İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /İkinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · İKİNCİ BÖLÜM

KARAR

İbrahim Sönmez ve Nazmiye Kaya Başvurusu (B. No: 2013/3193)

1. Başvuru, yakalanma ve

Başvuru No2013/3193Tarih15 Ekim 2015Okuma25 dk · 5.090 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm İbrahim Sönmez Ve Nazmiye Kaya Başvurusu Birinci Bölüm

Karar tarihi
15 Ekim 2015
Başvuru Numarası
2013/3193
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

5.090 kelime·25 dk okuma·13 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, yakalanma ve

gözaltına alınmanın hukuka aykırı olduğu, kuvvetli suç şüphesi ve tutuklama

nedenleri bulunmadan tutuklama kararı verildiği, kısıtlama kararı verilmesi

nedeniyle soruşturma dosyasına erişilemediği gerekçeleriyle kişi hürriyeti ve

güvenliği hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU

SÜRECİ

2. Başvuru, 7/5/2013 tarihinde

İstanbul Bölge İdare Mahkemesi aracılığıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin

idari yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun Komisyona sunulmasına

engel teşkil edecek bir eksikliğinin bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. İkinci Bölüm İkinci

Komisyonunca 30/1/2014 tarihinde, kabul edilebilirlik incelemesinin Bölüm

tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

4. İkinci Bölüm tarafından

13/3/2014 tarihinde yapılan toplantıda, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas

incelemesinin birlikte yapılmasına, başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş

için Adalet Bakanlığına (Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

5. Bakanlığın 14/4/2014 tarihinde Anayasa Mahkemesine

sunduğu görüş yazısı, başvuruculara 25/4/2014 tarihinde tebliğ edilmiştir.

6. Başvurucular, Bakanlık görüşüne karşı 12/5/2014 tarihinde

beyanda bulunmuşlardır.

III. OLAY VE

OLGULAR

A. Olaylar

7. Başvuru formu ve eklerinde

ifade edildiği şekliyle ve Ulusal Yargı Ağı Projesi (UYAP) aracılığıyla

erişilen bilgi ve belgeler çerçevesinde ilgili olaylar özetle şöyledir:

8. Başvurucu İbrahim Sönmez,

Küçükçekmece (İstanbul) Belediyesinde memur olup aynı zamanda Tüm Belediye ve

Yerel Yönetim Hizmetleri Emekçileri Sendikası (Tüm Bel Sen) İstanbul 1 No.lu

Şubesi yönetim kurulu üyesidir.

9. Başvurucu Nazmiye Kaya,

Şişli (İstanbul) Belediyesinde memur olup aynı zamanda Tüm Bel Sen İstanbul 4

No.lu Şubesi yönetim kurulu üyesidir.

10. Tüm Bel Sen, yerel yönetim

kuruluşlarında (belediye ve il özel idareleri) memur statüsünde çalışanların

üye olabildiği bir memur sendikası olup Kamu Emekçileri Sendikaları

Konfederasyonu (KESK) üyesidir.

11. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının (12/4/1991 tarihli ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun

mülga 10. maddesi ile görevli bölümü) 2011/2360 Soruşturma sayılı dosyasında

“Devrimci Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (DHKP-C) silahlı terör örgütüne üye

olma” suçunu işledikleri şüphesiyle başvurucular hakkında soruşturma

başlatılmıştır.

12. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının 2011/2360 Soruşturma sayılı dosyasında, soruşturma dosyasının

incelenmesi ve dosyadan örnek alınması durumunda diğer şahısların deşifre

olabileceği, suç delillerinin karartılabileceği veya ortadan kaldırılabileceği

ifade edilerek 4/12/2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 153.

maddesinin (2) numaralı fıkrası uyarınca 18/2/2013 tarihinde kısıtlama kararı

verilmiştir.

13. Başvurucular, yürütülen

soruşturma kapsamında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının kararı uyarınca

19/2/2013 tarihinde gözaltına alınmışlar; 20/2/2013 tarihinde gözaltı

sürelerinin 24 saat uzatılmasına karar verilmiştir.

14. Başvurucular, haklarındaki

gözaltına alma kararına itiraz etmişler; İstanbul 1 No.lu Hâkimliğinin (3713

sayılı Kanun'un mülga 10. maddesi ile görevli) 20/2/2013 tarihli ve 2013/132

Değişik İş sayılı kararı ile “soruşturmanın

devam ediyor olması, şüphelilerin ifadelerinin henüz alınamaması, ele geçen

belgelerde incelemenin henüz tamamlanamamış olması ve yasal gözaltı süresinin

dolmamış olması dikkate alınarak” başvurucuların itirazının reddine

karar verilmiştir.

15. Başvurucular, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından ifadeleri alındıktan sonra 21/2/2013

tarihinde tutuklanmaları talebiyle İstanbul 3 No.lu Hâkimliğine (3713 sayılı

Kanun'un mülga 10. maddesi ile görevli) sevk edilmişlerdir.

16. Başvurucuların sorgusu

21/2/2013 tarihinde saat 22.55’te başlamış ve 22/2/2013 tarihinde saat 7.10’da

tamamlanmıştır. Başvurucular, İstanbul 3 No.lu Hâkimliğinin 22/2/2013 tarihli

ve 2013/20 Sorgu sayılı kararı ile silahlı terör örgütü kurma veya yönetme suçundan tutuklanmışlardır. Hâkimliğin tutuklama gerekçesi

şöyledir:

“DHKP/C silahlı bir terör örgütü olarak kuruluşundan

itibaren ülkemizde çok sayıda eylem gerçekleştirmiş, birçok sivil vatandaş,

polis, adli ve idari yöneticilerin yaşamını yitirmesini, yaralanmasına

sebebiyet vermiştir. Bu örgüt BM Güvenlik Konseyinin terörle mücadeleye ilişkin

kararı çerçevesinde düzenlenmiş olan Avrupa Birliği Terör Örgütleri listesinde

yer almaktadır. Örgüt 8 Ekim 1997 tarihinde ABD, 26 Ocak 1998 tarihinde

Almanya, 29 Mart 2001 tarihinde İngiltere Birleşik Krallığı ve 2 Mayıs 2002

tarihinde Avrupa Birliğinin terör hareketleri listesine geçmiştir.

DHKP/C silahlı terör örgütüne yönelik yapılan operasyonlar

kapsamında Hollanda makamlarınca yapılan aramalarda ele geçirilen bilgi ve

belgeler Uluslararası adli yardım talebiyle ülkemize getirtilmiştir. Bu

belgelerin büyük kısmı 1999 ila 2003 yılları arasındaki tarihleri

kapsamaktadır. (Hollanda Belgeleri). Yine 1999 yılında Belçika’da örgüte

yönelik operasyon kapsamında yapılan aramalarda çeşitli dokümanlar ele

geçirilmiş, bu belgeler de 2008 yılı sonlarında ülkemize getirtilmiştir.

(Belçika belgeleri).

Hollanda belgelerinde ismi geçen örgüt mensuplarından biri

01.02.2013 tarihinde Ankara’da Amerika Büyükelçiliğine yönelik canlı bomba

saldırısını gerçekleştiren E.(A.)Ş. olup bu saldırı

DHKP/C silahlı terör örgütünün internet sitesi olarak faaliyette bulunduğu

birçok açıklaması ile anlaşılan www.halkınsesitv.com isimli internet sitesinde

örgüt tarafından üstlenilmiştir.

Hollanda ve Belçika belgelerinde Devrimci Memur Hareketi

(DMH) içerisinde faaliyet gösteren örgüt mensuplarına ait raporlar ve bilgiler

ele geçirilmiştir. Bu belgeler içeriğinde DMH yapılanması ile DHKP/C örgüt

yapılanması arasındaki bağ açıkça ortaya konulmuştur. Ayrıca çeşitli

soruşturmalar kapsamında dinlenen tanık, gizli tanık ve şüpheli beyanları ve bu

beyanlarla uyum arz eden fiziki takip tutanakları ve kamuoyuna mal olmuş

olaylar örgüsü içeriğinden DMH yapılanması ile örgüt arasında organik, iç içe,

çok yakın bağların bulunduğuna dair kuvvetli emareler bulunmaktadır.

Bu kapsamda şüphelilerin DHKP/C silahlı terör örgütünün

internet sitesi olarak faaliyette bulunduğu birçok açıklaması ile anlaşılan

www.halkınsesi.tv internet sitesinde yönlendirme ve üstlenme şeklinde sahip

çıkılan gösteri ve basın açıklamalarına periyodik şekilde dâhil olmaları,

iletişimin tespiti ve fiziki takip tutanakları ile belirlenen DMH yöneticileri

ile aralarındaki sıkı ilişki, anılan silahlı terör örgütü ile şüphelilerin

bağına ilişkin kuvvetli şüphe olarak değerlendirilmiştir.

Ayrıca; Ankara CMK 250 Madde ile yetkili Cumhuriyet

Başsavcılığının 2010/926 sayılı soruşturma dosyası kapsamında Yürüyüş dergisi

bürosunda 24.12.2010 tarihinde yapılan aramada ele geçirilen 1055 Numaralı CD

içeriğinde ele geçirilen ve şifrelenmiş olduğu anlaşılan verilerin çözümlenmesi

neticesinde yukarıda anılan hususlara ilişkin birçok veri ele geçirilmiş olup,

şüphelilerden büyük bir kısmının örgütün Memur Hareketi yapılanması içinde listelendirilmiş olduğu görülmüştür. (Şüpheliler A.T.,

B.D., D.D., E.E., E.S., İbrahim Sönmez, M.P., M.S., Nazmiye Kaya, N.T., Ö.A.,

S.E., Ş.D., U.E. ve Y.D.'nin bahsi geçen CD'de

isimleri kayıtlıdır.)

Atılı suçların CMK

100/3 maddesinde sayılan suçlardan olduğu ve bu şekilde tutuklama sebeplerinin

de var olduğunun hakimliğimizce kabul edildiği,

Atılı suçun mahiyeti gereği adli kontrol tedbirlerinin

uygulanmasının yetersiz kalacağı, tutukluluk tedbirinin ölçülü olduğu anlaşıl(mıştır.)”

17. Başvurucular, 28/2/2013

tarihinde karara itiraz etmişler ancak İstanbul 1 No.lu Hâkimliğinin 7/3/2013

tarihli ve 2013/174 Değişik İş sayılı kararı ile itirazın kesin olarak reddine

karar verilmiştir. Kararın gerekçesinin ilgili bölümü şöyledir:

“Soruşturma aşamasında ele geçirilen deliller bir bütün

olarak değerlendirildiğinde mevcut olan bu delillerin şüphelilerin üzerlerine

atılı suçu işlediklerine dair kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren

olguların bulunduğunun kabulü için yeterli olduğu, suçun 5271 sayılı CMK'nun 100/3 maddesinde sayılan katalog suçlardan olması

nedeniyle varolduğu kabul edilen tutuklama

nedenlerinde herhangi bir isabetsizlik bulunmadığı, işin önemi ve verilmesi

beklenen ceza dikkate alındığında tutuklama tedbirinin ölçülü olduğu,

şüpheliler hakkında adli kontrol tedbirlerinin uygulanmasının bu aşamada

yetersiz kalacağı anlaşıldığından TMK 10/3-c Maddesi İle Yetkili 3 No'lu Hakimlik tarafından verilen tutuklama kararı usul ve

yasaya uygun bulunduğundan...”

18. Anılan karar başvuruculara

10/4/2013 tarihinde tebliğ edilmiştir.

19. Başvurucular 7/5/2013

tarihinde bireysel başvuruda bulunmuşlardır.

20. İstanbul Cumhuriyet

Başsavcılığının 25/9/2013 tarihli ve E.2013/409 sayılı iddianamesi ile

başvurucular hakkında “silahlı terör örgütü kurma veya yönetme ve terör örgütü

propagandası yapma” suçlarını işlediklerinden

bahisle cezalandırılmaları istemiyle İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesine (3713

sayılı Kanun'un mülga 10. maddesi ile görevli) kamu davası açılmıştır.

21. 21/2/2014 tarihli ve 6526

sayılı Kanun'un 1. maddesi ile 3713 sayılı Kanun'un 10. maddesi ile görevli

olan ağır ceza mahkemeleri kaldırıldığından İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesince

başvurucuların yargılanmakta olduğu dava, İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesine

E.2014/164 sayılı dosya numarası ile devredilmiştir.

22. İstanbul 3. Ağır Ceza

Mahkemesi, 21/4/2014 tarihinde E.2014/164 sayılı dosya üzerinden yaptığı

inceleme sonucunda başvurucuların tahliyelerine karar vermiştir.

23. Dava, inceleme tarihi

itibariyle İlk Derece Mahkemesinde derdesttir.

B. İlgili

Hukuk

24. 26/9/2004 tarihli ve 5237

sayılı Türk Ceza Kanunu’nun “Silahlı örgüt”

kenar başlıklı 314. maddesinin (1) ve (2) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Bu kısmın dördüncü ve beşinci bölümlerinde yer alan

suçları işlemek amacıyla, silahlı örgüt kuran veya yöneten kişi, on yıldan onbeş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

(2) Birinci fıkrada tanımlanan örgüte üye olanlara, beş

yıldan on yıla kadar hapis cezası verilir.”

25. 3713 sayılı Kanun'un “Terör örgütleri” kenar başlıklı 7.

maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“...

(Değişik ikinci fıkra: 11/4/2013-6459/8 md.)

Terör örgütünün; cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek

veya övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandasını

yapan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Bu suçun

basın ve yayın yolu ile işlenmesi hâlinde, verilecek ceza yarı oranında

artırılır. Ayrıca, basın ve yayın organlarının suçun işlenmesine iştirak

etmemiş olan yayın sorumluları hakkında da bin günden beş bin güne kadar adli

para cezasına hükmolunur. Aşağıdaki fiil ve davranışlar da bu fıkra hükümlerine

göre cezalandırılır:

a) (Mülga: 27/3/2015-6638/10 md.)

b) Toplantı ve gösteri yürüyüşü sırasında gerçekleşmese

dahi, terör örgütünün üyesi veya destekçisi olduğunu belli edecek şekilde;

1. Örgüte ait amblem, resim veya işaretlerin asılması ya da

taşınması,

2. Slogan atılması,

3. Ses cihazları ile yayın yapılması,

4. Terör örgütüne ait amblem, resim veya işaretlerin üzerinde

bulunduğu üniformanın giyilmesi.

(Ek fıkra: 27/3/2015-6638/10 md.)

Terör örgütünün propagandasına dönüştürülen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde,

kimliklerini gizlemek amacıyla yüzünü tamamen veya kısmen kapatanlar üç yıldan

beş yıla kadar hapis cezasıyla cezalandırılır. Bu suçu işleyenlerin cebir ve

şiddete başvurmaları ya da her türlü silah, molotof

ve benzeri patlayıcı, yakıcı ya da yaralayıcı maddeler bulundurmaları veya

kullanmaları hâlinde verilecek cezanın alt sınırı dört yıldan az olamaz.

...”

26. 5271 sayılı Kanun’un “Yakalama ve yakalanan kişi hakkında yapılacak

işlemler” kenar başlıklı 90. maddesinin (2) numaralı fıkrası

şöyledir:

“Kolluk görevlileri, tutuklama kararı veya yakalama emri

düzenlenmesini gerektiren ve gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde; Cumhuriyet

savcısına veya âmirlerine derhâl başvurma olanağı bulunmadığı takdirde,

yakalama yetkisine sahiptirler."

27. 5271 sayılı Kanun’un “Gözaltı” kenar başlıklı 91. maddesinin

(1) ve (5) numaralı fıkraları şöyledir:

“(1) Yukarıdaki maddeye göre yakalanan kişi, Cumhuriyet

Savcılığınca bırakılmazsa, soruşturmanın tamamlanması için gözaltına alınmasına

karar verilebilir…

(5) Yakalama

işlemine, gözaltına alma ve gözaltı süresinin uzatılmasına ilişkin Cumhuriyet

savcısının yazılı emrine karşı, yakalanan kişi, müdafii

veya kanunî temsilcisi, eşi ya da birinci veya ikinci derecede kan hısımı,

hemen serbest bırakılmayı sağlamak için sulh ceza hâkimine başvurabilir. Sulh

ceza hâkimi incelemeyi evrak üzerinde yaparak derhâl ve nihayet yirmidört saat dolmadan başvuruyu sonuçlandırır.

Yakalamanın veya gözaltına alma veya gözaltı süresini uzatmanın yerinde olduğu

kanısına varılırsa başvuru reddedilir ya da yakalananın derhâl soruşturma

evrakı ile Cumhuriyet Savcılığında hazır bulundurulmasına karar verilir.”

28. 5271 sayılı Kanun'un “Tutuklama nedenleri” kenar başlıklı 100.

maddesinin ilgili bölümü şöyledir:

“(1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren somut

delillerin ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık

hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya

güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.

(2) Aşağıdaki

hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) Şüpheli veya

sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular

varsa.

b) Şüpheli veya

sanığın davranışları;

1. Delilleri yok

etme, gizleme veya değiştirme,

2. Tanık, mağdur veya

başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli

şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki

suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde,

tutuklama nedeni var sayılabilir:

a) 26.9.2004 tarihli

ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan;

…

11. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),

...”

29. 5271 sayılı Kanun’un "Tutuklama kararı" kenar

başlıklı 101. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“(Değişik: 2/7/2012-6352/97 md.)

Tutuklamaya, tutuklamanın devamına veya bu husustaki bir tahliye isteminin

reddine ilişkin kararlarda;

a) Kuvvetli suç şüphesini,

b) Tutuklama nedenlerinin varlığını,

c) Tutuklama tedbirinin ölçülü olduğunu,

gösteren deliller somut olgularla gerekçelendirilerek

açıkça gösterilir. Kararın içeriği şüpheli veya sanığa sözlü olarak bildirilir,

ayrıca bir örneği yazılmak suretiyle kendilerine verilir ve bu husus kararda

belirtilir.”

30. 5271 sayılı Kanun’un “Tazminat istemi” kenar başlıklı 141.

maddesinin (1) numaralı fıkrası şöyledir:

“Suç soruşturması veya kovuşturması sırasında;

a) Kanunlarda belirtilen koşullar dışında yakalanan,

tutuklanan veya tutukluluğunun devamına karar verilen

...

Kişiler, maddî ve manevî her türlü zararlarını, Devletten

isteyebilirler.”

31. 5271 sayılı Kanun’un “Müdafiinin dosyayı

inceleme yetkisi” kenar başlıklı 153. maddesinin (2), (3) ve (4)

numaralı fıkraları şöyledir:

“(2) Müdafiin dosya içeriğini

inceleme veya belgelerden örnek alma yetkisi, soruşturmanın amacını tehlikeye

düşürebilecek ise Cumhuriyet savcısının istemi üzerine hâkim kararıyla

kısıtlanabilir. Bu karar ancak aşağıda sayılan suçlara ilişkin yürütülen

soruşturmalarda verilebilir:

a) 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk

Ceza Kanununda yer alan;

...

7. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar

(madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316),

...

(3) Yakalanan kişinin veya şüphelinin ifadesini içeren

tutanak ile bilirkişi raporları ve adı geçenlerin hazır bulunmaya yetkili

oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklar hakkında, ikinci fıkra hükmü

uygulanmaz.

(4) Müdafi, iddianamenin mahkeme tarafından kabul edildiği

tarihten itibaren dosya içeriğini ve muhafaza altına alınmış delilleri

inceleyebilir; bütün tutanak ve belgelerin örneklerini harçsız olarak

alabilir.”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

32. Mahkemenin 15/10/2015

tarihinde yapmış olduğu toplantıda, başvurucuların 7/5/2013 tarihli ve

2013/3193 numaralı bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucuların

İddiaları

33. Başvurucular, çağrı üzerine

ifadelerinin alınması mümkün iken yakalanıp gözaltına alınmalarının 5271 sayılı

Kanun’un 90. maddesine aykırı olduğunu, Cumhuriyet Savcısı tarafından ifade

alma ve hâkim tarafından yapılan sorgu işlemleri sırasında kendilerine kuvvetli

suç şüphesini oluşturan olguların sorulmadığını, haklarında kuvvetli suç

şüphesinin bulunduğuna dair somut olgular gösterilmeden “teknik takip,

iletişimin dinlenmesi ve CD” gibi

tartışmalı delillere dayanılarak gerekli kişiselleştirmeler yapılmaksızın ortak

bir gerekçe ile isnat edilen suçun 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin (3)

numaralı fıkrasında sayılan katalog suçlardan olduğundan bahisle tutuklama kararı

verildiğini, soruşturma kapsamında deliller toplanmış olduğundan delil

karartılmasının mümkün olmadığını, kamu görevlisi olmaları nedeniyle kaçma

şüphelerinin bulunmadığını, adli kontrol veya teminatla salıverme konusundaki

taleplerinin gerekçesiz olarak reddedildiğini, dosya kapsamında kısıtlama

kararı verildiğini ve bu nedenle dosyadaki delillere ulaşamadıklarını ve

aleyhlerine olan delilleri çürütme fırsatına sahip olamadıklarını belirterek

Anayasa'nın 19. maddesi ile koruma altına alınan kişi özgürlüğü ve güvenliği

haklarının ihlal edildiğini ileri sürmüşler; serbest bırakılmalarına karar

verilmesini talep etmişlerdir.

B. Değerlendirme

1. Hukuka Aykırı Olarak Yakalanıp Gözaltına Alınıldığı

İddiası

34. Başvurucular, çağrı üzerine

ifadelerinin alınması mümkün iken gereksiz ve hukuka aykırı olarak

yakalandıklarını, sonrasında da gözaltına alındıklarını ileri sürmüşlerdir.

35. Bakanlık görüşünde,

başvurucuların bu şikâyetine ilişkin bir açıklama bulunmamaktadır.

36. Başvurucular, Bakanlık

görüşüne karşı sundukları beyanlarında bu şikâyetleriyle ilgili olarak başvuru

formunda yer alanlar dışında ek bir açıklamada bulunmamışlardır.

37. Anayasa'nın 148. maddesinin

üçüncü fıkrası şöyledir:

“...Başvuruda bulunabilmek için olağan kanun yollarının

tüketilmiş olması şarttır.”

38. 30/3/2011 tarihli ve 6216

sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun’un “Bireysel başvuru hakkı” kenar başlıklı

45. maddesinin (2) numaralı fıkrası şöyledir:

“İhlale neden olduğu

ileri sürülen işlem, eylem ya da ihmal için kanunda öngörülmüş idari ve

yargısal başvuru yollarının tamamının bireysel başvuru yapılmadan önce

tüketilmiş olması gerekir.”

39. Anılan Anayasa ve Kanun

hükümlerine göre bireysel başvuru yoluyla Anayasa Mahkemesine başvurabilmek

için olağan kanun yollarının tüketilmiş olması gerekir. Temel hak ve

özgürlüklere saygı, devletin tüm organlarının anayasal ödevi olup bu ödevin

ihmal edilmesi nedeniyle ortaya çıkan hak ihlallerinin düzeltilmesi, idari ve

yargısal makamların görevidir. Bu nedenle temel hak ve özgürlüklerin ihlal

edildiği iddialarının öncelikle derece mahkemeleri önünde ileri sürülmesi, bu

makamlar tarafından değerlendirilmesi ve bir çözüme kavuşturulması esastır (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, B. No: 2012/403, 26/3/2013, § 16).

40. Bu nedenle Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuru, iddia edilen hak ihlallerinin derece

mahkemelerince düzeltilmemesi hâlinde başvurulabilecek ikincil nitelikte bir

kanun yoludur. Bireysel başvuru yolunun ikincil niteliği gereği Anayasa

Mahkemesine bireysel başvuruda bulunabilmek için öncelikle olağan kanun

yollarının tüketilmesi zorunludur. Bu ilke uyarınca başvurucunun Anayasa

Mahkemesi önüne getirdiği şikâyetini öncelikle ve süresinde yetkili idari ve

yargısal mercilere usulüne uygun olarak iletmesi, bu konuda sahip olduğu bilgi

ve kanıtlarını zamanında bu makamlara sunması ve aynı zamanda bu süreçte dava

ve başvurusunu takip etmek için gerekli özeni göstermiş olması gerekir (Ayşe Zıraman ve Cennet

Yeşilyurt, § 17).

41. Ancak tüketilmesi gereken

başvuru yollarının, ulaşılabilir olması yanında telafi kabiliyetini haiz ve

tüketildiğinde başvurucunun şikâyetlerini gidermede makul başarı şansı tanıması

gerekir. Dolayısıyla mevzuatta bu yollara yer verilmesi tek başına yeterli

olmayıp uygulamada da etkili olduklarının gösterilmesi ya da en azından etkili

olmadıklarının kanıtlanmamış olması gerekir (Ramazan

Aras, B. No: 2012/239, 2/7/2013, § 29).

42. Yargıtay 12. Ceza Dairesinin

1/10/2012 tarihli ve E. 2012/21752, K.2012/20353 sayılı kararının ilgili kısmı şöyledir:

“Davacılar vekilleri aracılığıyla kasten

yaralama olayına karıştıkları gerekçesi ile yetkili Cumhuriyet savcısının

gözaltı emri olmaksızın kanuna aykırı şekilde gözaltına alındıkları ve bir gün

gözaltında kaldıkları nedeniyle 5271 sayılı CMK’nın

141 ve devamı maddeleri uyarınca manevi tazminat isteminde bulunmuşlardır.

Yargılama yapan Iğdır Ağır Ceza Mahkemesince, tazminat istemine konu ceza

davasının derdest olup, henüz sonuçlanmadığı, gözaltındaa

geçirilen sürelerin TCK’nın 63. maddesi uyarınca cezadan mahsubunun söz konusu

olabileceği, derdest davalarda koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası

açılamayacağı gerekçeleriyle, tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.

...

5271 sayılı CMK’nın; “Tazminat istemi” başlıklı 141. maddesi

incelendiğinde, bir kısım tazminat nedenleri konusunda karar verilmesi için,

davanın esasıyla ilgili bir kararın verilmesi zorunluluğunun bulunmadığı

dolayısıyla bu nedenlere dayalı istemlerde, davanın sonuçlanmasına gerek

bulunmadığı yasal düzenlemeden açıkça anlaşılmaktadır. Bu kapsamda somut olay

incelendiğinde, talebin dava sonucuyla veya verilecek hükümle bir ilgisi

bulunmamaktadır. Gözaltında veya tutuklulukta geçen sürelerin, sanıkların

mahkumiyeti halinde bu cezalarından mahsubu imkanının bulunması da ulaşılan bu

sonucu değiştirmeyecektir. Hal böyle iken, davanın esasıyla ilgili henüz hüküm

verilmediği ve derdest davalarda koruma tedbirlerine dayalı olarak dava

açılamayacağına ilişkin gerekçenin yasal bir dayanağı bulunmadığı gibi

mahkemenin bu yöndeki değerlendirmesi de isabetsiz olup, davanın kabulü yerine,

yazılı gerekçelerle reddine karar verilmesi,

Kanuna aykırı

olup...”

43. Buna göre yakalama veya

gözaltı işlemlerinin hukuka aykırı olması hâlinde asıl davanın sonuçlanması

beklenmeden 5271 sayılı Kanun’un 141. maddesi hükümlerine göre tazminat talep

edilmesi mümkündür.

44. Bir suç isnadıyla yakalanıp

gözaltına alınan ve daha sonra tutuklanan kişinin, yakalanmasının veya

gözaltına alınmasının hukuka aykırı olduğu iddiasıyla yaptığı bireysel

başvuruda ihlal sonucunun kişisel durumuna bir etkisi olması mümkün

görünmemektedir. Keza yakalama veya gözaltına alma kararı hukuka aykırı da olsa

kişi hâkim tarafından tutuklandığından yakalama veya gözaltı kararının hukuka

aykırı olduğu yönündeki bir tespit ve ihlal kararı, tutuklu kişinin serbest

kalmasına tek başına imkân vermeyecektir. Dolayısıyla bireysel başvuru

kapsamında verilecek muhtemel bir ihlal kararı ancak talep edilmiş olması

koşuluyla başvurucular lehine tazminata hükmedilmesi sonucunu doğurabilecektir.

45. Başvurucular hakkında

uygulanan yakalama işlemi ve gözaltı kararının hukuka uygun olup olmadığı 5271

sayılı Kanun’un 141. maddesi kapsamında açılacak davada da incelenebilir.

Nitekim Yargıtay içtihadı, bu kapsamdaki taleplerle ilgili olarak davanın

esasının sonuçlanmasına gerek olmadığı yönündedir. Bu madde kapsamında açılacak

dava yoluyla yakalama işleminin ve gözaltı kararının hukuka aykırı olduğunun

tespiti ile birlikte tazminata da hükmedilebilecektir.

46. Somut olayda, 5271 sayılı

Kanun’un 141. maddesinde belirtilen dava yolunun başvurucuların durumlarına

uygun telafi kabiliyetini haiz etkili bir hukuk yolu olduğu ve bu olağan

başvuru yolu tüketilmeden yapılan bireysel başvuruların incelenmesinin bireysel

başvurunun “ikincil niteliği” ile bağdaşmadığı sonucuna varılması gerekir.

47. Açıklanan nedenlerle

başvurucuların, hukuka aykırı olarak yakalanıp gözaltına alındıkları iddiaları

ile ilgili olarak yargısal başvuru yolları tüketilmeden bireysel başvuru

yapıldığı anlaşıldığından başvurunun bu kısmının diğer kabul edilebilirlik

şartları yönünden incelenmeksizin başvuru

yollarının tüketilmemiş olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna

karar verilmesi gerekir.

2. Tutuklamanın Hukuki

Olmadığı İddiası

48. Başvurucular, haklarında

kuvvetli suç şüphesinin bulunduğuna dair somut olgular gösterilmeden gerekli

kişiselleştirme yapılmaksızın ortak bir gerekçe ile isnat edilen suçun katalog

suçlardan olduğundan bahisle tutuklama kararı verildiğini, soruşturma

kapsamında delillerin karartılmasının mümkün olmadığını, kaçma şüphelerinin

bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.

49. Bakanlık görüşünde, Avrupa

İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) benzer kararlarına atıfta bulunularak Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (Sözleşme) 5. maddesinin (1) numaralı fıkrasının

(c) bendine göre bir kişinin ancak hakkında suçu işlediğine dair inandırıcı

nedenlerin bulunması hâlinde tutuklanmasına karar verilebileceği; inandırıcı

nedenlerin, kişinin suçu işlemiş olabileceğine dair objektif bir gözlemciyi

ikna etmeye uygun olay, olgu veya bilgilerin varlığını gerektirdiği; kişinin

yakalandığı anda suçla itham edilmesi için yeterli delillerin toplanmış

olmasının gerekmediği, şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza

yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe

oluşturacak veya suç isnadına temel teşkil edecek olan olguların aynı düzeyde

değerlendirilmemesi gerektiği, somut olayda başvurucular hakkında düzenlenen

iddianamede suç şüphesine ilişkin olayların detaylı bir şekilde açıklandığı

ifade edilmiştir.

50. Başvurucular, Bakanlık

görüşüne karşı sundukları beyanlarında kendilerinin devlet memuru olduklarını

ileri sürmüşlerdir. Ayrıca başvurucular beyanlarında, iddianamede sendika üyesi

olarak yaptıkları faaliyetlerin suçlamaya esas alındığını iddia etmişlerse de

bireysel başvuru tarihinden sonra düzenlenen iddianamedeki suçlamaya yönelik bu

iddia, ilk kez Bakanlık görüşüne karşı cevap dilekçesinde dile getirilmiştir.

51. Anayasa’nın 19. maddesinin

birinci fıkrasında herkesin kişi özgürlüğü ve güvenliği hakkına sahip olduğu

ilke olarak konduktan sonra ikinci ve üçüncü fıkralarında şekil ve şartları

kanunda gösterilmek şartıyla kişilerin özgürlüğünden mahrum bırakılabileceği

durumlar sınırlı olarak sayılmıştır. Dolayısıyla kişinin özgürlük ve güvenlik

hakkının kısıtlanması ancak Anayasa’nın anılan maddesi kapsamında belirlenen

durumlardan herhangi birinin varlığı hâlinde söz konusu olabilir (Murat Narman, B. No: 2012/1137, 2/7/2013,

§ 42).

52. Anayasa'da yer alan

kurallara benzer şekilde Sözleşme’nin 5. maddesinin birinci fıkrasında herkesin

özgürlük ve güvenlik hakkına sahip olduğu, anılan fıkranın (a) ve (f)

bentlerinde belirtilen hâller dışında ve yasanın öngördüğü usule uygun olmadan

hiç kimsenin özgürlüğünden yoksun bırakılamayacağı belirtilmiştir (Mehmet İlker Başbuğ, B. No: 2014/912,

6/3/2014, § 42).

53. Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrasında suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunan kişilerin; ancak

kaçmalarını, delillerin yok edilmesini veya değiştirilmesini önlemek maksadıyla

veya bunlar gibi tutuklamayı zorunlu kılan ve kanunda gösterilen diğer hâllerde

hâkim kararıyla tutuklanabilecekleri hükme bağlanmıştır. Buna göre bir kişinin

tutuklanabilmesi öncelikli olarak suç işlediği hususunda kuvvetli belirti

bulunmasına bağlıdır. Bu, tutuklama tedbiri için aranan olmazsa olmaz unsurdur.

Bunun için suçlamanın kuvvetli sayılabilecek inandırıcı delillerle

desteklenmesi gerekir. İnandırıcı delil sayılabilecek olgu ve bilgilerin

niteliği büyük ölçüde somut olayın kendine özgü şartlarına bağlıdır (Mustafa Ali Balbay, B. No: 2012/1272,

4/12/2013, § 72).

54. Ancak bu nitelemeye bağlı

olarak kişinin suçla itham edilebilmesi için yakalama veya tutuklama anında

delillerin yeterli düzeyde toplanmış olması mutlaka gerekli değildir. Zira

tutukluluğun amacı, yürütülen soruşturma ve/veya kovuşturma sırasında kişinin

tutuklanmasının temelini oluşturan şüphelerin doğruluğunu kanıtlayarak veya

ortadan kaldırarak adli süreci daha sağlıklı bir şekilde yürütmektir. Buna göre

suç isnadına esas teşkil edecek şüphelere dayanak oluşturan olgular ile ceza

yargılamasının sonraki aşamalarında tartışılacak olan ve mahkûmiyete gerekçe

oluşturacak olguların aynı düzeyde değerlendirilmemesi gerekir (Mustafa Ali Balbay, § 73).

55. Tutukluluk, 5271 sayılı

Kanun’un 100. ve devamı maddelerinde düzenlenmiştir. 100. maddeye göre kişi

ancak hakkında suç işlediğine dair kuvvetli şüphelerin varlığını gösteren

olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması hâlinde tutuklanabilir. Maddede

tutuklama nedenlerinin neler olduğu da belirtilmiştir. Buna göre (a) şüpheli

veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut

olgular varsa, (b) şüpheli veya sanığın davranışları: 1) Delilleri yok etme,

gizleme veya değiştirme, 2) Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı

yapılması girişiminde bulunma hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa

tutukluluk kararı verilebilecektir. Kuralda ayrıca işlendiği konusunda kuvvetli

şüphe bulunması hâlinde tutuklama nedeninin varsayılabileceği suçlar bir liste

hâlinde belirtilmiştir (Ramazan Aras,

§ 46).

56. Diğer taraftan özgürlük

hakkı, adli makamlarla güvenlik görevlilerinin özellikle organize suçlarla

etkili bir şekilde mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye neden olabilecek

biçimde yorumlanmamalıdır. Nitekim AİHM, Sözleşme'nin 5. maddesinin (1)

numaralı fıkrasının (c) bendinin, Sözleşme'ye taraf

devletlerin güvenlik görevlilerinin bilhassa organize olanlar olmak üzere

suçlulukla etkili olarak mücadelesini aşırı derecede güçleştirmeye sebep

olabilecek biçimde uygulanmaması gerektiğini vurgulamaktadır (Dinç ve

Çakır/Türkiye, B. No: 66066/09, 9/7/2013, § 46).

57. Anayasa’nın 19. maddesinin

üçüncü fıkrasına göre bir kişi, suçluluğu hakkında kuvvetli belirti bulunmak

koşuluyla hakkında dava açmak için gerekli delillerin tespiti amacıyla

tutulabilir. Tutmanın amacı kişi hakkındaki şüpheleri teyit etmek veya çürütmek

suretiyle ceza soruşturmasını ilerletmektir (Dursun

Çiçek, B. No: 2012/1108, 16/7/2014, § 87).

58. Anayasa’da yer alan hak ve

özgürlükler ihlal edilmediği sürece derece mahkemelerinin kararlarındaki

kanunun yorumuna ya da maddi veya hukuki hatalara dair hususlar bireysel

başvuru incelemesinde ele alınamaz. Tutukluluk konusundaki kanun hükümlerinin

yorumu ve somut olaylara uygulanması da derece mahkemelerinin takdir yetkisi

kapsamındadır. Ancak kanun veya Anayasa’ya açık şekilde aykırı yorumlar ile

delillerin takdirinde açık keyfîlik hâlinde hak ve

özgürlük ihlaline sebebiyet veren bu tür kararların bireysel başvuruda

incelenmesi gerekir (Abdullah Ünal, B.

No: 2012/1094, 7/3/2014, § 39).

59. İlk tutuklamaya ilişkin yargısal

denetimde, kişinin bir suç işlemiş olabileceğine dair inandırıcı nedenlerin

bulunup bulunmadığıyla ve özgürlükten yoksun bırakmanın hukukiliğiyle sınırlı

bir inceleme yapılmaktadır. Bu kapsamda bir suçun işlenmiş olabileceğine

ilişkin ciddi belirtilerin varlığı ilk tutma bakımından yeterli olabilir (Hikmet Kopar ve diğerleri, B. No:

2014/14061, 8/4/2015, § 84).

60. Somut olayda, İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığınca düzenlenen 25/9/2013 tarihli iddianamede

başvurucuların “DHKP-C terör örgütünün” memur yapılanması olan “Devrimci memur

hareketi” içerisinde “sorumlu” düzeyde görev aldıkları, örgütün düzenlediği

eylemlere katıldıkları, bu eylemlerin bazılarında terör örgütünün şiddet içeren

eylemlerinin açıkça teşvik edildiği iddia edilmektedir. İddianameye göre

başvurucu İbrahim Sönmez on üç ayrı tarihte, başvurucu Nazmiye Kaya ise sekiz

ayrı tarihte üyesi oldukları silahlı terör örgütünün propagandasını yapmaya

yönelik eylemlerde bulunduklarından başvurucuların “silahlı terör örgütü

yöneticisi olma” suçunun yanı sıra “terör örgütünün propagandasını yapma”

suçundan da eylemleri sayısınca cezalandırılması talep edilmiştir.

61. Başvurucular hakkında

yürütülen soruşturmanın niteliği ve kapsamı göz önüne alındığında İstanbul 3

No.lu Hâkimliği tarafından soruşturma dosyasında bulunan ve Avrupa Birliği

Terör Örgütleri Listesi’nde yer alan DHKP-C terör örgütüne yönelik Hollanda ve

Belçika’da yapılan aramalarda ele geçirilen belgeler, diğer bir kısım

soruşturma dosyalarında dinlenen tanık, gizli tanık ve şüpheli beyanları,

fiziki takip tutanakları ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir

soruşturma kapsamında 24/12/2010 tarihinde yapılan aramada ele geçirilen 1055

numaralı CD içeriğinde yer alan bilgilere dayanılarak başvurucuların isnat

edilen DHKP-C terör örgütü adına faaliyetlerde bulunmak suretiyle “silahlı

terör örgütü yöneticisi olma” suçunu işlediklerine yönelik kuvvetli suç

şüphesinin bulunduğu gerekçesiyle tutuklama kararı verildiği görülmektedir.

Başvurucular hakkında verilen tutuklama kararındaki gerekçeler incelendiğinde

başvurucular yönünden suç işlemiş olabileceklerinden şüphelenilmesi için

inandırıcı delillerin bulunduğu sonucuna varılmıştır. Başvuruculara isnat

edilen “silahlı örgüt yöneticisi olma” suçu, 5271 sayılı Kanun'un 100. maddesinin

(3) numaralı fıkrasında yer alan ve Kanun gereği “tutuklama nedeni

varsayılabilen” suçlar arasında olduğundan olayda bir tutuklama nedeninin

bulunduğu görülmektedir. Öte yandan başvurucular hakkında verilen tutuklama

kararında tutuklamanın ölçülü olduğu da açıklanmıştır.

62. Açıklanan nedenlerle

başvurucuların, kişiselleştirme yapılmadan ve kuvvetli suç şüphesini gösteren

olgular açıklanmadan tutuklama nedenlerinin bulunmadığı gözetilmeksizin

haklarında tutuklama kararı verildiği iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin

olmadığı açık olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez

olduğuna karar verilmesi gerekir.

3. Soruşturma

Dosyasına Erişimin Kısıtlandığı İddiası

63. Başvurucular, soruşturma

dosyasında kısıtlama kararı verildiğini, bu nedenle dosya kapsamındaki

delillere temas edemediklerini ve aleyhlerine olan delilleri çürütme fırsatına

sahip olamadıklarını ileri sürmüşlerdir.

64. Bakanlık görüşünde, AİHM'in benzer kararlarına atıfta bulunularak müdafiin tutukluluğun hukukiliğine etkili bir şekilde

itiraz edebilmesi için önem arz eden dosya içeriğini inceleme hakkından mahrum

bırakılmasının silahların eşitliği ilkesine aykırı olduğu, başvurucuya

soruşturma aşamasında temel delillerin açıklanması, başvurucunun ve avukatının

bu delillerden haberdar olması hâlinde gizlilik kararının Sözleşme'nin 5.

maddesinin (4) numaralı fıkrasını ihlal etmeyeceği, somut olayda başvurucuların

Savcılık ifadeleri sırasında başvuruculara çok sayıda soru sorulduğu ve

ayrıntılı olarak savunmalarının alındığı ifade edilmiştir.

65. Başvurucular Bakanlık

görüşüne karşı sundukları beyanlarında, bu şikâyetleriyle ilgili olarak başvuru

formunda yer alanlar dışında ek bir beyanda bulunmamışlardır.

66. Anayasa’nın 19. maddesinin

dördüncü fıkrası, yakalanan veya tutuklanan kimseye, yakalama veya tutuklama

sebeplerinin, haklarındaki iddiaların hemen yazılı olarak bildirilmesini;

yazılı bildirimin mümkün olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl, toplu suçlarda

ise en geç hâkim huzuruna çıkarılıncaya kadar bildirilmesini öngörmektedir.

67. Anayasa'nın 19. maddesinin

sekizinci fıkrası şöyledir:

“Her ne sebeple olursa olsun, hürriyeti kısıtlanan kişi,

kısa sürede durumu hakkında karar verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna

aykırılığı halinde hemen serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir

yargı merciine başvurma hakkına sahiptir.”

68. Anayasa'nın anılan hükmü

uyarınca hürriyeti kısıtlanan kişi, kısa sürede durumu hakkında karar

verilmesini ve bu kısıtlamanın kanuna aykırılığı hâlinde hemen serbest

bırakılmasını sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına

sahiptir. Fıkrada öngörülen bu prosedürde adil yargılanma hakkının bütün

güvencelerini sağlamak mümkün değil ise de iddia edilen

tutmanın koşullarına uygun somut güvencelerin yargısal nitelikli bir kararla sağlanması gerekir

(Mehmet Haberal, B. No: 2012/849,

4/12/2013, §§ 122, 123).

69. Tutukluluk hâlinin devamının

veya serbest bırakılma taleplerinin incelenmesinde “silahların eşitliği” ve “çelişmeli

yargı” ilkelerine riayet edilmesi gerekir (Hikmet

Yayğın, B. No: 2013/1279, 30/12/2014, §

30).

70. Silahların eşitliği ilkesi

davanın taraflarının, usule ilişkin haklar bakımından aynı koşullara tabi

tutulması ve taraflardan birinin diğerine göre daha zayıf bir duruma

düşürülmeksizin iddia ve savunmalarını makul bir şekilde mahkeme önünde dile

getirme fırsatına sahip olması anlamına gelmektedir. Taraflardan birine

tanınan, diğerine tanınmayan avantajla -fiilen olumsuz bir sonuç doğurduğuna

dair delil bulunmasa da- silahların eşitliği ilkesi ihlal edilmiş sayılır (Bülent Karataş, B. No: 2013/6428,

26/6/2014, § 70).

71. Çelişmeli yargılama ilkesi

ise taraflara dava malzemesi hakkında bilgi sahibi olma ve yorum yapma hakkının

tanınmasını ve bu nedenle tarafların yargılamanın bütününe aktif olarak

katılmasını gerektirmektedir. Çelişmeli yargılama ilkesi, silahların eşitliği

ilkesi ile yakından ilişkili olup bu iki ilke birbirini tamamlar niteliktedir.

Zira çelişmeli yargılama ilkesinin ihlal edilmesi durumunda davasını

savunabilmesi açısından taraflar arasındaki denge bozulacaktır (Bülent Karataş, § 71).

72. AİHM, müdafiin

dosya içeriğini incelemesinden mahrum bırakılmasını silahların eşitliği

ilkesinin ihlali olarak değerlendirmektedir (Ceviz/Türkiye,

B. No: 8140/08, 17/7/2012, § 41). Ancak AİHM’e göre

millî güvenlik, suçların araştırılmasına ilişkin polisiye yöntemlerin gizli

kalma gerekliliği ya da üçüncü bir kişinin temel haklarının ve kamu düzeninin

korunması için gerektiği ölçüde çelişmeli dava hakkı kısıtlanabilir. Bununla

birlikte savunmanın haklarının kısıtlanmasıyla sebep olunan zorlukların

yargılama sırasında yeteri kadar giderilmesi gerekir (A. ve diğerleri/Birleşik Krallık, B. No:

3455/05, 19/2/2009, § 205; benzer yönde AYM kararları için bkz. Yavuz Pehlivan ve diğerleri, B. No:

2013/2312, 4/6/2015, § 78).

73. AİHM’e göre yakalanan bir kimseye,

yakalanmasının temel maddi ve hukuki sebepleri basit bir dilde açıklanmalı ve

böylece kişi -eğer uygun görürse- yakalanmasının Sözleşme’nin 5. maddesinin (4)

numaralı fıkrası kapsamında kanuna uygunluğuna itiraz etmek üzere mahkemeye

başvurma imkânına sahip olabilmelidir. Sözleşme’nin 5. maddesinin (2) numaralı

fıkrası, verilen bilgilerin yakalanan kişiye isnat edilen suçların tam bir

listesini içermesini gerektirmemektedir (Bordovskiy/Rusya, B. No: 49491/99, 8/2/2005, § 56; Nowak/Ukrayna, B. No: 60846/10, 31/3/2011, §

63).

74. AİHM; ifadesi alınırken

başvurucuya erişimi kısıtlanan belgelerin içeriğine ilişkin sorular sorulmuş ve

başvurucunun tutukluluk kararına yönelik itirazında bu belgelerin içeriğine

atıfta bulunmuş olması durumunda başvurucunun tutukluluğa temel teşkil eden

belgelere erişiminin olduğuna, içerikleri hakkında yeterli bilgiye sahip

olduğuna ve bu nedenle de tutukluluk hâlinin gerekçelerine yeterli biçimde

itiraz etme imkânını elde ettiğine karar vermektedir (Ceviz/Türkiye, § 43; Hebat Aslan ve Firas Aslan/Türkiye, B.

No: 15048/09, 28/10/2014, § 62). Böyle bir durumda kişi, tutukluluğa temel

teşkil eden belgelerin içeriği hakkında yeterli bilgiye sahiptir.

75. Somut olayda başvurucuların,

İstanbul 3 No.lu Hâkimliğindeki sorgularında tekrarladıkları ve İstanbul

Cumhuriyet Başsavcılığında alınan savunmaları incelendiğinde haklarındaki suç

isnadına ilişkin temel bilgilere sahip olarak müdafileriyle birlikte suç

isnadına dayanak olan fotoğraf, tanık beyanları, iletişimin tespiti

tutanakları, bir kısım belge ve diğer delillere yönelik vasıflandırmada

bulunmak suretiyle ayrıntılı şekilde savunma yaptıkları görülmektedir.

Dolayısıyla başvurucuların ve müdafilerinin tutukluluğa temel teşkil eden

bilgilere erişimlerinin olduğu açıktır.

76. Suç işlendiği şüphesine

bağlı olarak özgürlükten yoksun bırakılmanın ilk aşamasında yapılan yargısal

denetimin kapsamı ile suçlamalara dayanak olan temel unsurların başvuruculara

veya müdafilerine bildirilmiş, başvuruculara bunlara itiraz etme imkânı

verilmiş olması dikkate alındığında başvurucuların salt kısıtlılık kararı nedeniyle

soruşturma dosyasına erişim imkânından yoksun bırakıldıkları ve bu itibarla

silahların eşitliği ve çelişmeli yargılama ilkelerinin ihlal edildiğinin kabulü

mümkün görülmemiştir. Öte yandan başvurucuların, kısıtlama kararı verilen

dosyada 5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (3) numaralı fıkrası uyarına

erişimleri kısıtlanamayan ifadelerini içeren tutanaklar ile bilirkişi raporları

ve hazır bulunmaya yetkili oldukları diğer adli işlemlere ilişkin tutanaklara

erişemedikleri yönünde bir iddiaları bulunmamaktadır. Başvuru formu ve

eklerinde soruşturma dosyasında verilen kısıtlama kararının soruşturma

sürecinde kaldırılıp kaldırılmadığı hususunda belge ve bilgi bulunmamakla

birlikte 5271 sayılı Kanun’un 153. maddesinin (4) numaralı fıkrası uyarınca

İstanbul 16. Ağır Ceza Mahkemesince iddianamenin kabul edildiği 7/10/2013

tarihi itibarıyla kısıtlılık, Kanun gereği kendiliğinden sona ermiş

bulunmaktadır.

77. Açıklanan nedenlerle

başvurucuların, soruşturmada kısıtlama kararı verilmesi nedeniyle dosya kapsamındaki

delillere temas edemedikleri ve aleyhlerine olan delilleri çürütme fırsatına

sahip olamadıkları iddialarına ilişkin olarak bir ihlalin olmadığı açık

olduğundan başvurunun bu kısmının açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar

verilmesi gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan

gerekçelerle;

A.

Başvurucuların,

1.

Hukuka aykırı olarak gözaltına alındıkları iddialarının başvuru yollarının tüketilmemiş olması,

2.

Tutuklanmalarının hukuki olmadığı iddialarının açıkça

dayanaktan yoksun olması,

3.

Soruşturma dosyasına erişimlerinin kısıtlandığı iddialarının açıkça dayanaktan yoksun olması

nedenleriyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucular

üzerinde bırakılmasına 15/10/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi. Başkan : Alparslan ALTAN Üyeler : Osman Alifeyyaz PAKSÜT Recep KÖMÜRCÜ Engin YILDIRIM Celal Mümtaz AKINCI Raportör : Aydın ŞİMŞEK Başvurucular : 1. İbrahim SÖNMEZ 2. Nazmiye KAYA Vekili : Av. Şehnaz TURAN

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm, E. 2013/3193, 15 Ekim 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru
  6. Süreci
  7. III. Olay Ve
  8. Olgular
  9. A. Olaylar
  10. B. İlgili
  11. IV. İnceleme Ve
  12. Gerekçe
  13. A. Başvurucuların
  14. B. Değerlendirme
  15. B. Yargılama giderlerinin başvurucular
  16. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
İkinci Bölüm
Başvuru No
2013/3193
Tarih
15 Ekim 2015

İlgili Kararlar

  • Saadet Ergün ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/4194)
  • Aligül Alkaya ve Diğerleri Başvurusu (B. No: 2013/1138)
  • R.v.y. A.ş. Başvurusu (B. No: 2013/1429)
  • Neriman Şan ve Niyazi Şan Başvurusu (B. No: 2013/6801)
  • B. K. Başvurusu (B. No: 2013/3334)
  • Hurşit Çetin Başvurusu (B. No: 2013/2610)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.