca Başvurusu (B. No: 2019/41752)
  • Ayşe Söğüt Başvurusu (B. No: 2020/10866)
  • Fatma Yılmaz Başvurusu (B. No: 2017/14428)
  • Okan Göçer Başvurusu (B. No: 2017/29596)
  • K.m. Başvurusu (B. No: 2017/29838)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.