İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Genel Kurul

ANAYASA MAHKEMESİ · GENEL KURUL

KARAR

İ.y.ö. Başvurusu (B. No: 2015/18407)

1. Başvuru; naklen atama işleminin ve bu atama sonucu beş yıl

Başvuru No2015/18407Tarih18 Ekim 2017Okuma88 dk · 17.602 kelime

KÜNYE

Gizlilik Talebi Kabul Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Genel Kurul İ.Y.Ö. Başvurusu

Karar tarihi
18 Ekim 2017
Başvuru Numarası
2015/18407
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

17.602 kelime·88 dk okuma·50 bölüm

I. BAŞVURUNUN KONUSU

1. Başvuru; naklen atama işleminin ve bu atama sonucu beş yıl

erken emekliye sevk edilme işleminin iptali istemiyle açılan davalarda, devam

eden ceza yargılamasının hükme esas alınması nedeniyle masumiyet karinesinin,

aynı hukuki statüde olanlar hakkında tarafsız davranılmayıp bariz takdir hatası

oluşturacak şekilde karar verilmesi, ayrıca suç duyurusunun işleme konulmaması

nedenleriyle adil yargılanma hakkının, erken emeklilik nedeniyle de mülkiyet

hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvurucu 2015/18407 sayılı başvuruyu 2/12/2015 tarihinde,

2015/1609 sayılı başvuruyu 27/1/2015 tarihinde, 2015/18803 sayılı başvuruyu ise

9/12/2015 tarihinde yapmıştır.

3. Başvurular, başvuru formu ve eklerinin idari yönden yapılan

ön incelemesinden sonra Komisyona sunulmuştur. Komisyonca başvuruların kabul

edilebilirlik incelemesinin Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. Konu yönünden irtibatları nedeniyle başvuruların

birleştirilmesine ve incelemenin 2015/18407 sayılı başvuru dosyası üzerinden

yürütülmesine karar verilmiştir.

5. Başvuru belgelerinin bir örneği bilgi için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmiştir. Bakanlık görüş bildirmemiştir.

6. Birinci Bölümün 19/7/2017 tarihinde yaptığı toplantıda,

niteliği itibarıyla Genel Kurul tarafından karara bağlanması gerekli görülen

başvurunun Anayasa Mahkemesi İçtüzüğü’nün 28. Maddesinin

(3) numaralı fıkrası uyarınca Genel Kurula sevkine karar verilmiştir.

III. OLAY VE OLGULAR

7. Başvuru formları ve eklerinde ifade edildiği şekliyle olaylar

özetle şöyledir:

8. Başvurucunun Gülhane Askerî Tıp Akademisinde (GATA) Üroloji

Ana Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptığı 2012 yılında, aynı birimde görevli

doktorlardan Prof. Dr. Tbp. Alb. İ.Y., Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A., Yrd. Doç.Dr. Tbp. Bnb. B.F.A. ve Tbp. Yzb.

A.G. başvurucu hakkında; başvurucu da anılan doktorlar hakkında karşılıklı

olarak Komutanlık ve Savcılık makamlarına şikâyet dilekçeleri vermişlerdir.

9. Personelin birbiri hakkında gönderdikleri şikâyet

dilekçeleriyle personelden bazılarının yakınları tarafından Genelkurmay

Başkanlığına gönderilen ve GATA Üroloji Ana Bilim Dalında görevli bazı

personelin mobbinge maruz kaldıkları iddia edilen şikâyet

mektuplarından anlaşıldığı üzere söz konusu birimde gergin bir çalışma ortamı

olduğu ve klinikte görevli personelin tamamının bu konudan rahatsızlık duyduğu

gerekçeleriyle bu iddiaları araştırmak üzere GATA Komutanlığınca 2012 yılı Ekim

ayında bir idari tahkikat komisyonu kurulmuştur.

10. Komisyon raporunda, geçen zaman zarfında olayların büyüyerek

mevcut durum itibarıyla klinik içinde çözülmesi mümkün olmayan seviyeye

ulaştığının, klinik içindeki mevcut durumun çalışanlarda ve hastalarda daha

ciddi sorunlara yol açmaması için konunun ilgili merciler tarafından

incelenmesinde yarar olduğunun belirtilmesi üzerine konu Genelkurmay

Başkanlığına intikal ettirilmiştir.

11. Diğer yandan başvurucu tarafından da maiyetinde görev yapan

bazı personelin eylemleri ile ilgili olarak hazırlanan 10/12/2012 ve 27/12/2012

tarihli dosyalar adli işlem yapılması amacıyla Genelkurmay Başkanlığı Adli

Müşavirliğine gönderilmiştir.

12. Genelkurmay Başkanlığı yaptığı değerlendirme sonucu

23/1/2013 tarihinde soruşturma emri vererek dosyayı Genelkurmay Askerî

Savcılığına göndermiştir. Aynı süreçteGenelkurmay

Başkanlığının 30/1/2013 tarihli emri ile başvurucu, GATA’daki görevinden

alınarak Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) sağlık komutanı bilimsel yardımcısı

olarak atanmış; Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A. ise Etimesgut

Asker Hastanesinde görevlendirilmiştir.

13. Genelkurmay Askerî Savcılığı başvurucu hakkında 23/7/2013

tarihli iddianameyi düzenleyerek başvurucunun 30/8/2011 ile 30/1/2013 tarihleri

arasında zincirleme memuriyet nüfuzunu sair suretle kötüye kullanma suçundan

cezalandırılması istemiyle dava açmıştır. Genelkurmay Başkanlığı Askerî

Mahkemesinde E.2013/343 numaralı dosya üzerinden yürütülmeye başlanan dava

derdesttir.

14. Daha sonra GATA Komutanlığının 13/9/2013 tarihli yazısında

özetle mevcut problemlerin çözüme kavuşturulması amacıyla yapılan değerlendirme

sonucunda telafisi güç zararların oluşmaması, yaşanabilecek hukuki süreçlerle

TSK’nın yıpratılmaması ve akademik tecrübelerinden istifade edilebilmesi

amacıyla başvurucu ve Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A.nın atama/görevlendirme işlemlerinin iptal edilerek

görevlerine dönmelerinin ve başvurucu ile Doç. Dr. Tbp.

Alb. E.A.nın göreve dönmesiyle yaşanması muhtemel

problemler konusunda GATA Komutanlığı tarafından ilave tedbirlerin gecikmeksizin

alınmasının uygun olacağının teklif edilmesi üzerine başvurucu ve Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A. GATA’daki eski görevlerine iade

edilmişlerdir.

15. Başvurucu görevine döndükten sonra aynı bilim dalında görev

yapan Prof. Dr. Tbp. Alb. İ.Y.,Tbp. Yzb. A.G., Yrd. Doç. Dr. Tbp.

Bnb. B.F.A. ve Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A.nın

vekili tarafından verilen 4/12/2003 tarihli dilekçe ile hakkında şikâyette

bulunulmuştur.

16. Şikâyet dilekçesi üzerine Genelkurmay Başkanlığının

19/12/2013 tarihli emriyle şikâyet dilekçesine konu edilen hususların

araştırılması amacıyla tahkikat komisyonu kurulmuştur. Komisyon 10/1/2014

tarihinde incelemesini tamamlamıştır. Komisyon raporunda, şikâyet dilekçesine

konu edilen hususlar altı başlık altına incelenmiş olup iddialar özetle şöyledir:

“1. Ceza yargılaması

sürecini etkilemeye yönelik olmak üzere, henüz mahkeme tarafından dinlenmemiş

tanıklar üzerinde baskı uygulandığı, 2. M.Y. isimli askerin tedavisinde tıp

ilmine aykırı olarak engel olması, klinikte yığılmayı bahane ederek erbaş ve

erlere bazı tetkiklerin istenmemesi yönünde emir verilmesi, 3. Tbp. Yzb. A.G.’nin tez

çalışmasını sekteye uğrattığı, 4. Klinik fon hesaplarını kontrol etmek

suretiyle personel hakkında suç uydurma girişimlerinde bulunduğu, 5. Uzman

öğrencilerine uzmanlık alanlarıyla uyumsuz ve takip edemeyecekleri yeşil

reçeteye tabi ilaçları kendi adına reçete ettirdiği ve bu ilaçlar nedeniyle

bazı ameliyatlarda tıbbi hatalar yapıldığı, 6. GATA bünyesinde askerî ve sivil

tabiplere yönelik olarak icra edilen laparoskopi

kurslarından menfaat temin edildiği.”

17. Komisyon bu iddialarla ilgili olarak yaptığı inceleme

kapsamında başvurucu ve yirmi personelin ifadesine başvurmuştur. Komisyon,

incelemesi sonucunda şu değerlendirmeleri yapmıştır:

“…

(2) Tanık ve mağdurlara baskı yapılması,

ameliyatlarda ilaç kullanımına bağlı olarak tıbbi hata yapılması, erlere bazı

tetkiklerin ve ameliyatların yapılmaması yönünde talimat vermesi ve düzenlenen

kurslar nedeniyle kamu zararının oluşması ile kurslardan menfaat temin edilmesi

iddialarının adli yönden incelenmesi,

(3) GATA Üroloji Kliniğinde görevli personel

arasında ciddi sorunların olduğu, disiplinin bozulduğu, sağlığını etkileyecek

şekilde hastaların da olaylara dahil edilmeye çalışıldığı, klinikte görevli bir

öğretim üyesi dışında diğer tüm öğretim üyelerinin Prof.Dr.Tbp.Alb.

İ.Y.Ö. ile sorun yaşadığı, hâlen Prof.Dr.Tbp.Alb.

İ.Y.Ö. hakkında kamu davasının devam ettiği de gözönüne

alındığında klinikte verilen hizmetin etkin şekilde devam edemeyeceği,

(4) Mesleki gelişim imkânlarının personele

sunulmasında objektif, bilimsel ve belgeli kriterlerin esas alınması,

(5) Personelin; askerî disiplin, emir komuta,

ast ve üst ilişkilerine riayetinin tam sağlanması, her kademedeki üst, amir ve

komutanlarca; disiplinsizliklere anında işlem yapılması, personelin iyi

tanınması, faaliyetlerinin yasa, yönetmelik ve emirler çerçevesinde işleme tabi

tutulmasının sağlanması,

…

Kanaatine varılmıştır. 10 Ocak 2014”

18. Komisyon raporu üzerine Genelkurmay Başkanlığı emriyle

20/2/2014 tarihinde başvurucu, Kayseri Asker Hastanesine baştabip olarak

atanmıştır. Aynı işlemde başvurucu hakkında şikâyet dilekçesi veren Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A. İzmir Asker Hastanesine üroloji uzmanı

olarak atanmıştır. Yine şikâyet dilekçesi veren Prof. Dr. Tbp.

Alb. İ.Y. bir yıl süreyle Adana Asker Hastanesinde, Yrd. Doç. Dr. Tbp. Bnb. B.F.A. ise bir yıl süre ile Isparta Asker

Hastanesinde görevlendirilmiştir.

19. Başvurucu, atama işlemi sonucunda öğretim üyeliğini

kaybettiğinden 2014 yılında zorunlu olarak Yüksek Askerî Şura

kararıyla emekliye ayrılma durumuyla karşı karşıya kaldığını belirtmiş; atama

işleminin iptali istemi ve yürütmenin durdurulması talebiyle Askeri Yüksek

İdare Mahkemesinde (AYİM) dava açmıştır.

20. AYİM İkinci Dairesi 11/2/2015 tarihli kararıyla davayı

esastan oyçokluğuyla reddetmiştir. Kararın gerekçesi şöyledir:

“Dava konusu işlemin

yukarıda belirtilen mevzuat hükümleri açısından değerlendirilebilmesi için

davacının gerek önceki atama sürecinin, gerekse işbu

davaya konu atama sürecinin ve bu süreçte meydana gelen olayların, davacı ile

aynı işlemle atanan ve geçici görevlendirilen ve bu işlemleri davacı gibi

Mahkememiz nezdinde iptal davalarına konu eden (2014/553, 2014/554, 2014/555

Esaslarında kayıtlı) diğer üç öğretim görevlisine ilişkin süreçle birlikte

ortaya konulması gerekmektedir.

…

… davacının bu işlem tesis edilirken Fakülte

Dekanının görüşünün alınmaması işlemin bireysel bir işlem de olması ve Anabilim

Dalı Başkanlığına atama usulünde öngörülen görüş usulü ile elde edilmek istenen

yarar da göz önüne alınarak usulde paralellik ilkesinin uygulanmasına gerek

olmadığı, bu yönüyle işlemde bir hukuka aykırılık bulunmadığı sonuç ve kanatine varılmıştır.

Dava konusu işlemde usulde paralellik

ilkesinin uygulanmayacağı sonuç ve kanaatine varıldıktan sonra, diğer hukuka

aykırılık iddiaları yönünden işlemin incelenmesine geçilmiştir.

…

Tüm bu açıklamalar ışığında dava konusu işlem

incelendiğinde, davacının ilk atama işleminin geri alınarak 13.09.2013

tarihinde görevine dönmesi sonrasında yapılan bir şikâyet üzerine, bir

Tümgeneralin Başkanlığında, Mly.Ütğm., Hv.Hak.Yzb., Per.Yzb., Doç.Dz.Tbp.Alb., Mu.Kur.Alb.’dan

oluşan İdari Tahkikat Heyeti tarafından düzenlenen 10.01.2014 tarihli İdari

Tahkikat Raporunda, Prof.Dr.Tbp.Alb. İ.Y.Ö.’nün göreve döndükten sonra devam eden yargılama

sürecine ilişkin olarak tanık ve mağdur durumunda olan personel ile konuşma

yaptığının, konuşmalarında Mahkeme sürecinde verdikleri ifadeleri gündeme

getirdiğinin, personelin bu durumdan rahatsız olduğunun, bu konuları görüşmek

istemediklerini belirttikleri Prof.Dr.Tbp.Alb. İ.Y.Ö.’nün Anabilim Dalı Başkanı olması nedeniyle

kendilerini baskı altında hissettiklerinin, bu durumun Prof.Dr.Tbp.Alb.

İ.Y. tarafından tutanak altına alındığının, gerek devam eden yargılamaya konu

olaylar gerekse sonradan gelişen şikâyete konu olaylar nedeniyle üroloji

kliniğinde ciddi sorunların ortaya çıktığının, gelişen her durumun gerek

Anabilim Dalı Başkanı gerekse diğer personel tarafından şikâyet konusu

yapıldığının, bu nedenle kliniğin temel işlevi olan hasta tedavisi ve uzman

öğrencilerin yetiştirilmesi konularında öğretim üyeleri arasında ciddi

sorunların ve huzursuzluğun ortaya çıktığının değerlendirildiğinin, bu durumun

personel arasında disiplini de olumsuz etkilediğinin, GATA Üroloji Kliniğinde

görevli personel arasında ciddi sorunlar olduğunun, disiplinin bozulduğunun,

sağlığını etkileyecek şekilde hastaların da olaya dahil edilmeye

çalışıldığının, klinikte görevli bir öğretim üyesi dışında diğer tüm öğretim

üyelerinin Prof.Dr.Tbp.Alb. İ.Y.Ö. ile sorun

yaşadığının, hâlen Prof.Dr.Tbp.Alb. İ.Y.Ö. hakkında

kamu davasının devam ettiği de göz önüne alındığında klinikte verilen hizmetin

etkin bir şekilde devam edemeyeceğinin belirtildiği, İdari Tahkikat Sonuç

Raporu doğrultusunda Prof.Dr. Tbp.Alb.

İ.Y.Ö. hakkında 04.12.2013 tarihli şikâyet dilekçesinde yer alan iddialara ve Prof.Dr. Tbp.Alb. İ.Y.Ö.’nün GATA Üroloji Kliniğinde görevli personel

hakkındaki iddialarına yönelik Genelkurmay Başkanlığınca Genelkurmay Askerî

Savcılığına 20.01.2014 tarihli bir soruşturma emri verildiği, GATA

Komutanlığının 27.01.2014 tarihli yazısında, taraflar arasındaki evveliyata

dayalı husumet ve kişisel çekişmelerin, geçen bu süre zarfında yeniden

canlandığının, gelinen aşama itibari ile askerî örf ve saygıya dayalı etik

değerlerin GATF Üroloji Anabilim Dalında önemli ölçüde zedelendiğinin,

birbirine husumet duyan personelin mesleki gelişimlerini pekiştirmek yerine

karşılıklı bilgi ve belge toplama faaliyetlerine giriştiklerinin, bu maksatla

devamlı bir arayış içerisinde olduklarının gözlemlendiğinin, klinikte oluşan

huzursuz ve gergin ortamın diğer genç tabipleri de olumsuz yönde etkilediğinin Genelkurmay

Başkanlığına bildirilerek Prof.Dr.Tbp.Alb. İ.Y.Ö.’nün atanması teklifi yapılması üzerine, Genelkurmay

Başkanlığının 20.02.2014 tarihli işlemi ile, Prof.Dr.Tbp.Kd.Alb.

İ.Y.Ö.’nün Kayseri Asker Hastanesi Baştabipliği

görevine atandığı, 2955 sayılı GATA Kanunu’nun “Yurt içinde ve yurt dışında

görevlendirme” başlığını taşıyan 34. Maddesinde; Gülhane Askerî Tıp

Akademisinde görevli öğretim elemanlarının, Genelkurmay Başkanlığınca, görev

unvanlarına bakılmaksızın, disiplin, kıdem, kadro, kadrosuzluk ile diğer askerî

ihtiyaçlar nedeniyle; Gülhane Askerî Tıp Akademisindeki başka bir göreve ya da

Gülhane Askerî Tıp Akademisi dışındaki karargah ve kurumlara atanabileceğinin

öngörüldüğü, davalı idarece, atanan personelin yeni görev yerinde sunacağı üst

düzey sağlık hizmeti, orada bu hizmete duyulan ihtiyaç ve GATA’da oluşan

boşluğu dolduracak personel bulunması hususları gözönüne

alındığında atama işleminin kamu yararı ilkesine uygun olduğunu, askerlik

mesleğinin temelinin disiplin olduğunun ve bu temelin sarsılmaması için idare

tarafından gereken caydırıcı tedbirlerin alınması gerektiğinin, yapılan atama

işleminin gerek Üroloji AD.Bşk.lığında bozulan iş

barışını ve çalışma düzeninin yeniden tesisi gerekse diğer kliniklerde

yaşanması muhtemel benzer sıkıntıların önünün alınması açısından zaruri

olduğunun belirtildiği, davacının ilk atama işlemi geri alınarak 13.09.2013

tarihinde göreve döndürülmesi sonucunda ilk atama işlemine gerekçe teşkil eden

hususlarda aynı davranışları sergilemesi, yukarıda izah edilen süreçlerde

meydana gelen olayların meydana gelmesinde davacının katkısı da gözönüne alınarak davacı hakkında davalı idarece belirtilen

gerekçelerle tesis edilen işlem, anlatılan süreç de dikkate alındığında

ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı gibi, işlemin sebep ve amaç unsuru dahil

diğer unsurlarında bir hukuka aykırılık bulunmadığı…”

21. Karşıoy gerekçesinde ise şöyle

denilmiştir:

“Davacı İ.Y.Ö’nün ilk atama işlemi geri

alınarak 13.09.2013 tarihinde görevine döndükten sonra davacı ile birlikte

ataması ve geçici görevlendirilmesi yapılan diğer öğretim üyeleri arasında

Üroloji Ana Bilim Dalında cereyan etmiş atamaya sebep teşkil edecek herhangi

bir olay ileri sürülmemiştir. Davacı ve diğer öğretim üyeleri arasında daha

önceden beri devam eden ceza yargılaması sırasında, diğer öğretim üyeleri

vekilince yapılmış şikâyet sebebiyle yapılan tahkikat ve değerlendirme

sebebiyle davacının ataması yapılmış ise de, davacı

yönünden yapılan bu atama, davacının öğretim üyeliğine son verdiğinden yaş

haddinden önce emekliliğine sebep olarak daha ağır bir sonuca yol açmıştır. Ana

Bilim Dalı Başkanı konumunda olan davacının öğretim üyeliği sonlandırılmadan,

başka bir göreve atama veya görevlendirilmesi yapılması mümkün iken, yapılan

işlem, sonucu itibariyle ölçülülük ilkesine aykırı olmuştur. Çoğunluk kararında

davacı hakkında devam eden ceza soruşturmasından söz edilmiş ise de bu durum

davalı idarece önceki atamasının 13.09.2013 tarihinde yapılan işlemi geri alma

sırasında da mevcuttur. Davacıyla birlikte işlem gören ve işlemi iptal edilendiğer öğretim üyeleri açısından da devam eden ceza

soruşturması mevcut olduğu da dikkate alındığında davacı hakkında meydana gelen

sonucun ölçülülük ilkesine ve hukuka uyarlı olmadığı kanaatinde olduğumuzdan

aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmadık.”

22. Başvurucunun karar düzeltme istemi, aynı Dairenin 9/9/2015

tarihli kararıyla oyçokluğuyla reddedilmiştir. Bu karar 3/11/2015 tarihinde

tebliğ edilmiş ve başvurucu 2/12/2015 tarihinde işbu 2015/18407 sayılı bireysel

başvuruyu yapmıştır.

23. Öte yandan başvurucu ile aynı kapsamda

ataması/görevlendirmesi yapılan diğer personelin açtığı davalarda anılan diğer

üç atama ve görevlendirmeyi 11/2/2015 tarihli ve E.2014/553, K.2015/188;

E.2014/554, K.2015/189; E.2014/555, K.2015/190 sayılı kararlarla AYİM İkinci

Dairesinin iptal ettiği anlaşılmaktadır. Dairenin gerekçesinde özetle

başvurucunun önceki görevlendirmesinin iptal edilmesinin ardından 13/9/2013

tarihinde GATA’ya dönmesinden sonra her üç davacıdan kaynaklanan ve

görevlendirme işlemine gerekçe olarak gösterilen disiplinsizlik olarak

nitelenebilecek bir durumun bulunmadığı, avukatları tarafından 4/12/2013

tarihli dilekçenin verilmesinin ise görevlendirme gerekçesi olamayacağı, öte

yandan her üç davacının atandığı hastanelerdeki doktor ihtiyacının GATA kadar

olmadığı, dolayısıyla görevlendirme işleminin sebep ve amaç unsuru yönünden

hukuka aykırı olduğu gerekçesine yer verilmiştir.

24. Başvurucunun GATA’daki görevinden alınarak Kayseri Asker

Hastanesine baştabip olarak atanmasıyla birlikte öğretim üyeliği statüsü sona

ermiştir. Böylece başvurucu kadrosuzluknedeniyle

30/8/2014 tarihinden geçerli olmak üzere emekliye sevk edilmiştir.

25. Başvurucu emekliye sevk edilme işlemine karşı da iptal

davası açmıştır. AYİM Üçüncü Dairesi 15/10/2015 tarihli kararıyla davayı

oybirliğiyle reddetmiştir. Gerekçede başvurucunun emsal neşetinin 1980 olduğu,

GATA’da öğretim üyesi olmayan emsal neşetli

subayların 30/8/2011 tarihinde kadrosuzluk nedeniyle emekliye sevk edildiği,

GATA’dan ayrılmakla öğretim üyeliği statüsünün sona erdiği ve 27/7/1967 tarihli

ve 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nun kadrosuzluk ile

ilgili hükümlerine tabi olduğu, bu durumda yapılan işlemde hukuka aykırılık

bulunmadığı belirtilmiştir.

26. Bu karar 10/11/2015 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu

karar düzeltme yoluna başvurmadan 9/12/2015 tarihinde 2015/18803 numaralı

bireysel başvuruyu yapmıştır. Başvurucu bu başvurusunun, Kayseri Asker Hastenesi Baştabipliğine tayin işlemine ilişkin olarak

açılan davayla ilgili 2015/18407 numaralı bireysel başvuru dosyasıyla

birleştirilerek incelenmesini istemiştir.

27. Öte yandan başvurucu, maiyetindeki personelin eylemleriyle

ilgili olarak hazırladığı ve silsile yoluyla gönderdiği dosyalar hakkında

Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliğince işlem yapılmayarak kendisi hakkında

soruşturma başlatılması üzerine Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri M.K.

hakkında Millî Savunma Bakanlığına (MSB) müracaatta bulunmuştur. Müracaat

hakkında MSB tarafından özetle şikâyete konu edilen işlemlerin adli müşavirin

yetkisi dâhilinde kalan işlemler olduğu ve bu yetkisi kapsamında olan ve suç

teşkil edebilecek eylemlerin tespiti, vasıflandırılması konusunda usul ve

yasaya aykırı davrandığına dair delil bulunmadığı gerekçeleriyle evrakın işlemden

kaldırılmasına karar verilmiştir.

28. Başvurucu, M.K. ile ilgili evrakın işlemden kaldırılması

işleminin iptali istemiyle dava açmış ancak bu dava AYİM tarafından 4/12/2014

tarihli kararla evrakın işlemden kaldırılması işleminin idari davaya konu olabilecek

bir idari işlem olmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

29. Bu karar 7/1/2015 tarihinde tebliğ edilmiş ve başvurucu bu

karar nedeniyle adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla 27/1/2015

tarihli ve 2015/1609 numaralı bireysel başvuruyu yapmıştır.

30. Diğer taraftan başvurucu, yaptığı suç duyurularındaki

hususları araştırmak yerine kendisi hakkında iddianame hazırladığını belirterek

suç oluşturan eylemler ile ilgili bir işlem yapmayıp görevinin gereklerini

yerine getirmediği iddiasıyla Askerî Savcı S.B. ile ilgili yasal işlem

yapılması istemiyle MSB’ye müracaatta bulunmuştur. MSB tarafından yapılan

inceleme sonucu özetle Askerî Savcı S.B. hakkında şikâyet konusu yapılan

hususlarda disiplin cezası verilmesini gerektiren bir eylemi veya askerî yargıya

tabi suçu bulunmadığı kanaatine varılarak 9/1/2015 tarihli işlem ile evrakın

işlemden kaldırılmasına karar verilmiştir.

31. Başvurucu, Askerî Savcı S.B. ile ilgili evrakın işlemden

kaldırılması işleminin iptali istemiyle AYİM’de dava

açmış ancak bu dava da 26/11/2015 tarihli kararla idari davaya konu bir işlem

bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

32. Başvurucu, bunun üzerine Anayasa Mahkemesine 2016/1656

numaralı bireysel başvuruyu yapmış olup Anayasa Mahkemesi 11/3/2016 tarihli

kararıyla başvurunun üçüncü kişilerin cezalandırılmasına yönelik olduğu,

dolayısıyla adil yargılanma hakkı kapsamına girmediği gerekçelerine dayanarak

konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar vermiştir.

33. Başvurucu, bireysel başvuruda bulunduktan sonra Anayasa

Mahkemesine verdiği 21/7/2016, 16/8/2016 ve 28/2/2017 tarihli dilekçelerinde

FETÖ/PDY mensuplarınca kendisine kumpas kurulduğunu, nitekim başta hakkında

şikâyet dilekçesi veren üç doktor, Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri M.K. ve

Askerî Savcı S.B., Genelkurmay İdari Tahkikat Heyeti Başkanı Tümgeneral M.Ö.

olmak üzere emekliye sevkine kadar olan süreçte görev alan birçok askerî

personel ve ayrıca bireysel başvuruya dayanak davalarını reddeden askerî

hâkimler hakkında FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle işlem yapıldığını belirtmiştir.

IV. İLGİLİ HUKUK

A. Ulusal Hukuk

34. 17/11/1983 tarihli ve 2955 sayılı Gülhane Askerî Tıp

Akademisi Kanunu’nun 34. Maddesininilgili kısmı

şöyledir:

“Gülhane Askerî Tıp Akademisinde görevli öğretim elemanları,

Genelkurmay Başkanlığınca, görev unvanlarına bakılmaksızın;

a) Eğitim maksadıyla, diğer eğitim hastahanelerinin

kadrolarına,

b) Askerî hastahanelerin bilimsel gelişmesine

katkıda bulunmak maksadıyla, diğer hastahanelerin

uzmanlık kadrolarına,

c) Sağlık hizmetlerinin yönetimi ve plânlanması maksadıyla; Genelkurmay

Başkanlığı,Millî Savunma

Bakanlığı, Kuvvet Komutanlıkları ve Jandarma Genel Komutanlığındaki sağlık şube

müdürlüğü veya daire başkanlığı kadrolarına,

d) Disiplin, kıdem, kadro, kadrosuzluk ile diğer askerî ihtiyaçlar

nedeniyle; Gülhane Askerî Tıp Akademisindeki başka bir göreve ya daGülhane Askerî Tıp Akademisi dışındakikarargâh

ve kurumlara,

atanabilir veya buralarda görevlendirilebilirler.

…”

35. 926 sayılı Kanun’un 41. Maddesinin ilgili kısmı şöyledir:

“Her yıl Yüksek Askerî Şura

tarafından, hizmet kadrosu fazlası olarak belirlenen albaylar ile daha önceki

yıllarda fiili hizmet süresi uzatılmış albaylara 54 üncü maddede belirtilen

esaslara göre değerlendirme notu verilir. Sicil notu ortalaması, sicil tam

notunun %90’ının (dâhil) üzerinde olması ve ilgilinin talep etmesi kaydıyla

hizmet ihtiyacı, yeterlik notu ve Yüksek Askerî Şuraca belirlenmiş kontenjanlar

esas alınarak tefrik edilecek albayların fiili hizmet süreleri Yüksek Askerî Şura kararı ile bu bentteki esaslara göre yaş haddine kadar

uzatılabilir. Görev süresi uzatılmayanlar ise 50 nci maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre

kadrosuzluktan emekliye sevk edilirler. Bu bent hükümlerine göre hizmete devam

ettirilen albaylardan kendi isteği üzerine emekliye ayrılmak isteyenler 50nci

maddenin birinci fıkrasının (a) bendine göre kadrosuzluktan emekliye sevk

edilirler. “

36. 926 sayılı Kanun’un 50. Maddesi şöyledir:

“ Kadrosuzluk, yetersizlik, veya (d) bendindeki suçlardan hükümlülük nedeni ile

aşağıda belirtilen esas ve şartlar dahilinde subaylar hakkında Silahlı

Kuvvetlerden ayırma işlemi yapılır.

C)

Kadrosuzluk nedeniyle

ayırma:

41 inci maddede öngörülen hizmet ihtiyaç

kadrosunu uygulayabilmek amacıyla;

C.

Diğer terfi şartlarını

haiz olduğu halde bir üst rütbede kadro açığı bulunmaması nedeniyle, takip eden

yıllarda da terfi edemeyen yüzbaşılar subaylıktaki 21 inci, binbaşılar

subaylıktaki 22 nci,

yarbaylar subaylıktaki 25 inci fiili hizmet yılını doldurduklarında emekliye

sevk edilirler.

Gecikmeli olarak bir üst rütbeye terfi eden

yüzbaşılar, binbaşı rütbesinde 22 nci,binbaşılar

ise yarbay rütbesinde 25 inci subaylık hizmet yılını doldursalar dahi emekliye

sevk edilmezler ve bu rütbelerin normal bekleme süresi sonuna kadar hizmete

devam ettirilirler. Bunlar yeni rütbelerinin bekleme süresi sonunda ve izleyen

2 yılda 3 defa değerlendirmeye tabi tutulurlar ve terfi edemedikleri takdirde

emekliye sevk edilirler.

Binbaşı ve yarbay rütbelerinde terfi

şartlarını haiz oldukları halde terfi edemeyip bekleyenlerin miktarı, 41 inci

madde esaslarına göre o rütbenin tespit edilen kadrosunun yüzde 10’unu geçemez;

geçtiği takdirde, derece ve kademesine bakılmaksızın en eski nasıplılardan ve yeterlik durumu en düşük olanlardan

başlanmak suretiyle yeteri kadarı emekliye sevk edilir.

2. Bekleme süresi sonunda veya sonraki yıllarda

bir üst rütbeye yükselemeyen albayların subaylığa nasıpları en eski ve aynı nasıplı olanları arasında, öncelikle 38 ve Ek- 1 inci

maddelerde belirtilen terfi şartlarını haiz olmayanlardan başlamak üzere yeteri

kadarı emekliye sevk edilir.

Bu şekilde emeklilik işlemine; terfi

şartlarını taşımayan, Yüksek Askerî Şura’ca tuğgeneral-tuğamiral yıl kontenjanı

verilen sınıflarda oldukları ve rütbe terfi şartlarını taşıdıkları halde üst

rütbe kadrosunda açık bulunmadığı için terfi edememiş olan, terfi şartlarını

taşıdıkları halde Yüksek Askerî Şura’ca tuğgeneral-tuğamiral yıl kontenjanı

verilmeyen sınıflarda oldukları için Yüksek Askerî Şura’ca değerlendirmeye

girmeyen albayların, sicil notu ortalaması en düşük olanlardan başlanır.”

B. Uluslararası Hukuk

1. İlgili Sözleşme

37. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme) “Adil yargılanma hakkı” kenar başlıklı 6. Maddesinin

(1) numaralı fıkrasının ilgili kısmı ile (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“Herkes medeni hak ve

yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen

suçlamalar konusunda karar verecek olan, kanunla kurulmuş bağımsız ve tarafsız

bir mahkeme tarafından davasının makul bir süre içinde, hakkaniyete uygun ve

açık olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir…”

“Kendisine bir suç

isnat edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar suçsuz

sayılır.”

2. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi İçtihadı

38. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına göre bir

ceza davasında üçüncü kişilerin suçlanması veya cezalandırılmasını talep eden

mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler

Sözleşme’nin 6. Maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır. Bu kuralın

istisnaları, ceza davasında medeni hak talebine imkân veren bir sistemin

benimsenmiş veya ceza davası sonucunda verilen kararın hukuk davası açısından

etkili ya da bağlayıcı olması hâlleridir (Perez/Fransa, [BD], B. No: 47287/99, § 70).

39. Öte yandan sanığı yargılayan mahkemenin veya bu mahkemenin

üyelerinin sanığa isnat edilen suçu işlediği ön yargısıyla hareket etmemesini

ifade eden ve Sözleşme’nin 6. Maddesinin ikinci fıkrasında düzenlenen masumiyet

karinesi, birinci fıkrada teminat altına alınan adil yargılanma hakkının en

önemli unsurlarından biridir (Minelli/İsviçre,

B. No: 8660/79, 25/3/1983,§ 27).

40. Masumiyet karinesi, suç isnadının karara bağlandığı

yargılamalarda geçerli olduğu için Sözleşme’nin 6. Maddesinde ifade edilen “medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar”

çerçevesinde değerlendirilen idari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin

uygulama alanı dışında kalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan

maddi olayın tespitinde idari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza

mahkemesinin daha önce verdiği beraat kararına uygun hareket etmelidir (Benzer

yöndeki AİHM kararları için bkz. X/Avusturya

(k.k.), B. No: 9295/81, 6/10/1982; C/Birleşik Krallık (k.k.),

B. No: 11882/85, 7/10/1987). Bu kural, kişi hakkında verilen beraat kararı

sorgulanmadığı sürece aynı maddi olay çerçevesinde daha düşük ispat standardı

kullanılarak kişinin disiplin sorumluluğu çerçevesinde yaptırıma tabi

tutulmasına engel teşkil etmemektedir (Ringvold/Norveç, B. No: 34964/97, 11/2/2003, § 38).

41. Ayrıca AİHM yerleşik içtihadı uyarınca, Sözleşme ile korunan

hak ve özgürlükleri ihlal etmediği süreceulusal

mahkemelerce yapılan hukuki ya da maddi hataları ele almanın kendi görevi

olmadığını belirtmektedir (örneğin, García Ruiz /İspanya [BD], B.No: 30544/96, § 28; Perez/Fransa, §

82). Bu içtihada göre Sözleşme’nin 6. Maddesi adil yargılanma hakkını güvenceye

almakla birlikte delillerin kabul edilebilirliğine ya da delillerin nasıl

değerlendirileceğine ilişkin herhangi bir kural koymaz, bu hususlar öncelikli

olarak ulusal hukukun ve mahkemelerin düzenleme alanına girer. Normal şartlarda

ulusal mahkemelerin belirli delil unsurlarına ya da önlerindeki uyuşmazlıktaki

tespit ya da değerlendirmelere tanıyacakları ağırlık gibi meseleler Mahkemenin

yeniden inceleme alanına girmez. AİHM, bir dördüncü derece yargı yeri gibi davranmamalıdır;

dolayısıyla keyfî olduğu ya da makul olmadığıaçıkça

görülebilecek tespitlerde bulunmadıkları takdirde ulusal mahkemelerin

kararlarını 6. Maddenin birinci fıkrası kapsamında sorgulamaz (Bochan/Ukrayna [BD], B. No: 22251/08, 5/2/1015,

§ 61).

V. İNCELEME VE GEREKÇE

42. Mahkemenin 18/10/2017 tarihinde yapmış olduğu toplantıda

başvuru incelenip gereği düşünüldü:

A. Genelkurmay Başkanlığı

Adli Müşaviri M.K. Hakkında İşlem Yapılmaması Üzerine Açılan Davanın

Reddedilmesi Nedeniyle Adil Yargılanma Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

43. Başvurucu 2015/1609 sayılı bireysel başvurusunda,

Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri M.K. hakkında Millî Savunma Bakanlığınca

soruşturma açılmasına gerek görülmeyerek evrakın işlemden kaldırılmasına karar

verilmesi üzerine açtığı iptal davasında AYİM tarafından idari davaya konu

edilebilecek bir işlem olmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesi

nedeniyle adil yargılanma hakkı kapsamında mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiğini

ileri sürmüş ve yargılamanın yenilenmesine karar verilmesini istemiştir.

2. Değerlendirme

44. 30/3/2011 tarihli ve 6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin

Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un 45. Maddesinin (1) numaralı

fıkrasına göre bireysel başvurunun incelenebilmesi için kamu gücü tarafından

ihlal edildiği iddia edilen hakkın Anayasa’da güvence altına alınmış olmasının

yanı sıra Sözleşme ve Türkiye’nin taraf olduğu Sözleşme’ye

ek protokoller kapsamına da girmesi gerekir. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak

koruma alanı dışında kalanhak ihlali iddiasını içeren

başvurular bireysel başvurunun kapsamında değildir (Onurhan Solmaz, B. No: 2012/1049, 26/3/2013, § 18).

45. Sözleşme’nin 6. Maddesinde adil yargılanmaya ilişkin hak ve

ilkelerin, medeni hak ve yükümlülükler ile ilgili uyuşmazlıkların ve bir suç

isnadının esasının karara bağlanması esnasında geçerli olduğu belirtilerek

hakkın kapsamı bu konularla sınırlandırılmıştır. Dolayısıyla bahsedilen hâller

dışında kalan adil yargılanma hakkının ihlali iddiasına dayanan başvurular

Anayasa ve Sözleşme kapsamı dışında kalacağından bireysel başvuruya konu

olamaz. Bir ceza davasında üçüncü kişilerin cezalandırılmasını talep eden

mağdur, suçtan zarar gören, şikâyetçi veya katılan sıfatını haiz kişiler

Sözleşme’nin 6. Maddesinin koruma alanı dışında kalmaktadır (Onurhan Solmaz, §§ 23, 24).

46. Somut olayda başvurunun üçüncü kişilerin cezalandırılmasına

yönelik olduğu, dolayısıyla adil yargılanma hakkı kapsamına girmediği

anlaşılmaktadır.

47. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

B. Masumiyet Karinesinin

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

48. Başvurucu 2015/18407 ve 2015/18803 sayılı bireysel

başvurularında Kayseri Asker Hastanesi baştabipliğine tayin edilmesine ilişkin

olarak açtığı dava ile yaş haddinden emekli edilmesi üzerine açtığı davada ceza

davasının sürüyor olmasının davanın reddine gerekçe olarak gösterilmesi

nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

49. Masumiyet karinesi, Anayasa’nın 38. Maddesinin dördüncü

fıkrasında “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya

kadar, kimse suçlu sayılamaz.” Şeklinde düzenlenmiştir. Anayasa’nın

36. Maddesinde ise herkesin iddia ve savunma ile “adil yargılanma” hakkına

sahip olduğu belirtilmiştir. Anılan maddeye “adil yargılanma” ibaresinin

eklenmesine ilişkin gerekçede Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası

sözleşmelerde de güvence altına alınan adil yargılanma hakkının madde metnine

dâhil edildiği vurgulanmıştır. Nitekim Sözleşme’nin 6. Maddesinin (2) numaralı

fıkrasında, kendisine bir suç isnat edilen herkesin suçluluğu yasal olarak

sabit oluncaya kadar suçsuz sayılacağı düzenlenmiştir. Bu itibarla masumiyet

karinesi, Anayasa’nın 36. Maddesinde güvence altına alınan adil yargılanma

hakkının bir unsuru olmakla beraber suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimsenin

suçlu sayılamayacağına dair Anayasa’nın 38. Maddesinin dördüncü fıkrasında

ayrıca düzenlenmiştir (Adem Hüseyinoğlu, B. No: 2014/3954, 15/2/2017,

§ 33).

50. Masumiyet karinesi, kişinin suç işlediğine dair kesinleşmiş

bir yargı kararı olmadan suçlu olarak kabul edilmemesini güvence altına alır.

Bunun sonucu olarak kişinin masumiyeti “asıl” olduğundan suçluluğu ispat

külfeti iddia makamına ait olup kimseye suçsuzluğunu ispat mükellefiyeti

yüklenemez. Ayrıca hiç kimse, suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar yargılama

makamları ve kamu otoriteleri tarafından suçlu olarak nitelendirilemez ve suçlu

muamelesine tabi tutulamaz (Kürşat Eyol, B. No: 2012/665, 13/6/2013, § 26).

51. Masumiyet karinesi, suç isnadının karara bağlandığı

yargılamalarda geçerli olduğu için Sözleşme’nin 6. Maddesinde ifade edilen “medeni hak ve yükümlülükleri ile ilgili uyuşmazlıklar”

çerçevesinde değerlendirilen idari davalar, kural olarak masumiyet karinesinin

uygulama alanı dışında kalmaktadır. Ancak idari davada uyuşmazlık konusu olan

maddi olayın tespitinde idari yargı mercii, aynı maddi olayı ele alan ceza

mahkemesinin daha önce verdiği beraat kararına uygun hareket etmelidir. Bu

kural, kişi hakkında verilen beraat kararı sorgulanmadığı sürece aynı maddi

olay çerçevesinde daha düşük ispat standardı kullanılarak kişinin disiplin

sorumluluğu çerçevesinde yaptırıma tabi tutulmasına engel teşkil etmemektedir (Ramazan Tosun, B. No: 2012/998, 7/11/2013,

§ 62).

52. Öte yandan ceza muhakemesi hukuku ve disiplin hukuku farklı

kural ve ilkelere tabi disiplinlerdir. Kamu görevlisinin davranışı, suç

tanımına uymasının yanı sıra disiplin sorumluluğunu da gerektirebilir. Böyle

durumlarda ceza muhakemesi ve disiplin soruşturması ayrı ayrı yürütülür. Ceza

muhakemesi sonucunda kişinin isnat edilen eylemi işlemediğine dair hükümler

dışında ceza mahkemesi hükmü, disiplin makamları açısından doğrudan bağlayıcı

değildir.

53. Somut olayda başvurucu, Kayseri Asker Hastanesine tayin

edilmesine ilişkin olarak açtığı dava ile yaş haddinden emekli edilmesi üzerine

açtığı davada ceza davasının sürüyor olmasının davanın reddine gerekçe olarak

gösterilmesi nedeniyle masumiyet karinesinin ihlal edildiğini ileri sürmüş ise

de her iki kararda da (bkz. §§ 20, 25) gerekçenin doğrudan başvurucu hakkında

ceza davasının bulunduğu hususuna dayanmadığı anlaşılmaktadır. İdari Tahkikat

Komisyonu kararında başvurucu hakkında ceza davası sürecinin devam ettiği

belirtilmiş ise de atama işlemine karşı açılan davada AYİM İkinci Dairesi

11/2/2015 tarihli kararında; söz konusu süreci anlattıktan sonra başvurucunun

ilk atama işleminin geri alınarak 13/9/2013 tarihinde göreve döndürülmesi

sonucunda ilk atama işlemine gerekçe teşkil eden hususlarda aynı davranışları

sergilemesi, kararda izah edilen süreçlerde meydana gelen olaylarda başvurucunun

katkısının da gözönüne alınarak başvurucu hakkında

davalı idarece tesis edilen işlemin anlatılan süreç de dikkate alındığında

ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı, işlemin sebep ve amaç unsuru dâhil diğer

unsurlarında bir hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçelerine yer vermiştir.

Emekliliğe ilişkin kararda ise tayine ilişkin karara değinildiği, doğrudan

başvurucunun emsal neşeti ve GATA’da öğretim üyesi olmayan emsal neşetli subayların emeklilik tarihleri incelenerek davanın

reddedildiği anlaşılmaktadır.

54. Dolayısıyla başvuruya konu olan AYİM’in

her iki kararında da ceza muhakemesi sürecine dayanılmadığı anlaşılmaktadır.

Söz konusu kararlarda başvurucunun suçlu olduğuna yönelik bir ithamın

bulunmadığı, suç vasfının ve mahiyetinin tartışılmadığı, yalnızca somut olayın

işlem tarihindeki koşullar dikkate alınarak mevzuat bağlamında idari yönden

değerlendirildiği ve tesis edilen işlemin hukuka uygun olduğu yönünde hüküm

kurulduğu görüldüğünden bireysel başvuruya konu edilen AYİM kararlarında

masumiyet karinesine yönelik bir müdahalenin bulunmadığı sonucuna

varılmaktadır.

55. Açıklanan nedenlerle masumiyet karinesinin ihlal

edilmediğinin açık olduğu anlaşılan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna karar verilmesi gerekir.

C. AYİM’in Yapısında

Subay Üyeler Bulunması Nedeniyle Bağımsız ve Tarafsız Mahkemede Yargılanma

Hakkının İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

56. Başvurucu, yapısı ve bünyesindeki kurmay subaylar nedeniyle AYİM’in bağımsız ve tarafsız olmadığını belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

57. Başvurucunun ihlal iddialarını kanıtlayamadığı, temel

haklara yönelik bir müdahalenin olmadığı veya müdahalenin meşru olduğu açık olan

başvurular ile karmaşık veya zorlama şikâyetlerden ibaret başvurular açıkça

dayanaktan yoksun kabul edilebilir (Hikmet Balabanoğlu, B. No: 2012/1334, 17/9/2013, § 24).

58. Anayasa Mahkemesi tarafından bu konu daha önce incelenirken

belirtildiği üzere AYİM’in oluşumu, statüsü ve

görevleri Anayasa ve ilgili kanunda hüküm altına alınmıştır. AYİM’e atanan askerî hâkimlerin bağımsızlığının Anayasa ve

ilgili kanun hükümleri ile garanti altına alındığı, atanma ve çalışma usulleri

yönünden askerî hâkimlerin bağımsızlıklarını zedeleyecek bir hususun

bulunmadığı, kararlarından dolayı idareye hesap vermek zorunda olmadıkları,

ayrıca disipline ilişkin konuların AYİM Yüksek Disiplin Kurulunca incelenip

karara bağlandığı görülmektedir (Yaşasın

Aslan, B. No: 2013/1134, 16/5/2013, § 29). Diğer yandan sınıf subayı

üyelerinin en fazla dört yıllık bir süre ile görev yapmaları, disiplin

konularında yukarıda bahsedilen Disiplin Kuruluna tabi kılınmaları, görev

süreleri içinde idari veya askerî yetkililerce herhangi bir değerlendirmeye

tabi tutulmamaları bu subayların idareye karşı bağımsızlıklarını

güçlendirmiştir (Yaşasın Aslan, §

30; benzer yöndeki AİHM kararları için bkz. Mustafa

Yavuz ve diğerleri/Türkiye, B. No: 29870/96, 25/5/2000; Bek/Türkiye, B. No: 23522/05, 20/4/2010).

59. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

D. Yargılamanın Sonucu

İtibarıyla Adil Olmadığına İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

60. Başvurucu; aynı olay kapsamında atama/görevlendirme işlemine

tabi tutulan diğer doktorların açtıkları davalarda davacıların lehine karar

verilerek haklarındaki işlemler iptal edilirken kendisinin atanma işleminin

iptali istemiyle açtığı davanın reddedilmesinin kanun önünde eşitlik ilkesine

aykırı olduğunu, usulde paralellik ilkesinin dikkate alınmadığını, yargılama makamlarının

bariz takdir hatası oluşturacak şekilde karar verdiğini belirterek adil

yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

61. Anayasa Mahkemesi, olayların başvurucu tarafından yapılan

hukuki nitelendirmesi ile bağlı olmayıp, olay ve olguların hukuki tavsifini

kendisi takdir eder (Tahir Canan,

B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucunun ileri

sürdüğü iddiaların özü söz konusu kararın adil olmadığı hususu ile ilgilidir.

Bu nedenle başvuru, yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığı iddiası

başlığı altında incelenmiştir.

62. Anayasa’nın 148. Maddesinin dördüncü fıkrasında, kanun

yolunda gözetilmesi gereken hususlara ilişkin şikâyetlerin bireysel başvuruda

incelenemeyeceği belirtilmiştir. Bu kapsamda ilke olarak mahkemeler önünde dava

konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması, delillerin

değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması

bireysel başvurukonusu olamaz. Ancak bireysel başvuru

kapsamındaki hak ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya

açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar bu

kapsamda değildir (Ahmet Sağlam,

B. No: 2013/3351, 18/9/2013, § 42).

63. Belirli bir davaya ilişkin olarak delilleri değerlendirme ve

gösterilmek istenen delilin davayla ilgili olup olmadığına karar verme yetkisi

esasen derece mahkemelerine aittir. Mevcut yargılamada sunulan delilin geçerli

olup olmadığı ile delil sunma ve inceleme yöntemlerinin yasaya uygun olup

olmadığını denetlemek Anayasa Mahkemesinin görevi kapsamında olmayıp Mahkemenin

görevi başvuru konusu yargılamanın bütünlüğü içinde adil olup olmadığını

değerlendirmektedir (Muhittin Kaya ve

Muhittin Kaya İnşaat Taahhüt Madencilik Gıda Turizm Pazarlama Sanayi ve Ticaret

Ltd. Şti., B. No: 2013/1213, 4/12/2013, § 27).

64. Başvuruya konu olayda, başvurucunun GATA’da Üroloji Ana

Bilim Dalı başkanı olarak görev yaptığı 2012 yılında aynı birimde görevli bazı

doktorlarla karşılıklı olarak Komutanlık ve Savcılık makamlarına şikâyet

dilekçeleri vermeleri üzerine önce GATA Komutanlığınca tahkikat komisyonu

kurulmuş, daha sonra konu KomisyoncaGenelkurmay

Başkanlığına intikal ettirilmiştir. Genelkurmay Başkanlığınca başvurucu ve Doç.

Dr. Tbp. Alb. E.A., GATA dışında görevlendirilmiş;

daha sonra GATA Komutanlığının göreve iade yönünde görüş bildirmesi üzerine

başvurucu ve Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A., GATA Üroloji

Ana Bilim Dalındaki görevlerine dönmüşlerdir. Yaklaşık üç ay sonra başvurucu

hakkında yeniden bir dilekçe verilmesi üzerine Genelkurmay Başkanlığının

19/12/2013 tarihli emriyle yeniden tahkikat komisyonu kurulmuş ve başvurucu

hakkındaki dilekçede ileri sürülen iddialar incelenmiştir. İnceleme sonucunda

GATA Üroloji Kliniğinde görevli personel arasında ciddi sorunların olduğu, disiplinin

bozulduğu, hastaların da sağlıklarını etkileyecek şekilde olaylara dâhil

edilmeye çalışıldığı, klinikte görevli bir öğretim üyesi dışında diğer tüm

öğretim üyelerinin başvurucu ile sorun yaşadığı, başvurucu hakkında kamu

davasının devam ettiği de gözönüne alınarak klinikte

verilen hizmetin etkin şekilde devam edemeyeceği belirtilmiştir. Bunun üzerine

Genelkurmay Başkanlığı tarafından başvurucu, Kayseri Asker Hastanesine baştabip

olarak atanmıştır. Aynı işlemde, başvurucu hakkında şikâyet dilekçesi veren

Doç. Dr. Tbp. Alb. E.A. İzmir Asker Hastanesine

üroloji uzmanı olarak atanmıştır. Yine şikâyet dilekçesi veren Prof. Dr. Tbp. Alb. İ.Y. bir yıl süreyle Adana Asker Hastanesinde,

Yrd. Doç. Dr. Tbp. Bnb. B.F.A. ise bir yıl süre ile

Isparta Asker Hastanesinde görevlendirilmiştir.

65. Söz konusu atama işlemine karşı başvurucunun açtığı dava,

tayin edilen diğer doktorların davaları da gözönünde

bulundurularak ve özetle başvurucunun ilk atama işlemine gerekçe teşkil eden

hususlarda aynı davranışları sergilemesi, kararda izah edilen süreçlerde

meydana gelen olaylarda başvurucunun katkısı da gözönüne

alınarak hakkında davalı idarece tesis edilen işlemin -anlatılan süreç de

dikkate alındığında- ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı, işlemin sebep ve amaç

unsuru dâhil diğer unsurlarında bir hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçelerine

yer verilerek oyçokluğuyla reddedilmiştir. Karşıoy

yazan üyeler ise başvurucunun 13/9/2013 tarihinde görevine döndükten sonra

atamaya sebep teşkil edecek herhangi bir olayın ileri sürülmediğini belirtmiş

ve özellikle başvurucunun GATA’dan gönderilmekle emekli edileceğine dikkat

çekerek tayin işleminin ölçülü olmadığına vurgu yapmış ve işlemin iptal

edilmesi gerektiğini savunmuşlardır. Bununla birlikteşikâyet

dilekçesi veren doktorların tayin ve görevlendirme işlemlerine karşı açılan

davalar oybirliğiyle kabul edilerek iptal edilmiştir.

66. Başvurucunun emekliye sevkine ilişkin işleme karşı açtığı

dava ise emekliliğe karşı açılan davanın reddedildiği de gözetilerek ve emsali

subayların emeklilik durumları değerlendirilerek işlemde hukuka aykırılık

bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir.

67. Başvurucu, aynı olay kapsamında tayine tabi tutulan diğer

doktorların açtığı davalarda tayin işlemleri iptal edilirken kendi davasının

reddedilmesinin kanun önünde eşitlik ilkesine aykırı olduğunu, usulde

paralellik ilkesinin dikkate alınmadığını, yargılama makamlarının bariz takdir

hatası oluşturacak şekilde karar verdiğini belirterek adil yargılanma hakkının

ihlal edildiğini ileri sürmüş ise de AYİM’in tüm olay

sürecini sonuçlarıyla birlikte değerlendirerek ve tayine tabi diğer doktorların

durumunu da dikkate alarak karar verdiği, başvurucunun usulde paralellik ve

diğer iddialarının karşılandığı görülmektedir.

68. Yukarıda belirtildiği gibi bireysel başvuru kapsamındaki hak

ve özgürlüklere müdahale teşkil eden, bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik içeren tespit ve sonuçlar dışında ilke olarak

mahkemeler önünde dava konusu yapılmış maddi olay ve olguların kanıtlanması,

delillerin değerlendirilmesi, hukuk kurallarının yorumlanması ve uygulanması ileuyuşmazlıkla ilgili varılan sonucun adil olup olmaması

bireysel başvurukonusu olamaz. Sonuç olarak

başvurucunun GATA’dan ayrılması nedeniyle, kendi ifadesine göre beş yıl erken

emekliliğine yol açan söz konusu atama işlemine karşı yapılan başvuruya konu

edilen her iki davaya ilişkin ileri sürdüğü iddialarının AYİM tarafından

delillerin değerlendirilmesi ve hukuk kurallarının yorumlanmasına ilişkin

olduğu, kararlarda bariz takdir hatası veya açık bir keyfîlik

oluşturan bir durumun da bulunmadığı anlaşılmaktadır. Ayrıca, başvurucu

tarafından sunulan ek beyan dilekçelerinde, kendisiyle ilgili şikâyet dilekçesi

veren üç doktor ile tahkikat ve karar süreçlerinde yer alan bazı personel ve

bireysel başvuruya dayanak kararlarda imzası bulunan bazı askerî hâkimler

hakkında FETÖ/PDY üyeliği nedeniyle işlem yapıldığı belirtilmiş ise de (bkz. §

33) bu hususların, başvurucuya isnat edilen ve derece mahkemesince sabit

görülen fiilleri, bu fiillere dayanılarak yapılan işlemlerin sıhhatini ve bu

işlemelere karşı açılan davalardaki yargılamaları etkilediğine ilişkin somut ve

hukuken kabul edilebilir herhangi bir açıklama yapılmamıştır. Bu nedenle tek

başına ek beyan dilekçelerinde belirtilen hususlara dayanılarak yargılamanın

adil olmadığı sonucuna ulaşılması mümkün görülmemiştir.

69. Sonuç olarak

başvurucunun şikâyetlerinin kanun yolu şikâyeti niteliğinde olduğu ve Anayasa

Mahkemesinin temyiz mahkemesi gibi hareket etme ve adil yargılanma hakkı

kapsamında derece mahkemelerinin kararlarını sorgulama görevi bulunmadığından

başvurunun kabul edilemez bulunması gerektiği sonucuna varılmıştır.

70. Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının da diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

Serdar ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz PAKSÜT ve Rıdvan GÜLEÇ bu görüşe

katılmamışlardır.

E. Mülkiyet Hakkının

İhlal Edildiğine İlişkin İddia

1. Başvurucunun İddiaları

71. Başvurucu, Kayseri Asker Hastanesi baştabipliği görevine

atanmasıyla birlikte öğretim üyeliği statüsünden çıktığını ve bu nedenle

kadrosuzluktan 30/8/2014 tarihinden geçerli olmak üzere emekliye sevk

edildiğini, böylece beş yıl daha çalışabilecek ve generalliğe yükselebilecekken

beş yıl erken emekli edildiğini belirterek maaş farkı nedeniyle mülkiyet

hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüştür.

2. Değerlendirme

72. Anayasa ve Sözleşme’nin ortak koruma alanında yer alan

mülkiyet hakkı; mevcut mal, mülk ve ekonomik değerleri koruyan bir temel

haktır. Kişinin hâlihazırda sahibi olmadığı bir mülkün mülkiyetini kazanma

hakkı, bu konudaki menfaati ne kadar güçlü olursa olsun mülkiyet kavramı içinde

değildir (Kemal Yeler ve Ali Arslan Çelebi,

B. No: 2012/636, 15/4/2014, § 36). Ayrıca gelecekte elde edileceği iddia edilen

bir gelirin mülkiyet hakkı kapsamında değerlendirilmesi mümkün değildir (Sultan Tokay ve diğerleri, B. No:

2013/1122, 26/6/2014, § 42).

73. Bu çerçevede yargılamanın sonucuna bağlı olarak elde

edilebilecek bir ekonomik değer, lehe karar verilmediği müddetçe mülkiyet hakkı

kapsamında değerlendirilmemektedir.

74. Somut olayda mülkiyet hakkının varlığı davanın sonucuna

bağlı olup başvurucunun Anayasa’nın 35. Maddesinde güvence altına alınan

mülkiyet hakkı kapsamına giren bir ekonomik değeri veya en azından böyle bir

değeri elde etme yönünde meşru beklentisi bulunmadığı anlaşılmaktadır.

75.Açıklanan nedenlerle başvurunun bu kısmının diğer kabul

edilebilirlik koşulları yönünden incelenmeksizin konu bakımından yetkisizlik nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

VI. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli

tutulması talebinin KABULÜNE OYBİRLİĞİYLE,

B. 1. Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşaviri M.K. hakkında işlem

yapılmaması üzerine açılan davanın reddedilmesi nedeniyle adil yargılanma

hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

2. Masumiyet karinesinin

ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

3. AYİM’in

yapısında subay üyeler bulunması nedeniyle bağımsız ve tarafsız mahkemede

yargılanma hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA OYBİRLİĞİYLE,

4. Yargılamanın sonucu

itibarıyla adil olmadığına ilişkin iddianın açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA Serdar

ÖZGÜLDÜR, Serruh KALELİ, Osman Alifeyyaz

PAKSÜT ve Rıdvan GÜLEÇ’in karşıoyları

ve OYÇOKLUĞUYLA,

5. Mülkiyet hakkının

ihlal edildiğine ilişkin iddianın konu

bakımından yetkisizlik nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA

OYBİRLİĞİYLE,

C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA

18/10/2017 tarihinde karar verildi.

KARŞI OY GEREKÇESİ

Başvurucunun “Yargılamanın sonucu itibarıyla adil olmadığına

ilişkin” iddiası, dosyada yer alan bilgi ve belgelerle örtüşmekte olup, bu olgu

ve gelişmeler sırasıyla şöyledir:

1. Başvurucu GATA Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanı olarak görevini

sürdürdüğü sırada, aynı Ana Bilim Dalı’ında görev

yapmakta olan üç öğretim üyesi hakkında suç duyurusunda bulunmuş ve bu suç duyuruları

silsile yoluyla Gn.Kur.Bşk.lığı Askeri Savcılığına

iletilmişse de; Askeri Savcılıkça yapılan soruşturmada şikâyetçi olan başvurucu

“sanık” yapılarak, hakkında “sair suretle memuriyet nüfuzunu suiistimal”

suçundan dava açılmış; şikâyet olunan kişiler hakkında bir karar verilmeyerek, îddîanamede kendilerinden “mağdur” olarak söz edilmiştir.

2. Başvurucunun şikâyetçi olduğu öğretim üyelerinin de sonradan

başvurucu hakkında şikâyet dilekçesi vermeleri üzerine GATA bünyesinde bir

İdari Tahkikat Komisyonu kurulmuş; başvurucu Gn.Kur.Bşk.

lığı tasarrufu ile TSK. Sağlık K.lığı

Sağlık Komutanı Bilimsel Yardımcısı kadrosuna atanmış, ancak bilahare bu atama

işleri geri alınarak başvuruca eski görevine iade edilmiş, aynı Ana Bilim

Dalında görevli olup başvurucu gibi Ankara’da bir başka hastanede

görevlendirilen diğer bir öğretim üyesi de görevine iade edilmiştir.

3. Başvurucunun şikâyetçi olduğu öğretim üyelerinin, vekilleri

marifetiyle başvurucu hakkında tekrar şikâyetçi olmaları sonrasında Gn.Kur. Başkanlığınca yeni bir Îdarî

Tahkikat Heyetî teşkil ettirilmiş ve bu heyetin

önerisi doğrultusunda başvurucunun öğretim üyesi statüsüne son verilip, Ana

Bilim Dalı Başkanlığından alınarak Kayseri Askeri Hastanesi Baştabipliğine

atanmış; diğer üç öğretim üyesi de bir yıl süre ile başka askeri hastanelerde

görevlendirilmiştir.

4. Başvurucu bu işlemin iptali için AYİM’de

dava açmış; AYİM 1.Dairesi 11.2.2015 tarih ve E. 2014/1053, K. 2015/191 sayılı

kararıyla, Oyçokluğuyla (3/2) açılan davayı reddetmiştir. Kararın gerekçesi “…

davacının ilk atama işleminin geri alınarak 13.9.2013 tarihinde göreve

döndürülmesi sonucunda ilk atama işlemine gerekçe teşkil eden hususlarda aynı

davranışları sergilemesi, yukarı da izah edilen süreçlerde meydana gelen

olayların meydana gelmesinde davacının katkısı da göz önüne alınarak, davacı

hakkında davalı idarece belirtilen gerekçelerle tesis edilen işlemin, anlatılan

süreç de dikkate alındığında ölçülülük ilkesine aykırı olmadığı gibi, işlemin

sebep ve amaç unsuru dahil diğer unsurlarında bir hukuka aykırılık bulunmadığı

sonuç ve kanaatine varılmıştır…” şeklindedir. Biri Daire Başkanı olmak üzere

iki üyenin karşı oy gerekçesinde ise “…Davacı ve diğer öğretim üyeleri arasında

daha önceden beri devam eden ceza yargılaması sırasında, diğer öğretim üyeleri

vekilince yapılmış şikâyet sebebiyle yapılan tahkikat ve değerlendirme

sebebiyle davacının ataması yapılmış ise de, davacı

yönünden yapılan bu atama, davacının öğretim üyeliğine son verdiğinden, yaş

haddinden önce emekliliğine sebep olarak daha ağır bir sonuca yol açmıştır. Ana

Bilim Dalı Başkanı konumunda olan davacının öğretim üyeliği sonlandırılmadan,

başka bir göreve atama veya görevlendirilmesinin yapılması mümkün iken, yapılan

işlem, sonucu itibariyle ölçülülük ilkesine aykırı olmuştur. Çoğunluk kararında

davacı hakkında devam eden ceza soruşturmasından söz edilmiş ise de, bu durum davalı idarece önceki atamasının 13.9.2013

tarihinde yapılan işlemi geri alma sırasında da mevcuttur. Davacıyla birlikte

işlem gören ve işlemi iptal edilen diğer öğretim üyeleri açısından da ceza

soruşturması mevcut olduğu da dikkate alındığında, davacı hakkında meydana

gelen sonucun ölçülülük ilkesine ve hukuka uyarlı olmadığı kanaatinde

olduğumuzdan, aksi yöndeki çoğunluk kararına katılmadık…” denilmektedir.

5. Başvurucunun öğretim üyeliğine son veren ve sonuçta

kendisinin öğretim üyeliği yaş haddinden önce emekliye sevkine yol açan işlemin

iptali istemini reddeden AYİM 2. Dairesi, başvurucuyla birlikte birer yıl

süreyle GATA dışındaki askeri hastanelerde görevlendirilen üç öğretim üyesinin

açtıkları davalarda ise işlemin iptaline karar vermiştir. Bu kararlarda özetle,

davacıların ilmi kariyerleri, GATA Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanlığında mevcut

büyük ihtiyacın, mahal askeri hastanelere nazaran çok daha fazla olduğu, dolayısiyle görevlendirme işlemlerinin sebep ve amaç

unsurları yönünden hukuka aykırı olduğu ifade edilmektedir.

6. Başvurucunun 2015 yılında yaptığı bireysel başvuru sonrasında

gelişip, idari-yargısal tasarruflara konu olan ve bir bütün halinde

bakıldığında FETÖ mağduru olduğunu ortaya koyduğunu öne sürdüğü olguları bir

dilekçe ekinde Anayasa Mahkemesine sunduğu anlaşılmakta olup, bunları şöyle

sıralamak mümkündür:

a. Maiyetinde görev yapan

üç öğretim üyesi hakkında yaptığı yazılı şikâyete (suç duyurusuna) rağmen,

şikâyet edilenlerin mağdur, kendisinin ise sanık olmasını sağladığını

belirttiği Genel Kurmay Başkanlığı Adlî Müşavirinin 15 Temmuz darbe girişimi

sonrası ihraç edilmesi ve tutuklanması,

b. Kendisi hakkında dava

açıp, şikâyet edilen öğretim üyelerini mağdur statüsüne soktuğu belirtilen Gn.Kur.Bşk. Askeri Savcılarının (iki askeri savcı) 15

Temmuz darbe girişimi sonrası ihraç edilmeleri ve tutuklanmaları,

c. İdarece (Gn.Kur.Bşk.lığınca) teşkil

ettirilen İdari Tahkikat Heyeti Başkanı generalin 15 Temmuz darbe girişimi

sonrası ihraç edilmesi ve tutuklanması,

d. GATA’da teşkil

ettirilen İdari Tahkikat Komisyonunda görev yapan öğretim üyesi tabibin 15

Temmuz darbe girişimi sonrası ihraç edilmesi,

e. Başvurucunun ısrarla

şikâyetçi olduğu GATA Üroloji Ana Bilim Dalı Başkanlığında görevli üç öğretim

üyesinden ikisinin 15 Temmuz darbe girişimi sonrası ihraç edilmeleri ve

tutuklanmaları,

f. Başvurucunun AYİM’de açtığı atamanın iptali davasında davacı aleyhine red kararı veren üç üyeden ikisinin 15 Temmuz darbe

girişimi sonrası ihraç edilmeleri ve tutuklanmaları.

7. Başvurucunun mevcut iddiaları, yukarıda özetlenen 15 Temmuz

darbe girişimi sonrası gelişmelerle birlikte değerlendirildiğinde; FETÖ mağduru

olduğu ve bu nedenle bidayetten itibaren salt bu nedenle idari-yargısal

süreçlerde mağdur edildiği ve bir kumpasla karşı karşıya olduğu yönündeki

başvuruca beyanlarının büyük ciddiyet taşıdığı, hayatın olağan akışı karşısında

aksini öne sürmenin neredeyse mümkün olmadığı görülmektedir. AYİM 2. Dairesi,

başvurucunun şikâyet ettiği üç öğretim üyesi ile ilgili görevlendirme

işlemlerinin iptaline karar verirken, bu kişilerin ilmine GATA’da ihtiyaç

olduğunu açıkça vurgulamış; ancak, Ana Bilim Dalı Başkanı olan başvurucunun

açtığı davada hu hususa hiç işaret etmemiş, adeta kendisinin ilmine GATA’da

ihtiyaç olmadığı gibi bir sonuca ulaşmıştır. Oysa başvurucunun ilmi kariyeri ve

müktesebatının anılan kişilerden hiç de az olmadığı dosya kapsamından

anlaşılmaktadır. Esasen kararın karşı oy gerekçesinde de işlemin ölçülü

olmadığına işaret edilmektedir. Bu durumda AYİM 2. Dairesinin başvurucu ile

ilgili kararının salt hukuk kurallarının yorumlanmasından ibaret bir karar

olmayıp, bariz takdir hatası ile malûl bulunduğunda kuşku bulunmamaktadır. Öte

yandan, bireysel başvurunun yapılmasından sonraki süreçte (karar verilene

kadar) meydana gelen hukuki gelişme ve olguların (15 Temmuz darbe girişimi

sonrası olayların) Anayasa Mahkemesince dikkate alınması ve bireysel başvuruya

konu AYİM 2. Dairesi (red) kararının bu çerçevede

değerlendirilmesi gerektiği açıktır, ve fiili uygulama

da bu doğrultudadır. Dolayısiyle, 2015 yılı öncesi

hukuki değerlendirme ile yetinilmesi sonucunu doğuran karara bu mahiyeti

itibariyle de katılmak mümkün değildir.

Açıklanan nedenlerle; başvurucu hakkındaki yargılamanın (AYİM 2.

Dairesinin atama işleminin iptali istemli davada verdiği red

kararının) sonucu itibariyle adil olmadığı ve Anayasa’nın 36. Maddesinin ihlâl

edilmiş olduğu kanaatine vardığımızdan, çoğunluğun aksi yöndeki kararına

katılmıyoruz.

Başkan

:

Zühtü ARSLAN

Başkan Vekili

:

Burhan ÜSTÜN

Başkan Vekili

:

Engin

YILDIRIM

Üyeler

:

Serdar

ÖZGÜLDÜR

Serruh KALELİ

Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Recep

KÖMÜRCÜ

Nuri

NECİPOĞLU

Celal Mümtaz

AKINCI

Muammer

TOPAL

M. Emin KUZ

Hasan Tahsin

GÖKCAN

Kadir ÖZKAYA

Rıdvan GÜLEÇ

Recai AKYEL

Yusuf Şevki

HAKYEMEZ

Raportör

:

Mehmet Sadık

YAMLI

Başvurucu

:

İ.Y.Ö.

Vekili

:

Av. Yalçın

TORUN

KARŞIOY YAZISI

GİRİŞ

1. Genel Kurulca 2015/1609 ve 2015/18803 numaralı başvurularla

birleştirilerek incelenen başvurunun konusu, Gülhane Askeri Tıp Akademisinde

Üroloji Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapan başvurucunun, aynı birimde

görevli bir kısım doktorlarla karşılıklı şikayetleri sonucu gelişen olaylar

zincirinde gerçekleşen idari ve yargısal işlemlerin, başvurucunun akademik

kariyerinin sonlandırılarak beş yıl erken emekliye sevki ile neticelenmesi,

buna karşılık uyuşmazlık tarafı diğer tüm kişilerin sonuçta haklı çıkarak adeta

ödüllendirilmeleridir.

2. Başvurucunun Anayasa Mahkemesine bireysel başvurularını

yaptığı tarihlerde henüz FETÖ terör örgütünün hain darbe girişiminin

gerçekleşmediği ve bu terör örgütünün silahlı kuvvetler ve yargıdaki

örgütlenmesinin tam anlamıyla çözülemediği bilinmektedir. Bu nedenle başvurucu

her ne kadar başvuru dilekçelerinde kendisi aleyhine yapılan ve kasıtlı olduğu

izlenimini veren yargısal işlemlerle ilgi somut bir kumpas iddiasında

bulunamamış ise de 15 Temmuz hain darbe girişimini takiben Anayasa Mahkemesine

sunduğu 21.7.2016, 16.8.2016 ve 27.2.2017 tarihli dilekçelerinde sunduğu

delillerle, kamu oyunun gözleri önünde cereyan eden ve yargıya intikal etmiş

bulunan kumpas davası örneklerinde de görüldüğü gibi, FETÖ terör örgütü mensubu

kişilerin sistemli ve koordineli oyunları sonucu mağdur edildiğini ve adil

yargılanmadığını öne sürmüş, buna ilişkin delil ve emareleri de ortaya

koymuştur.

3. Anayasa Mahkemesi Genel Kurulunca başvurunun bu yeni deliller

değerlendirilmeden incelenerek, başvuru tarihindeki durum esas alınmak

suretiyle karara bağlanmasının ve sonuç olarak başvurunun tüm iddialar yönünden

KABUL EDİLEMEZ olduğuna karar verilmesinin isabetli olmadığı düşüncesiyle,

karara katılmamaktayım.

4. Bu amaçla önce Anayasa Mahkemesi kararlarında FETÖ terör

örgütü, bu örgütün silahlı kuvvetlerdeki ve yargıdaki yapılanması ve örgütün

yöntemleri hakkında ifade edilenlerin hatırlanmasında yarar bulunmaktadır.

ANAYASA MAHKEMESİ KARARLARININ İLGİLİ

BÖLÜMLERİ

5. Anayasa Mahkemesinin 4/8/2016 tarihli, Esas: 2016/6 (Değişik

İşler), Karar: 2016/12 sayılı kararının ilgili bölümleri şöyledir:

“OLAY VE OLGULAR

1. 1960’lı yıllarda Fetullah Gülen isimli kişi tarafından kurulan ve yakın

döneme kadar dini bir grup olarak nitelenen, “Gülen Cemaati”, “Hizmet

Hareketi”, “Cemaat” ve “Camia” gibi isimlerle anılan bir yapılanmanın

faaliyetlerini eğitim ve din başta olmak üzere zamanla birçok alanda

genişlettiği ve yüzü aşkın ülkede yaygınlaştırdığı bilinmektedir.

2. Bu yapılanmanın gerçek

amacının devleti ele geçirmek olduğu, bu amaçla tüm kamu kurum ve

kuruluşlarında; özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), mülki idare birimleri,

yargı teşkilatı, kolluk birimleri, eğitim kurumları gibi yerlerde kadrolaştığı

ve bu kişilerin devletin amaçlarından ziyade yapılanmanın amaçları

doğrultusunda faaliyette bulundukları iddiaları öteden beri kamuoyunda

tartışılmaktadır.

3. Bu iddialar zamanla

kamuoyunda tartışma konusu olmanın ötesine geçmiş ve pek çok soruşturma ve

kovuşturmaya konu edilmiştir. Bu yapılanma, ilgili soruşturma ve

kovuşturmalarda “Fetullahçı Terör Örgütü” (FETÖ)

ve/veya “Paralel Devlet Yapılanması” (PDY) olarak isimlendirilmiştir.

A. Genel Olarak FETÖ/PDY’nin Yapısı ve Faaliyetleri

4. Açılan soruşturma ve

kovuşturmalarda FETÖ/PDY’nin yapısı ve faaliyetleri

hakkında genel olarak şu iddialar ileri sürülmüştür:

a. Yapılanmanın kendisine

atfettiği kutsallığın doğal bir sonucu olarak vatan, devlet, millet, ahlak,

hukuk, temel hak ve hürriyetler de dâhil olmak üzere her şeyin değer bakımından

kendisinden sonra geldiği anlayışına sahip olduğu,

b. Eğitim ve din

alanındaki faaliyetleriyle toplumda meşruiyet kazanmaya çalıştığı,

c. Bünyesinde bulunan

ışık (talebe) evleri, okullar, yurtlar ve dershaneler aracılığıyla ulaştığı

gençleri amaçları doğrultusunda yetiştirerek kadrolarını oluşturduğu,

d. İtaat ve teslimiyet

temelinde oluşturulmuş ve üstte “kâinat imamı” olarak Fetullah

Gülen’in olduğu kıta, ülke, eyalet, il, ilçe, semt, mahalle ve ev imamlarından

oluşan dikey hiyerarşisinin bulunduğu,

e. Temel örgütlenmesinin

imamlara bağlı zincirler şeklinde olduğu, yönetici üst kadro dışındaki her

biriminin bağımsız hücreler şeklinde örgütlendiği, böylece her bir örgüt

mensubunun en fazla bir üst sorumlusunu ve bir altında bulunan örgüt mensubunu

tanımasının sağlandığı,

f. Tüm mensuplarını

sadakat ve bağlılık yönünden sınıflandırdığı, en üst sınıfta bulunan

mensuplarının yönetici olarak görevlendirildiği,

g. Fetullah Gülen’in atadığı ve yalnızca kendisinin bildiği kişiler vasıtasıyla

örgütün iç işleyişini denetleyen ve lidere rapor eden ayrı bir yapılanmanın

olduğu,

h. Yöneticilerinin ve

üyelerinin faaliyetlerini gizlilik esasıyla yürüttükleri ve gizliliği

sağlayacak haberleşme yöntemleri kullandıkları, üyelerinin önemli bir bölümünün

“kod isim” kullandığı, mensuplarının tanınmayı önlemek amacıyla kendilerini

farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme gayreti içinde oldukları, bu

nedenle yapılanma ile mensuplarının bağının ortaya konulmasının oldukça zor

olduğu,

i. Mensuplarının

gelirlerinin belli bir oranının “himmet” adı altında alındığı,

j. Yapılanmadan ayrılmak

isteyen kişilere baskı uygulandığı ve çeşitli yaptırımlarda bulunulduğu,

k. Fetullah Gülen'in “Her yerde olmalısınız. Her yerde değilseniz hiçbir yerde

değilsinizdir.” talimatı gereği yapılanmanın başta TSK, emniyet teşkilatı,

Millî İstihbarat Teşkilâtı (MİT) ve yargı organları olmak üzere neredeyse tüm

kamu kurum ve kuruluşlarında; siyasi partiler, sendikalar, vakıf ve dernekler

ile ticari kuruluşlar gibi sivil organizasyonlarda örgütlendiği,

l. Kamu görevlisi olan

mensuplarının yapılanmaya olan aidiyetlerinin devlete olandan önce geldiği,

m. Yapılanmanın kamuda

görev almak veya görevde yükselmek için yapılan sınavlarda sorulacak soruları

önceden elde ederek mensuplarına vermek suretiyle kamu kurumlarında haksız

şekilde kadrolaştığı ve mensuplarının önemli görevlere gelmesini sağladığı,

n. Yapılanmaya dâhil

olmayan kamu görevlilerinin kurum içerisinde etkili olmalarını önlemek için, bu

kişilerin itibarını sarsacak isimsiz ve imzasız ihbarlarda bulunulduğu,

internet ya da basın aracılığıyla yayınlar yapıldığı,

o. Kamu kurum ve

kuruluşlarında kadrolaşmış olan mensuplarının stratejik birimlere(personel,

istihbarat, özel kalem, bilişim, muhasebe vb.) yerleşmeye teşvik edildiği,

p. Her kurum ve kuruluş

için belirlenen sorumlu bir kişiye (“abi”) bağlı olarak hiyerarşik bir düzende

mevcut idari sisteme paralel bir yapının oluşturulduğu,

r. Yapılanmaya dâhil

olmayan kişilerle ilgili bilgilerin kaydedildiği ve bu kayıtların arşivlendiği,

s. Yapıya mensup kamu

görevlileri vasıtasıyla kişisel verilerin, devlete ait gizli bilgi ve

belgelerin ele geçirildiği ve arşivlendiği,

t. Toplumdaki karşılığı

sınırlı olan yapılanmanın kamu kurum ve kuruluşlarındaki mensuplarının oranının

toplumsal karşılığı ile kıyaslanamayacak kadar yüksek olduğu,

u. Yapılanmanın, paralel

bir devlet yapılanmasına dönüştüğü,devlet

ve toplum üzerinde “vesayet” oluşturduğu,

v. Türkiye Cumhuriyeti

Devletinin tüm anayasal kurumlarını (yasama, yürütme, yargı erklerini) ele

geçirmeyi ve bundan sonra devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi

doğrultusunda yeniden şekillendirerek oligarşik

özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomik, toplumsal ve siyasal gücü

yönetmeyi hedeflediği,

y. Ulusal ve uluslararası

düzeyde siyasi ve ekonomik ittifaklar kurduğu.

B. FETÖ/PDY’ye İlişkin Soruşturma ve Kovuşturmalar

5. Yukarıda belirtildiği

şekilde yapılandığı iddia edilen FETÖ/PDY’nin yasadışı

faaliyetlerine ilişkin geçmişten günümüze çok sayıda soruşturma ve kovuşturma

açılmış olup bunlardan bazılarına aşağıda yer verilmiştir:

a. Sıkıyönetim

Mahkemesinde Fetullah Gülen hakkında laikliğe aykırı

olarak devletin içtimai, iktisadi, siyasi veya hukuki temel nizamlarını kısmen

de olsa dini esas ve inançlara uydurmak amacıyla propaganda yapma suçundan kamu

davası açılmış, mahkûmiyetine karar verilmiş, bu karar Askeri Yargıtay

tarafından onanmıştır (Askeri Yargıtayın 1973/146-272

sayılı kararı).

b. Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinde Fetullah

Gülen hakkında laik devlet yapısını değiştirerek, dini kurallara dayalı bir

devlet düzeni kurmak amacıyla örgüt kurma suçundan kamu davası açılmış ancak

21/12/2000 tarihli ve 4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen

Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair

Kanun gereğince davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar

verilmiştir (Ankara 2 Nolu Devlet Güvenlik

Mahkemesinin E.2000/124 K.2003/20 sayılı kararı). Anılan davada, Genelkurmay

Başkanlığı ile jandarma ve emniyet birimleri tarafından gönderilen rapor ve

yazılarda; Fetullah Gülen’in, kurulu devlet sistemine

göre ve devlet modeline uygun bir örgütlenme ile devlete alternatif bir sistem

kurmayı hedeflediği, her alanda devlete karşı alternatif bir yapılanma tesis

ettiği, devlet içindeki bütün kadrolarda ve özellikle askeriye, mülkiye, hukuk

ve eğitim alanında teşkilatlanmaya özel önem verdiği, emir komuta zincirinde

askeri disiplin içerisinde işleyen bir sisteminin bulunduğu ifade edilmiştir.

c. Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in 19/1/2007 tarihinde İstanbul’da silahlı bir saldırı

sonucu öldürülmesi olayına ilişkin olarak FETÖ/PDY mensubu olduğu ileri sürülen

bazı emniyet görevlilerinin cinayetin işleneceğini bilmelerine rağmen

yapılanmanın amaçları doğrultusunda önlemedikleri iddiasıyla kamu davası

açılmıştır (İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2015/337 sayılı dosyası).

d. FETÖ/PDY mensubu

olduğu ileri sürülen bazı kamu görevlileri hakkında, Başbakan’ın ev ve çalışma

odalarını teknik cihazlarla dinleyerek siyasi ve askeri casusluk yaptıkları

iddiasıyla kamu davası açılmıştır (Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesinin E.2014/412

sayılı dosyası).

e. FETÖ/PDY mensubu

olduğu ileri sürülen bazı kamu görevlileri hakkında, yapılanmanın faaliyeti

kapsamında işlendiği ileri sürülen suçların tespit edilmesini engellemek için

delilleri yok ettikleri (Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığının

bir projesinin kullanıcı bilgilerini sildikleri) iddiasıyla soruşturma

başlatılmıştır (Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/74480 sayılı

soruşturması).

f. FETÖ/PDY mensubu

olduğu ileri sürülen bazı kamu görevlileri hakkında, Türkiye Büyük Millet

Meclisi (TBMM) Başkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Anayasa Mahkemesi

Başkanı, Başbakan Yardımcıları, Bakanlar ve MİT Müsteşarı’nın da aralarında

olduğu üst düzey devlet yetkililerine verilen ve Türkiye Bilimsel ve Teknolojik

Araştırma Kurumu (TÜBİTAK) tarafından üretilen kriptolu telefonları casusluk

amacıyla dinledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır (Ankara 2. Ağır Ceza

Mahkemesinin E.2015/202 sayılı dosyası).

g. Dışişleri Bakanlığında

13/3/2014 tarihinde yapılan ve Dışişleri Bakanı, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı,

MİT Müsteşarı ve Genelkurmay İkinci Başkanı’nın katıldığı gizli bir toplantının

siyasi ve askeri casusluk maksadıyla dinlenildiği ve bu ses kayıtlarının

internet üzerinden yayınlandığı iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır (Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığı 2014/47602 sayılı soruşturması). Bu eylemin FETÖ/PDY

mensubu kişilerce gerçekleştirildiği iddiası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının

6/6/2016 tarihli ve E.2016/24769 sayılı iddianamesinde dile getirilmiştir.

h. Hukuka aykırı olarak,

MİT’e ait yüklerin bulunduğu bir adet tırın 1/1/2014 tarihinde Hatay’da

durdurulup aranmak istenmesi, üç adet tırın ise 19/1/2014 tarihinde Adana’da

durdurulup aranması ve MİT mensupları hakkında soruşturma başlatılması

nedenleriyle ilgili jandarma personeli (Adana 7. Ağır Ceza Mahkemesinin

E.2014/161 sayılı dosyası) ve yargı mensupları (Yargıtay 16. Ceza Dairesinin

E.2015/1 sayılı dosyası) hakkında kamu davası açılmıştır. Bu eylemlerin

FETÖ/PDY mensubu kişilerce anılan yapılanmanın amaçları doğrultusunda

gerçekleştirildiği iddiası Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 6/6/2016 tarihli

ve E.2016/24769 sayılı iddianamesinde ifade edilmiştir.

i. FETÖ/PDY mensubu

olduğu ileri sürülen kamu görevlileri hakkında, kamuoyunda “Kudüs Selam Tevhit

Örgütü Soruşturması” olarak bilinen soruşturmanın bu yapılanmanın amaçları

doğrultusunda yapıldığı, anılan soruşturmada birçok üst düzey kamu yöneticisi,

gazeteci ve bilim adamının da aralarında olduğu çok sayıda kişinin

telefonlarının usulsüz olarak dinlendiği iddiasıyla kamu davası açılmıştır

(İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2014/41637 sayılı soruşturması ve

iddianamesi).

j. FETÖ/PDY mensubu

olduğu ileri sürülen kamu görevlileri hakkında, siyasetçilerin ve üst düzey

kamu görevlilerinin telefonlarını dinleyerek gizli nitelikteki siyasi ve askeri

bilgilere ulaştıkları iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır (Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığının 2016/80080 sayılı soruşturması).

k. FETÖ/PDY mensubu

olduğu ileri sürülen kamu görevlileri hakkında, İnsani Yardım Vakfının (İHH)

Kilis ilinde bulunan bürosunun 15/1/2014 tarihinde casusluk amacıyla arandığı

iddiasıyla soruşturma başlatılmıştır (Van Cumhuriyet Başsavcılığının 2015/4111

sayılı soruşturması).

l. FETÖ/PDY yapılanmasına

mensup olduğu ileri sürülen kişilerin, kamu görevine giriş veya görevde

yükselme sınavlarında, sınav sorularını yapılanmanın mensuplarına önceden

verdikleri iddiaları çok sayıda soruşturmaya konu olmuştur (Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığının 2010/100074, 2015/26827, 2015/156193, 2015/79801, 2015/80510,

2015/80526, 2015/80534, 2015/18314, 2015/80555, 2015/80559, 2015/41561,

2016/3801, 2015/80539, 2015/80550, 2015/166002, 2015/98865, 2015/70581,

2015/37022, 2015/39600 sayılı soruşturma dosyaları).

m. İstanbul’da yürütülen

bazı soruşturmalarda tutuklu bulunan ve FETÖ/PDY üyesi oldukları ileri sürülen

çok sayıda şüphelinin tahliyesine ilişkin kararlar veren iki hâkim hakkında, bu

kararları yetkileri bulunmadığı hâlde üyesi oldukları aynı yapılanmanın talimatıyla

verdikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır (Bakırköy Cumhuriyet

Başsavcılığının 21/9/2015 tarihli ve E.2015/29385 sayılı iddianamesi; anılan

hâkimlerin tutuklanmalarının hukuki olmadığına ilişkin bireysel başvurularının

kabul edilemez olduğuna dair Anayasa Mahkemesi kararı için bkz. Mustafa Başer

ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016).

n. FETÖ/PDY’nin kurucusu ve lideri Fetullah

Gülen’in de aralarında olduğu yetmiş üç örgüt yöneticisi hakkında silahlı terör

örgütü kurma ve yönetme, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya

görevini yapmasını engellemeye teşebbüs, siyasi ve askeri casusluk yapma,

zimmet, nitelikli dolandırıcılık, resmi belgede sahtecilik, suçtan kaynaklanan

malvarlığı değerlerini aklama, kişisel verilerin hukuka aykırı olarak

kaydedilmesi, kişisel verileri hukuka aykırı olarak başkasına verme, yayma, ele

geçirme suçlarını işledikleri iddiasıyla kamu davası açılmıştır (Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının 6/6/2016 tarihli ve E.2016/24769 sayılı

iddianamesi).

C. FETÖ/PDY’nin Yargı Organlarındaki Yapılanması ve Faaliyetleri

6. FETÖ/PDY’nin bilhassa (yakın döneme kadar faaliyette olan) özel

yetkili mahkemelerde ve savcılıklarda örgütlendiği, yargı ve emniyet

içerisindeki mensuplarının örgütün imamlarından aldıkları talimatlar uyarınca

ve örgüt çıkarları doğrultusunda hareket ettikleri, bu kapsamda ciddi hukuki

sorunlar içeren uygulamalar yaptıkları kamuoyunda uzun süredir

tartışılmaktadır.

7. Bu bağlamda Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının 6/6/2016 tarihli iddianamesinde, yargı içinde FETÖ/PDY’nin önemli bir kadrosunun varlığını sürdürdüğüne,

yapılanmanın istediğinde her türlü hukuksuz kararı verecek ve yargı eliyle kamu

gücünü örgüt menfaatine kullanacak binlerce hâkim ve savcı mensubunun

bulunduğuna değinilmiş; son yıllarda kamuoyu tarafından yakından takip edilen

birçok olaya ilişkin soruşturma ve yargılama süreçlerinin FETÖ/PDY’nin yargı teşkilatı içerisindeki mensuplarınca bu

örgütün amaçları doğrultusunda ve yargı imamları tarafından verilen talimatlar

uyarınca yapıldığı, bu süreçlerde bilinçli olarak hukuka aykırı uygulamalarda

bulunulduğu iddia edilmiştir. Bu kapsamda “Şemdinli”, “Ergenekon”, “Balyoz”,

“Askeri Casusluk”, “Devrimci Karargâh”, “Oda TV” ve “Şike” davaları gibi

kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan birçok davayı başta TSK olmak üzere

farklı kamu kurum ve kuruluşlarındaki örgüt mensubu olmayan kamu görevlilerini

tasfiye etmek ve farklı sivil çevrelerde örgütün çıkarlarına aykırı

davrandığını düşündüğü kişileri etkisizleştirmek amacıyla kullandığı ileri

sürülmüştür.

8. Anılan davalarda

yargılanan sanıkların önemli bir bölümü beraat etmiş, bir kısım davalarda

yargılamanın yenilenmesi yoluna gidilmiş ve mahkûmiyet kararları

kaldırılmıştır. Bazı davalarda ise hukuki süreçler devam etmektedir. Anılan

davaların bir kısmındaki usulsüzlük iddiaları Anayasa Mahkemesinin ihlal

kararlarına da konu olmuştur (bkz. Sencer Başat ve diğerleri [GK], B. No:

2013/7800, 18/6/2014; Yavuz Pehlivan ve diğerleri [GK], B. No: 2013/2312,

4/6/2015; Yankı Bağcıoğlu ve diğerleri [GK],B. No:

2014/253, 9/1/2015).

9. Yukarıda belirtilen

iddialara ilişkin olarak FETÖ/PDY’ye mensup olduğu

ileri sürülen bazı yargı mensupları hakkında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu

(HSYK) tarafından disiplin soruşturmaları yapılarak meslekten çıkarma cezaları

verilmiş ayrıca adli mercilerce de soruşturma ve kovuşturmalar yapılmıştır.

10. 2010 yılında yapılan

Anayasa değişikliği ile hâkim ve savcıların kendi aralarından HSYK’ya üye seçmelerine imkân tanınmıştır. Buna göre hâkim

ve savcılar adli yargıdan yedi asıl, dört yedek; idari yargıdan üç asıl iki

yedek üyeyi seçeceklerdir. Belirlenen seçim sistemine göre her bir seçmen adli

yargı için on bir, idari yargı için beş adaya oy verme hakkına sahiptir. 2014

yılında yapılan seçimlerde Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) ve Yargıda

Birlik Platformu (YBP) seçimde destekledikleri adaylarını açıklamıştır. Bu iki

yargı örgütünün desteklediklerinin dışında bazı adaylar seçime bağımsız olarak

(bir başka adayla birlikte hareket etmeden) girdiklerini ifade etmişlerdir.

Seçim sonuçları incelendiğinde; seçime bağımsız olarak girdiğini beyan eden ve

hukuk çevrelerinde söz konusu yapılanmaya mensup ya da bu yapı ile irtibatlı

olduklarına dair iddialar ileri sürülen adli yargıdan on aday binlerce hâkim

savcıdan blok olarak oy almış, bunlardan ikisi HSYK yedek üyeliğine; idari

yargıdan beş aday ise yüzlerce hâkimden blok olarak oy almış ve bunlardan ikisi

HSYK asıl üyeliğine seçilmiştir. Bu durum, kamuoyunda FETÖ/PDY’nin

yargı organları içerisinde önemli ölçüde örgütlenmesinin olduğu tartışmalarını

yaygınlaştırmıştır.

D. FETÖ/PDY’nin TSK’daki Yapılanması ve Faaliyetleri

11. 15 Temmuz 2016 gecesi

meydana gelen darbe teşebbüsünün daha iyi anlaşılması bakımından FETÖ/PDY’nin TSK’daki yapılanmasına, faaliyetlerine ve

yapılanmanın ülkenin güvenliği üzerinde oluşturduğu risklere ilişkin Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığının darbe teşebbüsünden kısa süre önce düzenlediği

6/6/2016 tarihli iddianamesinde yer verilen tespit, değerlendirme ve öngörülere

özetle yer verilmesi uygun olacaktır. Bu tespit, değerlendirme ve öngörüler

şöyle özetlenebilir:

a. FETÖ/PDY’nin en çok önem verdiği kurumun TSK olduğu,

b. FETÖ/PDY’nin en fazla kadrolaştığı ve egemen hâle geldiği devlet

kurumunun TSK olduğu,

c. TSK’daki kadrolaşmanın

uzun yıllar önce başladığı ve ilk yerleştirilen örgüt mensuplarının general

veya albay rütbesine yükseldikleri,

d. FETÖ/PDY’nin subay ve astsubay olacak mensuplarını özel olarak

yetiştirdiği,

e. 2003 yılına kadar

yaklaşık dört yüz personelin bu yapıya mensubiyeti nedeniyle ilişiği kesilirken

bu tarihten sonra bu sebeple ilişiği kesilen personelin bulunmadığı,

f. Yapılanmaya mensup

olmayan personelin bazı soruşturma ve davalarla tasfiye edildiği ve bu

personelin yerine örgüt mensuplarının terfi etmesinin sağlandığı,

g. Özellikle bu

yapılanmaya mensup olmayan askeri pilotların çeşitli yöntemlerle kurumdan

uzaklaştırıldığı,

h. Kurmay subay

kadrosunun önemli bir bölümünün FETÖ/PDY mensubu olduğu,

i. FETÖ/PDY’nin askeri yargıda egemen bir güç olduğu ve bu nedenle

yapıya yönelik soruşturmalardan netice alınamadığı,

j. TSK içerisindeki bu

yapılanmanın ordu disiplinini bozacak ve ülke savunmasında zafiyet oluşturacak

bir yoğunluğa ulaştığı,

k. FETÖ/PDY’nin kuvvet komutanlıkları, jandarma ve emniyet

teşkilatları içindeki mensuplarından oluşan ve on binleri bulan devletten ayrı

hiyerarşiye bağlı silahlı bir yapılanmasının olduğu,

l. FETÖ/PDY’nin Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tarihi boyunca

gördüğü en büyük, en tehlikeli ve en organize terör örgütlenmesi olduğu,

m. FETÖ/PDY’nin anayasal düzeni değiştirecek veya ortadan

kaldıracak silahlı güce ulaştığı ve bir askeri darbe yapabilecek tek organize

güç olduğu,

n. FETÖ/PDY’nin TSK içerisindeki etkinliğine dayanarak askeri darbe

ve iç savaş tehditlerinde bulunduğu,

o. FETÖ/PDY’nin darbe teşebbüsünde bulunma tehlikesinin açık ve

yakın olduğu,

p. Bu tehlikenin

gerçekleşmesi halinde bunun devlet için gerçek bir yıkım olacağı, ülkenin bir

iç savaşa sürüklenebileceği, milyonlarca insanın ölüp milyonlarca mültecinin

ortaya çıkabileceği, devletin yeniden ayağa kaldırılmasının mümkün

olamayabileceği,

r. FETÖ/PDY’nin tasfiyesinin devlet için artık varlık yokluk

meselesi hâline geldiği.

E. 15 Temmuz 2016 Tarihli

Darbe Teşebbüsü ve Sonrası

12. Ülkemizde 15/7/2016

gecesi, TSK içerisinde örgütlenmiş olan bir grup tarafından demokratik anayasal

düzeni cebir ve şiddet kullanarak ortadan kaldırma teşebbüsünde bulunulmuştur.

13. Genelkurmay Başkanlığı

tarafından yapılan ilk açıklamada, anılan teşebbüse toplam 8.651 askeri

personelin karıştığı, TSK’ya ait savaş uçakları dâhil otuz beş uçağın, otuz

yedi helikopterin, yetmiş dört tanesi tank olmak üzere iki yüz kırk altı zırhlı

aracın ve dört bine yakın hafif silahın kullanıldığı belirtilmiştir.

14. Teşebbüs sırasında

TBMM, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Emniyet Genel

Müdürlüğü Özel Harekât Daire Başkanlığı, MİT yerleşkelerinin de aralarında

bulunduğu birçok yere uçak ve helikopterlerin de kullanıldığı bombalı ve

silahlı saldırılar yapılmış, Cumhurbaşkanı’na yönelik suikast girişiminde

bulunulmuş, Başbakan’ın aracının bulunduğu konvoya silahla ateş edilmiş,

Genelkurmay Başkanı’nın da aralarında bulunduğu birçok üst düzey askeri yetkili

rehin alınmış, çok sayıda kamu kurumu silah zoruyla işgal edilmiş veya buna

teşebbüs edilmiştir.

15. Darbe teşebbüsüne

karşı koyan güvenlik görevlileri ile tepki göstermek üzere sokaklara çıkan

sivillere uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve hafif

silahlarla saldırılmış, bu sırada (polis, asker ve sivil) iki yüz elliye yakın

kişi hayatını kaybetmiş, iki bini aşkın kişi ise yaralanmıştır.

16. Teşebbüste bulunan

grup, işgal ettiği Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu (TRT) aracılığıyla “Yurtta

Sulh Konseyi” adına bir bildiri yayınlamıştır. Anılan bildiride; TSK adına

yönetime el konulduğu, siyasi iktidara görevden el çektirildiği, devlet

yönetiminin kendilerince gerçekleştirileceği, vatana ihanet içerisinde bulunan

tüm kişi ve kuruluşların mahkemeler önünde hesap vermesinin temin edileceği,

tüm yurtta sıkıyönetim ilan edildiği, ikinci bir duyuruya kadar sokağa çıkma

yasağı uygulanacağı ve yeni bir anayasa hazırlanması temin edilene kadar

kendilerince her türlü tedbirin alınacağı ifade edilmiştir.

17. Teşebbüs sırasında

ülke genelindeki televizyon yayınlarının ve internet erişiminin kesilmesi için

ilgili kurum ve kuruluşlara saldırıda bulunulmuş; bazı özel televizyon

kanallarının binaları işgal edilmiştir. Darbe teşebbüsü, başta Cumhurbaşkanı

olmak üzere anayasal organlar tarafından reddedilmiştir. Cumhurbaşkanı’nın

çağrısı üzerine halk sokağa çıkarak darbe teşebbüsüne tepki göstermiştir. Meşru

devlet otoritelerinin emir ve talimatlarına göre hareket eden güvenlik güçleri

tarafından darbe teşebbüsüne karşı konulmuştur. TBMM’de temsil edilen tüm

siyasi partiler ile sivil toplum örgütleri darbe teşebbüsünü kabul

etmediklerini açıklamışlardır. Basın yayın organlarının neredeyse tamamı darbe

teşebbüsü aleyhine yayınlar yapmıştır. Yurt genelinde Cumhuriyet

başsavcılıkları darbe teşebbüsünde bulunanlar hakkında soruşturma başlatarak

güvenlik güçlerine teşebbüse katılanların yakalanması emrini vermişlerdir.

Nihayetinde kapsamlı ve güçlü bir dirençle karşılaşan darbe teşebbüsü

engellenmiştir.

18. Darbe teşebbüsü

sonrası ülke genelinde FETÖ/PDY üyesi olduğu değerlendirilen çok sayıda askeri

personel, emniyet görevlisi ve yargı mensubu gözaltına alınmıştır. Ayrıca yargı

mensupları dâhil binlerce kamu görevlisi görevden uzaklaştırılmıştır.

19. Milli Güvenlik

Kurulunun 20/7/2016 tarihli ve 498 sayılı tavsiye kararı ile Anayasa’nın 120.

maddesi uyarınca hükûmete olağanüstü hâl ilan edilmesi tavsiyesinde

bulunulmuştur. Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, 20/7/2016

tarihinde, ülke genelinde 21/7/2016 Perşembe günü saat

01.00’den itibaren doksan gün süreyle olağanüstü hâl ilan edilmesine karar

vermiştir. Anılan karar 21/7/2016 tarihli ve 29777 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

20. Cumhurbaşkanı

başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulunca 22/7/2016 tarihinde kararlaştırılan

667 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Alınan Tedbirlere İlişkin Kanun Hükmünde

Kararname (KHK) 23/7/2016 tarihli ve 29779 sayılı Resmî Gazete’de

yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

21. Yetkili makamların

yaptıkları sözlü ve yazılı açıklamalar ile 667 sayılı KHK’nın genel

gerekçesinde darbe teşebbüsünün FETÖ/PDY mensupları tarafından

gerçekleştirildiği belirtilmiştir. Darbe teşebbüsü sonrası başlatılan

soruşturmalar kapsamında bu teşebbüse katıldıkları iddia edilen bazı

şüphelilerin ifadelerinde kendilerinin ve anılan teşebbüsün FETÖ/PDY ile

bağlantısının olduğuna dair itirafta bulundukları kamuoyuna yansımıştır."

6.Anayasa Mahkemesinin 20/6/2017 tarihli ve 2016/22169 başvuru

numaralı kararının ilgili bölümleri şöyledir:

“… OLAYVEOLGULAR

10. Başvuru formları ve

eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)

aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle

şöyledir:

11. Başvurucuların

tutuklanmasına ve ülkemizde olağanüstü hâl ilan edilmesine sebebiyet veren

olayların değerlendirilmesi bakımından öncelikle bu olayların meydana geliş

şekline ilişkin birtakım bilgilere yer verilmesi gerekir.

A. Darbe Teşebbüsü Süreci

12. Türkiye, 15 Temmuz

2016 gecesi silahlı bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya kalmıştır.

13. Darbe teşebbüsünde

bulunanlarca hazırlanan "sıkıyönetim direktifi" ile Türk Silahlı

Kuvvetleri (TSK) tarafından emir komuta bütünlüğü içinde devletin yönetimi

maksadıyla "Yurtta Sulh Konseyi" teşkil edildiği, yönetime el

konulduğu, tüm yurtta sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiği, kamu

yetkisi ile yapılan tüm atama ve görevlendirmelerin teşkil edilen "Yurtta

Sulh Konseyi" tarafından veya onun vereceği yetkiye istinaden yapılacağı,

bunun haricinde yapılacak işlemlerin yok hükmünde olduğu, mevcut yürütme

erkinin görevden el çektirildiği, Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM)

feshedildiği, tüm valilerin görevden alındığı, tüm vali, kaymakam ve belediye

başkanlığı atamalarının "Yurtta Sulh Konseyi" tarafından yapılacağı,

siyasi partilerin tüm faaliyetlerinin sonlandırıldığı, polis teşkilatının

sıkıyönetim komutanları emrine alındığı belirtilmiştir. Anılan direktifin ve

ekindeki sıkıyönetim komutanlıklarına ilişkin atama listesinin, darbe

teşebbüsünde bulunanlar tarafından ilgili askerî birimlere ve bakanlıklara

gönderildiği anlaşılmıştır.

14. Teşebbüste bulunan

grup, işgal ettiği Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu (TRT) aracılığıyla

"Yurtta Sulh Konseyi" adına bir bildiri yayımlamıştır. Anılan

bildiride "sıkıyönetim direktifi"ndeki

hususlara genel olarak yer verilmiştir.

15. Darbe teşebbüsü

sırasında TBMM, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, Ankara Emniyet Müdürlüğü, Emniyet

Genel Müdürlüğü Özel Harekât Daire Başkanlığı, Millî İstihbarat Teşkilatı (MİT) yerleşkelerinin de aralarında bulunduğu

birçok yere uçak ve helikopterlerin de kullanıldığı bombalı ve silahlı

saldırılar yapılmıştır. Öte yandan Cumhurbaşkanı'nın konakladığı otele silahlı

baskın yapılmış ancak Cumhurbaşkanı kısa süre önce otelden ayrıldığı için

baskın amacına ulaşamamıştır. Ayrıca Başbakan'ın aracının bulunduğu konvoya

silahla ateş edilmiş, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının da

aralarında bulunduğu birçok üst düzey askerî yetkili rehin alınmıştır. Yine

Avrupa ve Asya'yı birbirine bağlayan Boğaz köprüleri ile İstanbul'da bulunan

havalimanları tanklar ve zırhlı araçlar marifetiyle ulaşıma kapatılmış, ülkenin

birçok yerindeki çok sayıda kamu kurumu silah zoruyla işgal edilmiş veya buna

teşebbüs edilmiştir.

16. Teşebbüs sırasında

ülke genelindeki televizyon yayınlarının ve İnternet erişiminin kesilmesi için

TÜRKSAT Uydu Haberleşme Kablo TV ve İşletme Anonim Şirketinin (TÜRKSAT) de

aralarında olduğu ilgili kurum ve kuruluşlara saldırılmış, bazı özel televizyon

kanallarının binaları işgal edilmiş ve yayın akışına müdahalede bulunulmuştur.

17. Genelkurmay Başkanlığı

tarafından yapılan açıklamada; ilk belirlemelere göre anılan teşebbüse 8.000'in

üzerinde askerî personelin karıştığı, teşebbüs sırasında savaş uçakları dâhil

35 uçağın, 3 geminin, 37 helikopterin, 74 tanesi tank olmak üzere 246 zırhlı

aracın ve 4.000'e yakın hafif silahın kullanıldığı bilgisine yer verilmiştir.

18. Darbe teşebbüsü tüm

anayasal organlar tarafından reddedilmiştir. Cumhurbaşkanı'nın çağrısı üzerine

halk sokağa çıkarak darbe teşebbüsüne tepki göstermiştir. Meşru devlet

otoritelerinin emir ve talimatlarına göre hareket eden güvenlik güçleri

tarafından darbe teşebbüsüne karşı konulmuştur. TBMM'de temsil edilen tüm

siyasi partiler ile sivil toplum örgütleri darbe teşebbüsünü kabul

etmediklerini açıklamışlardır. Basın yayın organlarının neredeyse tamamı darbe

teşebbüsü aleyhine yayınlar yapmıştır. Yurt genelinde Cumhuriyet

başsavcılıkları darbe teşebbüsünde bulunanlar hakkında soruşturma başlatarak

güvenlik güçlerine teşebbüse katılanların yakalanması emrini vermişlerdir.

Nihayetinde darbe teşebbüsü kapsamlı ve güçlü bir dirençle engellenmiştir.

19. Darbe teşebbüsüne

karşı koyan güvenlik görevlileri ile tepki göstermek üzere sokaklara çıkan

sivillere uçaklar, helikopterler, tanklar, diğer zırhlı araçlar ve silahlarla

saldırılmış; bu saldırılar sonucunda 4'ü asker, 63'ü polis ve 183'ü sivil olmak

üzere toplam 250 kişi hayatını kaybetmiş; 23'ü asker, 154'ü polis ve 2.558'i

sivil olmak üzere toplam 2.735 kişi yaralanmıştır. Başbakan; darbecilerden

36'sının öldüğünü, 49'unun yaralandığını açıklamıştır.

20. Darbe teşebbüsünün

engellenmesinden sonra da milyonlarca insan yeni bir darbe girişimine karşı

ülkenin neredeyse her yerinde şehirlerin meydanlarında yaklaşık bir ay boyunca

gece sabaha kadar beklemiştir.

B. Darbe Teşebbüsünün

Arkasındaki Yapılanmaya İlişkin Olgular

21. Başvurucuların 15

Temmuz darbe teşebbüsü kapsamında bir faaliyete katıldıkları iddiasıyla silahlı

terör örgütü üyesi olmanın yanı sıra cebir ve şiddet kullanarak anayasal düzeni

değiştirmeye çalışma suçuyla da itham edilmeleri ve bu suçlamalar temelinde

yürütülen soruşturmada tutuklanmaları nedeniyle darbe teşebbüsünün arkasındaki

yapılanmaya ilişkin bir kısım olguya yer verilmesi gerekir.

22. Türkiye'de Fetullah Gülen isimli kişi tarafından kurulan, 1960'lı

yıllardan itibaren faaliyette bulunan ve son yıllara kadar dinî bir grup olarak

nitelenen, "Cemaat", "Gülen Cemaati", "Fetullah Gülen Cemaati", "Hizmet Hareketi",

"Gönüllüler Hareketi" ve "Camia" gibi isimlerle anılan bir

yapılanma bulunmaktadır. Bu yapılanmanın örgütlenmesi ve faaliyetlerine ilişkin

olarak pek çok soruşturma ve kovuşturma yürütülmüştür. Son yıllardaki

soruşturma ve kovuşturma belgelerinde, yapılanma "Fetullahçı

Terör Örgütü" (FETÖ) ve/veya "Paralel Devlet Yapılanması" (PDY)

olarak isimlendirilmiştir.

23. Millî Güvenlik Kurulu

(MGK), 20/7/2016 tarihli toplantısında darbe girişimini değerlendirmiştir. Bu

değerlendirmede darbe girişiminin FETÖ tarafından TSK içindeki mensupları

vasıtasıyla başlatıldığı, bu örgütün kuruluş aşamasından itibaren etkisi altına

aldığı eğitim kuruluşları, sivil toplum kuruluşları, medya kuruluşları, ticari

kuruluşlar ve kamu görevlileri aracılığıyla milleti ve devleti kontrol altında

tutmayı amaçladığı belirtilmiştir.

24. Yetkili makamlar

tarafından yapılan çok sayıda sözlü ve yazılı açıklamada genel olarak, darbe

teşebbüsünün Fetullah Gülen'in talimatı ile

başlatıldığı ve onun onayladığı plan doğrultusunda TSK içinde yuvalanmış

FETÖ/PDY mensupları, örgüt yöneticisi konumundaki kamu görevlileri, siviller

ile polis ve jandarma içine sızmış FETÖ/PDY üyeleri tarafından icra edildiği

belirtilmiştir.

C. FETÖ/PDY'nin Özellikleri

26. Yetkili makamlarca ve

soruşturma mercilerince 15 Temmuz darbe teşebbüsünün faili olduğu belirtilen

FETÖ/PDY'ye ilişkin olarak özellikle son yıllarda

yürütülen soruşturma ve kovuşturmalarda bu yapılanmanın özelliklerine ve

faaliyetlerine ilişkin birçok tespit ve değerlendirmeye yer verilmiştir. Bunlar

şöyle özetlenebilir:

i. FETÖ/PDY, başlangıçta özellikle din ve

eğitim alanında faaliyet göstererek toplumda meşruiyet kazanmaya çalışmıştır.

ii.FETÖ/PDY, bünyesinde bulunan ışık (talebe) evleri, okullar, yurtlar ve dershaneler

aracılığıyla ulaştığı gençleri amaçları doğrultusunda yetiştirmiş ve bu kişiler

yapılanmanın insan kaynağını oluşturmuştur. Yapılanmaya mensup kişilerin

gelirlerinin belli bir oranı "himmet" adı altında alınmış,

yapılanmadan ayrılmak isteyen kişilere baskı ve çeşitli yaptırımlar

uygulanmıştır.

iii.FETÖ/PDY, zamanla faaliyetlerini birçok alanda genişletmiş ve Türkiye'nin

yanı sıra yüz elliyi aşkın ülkede yaygınlaştırmıştır. Nitekim söz konusu

yapılanmanın yurt içinde ve yurt dışında eğitim, sağlık, medya, finans,

ticaret, sivil toplum gibi farklı alanlarda faaliyet gösteren çok sayıda

kuruluşu bulunmaktadır.

iv. FETÖ/PDY'nin

sosyal, kültürel ve ekonomik alanda yürüttüğü yasal faaliyetleri; dershaneler,

okullar, üniversiteler, dernekler, vakıflar, sendikalar, meslek odaları,

iktisadi kuruluşlar, finans kuruluşları, gazeteler, dergiler, TV kanalları,

radyolar, İnternet siteleri, hastaneler gibi sivil alanlara ilişkindir. Bunun

yanında bazen bu yasal kuruluşların içinde gizlenmiş olan, bazen de yasal yapıdan

tamamen farklı şekilde konumlanan ve hareket eden, özellikle de kamusal alana

yönelik faaliyetlerde bulunan illegal bir yapılanma söz konusudur.

v. FETÖ/PDY, kendisine kutsallık

atfetmektedir. Bunun sonucu olarak da vatan, devlet, millet, ahlak, hukuk,

temel hak ve özgürlükler de dâhil olmak üzere her şeyin değer olarak

kendisinden sonra geldiği anlayışına sahiptir.

vi. FETÖ/PDY'nin,

itaat ve teslimiyet temelinde oluşturulmuş, en üstte "kâinat imamı"

olarak Fetullah Gülen'in olduğu kıta, ülke, eyalet,

il, ilçe, semt, mahalle ve ev imamlarından oluşan dikey bir hiyerarşisi;

imamlara bağlı ancak birbirinden bağımsız hücre tipi bir örgütlenmesi

bulunmaktadır. Ayrıca Fetullah Gülen'in atadığı ve

yalnızca kendisinin bildiği kişiler vasıtasıyla örgütün iç işleyişini

denetleyen ve lidere rapor eden ayrı bir yapılanma söz konusudur. Diğer

taraftan yapılanmanın örgütlendiği her kurum ve kuruluş için belirlediği

sorumlu bir kişi bulunmaktadır. Bu sorumlu kişiler "abi" veya

"imam" olarak ifade edilmekte ve devlet yönetimi bakımından önemli

görülen kurumlarda o kurumda görev yapanlar dışından seçilmektedir.

vii. FETÖ/PDY'nin

yöneticileri ve üyeleri, faaliyetlerini gizlilik esasıyla yürütmekte ve

gizliliği sağlayacak haberleşme yöntemleri kullanmaktadır. Yine üyelerin önemli

bir bölümünün "kod" isimleri bulunmaktadır. Bu yönüyle yapılanmanın

en önemli özelliğinin gizlilik olduğu söylenebilir. Gizlilik anlayışı, devlet

yönetimi bakımından önemli görülen TSK, yargı, emniyet ve mülki idare

birimlerinde ayrı bir titizlikle uygulanmaktadır. Bunun sonucunda yapılanmaya

mensup kişiler, zaman zaman kendilerini "Fetullah

Gülen ve cemaat karşıtı" olarak bile gösterme gayretinde olmuşlardır.

Nitekim 15 Temmuz darbe teşebbüsü sonrasında yürütülen bir soruşturmanın

şüphelilerinden olan komiser yardımcısı E.G.nin

telefonunda 16/7/2016 tarihinde 05.20-05.29 saatleri arasında bölge imamları

kaydıyla gönderilen "önemli durum kötü çok acil duyuru tüm il ve ilçe

imamlarını, abilere, ablalara, kurum imamlarına iletin, tüm hizmet mensupları

darbeyi şiddetle kınayan açıklama yapsın, meydanlara inip kendisini kamufle

etsin, resim çekilip sosyal medyada yayınlasın, 'demokrasi seçilmiş irade'

falan desinler, ama fazlada asla muhterem hoca efendinin adı geçmesin

açıklamalarda, hepimizi alabilirler herkes 'darbeden haberim yok TV'de gördüm

ilk kez' desin, asla hükumete ve Tayyibe karşı olumsuz bir paylaşım yapmayın,

bu gurubu kapatıyorum şimdi" şeklinde mesajlar olduğu tespit edilmiştir

(İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 10/10/2016 tarihli ve E.2016/3799 sayılı

iddianamesi).

viii. FETÖ/PDY'nin

gerçek amacı devleti ele geçirmektir. Bu amaçla yapılanmanın kurucusu ve lideri

olan Fetullah Gülen'in çeşitli tarihlerdeki konuşma

ve açıklamalarında yer alan "Her yerde olmalısınız. Her yerde değilseniz

hiçbir yerde değilsinizdir."; "Esnek olun, sivrilmeden can damarları

içinde dolanın."; "Bütün güç merkezlerine ulaşıncaya kadar hiç kimse

varlığınızı fark etmeden sistemin ana damarlarında ilerleyin.";

"Türkiye'deki devlet yapısı ölçüsüne göre bütün anayasal müesseselerdeki

güç ve kuvveti cephemize çekeceğimiz ana kadar her adım erken sayılır.";

"Adliye, mülkiye veya başka hayati bir müessesede bizim arkadaşlarımızın

mevcudiyeti öyle ferdi mevcudiyetler şeklinde ele alınıp değerlendirilmemelidir.

Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. Bir ölçüde onlar

bizim varlığımızın teminatıdır." şeklindeki talimatları doğrultusunda tüm

kamu kurum ve kuruluşlarında, özellikle TSK, emniyet teşkilatı, MİT, yargı

organları, mülki idare birimleri ve eğitim kurumları gibi yerlerde kadrolaşılmıştır. Yapılanma, ayrıca siyasi partiler,

sendikalar, vakıf ve dernekler ile ticari kuruluşlar gibi sivil

organizasyonlarda örgütlenmiş; bu alanlarda da önemli bir güce ulaşmıştır.

ix. Yapılanmaya mensup kamu görevlilerinin

devlete olan sadakati, yapılanmaya olandan sonra gelmekte hatta onun karşısında

bir değer ifade etmemektedir. Dolayısıyla bu kişiler, devletin amaçlarından

ziyade yapılanmanın amaçları doğrultusunda faaliyette bulunmaktadırlar.

Yapılanma, kamu kurum ve kuruluşlarında kadrolaşmış olan mensuplarını özellikle

stratejik birimlere (personel, istihbarat, özel kalem, bilişim, muhasebe vb.)

yerleşmeye teşvik etmiştir. FETÖ/PDY'nin kamu

kurumlarındaki mensuplarınca, yapılanmaya dâhil olmayan kişilerle ilgili

bilgiler kaydedilmiş; devlete ait gizli bilgi ve belgeler ele geçirilerek

arşivlenmiştir.

x. FETÖ/PDY'nin kamu

kurum ve kuruşlarındaki faaliyetlerinin temel özelliği, kamusal bir faaliyetin

görünürde bu faaliyeti gerçekleştirmeye yetkili bir kamu görevlisi eliyle

yerine getirilmesi, ancak bu faaliyetin gerçekte ilgili kamu görevlisinin

iradesiyle değil kamu görevlisinin kamusal hiyerarşinin dışında bağlı olduğu

yapılanmadaki üstünün (abi) iradesiyle vuku bulmasıdır.

xi. Toplumdaki karşılığı sınırlı olan yapılanmanın

kamu kurum ve kuruluşlarındaki mensuplarının oranı, toplumsal karşılığı ile

kıyaslanamayacak kadar yüksektir.

xii. Devletin anayasal kurumlarını ele

geçirmek, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi

doğrultusunda yeniden şekillendirmek ve oligarşik

özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü

yönetmek amacıyla mevcut idari sisteme paralel şekilde örgütlenen, ulusal ve

uluslararası düzeyde siyasi ve ekonomik ittifaklar kuran FETÖ/PDY, devlet ve

toplum üzerinde bir "vesayet" kurumu hâline gelmiştir.

D. Darbe Teşebbüsünde

Bulunulan Dönemin Özellikleri

1. FETÖ/PDY Yönünden

27. FETÖ/PDY'nin yapılanması ve faaliyetleri öteden beri toplumda

tartışma konusu olmuştur. Ancak bu yapılanmaya ve faaliyetlerine ilişkin olarak

son yıllarda suç delillerini yok etme, devlet kurumlarının ve üst düzey devlet

görevlilerinin telefonlarını dinleme, devletin istihbarat faaliyetlerini

deşifre etme, kamu görevine giriş veya görevde yükselme sınavlarına ilişkin

soruları önceden elde edip mensuplarına verme gibi eylemler temelinde çok ciddi

soruşturma ve kovuşturmalar yürütülmüştür.

28. 15 Temmuz darbe

teşebbüsü öncesinde yüzlerce kişi hakkında tutuklama tedbirinin uygulandığı bu

soruşturma ve kovuşturmaların genelinde FETÖ/PDY'nin

bir terör yapılanması olduğuna değinilmiş ve haklarında dava açılan kişilerin

diğer bir kısım suçun yanı sıra "silahlı terör örgütü kurma, yönetme veya

üyesi olma" ve "Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya

veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs" suçlarından

cezalandırılmaları talep edilmiştir.

29. Diğer yandan

"Şemdinli", "Ergenekon", "Balyoz", "Askerî

Casusluk", "Devrimci Karargâh", "Oda TV" ve

"Şike" davaları gibi kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan birçok

davanın -FETÖ/PDY'nin amaçları doğrultusunda- başta

TSK olmak üzere farklı kamu kurum ve kuruluşlarındaki örgüt mensubu olmayan

kamu görevlilerini tasfiye etmek ve farklı sivil çevrelerde örgütün çıkarlarına

aykırı davrandığını düşündüğü kişileri etkisizleştirmek amacıyla kullanıldığı

ileri sürülmüştür. Bu davaların bir kısmındaki usulsüzlük iddiaları Anayasa

Mahkemesinin ihlal kararlarına da konu olmuştur (bkz. Sencer Başat ve diğerleri

[GK], B. No: 2013/7800, 18/6/2014; Yavuz Pehlivan ve diğerleri [GK], B. No:

2013/2312, 4/6/2015; Yankı Bağcıoğlu ve diğerleri [GK],B.

No: 2014/253, 9/1/2015).

30. FETÖ/PDY ile

bağlantılı oldukları belirtilen savcı ve hâkimler tarafından 2013 yılının

sonunda bazı siyasiler ve bunların yakınları ile kamuoyunun tanıdığı bir kısım

işadamı hakkında "yolsuzluk" yaptıkları iddiasıyla soruşturma

başlatılması (17-25 Aralık soruşturmaları) ve 2014 yılının başında MİT'e ait

malzemelerin bulunduğu tırlarla silah taşındığı iddiasıyla bu tırların

durdurulup aranması, FETÖ/PDY'nin faaliyetlerinin

Hükûmeti devirmeye yönelik olduğu yönündeki soruşturmaların temel dayanağını

oluşturmuştur. "17-25 Aralık" ve "MİT tırları"

soruşturmalarında görev alan bazı yargı mensupları ve emniyet görevlileri

hakkında uygulanan tutuklama tedbirleri de Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru

konusu edilmiş; Mahkeme, başvuruları açıkça dayanaktan yoksun görerek kabul

edilemez bulmuştur (bkz. Hikmet Kopar ve diğerleri [GK], B. No: 2014/14061,

8/4/2015, §§ 74-87; Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908,

20/1/2016, §§ 134-161; Süleyman Bağrıyanık ve

diğerleri, B. No: 2015/9756, 16/11/2016, §§ 198-244; FETÖ/PDY kapsamında

tutuklanan polislerin tahliyesine yönelik kararlar veren hâkimlerin silahlı

terör örgütü üyesi olma suçundan mahkûmiyetlerine ilişkin karar için bkz.

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, E.2015/3, K.2017/3, 24/4/2017).

31. Ankara Cumhuriyet

Başsavcılığı, darbe teşebbüsünden kısa süre önce düzenlediği 6/6/2016 tarihli

iddianameyle Fetullah Gülen'in de aralarında olduğu

73 örgüt yöneticisi hakkında silahlı terör örgütü kurdukları ve Türkiye

Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye

teşebbüs ettikleri iddiasıyla birçok suçtan cezalandırılmaları istemiyle kamu

davası açmıştır. Anılan iddianamede; FETÖ/PDY'nin

özellikle TSK ve emniyet teşkilatı içinde kadrolaştığı, subay ve astsubay

olacak mensuplarını özel olarak yetiştirdiği, askerî yargıda egemen bir güç

hâline geldiği ve bu nedenle yapıya yönelik soruşturmalardan netice alınamadığı

belirtilmiştir. İddianamede ifade edildiği şekliyle TSK içindeki bu yapılanma,

ordu disiplinini bozacak ve ülke savunmasında zafiyet oluşturacak bir yoğunluğa

ulaşmıştır. Cumhuriyet Savcısı; FETÖ/PDY'nin kuvvet

komutanlıkları, jandarma ve emniyet teşkilatları içindeki sayıları on binleri

bulan mensuplarından oluşan ve devletten ayrı hiyerarşiye bağlı silahlı bu

yapılanmasının, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin tarihi boyunca gördüğü en büyük,

en tehlikeli ve en organize terör örgütlenmesi olduğu değerlendirmesinde

bulunmuştur. Buna göre anayasal düzeni değiştirecek veya ortadan kaldıracak

silahlı güce ulaşan ve bir askerî darbe yapabilecek tek organize güç olan FETÖ/PDY'nin, TSK içindeki etkinliği dikkate alındığında darbe

teşebbüsünde bulunma tehlikesi açık ve yakındır. İddianamede; son olarak bu

tehlikenin gerçekleşmesi hâlinde bunun devlet için gerçek bir yıkım olacağı,

ülkenin bir iç savaşa sürüklenebileceği, milyonlarca insanın ölüp milyonlarca

mültecinin ortaya çıkabileceği, devletin yeniden ayağa kaldırılmasının mümkün

olmayabileceği öngörüsünde bulunularak FETÖ/PDY'nin

tasfiyesinin devlet için artık varlık-yokluk meselesi hâline geldiğine

değinilmiştir (Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının E.2016/24769 sayılı

iddianamesi).

32. FETÖ/PDY'ye ilişkin olarak ülke genelinde açılan çok sayıda

davadan biri, Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 16/6/2016 tarihinde

karara bağlanmıştır (E.2016/74). Anılan kararda FETÖ/PDY'nin

özellikle yargı ve emniyet birimleri ile TSK'da örgütlendiği, devletin

hiyerarşik yapısı dışında ayrı bir yapılanmaya gittiği belirtilmiş; bu itibarla

yapılanmanın silahlı bir terör örgütü olduğu kabul edilmiştir.

33. Diğer taraftan FETÖ/PDY'nin ulusal güvenlik üzerinde oluşturduğu tehdit, idari

organların karar, açıklama ve uygulamalarına da konu olmuştur. Bu bağlamda

devlet yetkilileri sürekli olarak anılan yapılanmanın ülke güvenliği için bir

tehdit olduğuna dair açıklamalarda bulunmuşlardır. Bu değerlendirmeler MGK

kararlarında da ifade edilmiştir. MGK, söz konusu yapılanmayı 2014 yılı

başından itibaren sırasıyla "halkımızın huzurunu ve ulusal güvenliğimizi

tehdit eden yapılanma", "devlet içindeki illegal yapılanma",

"kamu düzenini bozan iç ve dış legal görünüm altında illegal faaliyet

yürüten paralel yapılanma", "paralel devlet yapılanması",

"terör örgütleriyle iş birliği içinde hareket eden paralel devlet

yapılanması" ve "bir terör örgütü" olarak kabul etmiştir. Söz

konusu MGK kararlarının her biri basın duyuruları aracılığıyla kamuoyuyla

paylaşılmıştır. Yine FETÖ/PDY 2014 yılında, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi'nde

"Legal Görünümlü İllegal Yapılar" başlığı altında "Paralel

Devlet Yapılanması" adıyla yer almış; Jandarma Genel Komutanlığı ise

8/1/2016 tarihinde FETÖ/PDY'yi mevcut terör örgütleri

listesine dâhil etmiştir.

34. Diğer yandan başta

yargı mensupları ve polis görevlileri olmak üzere çok sayıda kamu görevlisiyle

ilgili disiplin soruşturmaları yürütülmüş, birçok kamu görevlisi hakkında kamu

görevinden çıkarma da dâhil olmak üzere disiplin yaptırımları veya idari

tedbirler uygulanmıştır.

35. Ayrıca FETÖ/PDY ile

irtibatlı olduğu değerlendirilen bazı ticari kuruluşlara, finans kuruluşlarına

ve medya organlarına yönelik idari birtakım tedbirlere de başvurulmuştur. Bu

bağlamda Bugün gazetesine 26/10/2015, Millet gazetesine 28/10/2015, Zaman gazetesine

4/3/2016 tarihlerinde kayyım atanmış; 15/11/2015 tarihinde, "Samanyolu Grubu"na ait Samanyolu TV, Samanyolu Haber TV, Mehtap

TV ve Dünya TV'nin de aralarında bulunduğu 13 televizyon ve radyo kanalının

TÜRKSAT üzerinden yayın yapmasına son verilmiş; Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu

(TMSF) 3/2/2015 tarihinde Bank Asyanın yönetimine el

koymuş, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) ise anılan Bankayı

29/5/2015 tarihinde TMSF'ye devretmiştir. Yine

FETÖ/PDY ile bağlantıları olduğu belirtilen çok sayıda ticari kuruluşa da

kayyım atanmıştır.

36. Darbe teşebbüsü

sonrasında düzenlenen iddianamelerde; FETÖ/PDY'nin

darbe yapma kararı almasında yapılanmanın devlet içindeki ve toplum üzerindeki

etkinliğinin önlenmesine yönelik olarak son dönemde alınan tedbirlerin etkili

olduğu, ayrıca 2016 yılı YAŞ toplantısında FETÖ/PDY ile iltisakı

olan personelin TSK ile ilişiğinin kesileceğine dair duyumlar alınması

sonucunda teşebbüsün 2016 yılının Temmuz ayında

gerçekleştirilmesinin kararlaştırıldığı belirtilmiştir. …”

7.Anayasa Mahkemesinin 26/7/2017 tarihli ve 2016/49158 başvuru

numaralı kararının ilgili bölümleri şöyledir:

“ … OLAY VE OLGULAR

9. Başvuru formu ve

eklerinde ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Bilişim Sistemi (UYAP)

aracılığıyla erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle

şöyledir:

A. Genel Bilgiler

1. Darbe Teşebbüsü

Öncesine İlişkin

10. Türkiye'de çok uzun

yıllardır faaliyetlerine devam eden ve son yıllarda Fetullahçı

Terör Örgütü (FETÖ) ve/veya Paralel Devlet Yapılanması (PDY) olarak

isimlendirilen bir yapılanma bulunmaktadır (Aydın Yavuz ve diğerleri [GK], B.

No: 2016/22169, 20/6/2017, § 22).

11. FETÖ/PDY'nin örgütlenmesine ve faaliyetlerine ilişkin olarak son

yıllarda suç delillerini yok etme, devlet kurumlarının ve üst düzey devlet

görevlilerinin telefonlarını dinleme, devletin istihbarat faaliyetlerini

deşifre etme, kamu görevine giriş veya görevde yükselme sınavlarına ilişkin

soruları önceden elde edip mensuplarına verme, cebir ve şiddet kullanarak

Hükûmeti ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını engellemeye teşebbüs

etme gibi eylemler temelinde çok sayıda soruşturma ve kovuşturma yürütülmüştür.

Bu soruşturma ve kovuşturma belgelerinde ileri sürülen olgulardan biri de

yapılanmanın yargı kurumları içinde örgütlenmesidir (Aydın Yavuz ve diğerleri,§§ 27-30).

12. FETÖ/PDY'ye ilişkin olarak ülke genelinde açılan çok sayıdaki

davadan biri, Erzincan Ağır Ceza Mahkemesi tarafından 16/6/2016 tarihinde

karara bağlanmıştır (E.2016/74). Anılan kararda FETÖ/PDY'nin

özellikle yargı ve emniyet birimleri ile Türk Silahlı Kuvvetlerinde (TSK)

örgütlendiği, devletin hiyerarşik yapısı dışında ayrı bir yapılanmaya gittiği

belirtilmiş; bu itibarla yapılanmanın silahlı bir terör örgütü olduğu kabul

edilmiştir (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 32).

13. Diğer taraftan

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından bazı yargı mensupları

hakkında bu yapılanmayla irtibatlı şekilde usulsüzlükler yaptıkları iddiasıyla

disiplin soruşturmaları yapılmış ve bu kişilere meslekten çıkarma cezaları

verilmiştir (bkz. Mustafa Başer ve Metin Özçelik, B. No: 2015/7908, 20/1/2016,

§§ 38-43; Süleyman Bağrıyanık ve diğerleri, B. No:

2015/9756, 16/11/2016, §§ 51-60).

14. HSYK, 2014 yılı yaz

kararnamesinden itibaren yargı teşkilatı içinde FETÖ/PDY ile irtibatlı

olduklarına dair yaygın bir kanaat bulunan çok sayıda hâkim ve savcıyı yargı

yönetimi bakımından önemli görülen "başsavcılık, komisyon başkanlığı, ağır

ceza mahkemesi başkanlığı, ticaret mahkemesi başkanlığı, başsavcı vekilliği,

Yargıtay savcılığı, müfettişlik, tetkik hâkimliği" gibi görevlerden alarak

başka görevlere (yine hâkim ve savcı olarak) atamıştır. Bakanlık da idari

görevlerde bulunan çok sayıda hâkim ve savcının idari görevlendirmelerini aynı

nedenle kaldırmış, bu kişiler yargısal görevlerine dönmüşlerdir.

2. Darbe Teşebbüsü

Sonrasına İlişkin

15. Türkiye, 15 Temmuz

2016 gecesi çeşitli rütbe ve görevlerdeki askerî personelin katıldığı ve ağır

silahlı gücün yoğun şekilde kullanıldığı bir darbe teşebbüsüyle karşı karşıya

kalmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, §§ 15-17). Kamu makamları ve soruşturma

mercileri -olgusal temellere dayanarak- teşebbüsün arkasında FETÖ/PDY'nin olduğunu değerlendirmişlerdir (Aydın Yavuz ve

diğerleri, §§ 23-25).

16. Darbe teşebbüsü

sırasında ve sonrasında ülke genelinde Cumhuriyet başsavcılıkları tarafından,

darbe girişimiyle bağlantılı ya da doğrudan darbe girişimiyle bağlantılı olmasa

bile -teşebbüsün arkasındaki yapılanma olduğu belirtilen- FETÖ/PDY ile

bağlantılı olan ve aralarında yargı mensuplarının da bulunduğu çok sayıda kişi

hakkında soruşturma başlatılmıştır (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 51).

17. Bu bağlamda Ankara

Cumhuriyet Başsavcılığınca ilk olarak aralarında yüksek mahkeme üyelerinin de

bulunduğu üç bine yakın yargı mensubu hakkında FETÖ/PDY ile ilgilerinin

bulunduğu iddiasıyla soruşturma başlatılmış; HSYK tarafından 16/7/2016

tarihinde, haklarında soruşturma başlatılan 2.745 hâkim ve Cumhuriyet

savcısının görevden uzaklaştırılmasına karar verilmiştir. Bu kişilerin büyük

bölümü hakkında soruşturma mercilerince gözaltı ve tutuklama tedbirlerine

başvurulmuştur (Aydın Yavuz ve diğerleri, § 350).

18. Bakanlık verilerine

göre FETÖ/PDY soruşturmaları kapsamında 24/7/2017 tarihi itibarıyla hakkında

soruşturma yürütülen yargı mensubu sayısı 4.664'tür. Bu kişilerden 1.311'i adli

kontrol tedbiri uygulanarak, 97'si ise herhangi bir koruma tedbiri

uygulanmaksızın serbest bırakılmıştır. Yine haklarında soruşturma yürütülen 251

yargı mensubu hakkında yakalama ve gözaltı gibi adli bir işlem yapılmamıştır.

Aralarında yüksek mahkeme üyelerinin de bulunduğu 2.431 yargı mensubu hakkında

ise tutuklama tedbiri uygulanmıştır. Bunların yanı sıra 297 yargı mensubu,

haklarında tutuklama tedbiri uygulandıktan bir süre sonra tahliye edilmiş;

tahliye edilenlerin 274'ü hakkında adli kontrol tedbirleri uygulanmıştır. Diğer

taraftan kaçak durumda olup haklarında soruşturma/kovuşturma mercilerince

yakalama emri çıkarılan 271 yargı mensubu bulunmakta, 6 yargı mensubu hakkında

ise gözaltı süreci devam etmektedir.

19. Öte yandan süreç

içinde HSYK tarafından FETÖ/PDY ile ilgilerinin bulunduğu değerlendirilen

4.500'ün üzerinde yargı mensubu hakkında görevden uzaklaştırma ve meslekten

çıkarma kararları verilmiştir. Bu çerçevede HSYK Genel Kurulu 24/8/2016

tarihinde 2.847, 31/8/2016 tarihinde 543, 4/10/2016 tarihinde 66, 15/11/2016

tarihinde 203, 13/2/2017 tarihinde 227, 17/3/2017 tarihinde 202, 3/4/2017

tarihinde 45, 5/5/2017 tarihinde 107 hâkim ve savcının meslekten çıkarılmasına

karar vermiştir. Bunlardan bazılarının yeniden değerlendirme talepleri HSYK

Genel Kurulunca kabul edilerek meslekten çıkarma kararları geri alınmıştır.

20. FETÖ/PDY mensubu

olmakla suçlanan hâkim ve savcılar hakkında ülke genelinde yürütülen soruşturma

ve kovuşturmaların tamamına yakını derdest olmakla birlikte Yargıtay 16. Ceza

Dairesi 24/4/2017 tarihinde (E.2015/3, K.2017/3) FETÖ/PDY kapsamında tutuklanan

polislerin tahliyesine yönelik kararlar veren iki hâkimin silahlı terör örgütü

(FETÖ/PDY) üyesi olma suçundan -ilk derece mahkemesi sıfatıyla- mahkûmiyetine

karar vermiştir (Anılan hâkimlerin tutuklamanın hukuki olmadığı iddiasıyla

yaptıkları bireysel başvuruların açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle

kabul edilemez olduğuna ilişkin karar için ayrıca bkz. Mustafa Başer ve Metin

Özçelik, §§ 134-161). Söz konusu Yargıtay kararında "örgütün kurucusu,

yöneticileri ve üyeleri arasında sıkı bir hiyerarşik bağın mevcut olduğu,

gizliliğe riayet ettiği, görünür yüzüyle gerçek yüzü arasındaki farkı

gizlediği, amaca ulaşabilmek için yeterli eleman, araç ve gerece sahip olduğu,

amacının Anayasa'da öngörülen meşru yöntemlerle iktidara gelmek olmayıp örgütün

yarattığı kaos ortamı sonucu ayrıca devletin yanında oluşturduğu Paralel Devlet

Yapılanmasıyla demokratik olmayan yöntemlerle cebir şiddet kullanmak suretiyle

parlamento, hükumet ve diğer anayasal kurumları fesih edip iktidara gelmek

olduğu, bu amacı gerçekleştirmek için polis ve jandarma teşkilatı, MİT (Millî

İstihbarat Teşkilatı) ve Genelkurmay Başkanlığı gibi kuvvet kullanma yetkisine

haiz kurumlardaki üyeleri vasıtasıyla meşru organlara ve halka karşı silah

kullanmak suretiyle amaç suça elverişli öldürme, yaralama gibi çok sayıda vahim

eylem gerçekleştirdiği" belirtilerek FETÖ/PDY'nin

silahlı bir terör örgütü olduğu sonucuna varılmıştır.

21. Diğer taraftan darbe

teşebbüsüyle bağlantılı olarak görülen davalardan birinde Erzurum 2. Ağır Ceza

Mahkemesince (E.2016/216) iki sanık hakkında 5/1/2017 tarihinde verilen

anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme suçuna ilişkin mahkûmiyet

hükmü, Yargıtay 16. Ceza Dairesi tarafından 14/7/2017 tarihinde (E.2017/1443,

K.2017/4758) onanmıştır. Yargıtay kararında "FETÖ/PDY ... Anayasada

belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik

düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türkiye

Devletini ve varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini yıkmak ve daha

sonra ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış

güvenliğini, kamu düzenini bozmak amacıyla kurulmuş bir terör örgütüdür. Bu

örgüt kuruluşundan 15 Temmuz sürecine kadar örgüt lideri Fetullah

Gülen tarafından belirlenen ideolojisi doğrultusunda amaçlarını gerçekleştirmek

üzere eylem ve fikir birliği içinde hareket etmiştir. Sahip olduğu ya da

mensuplarının tasarrufunda bulunan araç gereç bakımından ... silahlı bir terör

örgütü olduğu anlaşılmıştır." ifadelerine yer verilmiştir. Kararda ayrıca

"15 Temmuz darbe teşebbüsünün, esas itibarıyla TSK içine sızmış FETÖ/PDY

mensuplarınca gerçekleştirildiği, bu girişime başka unsurların da katılmış olma

ihtimalinin, darbe teşebbüsünün bu karakterini değiştirmeyeceği"

değerlendirmesinde bulunulmuştur.

3. FETÖ/PDY'nin Yargıdaki Yapılanmasına İlişkin

22. FETÖ/PDY'nin (genel özelliklerine ilişkin olarak bkz. Aydın

Yavuz ve diğerleri, § 26) yargı kurumlarındaki yapılanmasına ve faaliyetlerine

ilişkin soruşturma ve kovuşturma belgeleri ile tedbir/disiplin kararlarında yer

alan ve başta haklarında soruşturma yürütülen yargı mensuplarının beyanları

olmak üzere maddi olgulara dayalı bulunan iddia ve tespitler şöyle özetlenebilir:

i. Devletin anayasal kurumlarını ele

geçirmeyi, sonrasında devleti, toplumu ve fertleri kendi ideolojisi

doğrultusunda yeniden şekillendirmeyi ve oligarşik

özellikler taşıyan bir zümre eliyle ekonomiyi, toplumsal ve siyasal gücü

yönetmeyi amaçlayan FETÖ/PDY; bünyesinde bulunan ışık (talebe) evleri, okullar,

yurtlar ve dershaneler aracılığıyla ulaştığı ve amaçları doğrultusunda yetiştirdiği

gençleri devlet yönetimi bakımından önemli görülen TSK, emniyet teşkilatı ve

mülki idare birimlerinin yanı sıra yargı kurumlarına da yerleşmeye teşvik etmiş

ve yargıdaki kadrolaşmaya büyük önem vermiştir.

ii. FETÖ/PDY, hâkimlik ve savcılık mesleğine

giriş sınavlarının sorularını elde edip cevaplarıyla birlikte mensuplarına

önceden vererek bu kişilerin mesleğe haksız biçimde girmelerini sağlamıştır.

Böylece yapılanmayla irtibatı bulunan çok sayıda kişi hâkim ve savcı olarak

yargı teşkilatında görev almıştır.

iii. FETÖ/PDY; mensubu olan hâkim ve

savcıların sosyal hayatlarındaki tutum ve davranışlarının nasıl olacağından

ibadetlerini -gizlilik içinde- nasıl yerine getireceklerine, görevlerini

yaparken hangi yönde karar vereceklerinden eşlerini nasıl ve kimler arasından

seçeceklerine, kendilerinin ve eşlerinin kılık kıyafetlerinden görev yeri

olarak nereyi tercih edeceklerine, siyasal tercihlerinden kimlerle arkadaşlık

kuracaklarına kadar yaşamlarının her alanını dizayn etmeye yönelik telkin ve

talimatlarda bulunmuştur.

iv. FETÖ/PDY ile bağı bulunan yargı

mensupları, adaylık sürecinden itibaren mesleğin her aşamasında gizliliğe azami

dikkat ederek bu yapılanmayla ilişkilerinin bilinmesine engel olmaya

çalışmışlar; bunun için kendilerini farklı sosyal gruplara aitmiş gibi gösterme

gayreti içinde bulunmuşlardır. Bu bağlamda FETÖ/PDY ile irtibatı olan birçok

yargı mensubunun sosyal ortamlarda birbirleriyle yakın ilişki kurmadıkları,

ibadetlerini gizli olarak yaptıkları, inançlarına aykırı davranışlarda bulundukları,

yine yapılanmadan gelen talimat uyarınca kısa bir süre içinde Yargıçlar ve

Savcılar Birliğine (YARSAV) üye oldukları belirtilmiştir.

v. Kendisine kutsallık atfetmekte olan FETÖ/PDY'nin yargı kurumlarındaki mensupları da vatan, devlet,

millet, ahlak, hukuk, temel hak ve özgürlükler de dâhil olmak üzere her şeyin

değer olarak yapılanmadan sonra geldiği anlayışına sahiptir.

vi. FETÖ/PDY ile irtibatı bulunan yargı

mensupları, yapılanmaya olan sadakatlerinin derecesine göre kendi içlerinde

gruplara ayrılmışlardır. Ayrıca yapılanmaya mensup hâkim ve savcılar, görev

yerleri veya mesleğe başlama dönemlerine (devre) göre örgütlenmişlerdir. Bu

çerçevede her bir yargı kurumu/birimi içinde periyodik olarak toplantılar

yapılmakta, yine her bir devre için de yılda bir kez düzenli olarak toplantı

gerçekleştirilmektedir.

vii. FETÖ/PDY ile bağı olan yargı mensupları,

ilk maaşlarının tamamını, sonraki tüm maaşlarının ise önemli bir bölümünü

"himmet" olarak söz konusu yapılanmaya vermektedirler.

viii. FETÖ/PDY mensupları, kendilerinden

olmayan hâkim ve savcılarla ilgili edindikleri bilgileri ve bu kişilerin

yapılanmaya yönelik tutum ve değerlendirmelerini öğrenerek bağlı oldukları

üstlerine (abi/abla veya imam) iletmektedirler.

ix. Fetullah Gülen'in

"İster adliyede ister mülkiyede arkadaşlarımızın gittikleri yerlerde daha

rahat iş yapmaları, tutunmaları, kaymakam iseler vali olmaları, sıradan bir

hâkim iseler takdir toplayan bir hâkim olmaları", "hatta mesleklerini

aksatmamak, mesleklerini icra etmenin yanı başında kabilse arkadaşlarımız

değişik sahalarda kariyer yapmaları, birer mastır yapmaları, icabında doktora

yapmaları dıştan da olabilir, hâkimlik yaparken de olabilir." şeklindeki

sözlerine yansıyan teşvik ve talimatları doğrultusunda FETÖ/PDY ile irtibatı

olan yargı mensuplarının ön plana çıkarılmasına yönelik birtakım girişimlerde

bulunulmuştur. Bu kapsamda yapılanmaya mensup hâkim ve savcılar, çeşitli

kurullarda görev alma, birbirlerine referans olma, akademik ve dil eğitimine

yönelik çalışmalarda bulunma, yurt içi ve yurt dışı eğitim, ziyaret ve

toplantılara katılma gibi faaliyetlere yöneltilmiştir.

x . FETÖ/PDY mensubu Bakanlık ve/veya HSYK müfettişleri, yapılanmayla

ilgisi olan yargı mensuplarının sicillerine -çoğu zaman hak etmedikleri hâlde-

olumlu değerlendirmeler yazmışlar; bu kişiler hakkındaki disiplin

incelemelerinde ve/veya soruşturmalarında koruyucu bir tutum sergilemişlerdir. Buna

karşılık FETÖ/PDY ile ilgisi bulunmayan yargı mensuplarının etkisizleştirilmesi

amacıyla bu kişilerle ilgili sicillerde ve disiplin süreçlerinde -haksız bir

şekilde veya olması gerekenin ötesinde- olumsuz değerlendirmelerde

bulunmuşlardır.

xi. FETÖ/PDY ile bağı olan yargı mensupları

bilhassa (yakın döneme kadar faaliyette olan) özel yetkili mahkemelerde ve

savcılıklarda örgütlenmiş, örgütün yargı içindeki imamlarından aldıkları

talimatlar uyarınca ve örgüt çıkarları doğrultusunda hareket etmişlerdir. Bu

bağlamda "Şemdinli", "Ergenekon", "Balyoz",

"Askerî Casusluk", "Devrimci Karargâh", "Poyrazköy", "Oda TV" ve "Şike"

davaları gibi kamuoyunda yoğun tartışmalara neden olan birçok davanın -FETÖ/PDY'nin amaçları doğrultusunda- başta TSK olmak üzere

farklı kamu kurum ve kuruluşlarındaki örgüt mensubu olmayan kamu görevlilerini

tasfiye etmek ve farklı sivil çevrelerde örgütün çıkarlarına aykırı

davrandığını düşündüğü kişileri etkisizleştirmek amacıyla kullanıldığı;

"17-25 Aralık" ve "MİT tırları" soruşturmalarının da

Hükûmeti devirme amacıyla yapıldığı soruşturma/kovuşturma mercileri ve kamu

makamlarınca ileri sürülmüştür.

xii. FETÖ/PDY içinde, gerektiğinde Fetullah Gülen ile doğrudan irtibat kurabilen ve

yapılanmanın "Türkiye imamı"na bağlı olarak

hareket eden bir "yargı imamı" bulunmaktadır ve bu kişi yargı içinde

söz sahibi olabilecek kişiler arasından seçilmektedir. Yapılanmanın ülkenin tüm

illerini kapsar şekilde taşra örgütlenmesi bulunmaktadır.

xiii. 2010 yılında oluşturulan HSYK'da FETÖ/PDY ile irtibatlı kişilerin önemli bir oranda

yer alması ve bu Kurul tarafından seçilen yüksek yargı üyelerinin büyük bir

bölümünün yapılanma ile bağı bulunan kişiler olması nedeniyle FETÖ/PDY, bu

tarihten sonra hem yargı yönetimi üzerinde hem de yüksek mahkemelerde önemli

bir etkinliğe ulaşmıştır. Böylece yapılanmanın yargı kurumlarındaki gücü,

kolluk birimlerindeki etkinliğiyle birlikte toplum üzerinde bir baskı unsuru

hâline gelmiştir. Öte yandan yapılanmayla irtibatı olan yüksek yargı

mensuplarının kurum içinde yapılan seçimlerde yapılanmadaki üstlerinden gelen

talimatlar doğrultusunda oy kullandıkları belirtilmektedir.

xiv. FETÖ/PDY ile irtibatı olduğu ileri

sürülen hâkim ve savcılar 12/10/2014 tarihinde yapılan HSYK seçimine bağımsız

aday olarak (bir başka adayla birlikte hareket etmeden) girdiklerini ifade

etmişlerdir. Bununla birlikte FETÖ/PDY ile bağı olduğu belirtilen çok sayıda

hâkim ve savcı, diğer yargı mensuplarından bu kişilere oy vermelerini istemiş

ve bunun için ülke genelinde yargı kurumlarına ve adliyelere ziyaretlerde

bulunmuştur. FETÖ/PDY mensubu hâkim ve savcılar seçim faaliyetleri ve

çalışmaları sırasında aralarındaki iletişimlerini genel olarak "ByLock" üzerinden gerçekleştirmişlerdir. Yine FETÖ/PDY

ile irtibatı bulunan çok sayıda hâkim adayının -henüz atamaları yapılmadan-

seçimde oy kullanabilmek amacıyla yapılanmadan gelen talimat uyarınca Yüksek

Seçim Kuruluna (YSK) başvurdukları ifade edilmiştir. Seçim sonuçları

incelendiğinde ise -her bir seçmenin adli yargı için on bir, idari yargı için

beş adaya oy verme hakkına sahip olduğu seçim sisteminde- seçime bağımsız

olarak girdiğini beyan eden ve hukuk çevrelerinde söz konusu yapılanmaya mensup

ya da bu yapı ile irtibatlı olduklarına dair iddialar ileri sürülen adli

yargıdan on aday, binlerce hâkim ve savcıdan blok olarak oy almış ve bunlardan

ikisi HSYK yedek üyeliğine seçilmiştir. İdari yargıdan beş aday ise yüzlerce

hâkimden blok olarak oy almış ve bunlardan ikisi HSYK asıl üyeliğine

seçilmiştir.

xv. Her seviyedeki yargı kurumu içinde

örgütlenmiş olan FETÖ/PDY, örgütün imamlarından aldıkları talimatlar uyarınca

ve örgüt çıkarları doğrultusunda hareket eden binlerce yargı mensubu eliyle

yargı sistemi üzerinde bir vesayet oluşturmuştur..."

BAŞVURUCUNUN DAHA SONRA SUNDUĞU DİLEKÇELER VE

DELİLLER

8.Başvurucu, avukatları aracılığı ile aşağıdaki dilekçeleri

vermiştir: (Başvurucu dilekçelerinde ilgili kişilerin adları açık olarak yer

almaktadır)

A)Başvurucu vekilinin

21.7.2016 tarihli dilekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:

“1-Başvurucu Gülhane Askeri Tıp Akademisinde

Üroloji Anabilim Dalı başkanı olarak görev yaparken mahiyetinde görev yapmakta

olan bazı Askeri personelin eylemleriyle ilgili olarak hazırlamış olduğu suç

dosyalarına, gerekli adli işlemler yapılması maksadıyla silsileler yoluyla

GENELKURMAY BAŞKANLIĞI ADLİ MÜŞAVİRLİĞİNE göndermiştir. 15 Temmuz 2016 menfur

kalkışmasının planlayıcılarından olduğu iddia edilen (konu ile ilgili haber

çıktıları ektedir.) Dönemin ADLİ MÜŞAVİRİ M.K. başvurucunun göndermiş olduğu

dosyalara ilişkin işlem yapılmamış başvurucu hakkında soruşturma açılmıştır.

2-Başvurucu Genelkurmay Adli Müşaviri Albay

M.K. hakkında şikayette bulunmuş fakat Milli Savunma

Bakanlığınca başvurucunun soruşturma konulu evrakı işlemden kaldırılmıştır. Bu

hukuka aykırı idari işleme yönelik başvurucu tarafından açılan dava AYİM Üçüncü

Daire Başkanlığında 2014/401 E., 2014/1563K. İle görülmüştür.

3-Başvurucunun AYİM önündeki davasının temeli

olan şikayet dilekçesinin işlemden kaldırılması ile

Adli Müşavirin işlediği suçun açığa çıkması engellenmiştir. Başvurucu Adli

Müşavire gönderdiği suç dosyaları ile Gülhane Askeri Tıp Akademisi içindeki bir

gurubun hukuka aykırı olarak yapılanması ve bu yapılanmanın sonrasında amirleri

olan başvurucu hakkında sistematik şikayetleri sonucu iş yapamaz hale

getirilmesini hukuk önüne taşımak istemiş fakat bu Adli Müşavir olan Albay M.K.

tarafından önlenmiştir. GATA'da başvurucuya karşı yapılan hukuka aykırı

işlemler ile ilgili şikayet dilekçemiz ektedir.

Başvurucu bu yapıyla mücadelesi sırasında Silahlı Kuvvetlerden uzaklaştırılmak

için ayrıca İzmir'de görülen Casusluk davasına dahil edilmiş, bu davada beraat

etmiştir.

4- AYİM Üçüncü Daire Başkanlığında görülen

dava kapsamında başvurucunun tüm savunmaları maddi gerçeğin hilafında bu

dairece reddedilmiştir. AYİM Üçüncü Daire'ninadil

yargılama ilkesine açık aykırı olarak yaptığı ve bu başvurucunun talebinireddeden yargılamaya katılan Hakimlerin tamamı 15

Temmuz 2016 tarihinde yapılan kalkışma kapsamında terör örgütünün terfi ve

atama listelerinde yer almaktadır. Bu konudaki internet haberleri ektedir.”

B)Başvurucu vekilinin

16.8.2016 tarihli dilekçenin ilgili bölümleri şöyledir:

“… 2) 15/07/2016 tarihindeki FETÖ/PYD Silahlı

Terör Örgütü kapsamında Cumhurbaşkanlığı Külliyesi, TBMM ve Genelkurmay

Başkanlığı bombalanmış, darbeye karşı duran Emniyet ve Silahlı Kuvvetler mehsupları ile çok sayıda sivil vatandaş şehit olmuştur.

Darbenin engellenmesine müteakip başlatılan soruşturmalarda FETÖ/PYD terör

örgütüne mensup yada onların emrinde hareket eden

darbe girişimcilerinde çok sayıda rütbeli ve sivil unsurlar yakalanmış ve

tutuklanmıştır.

3) ASKERİ YARGI MENSUPLARI içerisinde ve GATA

GÖREV YAPAN KİŞİLER arasında terör örgütüne mensup veya onların emrinde hareket

edenlerin soruşturulması hali hazırda Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal

Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosunca yürütülmektedir.

4) Son gelişmelerde göstermişdir

ki FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütü tarafından yapılan darbe girişimi kapsamında

yakalanan veya tutuklanan kişiler arasında bütün Askeri birliklerde olduğu gibi

Askeri Yargıda da FETÖ/PYD yapılanması bulunmaktadır. Huzurda görülmekte olan

dosya kapsamında Askeri Yargı içinde bulunup tutuklanan ve soruşturması devam

eden kişiler bulunmaktadır.

5) Başvurucunun idarenin hukuka aykırı olarak

emekliye sevk edilmesi sonrasında Askeri Yüksek İdare Mahkemesi önünde hakkını

arama maksadıyla açmış olduğu dava AYİM Üçüncü Daire Başkanlığında 2014/1536

E., 2015/1318 K. görülmüştür. Başvurucunun AYİM önündeki davasının temeli olan

emekliye sevk işlemleri Gülhane Askeri Tıp Akademisi içindeki bir grubun hukuka

aykırı olarak yapılanması ve bu yapılanma sonrasında amirleri olan başvurucu

hakkında sistematik şikayetleri sonucu yapılan atama işlemi ile sağlanmıştır.

Başvurucu Silahlı Kuvvetlerden uzaklaştırmak için ayrıca İzmir'de görülen

Casusluk davasına dahil edilmiş, bu davada beraat etmiştir.

6) AYİM Üçüncü Daire Başkanlığında görülen

dava kapsamında başvurucunun tüm savunmaları maddi gerçeği hilafında bu dairece

reddedilmiştir. AYİM Üçüncü Dairenin adil yargılama ilkesine açık aykırı olarak

yaptığı ve başvurucunun talebini reddeden yargılamaya katılan Hakim Albay G.G., Hakim Albay M. K., Hakim Albay M. A. ve

Jandarma Kurmay Albay Ş.B. halihazırda FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütü

soruşturmasında ya tutuklanmış yada soruşturma kapsamında haklarında işlem

yürütülmektedir.

7) Başvurucu Ülkedeki meri hukuk kurallarına

göre yargılanmamıştır.

Başvurucu bir terör örgütünün kendisini

meslekten uzaklaştırmak için yapmış oldukları kumpasın içinde kalmıştır.Mevcut durum kapsamında

adil yargılanmanın ihlali talebimiz kapsamında YENİDEN YARGILANMAYA KARAR

VERİLMESİNİ ve talebimiz doğrultusunda tazminata hükmedilerek yargılama

giderlerinin tarafımıza ödenmesine karar verilmesini saygılarımızla arz ve

talep ederiz. 16/08/2016”

C) Başvurucunun 27.2.2017 tarihli dilekçesinin

ilgili bölümleri şöyledir:

“Anayasa Mahkemesine 09/12/2015 tarihinde

yapılan ve 2015/18803 sayılı bireysel başvuru numarası ile kayda alınan

bireysel başvurumuza ilişkin olarak 15/07/2016 tarihindeki FETÖ/PYD Silahlı

Terör örgütütarafından yapılan darbe girişimi nedeni

ile ilave bildirimde bulunma zorunluluğu doğmuş olup bu kapsamdaki açıklamalar

aşağıdadır. Başvuruda bulunduğum olayla ilgili olarak bireysel açtığım

davalarda FETÖ/PYD ilgisi nedeniyle 24 kişinin KHK ile görevlerine son

verilmiştir. Bu kapsamda Askeri Mahkemeler, Askeri Yüksek İdare Mahkemesi,

Genel Kurmay Adli Müşavirliği ve Gülhane Askeri Tıp Akademisi (GATA)'nde bulunan 24 kişilik hukuk dışı bir oluşum tarafından

idari tahkikatlar, soruşturmalar ve mahkemelerle mağdur edildiğimi ve kumpasa

kurban gittiğimi düşünmekteyim. Aşağıda açıklanan gerekçelerle huzurda

incelenen davanın FETÖ/PYD Terör Örgütü mağduru olması kapsamında öne alınarak

devam etmekte olan mağduriyetimin giderilmesini istemekteyim. Başvuruma konu

olan davam kapsamında hakkımda yürütülen işlemlerde görevli veya ilişkili

kişilerden;

a) Genelkurmay Başkanlığı

Adli Müşaviri M. K. (668 Sayılı KHK ile tutuklu ve 667 sayılı Kanun Hükmünde

Kararnamenin 3.(1). maddesi 668 sayılı KHK'nın 4.(8)

b. maddesi ile kurulan Askeri Hakimler Komisyonu kararı ile ihraç. Ek-A

b) Genelkurmay Başkanlığı

AskeriMahkemesi Savcısı A.M.E. (668 sayılı KHK ile

tutuklu ve 667 sayılı Kanun Hükmünde kararnamenin 3.(1).maddesi,

668 sayılı KHK'nın 4(8).b. maddesi ile kurulan Askeri Hakimler Komisyonu kararı

ile ihraç).Ek-A

c) Genelkurmay Başkanlığı

Askeri Mahkemesi Savcı K.K. (668 sayılı KHK ile tutuklu ve 667 sayılı Kanun

Hükmünde Kararnamenin 3.(1).maddesi,668 sayılı KHK'nın

4.(8).b. maddesi ile kurulan Askeri Hakimler Komisyonu kararı ile ihraç). Ek-A

d) Meslekten emekli

olmama neden olan atamam kapsamında ilk soruşturmayı yapıp aleyhimde iddianemeyi hazırlayan Generkurmay

Başkanlığı Askeri Mahkemesi savcısı S.B. (668 sayılı KHK ile tutuklu ve 667

sayılı Kanun Hükmünde kararnamenin 3.(1). maddesi, 668

sayılı KHK'nın 4.(8).b maddesi ile kurulan Askeri Hakimler Komisyon kararı ile

ihraç.) Ek-A

e) Meslekten emekli

olmama neden olan atamam kapsamında yapılan yargılamada iddianameyi kabul eden

o dönemin Genelkurmay Başkanlığı Askeri Mahkemesi başkanı E.E. (668 sayılı KHK

ile tutuklu ve 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3.(1). maddesi,

668 sayılı KHK”nın 4.(8). b. maddesi ile kurulan

Askeri Hakimler Komisyon kararı ile ihraç) Ek-A

f) Meslekten emekli

olmama neden olan atamam kapsamında yapılan yargılamada sonraki Başkan hariç

tüm Mahkeme Heyeti (668 sayılı KHK ile tutuklu ve 667 sayılı Kanun Hükmünde

Kararnamenin 3.(1). maddesi, 668 sayılı KHK”nin 4.(8).b. maddesi ile kurulan Askeri Hakimler

Komisyon kararı ile ihraç.) Ek-A

g) Meslekten zorunlu

emekliliğime neden olan tamamı yapan Genelkurmay Personel Başkanı M.İ. (668

sayılı KHK ile 46. sırada ihraç)

h) Ondan sonra gelen

personel başkanı Korgeneral İ.T. (668 sayılı KHK ile 46. sırada ihraç)

i) Savcı Seyfi Bulduğun

beyin ameliyatı dolayısıyla istirahatli iken İddianameyi hazırlanmasına müsaade

eden zamanın Genelkurmay Başsavcısı H.K. (668 sayılı KHK ile tutuklu ve 667

sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 3.(1). maddesi, 668

sayılı KHK'nın 4.(8).b. maddesi ile kurulan Askeri Hakimler Komisyonu kararı

ile ihraç)

j) Hakkımda

Genelkurmay'da düzenlenen sözde İdari Tahkikat heyetinin başkanı Korgeneral

M.Ö. (668 sayılı KHK ile 61. sırada ihraç)

k) Bilirkişilerden Prof.Tbp.Alb. H.T. (Tutuklanarak 668 sayılı KHK ile 626.

sırada FETÖ/PYD örgüt üyeliği ve darbeye teşebbüsten ihraç)

l) Bilirkişilerden Prof.Tbp.Alb. M.U. (Aynı nedenlerle 672 sayılı KHK ile

Jandarma Genel Komutanlığı 3 sayılı liste 1. sırada ihraç)

m) Şahsımla ilgili GATA

da yapılan tüm idari tahkikatlarda görev alan rütbe, kıdem ve kariyer olarak

benden çok küçük olan Prof.Tbp.Alb. A.H.(KHK ile FETÖ/PYD örgüt üyeliği ve darbeye teşebbüsten

ihraç)

n) Tanık olarak

gösterilen ve Seyfi BULDUK tarafından ismi iddianamede geçirilen M.E. ( 29 Ekim 2016-675 Sayılı KHK ile 9. sırada ihraç)

o) Genel Kurmaydaki idari

tahkikat dolayısıyla GATA Komutanlığının Mahkeme'ye gönderdiği resmi bilirkişi

raporuna rağmen resmi yazı olmadan telefonla bilirkişi olarak görevlendirilen Prof.Tbp.Alb. E.Ç. (Psikiatri AD:

675 sayılı KHK ile 52. sıradan ihraç) (Mahkemeye belge olarak sunulmuştur.)

p) Mahkeme'de tanık,

bilirkişi ve olay esnasında GATA'da Cerrahi Bilimler Başkanı ve sonrasında

Dekan olan M.B. (Oğlu Uz.Yzb.G. B.29 Ekim 2016-675

Sayılı KHK ile 9.Sıradan ihraç)

q) Mağdurken şüpheli

olduğu bu davada;şüpheli

iken mağdur durumuna sokulan İ.Y.nın (Jandarma Genel

Komutanlığı 672 sayılı KHK ile 2. sırada ihraç) FETÖ/PYD soruşturmasıkapsamında

görevine son verilmiştir.

r) Aynı şekilde E.A.un (Kara Kuvvetleri

Komutanlığı 675 sayılı KHK ile 96. sırada ihraç) FETÖ/PYD soruşturması

kapsamında görevine son verilmiştir.

s) B.F.A. 3 ay tutuklu

kalmıştır. Son MSB listesinde KHK ile görevine son verildiği duyumları

almaktayız.

t) Askeri yüksek İdare

Mahkemesinde Y.Y. dahil davamı geri çeviren 4 üye; 668 sayılı KHK ile tutuklu

ve 667 sayılı Kanun Hükmünde kararnamenin 3.(1). maddesi,

668 sayılı KHK'nın 4.(8).b. maddesi ile kurulan Askeri Hakimler Komisyon kararı

ile ihraç edilmişlerdir.

Halen

Mahkemenizin önünde bulunan davam kapsamında TOPLAMDA = Genelkurmay Askeri

Mahkeme Heyeti 3 kişi + Askeri Yüksek İdare Mahkemesi Üyesi 4 kişi + 36 aydır

devam eden soruşturmayı yürüten Savcılar …dahil bu davada FETÖ/PYD ilgisi

nedeniyle 24 kişinin KHK ile görevlerine son verilmiştir.

FETÖ'nün Askeri Yargı Yapılanmasına yönelik iddianame de

hazırlanmış ve bu dava da ismi geçen tüm yargı mensupları iddianamede yer

almaktadır. Bu iddianamede müebbed hapis cezası

istemiyle yargılanmaktadırlar.

Hakkımda

açılan soruşturma ve daha sonrasında yapılan atamam sonrasında emekli olma

sürecinin başından beri art niyetli hazırlanmış iddianame ve mahkeme süreci

içerisinde 47 aydır mağdur durumdayım. Askeri Mahkemedeki yargılanmam keyfi

olarak uzatılmaktadır. 15 Temmuz hain darbe sonrasında bu

güne kadar geçen 8 ay sürecinde herhangi bir karar verilmemiştir. Eğer

16 Nisan 2017 sonrasında bırakılırsa evet çıktığı takdirde Askeri Mahkemeler

kapanacağı için hakkımda devam eden dava enaz bir

sekiz ay daha 16 ay yani toplamda 63 ay sürmüş ve sonuçlandırılmamış olacaktır.

Bu durumda sonuç olarak 5 yıl 3 ay bir kumpas davası ile mağdur durumda

olacağım. …”

D) Başvurucu vekilinin 28.9.2017 tarihli

dilekçesinin ilgili bölümleri şöyledir:

"1) Anayasa Mahkemesine

09/12/2015 tarihinde yapılan 2015/18803 sayılı bireysel başvuru numarası ile

kayda alınan bireysel başvurumuza ilişkin olarak FETÖ/PYD Silahlı Terör Örgütü

tarafından yapılan darbe girişimi sonucu ortaya çıkan yeni bilgi ve belgeler

nedeni ile ilave bildirimde bulunma zorunluluğu doğmuş olup bu kapsamdaki

açıklamalar aşağıdadır.

2) Başvurucu GATA'da

Üroloji Anabilim Dalı Başkanı olarak görev yapmakta iken GATA'da bulunan hukuk

dışı bir oluşum tarafından ihbar, şikayet ve

tutanaklarla hakkında idari soruşturmalar ve savcılık soruşturması açılmasına

neden olunmuştur. Bu soruşturmalar gerekçe gösterilerek başvurucu GATA dışında

bir hastahaneye tayin edilerek öğretim üyeliği

sıfatını kaybetmiş bunun sonucunda da erkenden emekliye sevk edilmiştir.

3) Başvurucu Üroloji Anabilim

Dalı Başkanı olarak bölümünde hukuka aykırı işlemleri tespit etmiş ve bu

olaylar hakkında üç ayrı suç dosyası hazırlamıştır. Anılan dosyalar işlem

yapılması için GATA Komutanlığınca Genelkurmay Başkanlığına gönderilmiştir.

4) Başvurucu tarafından

hazırlanan ve GATA Komutanlığınca kendisine gönderilen suç dosyalarına hukuka

uygun işlem yapmayan dönemin Adli Müşavirliği;

- GATA'da Üroloji bölümünü kontrollerine

almaya çalışan ve 15 Temmuz hain kalkışmasısonrasında

kamu görevinden ihraç edilen bir kısım subaylar tarafından gerçeğin hilafında,

sadece suç üretmeye yönelik olan ve Silahlı Kuvvetler şikayet sisteminde yer

almayan ayrıca suç oluşturan TUTANAK TUTMA yoluyla hazırlanan tutanakları sırf

başvurucu aleyhinde olduğu için dikkate alarak hiçbir araştırma yapmadan komuta

makamına iletmiş ve böylece başvurucu aleyhinde idari tahkikat komisyonu

kurulmasını sağlamıştır.

-Bu komisyonun oluşumuna ve komisyonda

bulunanlara müdahale ederek ve komisyon raporundaki çelişkileri görmezden gelerek,

hiçbir inceleme yapmadan kasıtlı olarak komisyon raporunu tekrar komuta

heyetine sunmuş ve başvurucu hakkında soruşturma açılmasını sağlamıştır.

- Komuta heyetini yanıltarak başvurucu

hakkında soruşturma açılması sonrasında başvurucunun amirlerinin başvurucu

hakkındaki düşüncelerini değiştirmesini sağlamış ve başvurucunun hukuka aykırı

olarak ikinci kez tayininin çıkarılarak meslekten emekli olmasına neden

olmuştur.

5)Başvurucunun idarenin hukuka aykırı olarak

yapmış olduğu atama ve bu atama sonucu emekliye sevk edilmesi kapsamında

öncelikle atama işleminin iptal istemli davasını Askeri Yüksek İdari Mahkemesi

İkinci Daire Başkanlığında 2014/663 E. ve 2015/191 K.ile

yargılaması yapılmış ve talebi red edilmiştir. 15

Temmuz Darbe girişimi sonrasında yürütülen soruşturmalar kapsamında Askeri

Yargıdaki soruşturmalarda başvurucunun bu davasına yönelik olarak yapılan

hukuksuzluğu gösteren ve başvurucunun bu davasında yer alan hakimlerden biri

olanC.G.'nin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına vermiş

olduğu yazılı savunmasını ekte sunmaktayız. Burada da açıkça görüleceği gibi

başvurucuya yönelik olarak Askeri Yargıda gerçekleştirilen yargılama hukuka

aykırı ve başvurucuyu Silahlı Kuvvetlerden uzaklaştırma esası üzerinden

yapılmıştır. Daha sonra emekliye sevk işleminin iptali maksadıyla Askeri Yüksek

İdari Mahkemesi önünde hakkını aramak için açmış olduğu dava AYİM Üçüncü Daire

Başkanlığında 2014/1536 E., 2015/1318 K.ilegörüşülmüştür.

Bu dava da yine hukuka ve kanuna aykırı olarak neticelenmiştir. Başvurucunun

AYİM önündeki davasının temeli olan emekliye sevk işlemleri Gülhane Askeri Tıp

Akademisi içindeki bir gurubun hukuka aykırı olarak yapılanması ve bu yapılanma

sonucunda amirleri olan başvurucu hakkında sistematik şikayetleri sonucu

yapılan atama işlemi ile sağlanmıştır.

6) AYİM Üçüncü Daire Başkanlığında görülen

dava kapsamında başvurucunun tüm savunmaları maddi gerçeğin hilafında budairece reddedilmiştir. Başvurucu ülkedeki meri hukuk

kurallarına göre yargılanmamıştır. Başvurucu bir terör örgütünün kendisini meslekten

uzaklaştırmak için yapmış oldukları kumpasın içinde kalmıştır. Mevcut durum kapsamındayargılanmanın ihlali talebimiz kapsamında;

YENİDEN YARGILANMAYA KARAR VERİLMESİNİ,

Talebimiz doğrultusunda tazminata

hükmedilmesini,

Yargılama giderlerinin tarafımıza ödenmesine

karar verilmesini,

Saygılarımla arz ve talep ederim."

BAŞVURUNUN YENİ DELİLLER KAPSAMINDA

DEĞERLENDİRİLMESİ GEREĞİ

9.17-25 Aralık ve özellikle 15 Temmuz hain darbe teşebbüsü

sonrasında Anayasa Mahkemesine yapılan pek çok bireysel başvuruda, başvurucular

tarafından, FETÖ terör örgütüne mensup oldukları sonradan ortaya çıkan ve bu

nedenle meslekten çıkarılan veya tutuklanan yargı mensuplarınca verilmiş

kararlardan mağdur oldukları belirtilerek, bu nedenle yargılamanın yenilenmesi

gerektiği ileri sürülmüş ise de, bu tür başvurularda soyut iddialar

temellendirilmediği ve başvurucuların ne tür bir mağduriyetine yol açıldığının

açıklanamadığı gerekçesiyle başvurular hakkında KABUL EDİLEMEZLİK kararları

verilmiş olup bu husus müstakar içtihat haline gelmiştir. Diğer bir ifadeyle,

başvuruları reddedilen başvurucular, FETÖ/PDY üyesi yargı mensuplarınca verilen

kararların ne tür bir örgütsel ilişki sonucu verildiğini ve hangi nedenle adı

geçen terör örgütü tarafından mağdur edildiklerini açık bir şekilde ortaya

koyamamış, olgularla iddiaları arasındaki illiyet bağını açıklayamamış,

kısacası iddialarını temellendirememiştir.

10.Başvuru konusu dosyada ise başvurucunun durumu farklıdır.

Başvurucu, yaptığı şikayetlerin ve hakkında yapılan şikayetlerin soruşturulması,

haklarında tesis edilen idari işlemler ve yargı kararlarını veren mahkeme ve

savcılıklarda görevli olan kişilerin tamamının FETÖ terör örgütü yöneticisi,

mensubu, yardım edeni ve iltisaklı oldukları hakkında çok açık bir tabloyu

gözler önüne koyan ve yukarıdaki Anayasa Mahkemesi kararlarında yer alan

açıklamalara ve tesbitlere uygun düşen pek çok delil

ve emareyi sunmuş; başka bir deyişle iddiasını sonradan da olsa

temellendirebilmiştir. Gerçekten de, başvurucu ile

husumet halinde olan kişilerle bu konudaki uyuşmazlıkta yargı görevi ifa eden

kişilerin aynı terör örgütü (FETÖ) mensubu olmaları, başvurucu hakkındaki

yargılama sonuçlarının da adil olmadığının açık delilidir. Olgular, yukarıda

alıntı yapılan ve kesin hüküm niteliğinde olan Anayasa Mahkemesi kararlarında

etraflıca yapılan tespitler doğrultusunda ve açık bir şekilde, FETÖ mensubu

silahlı kuvvetler mensupları ve yargı mensuplarınca, sistemli, ustaca

düzenlenmiş bir seri işlem ve kararlarla, başvurucuya kumpas yapıldığına işaret

etmektedir.

11. Bu nedenle, yukarıda nakledilen Anayasa Mahkemesi

kararlarında da açıklandığı gibi hain darbe girişimi öncesinde yargı ve silahlı

kuvvetler içerisinde uzun süre yapılanmış olan örgütün kullandığı metotlar da

gözetildiğinde, başvurucunun bu yolda temellendirilmiş bir iddiayı başvuru

sırasında ortaya koyması, esasen mümkün değildir. FETÖ mensubu yargı ve silahlı

kuvvetler yapılanmasının gerçek boyutları ancak 15 Temmuz hain darbe

teşebbüsünden sonra ortaya çıkmıştır. Diğer bir ifadeyle, başvurucudan bu husustaki

delillerini başvuru sırasında ortaya koymuş olmasını beklemek, hayatın olağan

akışına aykırı ve makul olmayan bir durumdur.

12. Aksine bir usul kuralı bulunmadıkça bir yargı mercii

önündeki başvurucunun, iddiasını ispat amacıyla sonradan elde ettiği delilleri

hüküm verilinceye kadar mahkemeye sunma olanağına sahip olması, adil

yargılanmanın temel bir unsurudur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin uygulaması

da bir başvuru karar aşamasına gelinceye kadar sunulan ve başvuruyu

temellendirebilmek için gerekli olan hususların sunulmasını kabul etmek

yönündedir.

13.Anayasa Mahkemesine yapılacak bireysel başvurularda,

başvurucunun elinde olan delilleri derece mahkemeleri önünde öne sürmemiş

olması hariç, iddialarını destekleyecek tüm delillerini başvuru formu ile

birlikte sunmasını zorunlu kılan bir kural olmadığı gibi, tüm ülkeye benzeri

görülmemiş bir travma yaşatan FETÖ terör örgütünün hain darbe girişiminin yol

açtığı olağanüstü şartlar karşısında, peyderpey ortaya çıkmakta olan gerçekleri

takip eden ve başvurusu ile ilgili delilleri toplayan başvurucunun, bunları

Anayasa Mahkemesine gelişmeleri bildirmek yükümlülüğüne uygun olarak zamanlıca

sunmasına rağmen başvurucunun bu delil ve iddialarının incelenmeden karar

verilmesi başlı başına hakkaniyete uymayan bir durum yaratmıştır.

SONUÇ / HÜKÜM

SONUÇ

Başvurucunun, yargılamanın sonucu bakımından adil olmadığına

ilişkin ve özünde son derece haklı olan iddiasının KABUL EDİLEBİLİRLİĞİNE ve

yargılamanın sonucunun adil olmadığına karar verilmesi gerekirken başvurunun

reddi yönünde verilen karara katılmamaktayım. Üye Serdar ÖZGÜLDÜR Üye Serruh KALELİ Üye Rıdvan GÜLEÇ Üye Osman Alifeyyaz PAKSÜT

Anayasa Mahkemesi Genel Kurul, E. 2015/18407, 18 Ekim 2017 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun Konusu
  4. II. Başvuru Süreci
  5. III. Olay Ve Olgular
  6. IV. İlgili Hukuk
  7. A. Ulusal Hukuk
  8. C)
  9. B. Uluslararası Hukuk
  10. V. İnceleme Ve Gerekçe
  11. A. Genelkurmay Başkanlığı
  12. B. Masumiyet Karinesinin
  13. C. AYİM’in Yapısında
  14. D. Yargılamanın Sonucu
  15. B. No: 2012/969, 18/9/2013, § 16).Başvurucunun ileri
  16. E. Mülkiyet Hakkının
  17. VI. Hüküm
  18. A. Kamuya açık belgelerde başvurucunun kimliğinin gizli
  19. C. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde BIRAKILMASINA
  20. Karşı Oy Gerekçesi
  21. Yıldırım
  22. Özgüldür
  23. Kömürcü
  24. Necipoğlu
  25. Akıncı
  26. Topal
  27. M. Emin KUZ
  28. Gökcan
  29. Hakyemez
  30. Yamlı
  31. Torun
  32. Karşıoy Yazısı
  33. Giriş
  34. Anayasa Mahkemesi Kararlarının İlgili
  35. Bölümleri
  36. “Olay Ve Olgular
  37. A. Genel Olarak FETÖ/PDY’nin Yapısı ve Faaliyetleri
  38. B. FETÖ/PDY’ye İlişkin Soruşturma ve Kovuşturmalar
  39. C. FETÖ/PDY’nin Yargı Organlarındaki Yapılanması ve Faaliyetleri
  40. D. FETÖ/PDY’nin TSK’daki Yapılanması ve Faaliyetleri
  41. E. 15 Temmuz 2016 Tarihli
  42. “… Olayveolgular
  43. A. Darbe Teşebbüsü Süreci
  44. B. Darbe Teşebbüsünün
  45. C. FETÖ/PDY'nin Özellikleri
  46. D. Darbe Teşebbüsünde
  47. “ … Olay Ve Olgular
  48. A. Genel Bilgiler
  49. Başvurucunun Daha Sonra Sunduğu Dilekçeler Ve
  50. Deliller
  51. Başvurunun Yeni Deliller Kapsamında
  52. Değerlendirilmesi Gereği
  53. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Genel Kurul
Başvuru No
2015/18407
Tarih
18 Ekim 2017

İlgili Kararlar

  • Ali Hıdır Akyol ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2015/17510)
  • Mehmet Karataş Başvurusu (B. No: 2014/12925)
  • G. D. Başvurusu (B. No: 2014/1811)
  • Ahmet Çevik ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2014/7545)
  • Kamil İnce Başvurusu (B. No: 2014/1167)
  • Anıl Pınar ve Ömer Bilge Başvurusu (B. No: 2014/15627)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.