İçeriğe geç
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU
Uzmanlık
  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık
  • Şirket Danışmanlığı
  • Marka Hukuku
  • Telif Hukuku
  • Tahkim Hukuku
  • Gayrimenkul Hukuku
Makaleler
  • Tüm Makaleler
  • Aile Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Gayrimenkul Hukuku
  • Tazminat Hukuku
  • İdare ve Vergi Hukuku
  • Dolandırıcılık ve İBAN Mağduriyeti
  • Miras Hukuku
  • Trafik Hukuku
  • KVKK ve Veri Koruma Hukuku
  • Yapay Zeka ve Web3 Hukuku
  • Enerji ve Çevre Hukuku
  • Silah Suçları
  • Arabuluculuk
  • Ceza Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Medeni Hukuk
  • AİHM ve Anayasa Mahkemesi Başvuru
  • Delil Hukuku ve Emsal Kararlar
  • İş ve Sosyal Güvenlik Hukuku
  • İcra ve İflas Hukuku
  • Sağlık Hukuku ve Malpraktis
  • Fikri Mülkiyet, Marka ve Patent Hukuku
  • Uyuşturucu Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Kripto Para Hukuku
  • Borçlar Hukuku
  • Mevzuat ve Yargıtay Kararları
  • Forex Hukuku
  • Ticaret Hukuku
  • Tüketici Hukuku
  • Sigorta Hukuku
  • Yabancılar ve Vatandaşlık Hukuku
  • Örgütlü Suçlar
Kaynaklar

NE YAPMALIYIM?

  • Ne Yapmalıyım?
  • Avukat Seçme Rehberi
  • Uzaktan Temsil
  • Arabuluculuk

MEVZUAT

  • TCK Rehberi
  • CMK Rehberi
  • HMK Rehberi
  • Mevzuat

HUKUKI SÖZLÜK

  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Dilekçeler
  • İnfaz Hesaplama
Karar Arşivi
  • Yargıtay Kararları
  • Danıştay Kararları
  • AYM Bireysel Başvuru
  • AYM Norm Denetimi
  • İstinaf (BAM) Kararları
  • İlk Derece Mahkeme Kararları
  • Karar Arama
Vaka Sonuçları
Hakkımızda
  • Büro Profili
  • Özgeçmiş
  • Medyada Biz
  • Çalışma İlkelerimiz
  • Çalışma Metodolojimiz
  • Online Danışmanlık
  • Ödeme
  • Kariyer
İletişim
  1. Anasayfa
  2. /AYM Bireysel Başvuru Kararları
  3. /Birinci Bölüm

ANAYASA MAHKEMESİ · BİRİNCİ BÖLÜM

KARAR

Hurşit Çetin Başvurusu (B. No: 2013/2610)

1. Başvuru, Abdullah Öcalan’a uygulanın cezaevi koşullarını

Başvuru No2013/2610Tarih6 Ekim 2015Okuma18 dk · 3.565 kelime

KÜNYE

Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm Hurşit Çetin Başvurusu

Karar tarihi
6 Ekim 2015
Başvuru Numarası
2013/2610
Karar metni, AYM Kararlar Bilgi Bankası kaynağından olduğu gibi aktarılmıştır; metne müdahale edilmemiştir. Kişisel veriler maskelenmiştir. Bu karar için özgün analiz henüz yazılmamıştır.

Karar Metni

3.565 kelime·18 dk okuma·12 bölüm

I. BAŞVURUNUN

KONUSU

1. Başvuru, Abdullah Öcalan’a uygulanın cezaevi koşullarını

protesto etmek amacıyla görüşe çıkmayacağına dair dilekçe verilmesi nedeniyle

disiplin cezası ile cezalandırılmanın ifade özgürlüğünü ihlal ettiği

iddialarına ilişkindir.

II. BAŞVURU SÜRECİ

2. Başvuru, 11/4/2013 İzmir

Cumhuriyet Başsavcılığı vasıtasıyla yapılmıştır. Dilekçe ve eklerinin idari

yönden yapılan ön incelemesi neticesinde başvurunun belirlenen eksiklikleri

tamamlatılmış ve Komisyona sunulmasına engel teşkil edecek bir eksikliğinin

bulunmadığı tespit edilmiştir.

3. Başvurucu, bireysel başvuru harç ve masraflarını

karşılama imkânının bulunmadığını belirterek adli yardım talebinde bulunmuştur.

4. Birinci Bölüm Üçüncü Komisyonunca 18/4/2014

tarihinde, adli yardım talebinin kabulüne ve kabul edilebilirlik incelemesinin

Bölüm tarafından yapılmasına karar verilmiştir.

5. Bölüm Başkanı tarafından 5/1/2015

tarihinde, başvurunun kabul edilebilirlik ve esas incelemesinin birlikte

yapılmasına ve başvuru belgelerinin bir örneğinin görüş için Adalet Bakanlığına

(Bakanlık) gönderilmesine karar verilmiştir.

6. Başvuru konusu olay ve olgular 5/1/2015

tarihinde Bakanlığa bildirilmiştir. Bakanlık, tanınan ek süre sonunda görüşünü 6/3/2015 tarihinde Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

7. Bakanlık tarafından Anayasa Mahkemesine sunulan görüş,

başvurucuya 17/3/2015 tarihinde bildirilmiştir.

Başvurucu, karşı görüşlerini 24/3/2015 tarihinde

Anayasa Mahkemesine sunmuştur.

III. OLAY VE OLGULAR

A. Olaylar

8. Başvuru formu ve eklerinde ifade edildiği şekliyle

olaylar özetle şöyledir:

9. Başvurucu, başvuru tarihinde İzmir 2 No.lu T Tipi Kapalı

Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır.

10. Başvurucu, Bakanlığa yazdığı 8/10/2012

tarihli dilekçesi ile Abdullah Öcalan’a uygulandığını iddia ettiği tecridi

protesto etmek amacıyla kapalı ve açık görüşe çıkmayacağına dair bir dilekçe

vermiştir. Dilekçenin içeriği şöyledir:

“İmralı

cezaevinde ağır bir tecrit altında bulunan ve bir yıldan fazladır aile ve

avukat görüşü engellenen Kürt halk önderi sayın

Abdullah Öcalan ve siyasi tutsaklara uygulanan tecridi protesto etmek için

bundan sonra kapalı ve açık görüşe çıkmayacağımı belirtiyorum.”

11. Başvurucu ile aynı cezaevinde tutulan 49 kişi de anılan

dilekçe ile aynı içerikteki dilekçelerini Ceza İnfaz Kurumu idaresine

vermiştir. Bunun üzerine Ceza İnfaz Kurumu Disiplin Kurulu Başkanlığı tarafından

başvurucu ve diğer 49 kişi hakkında "Herhangi

bir şeyi protesto amacıyla veya idareye karşı toplu olarak sessiz direnişte

bulunmak" eyleminden soruşturma açılmıştır.

12. Yapılan disiplin soruşturması sonucunda Disiplin Kurulu

Başkanlığının 16/10/2012 tarihli ve K.2012/623 sayılı

kararı ile 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin

İnfazı Hakkındaki Kanun'un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendi

gereğince başvurucuya “3 ay süre ile

haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama”

cezası verilmiştir.

13. Anılan Disiplin Kurulu kararında 50 hükümlü/tutuklunun 8/10/2012 tarihli başvuruları ile “hükümlü Abdullah Öcalan’ın tabi tutulduğu infaz

rejimini ve Kürt dili ile ilgili bazı talep ve sıkıntılarını gerekçe göstererek

açık ve kapalı ziyaretçi görüşüne çıkmayacaklarını, bahse geçen konulardaki

uygulamalar protesto ettikleri” belirtilmiştir. Bu bağlamda Disiplin

Kurulu, protestoya katılan hükümlü/tutukluların "Herhangi bir şeyi protesto amacıyla veya idareye

karşı toplu olarak sessiz direnişte bulunmak" suçunu

işlediklerini tespit etmiştir.

14. Bunun üzerine başvurucu 30/10/2012

tarihinde anılan disiplin cezasına karşı Karşıyaka İnfaz Hâkimliğine itirazda

bulunmuş, itiraz dilekçesinde savunması alınmadan hakkında karar verildiğini ve

görüşe çıkmama cezasının cezaevinin güvenliğini tehlikeye sokmadığını ileri

sürmüştür.

15. İtirazı inceleyen Karşıyaka İnfaz Hâkimliği 28/2/2013 tarihli ve E.2012/2011, K.2013/837 sayılı kararı

ile verilen disiplin cezasının kanun ve tüzüğe uygun olduğu gerekçesiyle

itirazı reddetmiştir.

16. Anılan ret kararına karşı yapılan itiraz da Karşıyaka 2.

Ağır Ceza Mahkemesinin 28/3/2013 tarihli ve 2013/902

Değişik İş sayılı kararı ile reddedilmiştir.

17. Başvurucu karardan 28/3/2013

tarihinde haberdar olmuş ve 11/4/2013 tarihinde bireysel başvuruda bulunmuştur.

18. Başvurucu hakkında verilen disiplin cezası “3 ay süre ile mektup, faks, telgraf almaktan ve

göndermekten, telefon etmekten mahrum bırakma” şeklinde 24/6/2013 ile 22/9/2013 tarihleri arasında infaz edilmiştir.

B. İlgili Hukuk

19. 16/5/2001 tarihli ve 4675 sayılı İnfaz

Hâkimliği Kanunu’nun “İnfaz hâkimliğince

şikâyet üzerine verilen kararlar” kenar başlıklı 6. maddesinin (2)

numaralı fıkrası şöyledir:

“Şikâyet başvurusu üzerine infaz hâkimi, duruşma yapmaksızın

dosya üzerinden bir hafta içinde karar verir; ancak, gerek gördüğünde karar

vermeden önce şikâyet konusu işlem veya faaliyet hakkında resen araştırma

yapabilir ve ilgililerden bilgi ve belge isteyebilir; ayrıca ceza infaz kurumu

ve tutukevi ile ilgili Cumhuriyet savcısının da yazılı görüşünü alır. (Ek

cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) Disiplin cezasına

karşı yapılan şikâyet üzerine infaz hâkimi, hükümlü veya tutuklunun savunmasını

aldıktan ve talep edilen diğer delilleri toplayıp değerlendirdikten sonra

kararını verir. (Ek cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.)

Hükümlü veya tutuklu, savunmasını, hazır bulunmak ve vekaletnamesini ibraz

etmek koşuluyla avukatıyla birlikte veya avukatı aracılığıyla yapabilir. (Ek

cümle: 22/7/2010-6008 S.K./5.md.) İnfaz hâkimi gerekli

görmesi durumunda hükümlü veya tutuklunun savunmasını ceza infaz kurumunda da

alabilir.”

20. 13/12/2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve

Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 37. maddesi şöyledir:

“(1) Hükümlü hakkında kurumda, düzenli bir

yaşamın sürdürülmesi, güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun,

tüzük, yönetmelikler ile idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı

davranış ve tutumları, kusurlu olarak ihlâl ettiğinde, eyleminin niteliği ile

ağırlık derecesine göre Kanunda belirtilen disiplin cezaları uygulanır.

(2) Suç oluşturan eylemlerden dolayı açılan

kamu davası, disiplin soruşturması yapılmasını ve cezanın uygulanmasını

engellemez”

21. 5275 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının (c) bendi şöyledir:

“(1) Haberleşme veya iletişim araçlarından

yoksun bırakma veya kısıtlama cezası, hükümlünün bir aydan üç aya kadar mektup,

faks ve telgraf almak ve yollamaktan, televizyon izlemekten, radyo dinlemekten,

telefon etmekten ve diğer iletişim araçlarından yararlanmaktan tamamen veya

kısmen yoksun bırakılmasıdır.

(2) Bu cezayı gerektiren eylemler şunlardır:

…

c) Herhangi bir şeyi protesto amacıyla veya

idareye karşı toplu olarak sessiz direnişte bulunmak.

…”

IV. İNCELEME VE

GEREKÇE

22. Mahkemenin 6/10/2015 tarihinde

yapmış olduğu toplantıda başvurucunun 11/4/2013 tarihli ve 2013/2610 numaralı

bireysel başvurusu incelenip gereği düşünüldü:

A. Başvurucunun

İddiaları

23. Başvurucu, hükümlü olarak bulunduğu İzmir 2 No.lu T Tipi

Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda açlık grevinde bulunan hükümlü arkadaşlarına destek

olmak amacıyla görüşe çıkmayacağına dair dilekçe vermesi üzerine hakkında

disiplin soruşturması başlatıldığını ve neticesinde kendisine “3 ay süre ile haberleşme veya iletişim araçlarından

yoksun bırakma veya kısıtlama” cezası verildiğini belirterek Anayasa'nın

25., 26. ve 36. maddelerinde tanımlanan ifade

özgürlüğü ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğini ileri sürmüş ve tazminat

talebinde bulunmuştur.

B. Değerlendirme

24. Başvuru formu ve ekleri incelendiğinde başvurucu Avrupa

İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (Sözleşme/AİHS) 6. maddesinin (1) numaralı fıkrası

ile (3) numaralı fıkrasının (b) ve (e) bentlerinin ihlal edildiğini ileri

sürmüştür. Ancak başvurucu adil yargılanma hakkına yönelik belirttiği maddelere

ilişkin olarak herhangi bir olaydan bahsetmediği gibi anılan fıkra ve bentlerin

neden ihlal edildiğine yönelik bir iddiada da bulunmamıştır. Bu nedenle başvuru

sadece Anayasa'nın 26. maddesinde tanımlanan ifade özgürlüğü iddiaları yönünden

incelenmiştir.

25. Öte yanda başvurucunun ifade özgürlüğüne ilişkin

iddiaları yönünden başvuru formu incelendiğinde her ne kadar başvurucu açlık

grevine destek olmak amacıyla protesto eyleminde bulunduğunu belirtmiş ise de

UYAP üzerinden yapılan incelemede başvurucunun Abdullah Öcalan ve diğer bazı hükümlülerin

tecrit altında tutulduğu iddiasıyla görüşe çıkmayacağına dair dilekçe verdiği

tespit edilmiştir. Bakanlık görüşünde de belirtildiği üzere başvurucu tek

başına değil, diğer 49 hükümlü/tutuklu ile birlikte aynı içerikte dilekçe

vererek toplu olarak yapılan protesto eylemine katılmıştır. Bu nedenle

başvurucunun ifade özgürlüğüne dair iddiaları diğer 49 hükümlü/tutuklu ile

birlikte Ceza İnfaz Kurumuna verilen dilekçe temelinde incelenmiştir.

26. Başvurucu, görüşlerini ifade etmek için kapalı ve açık

görüşe çıkmayacağına dair verdiği dilekçe nedeniyle disiplin cezası almasının

ifade özgürlüğünü ihlal ettiğini ileri sürmüştür.

27. Bakanlık görüşünde başvurunun kabul edilebilirliğine

ilişkin olarak herhangi bir husus belirtilmemiştir. Bununla birlikte Bakanlık,

Sözleşme’nin 10. maddesinde ifade özgürlüğünün iki aşaması olduğu, bunlardan

ilkinin kanaat oluşturma, bu kapsamda bilgi edinebilme, bilgilere ulaşabilme;

ikincisinin ise elde ettiği bilgiler dâhilinde kişide oluşan kanaati her türlü

araçla açıklayabilme özgürlüğü bulunduğu belirtilmiştir.

28. Diğer taraftan Bakanlık ifade

özgürlüğüne yönelik bir müdahale olup olmadığı, gerçekleştirilen müdahalenin

yasayla öngörülmüş olup olmadığı, müdahalenin meşru amaçlara dayanıp

dayanmadığı ve müdahalenin demokratik bir toplumda gerekli olup olmadığı

temelinde incelenmesi gerektiğini belirterek ve Avrupa İnsan Hakları

Mahkemesi’nin (AİHM) bazı kararlarına atıfta bulunarak cezaevlerinde düzenin ve

disiplinin sağlanmasının çok önemli olduğundan dolayı kuralların daha sıkı

uygulanabileceğini ve bu tür uygulamaların Sözleşme’nin 10. maddesine uygun

olacağını ifade etmiştir. Öte yandan Bakanlık, başvuru konusu olayda başvurucunun

diğer 49 kişi ile birlikte aynı içerikli dilekçe vermesi nedeniyle disiplin cezası

ile cezalandırıldığını belirtmiştir.

29. Başvurucu, Bakanlık görüşüne karşı verdiği beyanda

görüşlerin tutarsız olduğunu, Anayasa’da güvence altına alınan dilekçe hakkını

kullanmaktan dolayı cezalandırıldığını, verilen ceza ile iletişiminin tamamen

kısıtlandığını ve bunun da tecrit boyutuna ulaştığını belirtmiştir.

30. Anayasa’nın “Düşünceyi

açıklama ve yayma hürriyeti” kenar başlıklı 26. maddesi şöyledir:

“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka

yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. Bu

hürriyet resmi makamların müdahalesi olmaksızın haber veya fikir almak ya da

vermek serbestliğini de kapsar. Bu fıkra hükmü, radyo, televizyon, sinema veya

benzeri yollarla yapılan yayımların izin sistemine bağlanmasına engel değildir.

Bu hürriyetlerin kullanılması, millî güvenlik, kamu düzeni,

kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ve Devletin ülkesi ve milleti

ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların önlenmesi, suçluların cezalandırılması,

Devlet sırrı olarak usulünce belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının

şöhret veya haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü

meslek sırlarının korunması veya yargılama görevinin gereğine uygun olarak

yerine getirilmesi amaçlarıyla sınırlanabilir.

Haber ve düşünceleri yayma araçlarının kullanılmasına

ilişkin düzenleyici hükümler, bunların yayımını engellememek kaydıyla,

düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin sınırlanması sayılmaz.

Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyetinin kullanılmasında

uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla düzenlenir.”

31. Sözleşme’nin 10. maddesi şöyledir:

“1. Herkes ifade özgürlüğü hakkına sahiptir. Bu hak, kamu

makamlarının müdahalesi olmaksızın ve ülke sınırları gözetilmeksizin, kanaat

özgürlüğünü ve haber ve görüş alma ve de verme özgürlüğünü de kapsar. Bu madde,

Devletlerin radyo, televizyon ve sinema işletmelerini bir izin rejimine tabi

tutmalarına engel değildir.

2. Görev ve sorumluluklar da yükleyen bu özgürlüklerin

kullanılması, yasayla öngörülen ve demokratik bir toplumda ulusal güvenliğin,

toprak bütünlüğünün veya kamu güvenliğinin korunması, kamu düzeninin sağlanması

ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya ahlakın, başkalarının şöhret ve

haklarının korunması, gizli bilgilerin yayılmasının önlenmesi veya yargı

erkinin yetki ve tarafsızlığının güvence altına alınması için gerekli olan bazı

formaliteler, koşullar, sınırlamalar veya yaptırımlara tabi tutulabilir.”

32. Anayasa’nın 26. maddesinde ifade özgürlüğünün kullanımında

başvurulabilecek araçlar “söz, yazı, resim

veya başka yollar” olarak ifade edilmiş ve “başka yollar” ifadesiyle her türlü ifade

aracının anayasal koruma altında olduğu gösterilmiştir (Emin Aydın [GK], B. No: 2013/2602, 23/1/2014, § 43).

33. İfade özgürlüğü; insanın serbestçe haber ve bilgilere,

başkalarının fikirlerine ulaşabilmesi, edindiği düşünce ve kanaatlerden dolayı

kınanamaması ve bunları tek başına veya başkalarıyla ve çeşitli yollarla

serbestçe ifade edebilmesi, anlatabilmesi, savunabilmesi, başkalarına

aktarabilmesi ve yayabilmesi anlamına gelir (Emin

Aydın [GK], § 40).

34. Somut olayda başvurucunun, Abdullah Öcalan ve diğer bazı

hükümlülere tecrit uygulandığı iddiası ile bu durumu protesto etmek amacıyla

kapalı ve açık görüşe çıkmayacağını belirten bir dilekçe yazmasının bir çeşit

ifade yöntemi olduğu hususunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.

35. Hükümlü ve tutuklular, Anayasa’nın ve Sözleşme’nin ortak

alanı kapsamında kalan temel hak ve hürriyetlerin tamamına kural olarak

sahiptirler (Mehmet Reşit Arslan ve

diğerleri, B. No: 2013/583, 10/12/2014, §

65; Hirst/Birleşik Krallık (No. 2), B. No:

74025/01, 6/10/2005, § 69). Bu bağlamda hükümlü ve tutukluların ifade özgürlüğü

de (Yankov/Bulgaristan, B. No: 39084/97, 11/12/2003; T./Birleşik

Krallık, B. No: 8231/78, 12/10/1983) Anayasa ve Sözleşme kapsamında

koruma altındadır.

36. Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen

istisnalar gereğince ifade özgürlüğü mutlak bir hak niteliğinde değildir.

Sınırlanabilir nitelikte olmasına rağmen ifade özgürlüğünün demokratik

toplumlar için önemi gözetildiğinde sınırlamaların daha dar yorumlanması ve bir

sınırlamanın gerekliliğinin inandırıcı ve makul olması gerekmektedir (Yankov/Bulgaristan, § 129). Temel hak ve özgürlüklerin

sınırlandırılmasında Anayasa’nın 13. maddesindeki ölçütler göz önüne alınmak

zorundadır. Bu sebeple ifade özgürlüğüne getirilen sınırlamaların denetiminin

Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan ölçütler çerçevesinde ve 26. maddesi

kapsamında yapılması gerekmektedir (Abdullah

Öcalan [GK], B. No: 2013/409, 25/6/2014, §

70).

37. Öte yandan cezaevinde bulunmanın kaçınılmaz sonucu olarak

suçun önlenmesi ve disiplinin sağlanması gibi cezaevinde güvenliğin ve düzenin

korunmasına yönelik kabul edilebilir gerekliliklerin olması durumunda

mahkûmların sahip olduğu haklara sınırlama getirilebilecektir. Ancak bu durumda

dahi hükümlü ve tutukluların haklarına yönelik herhangi bir sınırlandırma makul

ve ölçülü olmalıdır (Silver ve

diğerleri/Birleşik Krallık, B. No: 5947/72 …,

23/3/1983, §§ 99-105).

38. Açıklanan ilkeler doğrultusunda başvuruya konu olayda

ifade özgürlüğünün ihlal edilip edilmediğinin değerlendirilirken öncelikle

müdahalenin mevcut olup olmadığının, sonrasında ise müdahalenin haklı sebeplere

dayanıp dayanmadığının belirlenmesi gerekmektedir.

1. Müdahalenin Mevcudiyeti

39. Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olan başvurucu, Abdullah

Öcalan ve diğer bazı hükümlülere tecrit uygulandığı iddiası ile bu durumu

protesto etmek amacıyla diğer 49 tutuklu ve hükümlü ile birlikte kapalı ve açık

görüşe çıkmayacağına dair dilekçe vermesi nedeniyle disiplin cezası ile

cezalandırılmıştır. Dolayısıyla verilen disiplin cezasının, başvurucunun

kendini ifade etmek için başlattığı eylem temelinde ifade özgürlüğüne yönelik

bir müdahale oluşturduğu açıktır.

2. Müdahalenin İhlal Oluşturup Oluşturmadığı

40. Yukarıda anılan müdahale Anayasa’nın 26. maddesinin

ikinci fıkrasında belirtilen haklı sebeplerden bir veya daha fazlasına

dayanmadığı ve Anayasa’nın 13. maddesinde belirtilen koşulları yerine

getirmediği müddetçe Anayasa’nın 26. maddesinin ihlalini teşkil edecektir. Bu

nedenle sınırlamanın; Anayasa’nın 13. maddesinde öngörülen öze dokunmama,

Anayasa’nın ilgili maddesinde belirtilmiş olma, kanunlar tarafından öngörülme,

Anayasa’nın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum düzeninin ve laik Cumhuriyetin

gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olmama koşullarına uygun olup

olmadığının belirlenmesi gerekir.

a. Kanunilik

41. Başvurucu, Anayasa’nın 26. maddenin beşinci fıkrasında

yer alan “Düşünceyi açıklama ve yayma

hürriyetinin kullanılmasında uygulanacak şekil, şart ve usuller kanunla

düzenlenir” hükmüne ve Anayasa’nın 13. maddesinde yer alan temel hak

ve özgürlüklerin ancak “kanunla

sınırlanabileceği” kuralının gereğine aykırılık bulunduğuna ilişkin

bir iddiada bulunmamıştır. Yapılan değerlendirmeler neticesinde 5275 sayılı

Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı fıkrasının (c) bendinin öngörülebilir ve

ulaşılabilir bir şekilde “Herhangi bir şeyi

protesto amacıyla veya idareye karşı toplu olarak sessiz direnişte bulunmak.” eylemine karşılık disiplin

yaptırımını kabul ettiğinden başvurucunun ifade özgürlüğüne yönelik müdahalenin

kanuni dayanağı olduğu açıktır.

b. Meşru Amaç

42. İfade özgürlüğüne yapılan bir müdahalenin meşru

olabilmesi için Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen millî

güvenlik, kamu düzeni, kamu güvenliği, Cumhuriyetin temel nitelikleri ile

devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünün korunması, suçların

önlenmesi, suçluların cezalandırılması, devlet sırrı olarak usulünce

belirtilmiş bilgilerin açıklanmaması, başkalarının şöhret veya haklarının, özel

ve aile hayatlarının yahut kanunun öngördüğü meslek sırlarının korunması veya

yargılama görevinin gereğine uygun olarak yerine getirilmesi amaçlarına yönelik

olması gerekir (Mehmet Ali Aydın [GK],

B. No: 2013/9343, 5/6/2015, § 57).

43. Başvuru konusu olayda başvurucunun hükümlü olması

nedeniyle yukarıdaki paragrafta belirtilen meşru amaçların cezaevinin kendi

koşulları açısından değerlendirilmesi gerekir. Bu çerçevede protesto yapmak

nedeniyle disiplin cezası verilmesi açısından ceza infaz kurumlarında hükümlü

ve tutukluların hak ve özgürlüklerinin sınırlandırılmasında temel meşru amaç;

kamu düzeni ve suçların önlenmesi genel amacı temelinde cezaevinde güvenliğin

ve disiplinin sağlanmasıdır. Protesto yapmak nedeniyle başvurucuya disiplin

cezası verilmesinin cezaevi düzeninin, güvenliğinin sağlanması ve suçun

önlemesi amacıyla yapıldığı, bunun da Anayasa’nın ifade özgürlüğüne ilişkin 26.

maddesinin ikinci fıkrası kapsamında meşru bir amaç taşıdığı sonucuna

varılmıştır.

c. Demokratik Toplum Düzeninde Gerekli Olma ve

Ölçülülük

44. İfade özgürlüğü bazı sınırlandırmalara tabi olabilir.

İfade özgürlüğüne ilişkin olarak Anayasa’nın 26. maddesinin ikinci fıkrasında

sayılan sınırlandırmaların Anayasa’nın 13. maddesinin güvencesinde olan

demokratik toplum düzeninin gerekleri ve ölçülülük ilkeleriyle bağdaşıp

bağdaşmadığı konusunda bir değerlendirme yapılması gerekmektedir (Mehmet Ali Aydın [GK], § 64).

45. 1982 Anayasası’nda belirtilen “demokratik toplum düzeni” kavramı, çağdaş ve özgürlükçü bir

anlayışla yorumlanmalıdır. “Demokratik

toplum düzeni” ölçütü, Anayasa’nın 13. maddesi ile AİHS’in “demokratik

toplum düzeninin gerekleri” ölçütünün bulunduğu 8.,

9., 10. ve 11. maddelerindeki benzerliği açıkça yansıtmaktadır. Bu itibarla

demokratik toplum ölçütü; çoğulculuk, hoşgörü, açık fikirlilik ve tolerans

temelinde yorumlanmalıdır (Mehmet Ali Aydın [GK],

§ 65).

46. Demokrasiler, temel hak ve özgürlüklerin en geniş ölçüde

sağlanıp güvence altına alındığı rejimlerdir. Demokratik bir hukuk devletinde,

temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunup tümüyle kullanılamaz hâle getiren

sınırlamalara yer verilemez. Anayasa’nın temel hak ve hürriyetlerin

sınırlanmasını düzenleyen 13. maddesinde de temel hak ve özgürlüklerin özlerine

dokunulmaksızın yalnızca Anayasa’da öngörülen sebeplerle ve ancak kanunla

sınırlanabileceği kabul edilmiştir. Anayasal açıdan dokunulamayacak öz, her temel

hak ve özgürlük açısından farklılık gösterir. Bununla birlikte kanunla

getirilen sınırlamanın hakkın özüne dokunmadığının kabulü için temel hakların

kullanılmasını ciddi surette güçleştirip amacına ulaşmasına engel olmaması ve

etkisini ortadan kaldırıcı bir nitelik taşımaması gerekir (Mehmet Ali Aydın [GK], § 66).

47. Temel hak ve özgürlüklerin özlerine dokunulmaksızın

yapılan sınırlamalarda ise bu sınırlamaların demokratik toplum düzeninin

gerekleri ile ölçülülük ilkesine aykırı olamayacağı belirtilmiştir. Bir başka

deyişle öze dokunan sınırlamalar, “demokratik toplum düzeni gerekleri” ve

“ölçülülük ilkesi”ne öncelikle aykırı olacağından

anayasa koyucu, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan sınırlamalar yönünden

“demokratik toplum düzeni gerekleri” ve “ölçülülük ilkesi” çerçevesinde ayrıca

inceleme yapılmasına gerek görmemiştir (Mehmet

Ali Aydın [GK], § 67).

48. Öze dokunma yasağını ihlal etmeyen müdahaleler yönünden

gözetilmesi öngörülen “demokratik toplum düzeninin gerekleri” kavramı, öncelikle

ifade özgürlüğü üzerindeki sınırlamaların zorunlu ya da istisnai tedbir

niteliğinde olmalarını, başvurulabilecek en son çare ya da alınabilecek en son

önlem olarak kendilerini göstermelerini gerektirmektedir. “Demokratik toplum

düzeninin gerekleri”nden olma, bir sınırlamanın

demokratik bir toplumda zorlayıcı bir toplumsal ihtiyacın karşılanması amacına

yönelik olmasını ifade etmektedir. Buna göre sınırlayıcı tedbir, bir toplumsal

ihtiyacı karşılamıyorsa ya da başvurulabilecek en son çare niteliğinde değilse

demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun bir tedbir olarak

değerlendirilemez (Mehmet Ali Aydın

[GK], § 68).

49. Demokratik toplumun temellerinden olan ifade özgürlüğünün

sadece lehte olduğu kabul edilen ya da zararsız veya ilgilenmeye değmez görülen

ifadeler için değil; devletin veya toplumun bir bölümünü eleştiren, onlara

çarpıcı gelen, onları rahatsız eden ifadeler için de geçerli olduğu

kuşkusuzdur. Çünkü bunlar, demokratik toplum düzeninde geçerli olan

çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gerekleridir (Handyside/Birleşik Krallık, B. No: 5493/72, 24/9/1976,

§ 49).

50. İnfaz hukukuna ilişkin disiplin suç ve cezaları, 5275

sayılı Kanun’un sekizinci bölümünde düzenlenmiş; bu çerçevede uygulanacak

disiplin suç ve cezalarının amacı, mahiyeti, kapsamı, sınırları ve uygulanma

koşulları 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesinde açıklığa kavuşturulmuştur.

Kanun’daki disiplin suç ve cezaları yönünden genel hüküm niteliğindeki bu madde

uyarınca bu Kanun kapsamındaki bir disiplin suçunun oluşabilmesi ve cezasının

uygulanabilmesi için sadece her bir disiplin suçu yönünden belirlenen özel

hükümdeki şartların gerçekleşmesi yeterli olmayıp ayrıca 37. maddedeki

şartların da gerçekleşmesi gerekmektedir. 5275 sayılı Kanun’un 37. maddesine

göre hükümlü hakkında ceza infaz kurumunda düzenli bir yaşamın sürdürülmesi,

güvenliğin ve disiplinin sağlanması bakımından kanun, tüzük, yönetmelikler ile

idarenin uyulmasını emrettiği veya gerekli kıldığı davranış ve tutumları, kusurlu

olarak ihlal ettiğinde eyleminin niteliği ile ağırlık derecesine göre Kanun’da

belirtilen disiplin cezaları uygulanacaktır (AYM, E.2013/6, K.2013/111, 10/10/2013).

51. 5275 sayılı Kanun’un 42. maddesinin (2) numaralı

fıkrasının (c) bendinde ceza infaz kurumlarında gerçekleştirilecek "Herhangi bir şeyi protesto amacıyla veya idareye

karşı toplu olarak sessiz direnişte bulunmak" eyleminin bazı

etkinliklere katılmaktan alıkoyma disiplin cezası ile cezalandırılacağı hüküm

altına alınmıştır. Buna göre Kanun’un 37. maddesi de dikkate alındığında Ceza

İnfaz Kurumunda tek başına protesto eylemi yapılmasının disiplin suçunun

oluşabilmesi için yeterli olmayıp bu eylemin Ceza İnfaz Kurumundaki güvenliği

veya disiplini bozacak ya da düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde

gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

52. Somut olayda başvurucu, Abdullah Öcalan ve diğer bazı

hükümlülere tecrit uygulandığı iddiası ile ve bu durumu protesto etmek amacıyla

diğer 49 tutuklu ve hükümlü ile birlikte kapalı ve açık görüşe çıkmayacağına

dair dilekçe vermiştir (bkz. § 11). Bunun dışında herhangi farklı bir amacı

olduğuna dair yapılan disiplin soruşturması esnasında ve sonrasında idareye

herhangi bir açıklamada bulunmamıştır. Yukarıda belirtilen ilkeler

doğrultusunda her türlü protesto eylemi değil, sadece bu eylemlerin ceza infaz

kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak veya ceza infaz kurumlarındaki

düzenli yaşamın sürdürülmesini önleyecek şekilde gerçekleştirilmesi hâlinin

disiplin cezasına bağlandığı kabul edilmelidir. Dolayısıyla somut olay

açısından esas olan başvurucunun katıldığı protestonun ceza infaz

kurumlarındaki güvenliği veya disiplini bozacak nitelikte olup olmadığının

incelenmesidir. Bu bağlamda ceza infaz kurumlarındaki güvenliği veya disiplini

bozacak şekilde protesto yapmanın disiplin müeyyidesine bağlanması, tek başına

ifade özgürlüğünün ihlali sonucunu doğurmayacaktır.

53. Başvurucu ve diğer 49 hükümlü/tutukluyla beraber hareket

ederek PKK terör örgütü lideri Abdullah Öcalan ve diğer bazı hükümlülere tecrit

uygulandığı iddiası ile bu durumu protesto etmek amacıyla kapalı ve açık görüşe

çıkmayacaklarını Ceza İnfaz Kurumu idaresine bildirmişlerdir. Protestoya konu

olayın terör örgütü liderine ilişkin olması ve toplu hareket ederek belirli bir

organizasyon içinde hareket edilmesi Ceza İnfaz Kurumu idaresi tarafından Ceza

İnfaz Kurumunun düzeni ve güvenliği açısından tehdit olarak

değerlendirilmiştir. Bu tehdide yönelik olarak Ceza İnfaz Kurumu idaresi, çok

ağır olduğu söylenemeyecek bir disiplin cezası ile düzenin ve güvenliğin

bozulmasını engellemeye yönelik hareket etmiştir.

54. Ceza infaz kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması

için toplu eylemlere karşı daha hassas olunması gerektiğinde herhangi bir

tereddüt bulunmamaktadır. Eylemin, pasif veya sessiz olması ya da somut

olaydaki gibi sadece kendilerine tanınan bazı imkânlardan faydalanmaksızın

kendi imkânlarına yönelik olması bu durumu değiştirmemektedir. Özellikle terör

örgütü temelinde hareket edilmesi hâlinde bu durum açıkça ortaya çıkmaktadır.

Başvuru konusu olayda da terör örgütü liderinin tutulma koşullarına yönelik bir

protesto olması ve bu protestonun toplu olarak yapılması Ceza İnfaz Kurumunun

düzeni ve güvenliği açısından idarenin daha hassas davranmasını gerektirdiği

açıktır. Bu nedenle başvurucuya verilen disiplin cezası, ceza infaz

kurumlarında düzenin ve güvenliğin sağlanması, dolayısıyla kamu düzeninin

sağlanması amacıyla demokratik toplum düzeni bakımından alınması gereken

tedbirler kapsamında kalması kapsamında değerlendirilmiştir. Bu şekilde

demokratik toplum düzeni bakımından alınması gerekli tedbirler kapsamında

başvurucunun ifade özgürlüğü sınırlandırılırken ceza infaz kurumunda düzeninin

sağlanması şeklindeki kamu yararı ile kişilerin ifade özgürlüğü arasında makul

dengenin kurulamadığı kabul edilemez (Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Atilla ve diğerleri/Türkiye (k.k.), B. No: 18139/07, 11/5/2010).

55. Öte yandan başvurucu “3

ay süre ile haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakma veya kısıtlama”

ile cezalandırılmıştır. 5275 sayılı Kanun’un öngördüğü disiplin cezaları ile

karşılaştırıldığında ağır sonuçlar doğurmayan ceza, başvurucunun üç ay süre ile

hükümlünün bir aydan üç aya kadar mektup, faks ve telgraf almak ve yollamaktan,

televizyon izlemekten, radyo dinlemekten, telefon etmekten ve diğer iletişim

araçlarından yararlanmaktan tamamen veya kısmen yoksun bırakılmasını

öngörmektedir. Bu bağlamda başvurucunun ziyaretçi kabulüne ve kurum tarafından

düzenlenecek diğer aktivitelere katılımının engellenmesi söz konusu

olmadığından tecrit şartlarının oluştuğu da değerlendirilemez. Öte yandan

disiplin cezası “3 ay süre ile mektup, faks,

telgraf almaktan ve göndermekten, telefon etmekten mahrum bırakma”

şeklinde infaz edilmiş ve 5275 sayılı Kanun’un öngördüğü televizyon izlemekten,

radyo dinlemekten mahrum bırakma başvurucu açısından uygulanmamıştır (bkz. §

18). Dolayısıyla verilen disiplin cezasının, cezaevinde düzenin ve disiplinin

sağlanması amacını gerçekleştirmek için ölçüsüz bir müdahale olduğu söylenemez

(Benzer yöndeki AİHM kararı için bkz. Atilla

ve diğerleri/Türkiye (k.k)).

56. Açıklanan nedenlerle ifade özgürlüğüne yönelik bir

ihlalin olmadığı açık olduğundan başvurunun açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle kabul edilemez olduğuna karar verilmesi

gerekir.

SONUÇ / HÜKÜM

V. HÜKÜM

Açıklanan gerekçelerle;

A. Başvurunun açıkça

dayanaktan yoksun olması nedeniyle KABUL EDİLEMEZ OLDUĞUNA,

B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına

6/10/2015 tarihinde OYBİRLİĞİYLE karar verildi.

Başkan y. : Burhan ÜSTÜN Üyeler : Serruh KALELİ Hicabi DURSUN Kadir ÖZKAYA Rıdvan GÜLEÇ Raportör : Murat ŞEN Başvurucu : Hurşit ÇETİN

Anayasa Mahkemesi Birinci Bölüm, E. 2013/2610, 6 Ekim 2015 tarihli karar · Kaynak: AYM Kararlar Bilgi Bankası

Bu karar size uygun mu?

Davanızda bu kararın emsal değerini değerlendirmek için avukat desteği alın.

Görüşme Planla

BU SAYFADA

  1. Künye
  2. Karar Metni
  3. I. Başvurunun
  4. Konusu
  5. II. Başvuru Süreci
  6. III. Olay Ve Olgular
  7. A. Olaylar
  8. B. İlgili Hukuk
  9. IV. İnceleme Ve
  10. Gerekçe
  11. A. Başvurucunun
  12. B. Değerlendirme
  13. A. Başvurunun açıkça
  14. B. Yargılama giderlerinin başvurucu üzerinde bırakılmasına
  15. Sonuç / Hüküm

Karar Bilgileri

Mercii
Anayasa Mahkemesi
Bölüm
Birinci Bölüm
Başvuru No
2013/2610
Tarih
6 Ekim 2015

İlgili Kararlar

  • Denktaş Nakliyat Turizm Ltd. Şti. Başvurusu (B. No: 2013/3963)
  • Mehmet Demirtaş Başvurusu (B. No: 2013/6098)
  • Oktay Öztürk Başvurusu (B. No: 2013/6800)
  • Sermet Gökçe Başvurusu (B. No: 2013/3736)
  • Sevinj İbrahimova Başvurusu (B. No: 2013/7512)
  • Kemal İnan Başvurusu (B. No: 2013/1524)

Tüm Arşiv

AYM Bireysel Başvuru KararlarıYargıtay Kararları
ACAYCAN CEYLANAVUKATLIK BÜROSU

Siber suç ve ağır ceza odaklı butik hukuk bürosu. Bilişim, kripto ve dolandırıcılık mağduriyeti ile trafik kazası davalarında uzman avukatlık desteği.

InstagramLinkedIn

Hukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

MENÜ

  • Anasayfa
  • Uzmanlık Alanı
  • Makaleler
  • Makale Arşivi
  • Online Danışmanlık
  • Hakkımızda
  • Medyada Biz
  • Kariyer
  • Ödeme
  • İletişim

UZMANLIK

  • Ceza Hukuku
  • Bilişim Suçları
  • Bilişim Hukuku
  • İnternet Hukuku
  • Forex ve Yatırım Dolandırıcılığı Hukuku
  • Kripto Paralar Hukuku
  • Finans Hukuku
  • Hukuki Danışmanlık

HUKUKI KAYNAKLAR

  • Ne Yapmalıyım?
  • Uzaktan Temsil
  • Avukat Seçme Rehberi
  • International
  • Dilekçe şablonları
  • Hukuki Sözlük
  • Soru-Cevap
  • Yargıtay Kararları
  • İnfaz Hesaplama
  • Arabuluculuk
  • llms.txt(AI keşif)

POPÜLER ARAMALAR

  • Siber Suç Avukatı
  • Dolandırıcılık Avukatı
  • Ağır Ceza Avukatı
  • Ceza Avukatı
  • Ceza Soruşturması Avukatı
  • IBAN Mağduru
  • Uyuşturucu Suçları Avukatı
  • Cinayet Avukatı

İLETIŞIM

  • Turkiye
  • 0 (850) 308 38 83
  • 0 (850) 308 38 83
  • [email protected]
  • Pazartesi — Cuma · 09:00 – 18:00

Aycan Ceylan

Hukuki Uyarı: Bu sitedeki tüm içerik, görsel ve veriler telif hakkı ile korunmaktadır. Sayfa kaynağını görüntüleme, sağ tıklama, kopyalama, öğeyi denetleme (DevTools) ve scraping dahil tüm kullanıcı etkileşimleri 6698 sayılı KVKK ve 5651/5237 sayılı Kanunlar uyarınca IP adresi, oturum bilgisi, tarayıcı/cihaz bilgileri ile birlikte loglanmaktadır. İzinsiz veri çekilmesi, kopyalanması veya tersine mühendislik halinde yasal işlem başlatılır. © Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.
© 2025 Aycan Ceylan Avukatlık Bürosu — Tüm hakları saklıdır.KVKK Aydınlatma MetniHukuki danışmanlık · Uzmanlık odaklı yaklaşım

KVKK Bilgilendirmesi

Bu site deneyiminizi iyileştirmek için çerez kullanır. Devam ederek kabul etmiş sayılırsınız. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde, kişisel verilerinizin KVKK aydınlatma metni kapsamında işlendiğini kabul etmiş sayılırsınız.

KVKK Aydınlatma Metni
1. Format
2. Tarih / Saat
3. Bilgiler

Görüşme formatını seçin

Tarih ve saat seçin

Randevu en az 30 dakika sonrası için verilebilir. Ofis saatleri: Pzt–Cum 09:00 – 18:00.

İletişim bilgileriniz

Randevunuz alınacak ve ödeme işlemi için sizi telefonunuzdan arayacağız.