İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hüseyin Talaz Başvurusu (B. No: 2017/26769)

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki

Başvuru No2017/26769Tarih15 Aralık 2020Okuma41 dk · 8.222 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hüseyin Talaz Başvurusu

Karar tarihi
15 Aralık 2020
Başvuru Numarası
2017/26769
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

8.222 kelime·41 dk okuma·21 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, gözaltı ve tutuklama tedbirlerinin hukuki

olmaması, tutukluluğa ilişkin karar veren yargı mercilerinin tarafsız ve

bağımsız olmaması, tutukluluğun makul süreyi aşması, soruşturma dosyasına

erişimin kısıtlanması, avukat ile yapılan görüşmelerin teknik araçlarla kayda

alınması dolayısıyla tutukluluğa etkili şekilde itiraz edilememesi, bağımsız ve

tarafsız olmayan mahkemelerce yargılama yapılmasından dolayı mahkûmiyete bağlı

tutmanın da hukuki olmaması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvurular 1/6/2017 ve 1/6/2018 tarihlerinde

yapılmıştır.

3. Başvurular, başvuru formları ve eklerinin idari yönden

yapılan ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur.

4. Komisyonca başvuruların kabul edilebilirlik

incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir. Yapılan

incelemede 2018/17511 numaralı başvurunun -konu ve kişi bakımından aralarında

irtibat olması nedeniyle- 2017/26769 sayılı başvuru ile birleştirilmesine ve

incelemenin bu dosya üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet

Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüşünü bildirmiştir.

6. Başvurucu, Bakanlığın görüşüne karşı beyanda

bulunmamıştır.

III. OLAY VE

OLGULAR

7. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle ve

Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP) aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler

çerçevesinde olaylar özetle şöyledir:

8. Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihinde askerî darbe

teşebbüsüyle karşı karşıya kalmış ve bu nedenle 21/7/2016 tarihinde ülke

genelinde olağanüstü hâl ilan edilmiştir. Olağanüstü hâl 19/7/2018 tarihinde

son bulmuştur. Kamu makamları ve yargı organları -olgusal temellere dayanarak-

bu teşebbüsün arkasında Türkiye'de çok uzun yıllardır faaliyetlerine devam eden

ve son yıllarda Fetullahçı Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet

Yapılanması (PDY) olarak isimlendirilen bir yapılanmanın olduğunu

değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B. No: 2016/22169,

20/6/2017, §§ 12-25).

9. Darbe teşebbüsü sırasında ve sonrasında ülke genelinde

Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından darbe girişimiyle bağlantılı ya da darbe

girişimiyle doğrudan bağlantılı olmasa bile FETÖ/PDY'nin kamu kurumlarındaki

örgütlenmesinin yanı sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi

farklı alanlardaki yapılanmasına yönelik soruşturmalar yürütülmüş, çok sayıda

kişi hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır (Aydın Yavuz ve

diğerleri, § 51, Mehmet Hasan Altan (2) [GK], B. No: 2016/23672,

11/1/2018, § 12).

10. Başvurucu, Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığınca

(Başsavcılık) FETÖ/PDY ile bağlantılı suçlardan başlatılan soruşturma

kapsamında 26/4/2017 tarihinde gözaltına alınmış ve iki gün gözaltında

kaldıktan sonra 28/4/2017 tarihinde Başsavcılığa sevk edilmiştir.

11. Başsavcılık aynı gün başvurucunun ifadesini almıştır.

İfade tutanağında belirtildiğine göre isnat edilen FETÖ/PDY ile bağlantılı

suçlara yönelik olay ve olgular ifade alma işlemi öncesinde başvurucuya

açıklanmıştır. Ayrıca başvurucunun ifade alma işlemi sırasında Balıkesir

Barosunca görevlendirilen müdafii de hazır bulunmuştur.

12. Başvurucu Başsavcılıktaki ifadesinde; 2009-2010

yıllarında Malatya'da bulunan Anafen Dershanesinde staj yaptığını, üniversite

eğitimi sırasında tanıştığı T. isimli kişinin tavsiyesi üzerine Gaziantep'te

öğretmen olarak görev yaptığını, 2015 yılında dershanelerin kapatılması olayı

gündeme gelince iş aradığını ve TürkNet isimli firmada internet saha

satış elemanı olarak işe başladığını, 3-4 ay burada çalıştıktan sonra

Gaziantep'te açılan etüt merkezlerinde 6-7 ay çalıştığını, çalıştığı yerlerin

örgüt ile ilgisinin olmadığını, 2016 yılında Balıkesir'e taşındığını ve birkaç ay

sonra ZeplinKar isimli oto kiralama şirketinde işe başladığını ve hâlen

burada çalıştığını ifade etmiştir. Başvurucu, kod adının olmadığını ve herkesin

kendisini ismi ile tanıdığını, 2001 yılında Balıkesir'de bulunan örgüt ile

bağlantılı olduğu anlaşılan Zağnos isimli dershaneye bir yıl üniversite

sınavına hazırlık kursu için gittiğini, FETÖ/PDY ile şu anda bir bağlantısının

olmadığını, öğretmenlik haricinde bu yapı adına herhangi bir faaliyette

bulunmadığını ve örgütün toplantılarına katılmadığını, örgüt için bağış ve

himmet vermediğini veya toplamadığını, polislerin ya da farklı bir grubun

sohbet hocalığını yapmadığını, hocalık yapacak kadar dinî bilgiye sahip

olmadığını beyan etmiştir. Başvurucu ayrıca Bank Asyada maaş hesabının

olduğunu, 2013 yılı ve sonrasında bir defada en fazla 3.000 TL olmak üzere

maaşından artırdığı değişik miktarlarda parayı birikim amacıyla söz konusu

hesaba yatırdığını, Bank Asyaya talimat üzerine para yatırmasının söz konusu

olmadığını, örgütle bağlantılı dershanede çalıştığı dönemlerde işini

kaybetmemek için Zaman Gazetesine abone olduğunu ve 2008 yılından 2015 yılına

kadar aboneliğinin devam ettiğini, çalıştığı dershanelerde zaman zaman Fetullah

Gülen'in videolarının izletildiğini ve kitaplarının okunduğunu, bu programları

müdür yardımcılarının organize ettiğini, sosyal medya hesabından örgütü öven

herhangi bir paylaşım yapmadığını ifade ederek suçlamaları kabul etmemiştir.

13. Başsavcılık 28/4/2017 tarihinde başvurucuyu terör

örgütü yöneticisi olma suçundan tutuklanması istemiyle sulh ceza hâkimliğine

sevk etmiştir. Tutuklama talep yazısının ilgili kısmı şöyledir:

"... Şüphelilerin Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı'nın 25.04.2017 tarih ve 2017/68532sayılı yazısı ile Emniyet Genel

Müdürlüğü'ne ve Balıkesir Cumhuriyet Başsavcılığı'na yazdığı talimat ve

eklerine göre şüphelilerin FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün deşifre edilen

mahrem imamlar yapılanması içerisinde kod adları ile yer alan ve polis

mensupları içerisindeki yapı ile ilgili faaliyetlerde bulunan sohbet

hocası-sorumlusu kişiler olduklarına dair tespitler şüphelilerden [V.Ç.] ve [S.A.da] bylock

haberleşme sisteminin tespit edilmiş olması tüm şüphelilerde örgüt talimatı ile

örtüşen tarih aralığında Bank Asya hesap hareketliliğinin bulunması, dosya

kapsamına göre ve kolluk ifadelerindeki anlatımlara göre FETÖ/PDY silahlı terör

örgütüne ait olan eğitim kurumlarında ve dershanelerde öğretmen ve/veya öğrenci

olarak bulunmuş olmaları, yine aynı örgüte ait basın yayın organlarının belli

dönemlerde abonesi olduklarına dair beyanları ile diğer dosya kapsamına göre

şüphelilerin üzerine atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin

varlığını gösteren olguların ve tutuklama nedeninin bulunduğu, bir kısım

soruşturma işlemlerinin devam ettiği ve delilleri tam olarak toplanamamış

olması hususları anlaşılmakla;

Şüphelilerin üzerlerine atılı suçun

vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu, suça dair yasada yazılı cezanın üst

haddi dikkate alınarak 5271 sayılı CMK’nın 100. vd. maddeleri uyarınca

TUTUKLANMALARINA,

Karar verilmesi kamu adına talep

olunur."

14. Balıkesir 1. Sulh Ceza Hâkimliği aynı tarihte

başvurucunun sorgusunu yapmıştır. Sorgu tutanağına göre başvurucuya isnat

edilen suçlar anlatılmış ve sorgu esnasında başvurucunun Balıkesir Barosunca

görevlendirilen müdafii de hazır bulunmuştur.

15. Başvurucu, Hâkimlikteki savunmasında Başsavcılıktaki

ifadesine benzer beyanlarda bulunmuş ve suçlamaları kabul etmemiştir.

16. Balıkesir 1. Sulh Ceza Hâkimliği 28/4/2017 tarihinde

başvurucunun terör örgütü yöneticisi olma suçundan tutuklanmasına karar

vermiştir. Kararın ilgili kısmı şöyledir:

"... Şüphelilerin üzerilerine yüklenen

suçun vasıf ve mahiyeti, mevcut delil durumu itibari ile kuvvetli suç

şüphesinin varlığı, suçun yasada öngörülen cezasının alt ve üst sınırı itibari

ile kaçma şüphesi, şüphelilerin üzerine yüklenen suçun CMK'nın 100/3.maddesinde

öngörülen suçlardan olması ve adli kontrol tedbirinin yetersiz kalacak olması

hususları da dikkate alınarak CMK’nun 100 ve devamı maddeleri gereğince ... tutuklanmalarına,

... [karar verildi.]"

17. Başvurucu tutuklama kararına itiraz etmiş, Balıkesir

2. Sulh Ceza Hâkimliği 4/5/2017 tarihinde tutuklama kararındaki gerekçelere

atfen itirazın reddine karar vermiştir.

18. Başvurucu söz konusu kararın 10/5/2017 tarihinde

tebliğ edildiğini bildirmiştir.

19. Başvurucu 1/6/2017 tarihinde (2017/26769 sayılı dosya

yönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.

20. Başsavcılık 10/11/2017 tarihli iddianame ile

başvurucu hakkında terör örgütü yöneticisi olma suçundan aynı yer ağır ceza

mahkemesinde kamu davası açmıştır.

21. İddianamede öncelikle FETÖ/PDY hakkında genel

bilgiler verilmiş, özellikle emniyet yapılanması anlatılmış, daha sonra ise

başvurucuya yönelik suçlama ve delillere yer verilerek başvurucunun örgüt

içinde emniyet sorumlularından olduğu ileri sürülerek terör örgütü yöneticisi

olduğu iddia edilmiştir.

22. Bu bağlamda iddianamede yer verilen olay ve olgular

özetle şöyledir:

i. FETÖ/PDY'nin emniyet mahrem yapılanmasının "Ankara,

Ege, Erzurum, Gaziantep, İrfan Bey, Marmara ve Okul" olmak üzere yedi

büyük bölge şeklinde yapılandığı, her büyük bölgenin küçük bölgeler şeklinde

alt yapılanmalarının olduğu, küçük bölgelerin altında ise il ve ilçe

yapılanmalarının bulunduğu, ayrıca örgüte mensup üst konumda bulunan "Mahrem

Sorumluların" "temsilciler, genel müdürler, müdürler, müdür

yardımcıları/zümre başkanları, rehberlik araştırma merkezi/rehber, danışmalar,

personel/sekreterler, bilişim, izdivaç, hukuk ve öğretmenler" olarak

ayrıldığı, bu kişiler arasında örgütsel bir hiyerarşinin bulunduğu belirtilerek

Balıkesir İl Emniyet Müdürlüğünce düzenlenen 5/5/2017 tarihli raporda

başvurucuya ilişkin olarak "Büyük Bölge: Gaziantep, Küçük Bölge:

Gaziantep, İl: Gaziantep, İlçe: Merkez, Kod Ad: Hakan, Birimi: Lise, Görevi:

Öğretmen, Konumu: Öğretmen" şeklinde tespitlerin bulunduğu

belirtilerek başvurucunun FETÖ/PDY'nin emniyet sorumlularından olduğu ileri

sürülmüştür.

ii. Balıkesir İl Millî Eğitim Müdürlüğünün 27/4/2017

tarihli ve Sosyal Güvenlik Kurumu Balıkesir İl Müdürlüğünün 28/4/2017 tarihli

yazılarına göre başvurucunun 2010-2016 yılları arasında FETÖ/PDY ile irtibatlı

olduğu belirtilen özel eğitim kurumlarında çalıştığı belirtilmiştir.

iii. Başvurucunun FETÖ/PDY ile irtibatlı Bank Asya'da

bulunan hesabının incelenmesinde; hesabın 2007 yılında açıldığı, hesapta 2013

yılı Haziran ayından 2013 yılı Ağustos ayına kadar 30 TL bulunduğu, 2013 yılı

Eylül ve Ekim aylarında para bulunmadığı, 2013 yılı Kasım ve Aralık aylarında 4

TL olduğu, 2014 yılı Ocak ayında ise 3.721,96 TL bulunduğu, 2013 yılı Ocak

ayından 2015 yılı Aralık ayına kadar artış ve azalışlar olduğu, 2015 yılı

Aralık ayında 2.139,23 TL, 2016 yılı Temmuz ayında ise 655,98 TL olduğu,

hesabın hâlen aktif olduğu ve kredi kartı kullanımının olduğu belirtilmiştir.

iv. Başvurucunun Emniyet tarafından düzenlenen 27/4/2017

tarihli tutanakla tespit edilen sosyal medyada paylaştığı mesajlarına yer

verilmiştir. Bu mesajlar şöyledir:

"İçerideki gazeteciler için: 'Onlar

gazetecilikten değil, başka suçlardan, örgüt suçundan tutuklu' diyorlar. Peki

50 yıldır tefsir üzerine çalışan ve öğrenci yetiştiren Suat yıldırım hoca da mı

örgüt suçlusu? O zaman yetiştirdiği binlerce ilahiyatlı da örgüt elemanı

demektir. Bu duruma sessiz kalan müslüman kardeşime diyorum ki: El insaaf ve

azıcık basiret!..."

"Alın size istikrar, Türkiyenin

doğusu bağıra bağıra gidiyor Erdoğan başkanlık peşinde iyi uykular hepimize

DEVLET DOĞU'DA TERÖRİSTLERİ TASFİYE EDEMEYİNCE ÖĞRETMENLERİ TASFİYE ETMEYE

BAŞLADI. ALIN SİZE İSTİKRAR"

"Cüppeli'ye yazık oldu. Bir

haftadır çıkıp 'bunların arkasında İsrail var' diye hizmete iftira attı. Akp

ise bugün 'İsrail dostumuzdur' dedi."

"Akpliler haydi ! Cümleten amin

diyoruz : 'Kim İsrail şer şebekesinin dostuysa Allah bin belasını versin' AK

Parti Sözcüsü Çelik: 'İsrail Devleti ve halkı Türkiye'nin dostudur'

23. İddianame Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesince

(Mahkeme) 17/11/2017 tarihinde kabul edilerek E.2017/505 sayılı dosya üzerinden

kovuşturma aşaması başlamıştır. Mahkeme aynı tarihte yaptığı tensiple birlikte

başvurucunun tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir. Karar gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık Hüseyin Talaz hakkında

iddia, savunma, banka kaydı, arama, araştırma ve el koyma tutanakları gibi

belge ve bulgulara göre kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olgular

bulunduğundan, tutuklama sebeplerinin devam ettiği anlaşıldığından, atılı suç

CMK’nın 100/3. maddesi kapsamında kalan ve kaçma şüphesinin kanunun hükmüne

göre kabul edildiği suçlardan olduğundan, mahkemece henüz savunma tespit

edilmediğinden, adli kontrolün uygulanması bu aşamada yeterli görülmediğinden

sanığın tutukluluk halinin devamına ... karar verildi."

24. Mahkeme 6/2/2018 tarihinde yaptığı ilk duruşmada

başvurucunun savunmasını almıştır. Başvurucunun savunmasının ilgili kısmı

şöyledir:

"Ben iddianamede belirtildiği

şekilde dersanede de çalıştım. Ailemin geçimini sağlamak için çalıştım.

Dersanede çalıştığım gibi başka yerlerde de çalıştım. Defalarca KPSS sınavına

girdiğim halde kazanamadığım için Milli Eğitim'e atanamadım. Formasyon eğitimim

de yoktu. Bu nedenle dersanede çalışmak durumunda kaldım. Bank Asya'da ise 2007

yılında kredi kartı almak için hesap açmıştım. Dersanede çalıştığım dönemde de

maaşım yatmıştı. Zaten cüzzi paralar yatıyordu. Bankayı destekleyecek şekilde

kimsenin talimatıyla yüksek miktarda para yatırmış değilim. Bu yöndeki iddiayı

da kabul etmiyorum. Facebook paylaşımları kendi yazdığım şeyler değildir,

başkasının yazılarını paylaşmışımdır. Paylaşımlarımda suç unsuru olmadığını

düşündüğümden paylaştım. Ben emniyet mahrem imam yapılanmasını tutuklandığımda

öğrendim. Hakkımda bir tanık beyanı yoktur. Bylock kullanmamışım. Ne şekilde

mahrem imam olduğumu anlamış değilim, kesinlikle kabul etmiyorum.

...

Raporda bulunan [TELEFON] nolu hat

bana aittir. 0 507 644 37 95 nolu hat eşim [N.T.ye] aittir. Ben Malatya'da stajer öğretmen olarak

kısa bir süre bulunmuştum. Gaziantep'e 2010 yılında gelmiştim, Anafen Bahattin

bey şubesinde çalıştım. Bu yöndeki bilgiler bana aittir. Bu bilgilere ulaşmak

zor değildir. Hakan kod ismini kullanmadım, tespiti ve raporu kabul etmiyorum.

...

2014 Ocak ayında altın aldığım doğrudur,

yine Eylül 2014 tarihinde kredi kartı borcu nedeniyle parayı eşimin hesabına

yatırmış olabilirim."

25. Mahkeme duruşma sonunda başvurucunun tutukluluk

hâlinin devamına karar vermiştir. Karar gerekçesinin ilgili kısmı şöyledir:

"Sanık Hüseyin Talaz hakkında

iddia, savunma, banka kaydı, arama, araştırma ve el koyma tutanakları gibi

belge ve bulgulara göre kuvvetli suç şüphesini gösteren somut olgular

bulunduğundan, tutuklama sebeplerinin devam ettiği anlaşıldığından, atılı suç

CMK’nın 100/3. maddesi kapsamında kalan ve kaçma şüphesinin kanunun hükmüne

göre kabul edildiği suçlardan olduğundan, adli kontrolün uygulanması bu aşamada

yeterli görülmediğinden sanığın tutukluluk halinin devamına ... karar

verildi."

26. Mahkeme 20/2/2018 tarihinde yaptığı duruşmada

başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan 8 yıl 9 ay hapis cezası ile

cezalandırılmasına ve hükmen tutukluluk hâlinin devamına karar vermiştir.

Mahkeme kararında öncelikle FETÖ/PDY'nin yapılanmasına ve gerçekleştirdiği

eylemlere ayrıntılı şekilde yer verdikten sonra somut olaya ilişkin

değerlendirme yaparak mahkûmiyet gerekçesini açıklamıştır. Karar gerekçesinin

ilgili kısmı şöyledir:

"... sanığın eylemleri

değerlendirildiğinde; sanık Hüseyin Talaz'ın Balıkesir İl Milli Eğitim

Müdürlüğü'nün 27/04/2017 tarihli yazısına göre; örgüte müzahir eğitim

kurumlarında öğretmen olarak görev yaptığı,

FETÖ/PDY Silahlı Terör Örgütünün Emniyet

Mahrem Yapılanmasının Ankara, Ege, Erzurum, Gaziantep, İrfan Bey, Marmara ve

Okul olmak üzere 7 Büyük Bölge şeklinde yapılandığı, her Büyük Bölgenin Küçük

Bölgeler şeklinde alt yapılanmalarının olduğu, Küçük Bölgelerin altında ise İl

ve İlçe Yapılanmalarının bulunduğu, ayrıca yapıya mensup üst konumda bulunan 'Mahrem

Sorumluların' Temsilciler, Genel Müdürler, Müdürler, Müdür Yardımcıları/Zümre

Başkanları, Rehberlik Araştırma Merkezi (RAM)/Rehber, Danışmalar,

Personel/Sekreterler, Bilişim, İzdivaç, Hukuk ve Öğretmenler olarak ayrıldığı

ve bu şekilde tanımlandığı, bu kişiler arasında da örgütsel bir hiyerarşinin

bulunduğu, buna ilişkin olarak Balıkesir İl Emniyet Müdürlüğü K.O.M. Şube

Müdürlüğünce düzenlenen 05/05/2017 tarihli raporun incelenmesinde sanığın;

Büyük Bölge : Gaziantep, Küçük Bölge : Gaziantep, İl : Gaziantep, İlçe :

Merkez, Kod Ad : Hakan, Birimi : Lise, Görevi : Öğretmen, Konumu : Öğretmen

olduğu, örgütün mahrem imam yapılanmasında polis memurlarından oluşan grubun

sorumlusu olduğu, bu mahrem yapılanma içinde Hakan kod adını kullanarak

örgütsel faaliyetlerini gizlilik esasına göre yürüttüğünün tespit edildiği,

Bank Asya hesap hareketlerini

incelenmesine ilişkin CD'nin incelenmesinde; Sanık Hüseyin Talaz'ın adına

açılmış 21/11/2007 tarihli bir hesabın olduğu, hesapta 2013 aralık ayı

itibariyle 4 TL para bulunduğu, bu tarihe kadar kredi kartı işlemleri için

hesabın kullanıldığının anlaşıldığı, 23/01/2014 tarihinde altın hesabı açılmak

suretiyle 3721 TL hesapta para bulundurulduğu, bu hesaptaki paranın daha sonra

parça parça çekilerek Eylül 2014 tarihinde 47 TL para kaldığı, sanığın eşi [N.T.] adına 01/09/2005 tarihinde

açılmış bir hesap olduğu Eylül 2014 tarihine kadar hesapta para bulunmazken

Eylül 2014 tarihinde 2363 TL para bulunduğu, Kasım 2014 tarihinde de bu paranın

çekilmiş olduğu bu şekilde örgütü maddeten destekleyen eylemleri hep birikte değerlendirildiğinde

he ne kadar sanık hakkında 314/1 gereğince silahlı terör örgütü yöneticisi

olmak suçundan kamu davası açılmış ise de tüm dosya kapsamı ve Balıkesir KOM

Şube Müdürlüğü'nün 05/05/2017 tarihli raporuna göre ;sanığın örgütün eylemleri

kapsamında söz sahibi olduğuna hiyerarşik açıdan da diğer üyelere oranla

üstünlüğüne dair dosyada yeterli delil bulunmadığı anlaşılmış, sanığın örgüte

aidiyeti bulunan Bank Asya'da örgüt liderinin talimatı doğrultusunda altın hesabı

açtırıp örgütü maddeten desteklediği, FETÖ/PDY silahlı terör örgütüne müzahir

yayın kuruluşu olan Zaman gazetesi aboneliğinin devam ettiği, sosyal medya

hesabında örgütü destekler paylaşımları olduğu, sanığın ayrıca mahrem imam

yapılanmasında polis memurlarından oluşan grubun sorumlusu olduğu, bu mahrem

yapılanma içinde 'Hakan' kod adını kullanarak örgütsel faaliyetlerini gizlilik

esasına göre yürüttüğünün tespit edildiği, bu yapılanma içerisinde bir grubun

diğer gruptaki kişileri bilmemesi grup sorumlusu olan öğretmenlerin diğer

kişileri bilmemesi hususunun örgütün hücre tipi veye kripto yapılanmasını

ortaya çıkardığı, örgütte gizliliğin esas olduğu bu nedenle sanığın inkara

dayalı savunmalarının suçtan kurtulmaya yönelik olduğu sonucuna varılarak

sanığın savunmalarına itibar edilmemiş, toplanan delillere göre sanığın

çeşitlilik, yoğunluk arzeden eylemlerinden sanığın örgüt hiyerarşisi içinde

bilerek ve isteyerekyer aldığı ve bu hiyerarşik yapı içinde kendisine verilen

görevi yerine getirdiği, bu suretle silahlı terör örgütü üyesi olmak suçunu

işlediği ... [sabit olduğundan mahkumiyetine karar verilmiştir.]"

...

"Sanık Hüseyin Talaz'ın aleyhindeki

mevcut delil durumu, sanık hakkında hükmolunan cezanın nevi ve süresi kaçma

kuşkusu doğurduğundan 5271 sayılı CMK'nın 101, 104/2 maddeleri uyarınca sanığın

tutukluluk halinin hükmen devamına ... karar verildi."

27. Başvurucu anılan karara karşı istinaf kanun yoluna

başvurmuştur.

28. Dosyanın tevzi edildiği Bursa Bölge Adliye Mahkemesi

2. Ceza Dairesi 10/4/2018 tarihinde başvurucunun istinaf talebinin esastan

reddine ve tutukluluk hâlinin devamın karar vermiştir. Başvurucunun anılan

karara yaptığı itiraz Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından

3/5/2018 tarihinde kesin olarak reddedilmiştir.

29. Başvurucu kararı hangi tarihte öğrendiğini

bildirmemiştir.

30. Başvurucu 1/6/2018 tarihinde (2018/17511 sayılı dosya

yönünden) bireysel başvuruda bulunmuştur.

31. Başvurucu, Bölge Adliye Mahkemesinin kararını temyiz

etmiştir.

32. Yargıtay 16. Ceza Dairesi temyiz incelemesi sonunda

21/1/2019 tarihinde hükmü onamış ve başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararı

kesinleşmiştir.

IV. İLGİLİ

HUKUK

33. İlgili hukuk için bkz. Mustafa Özterzi [GK], B. No:

2016/14597, 31/10/2019, §§ 33-48; Emre Soncan, B. No: 2016/73490, 11/3/2020, §§

32-38; Hasan Akboğa [GK], B. No: 2016/10380, 27/3/2019, §§ 19-34.

V. İNCELEME VE

GEREKÇE

34. Mahkemenin 15/12/2020 tarihinde yapmış olduğu

toplantıda başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Gözaltının Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

35. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesi olmadığı hâlde

yakalanarak gözaltına alınması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının

ihlal edildiğini iddia etmiştir.

36. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

2. Değerlendirme

37. Anayasa'nın "Temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanması" kenar başlıklı 13. maddesi şöyledir:

"Temel hak ve hürriyetler,

özlerine dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen

sebeplere bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,

Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve lâik Cumhuriyetin

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz."

38. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve güvenliği"

kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası, üçüncü fıkrası ve beşinci

fıkrası şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve

güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir. Hâkim kararı olmadan

yakalama, ancak suçüstü halinde veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde

yapılabilir; bunun şartlarını kanun gösterir.

...

Yakalanan veya tutuklanan kişi, tutulma

yerine en yakın mahkemeye gönderilmesi için gerekli süre hariç en geç kırksekiz

saat ve toplu olarak işlenen suçlarda en çok dört gün içinde hâkim önüne

çıkarılır. Kimse, bu süreler geçtikten sonra hakim kararı olmaksızın

hürriyetinden yoksun bırakılamaz. Bu süreler olağanüstü hal ve savaş hallerinde

uzatılabilir."

39. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, B. No: 2012/969, 18/9/2013,

§ 16). Bu itibarla somut olayda başvurucunun bu bölümdeki iddialarının özünün

gözaltının hukuki olmadığına ve gözaltı süresinin makul olmadığına yönelik

olduğu anlaşılmakla anılan şikâyetlerin Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü ve

beşinci fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

40. Anayasa Mahkemesi, olağanüstü yönetim usullerinin

uygulandığı dönemlerde alınan tedbirlere ilişkin bireysel başvuruları

incelerken Anayasa'nın 15. maddesinde ortaya konulan temel hak ve özgürlüklere

ilişkin güvence rejimini dikkate alacağını belirtmiştir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 187-191). Soruşturma mercilerince başvurucuya yöneltilen

suçlama, başvurucunun darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu

belirtilen FETÖ/PDY'nin üyesi olduğu iddiasıdır. Anayasa Mahkemesi anılan

suçlamanın olağanüstü hâl ilanını gerekli kılan olaylarla ilgili olduğunu

değerlendirmiştir (Selçuk Özdemir [GK], B. No: 2016/49158, 26/7/2017, §

57).

41. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan gözaltı

tedbirinin hukuki olup olmadığının ve gözaltı süresinin makul olup olmadığının

incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme

sırasında öncelikle başvurucunun gözaltı sürecinin Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri

başta olmak üzere ilgili maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı

tespit edilecek; aykırılık saptanması hâlinde ise Anayasa'nın 15. maddesindeki

ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı değerlendirilecektir (Aydın

Yavuz ve diğerleri, §§ 193-195, 242; Selçuk Özdemir, § 58).

b. Başvuru

Yollarının Tüketilmesi Hakkında

42. Somut olayda hakkındaki mahkûmiyet hükmü 21/1/2019

tarihinde kesinleşen başvurucunun bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih

itibarıyla tazminat talebinde bulunması için 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı

Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 142. maddesinde öngörülen dava açma süresi geçmiş

bulunmaktadır. Bu nedenle gözaltı tedbiri için 5271 sayılı Kanun'un 141.

maddesinde öngörülen tazminat yolunun başvurucu yönünden ulaşılabilir olmadığı

ve dolayısıyla başvurucunun mağduriyetini giderebilecek nitelikte, tüketilmesi

gereken bir başvuru yolunun bulunmadığı açıktır (tutuklama yönünden benzer bir

değerlendirme için bkz. Abdullah Akyüz [GK], B. No: 2013/9352, 2/7/2015,

§§ 45-50). Dolayısıyla başvurunun bu kısmının diğer kabul edilemezlik

kriterleri yönünden incelenmesi gerekir.

c. Şikâyetin

İncelenmesi

i. Genel

İlkeler

43. Genel ilkeler için bkz. Hasan Akboğa, §§

43-56.

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

44. Somut olayda öncelikle başvurucunun gözaltına

alınmasının kanuni dayanağının olup olmadığının belirlenmesi gerekir.

Başvurucu, soruşturma kapsamında silahlı terör örgütü üyeliği suçlamasıyla 5271

sayılı Kanun'un 91. maddesindeki hükümler çerçevesinde gözaltına alınmıştır.

Dolayısıyla başvurucu hakkında uygulanan gözaltı tedbirinin kanuni dayanağı

bulunmaktadır.

45. Kanuni dayanağı bulunduğu anlaşılan gözaltı

tedbirinin ön koşulu olan başvurucunun suç işlediğine dair somut belirtilerin

bulunup bulunmadığının irdelenmesi gerekir. Başvurucunun soruşturma kapsamında

FETÖ/PDY üyeliğinden gözaltına alındığı anlaşılmaktadır. Somut olayın

koşullarında başvurucu hakkında soruşturma mercilerince değinilen olgu ve

delillerin somut suç belirtisi olarak kabul edilmesinin mümkün olduğu

değerlendirilmiştir.

46. Ayrıca suç işlediği hakkında somut belirtinin

bulunduğu tespit edilen başvurucunun yakalanmasının amacının bu suç şüphesine

ilişkin soruşturma işlemlerinin yürütülmesini ve maddi gerçeğin ortaya

çıkarılmasını temin etmek olduğu hususunda tereddüt bulunmamaktadır (benzer

yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hülya Kar [GK], B. No: 2015/20360,

27/2/2019, § 20; Hasan Akboğa § 63). Dolayısıyla başvurucunun

yakalanmasının ve sonrasında uygulanan gözaltı tedbirinin anayasal açıdan meşru

bir amaca dayanmadığı söylenemez.

47. Son olarak başvurucu hakkındaki gözaltı tedbirinin ölçülü

olup olmadığının da belirlenmesi gerekir. Yakalama ve gözaltının ölçülü olup

olmadığının değerlendirilmesinde; yakalama tedbirine başvurulmasının gerekçesi,

kamu makamlarının ve başvurucunun tutumu gözönünde bulundurulur (Hasan

Akboğa, § 64).

48. Somut olayda başvurucuya isnat edilen suçun niteliği

ve işin önemi dikkate alındığında gözaltı tedbirinin ölçülü olmadığını söylemek

mümkün görünmemektedir.

49. Açıklanan gerekçelerle gözaltı işlemi yoluyla

başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği hakkına yapılan müdahalenin

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan güvencelere aykırı

olmadığı sonucuna ulaşıldığından gözaltına ilişkin iddiaların dile getirildiği

başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul

edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

50. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkına gözaltı yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'nın 13. ve 19. maddelerinde

yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı görüldüğünden 15. maddesinde yer

alan ölçütler yönünden ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

B. Tutuklamanın

Hukuki Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

51. Başvurucu, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut

olgular ortaya konulmadan ve adli kontrol tedbirinin neden yetersiz kalacağı

tartışılmadan tutuklanması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal

edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu ayrıca kanunda suç olarak düzenlenmeyen

bir kısım eyleminin suçlama konusu yapılarak tutuklandığını belirterek mülkiyet

hakkı, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile kanunsuz suç ve ceza olmaz

ilkesinin ihlal edildiğini iddia etmiştir.

52. Bakanlık görüşünde, tutuklama kararında kuvvetli suç

şüphesinin ortaya konulduğu ileri sürülerek tutuklama kararının verildiği

andaki genel koşullar ve somut olayın özel koşulları ile Balıkesir Sulh Ceza

Hâkimliği ve itiraz mercii tarafından verilen kararların içeriği birlikte

değerlendirildiğinde başvurucu yönünden kaçma ve delilleri etkileme tehlikesine

yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olmadığının söylenemeyeceği

belirtilmiştir.

53. Bakanlık görüşünde ayrıca soruşturma konusu suç için

öngörülen yaptırımın ağırlığı, işin niteliği ve önemi de gözönünde tutulduğunda

başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli kontrol

uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varılmasının keyfî olduğunun

savunulamayacağı ileri sürülmüştür. Bakanlık görüşünde, bu hususlar dikkate

alınarak başvurucunun tutuklanmasında herhangi bir keyfiyetin bulunmadığı

hususuna vurgu yapılmış ve tutuklamanın hukuki olmadığına dair şikâyetin açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez bulunması gerektiği ifade

edilmiştir.

2. Değerlendirme

54. Anayasa'nın "Kişi hürriyeti ve

güvenliği" kenar başlıklı 19. maddesinin birinci fıkrası ile üçüncü

fıkrasının birinci cümlesi şöyledir:

"Herkes, kişi hürriyeti ve

güvenliğine sahiptir.

...

Suçluluğu hakkında kuvvetli belirti

bulunan kişiler, ancak kaçmalarını, delillerin yokedilmesini veya değiştirilmesini

önlemek maksadıyla veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda

gösterilen diğer hallerde hâkim kararıyla tutuklanabilir."

55. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Bu itibarla somut

olayda başvurucunun bu bölümdeki iddialarının özünün tutuklanmasının hukuki

olmadığına yönelik olduğu anlaşılmakla başvurucunun bu bölümdeki şikâyetlerinin

Anayasa'nın 19. maddesinin üçüncü fıkrası kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

56. Olağanüstü hâl ilanına konu olaylar kapsamında

suçlanan başvurucunun tutuklanmasına karar verildiği tarihte olağanüstü hâl

devam etmektedir. Bu itibarla başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin

hukuki olup olmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15. maddesi kapsamında

yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutuklanmasının

başta Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri olmak üzere diğer maddelerinde yer alan

güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecek, aykırılık saptanması hâlinde

ise Anayasa'nın 15. maddesindeki ölçütlerin bu aykırılığı meşru kılıp kılmadığı

değerlendirilecektir (bkz. §§ 40, 41).

b. Kabul

Edilebilirlik Yönünden

i. Genel İlkeler

57. Genel ilkeler için bkz. Mustafa Özterzi, §§

85-90; Zafer Özer, B. No: 2016/65239, 9/1/2020, §§ 38-45.

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

58. Başvurucu, FETÖ/PDY üyesi olma suçundan 5271 sayılı

Kanun'un 100. maddesi uyarınca tutuklanmıştır. Dolayısıyla başvurucu hakkında

uygulanan tutuklama tedbirinin kanuni dayanağı bulunmaktadır.

59. Bu aşamada tutuklama tedbirinin ön koşulu olan suçun

işlendiğine dair kuvvetli belirti bulunup bulunmadığı hususu

değerlendirilecektir.

60. Balıkesir 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin tutuklama

kararında, başvurucunun üzerine atılı suçu işlediğine dair kuvvetli şüphelerin

bulunduğu belirtilmiş ve başvurucu yönünden kuvvetli suç şüphesini oluşturan

somut olguların dosyada bulunduğu sonucuna varılmıştır (bkz. § 16).

61. İddianamede ise Başsavcılık; başvurucunun "Hakan"

kod adını kullandığı ve FETÖ/PDY'nin emniyet sorumlularından olduğu, örgüt

liderinin Bank Asyaya para yatırılması çağrısından sonra adı geçen Bankadaki

hesabına 2014 yılı Ocak ayında 3.721,96 TL yatırdığı ileri sürülmüş ve sosyal

medyada örgütü destekler mahiyette mesajlar paylaştığı iddia edilmiştir.

62. Anayasa Mahkemesi daha önceki kararlarında FETÖ/PDY'nin

mali kaynağını oluşturduğu ve örgüte bu yolla gelir sağladığı tespit edilen

Bank Asyaya örgüt liderinin ve yöneticilerinin çağrıları üzerine para

yatırılmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli

belirti olarak kabul edilmesinin temelsiz ve keyfî olmayacağı sonucuna

varmıştır (Metin Evecen, B. No: 2017/744, 4/4/2018, § 59; Ali Biray

Erdoğan, B. No: 2016/16189, 18/4/2018, § 40). Buna göre soruşturma

makamlarınca ve/veya tutuklama tedbirine karar veren mahkemelerce FETÖ/PDY üyesi

olmakla suçlanan başvurucunun Bank Asya hesabında 2014 yılı Ocak ayından sonra

para artışı yaşanmasının somut olayın koşullarına göre suçun işlendiğine dair kuvvetli

belirti olarak kabul edilmesi, anılan Bankanın durumu itibarıyla temelsiz

ve keyfî bir tutum olarak değerlendirilemez.

63. Ayrıca soruşturma makamlarınca emniyet raporu dayanak

gösterilerek başvurucunun örgütün emniyet sorumlularından olduğu ve "Hakan"

kod adını kullandığı belirtilmiştir. Bu bağlamda anılan olgunun da FETÖ/PDY ile

başvurucu arasında örgütsel bir ilişki bulunduğuna -dolayısıyla başvurucunun

FETÖ/PDY ile bağlantılı bir suç işlediğine- dair kuvvetli belirti olarak kabulü

mümkündür.

64. Diğer taraftan başvurucu hakkında uygulanan tutuklama

tedbirinin meşru bir amacının olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bu

değerlendirmede tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar gözardı

edilmemelidir. Darbe teşebbüsü sonrasında teşebbüsle veya FETÖ/PDY ile

bağlantılı suçlara ilişkin soruşturmalarda delillerin sağlıklı bir şekilde

toplanabilmesi ve soruşturmaların güvenlik içinde yürütülebilmesi için

tutuklama dışındaki koruma tedbirlerinin yetersiz kalması söz konusu olabilir.

Yine FETÖ/PDY ile bağlantılı kişilerin teşebbüs sırasında veya sonrasında

ortaya çıkan kargaşadan yararlanmak suretiyle kaçma imkânı ve bu dönemde

delillere etki edilmesi ihtimali normal zamanda işlenen suçlara göre çok daha

fazladır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 271, 272; Selçuk Özdemir,

§§ 78, 79).

65. Başvurucunun tutuklanmasına karar verilen silahlı

terör örgütüne üye olma suçu, Türk hukuk sistemi içinde ağır cezai yaptırımlar

öngörülen suç tipleri arasında olup isnat edilen suça ilişkin olarak kanunda

öngörülen cezanın ağırlığı kaçma şüphesine işaret eden durumlardan biridir

(aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Hüseyin Burçak, B. No:

2014/474, 3/2/2016, § 61; Devran Duran [GK], B. No: 2014/10405,

25/5/2017, § 66). Ayrıca anılan suç, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen

suçlar arasındadır.

66. Somut olayda Balıkesir 1. Sulh Ceza Hâkimliğince

başvurucunun tutuklanmasına karar verilirken kaçma şüphesine dayanıldığı

görülmektedir. Dolayısıyla tutuklama kararının verildiği andaki genel koşullar

ve somut olayın yukarıda belirtilen özel koşulları ile Balıkesir 1. Sulh Ceza

Hâkimliği tarafından verilen kararın içeriği birlikte değerlendirildiğinde

başvurucu yönünden dayanılan tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin olduğu

söylenebilir.

67. Başvurucu hakkındaki tutuklama tedbirinin ölçülü olup

olmadığının da belirlenmesi gerekir. Bir tutuklama tedbirinin Anayasa'nın 13.

ve 19. maddeleri kapsamında ölçülülüğünün belirlenmesinde somut olayın tüm

özellikleri dikkate alınmalıdır (Gülser Yıldırım (2) [GK], B. No:

2016/40170, 16/11/2017, § 151). Öncelikle terör suçlarının soruşturulması kamu

makamlarını ciddi zorluklarla karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkı, adli makamlar ve güvenlik görevlilerinin

-özellikle organize olanlar olmak üzere- suçlarla ve suçlulukla etkili bir

şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek şekilde

yorumlanmamalıdır (aynı yöndeki değerlendirmeler için bkz. Devran Duran,

§ 64). Özellikle darbe teşebbüsüyle veya FETÖ/PDY ile bağlantılı

soruşturmaların kapsamı ve niteliği ile FETÖ/PDY'nin özellikleri de dikkate

alındığında bu soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre çok daha zor ve

karmaşık olduğu ortadadır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

68. Somut olayın yukarıda belirtilen özellikleri dikkate

alındığında Balıkesir 1. Sulh Ceza Hâkimliğinin isnat edilen suç için

öngörülen yaptırımın ağırlığını, işin niteliğini ve önemini de gözönünde

tutarak başvurucu hakkında uygulanan tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu ve adli

kontrol uygulamasının yetersiz kalacağı sonucuna varmasının keyfî ve temelsiz

olduğu söylenemez.

69. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun tutuklamanın

hukuki olmadığı iddiasına ilişkin olarak bir ihlalin bulunmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

70. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkına tutuklama yoluyla yapılan müdahalenin Anayasa'da (13. ve 19.

maddelerde) bu hakka dair yer alan güvencelere aykırılık oluşturmadığı

görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden ayrıca bir

inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

C. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin

İddia

1. Başvurucunun İddiaları

71. Başvurucu; soruşturma dosyasında bulunan kısıtlama kararı

nedeniyle hakkında toplanan delillerin neler olduğunu bilemediği için etkin bir

savunma geliştiremediğini, bu nedenle tutuklama kararına etkili şekilde itiraz

edemediğini ileri sürmüştür.

72. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

2. Değerlendirme

73. Anayasa Mahkemesi, soruşturma dosyalarına erişime

yönelik olarak verilen kısıtlama kararlarının tutuklu kişilerin

özgürlüklerinden mahrum bırakılmalarına karşı itirazda bulunma hakkı üzerindeki

etkisini birçok kararda incelemiştir. Bu kararlarda, öncelikle yakalanan veya

tutuklanan kişiye yakalama ya da tutuklama sebeplerinin ve hakkındaki

iddiaların bildirilmesi gerektiği ancak buradaki bildirim yükümlülüğünün isnat

edilen suçlamalara esas tüm bilgi ve delilleri kapsamadığı belirtilmiş; bu

bağlamda başvurucunun tutuklamaya konu suçlamalara ilişkin temel unsurları

bilip bilmediği dikkate alınmıştır (Günay Dağ ve diğerleri [GK], B. No:

2013/1631, 17/12/2015, §§ 168-176; Hidayet Karaca [GK], B. No: 2015/144,

14/7/2015, §§ 105-107; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No:

2015/9756, 16/11/2016, §§ 248-257).

74. Somut olayda ifade ve sorgu tutanakları, tutukluluğa

ilişkin kararlar, başvurucu veya müdafileri tarafından verilen tutukluluğa ilişkin

dilekçeler ve soruşturma dosyasındaki bilgi ve belgeler incelendiğinde

başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden bilgi ve belgelerden haberdar

olduğu, bunların içeriği hakkında yeterli bilgiye sahip bulunduğu, tutukluluk

durumuna karşı itirazlarını sunma konusunda kendisine yeterli imkânın tanındığı

görülmektedir.

75. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının

açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

D. Tutukluluğa

İlişkin Karar Veren Yargı Mercilerinin Bağımsız ve Tarafsız Olmadığına İlişkin

İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

76. Başvurucu; tutuklama kararını veren sulh ceza

hâkimliği ile kavuşturma aşamasında tutukluluğun devamına karar veren ve

tutukluluk itirazlarını inceleyen ağır ceza mahkemelerinin doğal hâkim ilkesine

aykırı olarak kurulduğunu, bağımsız ve tarafsız olmadığını, bu nedenle kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

77. Bakanlık görüşünde, Anayasa Mahkemesince birçok

kararda benzer şikâyetlerin incelendiği ve sulh ceza hâkimliklerinin yapısal

özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun

olduğu sonucuna varıldığı belirtilerek somut başvuruda aynı mahiyetteki

iddialara ilişkin olarak anılan kararlarda varılan sonuçtan ayrılmayı

gerektiren bir durumun bulunmadığı ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

78. Anayasa Mahkemesince sulh ceza hâkimliklerinin kanuni

hâkim güvencesini sağlamadığı, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadığı ve

tutukluluğa itirazın bu yargı mercilerince karara bağlanmasının hürriyetten

yoksun bırakılmaya karşı etkili bir itirazda bulunmayı imkânsız hâle

getirdiğine ilişkin iddialar birçok kararda incelenmiş; bu kararlarda sulh ceza

hâkimliklerinin yapısal özellikleri dikkate alınarak söz konusu iddiaların

açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varılmıştır (Hikmet Kopar ve

diğerleri [GK], B. No: 2014/14061, 8/4/2015, §§ 101-115; Mehmet Baransu

(2), B. No: 2015/7231, §§ 64-78, 94-97).

79. Öte yandan Anayasa Mahkemesi; terör suçlarına ilişkin

davalara bakmakla görevli olan ağır ceza mahkemelerinin tutukluluğa ilişkin

karar vermesine veya bu kararlara yönelik itirazları değerlendirmesiyle ilgili

olarak bu mahkemelerin doğal hâkim güvencesini sağlamadıkları, tarafsız ve

bağımsız mahkeme olmadıkları şikâyetlerini incelemiş ve anılan mahkemelerin

kuruluşu, bu mahkemelerin görev alanlarının belirlenmesi ve burada görev yapan

hâkimlerin statüsünü dikkate alarak söz konusu iddiaların açıkça dayanaktan

yoksun olduğu sonucuna varmıştır (Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B.

No: 2015/7908, 20/1/2016, §§ 119-133; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri,

§§ 183-197).

80. Somut başvuruda, sulh ceza hâkimliklerinin ve -terör

suçlarına ilişkin davalara bakan- ağır ceza mahkemelerinin yapısıyla ilgili

olarak aynı mahiyetteki iddialarla ilgili anılan kararlarda varılan sonuçtan

ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

81. Açıklanan gerekçelerle başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

E. Tutukluluğun

Makul Süreyi Aştığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

82. Başvurucu; uzun süredir tutuklu olduğunu, tahliye

taleplerinin ve itirazlarının -tutukluluğun devamını meşru kılacak- ilgili ve

yeterli gerekçe olmadan reddedildiğini belirterek kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir.

83. Bakanlık görüşünde, 5271 sayılı Kanun 141. maddesinde

düzenlenen tazminat davası açılmadan başvuru yapıldığından başvuru yollarının

tüketilmemesi nedeniyle kabul edilemezlik kararı verilebileceği ileri sürülmüş;

Anayasa Mahkemesi tarafından esastan inceleme yapılacak olması durumunda ise

başvurucu hakkında verilen tutukluluk hâlinin devamına dair kararlarda

değinilen hususların ve eylemlere ilişkin olarak dayanılan delillerin içeriği

dikkate alındığında kuvvetli suç şüphesinin, kaçma ve delilleri etkileme

tehlikesine yönelen tutuklama nedenlerinin olgusal temellerinin bulunduğu

belirtilmiştir.

2. Değerlendirme

84. Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası şöyledir:

"Tutuklanan kişilerin, makul süre

içinde yargılanmayı ve soruşturma veya kovuşturma sırasında serbest bırakılmayı

isteme hakları vardır. Serbest bırakılma ilgilinin yargılama süresince

duruşmada hazır bulunmasını veya hükmün yerine getirilmesini sağlamak için bir

güvenceye bağlanabilir."

85. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Başvurucunun

tutukluluğun makul süreyi aştığına yönelik bu bölümdeki iddialarının

Anayasa'nın 19. maddesinin yedinci fıkrası bağlamındaki kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkı kapsamında incelenmesi gerekir.

a. Uygulanabilirlik

Yönünden

86. Başvurucunun tutuklanmasına neden olan suçlama,

Türkiye'de olağanüstü hâl ilanına sebebiyet veren temel olay olan 15 Temmuz

darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen ve silahlı bir terör

örgütü olduğu kabul edilen FETÖ/PDY'nin üyesi olduğuna ilişkindir. Başvurucunun

tutukluluk sürecinde olağanüstü hâl devam etmiştir. Bu itibarla başvurucunun

tutukluluğunun makul süreyi aşıp aşmadığının incelenmesi Anayasa'nın 15.

maddesi kapsamında yapılacaktır. Bu inceleme sırasında öncelikle başvurucunun tutukluluk

süresinin Anayasa'nın 13. ve 19. maddeleri başta olmak üzere ilgili

maddelerinde yer alan güvencelere aykırı olup olmadığı tespit edilecektir (Erdal

Tercan ([GK], 2016/15637, 12/4/2018, § 188).

b. Başvuru

Yollarının Tüketilmesi Hakkında

87. Anayasa Mahkemesi tutukluluğun kanunda öngörülen

azami süre veya makul süreyi aştığı iddiasıyla yapılan bireysel başvurularda,

bireysel başvurunun incelendiği tarih itibarıyla başvurucu tahliye edilmiş veya

ilk derece mahkemesi kararıyla başvurucunun mahkûmiyetine karar verilmiş ise

dava sonuçlanmış olsun (Hamit Kaya, B. No: 2012/338, 2/7/2013, §§ 45-50)

ya da olmasın (Erkam Abdurrahman Ak, B. No: 2014/8515, 28/9/2016, §§

48-62; İrfan Gerçek, B. No: 2014/6500, 29/9/2016, §§ 33-45) 5271 sayılı

Kanun'un 141. maddesinde öngörülen tazminat davası açma imkânının tüketilmesi

gereken etkili bir hukuk yolu olduğu sonucuna varmıştır.

88. Bununla birlikte tüketilmesi gereken başvuru

yollarının her şeyden önce ulaşılabilir olması gerekmektedir. Dolayısıyla

mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli değildir. Anayasa

Mahkemesi, tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiasına ilişkin olarak bireysel

başvurunun karara bağlandığı tarih itibarıyla tazminat talebinde bulunulması

için kanunda öngörülen sürenin geçtiği durumlarda bu tazminat yolunun

ulaşılabilir olmadığını ve tüketilmesinin gerekmediğini belirtmiştir (Abdullah

Akyüz, §§ 45-50).

89. Somut olayda hakkındaki mahkûmiyet hükmü 21/1/2019

tarihinde kesinleşen başvurucunun bireysel başvurunun karara bağlandığı tarih

itibarıyla tazminat talebinde bulunması için 5271 sayılı Kanun'un 142.

maddesinde öngörülen dava açma süresi geçmiş bulunmaktadır (bkz. § 32). Bu

nedenle söz konusu tazminat yolunun tutukluluğun makul süreyi aştığı iddiası

bakımından ulaşılabilir olmadığı ve dolayısıyla başvurucunun mağduriyetini

giderebilecek nitelikte tüketilmesi gereken bir başvuru yolunun bulunmadığı

açıktır. Dolayısıyla başvurunun bu kısmının diğer kabul edilemezlik kriterleri

yönünden incelenmesi gerekir.

c. Şikâyetin

İncelenmesi

i. Genel

İlkeler

90. Genel ilkeler için bkz. Erdal Tercan, §§

190-200.

ii. İlkelerin

Olaya Uygulanması

91. Başvurucu 26/4/2017 tarihinde gözaltına alınmış ve

terör örgütü yöneticisi olma suçundan 28/4/2017 tarihinde tutuklanmıştır.

Başsavcılık tarafından yürütülen soruşturma sonucunda hazırlanan 10/11/2017

tarihli iddianameyle başvurucunun terör örgütü yöneticisi olma suçundan

cezalandırılması talep edilmiştir. Tutuklu olarak sürdürülen yargılama sonunda

20/2/2018 tarihinde verilen hükümle başvurucunun terör örgütüne üye olma

suçundan mahkûmiyetine karar verilmiştir. Mahkeme hükümle birlikte başvurucunun

tutukluluk hâlinin devamına da karar vermiştir. Böylece başvurucunun bir suç

isnadına bağlı olarak tutulması hüküm tarihinde sona ermiştir. Başvurucu anılan

karara karşı istinaf kanun yoluna başvurmuş, Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 2.

Ceza Dairesi 10/4/2018 tarihinde başvurucunun istinaf talebinin esastan reddine

ve tutukluluk hâlinin devamın karar vermiştir. Başvurucunun anılan karara

yaptığı itiraz Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi tarafından 3/5/2018

tarihinde kesin olarak reddedilmiştir. Başvurucu, Bölge Adliye Mahkemesinin

kararını temyiz etmiş; Yargıtay 16. Ceza Dairesi temyiz incelemesi sonunda

21/1/2019 tarihinde hükmü onamış ve başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararı

kesinleşmiştir. Buna göre başvurucu 26/4/2017 ile 20/2/2018 tarihleri arasında

9 ay 25 gün süreyle bir suç isnadına bağlı olarak hürriyetinden yoksun

bırakılmıştır.

92. Başvurucu, kamu makamlarınca ve yargı organlarınca 15

Temmuz darbe teşebbüsünün arkasındaki yapılanma olduğu kabul edilen FETÖ/PDY

ile bağlantılı olduğu değerlendirilen kişilere yönelik olarak Başsavcılık

tarafından yürütülen bir soruşturma kapsamında tutuklanmıştır. İddianamede;

başvurucunun "Hakan" kod adını kullandığı ve FETÖ/PDY'nin

emniyet sorumlularından olduğu, örgüt liderinin Bank Asyaya para yatırılması

çağrısından sonra adı geçen Bankadaki hesabına 2014 yılı Ocak ayında 3.721,96

TL yatırdığı ileri sürülmüş ve sosyal medyada örgütü destekler mahiyette

mesajlar paylaştığı belirtilmiştir. Sonuç olarak başvurucunun isnat edilen suç

yönünden kuvvetli suç şüphesi altında olduğu sulh ceza hâkimlikleri ve

yargılamayı yapan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen tutukluluğa ilişkin

kararlarda açıkça belirtilmiştir. Başvurucu hakkındaki tutuklama ve

tutukluluğun devamı kararlarında atıf yapılan ve/veya soruşturma dosyasında

bulunduğu ifade edilen deliller dikkate alındığında -tutukluluğun ön şartı

olan- suç işlendiğine dair kuvvetli belirtinin bulunduğuna ilişkin olarak

anılan kararların ilgili ve yeterli olduğu değerlendirilmiştir (bkz. §§ 16, 23,

25, 26, 61-63).

93. Öte yandan sulh ceza hâkimliklerinin ve ağır ceza

mahkemelerinin tutukluluğun devamı kararlarının gerekçelerinde yer alan

tutuklama nedenlerine ve ölçülülüğe ilişkin açıklamalar incelendiğinde kaçma

şüphesine, isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3) numaralı

fıkrasında yer alan ve kanun gereği tutuklama nedeni varsayılabilen suçlar

arasında olmasına, suça göre tutuklama tedbirinin ölçülü/orantılı olmasına,

adli kontrol tedbirlerinin yetersiz kalacağına dayanıldığı görülmektedir.

94. Türk yargı organlarınca FETÖ/PDY'nin devletin

anayasal kurumlarını ele geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri

kendi ideolojisi doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik özellikler

taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü yönetmeyi

amaçlayan, bu doğrultuda mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen bir

terör örgütü olduğu kabul edilmektedir (ilgili kararların bir kısmı için bkz.Selçuk

Özdemir, §§ 20, 21; Alparslan Altan [GK], B. No: 2016/15586,

11/1/2018 § 10).

95. FETÖ/PDY, bir taraftan başta eğitim ve din olmak

üzere farklı sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda yasal faaliyetlerde

bulunurken diğer taraftan bazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenmiş olan,

bazen de yasal yapıdan tamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden,

özellikle de kamusal alana yönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma

niteliğindedir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 26).

96. Başvurucuya isnat edilen suçlamanın niteliği,

başvurucunun üyesi olduğu iddia edilen terör örgütünün (FETÖ/PDY) yukarıda

ifade edilen örgütlenme biçimi ve işleyişi, soruşturma/kovuşturma konusu edilen

olayların özellikleri birlikte dikkate alındığında tutukluluğun devamı

kararlarındaki gerekçelerin tutukluluğun devamının hukuka uygunluğunu ve

tutulmanın meşruluğunu haklı gösterecek özen ve içerikte olduğu, dolayısıyla

tutukluluk hâlinin devamına ilişkin bu gerekçelerin tutukluluk süresi itibarıyla

ilgili ve yeterli olduğu sonucuna varılmıştır.

97. Diğer taraftan darbe teşebbüsünün başlamasıyla

birlikte doğrudan darbe teşebbüsüyle bağlantılı eylemlere veya FETÖ/PDY'nin

-yargı organları da dâhil olmak üzere- kamu kurumlarındaki örgütlenmesinin yanı

sıra eğitim, sağlık, ticaret, sivil toplum ve medya gibi farklı alanlardaki

yapılanmasına ve faaliyetlerine yönelik olarak da soruşturma mercilerince

soruşturmalar yapılmış ve bu soruşturmalar çerçevesinde çok sayıda kişi

hakkında gözaltı ve tutuklama tedbirleri uygulanmıştır. Anılan türdeki

soruşturmaların diğer ceza soruşturmalarına göre daha zor ve karmaşık olduğu

konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri,

§ 52).

98. Başsavcılıkça yürütülen soruşturma sonunda başvurucu

hakkında terör örgütü yöneticisi olma suçundan düzenlenen iddianame Mahkemece

kabul edilmiş ve kovuşturma aşaması başlamıştır (bkz. §§ 21-26). Başvurucunun

bağlantılı olduğu iddia edilen örgütün özellikleri, bu örgütün yapılanmasının

boyutu ve faaliyetlerinin niteliği, bu türdeki soruşturmaların yürütülmesinin

-diğer soruşturmalara göre- zorluğu aşikârdır. Mahkemece yapılan toplam iki

duruşmada delillerin toplandığı ve karar verildiği görülmektedir. Bu itibarla

genel olarak davanın yürütülmesinde derece mahkemelerince hareketsiz kalınan

bir dönem olmadığı gibi yargılamada özensizlik gösterildiği de tespit

edilmemiştir.

99. Bu bağlamda başvurucu hakkındaki tutukluluğun

devamına ilişkin kararların gerekçelerinin hürriyetten yoksun bırakılmanın

meşru nedenlerinin belirtilmesi bakımından ilgili ve yeterli olması,

soruşturma/kovuşturma sürecinin zor ve karmaşık olması ve soruşturma/kovuşturma

sürecinin yürütülmesinde bir özensizliğin tespit edilmemiş olması dikkate

alındığında 9 ay 25 günlük tutukluluk süresinin makul olduğu sonucuna

varılmıştır.

100. Açıklanan gerekçelerle açık bir ihlalin bulunmadığı

sonucuna ulaşıldığından başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

101. Buna göre başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkında tutukluluğun devam ettirilmesi suretiyle yapılan müdahalenin

Anayasa'nın 13. ve 19. maddelerinde yer alan güvencelere aykırılık

oluşturmadığı görüldüğünden Anayasa'nın 15. maddesinde yer alan ölçütler yönünden

ayrıca bir inceleme yapılmasına gerek bulunmamaktadır.

F. Tutukluluğun

Hukukiliğine Etkili İtiraz Etme Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun

İddiaları

102. Başvurucu, tutuklu bulunduğu ceza infaz kurumunda

avukatı ile yaptığı görüşmelerin teknik araçlarla kayda alınması ve bu sırada

bir görevlinin görüşmeyi izlemesi nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

103. Bakanlık görüşünde, başvurucunun bu bölümdeki

iddialarına yönelik herhangi bir açıklamaya yer verilmemiştir.

2. Değerlendirme

104. Anayasa Mahkemesine başvuru konusu olaylarla ilgili

delilleri sunmak suretiyle olaylar hakkındaki iddialarını kanıtlamak ve

dayanılan Anayasa hükmünün kendilerine göre ihlal edildiğine dair açıklamalarda

bulunarak hukuki iddialarını ortaya koymak başvurucuya düşer. Başvurucunun kamu

gücünün işlem, eylem ya da ihmali nedeniyle ihlal edildiğini ileri sürdüğü hak

ve özgürlük ile dayanılan Anayasa hükümlerini, ihlal gerekçelerini, dayanılan

deliller ile ihlale neden olduğu ileri sürülen işlem veya kararların neler

olduğunu başvuru dilekçesinde belirtmesi şarttır. Başvuru dilekçesinde kamu

gücünün ihlale neden olduğu iddia edilen işlem, eylem ya da ihmaline dair

olayların tarih sırasına göre özeti yapılmalı; bireysel başvuru kapsamındaki

hak ve özgürlüklerden hangisinin hangi nedenle ihlal edildiği, buna ilişkin

gerekçe ve deliller açıklanmalıdır (Veli Özdemir, B. No: 2013/276,

9/1/2014, §§ 19, 20).

105. Somut olayda başvurucu başvuru formları ve

eklerinde, avukatı ile yaptığı görüşmelerin teknik araçlarla kayda alınması ve

bir görevlinin huzurunda yapılması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür. Ancak başvurucu, teknik olarak kayda

alındığını ve bir görevlinin izlediğini ileri sürdüğü görüşmelerine ilişkin

olarak uygulamanın hangi yasal düzenlemeye göre yapıldığına, görüşmelerin

zamanına veya değerlendirmeye esas alınabilecek sair hususlara ve başvuru

yollarını tüketip tüketmediğine dair herhangi bir belge sunmadığı gibi bu

konulara ilişkin bir bilgiye de yer vermemiştir.

106. Dolayısıyla başvurucunun kişi hürriyeti ve güvenliği

hakkının ihlal edildiğini ileri sürdüğü hususlarda deliller sunarak olaylarla

ilgili iddialarını kanıtlama ve -olaylarla ilişkilendirerek- hangi Anayasa

hükmünün ne şekilde ihlal edildiğine ilişkin açıklamalarda bulunmak suretiyle

hukuki iddialarını ortaya koyma ve temellendirme yükümlülüğünü yerine

getirmediği anlaşılmıştır.

107. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddialarının temellendirilmemiş

olduğu anlaşıldığından başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

G. Mahkûmiyet

Kararına Bağlı Tutmaya İlişkin Şikâyetler Yönünden

1. Başvurucunun

İddiaları ve Bakanlık Görüşü

108. Başvurucu; kendisi hakkında yargılamayı yapan Ağır

Ceza Mahkemesinin Hâkimler ve Savcılar Kurulunun (HSK) bir kararıyla

belirlendiğini, özel yetkili mahkemeler kaldırılmasına rağmen HSK kararlarıyla

ihtisaslaşma adı altında bazı mahkemelere özel yetkiler verildiğini, bu durumun

doğal hâkim ilkesine aykırı olduğunu ifade etmiştir.

109. Başvurucu ayrıca bir kısım kamu görevlisi ile

HSK'nın üst kademesindeki yöneticilerinin açıklamalarının ve yine HSK'nın birtakım

işlemlerinin yargı organının bağımsız ve tarafsızlığı ilkesi ile

bağdaşmadığını, tüm bu nedenlerle hem kendisi hakkında yargılama yapan

Mahkemenin hem de bu Mahkemece verilecek hükmün hukuka uygunluğunu denetleyecek

Yüksek Mahkemenin bağımsız ve tarafsız olduğunun söylenemeyeceğini iddia ederek

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğini iddia etmiştir. Başvurucu

ayrıca eylem tarihinde suç olarak düzenlenmeyen Bank Asyaya para yatırma, bir

dershanede öğretmenlik yapma ve içeriği suç olmayan sosyal medya mesajlarının

mahkûmiyet kararına esas alınması nedeniyle kanunsuz suç ve ceza olmaz

ilkesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

110. Bakanlık görüşünde; başvurucu tarafından yargılamayı

yapan Mahkemenin bağımsızlığını ve tarafsızlığını ihlal eden hususlara dair

somut herhangi bir açıklama yapılmadığı, dolayısıyla bu iddianın

temellendirilemediği, bu nedenle başvurunun açıkça dayanaktan yoksun olması

nedeniyle kabul edilemez bulunmasına karar verilmesi gerektiği ileri

sürülmüştür.

2. Değerlendirme

111. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından

yapılan hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp olay ve olguların hukuki

tavsifini kendisi takdir eder (Tahir Canan, § 16). Somut olayda ihlal

iddialarının özü itibarıyla, yargılamayı yapan ve hükümle birlikte verilen

tutukluluğun hukuka uygunluğunu denetleyecek mahkemelerin doğal hâkim güvencesi

ile tarafsızlık ve bağımsızlık niteliklerinden yoksun olduğuna ilişkin olduğu

anlaşılmaktadır. Bu nedenle başvurucunun bu başlık altındaki iddiaları Anayasa'nın

19. maddesi kapsamında değerlendirilecektir. Bu kapsamda öncelikle mahkemelerin

bağımsız ve tarafsızlığına ilişkin şikâyet değerlendirilecek, sonrasında ise

mahkûmiyete bağlı tutmanın niteliği, kapsamı ve somut olaydaki durum inceleme

konusu yapılacaktır.

112. Anayasa Mahkemesinin daha önceki kararlarında da

belirtildiği gibi doğal hâkim ilkesi, suçun işlenmesinden veya çekişmenin

doğmasından önce davayı görecek yargı yerini kanunun belirlemesi şeklinde

tanımlanmaktadır. Bu bağlamda doğal hâkim ilkesi yargılama makamlarının suçun

işlenmesinden veya çekişmenin meydana gelmesinden sonra kurulmasına veya

yargıcın atanmasına, başka bir anlatımla sanığa veya davanın taraflarına göre

hâkim atanmasına engel oluşturur (AYM, E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

113. Bununla birlikte kanuni (doğal) hâkim güvencesi,

yeni kurulan mahkemelerin veya kurulu bulunan mahkemelere yeni atanan

hâkimlerin önceden işlenen suçlara ilişkin olarak hiçbir şekilde yargılama

yapamayacakları biçiminde anlaşılamaz. Belirli bir olay, kişi veya toplulukla

sınırlı olmamak kaydıyla yeni kurulan bir mahkemenin veya kurulu bulunan bir

mahkemeye yeni atanan hâkimin kurulma veya atanma tarihinden önce gerçekleşen

uyuşmazlıklara bakmaları kanuni hâkim güvencesine aykırılık teşkil etmez (AYM,

E.2014/164, K.2015/12, 14/1/2015).

114. Yukarıda da değinildiği üzere Anayasa

Mahkemesi birçok kararında terör suçlarına ilişkin davalara bakmakla görevli

olan ağır ceza mahkemelerinin tutukluluğa ilişkin karar vermesine veya bu

kararlara yönelik itirazları değerlendirmesiyle ilgili olarak bu mahkemelerin

doğal hâkim güvencesini sağlamadığı, tarafsız ve bağımsız mahkeme olmadığı

şikâyetlerini incelemiş ve anılan mahkemelerin kuruluşu, bu mahkemelerin görev

alanlarının belirlenmesi ve burada görev yapan hâkimlerin statüsünü dikkate

alarak söz konusu iddiaların açıkça dayanaktan yoksun olduğu sonucuna varmıştır

(bkz. § 80).

115. Somut olayda başvurucu hakkında mahkûmiyet ve

tutukluluğun devamı kararlarını veren Ağır Ceza Mahkemesi ile Bölge Adliye

Mahkemesinin anılan ilkeler uyarınca genel hükümlere göre kurulduğu konusunda

tereddüt bulunmamaktadır. Başvurucunun bu mahkemelerde görev yapan hâkimlerin

kendisiyle ilgili subjektif değerlendirmeler yaptığı yönünde bir iddiası da

yoktur. Sonuç olarak tüm dosya kapsamı dikkate alındığında yargılamayı yapan,

mahkûmiyet veya tutukluğun devamı kararlarını veren hâkimlerin ya da

mahkemelerin anılan dosya nedeniyle subjektif değerlendirme yaptıkları veya

tarafsız davranmadıkları sonucuna varılamamaktadır. Dolayısıyla somut

başvuruda, terör suçlarına ilişkin davalara bakan ağır ceza mahkemelerinin

yapısıyla ilgili olarak aynı mahiyetteki iddialarla ilgili anılan kararlarda

varılan sonuçtan ayrılmayı gerektiren bir durum bulunmamaktadır.

116. Bu bağlamda başvurucu mahkûmiyete bağlı tutmanın

hukuka aykırı olduğunu iddia etmiştir. Somut olayda Balıkesir 3. Ağır Ceza

Mahkemesinin 20/2/2018 tarihli kararıyla başvurucunun silahlı terör örgütüne

üye olma suçundan mahkûmiyetine karar verildiği ve anılan suçtan verilen

mahkûmiyet hükmünün kanun yolu incelemesi sonucu onanarak kesinleştiği

anlaşılmaktadır.

117. Anayasa'nın 19. maddesinin birinci fıkrasında

herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu ilke olarak konduktan

sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları kanunda gösterilmek

şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği durumlar sınırlı

olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik hakkının

kısıtlanması ancak Anayasa'nın anılan maddesi kapsamında belirlenen durumlardan

herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B.

No: 2012/1137, 2/7/2013, § 42).

118. Anayasa'nın 19. maddesinde tanımlanan kişi hürriyeti

ve güvenliği hakkının ilk istisnası "Mahkemelerce verilmiş hürriyeti

kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi"

olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda yargı organlarınca verilecek mahkûmiyet

kararlarının sonucu olarak hapis cezası veya güvenlik tedbirlerinin uygulanması

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlali kabul edilmeyecektir. Diğer

taraftan suç şüphesine bağlı tutma kapsamında olan durumdan farklı

olarak anılan istisna bir mahkûmiyet kararına bağlı olarak tutmayı ifade

etmektedir (Tahir Canan (2), B. No: 2013/839, 5/11/2014, § 33).

Buna göre hakkında mahkûmiyet kararının verildiği tarihten itibaren mahkûmiyet

sonrası tutma kapsamında başvurucunun hürriyetinden yoksun bırakılma söz

konusudur.

119. Bununla birlikte Anayasa’nın 19. maddesinin ikinci

fıkrası ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5. maddesinin (1) numaralı

fıkrasının (a) bendi kapsamına mahkemelerce verilmiş mahkûmiyet hükmünün yerine

getirilmesi hâllerinde ortaya çıkan özgürlükten yoksun bırakma hâlleri dâhil

ise de anılan kurallar, mahkûmiyet kararının değil tutmanın hukuka uygun

olmasını güvence altına almaktadır. Dolayısıyla bu güvence kapsamında, kişi

hakkında hükmedilen hapis cezasının yerindeliği veya orantılılığı incelemeye

tabi tutulamayacaktır (Günay Okan, B. No: 2013/8114, 17/9/2014, § 18).

120. Bir mahkûmiyet kararının infazına ilişkin olarak Anayasa'nın

19. maddesi açık bir hüküm içermemektedir. Ancak Anayasa'nın 19. maddesinin

amacı kişileri keyfî bir şekilde hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı korumak

olup maddede öngörülen istisnai hâllerde kişi hürriyetine getirilecek

sınırlamaların da maddenin amacına uygun olması gerekir (Abdullah Ünal,

B. No: 2012/1094, 7/3/2014, § 38). Bir kimsenin mahkemelerce verilmiş

hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi kapsamında

hürriyetinden yoksun bırakıldığının söylenebilmesi için her şeyden önce

hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirinin bir mahkeme tarafından

verilmesi, ikinci olarak yerine getirilecek kararın hürriyeti kısıtlayıcı ceza

veya güvenlik tedbirlerine ilişkin olması gerekir. Ceza veya güvenlik tedbiri içermeyen

bir karara dayanılarak bir kimsenin hürriyetinden yoksun bırakılması mümkün

değildir. Son olarak hürriyetten yoksun bırakılmanın mahkemece verilen

hürriyeti kısıtlayıcı ceza veya güvenlik tedbirinin kapsamını aşmaması gerekir

(Ercan Bucak (2), B. No: 2014/11651, 16/2/2017, § 40; Şaban Dal,

B. No: 2014/2891, 16/2/2017 § 32; Ç.Ö. [GK], B. No: 2014/5927, 19/7/2018

§ 33).

121. Bunların yanı sıra mahkûmiyete bağlı olarak tutulan

kişilerin tutulmalarının dayanağını oluşturan mahkûmiyet hükmüyle ilgili olarak

tutulmaya devam edilmeyi hukuka aykırı hâle getirecek yeni bir meselenin

(mahkûmiyete konu olan eylemin suç olmaktan çıkarılması, bir cezasızlık hâlinin

bulunduğunun anlaşılması, mahkûmiyet hükmünü geçersiz kılan bir kanun

değişikliğin yapılması gibi) ortaya çıktığını belirterek serbest

bırakılmak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurduğunda da Anayasa'nın 19.

maddesinin ikinci ve sekizinci fıkrası kapsamındaki güvencelerin tatbiki söz

konusu olabilecektir (Aydın Kılıç, B. No: 2014/8740, 12/12/2018 § 44)

122. Bu bağlamda mahkûmiyete bağlı olarak tutulmanın

koşulları ile suç isnadına bağlı olarak tutulmanın koşulları farklı olduğundan

mahkûmiyete bağlı olarak hürriyetinden yoksun bırakılan kişilerin suç isnadına

bağlı olarak tutulmaya ilişkin koşulların bulunmadığına yönelik başvuruları,

Anayasa'nın 19. maddesinin ikinci fıkrasındaki güvenceler kapsamında

değerlendirilemeyecektir (benzer yöndeki değerlendirme için bkz. Ç.Ö., §

48). Dolayısıyla başvurucunun suç isnadına bağlı tutma kapsamında kalan

şikâyetleri tutuklamanın hukuki olmadığı iddiası kapsamında

değerlendirilmiştir.

123. Somut olayda, Balıkesir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin

20/2/2018 tarihli kararıyla başvurucunun terör örgütüne üye olma suçundan

mahkûmiyetine karar verildiği ve anılan suçtan verilen mahkûmiyet hükmünün

kanun yolu incelemesi sonucu onanarak kesinleştiği anlaşılmaktadır. Dolayısıyla

başvurucu, Türk hukuk mevzuatına uygun şekilde bir mahkeme tarafından verilen

mahkûmiyet hükmünün infazı kapsamında tutulmaktadır. Ayrıca başvurucunun

mahkûmiyete bağlı olarak tutulmasını hukuka aykırı hâle getirecek istinai bir

durum da söz konusu değildir. Kaldı ki başvurucunun bu yönde bir iddiası da

bulunmamaktadır.

124. Öte yandan başvurucu, gerçekleştiği tarihte suç

olarak düzenlenmeyen bir kısım eyleminin mahkûmiyet kararına esas alınması

nedeniyle kanunsuz suç ve ceza olmaz ilkesinin ihlal edildiğini de ileri

sürmüştür. Başvurucu hakkındaki mahkûmiyet kararının gerekçesi incelendiğinde

mahkûmiyete esas alınan temel olgunun başvurucunun örgütün emniyet

yapılanmasında bir grubun sorumlusu olduğu ve kod adı kullandığı yönündeki

tespit olduğu anlaşılmaktadır. Dolayısıyla söz konusu kararda Bank Asyaya

para yatırma veya bir dershanede öğretmenlik yapma tek başına mahkûmiyete esas

alınan olgular değildir. Bu itibarla somut başvuruda başvurucunun ileri sürdüğü

hususlar bakımından suç ve cezaların kanuniliği ilkesi yönünden ayrıca inceleme

yapılmasına gerek görülmemiştir.

125. Açıklanan gerekçelerle başvurucunun mahkûmiyet

sonrası tutulması yönünden bir ihlalin bulunmadığı açık olduğundan başvurunun

bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. 1. Gözaltının hukuka aykırı olması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

2. Tutuklamanın hukuki olmaması dolayısıyla kişi

hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan

yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

3. Soruşturma dosyasına erişimin kısıtlanması dolayısıyla

kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

4. Tutukluluğa ilişkin karar veren yargı mercilerinin

bağımsız ve tarafsız olmadığına ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun

olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

5. Tutukluluğun makul süreyi aştığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

6. Tutukluluğun hukukiliğine etkili itiraz etme hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

7. Mahkûmiyet kararına bağlı tutmanın hukuka aykırı

olduğuna ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde

BIRAKILMASINA 15/12/2020 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan : Hasan Tahsin GÖKCAN Üyeler : Burhan ÜSTÜN Hicabi DURSUN Muammer TOPAL Yusuf Şevki HAKYEMEZ Raportör : Fatih HATİPOĞLU Başvurucu : Hüseyin TALAZ

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2017/26769, 15 Aralık 2020 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. Devlet Doğu'da Teröristleri Tasfiye Edemeyince Öğretmenleri Tasfiye Etmeye
  10. Başladı. Alın Size İstikrar"
  11. IV. İlgili
  12. Hukuk
  13. V. İnceleme Ve
  14. Gerekçe
  15. A. Gözaltının Hukuki Olmadığına İlişkin İddia
  16. B. Tutuklamanın
  17. C. Soruşturma Dosyasına Erişimin Kısıtlandığına İlişkin
  18. D. Tutukluluğa
  19. E. Tutukluluğun
  20. F. Tutukluluğun
  21. G. Mahkûmiyet
  22. A. 1. Gözaltının hukuka aykırı olması dolayısıyla kişi
  23. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde
  24. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2017/26769
Tarih
15 Aralık 2020

İlgili Kararlar

  • Merve Aydeniz Çokyılmaz Başvurusu (B. No: 2018/24061)
  • Kemal Alkan Başvurusu (B. No: 2018/36051)
  • Aras Kargo Yurtiçi Yurtdışı Taşımacılık A.ş. Başvurusu (B. No: 2017/6246)
  • Cafer Görpüz Başvurusu (B. No: 2016/11593)
  • Ferhat Yildeniz Başvurusu (B. No: 2017/20129)
  • Abdullah Aslan Başvurusu (B. No: 2018/22112)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.